Kılıçdaroğlu: Komuta Kademesi Haddini Bilsin, Siyaset Askerin İşi Değil

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisini eleştirdiği konuşmasının TSK komutanları tarafından alkışlanmasına sert tepki göstererek, “Komuta kademesi haddini bilsin, siyaset askerin işi değildir” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında HDP’ye yönelik kapatma davasının demokrasi dışı bir uygulama olduğu mesajını veren “Demokrasiye inanıyorsak düşünce özgürlüğüne de inanacağız. Siyasal partilerin kapatılması askeri dönemlere ait bir gelenektir. Artık demokrasilerde siyasal partiler kapatılmaz. Partileri kapatıp, Hazine yardımını kesmek gibi demokrasi dışı uygulamaları asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sinan Ateş cinayetiyle ilgili açıklama yapan Kılıçdaroğlu, CHP’nın “şehidin hakkını savunacağını”, bunun CHP ülkücülerine karşı sorumluluğu olduğunu belirtti ve CHP’de önemli bir ülkücü varlığı olduğunun altını çizdi.

CHP Genel Başkanı, Bahçeli’ye hitaben, “Yanında azmettiricileri barındırıyorsan teslim edeceksin. Mafyayla fotoğraf vere vere yanındaki gençlere yanlış mesaj verdin. Bir şehit var bu kan yerde kalmayacak, kapısına gelen azmettiricileri teslim edeceksin. Biz Sinan’ın kızlarına mutlaka adaleti getireceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“CHP olarak demokrasiye inanıyoruz. Olmazsa olmazımızdır. T.C.’nin ikinci yüzyılında cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak bunun içindir ki sloganımızdır.

Yeni bir yüzyıla güzelce, gülümseyerek, huzur içinde girmeliyiz. Önümüzdeki seçimler bu bağlamda önemli. Siyasi partilerin kapatılması askeri dönemlere ait bir dönemdir.

Demokrasilerde siyasi partiler kapatılmaz. O nedenle partileri kapatıp hazine yardımını kesmek gibi demokrasi dışı uygulamaları asla kabul etmiyoruz doğru da bulmuyoruz.

Öyle bir noktaya geldik ki tehdit ediyorlar. Gücü elinde tutan tehdit etmeye başlıyor. ‘Dokunulmazlığınızı kaldırırız’ diyorlar. Ali Mahir Başarır ve Lütfü Türkkan.

Açık ve net söylüyorum bizim, CHP’lilerin, milletvekillerinin ben dahi dokunulmazlıklarını kaldırmazsanız namertsiniz. Biz kul hakkı yemedik ki korkalım.

Düşüncelerimizden ötürü mü yargılamak istiyorsanız, yargılayın. Yolsuzluk yapmadık ki korkalım, sizler gibi değiliz. Sizlere de benzemek istemiyoruz. Hesap verilecekse korkmayız.

Parlamentonun geleneklerini ayaklar altına alıyorlar. Korkmuyoruz, korkmayacağız. İnandığımız yolda kararlılıkla yürüyeceğiz, yürüyeceğiz, yürüyeceğiz.

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Öncelikle kalemini satmayan, haber peşinde koşan, öğrendiği haberi doğrulatan, sonra bunu haberleştiren namuslu bütün gazetecilere hepimizin şükran borcu var. Onurlu bir gazeteci asla kalemini satmaz.

Onuruyla haberini yapar. Bir baskıyla karşılaştığında da çekinmez ve ürkmez. Haberini bir gazeteci ideali içinde yazar ve kamuoyunu bilgilendirir. Gazetecilerin gerçek demokrasilerde dördüncü güç olarak algılanmasının temel felsefesi de budur.

Ocak ayının gazeteciliğimiz açısından büyük acılar barındırdığını bilmenizi isterim. Metin Göktepe, Uğur Mumcu onlardan biriydi. Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink onlardan biriydi.

Bu gazetecilerimiz farklı tarihlerde ama birer ocak ayında katledildiler. Basın özgürlüğünün olmadığını, sansür uygulandığını biliyoruz, doğru haberlere yasak getirildiğinin farkındayız. Kalemini satan ama kendilerine gazeteci diyenleri de biliyoruz.

Televizyonlara çıkıp AK Parti adına konuşan, kalemini satan, düşüncesini satan, aklını saraya kiralayan sözde gazetecileri de biliyoruz. Bu ülkeye demokrasi geldiğinde onlar televizyona çıkamayacaktır.

Kalemini satmayan gazetecilerin günü kutlu olsun. Evrensel gazetesine ilan vermiyorlar. Bunları da yeniden düzenleyeceğiz.

Ahlakı, adaleti egemen kılacağız. Evrensel’e, Yeni Asya Gazetesi’ne ilan verilmiyor. Akıl var mantık var. Bunların tamamını değiştireceğiz. Hiç kimse endişe etmesin, bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi ya getireceğiz ya getireceğiz.

Güvenlik güçlerimizin örgütlenmesine izin vereceğiz. Polisin intihar ettiği değil, emekli olduğu bir süreci başlatacağız. Uzman jandarma okullarında geçen sürenin hizmetten sayılmasını sağlayacağız. Bunu da Bay Kemal’in sözü olarak bir köşeye yazın.

“Bay Kemal varsa adalet vardır”

Sözleşmeli uzman çavuş olmaz, vatan savunmasının sözleşmesi olmaz. Tamamını kadrolu yapacağız. Astsubaylarımıza sesleniyorum, verdiğiniz adalet mücadelesini biliyorum.

Bir olay var, bombayı imha et diye emir verene 8 tazminat ödeniyor, bombayı imha ederken şehit olan astsubaya tazminat verilmiyor. Bu garabeti kaldıracağız. Bay Kemal varsa adalet vardır, demokrasi vardır, insan hakları vardır, alın terine değer vardır.

Devletin görevini biliyoruz. Kamu yönetiminin bir amacı var. Toplumda huzuru, güveni sağlamak. Eğer huzuru ve güveni sağlamazsanız o zaman toplum kutuplaşır, kamplaşır ve iç çatışmalara zemin hazırlayan bir ortama sürüklenir.

Türkiye için en büyük risk şu anda budur. Sukunetimizi koruyacağız, vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Sandığa gittiğimiz zaman demokrasiden, insan haklarından yana bir anlayışla oyumuzu kullanacağız. Böylece Saray sosyetesini, beşli çetelere artık bu ülkeden temizleyip atacağız.

Elinizi vicdanınıza koyun ve düşün. Bu memlekette huzur var mı? Bu memlekette yarın sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz. 10 dakika sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Ekonomide, hayatta istikrar yok. İşsizlik almış başını gidiyor. İcra memurları giderek artıyor. Bütün bunlardan Türkiye’nin kurtulması lazım.

Bunun için sağlıklı, tutarlı, aklı başında bir iktidarın olması lazım. Hakim dediğiniz kişi saraydan talimat bekliyorsa o gerçek anlamda hakim değildir. İradesini satmış, ipotek altına aldırmış kişidir. Sarayın sofrasına oturan hakimin kararından fayda gelmez.

