Almanya’ya İltica Başvuruları: Türkiye Üçüncü Sırada

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre, yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiyevatandaşları geliyor.

İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor. Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre 2022 yılında 217 bin 774 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu. Bu sayının pandemi nedeniyle seyahat kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir önceki yıla göre yüzde 47 oranında daha fazla olduğu kaydedildi.

Yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiye vatandaşları geliyor. İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor.

Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Ocak 2022’den Aralık 2022 sonuna kadar olan dönemde yapılan iltica başvurularının yaklaşık 25 bin kişiyle yüzde 11’ini Almanya’da doğan 1 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. 2022 yılında iltica başvurusu kabul edilmeyen yaklaşık 26 bin kişinin de yeniden iltica başvurusunda bulunduğu öğrenildi.

Ukraynalı sığınmacılar sayılara dahil değil

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş nedeniyle Rusya’dan iltica başvuruları da arttı. Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Rusya’dan 2 bin 851 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.

Ukrayna’dan savaş nedeniyle Almanya’ya gelen yaklaşık 1 milyon sığınmacı ise Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin paylaştığı sayılar içerisinde yer almıyor zira Ukraynalı sığınmacılara olağan iltica prosedüründen farklı bir prosedür uygulanıyor. Ukrayna’dan gelenlerin sığınma hakkı için iltica başvurusunda bulunması gerekmiyor; Ukraynalılar Avrupa Birliği yönetmelikleri uyarınca Almanya’da doğrudan korunma hakkına sahipler.

Almanya İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Almanya’ya sığınan Ukraynalıların oranı toplamın yüzde 80’ini oluşturuyor. Ancak gelenlerden kaçının Almanya’da kalmaya devam ettiği tam olarak bilinmiyor. Bazılarının diğer Avrupa ülkelerine gittiği bazılarının ise Ukrayna’ya döndüğü kaydediliyor.

Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Almanya’da 228 bin 673 iltica başvurusunun değerlendirmesi sonuçlandırıldı. 40 bin 911 kişiye Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme uyarınca mülteci statüsü verildi. 87 bin 552 kişiye ise farklı koruma statüleri sağlandı. Başvuruların yüzde 21,6’sını oluşturan 49 bin 220 başvuru reddedildi, 50 bin 880 başvuru ise geri çekildi.

Reddedilen başvuruların birçoğunun başvurunun değerlendirilmesinden bir başka Avrupa Birliği ülkesi sorumlu olduğu gerekçesiyle reddedildiği belirtiliyor. İçeriği nedeniyle reddedilen başvuruların sayısının ise buna nazaran daha düşük olduğu kaydediliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Ukrayna Cephesi Komutanını Üç Ay İçinde İkinci Kez Değiştirdi

Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Ukrayna cephesi komutanı olarak atandı. Rusya Savunma Bakanlığı’ndan görev değişikliğine ilişkin yapılan açıklamada, General Gerasimov atamasının “silahlı kuvvetler içindeki farklı unsurların daha organize ve etkili şekilde hareket etmesi için” yapıldığı kaydedildi.

Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov, Putin’in “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı savaşa liderlik edecek. General Gerasimov, Sergey Surovikin’in yerini aldı. General Surovikin’in göreve gelmesi sonrasındaki üç ayda Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılar yoğunlaşmıştı.

Bazı uzmanlar görev değişikliğini, Surovikin’in fazla güç kazanmış olabileceğinin işareti olarak değerlendiriyor…

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’u Ukrayna’daki harekatı yönetmesi için atadı. Hem Gerasimov hem Şoygu, Ukrayna’da savaş alanında atılan bir dizi geri adım nedeniyle Rusya’daki şahinlerin eleştirilerine hedef olmuştu.

Şoygu açıklamasında Gerasimov’un Ukrayna’daki özel askeri operasyonda yer alan birleşik güçlerin komutanı olarak atandığını bildirdi.

Rusya Ekim ayında Ukrayna’nın bir dizi karşı atakla savaşın seyrini değiştirmesinin ardından “Komutan Armageddon” lakaplı Sergey Surovikin’i Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatına liderlik etmesi için atamıştı.

Savunma Bakanlığı Surovikin’in Gerasimov’un yardımcısı olarak görevine devam edeceğini belirtti. Açıklamada bu değişikliklerle Ukrayna’daki askeri operasyonların etkisinin arttırılmasının tasarlandığı belirtildi.

Ukrayna’da maden kasabası Soledar için yoğun mücadele

Soledar, Moskova’nın Donbas’ın tamamını ele geçirme mücadelesinde önemli bir mihenk taşı konumunda.

Paralı asker grubu Wagner dün başlayan saldırıya liderlik etti ve küçük tuz madeni kasabasında kontrolun ele geçirildiğini iddia etti ancak merkezde bazı yerlerde Ukrayna’nın direnişinin sürdüğünü belirtti.

Rusya Savunma Bakanlığı ise hava birimlerinin Soledar’ı kuzey, doğu ve güneyden kopardığını bildirdi.

Ancak Ukrayna ordusu Soledar’ın düştüğünü reddetti ve savunma hattının aşılmadığını açıkladı. Ukrayna’nın doğu bölüğü komutanı Serhiy Çerevatyi Ukrayna televizyonuna yaptığı açıklamada çatışmaların şiddetini İkinci Dünya Savaşı’na benzetti.

Kremlin de henüz Soledar’da zafer ilan etmedi ve ağır kayıplar verdiğini doğruladı.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, sahadaki durum hakkında “Acele etmeyelim, resmi açıklamaları bekleyelim. Pozitif dinamikler sürüyor” diye konuştu.

Reuters haber ajansı da Soledar’daki durumu bağımsız olarak doğrulayamadı. Ajansın muhabiri çok sayıda kasaba sakininin dondurucu soğukta yollara dökülerek kasabayı terk ettiğini bildirdi, kasabanın üstünden yükselen dumanların görüldüğünü ve topçu atışının durmadan sürdüğünü kaydetti.

Rus ordusu Bahmut’u hedefliyor

Rus komutanlar Soledar’ı, Ukrayna’nın doğudaki tedarik zincirlerinin merkezi konumundaki Bahmut kentine saldırmak için bir basamak olarak kullanmayı hedefliyor.

Reuters’ın foto muhabiri Soledar ve Bahmut arasındaki yolda ambulansların yaralıları toplamak için beklediğini ve saha hastanelerinde kaosun hakim olduğunu kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da sahadaki başarının askerlerin hayatına mal olduğunu doğruladı.

Peskov, Putin’in savaş yerine diplomasiyi tercih ettiğini ancak ufukta Ukrayna ve Batı’yla barış görüşmelerinin olmadığını ekledi. Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya’nın barış görüşmesi açıklamalarının propaganda olduğu görüşünde.

