Demirtaş: Bu Zulüm İktidarından Hep Birlikte Kurtulacağız

Sosyal medya hesabından bir dizi paylaşım yapan Demirtaş, “Oy pusulasında hangi seçeneklerin önümüze çıkacağını, son günlerdeki tartışmalar belirleyecek. Şu anda kesinleşmiş tek şey şu: Bu zulüm iktidarından hep birlikte kurtulacağız, işte bunu kimse değiştiremeyecek” dedi.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, “Neden mi?” sorusunu sorarak şunları kaydetti: Çünkü halk kararını vermiş, bitmiş bu mesele. Oynadığın bütün kirli oyunların, kurduğun bütün tuzakların farkındayız Erdoğan. Ama bir dönem daha halkımıza işkence etmene izin vermeyeceğiz.

Demirtaş, “Nasıl mı?” diye sorarak, “Çünkü halk seni çizmiş, bütün mesele bu. To be or not to be Erdoğan. Yani kürsüye gel ki görem” ifadesini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutulan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya paylaşımlarına devam ediyor. Demirtaş’ın son paylaşımları şöyle:

Demirtaş’ın paylaşımı şöyle:

“Oy pusulasında hangi seçeneklerin önümüze çıkacağını, son günlerdeki tartışmalar belirleyecek. Şu anda kesinleşmiş tek şey şu: Bu zulüm iktidarından hep birlikte kurtulacağız, işte bunu kimse değiştiremeyecek. Neden mi? Çünkü halk kararını vermiş, bitmiş bu mesele.

Oynadığın bütün kirli oyunların, kurduğun bütün tuzakların farkındayız Erdoğan. Ama bir dönem daha halkımıza işkence etmene izin vermeyeceğiz. Nasıl mı? Çünkü halk seni çizmiş, bütün mesele bu. To be or not to be* Erdoğan. Yani kürsüye gel ki görem.”

Paylaşın

İmamoğlu Hakkında “İhaleye Fesat Karıştırma” Davası: 7 Yıl Hapis İstemi

İBB Başkanı Ekrem hakkında yeni dava açıldı. Savcılığın davaya ilişkin hazırladığı iddianamede İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırmak” iddiasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi.

İmamoğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Her ne hikmetse iki yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor” dedi. İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İmamoğlu’nun söz konusu ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı ve talimat veya yönlendirme yapmadığını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde yapılan bir ihaleye ilişkin, “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla 7 yıla kadar hapis istemiyle yeni bir dava açıldı. Davanın ilk duruşması 15 Haziran 2023 tarihinde Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkan ve üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yeni bir dava daha açıldı. Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde, 29 Aralık 2015 tarihinde yapılan, “Kültür Merkezleri’nde Personel Çalıştırılması ve Kültür Sanat Organizasyonları Hizmet Alım İşi” ihalesini kaybeden firmanın şikâyeti üzerine, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nin başlattığı incelemenin sonucunda, İmamoğlu hakkında hazırlanan rapor doğrultusunda, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştı.

Dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediyesi eski Kültür İşleri Müdürü Fidan Gül, Spor İşleri Müdürlüğü Personeli Cem Ülker, eski İşletme İştirakler Müdürlüğü Personeli Hasan Çetin, eski Kültür İşleri Müdürlüğü Personeli Hilal Çuhadar, eski Mali Hizmetler Müdürlüğü Personeli Mehmet Hepgül ve eski İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü Personeli Türkan Demiren Dişisağlam hakkındaki soruşturmasını tamamlayan Başsavcılık iddianamesini de hazırladı.

İddianamede, Beylikdüzü Belediyesi tarafından açılan söz konusu ihalede iddia edildiği gibi bir kamu zararının meydana gelip gelmediğinin anlaşılması için bir bilirkişi raporu alındığı, bu rapora göre söz konusu ihalede, “Görevlilerin ihaleye fesat karıştırdıkları ve kamu zararına neden oldukları kanaatine varıldığı” ileri sürüldü.