Bizden toplanan vergilerin toplumun çıkarı için harcanmasıdır. Başkalarının çıkarı için harcanıyorsa ülkede refah olmaz. Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde kişi başına gelir 12 bin 582 dolardı. Bugün, kişi başına gelir 9 bin 485 dolara düştü.

Beyefendi Tank-Palet fabrikasına gitti bir sürü laf etti. Erdoğan bildiğimiz Erdoğan, sürekli küfür, iftira… Çünkü cumhurbaşkanlığının ne olduğunu bilmiyor.

Mahalle kabadayısı gibi o makama oturulmaz. Maalesef, Erdoğan bildiğimiz Erdoğan. Öyle bir noktaya geldi ki zavallı kendi troll oldu.

Devleti ne kadar çürüttüğünün göstergesi de dün yaşandı. Yalan, dolan, iftiralarını alkışlayan kurmay askerler. Biz CHP olarak bize düşeni cesurca yaptık, kan kusup kızılcık şerbeti içtik ama değişmeyi bildik ve başardık. Her değişim önce içeriden başlar sonra dışarıya taşar.

İç reformlarımızı yapmaya başladık. Kolay olmadı bu dostlar, her taraftan şikayetler geldi. İnanın, hiç kolay olmadı ama önemli olan zoru başarmaktı, başardık.

Şimdi CHP gerçek anlamda halkın partisidir. Biz böyle yaptık. Peki Erdoğan ne yaptı? Eleştirdiği her şeye şimdi bizzat kendisi dönüştü. Korkunç bir tiran oldu. Militarizmin savunucu oldu.

Değişimin önüne büyük bir engel olarak çıktı. Dün beni siyasal olarak eleştirirken askerlere alkışlatır oldu.

“Herkes haddini bilecek”

Askerlerin alkışlaması şahsen hiç umurumda değil ama devlet açısında büyük bir çürümenin göstergesidir bu. Etrafınıza siyaset koridorlarında kariyer devşiren askerler koyarsınız elinizde bol yıldızlı, apoletli Orta Doğu üniformaları kalır.

Onun için komuta kademesi haddini bilsin, siyaset askerin işi değildir. Herkes haddini bilecek, bulunduğu makamın ne olduğunu anlayacak.

Son sözüm Bahçeli’ye. Bugün çıkmış bağırıyor. Bağır Bahçeli bağır. Daha çok bağırırsın. Sinan Ateş bizim de evladımızdır. CHP’de ülkücü arkadaşlarımız var. Sinan Ateş onların kardeşi.

CHP, şehidimizin hakkını savunacaktır. Bu benim CHP ülkücülerine karşı sorumluluğumdur.

Yanında cinayeti azmettiricileri barındırıyorsun, teslim edeceksin. Mafyayla fotoğraf vere vere yanındaki gençlere yanlış mesajlar verdin.

Bir şehit var ortada, bu kan yerde kalmayacak. Kapısına gelen polislere hakaret eden azmettiricileri teslim edeceksin. Şimdi çık istediğin kadar bağır. Biz Sinan’ın kızlarına adaleti mutlaka ama mutlaka getireceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Sert Açıklama: Bize Saldıranlara Büyük Kaybettireceğiz

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu kapatma davasıyla kendilerince bizleri nihai olarak tasfiye edecekler, susturacaklar. Nafile bir çaba. Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz” dedi.

HDP’li Sancar, partisine yönelik “operasyonların” uzunca bir süredir “kesintisiiz devam ettiğini” söyledi ancak bunların HDP’yi yolundan alıkoyamayacağını belirtti ve “AYM salonlarında oy çokluğu değil sandıkta milyonların oy birliği belirleyecektir bu ülkenin geleceğini, bunu herkes bilsin.” diye ekledi.

Mithat Sancar, “Otoriter, tekçi, sömürücü, talancı sistemin kalıcı hale getirilmesinin önündeki en büyük engel HDP’dir. O yüzden birbirinin boğazına sarılmak için geçmişte fırsat arayan güçler birleşti. Kürt düşmanlığında ortak, yeni bir devlet koalisyonu kurdular.” diye ekledi.

Sancar şu ifadeleri kullandı: “Parti kapatılacakmış kapatılmayacakmış bunların hiçbirine kulak asmayacağız. Halktan ve hakikateten aldığımız bu gücü toplumsal mücadelenin her alanında olduğu gibi seçimlerde de mutlaka ortaya koyacağız. Bu gücü seçimlerin sonucuna mutlaka yansıtacağız.

“İktidar varlık yokluk korkusuyla her yolu deniyor. Bize karşı yürütülen hukuksuzluklar, Türkiye demokrasi güçlerini bölmek, seçim sürecini kendi emellerine uygun şekillendirmek içindir. Bu operasyonları boşa çıkarmanın yolu hep birlikte kararlı bir duruş sergilemektir.”

HDP Eş Genel Başkanı, AKP’nin anayasa değişikliği önerisiyle ilgili, “İktidarın seçimlere dayalı bir hesapla başörtüsünü istismar etmesine izin vermeyeceğiz. Bu yolu kapattık ve şimdi muhalefet bu yolda devam ediyor. Söz veriyoruz. Bütün inançların eşit olduğu, bütün halkların özgür yaşadığı geleceği bizler kuracağız.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamasından satır başları şöyle:

“Partimize yönelik kumpas, operasyon, dava süreci… Bugün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın sözlü mütalaası vardı kapatma davası kapsamında. Hazine yardımı hesaplarına da bloke konmuştu. Bu gelişmeler HDP’ye yönelik baskılar olarak algılandıkça büyük tahribatlar ortaya çıkıyor. Türkiye’nin geleceğiyle çok yakından ilişkili bu gelişmeler.

11 yıl önce HDP’yi ortaya çıkaran fikriyat bu ülkedeki bütün kimlik ve inançları, ötekileştirilenleri, emekçileri, kadınları gençleri eşit yurttaşlıkta buluşturmaktı.

HDP kimseyi ötekileştirmedi, genişlemeyi hedef aldı. Sesi kesilmek istenenlerin sesi oldu. Boğazı sıkılan toplumun nefesi oldu. HDP yeni yollar yarattı.

7 Haziran’da AKP’ye yaşatılan yenilgi, Türkiye halklarına yeni bir düzenin mümkün olduğunu gösterdi. Saray’ın, yalanın, savaşın karşısında durup hakikatin mücadelesini yürüttük. İktidarın özgüveni çöktü. Geleceği belirleme konusunda hazırladığı planlar bozuldu. bunu başaran güç HDP’dir.

Birbiriyle benzemez olan, birbirinin boğazına sarılmak için geçmişte fırsat arayan güçler birleştiler. Yeni bir devlet koalisyonu kurdular. Temel harcını Kürt karşıtlığından kardılar. HDP’yi halkların ortak mücadelesinin en güçlü adresi olarak gördükleri için de HDP’ye saldırdılar. Komplo kurdular, dokunulmazlıkları kaldırdılar, 4 Kasım siyasi darbesiyle vekil arkadaşlarımızı, yöneticilerimizi tutukladılar, kurmaca davalarla yargılamaya çalıştılar. Operasyonlar kesintisiz devam etti.

“Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz!”

Şimdi de bu kapatma davasıyla kendilerince bizleri tasfiye edecekler, susturacaklar, nafile bir çaba. Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz!