RIA haber ajansı Wagner grubunun Soledar’ın tuz madenlerini ele geçirdiğini bildirdi. Grubun lideri ve Putin’in müttefiki Yevgeni Prigozhin, Telegram hesabından bir madenin içinde Wagner savaşçılarıyla fotoğraflarını paylaştı.

Soledar, Rusya’nın 2022’nin ikinci yarısındaki geri adımlarının ardından Ağustos ayından bu yana elde ettiği en önemli kazanım olacak.

Donetsk’in Rus lideri Denis Pushilin, Soledar’ın ele geçirilmesinin Bahmut ve Siversk kasabalarının alınma ihtimalini iki katına çıkaracağını, bunun Kramatorsk ve Sloviansk kentlerine köprü oluşturacağını söyledi ve bu durumun da Donetsk’in tamamen ele geçirilmesi için beklenen fırsatı yaratacağını ekledi.

Diğer tarafta Ukrayna’nın güneyindeki Herson’un askeri yönetiminin başkanı Rus kuvvetlerinin Kasım ayında boşalttıkları eyalet başkentini bombalamaya devam ettiklerini bildirdi.

Açıklamada son 24 saatte yaklaşık 40 altyapı tesisi ve çok sayıda evin yok edildiği, çocuk hastanesinin de ateş altında kaldığı belirtildi.

Öte yandan Lviv bölgesini ziyaret eden Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Belarus sınırındaki duruma dikkat çekerek, henüz burada güçlü bir yapılanma görülmese de sınırda ve sınıra yakın bölgelerde teyakkuzda olunması gerektiğini kaydetti.

Paylaşın

Demirtaş: Bu Zulüm İktidarından Hep Birlikte Kurtulacağız

Sosyal medya hesabından bir dizi paylaşım yapan Demirtaş, “Oy pusulasında hangi seçeneklerin önümüze çıkacağını, son günlerdeki tartışmalar belirleyecek. Şu anda kesinleşmiş tek şey şu: Bu zulüm iktidarından hep birlikte kurtulacağız, işte bunu kimse değiştiremeyecek” dedi.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, “Neden mi?” sorusunu sorarak şunları kaydetti: Çünkü halk kararını vermiş, bitmiş bu mesele. Oynadığın bütün kirli oyunların, kurduğun bütün tuzakların farkındayız Erdoğan. Ama bir dönem daha halkımıza işkence etmene izin vermeyeceğiz.

Demirtaş, “Nasıl mı?” diye sorarak, “Çünkü halk seni çizmiş, bütün mesele bu. To be or not to be Erdoğan. Yani kürsüye gel ki görem” ifadesini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya paylaşımlarına devam ediyor. Demirtaş’ın son paylaşımları şöyle:

Demirtaş’ın paylaşımı şöyle:

“Oy pusulasında hangi seçeneklerin önümüze çıkacağını, son günlerdeki tartışmalar belirleyecek. Şu anda kesinleşmiş tek şey şu: Bu zulüm iktidarından hep birlikte kurtulacağız, işte bunu kimse değiştiremeyecek. Neden mi? Çünkü halk kararını vermiş, bitmiş bu mesele.

Oynadığın bütün kirli oyunların, kurduğun bütün tuzakların farkındayız Erdoğan. Ama bir dönem daha halkımıza işkence etmene izin vermeyeceğiz. Nasıl mı? Çünkü halk seni çizmiş, bütün mesele bu. To be or not to be* Erdoğan. Yani kürsüye gel ki görem.”

Paylaşın

İmamoğlu Hakkında “İhaleye Fesat Karıştırma” Davası: 7 Yıl Hapis İstemi

İBB Başkanı Ekrem hakkında yeni dava açıldı. Savcılığın davaya ilişkin hazırladığı iddianamede İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırmak” iddiasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi.

İmamoğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Her ne hikmetse iki yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor” dedi. İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İmamoğlu’nun söz konusu ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı ve talimat veya yönlendirme yapmadığını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde yapılan bir ihaleye ilişkin, “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla 7 yıla kadar hapis istemiyle yeni bir dava açıldı. Davanın ilk duruşması 15 Haziran 2023 tarihinde Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkan ve üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yeni bir dava daha açıldı. Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde, 29 Aralık 2015 tarihinde yapılan, “Kültür Merkezleri’nde Personel Çalıştırılması ve Kültür Sanat Organizasyonları Hizmet Alım İşi” ihalesini kaybeden firmanın şikâyeti üzerine, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nin başlattığı incelemenin sonucunda, İmamoğlu hakkında hazırlanan rapor doğrultusunda, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştı.

Dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediyesi eski Kültür İşleri Müdürü Fidan Gül, Spor İşleri Müdürlüğü Personeli Cem Ülker, eski İşletme İştirakler Müdürlüğü Personeli Hasan Çetin, eski Kültür İşleri Müdürlüğü Personeli Hilal Çuhadar, eski Mali Hizmetler Müdürlüğü Personeli Mehmet Hepgül ve eski İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü Personeli Türkan Demiren Dişisağlam hakkındaki soruşturmasını tamamlayan Başsavcılık iddianamesini de hazırladı.

İddianamede, Beylikdüzü Belediyesi tarafından açılan söz konusu ihalede iddia edildiği gibi bir kamu zararının meydana gelip gelmediğinin anlaşılması için bir bilirkişi raporu alındığı, bu rapora göre söz konusu ihalede, “Görevlilerin ihaleye fesat karıştırdıkları ve kamu zararına neden oldukları kanaatine varıldığı” ileri sürüldü.

250 bin liralık kamu zararı iddiası

Hazırlanan iddianamede; ihalede İmamoğlu, Gül, Ülker, Çetin, Çuhadar, Hepgül ve Demiren Dişisağlam’ın fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, ihale alıcısı E. şirketi lehine kamu zararına neden olacak şekilde, ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlayarak, 250 bin TL fazladan para ödemesine ve neticede 250 bin TL tutarında kamu zararına neden oldukları iddia edilerek; Ekrem İmamoğlu dahil yedi kişinin, “ihaleye fesat karıştırdığı” ifade ediliyor.

Savcılığın hazırladığı iddianamede İBB Başkanı İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırmak” iddiasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi. Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianame kabul edildi. İmamoğlu ve diğer altı ismin “ihaleye fesat karıştırma” suçundan yargılanacakları dava, 15 Haziran 2023 tarihinde Büyükçekmece Adliyesi’nde yapılacak.