250 bin liralık kamu zararı iddiası

Hazırlanan iddianamede; ihalede İmamoğlu, Gül, Ülker, Çetin, Çuhadar, Hepgül ve Demiren Dişisağlam’ın fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, ihale alıcısı E. şirketi lehine kamu zararına neden olacak şekilde, ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlayarak, 250 bin TL fazladan para ödemesine ve neticede 250 bin TL tutarında kamu zararına neden oldukları iddia edilerek; Ekrem İmamoğlu dahil yedi kişinin, “ihaleye fesat karıştırdığı” ifade ediliyor.

Savcılığın hazırladığı iddianamede İBB Başkanı İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında “ihaleye fesat karıştırmak” iddiasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi. Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianame kabul edildi. İmamoğlu ve diğer altı ismin “ihaleye fesat karıştırma” suçundan yargılanacakları dava, 15 Haziran 2023 tarihinde Büyükçekmece Adliyesi’nde yapılacak.

İmamoğlu: Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor

Hakkında açılan yeni dava ile ilgili olarak Twitter hesabindan açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İhale işlemlerinde imzam dahi mevcut değil. Ayrıca gerek İçişleri Bakanlığı gerek Danıştay 1. Dairesi kararında hakkımda herhangi bir tespit, suçlama ya da değerlendirme yapılmadı. Buna rağmen, zorlama bir suç yaratılmaya çalışılmakta. Her ne hikmetse iki yıldır savcılıkta bekleyen dosya, bir anda davaya dönüşmüş. Bu kötülüklerin nerelerde planlandığını artık 86 milyon çok iyi biliyor” dedi.

İmamoğlu’nun avukatı: İmamoğlu ihalenin hiçbir sürecine dahil olmadı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, İmamoğlu’nun söz konusu ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı ve talimat veya yönlendirme yapmadığını söyledi. Polat, İmamoğlu’nun belediye başkanı olarak 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre “harcama yetkilisi” ve “ihale yetkilisi” olmadığı gibi üst yönetici olarak ihale iş ve işlemlerini onaylama yetkisinin bulunmadığını belirtti. Danıştay’ın da bu tespiti yaptığını dile getiren Polat, ancak savcılığın bir ayrım yapmaksızın bu davayı açtığını söyledi.

Paylaşın

HDP, Seçim Öncesi Kapatılırsa Hangi Adımları Atacak?

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) seçimden önce kapatma kararı vermesi durumunda ise bu kararın verildiği tarih oldukça önemli. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) takvimine göre “listelerin sunulma,” “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm isimlerin adaylıkları düşecek ve seçime giremeyecek.

Bu durumda HDP’nin seçmene, seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil Sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin resmi tarihi 18 Haziran 2023 tarihi. Ancak hükümet ve AK Parti kanadından gelen açıklamalara göre seçimler öne çekilecek. Henüz bir karar alınma da olası tarihler olarak 30 Nisan ile 14 Mayıs öne çıkıyor.

Seçime giden süreci etkileyecek önemli davaların başında HDP’ye yönelik Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) devam eden kapatma davası geliyor. 2018 seçimlerinde yaklaşık 6 milyon kişiden destek alarak yüzde 11,7 oy oranına ulaşan HDP’nin seçime girip girmemesi ya da kapatma kararı çıkması durumu da 2023 seçimlerini etkileyecek önemli faktörlerin başında.

HDP “seçim sonrası” dedi

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  katıldığı Habertürk televizyonunun yayınında, AYM’ye işaret ederek “Son ana kadar kendilerinin hukuka ve vicdana uygun karar verecek olan inancımı korumak istediğimi belirttim ama Türkiye’de yargının durumu ortada. Sadece mahkeme salonunda karara bağlanacak bir davadan söz etmek naiflik olur.

Biz de naif değiliz. İktidarın bu kararların herhangi birinde etkisi olacağı açık. Bu kararlardan hangisinin ne zaman çıkacağı önemlidir. Seçim sürecinin öncesinde çıkması önemlidir. Seçim sonrasına bırakılması hukuka ve vicdanlara en uygunu olandır. Biz AYM’den böyle bir talepte bulunacağız” açıklaması yaptı.