HDP, siyasette kutup yıldızı olma işlevini sürdürüyor. İktidarın seçim sürecini, siyaseti dizayn etme çabalarına karşı ilkeli tutumunda, kararlı duruşunu ortaya koyuyor.

Bütün muhalefete ve toplumsal demokrasi güçlerine yol gösteriyor. HDP, bu toplumun demokrasiye giden yolunda kutup yıldızıdır!

İktidarın seçime endeksli bir hesapla başörtüsü meselesini istismar etmesine izin vermedik, ve bu yolu kapattık. Şimdi de muhalefet buradan devam ediyor.

Bütün inançların eşit olduğu geleceği bizler kuracağız, sizin gibi samimiyetsiz küçük hesaplara dayalı hamleler ve planlarla değil, halkın en geniş katılımı ile ve halkın gücü ile inşa edeceğiz o özgürlük düzenini. Kimse yasağa, baskıya uğramayacak. Siyaseti dizayn etme amaçlı ucuz hesaplara prim vermeyeceğiz, vermedik.

AYM geçen hafta bir karar aldı. HDP’nin anayasal hakkı olan Hazine yardımını gasp etmeye yönelik… Kapatma davası MHP’nin ve çeşitli karanlık güçlerin kampanyası ve siyasi baskısı sonucu açılmıştır. 17 Mart’ta açıldı dava, 18 Mart’ta MHP’nin kongresi vardı. Büyük ortak, küçük ortaya kongre hediyesi verdi.

AYM, iddianamenin çöp olduğu anlamına gelen gerekçelerle bunu iade etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yeniden bir iddianame hazırladığını iddia ederek 7 Haziran’da yine bir metin verdi. Hepsi bir tesadüf olabilir mi? Bu, kuyruk acısı. HDP’yi siyasetle yenemeyen, HDP’ye baskılarla, zulümlerle baş eğdiremeyenlerin bir siyasi kumpasıdır.

“MHP çıktı, Hazine yardımı kesilsin diye tehdit etti” 

Aynı şey Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması öncesinde de yaşandı. MHP çıktı, tehditlerle HDP’ye verilecek Hazine yardımının durdurulması kampanyasını yürüttü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu taleple AYM’ye başvurdu. Oysa daha önce bu talebi iki kez dile getirmişti. Her ikisi de reddedilmişti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu talebini AYM’ye iletiyor, AYM bize bilgi vermiyor, biz basından öğreniyoruz.

Kanun devletinin zerresinin olduğu bir sistemde böyle bir işlem mümkün değil. Sonuca baktığınızda AYM’nin yedi üyesinin de vicdanını sızlatan bir durum ortaya çıktığını görüyorsunuz. Bize bilgi verilmiyor, biz başvuruyoruz. 13 Aralık’ta başvurmuş. Bize savunma için de hak tanımıyorlar.

Saray’dan gelen emri uygulayan üyelerle, bizim hakkımız olan Hazine yardımına bloke koyma kararını alıyorlar. Bütün bunların bir siyasi operasyon olduğu açıktır. Türkiye’yi anayasayı ayaklar altına alan uygulamalar gibi bu da aykırılıktır. Şaşırmıyoruz. Bu sistem hiçbir kural tanımadan ancak varlığını sürdürebileceğini görüyor. Ne hukuk ne ahlak tanıyor. Ne vicdanı ne insafı var.

Tek derdi var kendi varlığını sürdürmek. Kendi varlığını sürdürmek için bu iktidar her yola başvurmayı kendine hak sayıyor. Her yolu bu uğurda mübah görüyor. Bu da toplumda çürümeye, siyasette çöküşe yol açıyor. Biz bu savunmalarımızı, siyasette çökertme ve toplumu çürütme operasyonlarına karşı tarihsel sorumluluk olarak görüyoruz. HDP’yi savunurken, bu toplumu savunuyoruz.

“Bizim hazinemiz, fikrimizdir, halkımızın gönlüdür”

Bu karar bizim için yok hükmündedir. Bizim hazinemiz, fikrimizdir, halkımızın gönlüdür.

AKP’ye en ağır yenilgiyi yaşattığımız 7 Haziran seçimlerine girerken 1 kuruş Hazine yardımı almış değildik, milyonların gönlünü almıştık! Yine oradan yürüyeceğiz, yine oradan başaracağız!

Buradaki operasyon HDP’yi hedef almakla sınırlı değil. Türkiye, tarihinin en kritik seçimine gidiyor. Bu kritik seçimde iktidar bloğu kendi korkusuyla, varlık-yokluk korkusuyla her yolu deniyor. Bize karşı olan bu hukuksuzluklar, bu süreci dizayn etmek için. Türkiye’de demokrasi güçlerini bölmek ve dağıtmak içindir. Seçim sürecini kendi emellerine uygun şekilde şekillendirmek içindir. Onun için yapıyorlar bunu. Ses çıkarın demokrasi isteyenler, adaleti savunanlar, karanlığı istemediklerini ve gelecek aydınlık günleri aydınladıklarını söyleyenler… Hepinize yönelik bir operasyon var. Bu operasyonları boşa çıkarmanın yolu da kararlı bir duruş sergilemektir. HDP bunu yapmaya devam edecek.

“İki seçeneğe mahkûm değilsiniz”

Şimdi yaratılan hava, bu ülkede yaşayanların iki seçeneğe mahkûm olduğu şeklindeydi. İki seçeneğe mahkûm değilsiniz, biz varız, demokrasi güçleri var, üçüncü yol var! Karanlığı dağıtmaya geliyoruz!

Siyasetimizle de mücadelemizle de bu yolun nasıl yürünmesi gerektiğini gösteriyoruz. Bu yol, bu ilkelerle, bu kararlılıkla yürünür.

Cumhuriyetin 100. yılı bitmek üzereyken yapılacak seçimlerin ne kadar önemli olduğunu söyledim. Hakikatleri yok sayarak, etrafında dolanarak değişimi sağlayamazsınız.

Yarım ağızla reform vaatleri bu ülke için çare değil. Bu ülkenin en büyük hakikati, büyük tarihsel mücadele mirası üzerinden geleceği inşa etmek isteyen, HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı ve en geniş demokrasi bloğudur. Bu hakikati görmeden, tanımadan, bu ülkede karanlığı sona erdirmenin de, yalan, talan, sömürü düzenini de değiştirmek mümkün olmayacaktır. Kendimizi kandırmayalım. Yalancı masallar üreterek geleceği demokratik bir temelde kurabileceğimiz rüyasında uyanalım. HDP ne yaptığını bilen bir partidir.

“Kısır döngü on yıllardır sürüyor”

Kimse, bizim belirlediğimiz politikalar üzerinden ucuz spekülasyonlar yapmasın. Tam tersine, bizim her adımımız bu ülkede gerçek değişimi, demokrasiyi, barışı getirme özlemi duyan her kesime hakikatlerle yüzleşme imkanı sağlamaktır. Bu hakikatlerle yürünecektir. Yoksa kısa süreli hafif değişimin bu ülke için nefes almaya yeteceği gibi vaatlerin karşılığı olmayacaktır.