İmamoğlu: Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor

Hakkında açılan yeni dava ile ilgili olarak Twitter hesabindan açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İhale işlemlerinde imzam dahi mevcut değil. Ayrıca gerek İçişleri Bakanlığı gerek Danıştay 1. Dairesi kararında hakkımda herhangi bir tespit, suçlama ya da değerlendirme yapılmadı. Buna rağmen, zorlama bir suç yaratılmaya çalışılmakta. Her ne hikmetse iki yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor” dedi.

İmamoğlu’nun avukatı: İmamoğlu ihalenin hiçbir sürecine dahil olmadı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İmamoğlu’nun söz konusu ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı ve talimat veya yönlendirme yapmadığını söyledi. Polat, İmamoğlu’nun belediye başkanı olarak 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre “harcama yetkilisi” ve “ihale yetkilisi” olmadığı gibi üst yönetici olarak ihale iş ve işlemlerini onaylama yetkisinin bulunmadığını belirtti. Danıştay’ın da bu tespiti yaptığını dile getiren Polat, ancak savcılığın bir ayrım yapmaksızın bu davayı açtığını söyledi.

Paylaşın

HDP, Seçim Öncesi Kapatılırsa Hangi Adımları Atacak?

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) seçimden önce kapatma kararı vermesi durumunda ise bu kararın verildiği tarih oldukça önemli. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) takvimine göre “listelerin sunulma,” “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm isimlerin adaylıkları düşecek ve seçime giremeyecek.

Bu durumda HDP’nin seçmene, seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil Sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin resmi tarihi 18 Haziran 2023 tarihi. Ancak hükümet ve AK Parti kanadından gelen açıklamalara göre seçimler öne çekilecek. Henüz bir karar alınma da olası tarihler olarak 30 Nisan ile 14 Mayıs öne çıkıyor.

Seçime giden süreci etkileyecek önemli davaların başında HDP’ye yönelik Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) devam eden kapatma davası geliyor. 2018 seçimlerinde yaklaşık 6 milyon kişiden destek alarak yüzde 11,7 oy oranına ulaşan HDP’nin seçime girip girmemesi ya da kapatma kararı çıkması durumu da 2023 seçimlerini etkileyecek önemli faktörlerin başında.

HDP “seçim sonrası” dedi

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  katıldığı Habertürk televizyonunun yayınında, AYM’ye işaret ederek “Son ana kadar kendilerinin hukuka ve vicdana uygun karar verecek olan inancımı korumak istediğimi belirttim ama Türkiye’de yargının durumu ortada. Sadece mahkeme salonunda karara bağlanacak bir davadan söz etmek naiflik olur.

Biz de naif değiliz. İktidarın bu kararların herhangi birinde etkisi olacağı açık. Bu kararlardan hangisinin ne zaman çıkacağı önemlidir. Seçim sürecinin öncesinde çıkması önemlidir. Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız” açıklaması yaptı.

Serhat Eren: Yargı siyasete yön vermiş olacak

DW Türkçe’den Kıvanç El, Sancar’ın açıklamaları sonrası hem bu başvuru sürecinin nasıl işleyeceğini hem de olası kapatma kararlarına karşın HDP’nin yol haritasını araştırdı.

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve kapatma davası avukatlarından Serhat Eren, başvuruya dair çalışmaların sürdüğünü ve henüz olgunlaşmadığını söyledi. Serhat Eren, “Seçimin hemen öncesinde AYM’nin vereceği bir karar yargının siyasete yön vermesi olacaktır. Böyle olmayacağını umuyoruz ancak biz kararın seçim sonrasını bırakılmasını da resmen talep edeceğiz” değerlendirmesi yaptı.

Başvuru 4 Şubat’a kadar yapılacak

“Tam seçime giderken adil bir seçim kampanyası yapılması gerekiyor ama kapatma davası bunu engelleyen bir süreç oldu” ifadelerini kullanan Serhat Eren, başvuruyu hangi çerçevede ve ne zaman yapacaklarına dair soruya da şu yanıtı verdi:

“AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde öngörülebilirlik ilkesi gereği kanunlardan doğacak sonuçların önceden kestirilebilir olması gerekir. Şu an böyle bir süreç yok. Biz HDP olarak öngörülebilirlik ilkesi çerçevesinde AYM’ye 4 Şubat’a kadar başvurumuzu yaparak kararın seçim sonrasına ertelenmesini isteyeceğiz.

AYM, Hazine yardımına ilişkin tedbir kararını 4 Şubat’ta değerlendirecek ve buna dair savunma için bir ay süre vermişti. Biz de 4 Şubat’a kadar bu başvurumuzu yaparak kapatma davasının seçim sonrasına bırakılmasını isteyeceğiz. Daha sonra da kararı bekleyeceğiz.”

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki de, “Seçim arifesinde verilecek karar kesinlikle siyaseti dizayn etme kararı olacaktır” dedi. Tiryaki, “Seçim sonrası oluşabilecek olası tabloya göre AYM kararını değiştirme ihtimali görüp görmediğine” dair soruya da “Bu talebimiz kapatma tehdidini ortadan kaldıran bir durum değil. Sadece AYM’ye seçimler geçsin, kararını öyle ver seçime müdahale etme diyeceğiz” yanıtını verdi.

HDP kararı neden seçim sonrasında istiyor?

Peki HDP hakkında olası kapatma kararına karşın nasıl bir yol haritası izleyecek? Edinilen bilgilere göre HDP, çok sayıda çeşitli senaryolara göre hazırlık yapılıyor.

Seçim sonrası Anayasa Mahkemesi’nden olası bir kapatma kararı çıkması durumunda seçilecek milletvekilleri siyasi yasak kapsamına alınsa dahi milletvekillikleri düşmüyor. Ancak bir partiye üye olamıyor. Bu süreçte yeni bir parti kurulsa dahi siyasi yasak gelen isimler bu partiye katılamayacak, üye olamayacak. Ancak siyasi yasak, bağımsız olarak siyaset yapmaya engel değil.

Bu durumda Meclis’te siyasi yasak kapsamında olmayan 20’den fazla isim bulunması halinde siyasi parti grubu kurulabilecek. HDP’nin listelerini yaparken en az 20 ismi buna göre siyasi yasak almayacak isimler içerisinden belirlemesi planlanıyor.

Seçim öncesi HDP kapatılırsa ne adım atacak?

Anayasa Mahkemesi’nin seçimden önce kapatma kararı vermesi durumunda ise bu kararın verildiği tarih oldukça önemli. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) takvimine göre “listelerin sunulma,” “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm isimlerin adaylıkları düşecek ve seçime giremeyecek.

Bu durumda HDP’nin seçmene, seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil Sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

HDP’li Eren: Seçeneksiz değiliz

HDP’de olası bu süreçlere dair görüşmeler ve liste hazırlıkları da sürerken henüz kesin alınmış bir karar bulunmadığına da dikkat çekiliyor.