Kısır döngü on yıllardır sürüyor. Bu ülkede en önemli hakikati, Kürt sorununu savaş politikalarıyla imha ve inkâr anlayışıyla ele alan zihniyetin yarattığı kısır döngünün iki çarpıcı özelliği var: Kan ve kir… Biz bu ülkeyi kandan, şiddetten, kirden, çürümeden kurtarmak için demokratik çözümün yolunu gösteriyoruz. O yolda yürüyerek başarabileceğimiz söylüyoruz.

HDP üzerinden boş polemiklere girmenin bu ülkede demokrasi mücadelesine katkısı olmayacaktır. Bizler bedeller ödemeyi göze alıyoruz. Korunaklı köşelerimizden, yuvarlak sözlerle mücadele yürütüyor değiliz. Hakikatlere gözlerimizi yummuyoruz. Hakikatin her yanını bütün gücümüzle çalışarak görme uğraşındayız. Görerek ilerlemeye çalışıyoruz, hakiki çözümün hakikatlerle yüzleşmekten geçtiğini söylüyoruz. Hakiki çözüm, hakikatlerle yüzleşmeden olmaz.

“Bizler yolumuzu şeffaf, açık şekilde dürüst tavırlarla ortaya koyuyoruz” 

Bizler yolumuzu şeffaf, açık şekilde dürüst tavırlarla ortaya koyuyoruz. Eylül 2021’de deklarasyon yayımladık. İlan ettiğimiz hedef ve ilkeleri somutlaştırarak ilerliyoruz, çalışarak yolumuza devam ediyoruz, büyüyerek geliyoruz. Aldığımız kararları da bu çerçevede değerlendirsin herkes. Hakikatle yüzleşerek, hakiki çözümler üretiyoruz. Hakiki yöntemler öneriyoruz herkese.

Bu ülkenin geleceğini inşa etmede merkezi güç olma iddiamızı her geçen gün daha da sağlamlaştırıyoruz.

Saray’ın danışmanları ahkam keserek AYM’ye talimatlar yağdırarak bu yolu engelleyeceklerini sanıyorlar. Hangi oy çokluğunu AYM’den çıkartmaya çalışırsanız çalışın, belirleyici olan sandıkta milyonların oy birliğidir. Bunu sağlamak da bizim asli görevimizdir.

Biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Parti kapatılırmış, kapatılmazmış bunlara kulak asmayacağız. İlk günden seçenekler ürettik, yollar vardır. Hakikatten aldığımız bu gücü, seçimlerde de mutlaka ortaya koyacağız. Seçimlerin sonucuna bunu yansıtacağız. İktidar bloğu, oyunlarla bu gerçeği değiştirmeyeceksiniz; HDP geliyor, büyük kaybedeceksiniz, biz hepimiz birlikte büyük kazanacağız!”

Paylaşın

HDP Kapatma Davası: Yargıtay Başsavcısı Sözlü Açıklama Yaptı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) açılan davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, AYM heyetine yaklaşık 45 dakika süren sözlü açıklama yaptı.

Haber Merkezi / Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, buradan ayrılırken gazetecilere de değerlendirmede bulundu.

Şahin, gazetecilere AYM heyetine 7 Haziran 2021 tarihli iddianameyi, 29 Kasım 2021 tarihli esasa ilişkin görüşlerini ve 3 Ocak’ta hesaplara bloke konulmasına ilişkin yazılı taleplerindeki hususları aynen tekrar ettiğini belirterek “HDP’nin terör örgütü ile alan bağının milletçe bilinen bir gerçek olduğunu” savundu.

“Neredeyse 85 milyon da davalı partinin PKK’nın güdümünde bir organ olduğunu kabul ediyor” ifadelerini kullanan Şahin, davalı partililerden kimsenin PKK’yı kınadığına ilişkin duyumuna rastlamadığını ifade etti.

Parti yöneticilerinin “PKK’yı terör örgütü olarak görmeyip silahlı halk örgütü olarak tanıdıklarını açıkça kendilerinin söylediğini” belirten Şahin, Diyarbakır Anneleri eylemini örnek gösterdi.

Diyarbakır Anneleri eylemini örnek gösterdi

“Davalı parti terör örgütünün sözde asker alma dairesi gibi faaliyet göstermektedir” diyen Şahin, “bunun en önemli delilinin zorla ya da kandırılarak örgüte götürülen çocuklar ve gençlerin annelerinin Diyarbakır il binası önünde üç yıldır devam eden eyleminin olduğunu” kaydetti.

Şahin, “Dava açıldıktan sonra da eylemlere devam ettiklerinin en büyük delili; 287 aile daha bu nöbete katılmıştır. Bu durum davalı partinin terör örgütü ile bağını koparmadığının bir ispatıdır” dedi.

Şahin, kapatma davası sürecinin seçime kadar tamamlanıp tamamlanmayacağı sorusuna ise “O yüksek mahkemenin takdiri. Bizim görevimiz bugün itibarı ile bitti. Biz tüm delillerimizi ortaya koyduk, dosyayı da sunduk. Bizim açımızdan süreç tamamlandı” yanıtını verdi.

Bundan sonra ne olacak?

Başsavcı Şahin’in sözlü açıklamasının ardından HDP yetkilileri, belirlenen bir tarihte sözlü savunma yapacak ve partinin Hazine yardımına bloke konulmasına ilişkin savunmasını da vermesinin ardından davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan AYM heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Paylaşın

Başörtüsüne Anayasa Teklifi: CHP Ve İYİ Parti, AK Parti’nin Randevusunu Reddetti

AK Parti’nin başörtüsüne anayasal güvence ve “ailenin korunması” konusundaki anayasa değişikliği önerisiyle ilişkili görüşme talebi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti tarafından reddedildi. CHP ve İYİ Parti arasında istişare sonucunda alınan karar, AK Parti grubuna iletildi.

Haber Merkezi / AK Parti’nin “başörtüsü düzenlemesi” içeren ve “aile” adı altında LGBTİ+ yurttaşları hedef alan Anayasa değişikliği teklifi için Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti’den talep edilen randevuya “hayır” yanıtı verildi.

CHP ve İYİ Parti arasında istişare sonucunda alınan karar, AK Parti grubuna iletildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Görüşme talebini reddetmek durumundayız. İYİ Parti ile bu tutumda ortaklaştık” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “hayır” gerekçesi olarak CHP Mersin Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ile İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlık dosyalarının gündeme alınmasını gösterdiği kaydedildi.

AK Parti Grup Başkan Vekili Özlem Zengin gelişmeyi doğruladı ve, “CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel aradı. Anayasa randevu talebimizi kabul etmediklerini bildirdiler” dedi. Özlem Zengin ve beraberindeki heyet, yarın saat 11.00’de MHP Grup Başkanvekilleriyle bir araya gelecek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) de AK Parti’nin randevu talebini reddetmişti. Mevcut Anayasa’nın her gün çiğnendiğine ve hukukun askıya alındığına dikkat çeken Oluç, bu süreçte yapılan Anayasa değişikliğini samimi, inandırıcı ve güven verici bulmadıklarını belirtti. Oluç, şöyle devam etmişti:

“Seçim ortamına girmiş bir ülkeden bahsediyoruz. 3-4 ay bilemediniz 5 ay içerisinde seçimlerin yapılacağı bir ortamda yargı vesayetinin HDP’ye yönelik işletilmesi yargı vesayeti ile siyasetin dizayn ediliyor olması ve HDP’ye yönelik demokratik siyasetten ağır tasfiye politikalarının devam etmesi seçimlerin adil, demokratik adil bir ortamda yapılmayacağına dair önemli işaretlerdir.

Demokratik siyasete kast edilmiştir iktidar tarafından. Bu nedenle AYM üzerindeki Cumhur ittifakının açık baskı ortamını göz önünde bulundurduğumuzda bu teklifin tartışılmasını samimi ve güven verici bulamadığımızı vurguluyor.”

AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, HDP’nin, başörtüsüne anayasa değişikliği teklifi için AK Parti’nin randevu talebini reddetmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Başörtüsü Türkiye’de siyasi parti ayrımı yapmaksızın bütün kadınların bir meselesidir” demiş ve eklemişti:

“Hatta erkeklerin de bir meselesidir. Bu konuyu müzakere etmeyi anlamlı buluyorum. Ve onlar bunu bence bir tür siyasi malzemeye dönüştürmeyi tercih ettiler. Onların kararı böyle oldu.”

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anketlerden İstediği Sonuç Çıkmazsa Ne Yapacak?

Türkiye ‘olası erken seçimi’ konuşmaya devam ederken, kesin bir dille ‘erken seçim’ iddialarını reddeden Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada seçim tarihinin ‘mevsim şartlarına göre güncellenebileceğini’ söylemişti.

Korkusuz yazarı Can Ataklı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne gelen seçim anketlerinde istediği sonuç çıkmaması durumunda iki durumun gerçekleşebileceğini savundu.

Ataklı’ya göre bunlar, “üçüncü kez aday olamayacağı gerçeğini kabullenip, gürültü-patırtı çıkarmadan kenara çekilmek ya da milletvekilliğine aday olmak” ya da “muhalefetin parlamenter sisteme geçme vaadini kendisi sahiplenip seçimden önce hayata geçirmek”

Can Ataklı’nın bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

Şunu artık herkes biliyor olmalı: Erdoğan anketleri en iyi okuyan ve yöneten siyasetçidir. Hiçbir anket şirketi, Erdoğan’ı yanıltacak bir sonuçla karşısına çıkamaz. Daha öz bir ifadeyle, Erdoğan anketlerin gazına gelmez asla. Önüne 100 tane “kazanacağını” gösteren anket çıksa bile bunlar arasında sadece kesin doğruluğuna emin olduğu anketin sonucuna bakar. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Erdoğan mutlaka yayınlanan her ankete bakıyordur ama kamuoyuna açıklanmayan hatta kimsenin bilmediği bir ekibe de sürekli araştırma yaptırıyordur. Öyle sanıyorum ki Erdoğan bütün seçim tartışmaları arasında sadece güvendiği anket hangisiyse ona güveniyor, ona inanıyor.

Ancak sorun başka. Erdoğan elbette kendi güvendiği ekibe araştırma yaptırıyordur, buna karşı yine sarayın hizmetinde olan anket şirketlerinin hiçbiri şu ana kadar Erdoğan’a “Kesinlikle kazanıyorsunuz, hiç endişe etmeyin” diyemiyor. Oysa bundan önceki seçim anketlerinde Erdoğan hep “kazanacak” isim olarak çıkıyordu. Bazılarında belki kıl payı kazanıyordu, ama çoğunda açık ara kazanacağı görülüyordu. Bu kez öyle değil.

Erdoğan’ın en güvendiği araştırma ekibi hangisi bilemiyorum, ancak yayınlanan hiçbir ankette Erdoğan’ın kazandığı açıkça belirtilemiyor. İşte Erdoğan bu nedenle muhalefetin adayının bir an önce açıklanmasını istiyor. Şu anda muhalefetin kesinleşmiş bir adayı yok. Sadece kimi anket şirketlerinin şişirdiği balonla aday gösterilen iki belediye başkanı var. Buna bir de Kılıçdaroğlu’nu ve Demirtaş’ı ekleyerek anket yapanlar var. Saray yazarları üç dört adaya bölünen muhalefet adaylarının karşısında Erdoğan’ın açık ara önde olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Oysa Erdoğan bunlara asla kanmıyor.

Karşısına kim olursa olsun bir aday çıkmadıkça yapılacak kamuoyu araştırmalarının sağlıksız sonuç vereceğini biliyor. Muhalefet bir aday belirlese Erdoğan rahatlayacak ve tek adaya karşı yapılacak kamuoyu araştırmalarının sonucuna bakacak. Peki, muhalefet aday belirledikten sonra Erdoğan hala seçilecek oranı yakalayamadığını görürse ne yapacak.

Elbette ilk hamle olarak kamuoyunu etkileyecek “daha da parlak müjdeler” üzerine yoğunlaşacaktır. Devletin kasası elinde, buradaki parayı son kuruşuna kadar harcayarak oyunu yükseltmeye çalışacaktır. Görünen o ki, herkese para dağıtarak da sonuca ulaşamayacaktır. O zaman önünde iki yol kalıyor.

BİRİNCİSİ: Üçüncü kez aday olamayacağı gerçeğini kabullenip, gürültü-patırtı çıkarmadan kenara çekilmek ya da milletvekilliğine aday olmak.

İKİNCİSİ: Muhalefetin parlamenter sisteme geçme vaadini kendisi sahiplenip seçimden önce hayata geçirmek.

Ataklı, “Ocak ve şubat ayı çok hareketle geçecek emin olun…” yorumunu da yazısına ekledi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“YPG Terörist Mi” Sorusuna ABD Dışişleri’nden Dikkat Çeken Yanıt

“YGP müttefik mi yoksa Türkiye’nin nitelediği gibi terörist mi” şeklindeki soruya ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, sahadaki Kürt ortaklarının IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonda önemli bir unsur olduğu şeklinde dikkat çeken bir yanıt verdi.

Price, açıklamasının devamında, “Elbette Türkiye için tehdit oluşturan terörist gruplar var. PKK bunlardan biri. Bu konuda açık olduk. Nihai olarak ortak hedefimizi gözden kaçırmadan Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini gidermek için çalışabiliriz. Bu da IŞİD’in yeniden güç kazanacak ya da kendini yeniden oluşturacak bir pozisyonda olmamasını sağlamak” ifadelerini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı günlük basın brifinginde Sözcü Ned Price, bir gazetecinin “Suriye’de Kürtler ve YGP’nin müttefik mi yoksa Türkiye’nin nitelediği gibi terörist mi olduğu” şeklindeki sorusunu yanıtladı.

Türkiye’nin karmaşık güvenlik ortamının inkar edilemeyeceğini ve diğer NATO müttefiklerinden daha fazla terör saldırısına maruz kaldığını söyleyen Price, “Güvenlik endişelerini gidermek için Türkiye ile birlikte çalışmak istiyoruz. Suriye’deki ortak mücadelemizi sürdürürken bu endişeleri gidermek için Türkiye ile birlikte çalışabileceğimize inanıyoruz. Bu da IŞİD’in yeniden canlanabilecek bir pozisyonda olmadığından emin olmaktır’’ dedi.