HDP’li Serhat Eren, “HDP seçmeni hiçbir zaman seçeneksiz kalmaz. Geçmişte de benzeri gelişmeler oldu seçeneksiz kalmadı. Belki hemen yeni bir parti kurmak mümkün olmayacak ancak bizimle birlikte mücadele eden çok sayıda parti var. Bu partiden birkaçı seçime girebilecek durumda. Seçeneksiz değiliz” değerlendirmesi yaptı.

Kapatma davası süreci

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi’ne sözlü mütalaasını sundu. Böylece sözlü aşamada başlamış oldu. HDP’ye savunma için süre verilecek ve ardından savunmadan sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı dosyayı raportöre iletecek.

AYM Genel Kurulu ise son kararını verecek. Partiyi kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından men etme gibi karar seçenekleri bulunuyor. Kararlar üçte iki çoğunluk ile alınıyor. Bu durumda 15 üyeden 10’unun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Bu süreçte kapatma ile birlikte “siyasi yasak” kararı da verilebiliyor.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Cumhurbaşkanlığın Kötü Geçti, Jübilen Güzel Olsun

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Halının altına süpürdükleri pisliklerin hazirana kadar ortaya çıkmasından korkuyorlar. Enflasyonu düşürdük yalanı patlar diye korkuyorlar. Maaş zamları eriyip gidecek diye korkuyorlar. Kendileri de biliyor ki sözde ekonomik model işlemiyor. Enflasyon canavarı açıklanandan daha fazla büyüyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan, sen kendini yorma. Önümüzdeki 5 ayda senin seçilebileceğin herhangi bir tarih yok. Sandıkta senin için emeklilikten başka seçenek yok. Cumhurbaşkanlığın kötü geçti bari jübilen güzel olsun.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Bay Kriz sözde lütuflarını milletimizle paylaştı. Daha önce yüzde 25 olarak açıkladığı memur ve emekli zammını yüzde 30’a çıkarttı. Padişahımız, efendimiz lütfettiler. Niye en başında yapmadı kimse bilmiyor. Hangi hesaba dayandı onu da kimse bilmiyor.

Sayın Erdoğan yersen siyaseti ile devlet yönetilmez. Öyle keyfine göre konuşamazsın. Öyle bahis oynar gibi milletin geleceği ile oynayamazsın. Madem yüzde 30 artış yapma imkanın vardı neden önce yüzde 25 açıkladın? Milletimize yoklama mı çektin, memura emekliye kupon mu yaptın?” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Geceleri uyutmayan dertlerimizin biteceği günlere bir hafta daha yaklaştık. Memleketimizi saran kasvetli havanın yerini bayram coşkusuna bırakmasına bir hafta daha yaklaştık. Sayın Erdoğan ve beceriksiz yönetimine sandıkta elveda diyeceğimiz o kutlu güne bir hafta daha yaklaştık.

Son günler işi gücü bıraktılar seçim tarihiyle uğraşıyorlar. En son güzelim haziran ayına bile çamur atmaya başladılar. Neymiş haziran ayı çok sıcak oluyormuş. 2018’de seçim kararı aldığınızda haziran pek bir güzeldi de şimdi mi sıcak oldu? O zaman öğrenciler aklınızda değildi de şimdi mi aklınıza geldi.

Halının altına süpürdükleri pisliklerin hazirana kadar ortaya çıkmasından korkuyorlar. Enflasyonu düşürdük yalanı patlar diye korkuyorlar. Maaş zamları eriyip gidecek diye korkuyorlar. Kendileri de biliyor ki sözde ekonomik model işlemiyor. Enflasyon canavarı açıklanandan daha fazla büyüyor. Sayın Erdoğan, sen kendini yorma.

Önümüzdeki 5 ayda senin seçilebileceğin herhangi bir tarih yok. Sandıkta senin için emeklilikten başka seçenek yok. Cumhurbaşkanlığın kötü geçti bari jübilen güzel olsun. Mesela son 5 ayın kalmışken, hazır EYT çıkmışken Nebati Bakanı emekli et, Merkez Bankası Başkanı’nı emekli et, 5 maaşlı danışmanlarını emekli et, partinin değil, milletin Cumhurbaşkanı ol.

İktidar kalan son aklını da koltuk elden gidecek telaşıyla kaybetmiş durumda. İşin en trajikomik tarafı konuştukça saçmalıyorlar, daha da rezil oluyorlar” ifadelerini kullandı. EYT işle yeni tanışan ışıltılı bakan ÖTV ile de yeni tanışmış. Şakacı şirin diyor ki ÖTV’yi indireceklermiş de araba kıtlığı çektiğimiz için indirmiyorlarmış.

Patronu bay krizle birlikte Edi’yle Büdü gibiler. Kendisi de çıktı, ‘Türkiye’nin 20 yılı ücretli çalışanların enflasyon karşısında en güçlü olduğu, asla ezilmediği yıllar olarak tarihe geçti’ dedi. Bay kriz ve arkadaşları sanal iktidarlarının fantastik dünyasında yaşayadursun, biz milletimizin ve memleketlimizin gerçeklerini konuşmaya devam edeceğiz.

“Memur ve emekli maaş artışını yüzde 30’a çıkardı. Padişahımız lütfettiler. Sayın Erdoğan yersen siyasetiyle devlet yönetilmez. Devlet yönetmek ciddiyet ister. Böyle keyfine göre davranamazsın. Madem yüzde 30 imkanın vardı, neden önce yüzde 25 açıkladın? Milletimize yoklama mı çektin?

2022 yılında çalışanlar yüksek enflasyon nedeniyle ciddi bir refah kaybına uğradılar. 6 ayda bir enflasyon farkı verilmesi yetmiyor. Enflasyon farkını TÜİK’in makyajlı enflasyonuna göre hesaplarsan refah kaybı hiç telafi edilmiyor. Memur ve emekliler için maaş artışının en az yüzde 55 olan asgari ücret artışı kadar olması gerekiyordu.

Gördüğü rüyanın ve yaptığı hamasi konuşmaların aksine esnafı, memuru, emekliyi, öğrenciyi, çiftçiyi bu ucube sisteme geçtiğimizden beri enflasyona ezdiriyor. Her gün daha fazla açlıkla sınıyor, yoksulluğa itiyor. Hala milletimize masal anlatmaya devam ediyor. Artık çok az kaldı Sayın Erdoğan. Sayın Erdoğan uzun ince bir yoldasın, gideceksin sandık gelince. Acınacaksın bir haldesin gideceksin sandık gelince. Artık sandık göründü, o sene bu sene.