IŞİD’e karşı kurulan koalisyonun son yıllarda önemli kazanımlar elde ettiğini, bu kazanımların riske atıldığını ya da kaybedildiğini görmek istemediklerini belirten Price, “Elbette bu konuda Türkiye ile yakın istişarelerde bulunmaya devam edeceğiz. Tutumlarını anlıyor ve takdir ediyoruz. Tutumlarının farkındayız ve ortak zorluklarda Türkiye ile yakın koordinasyon ve işbirliğimizi sürdürmemiz gerekiyor’’ diye konuştu.

Sahadaki Kürt ortaklarının IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonda önemli bir unsur olduğuna dikkat çeken Price, “Elbette Türkiye için tehdit oluşturan terörist gruplar var. PKK bunlardan biri. Bu konuda açık olduk. Nihai olarak ortak hedefimizi gözden kaçırmadan Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini gidermek için çalışabiliriz. Bu da IŞİD’in yeniden güç kazanacak ya da kendini yeniden oluşturacak bir pozisyonda olmamasını sağlamak” ifadelerini kullandı.

Price yanıtının ardından, gazetecinin ‘’Yani Suriyeli Kürtler terörist değil, sizin müttefikiniz, öyle mi?’’ sorusuna ise çok büyük bir genelleme olduğu yanıtını verdi. Price, “Ben belirli güvenlik endişelerinden bahsediyorum. Ancak size kimin müttefik olduğunu söyleyeyim, Türkiye bir müttefiktir. Ortak kaygılar konusunda Türkiye ile yakın çalışmaya devam etmeyi dört gözle bekliyoruz’’ mesajı verdi.

Ned Price’ın bu yanıtının ardından, bir başka gazetecinin, Dışişleri Bakanlığı’nın geçen ay benimsediği ve İngilizce’de ülke ismi olarak “Turkey” değil “Türkiye”yi kullanma kararı almasını gündeme getirerek, “siz daha bu telaffuz için hazır değilsiniz galiba” diye sorması ise gülüşmelere neden oldu.

Price, ABD Coğrafi İsimler Kurulu’nun daha geniş bir kamu anlayışını teşvik edebilecek belirli durumlarda bazı esnekliklere izin vermesine atıf yaparak, “Ben önceki telaffuzlara sadık kalacağım” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Buldan’ın ‘Aday’ Açıklaması Taktik mi Stratejik Karar Mı?

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, partisinin Kars il kongresinde yaptığı konuşmada, “Şimdi herkesin dört gözle beklediği cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi. Biz HDP olarak en kısa zamanda kendi cumhurbaşkanı adayımızı Türkiye halklarıyla paylaşacağız. HDP kendi adayını çıkaracak, kendi adayını gösterecek ve seçimlere kendi adayıyla gidecek” demiş ve eklemişti:

“Bizim ne Cumhur İttifakıyla ne Millet İttifakıyla herhangi bir ortaklığımız yok. Ancak ilkesel yaklaşımlarımız var. Bunları zamanı geldiğinde oturup konuşabiliriz, müzakere edebiliriz, diyalog içinde olabiliriz. Ama HDP’nin şu anki kararı kendi adayıyla seçimlere girmektir.”

Buldan konuşmasının devamında, “Hiç kimse HDP’yi a ya da b partisine bağlamasın. HDP, Türkiye’de bir iradedir, büyük bir güçtür. Ve seçimlerde büyük bir oy oranıyla çıkmayı hedefleyen bir siyasi partidir.” ifadelerini kullanmıştı:

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın adaylık açıklaması gündemdeki yerini koruyor.

Halkların Demokratik Partisi’nin de içinde olduğu Emek ve Demokrasi İttifakı geçen Cuma yayınladığı ortak deklarasyonda Türkiye’nin “tek adam rejiminden kurtulması” için Cumhurbaşkanlığı seçiminde mutabakatla belirlenmiş ortak aday seçeneğine daha yakın olduğunu ilan etti.

Ancak bu açıklamanın üzerinden 24 saat geçmeden HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, partisinin il kongresinde cumhurbaşkanlığı seçimlerine kendi adaylarıyla gireceklerini açıkladı.

Buldan isim telaffuz etmese de bir süredir kulislerde HDP’nin kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılması halinde o ismin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı iken tutuklanan ve yaklaşık 6,5 yıldır cezaevinde olan Gültan Kışanak olacağı görüşü dile getiriliyor.

Bugün İstanbul’da gazetecilerle bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, 5 Ocak’ta tüm bileşenlerin genel başkan düzeyinde katıldığı toplantıda isim konuşulmadığını söyledi.

TİP: “Eğilimimiz ortak adaydan yana hedefimiz tek adam rejimini yıkmak”

HDP’nin kendi kurullarında cumhurbaşkanlığı adayıyla ilgili bir karar almasının meşru olduğunu belirten Baş, kendilerinin sözkonusu toplantıdan sonra yayınlanan deklarasyondaki “ortak aday” vurgusundan ayrılmadıklarını dile getirdi.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı, “Toplantıda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, kendi adayımızı çıkartma ihtimalini de gözettiğimizi ama ağırlığın, eğilimimizin ortak adaydan yana olduğunu söyledik. Bu, masada ortaklaştığımız görüştür. Tam olarak böyle yazıldı metinde. Şimdi daha sonraki gelişmeler, bizim açımızdan meşrudur. Kars’taki kongrede Pervin Hanım bir açıklama yaptı. Yapabilir, parti kararıdır, meşrudur. Bizim yorumumuz şu. Ortada bir cümle var. Halkı çaresiz bırakmamak üzere ortak adaydan yana ağırlık oluşturan bir görüşümüz var. Pervin Hanım, cümlenin ikinci bölümünün altını çizmiş. Doğru olan ortak adaydır ama seçime sayılı günler kala henüz bir görüşme yapılmamışken, henüz bize bir aday önerilmemişken, olası bir kötü senaryoda çaresiz kalmamız da kabul edilebilir bir şey değildir” ifadelerini kullandı.

“Tek adam rejimine son vereceğiz ve Cumhur İttifakı’nı parlamentoda azınlığa düşüreceğiz” diyen Erkan Baş, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın en önemli önceliğinin 15 Ocak’ta İstanbul Kartal’da düzenlenecek ilk açık hava toplantısında büyük bir kitleselliğe ulaşmak olduğunu belirtti.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nda HDP ve TİP ile birlikte Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Emek Partisi (EMEP) de yer alıyor.

EMEP: “İttifak olarak alınmış bir karar yok, 20 Ocak’taki başkanları toplantısında konuşacağız”

Türkiye İşçi Partisi gibi seçimlere bağımsız olarak da katılma hakkı bulunan EMEP de şu an için ortak adaya daha yakın ama son kararını 17-18 Ocak’ta toplanacak Genel Yönetim Kurulu toplantısında verecek.

Buldan’ın çıkışıyla ilgili VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu’na konuşan üst düzey EMEP yetkilisi, “5 Ocak’ta toplantı yaptık. Sonuç bildirgesi var. Ne demişiz? Sorumluluklarımızın farkındayız, en geniş toplumsal mutabakatla aday belirleme konusunda daha yakınız.’ HDP’nin açıklaması, parti olarak kendisini bağlar. Bu konuyu 20 Ocak’ta Emek ve Özgürlük İttifakı genel başkanlar toplantısında konuşacağız. Beklense daha iyi olurdu. Ana görüşümüz, tek adamı geçersiz kılacak bir aday belirlemekti. Bu olmadığı takdirde birinci turda aday çıkarmaktı. Aday isimleri, süreç, müzakere süreci bir sonraki toplantıda konuşulacaktı. Dediğim gibi, bu şimdilik HDP’nin kararı. İttifak olarak alınmış bir karar yok” dedi.

Derya Kömürcü: “Herkesin kendi adayını çıkardığı senaryo muhalefet bileşenleri için kabus olur”

Türkiye İşçi Partisi ve Emek Partisi için çok da beklenmedik olan bu çıkış, HDP’nin Altılı Masa’ya kapıları tamamen kapatması anlamına mı geliyor? Kimi yorumcular bu çıkışı taktik olarak değerlendirirken stratejik bir hamle olarak görenler de az değil.HDP’nin çıkışını Altılı Masa’nın doğru okuması halinde seçimin muhalefete döneceğini vurgulayan Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, aksi halde muhalefetin büyük bir hayal kırıklığına uğrayabileceği görüşünde.

Derya Kömürcü ise, “2019 yerel seçimlerinde HDP aday çıkarmadı, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok önemli belediyeyi Millet İttifakı’nın kazanmasında pay sahibi oldu. Ancak bu stratejik katkı seçimden hemen sonra unutuldu hatta hiç yaşanmamış gibi bir tutum sergilendi. Şimdi Altılı Masa, HDP’nin ‘kendi adayımızı çıkaracağız ama seçimlere kadar da müzakereye açığız’ mesajını alırsa süreç bambaşka bir şekilde değişir. Altılı Masa’nın adayı HDP seçmeninin pozitif baktığı bir kişi olursa, HDP adayı son düzlükte Altılı Masa adayı lehine adaylıktan çekildiğini açıklayabilir. Bu hamlenin yaratacağı siyasal ve psikolojik üstünlük geride kalan tek muhalefet adayının kazanmasını sağlayabilir. Bu da HDP’yi Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ana aktörlerinden biri haline dönüştürür. Herkesin kendi adayını çıkardığı, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kaldığı bir senaryo, tüm muhalefet bileşenleri için kabus olur” dedi.

Yüksel Genç: “HDP’nin seçime kendi adayıyla gitmesinin seçmeninde güçlü bir karşılığı var”

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi adlı araştırma kuruluşunun bugün yayınladığı rapora göre, HDP seçmeninin yüzde 76’sı kendi adayıyla seçimlere katılmak istiyor.

Bu çalışmanın Buldan’ın çıkışından kısa süre önce tamamlandığını söyleyen Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, bu kararın HDP seçmenini seçime daha da motive edeceğini düşünüyor.

Genç, “Ben çıkışın taktik mi stratejik mi olduğunun değerlendirmesini henüz yapamam ama HDP’nin seçime kendi adayıyla gitmesinin seçmeninde güçlü bir karşılığı var. Bu karar o seçmenin daha çok seçimi hissetmesini sağlayacak. Seçim sürecinde bir özne olmak istiyorlardı, bu duygu daha da kuvvetlenecek. Şunu da unutmayın HDP seçmeni Millet İttifakı’ndan beklediği değeri görmediğini düşünüyor ve ‘çantada keklik’ olarak algılanmaktan rahatsız oluyordu. Bu kararla üçüncü bir güç olarak seçim sürecinde ‘biz de varız’ deme fırsatını yakaladılar. Artık her iki ittifak da HDP ve Kürtler’i daha fazla dikkate almak durumunda olacak” dedi.

Paylaşın

Flört Etmenin Aylık Masrafı 4 Bin Lirayı Geçti

Çiftlerin aylık flört masrafı 4 bin lirayı geçti. Erkekler ve kadınların partnerlerine güzel görünmek için giyime, cilt bakımına, kuaföre, berbere ve spora ciddi paralar harcadıkları, ayrıca, hediye almakta zorlananların genelde online alışverişi tercih ettiği de ortaya çıktı.

Avantajix.com, rastgele seçilen 27-35 yaş aralığındaki bin katılımcıya flört ve nişanlılık süreçlerinde ne kadar harcama yapıldığını sordu.

Gazete Duvar‘ın haberine göre çiftler, ortalama 2 yıl süren flört ve nişanlılık dönemlerinde sinema, tiyatro ya da başka bir etkinliğe katılmak, beraber yemek yemek için ayda ortalama 10 kez buluşuyor.

Çiftler, ilişkinin ilk yılında ayda en az on buluşma için toplamda 55 bin TL harcıyor. Her buluşmanın ortalama maliyeti 350 TL oluyor. Sevgililer günü, doğum günleri ve yılbaşı gibi özel günlerde yenilen yemeklere, karşılıklı alınan hediyelere harcanan para 13 bin TL’yi buluyor.

İkinci yıl buluşma maliyetleri 43 bin TL seviyelerine geriliyor. İkinci yıldaki her buluşma 250 TL’ye mal oluyor. İkinci yıl hediyelere ve özel gün yemeklerine 10 bin TL harcanıyor. Bu dönemde gerçekleşen evlilik teklifi ritüelinin gideri ise ortalama 3 bin TL oluyor. Araştırmaya göre, flört ve nişanlılık döneminde ilk ay harcamaları ağırlıklı olarak erkekler yapıyor, diğer aylar kadınlar da harcamalara katılıyor.

Araştırmaya katılanların sadece yüzde 20’si ilk ay dışında da buluşmalarda hesabı erkeklerin ödediğini, yüzde 75’i ise ödemelerin “Alman usulü” yapıldığını bildirdi. Araştırmaya göre, flört ve nişanlılık dönemlerinde harcamaların buluşmalarla sınırlı değil. Erkekler ve kadınların partnerlerine güzel görünmek için giyime, cilt bakımına, kuaföre, berbere ve spora ciddi paralar harcadıkları da ortaya çıkan sonuçlar oldu.

Ayrıca araştırmada, hediye almakta zorlananların genelde online alışverişi tercih ettiği bilgisi de yer aldı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Altılı Masa’ya Eleştiri: HDP Ne Yapsın?

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Altılı Masanın tüm liderlerine çağrı yapıyorum: Hukuksuz bir şekilde kapatma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP’yi ziyaret etmeli, demokrasi adına dayanışmanızı sunmaktan çekinmemelisiniz” dedi ve ekledi:

“HDP Genel Merkezi tüm misafirlerini saygıyla, büyük bir misafirperverlikle karşılayacaktır. İşte sadece bu bile diyalog, müzakere iş birliği için bir zemin yaratabilir. Zaten HDP yetkilileri tüm açıklamalarında, kapılarının açık olduğunu belirtiyorlar. Birileri gelip de o kapıdan girmeyecekse HDP ne yapsın? Kapıyı söküp Altılı Masaya mı götürsün?”

Edirne Cezaevi’nde Kasım 2016’dan beri tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV’den Sözüm Var programında gazeteci Şirin Payzın’ın sorularını yanıtladı.