Ekonomimizdeki tahribat eğitimde de yeni krizlere neden oluyor. 1,5 milyon öğrencimize hizmet eden 400 bin öğretmen için istihdam oluşturan, 1,6 milyon kişinin geçimini sağlayan özel okullar mali krizle karşı karşıya. 1100 özel okul kapandı. Bu durumdan en çok etkilenenler de öğretmenlerimiz oldu. AK Parti iktidarı yüzünden hayatı atanamama kaygısıyla geçen öğretmenlerimiz. Bu sefer de işsizliğe mahkum edildiler.

Yeni yılla birlikte özel okul ücretlerine yüzde 65 zam yapılacağı öngörülüyor. Öğretmenlerimizin maaşları ne olacak? Yüzde 30’luk artışı bile alamayacaklar. Biz de bu sorunu çözmek için hem öğretmenlerimizi hem velilerimizi hem özel okul sahiplerini gözeterek kanun teklifi verdik. Kanun yasalaşırsa, özel okullarındaki öğretmenlerimizin SGK primlerinin yüzde 50’si devlet tarafından karşılanacak. Hem öğretmenlerin maaşları artacak hem okullardaki yük azalacak. Özel okullardaki KDV’nin de kaldırılmasını öneriyoruz.

Türk kültürü dinamik ve yüksek bir kültürdür. Türk kültürü varlığını her koşulda sürdürebilen bir medeniyet yolculuğudur. Türk milleti başta Avrupa olmak üzere yurtdışına yerleşmiş, öz kimliğini kaybetmeden söz sahibi olma noktasına gelmiştir. 7 milyondan fazla insanımız yurtdışında yaşıyor. Gönüllerinde vatanımıza duydukları bağlılığı hissediyorlar. Yaşadıkları ülkelere uyum sağlamış olmalarına rağmen dillerine, dinlerine ve kültürlerine sahip çıkan duruşlarıyla toplumlar arası köprü vazifesi görüyorlar. NSU cinayetlerinde katledilen vatandaşlarımızı anıyorum.

Bu varolma gayretinin haricinde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın birçok sorunları var. Çifte vatandaşlık, hukuki sorunları, katılım ve entegrasyon, yabancı düşmanlığı sorunları var. Zor koşullara göğüs geren vatandaşlarımız, memleketlerine duydukları sevgiden taviz vermediler. Sıla ve gurbet arasında vatan, memleket sevgisini yüreklerinde yaşattılar. Onları döviz kaynağı olarak göremeyiz. Yaşadıkları sorunlarla baş başa bırakamayız.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Açıklaması: Hedefimiz 400 Milletvekili Almak

GP Lideri Davutoğlu, Altılı Masa’nın seçim hedeflerine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizim hedefimiz 5 sene değil, çok daha erken süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek. Hedefimiz 400 milletvekilini almak. Parlamenter sisteme geçmişsek, bir Başbakan çıkıp, yönetecek” dedi.

Altı liderin stratejik kararlarda imza yetkisi olacağı yönünde yaptığı konuşmaya açıklık getiren Davutoğlu, “Bizim kitleleri ikna etmemiz için ‘merak etmeyin, Türkiye’yi temsil edecek Cumhurbaşkanı seçeceğiz, biz onun yanında yönetim sürecinde olacağız’ dememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, altılı masa liderlerinin seçimden sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını ve her partiye bir bakanlık verileceğini söyledi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk’te katıldığı programda soruları yanıtladı. Davutoğlu konuşmasında şunları söyledi:

“Hükümet kurulduktan sonra sayın Cumhurbaşkanının güçlü hükümeti yönetebilmesi için halkın hepimizin yanında olduğun görmesi, o Cumhurbaşkanını rahatlatır. Meclis’te Cumhurbaşkanının arkasında 6 partinin de grubu Cumhurbaşkanının arkasında diye onu desteklemekten daha büyük bir yetki Cumhurbaşkanına verilmez.

Böylece o Cumhurbaşkanının arkasında duracağız, üstünde durmayacağız. Önce Cumhurbaşkanı olacak arkasında 6 tane ya da 5 tane Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. Halk bilecek ki, 5 ya da 6 genel başkan onun yanında. Yetkiyi ve sorumluluğu da paylaşıyor diye düşünecek.”

“Eşitlik stratejik kararlarda”

“6’lı masada olanların hepsi cumhurbaşkanı yardımcısı ve en az 1 bakanlık alacak” diyen Davutoğlu,  “Aynı zamanda sorumluluk üstleniyoruz. Risk alıyoruz. Kendi kitlemizi ikna edeceğiz. Eşitlik stratejik kararlarda. Mesela önemli atamalar. Herkesin içine, toplumun içine sinecek şekilde. Seçim günü akşamı Türkiye’de hiçbir kesimin ‘biz kaybettik’ anlayışına kapılmaması” dedi.

Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

Bizim hedefimiz 5 sene değil, çok daha erken süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek. Hedefimiz 400 milletvekilini almak. Parlamenter sisteme geçmişsek, bir Başbakan çıkıp, yönetecek.

Sayın Erdoğan üzerinde Bahçeli vesayeti var, Perinçek vesayeti var. Beştepe’de bir güruh var.

Sayın Erdoğan’ın takvimine uymayacağız. O istediği zaman değil, biz istediğimiz zaman adayımızı açıklayacağız. Onların oyun planına gelmeyeceğiz. Adayımızı açıkladığımızda ola ki bir kesim memnun olmazsa, o kesimlere dönüp diyeceğiz ki ‘Bakın biz ekibiz, burada bir kişi yok’.

Kitleler şunu görecek ‘Bu cumhurbaşkanı benim partimden değil ama arkasında benim genel başkanım var’. diyecek.

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı Hakkında Tahliye Kararı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “Terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davada karar çıktı. İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Fincancı hakkında 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası verdi ve tahliyesine hükmetti. Fincancı akşam saatlerinde tahliye edildi.

TTB Başkanı Fincancı’nın tahliyesi öncesinde polis cezaevi önünde barikat kurdu. Avukatlar da dahil girişler yasaklandı. Korur Fincancı, işlemlerinin tamamlanmasının ardından 18.00’da cezaevinden çıktı.

“Jin-jiyan azadi”, “TTB susmadı susmayacak” sloganlarıyla karşılanan Fincancı, daha sonra açıklama yaptı. TTB Başkanı Fincancı, “Tüm baskılara rağmen, bizlerle dayanışma içinde olan içinde olanlara teşekkür ediyorum” dedi.

Kendisine verilen cezaya değinen Korur- Fincancı, şöyle devam etti: “Bir kanalın yayın politikasının suç sayılması ve benim bundan sorumlu tutularak cezalandırılmam akıl alır gibi değil. Biz sadece insanlar için değil, tüm canlılar için tehdit olan her şeyi söylemeye devam edeceğiz. Bitmedi kavgamız, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek mücadeleye devam edeceğiz.”