Payzın’ın soruları ve Demirtaş’ın yanıtları şöyle:

“Emek ve Özgürlük İttifakının aday çıkarması, cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura bırakır.” şeklinde bir görüş var. Bu durumda risk büyüyor muhalefet için. Aday çıkarmak çok tehlikeli bir strateji değil mi? Soruyu biraz da empati yapmak açısından şöyle soralım:

Emek Özgürlük İttifakı kendi adayını açıklama kararı almışken Altılı Masanın ayrı aday çıkarması seçimi ikinci tura bırakmaz mı? Acaba Altılı Masa, Emek Özgürlük İttifakının adayını destekleme kararı alsa ve kendi adayını çıkarmasa bu risk ortadan kalkmaz mı? Sadece empati yapılsın diye soruyorum bu soruları, yoksa resmi bir öneri amacıyla değil.

HDP bir buçuk yıldır belki de yüzden fazla kez Altılı Masaya çağrı yaptı. “Gelin konuşalım, tartışalım, ilkeler üzerinde anlaşalım” dedi. Peki Altılı Masadan bu çağrılara tek bir resmi yanıt geldi mi? Maalesef hayır.

Altılı Masa’nın son toplantısının sonuç bildirgesinde HDP hakkında hazine yardımına bloke konulması kararına dair tek cümle yer aldı mı? Ne yazık ki hayır.

Altılı Masa bileşenleri çeşitli partilerle, küçük tarikatın partisiyle bile resmi görüşmeler yapabiliyor ama iş HDP’ye gelince üç maymunu oynuyorlar. Bu yaklaşım tabanımızda, bizde ötekileştirme, hakaret gibi algılanıyor haklı olarak.

HDP ortak adaydan kaçmadı, ki halen de kaçmıyor. Ortak adaydan kaçan, kaçınan Altılı Masadır. TBMM’nin üçüncü büyük partisiyle konuşmaktan çekinen veya buna tenezzül bile etmeyen bir muhalefet, Türkiye’ye nasıl demokrasi getirebilir ki? Bence sorun budur ve çözümü de bellidir.

“Altılı Masa liderlerini HDP’yi ziyarete çağırıyorum”

HDP’nin talebi atla deve değil, demokrasi ve barış istiyor HDP.

Ben buradan Altılı Masanın tüm liderlerine çağrı yapıyorum: Hukuksuz bir şekilde kapatma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP’yi ziyaret etmeli, demokrasi adına dayanışmanızı sunmaktan çekinmemelisiniz. HDP Genel Merkezi tüm misafirlerini saygıyla, büyük bir misafirperverlikle karşılayacaktır. İşte sadece bu bile diyalog, müzakere iş birliği için bir zemin yaratabilir.

Zaten HDP yetkilileri tüm açıklamalarında, kapılarının açık olduğunu belirtiyorlar. Birileri gelip de o kapıdan girmeyecekse HDP ne yapsın? Kapıyı söküp Altılı Masaya mı götürsün?

Aday siz misiniz ya da kim?

Aday tartışmaları tüm yetkili kurullarımızda halen sürüyor. Adayın kim olacağına, bu tartışmalar sonucunda karar verilecek. Adayımız, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı olacak diyeyim ben de. Herkes öyle söylüyor, bizim neyimiz eksik ki?

“Sizin oy eksiğiniz var” diyebilirsiniz, haklısınız. Ama bu eksiklik şu anda tüm adaylar için geçerli. HDP bu nedenle ortak aday için müzakere ve iş birliği istiyor zaten.”

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Doğru Olan Ortak Adaydır

TİP Lideri Erkan Baş, “Eğer kazanmak istiyorsak, geçmişte yaptığımız hatalardan ders çıkartmalıyız. Geçmiş seçimlerde ‘İlk turda çok adaylı bir seçim yapalım ve ikinci turda, ilk turda en çok oy olan muhalefet adayının etrafında birleşelim’ yaklaşımı, pratik olarak sonuç vermedi” dedi ve ekledi:

“İlk turda muhalif adaylar, birbirlerinden oy alıp ikinci tura kalmaya daha fazla odaklandılar. Doğru olan ortak adaydır. Şimdi bizim bunu söyleme hakkımız ne kadar varsa, aynı temelde bir yaklaşım geliştiren ama bu çağrısı bugüne kadar hiç karşılık bulmayan, Türkiye’nin en büyük üçüncü siyasi partisinin (HDP) de buna hazırlık yapması bu kadar doğaldır.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, parti milletvekilleri ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleriyle birlikte gazetecilerle buluştu. TİP Lideri Baş, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cumhurbaşkanı adayı çıkarma kararıyla ilgili şunları ifade etti:

“Eğer kazanmak istiyorsak, geçmişte yaptığımız hatalardan ders çıkartmalıyız. Geçmiş seçimlerde ‘İlk turda çok adaylı bir seçim yapalım ve ikinci turda, ilk turda en çok oy olan muhalefet adayının etrafında birleşelim’ yaklaşımı, pratik olarak sonuç vermedi.

İlk turda muhalif adaylar, birbirlerinden oy alıp ikinci tura kalmaya daha fazla odaklandılar. Doğru olan ortak adaydır. Şimdi bizim bunu söyleme hakkımız ne kadar varsa, aynı temelde bir yaklaşım geliştiren ama bu çağrısı bugüne kadar hiç karşılık bulmayan, Türkiye’nin en büyük üçüncü siyasi partisinin (HDP) de buna hazırlık yapması bu kadar doğaldır”.

Baş, “Cumhurbaşkanı adaylığına dair, “Doğru olan ortak adaydır ama seçime sayılı günler kala henüz bir görüşme yapılmamışken henüz bize bir aday önerilmemişken kamuoyuna bir aday önerilmemişken ve daha önce, en açık örnek olduğu için kullanıyorum, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir örnek önümüzde duruyorken, bizim tümüyle bekleyiş içerisinde olmamız, olası bir kötü senaryoda çaresiz kalmamız da kabul edilebilir bir şey değildir. Ne zaman Emek ve Özgürlük İttifakı bunu konuşacak? Mitingden sonraki hafta için randevumuz var” sözlerini ifade etti ve şunları ekledi:

“HDP, bu memleketin çirkin ördek yavrusu falan değil. Yani en az 6 milyon insanın oyunu almış, memleketin üçüncü siyasi partisi. ‘Başkaları ne der’ diye siyaset yapılmaz. Eğer bu ülkeyi yönetmeye adaysanız, bizim ittifakımız adına kim giderse gitsin görüşmeye, o ittifakın içerisinde HDP de var, TİP de var, Sosyalist Meclisler Federasyonu da var. Herkes adına gider.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) üçüncü büyük partisi olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Cumhurbaşkanı adayı adımı bir süredir partililer tarafından dillendiriliyordu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kars’ta yaptığı konuşmada partisinin cumhurbaşkanlığı seçimine kendi adayıyla gireceklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı adayının çok yakın zamanda açıklanacağını ifade eden Buldan, Cumhur İttifakı ya da Millet İttifakı ile ortaklıkları olmasa bile müzakerelere açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Paylaşın