Duruşma öncesinde basın açıklaması yapan TTB, destek için gelen siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları, Çağlayan Adliyesi önündeki alana alınmadı. Açıklama, adliyenin yan tarafındaki metro istasyonu önünde yapılabildi. Basın açıklamasında Şebnem Korur Fincancı’nın derhal beraati ve tahliyesi talep edildi.

MSB’nin katılma talebine ret

Açıklamanın ardından polis ablukasındaki Çağlayan Adliyesi’nde görülmeye başlayan davanın duruşmasında, Milli Savunma Bakanlığı katılma talebini yineledi. Önceki duruşmalarda olduğu gibi bu duruşmada da, mahkeme heyeti bakanlığın katılma talebini reddetti. Fincancı’nın avukatları ise, 3 avukat sınırının hukuki dayanağı olmadığını ifade etti ve bu sınırın kaldırılmasını talep ettiler. Yargılamanın yapıldığı İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyeti, bu talebi de reddetti.

Fincancı: İnsan öldüren değil bilimsel görüşünü veren hapse giriyor

Taleplerin reddinin ardından Fincancı savunmasına başladı. Kendisi üzerinen bir korku iklimi yaratıldığını öne süren Fincancı, bunun ifade ve bilim özgürlüğüne saldırı olduğunu söyledi. “Herkese nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti istediği için, şehir hastanelerine ve sağlıkta şiddete karşı çıktığı için, pandemide hakikati açıkladığı için Türk Tabipleri Birliği hedefte” diyen Fincancı, savunmasında “Bu ülkede, insan öldürmek insanları cezaevinde tutmaya yetmiyor ama bilimsel görüşünü vermek insanların cezaevine girmesine neden oluyor” ifadelerini de kullandı.

“Vatan hainleri yargılanacak”

“Ülkesinin yazgısını çıkar karşılığında birilerine teslim eden vatan hainleri yargılanacak. Emre itaat etmek kimseyi sorumsuz kılmıyor. Bizim karşı duruşumuz budur; kötülük hiç kimseye bulaşmasın diye…” diyerek sözlerini sonlandıran Fincancı, mahkeme salonunda bulunanlar tarafından alkışlandı.

Fincancı’nın savunmasının ardından avukatları söz alarak savunmaya başladı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı avukat Öztürk Türkdoğan, Meriç Eyüboğlu ve Hülya Yıldırım’ın savunmalarının ardından, mahkeme karar için duruşmaya ara verdi.

Hükümle birlikte tahliye

Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme, Fincancı’nın ‘terör örgütü propagandası yapma’ suçunu işlediği gerekçesiyle 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, Fincancı’nın hükümle birlikte tahliye edilmesine de karar verdi.

Ne olmuştu?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde ekim ayında yürüttüğü operasyonlar sırasında kimyasal silah kullandığı iddiaları gündeme gelmişti. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı da, katıldığı bir televizyon programında bu iddialarla ilgili “Bölgenin bağımsız heyetler tarafından etkin biçimde araştırılması gerektiğini” yorumunu yaptı.

Fincancı’nın sözlerinin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 Ekim’de Fincancı hakkında soruşturma başlattığını duyurdu. Bunun üzerine 26 Ekim’de İstanbul’da gözaltına alınan Fincancı, götürüldüğü Ankara’da ifadesinin ardından 27 Ekim’de tutuklandı.

Fincancı hakkında “terör örgütü propagandası yapma” suçunun işlediği gerekçesiyle hazırlanan iddianamenin ardından açılan dava 2 Aralık’ta İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Savcılık, ilk kez 23 Aralık’ta hakim karşısına çıkan Fincancı hakkında mütalaasını verdi. Mütalaada, Fincancı’nın “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan üst sınırdan cezalandırılması ve tutukluluk halinin devamı istendi.

7 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Fincancı’nın davasının görüldüğü mahkemenin heyeti, 23 Aralık’taki duruşmayı 29 Aralık’a erteledi ve “adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı” gerekçesiyle Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

29 Aralık’taki duruşmada ise karar çıkması bekleniyordu ancak Fincancı’nın avukatlarının reddi hakim talebi nedeniyle dava ertelendi. Mahkeme, karar duruşması için 11 Ocak tarihini belirledi.

Paylaşın

CHP’nin Yeni “Kürt Oyları” Stratejisi Ne?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ‘bir değişim yaşadığını’ ve bu değişimle birlikte Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgenin sorunlarına CHP’nin çözüm olabileceğini anlatan parti kaynakları, “Her halükarda 2018 seçimlerine göre oyumuzu artırıyoruz. Ancak önemli olan bu oyların milletvekili çıkarmamıza yetmesi” diyor.

Bu çalışmaların sonucunda oluşturulan CHP’nin yeni Kürt oyları stratejisi öncelikli olarak iki büyükşehirde, Diyarbakır ve Van’da milletvekili çıkartmayı hedefliyor. Diyarbakır’da milletvekili çıkarmanın çok önemli olduğunu ifade eden partili kaynaklara göre, bir milletvekili garanti ancak iki güçlü ismin aday gösterilmesi durumunda iki milletvekilinin çıkarılması mümkün.

Altılı Masa ve HDP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışılırken CHP, Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illerde milletvekili çıkarma stratejileri oluşturuyor.

Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında bu illerde oyunu arttırdığı ifade edilen CHP, genel seçimlerde Kürt oylarını almak için uygulayacağı stratejiyi neredeyse tamamladı.

Bu strateji ağırlıklı olarak 2019 yerel seçimleri sonrasında oluşturulan ve başında CHP Genel Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın bulunduğu “Doğu Masası’nın çalışmaları sonucu şekillendi.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Doğu Masası’nın kurulma amacının partinin hem Doğu Anadolu hem de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yapılanmasını genişletmek ve oy oranını artırmak olduğunu vurgulayan CHP’li kaynaklar, partinin bölgede öncelikli olarak; “AK Parti ile HDP arasındaki çözümsüzlük siyasetinin oluşturduğu durumun değişmesini isteyen seçmenlerle bağ kurmak” olduğunu söylüyor.

Amaç geçmişte CHP’ye oy veren ve sosyal demokrat kimlikleriyle bilinen aşiretlerin, ailelerin ve seçmenlerin geri dönüşünü sağlamak.

CHP’nin ‘bir değişim yaşadığını’ ve bu değişimle birlikte bölgenin sorunlarına CHP’nin çözüm olabileceğini anlatan parti kaynakları, “Her halükarda 2018 seçimlerine göre oyumuzu artırıyoruz. Ancak önemli olan bu oyların milletvekili çıkarmamıza yetmesi” diyor.

Bu çalışmaların sonucunda oluşturulan CHP’nin yeni Kürt oyları stratejisi öncelikli olarak iki büyükşehirde, Diyarbakır ve Van’da milletvekili çıkartmayı hedefliyor.

Diyarbakır’da milletvekili çıkarmanın çok önemli olduğunu ifade eden partili kaynaklara göre, bir milletvekili garanti ancak iki güçlü ismin aday gösterilmesi durumunda iki milletvekilinin çıkarılması mümkün.

CHP’nin Diyarbarkır milletvekili aday listelerinde konuşulan isimler kim?

Bu kapsamda parti içinde çok sayıda isim aday olarak anılıyor ama en sürpriz isim öldürülen Diyarbakır Barosu Eski Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi.

Türkan Elçi isminin CHP’de aday olarak anılmasının Diyarbakır’da şimdiden sinerji yarattığını belirten aynı partili kaynaklara göre, bu durum bölgedeki diğer illerde de CHP’nin oylarında artış sağlayacağı görüşünde.

Diyarbakır’da milletvekilliği için adı geçen bir diğer isim ise partinin mevcut İl Başkanı Abdullah Atik.

Adaylığına kesin gözüyle bakılan Atik’in yanı sıra sürpriz bir şekilde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başdanışmanlığı görevine getirilen Şırnak Barosu Eski Başkanı Nuşirevan Elçi’nin de Diyarbakır için parti içinde ismi anılıyor.

Bununla birlikte, Nuşirevan Elçi’nin Kürt seçmenlerin yoğun yaşadığı İstanbul ikinci veya üçüncü bölgeden de aday gösterebileceği konuşuluyor.

CHP’nin Van için seçim stratejisi ne?

CHP’nin bu seçimde özel önem verdiği Van’da ise en son 2002 genel seçimlerinde DEHAP’ın baraj altı kalması nedeniyle CHP bir milletvekili çıkartabilmişti.

O tarihten sonra HDP ve öncülü partiler ile AK Parti’nin sadece vekil çıkarabildiği Van’da, CHP içinde en güçlü aday olarak Avukat Seracettin Bedirhanoğlu ismi anılıyor.

Genel Merkez’in aldığı karar doğrultusunda 2021’de il başkanı olarak atanan, ardından olağanüstü kongrede oy çokluğuyla aynı göreve seçilen Bedirhanoğlu, geçtiğimiz günlerde milletvekili aday adayı olmak için istifa etti.

Parti kaynaklarına göre araştırma şirketleri tarafından yapılan anketlerde CHP’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde oyunu en çok artırdığı illerin başında Van geliyor.

Van aynı zamanda CHP’nin son dönemde üye sayısını da en çok arttırdığı illerden biri.

”CHP’nin Mardin’de vekil çıkarması zor, Kars’ta ise HDP ve AK Parti’den kopan seçmenin desteği şart”

HDP ve AK Parti’nin bölüştüğü Mardin’de ise CHP’nin vekil çıkartma olasılığının daha az olması nedeniyle Diyarbakır ve Van’daki heyecan yaşanmazken, CHP’nin Doğu’da milletvekili çıkartmak istediği bir başka il ise Kars.

Bölge illerinde son genel seçimlerde CHP’nin oy ortalaması yüzde 8.5, Kars’ta ise bu oran yüzde 14 civarında.

CHP’li kaynaklara göre Kars’ta milletvekili çıkarılabilmesi hem HDP’nin tabanından hem de AK Parti’den kopan seçmenlerin oyunun alınmasıyla mümkün.

Bu kentte de iki isim adaylık için ön plana çıkıyor. Kars Belediyesi Eski Başkanı Naif Alibeyoğlu ve iş insanı Mehmet Yıldız.

Paylaşın

“Aday Olur Musunuz?” Sorusuna Demirtaş’tan Yanıt: Görevden Kaçmam

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş “HDP dile getirdiği “açık müzakere” çağrısına yanıt alamazsa, kendi adayı ile devam edecek. Peki sizin aday olmanız istenirse aday olur musunuz?” sorusuna verdiği yanıtta, “Bu konuda yetkili kurullarımız geniş çerçevede bir tartışma yürütüyor, bu tartışmalar sonuçlanmış değil henüz” dedi ve ekledi:

“Ben görevden kaçmam elbette ancak partimizle ortak alacağımız karar sonucu hangi arkadaşımız bu sorumluluğu üslenirse tartışmasız şekilde, onun başarısı için çalışacağız. Bizim açımızdan görev tartışmasıdır bu, ötesi bir yaklaşım bizim partimizde olmaz. Partimiz bu görevi bana vermiş ya da başka bir arkadaşımıza, hepimiz aynı moralle ve aynı sorumluluk bilinciyle başarıya odaklanıp çalışırız.”

Altı yılı aşkındır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin kendi adayıyla seçime girme kararını, parti kapatma ve hesaplara bloke koyulması gibi HDP üzerindeki baskılar karşısında muhalefetin tutumunu ve Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı hakkında birçok soruya yanıt verdi.

Demirtaş, HDP adayına yönelik gelen eleştirilere “Ulusalcı, milliyetçi muhalif kanat başta olmak üzere muhalefetin bir bölümü HDP’ye yapılanların örtülü destekçisidir” diyerek cevap verdi.

“Ben görevden kaçmam elbette”

Demirtaş “HDP dile getirdiği “açık müzakere” çağrısına yanıt alamazsa, kendi adayı ile devam edecek. Peki sizin aday olmanız istenirse aday olur musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Bu konuda yetkili kurullarımız geniş çerçevede bir tartışma yürütüyor, bu tartışmalar sonuçlanmış değil henüz. Ben görevden kaçmam elbette ancak partimizle ortak alacağımız karar sonucu hangi arkadaşımız bu sorumluluğu üslenirse tartışmasız şekilde, onun başarısı için çalışacağız. Bizim açımızdan görev tartışmasıdır bu, ötesi bir yaklaşım bizim partimizde olmaz. Partimiz bu görevi bana vermiş ya da başka bir arkadaşımıza, hepimiz aynı moralle ve aynı sorumluluk bilinciyle başarıya odaklanıp çalışırız.”

“AKP’ye kazandırmak gibi bir politika HDP ile birlikte anılamaz”

ARTI TV ve ARTI Gerçek’in sorularını yanıtlayan Demirtaş, aday kararının partisinin resmi politikası olduğunu belirtti ve şu öneride bulundu:

“Pervin Hanım, partimizin uzun süredir tartışılan ve herkesin bildiği resmi politikasını dile getiriyor, bunda bir tuhaflık yok. Eş Genel Başkan, kişisel görüşünü veya bir dileğini açıklamıyor, hepimizin ortaklaştığı yaklaşımı ifade ediyor. Ben de genel merkezimiz de hem eleştirileri hem de destek açıklamalarını yakından izliyoruz, izlemeye devam edeceğiz. Fakat AKP’ye kazandırmak gibi bir politika HDP ile birlikte anılamaz. Bunu söyleyenleri azıcık insaflı, vicdanlı olmaya ve HDP’ye yapılanlara rağmen milyonlarca HDP’linin adeta kahramanca nasıl direndiğine bakmalarını tavsiye ederim.”

“Çağrıyı HDP’ye değil Altılı Masa’ya yapın”

Partisinin politikalarının arkasında duracağını vurgulaya Demirtaş, adaylık konusunda HDP’ye yapılan eleştirilere de şu yanıtı verdi:

“HDP’nin kendi adayını çıkarması iyi olmaz, ortak adaya destek vermeli’ diyenler HDP’ye baskı uygulamak yerine Altılı Masaya çağrı yapmalı ve adayları açıklamadan önce de sonra da HDP’yi ziyaret ederek açık bir müzakere yürütmesini istemeliler. Bunda anormal ne olabilir ki? Altılı Masa HÜDA PAR ile de görüşüyor, açık müzakere yapıyor ki toplam oyları birkaç yüz bini geçmiyor. Genel merkezimiz tüm eleştirileri saygıyla karşılayacaktır bundan eminim. Ancak bana kalırsa çağrıyı HDP’ye değil Altılı Masa’ya yapmaları daha doğru, daha sonuç alıcı olur. Biz sonuna kadar, partimizin politikasının arkasında duracağız.”

“Seçmen kararsız değil”

Selahattin Demirtaş Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine ilişkin gerek parlamento gerekse cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmenin kararsız olmadığını vurguladı:

“Bu konuda da cezaevinde neredeyse her gün çağrı yapıyorum, zaten bu aşamada temel amacımız kararsız ve ilgisiz seçmeni seçime karşı duyarlı hale getirmektir. Kararsız olmak demek “Benim kendi geleceğime ilişkin bir düşüncem, görüşüm, ilgim yok” demektir. Ben bu seçimin en yüksek katılımlı seçimlerden biri olacağına inanıyorum, kararsız seçmen oranı her gün azalarak sandık gününe kadar en az orana inecektir diye öngörüyorum.”

“Yapılan gasptır”

Demirtaş, Anayasa Mahkemesinin HDP’nin hazine yardımı alan hesapları bloke etmesini siyasi bir karar olarak değerlendirdi. Kararı ‘gasp’ olarak nitelendiren Demirtaş ve şöyle konuştu:

“Aslında Anayasa Mahkemesinin kararı demek yerine, AKP’nin kararı demek daha doğru olur. Herkesin gözünün önünde açıkça siyasi bir karar alan Anayasa Mahkemesine bağımsız mahkeme demek mümkün değildir. Bir şeye de dikkat çekmek istiyorum; adı Hazine yardımı olan şey, aslında HDP seçmeninin vergilerinden, HDP’nin payına düşen miktardır. Yani partimize devlet, AKP, MHP falan yardım etmiyor. Yüzde üçü geçebilen her parti, aldığı oy oranında, seçmeninin vergilerinden pay alıyor. Bloke edilen para o paydır. Yani Anayasa Mahkemesinin bloke ettiği para, HDP seçmeninin parasıdır, başka kimsenin değil. Özetle bu para HDP’ye lütufla verilmiyor, zaten bizim paramızdır. Tam da bu nedenle yapılan gasptır diyoruz.”

“Temel amaç HDP’yi seçimlerde etkisiz kılmak”

Demirtaş geçmiş seçimlerden örnek vererek, “İktidar, paramıza el koyarak siyasi çalışma yürütmemizi engelleyebileceğini mi sanıyor? Şayet öyleyse bizi halen tanımayacak kadar aptallar demektir. Pek çok seçimde kendimizi tanıtmıştık da oysa. Halkımız, kendi parasına el koyanlara en güzel cevabı seçim günü verecekler. O güne fazla kalmadı. Temel amaç HDP’yi seçimlerde etkisiz kılmak, tasfiye etmek çabasıdır. Boş çabadır. HDP’yi tasfiye etmek isteyenlerin kendisi tasfiye olur. Çünkü HDP halktır ve hiç kimse halkı tasfiye edemez” ifadelerini kullandı.

Muhalefet eleştirisi

Selahattin Demirtaş, muhalefet içerisinde HDP ve Kürtlere yönelik bakış açısını da eleştirdi:

“Ne yazık ki muhalefetin bir kısmının demokrasi anlayışında HDP’ye, HDP seçmenine, daha açık ifadeyle Kürt’e yer yok ‘AKP ile HDP arasında tercih yapın’ derseniz AKP’yi gönül rahatlığıyla seçecek bir muhalif kesimin olduğunu da bu süreçte daha net görmüş olduk. Cezaevinde iktidar yanlısı olmayan bazı gazetelere de her gün göz atıyorum; bazısı ulusalcı, bazısı muhafazakar gazeteler bunlar. Bu gazetelerde her gün mutlaka boy boy AKP-MHP haberleri görebilirsiniz ama HDP haberlerini mercekle arasanız derman niyetine bir tane bulmakta zorlanırsınız.” .

“Ulusalcı, milliyetçi muhalefet kanadı saldırıların destekçisi”

Demirtaş, çok etkilendiği ve çok bariz bir ayrımcılık olarak aklımda kalan bir örneği de paylaştı:

“İzmir HDP il binamızda özel bir tetikçi faşist tarafından Deniz Poyraz yoldaşımız barbarca katledildikten bir gün sonraki Sözcü gazetesinde bu habere de yer verilmişti ama tüm partilerin temsilcilerinin suikasta dair demeçlerine yer veren Sözcü gazetesi, il binası basılıp çalışanı katledilen partinin yani HDP’nin ne eş genel başkanlarının ne de başka bir sözcüsünün demecine yer vermemişti. Bu örnek bir zihniyet yansımasının çok net bir örneğidir.

Yayın politikalarını kendileri belirler, biz bir şey diyemeyiz elbette ama kendine ulusalcı muhalif diyenlerin yaklaşımı buysa onların AKP-MHP’den bizim açımızdan ne farkı olabilir? Dolayısıyla ulusalcı, milliyetçi muhalif kanat başta olmak üzere muhalefetin bir bölümü HDP’ye yapılanların örtülü destekçisidir. Bunu çok da gizlemiyorlar zaten. Üzücü ama gerçek bu, ne yazık ki…”

Paylaşın