Serhat Eren: Yargı siyasete yön vermiş olacak

DW Türkçe’den Kıvanç El, Sancar’ın açıklamaları sonrası hem bu başvuru sürecinin nasıl işleyeceğini hem de olası kapatma kararlarına karşın HDP’nin yol haritasını araştırdı.

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve kapatma davası avukatlarından Serhat Eren, başvuruya dair çalışmaların sürdüğünü ve henüz olgunlaşmadığını söyledi. Serhat Eren, “Seçimin hemen öncesinde AYM’nin vereceği bir karar yargının siyasete yön vermesi olacaktır. Böyle olmayacağını umuyoruz ancak biz kararın seçim sonrasını bırakılmasını da resmen talep edeceğiz” değerlendirmesi yaptı.

Başvuru 4 Şubat’a kadar yapılacak

“Tam seçime giderken adil bir seçim kampanyası yapılması gerekiyor ama kapatma davası bunu engelleyen bir süreç oldu” ifadelerini kullanan Serhat Eren, başvuruyu hangi çerçevede ve ne zaman yapacaklarına dair soruya da şu yanıtı verdi:

“AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde öngörülebilirlik ilkesi gereği kanunlardan doğacak sonuçların önceden kestirilebilir olması gerekir. Şu an böyle bir süreç yok. Biz HDP olarak öngörülebilirlik ilkesi çerçevesinde AYM’ye 4 Şubat’a kadar başvurumuzu yaparak kararın seçim sonrasına ertelenmesini isteyeceğiz.

AYM, Hazine yardımına ilişkin tedbir kararını 4 Şubat’ta değerlendirecek ve buna dair savunma için bir ay süre vermişti. Biz de 4 Şubat’a kadar bu başvurumuzu yaparak kapatma davasının seçim sonrasına bırakılmasını isteyeceğiz. Daha sonra da kararı bekleyeceğiz.”

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki de, “Seçim arifesinde verilecek karar kesinlikle siyaseti dizayn etme kararı olacaktır” dedi. Tiryaki, “Seçim sonrası oluşabilecek olası tabloya göre AYM kararını değiştirme ihtimali görüp görmediğine” dair soruya da “Bu talebimiz kapatma tehdidini ortadan kaldıran bir durum değil. Sadece AYM’ye seçimler geçsin, kararını öyle ver seçime müdahale etme diyeceğiz” yanıtını verdi.

HDP kararı neden seçim sonrasında istiyor?

Peki HDP hakkında olası kapatma kararına karşın nasıl bir yol haritası izleyecek? Edinilen bilgilere göre HDP, çok sayıda çeşitli senaryolara göre hazırlık yapılıyor.

Seçim sonrası Anayasa Mahkemesi’nden olası bir kapatma kararı çıkması durumunda seçilecek milletvekilleri siyasi yasak kapsamına alınsa dahi milletvekillikleri düşmüyor. Ancak bir partiye üye olamıyor. Bu süreçte yeni bir parti kurulsa dahi siyasi yasak gelen isimler bu partiye katılamayacak, üye olamayacak. Ancak siyasi yasak, bağımsız olarak siyaset yapmaya engel değil.

Bu durumda Meclis’te siyasi yasak kapsamında olmayan 20’den fazla isim bulunması halinde siyasi parti grubu kurulabilecek. HDP’nin listelerini yaparken en az 20 ismi buna göre siyasi yasak almayacak isimler içerisinden belirlemesi planlanıyor.

Seçim öncesi HDP kapatılırsa ne adım atacak?

Anayasa Mahkemesi’nin seçimden önce kapatma kararı vermesi durumunda ise bu kararın verildiği tarih oldukça önemli. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) takvimine göre “listelerin sunulma,” “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm isimlerin adaylıkları düşecek ve seçime giremeyecek.

Bu durumda HDP’nin seçmene, seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil Sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

HDP’li Eren: Seçeneksiz değiliz

HDP’de olası bu süreçlere dair görüşmeler ve liste hazırlıkları da sürerken henüz kesin alınmış bir karar bulunmadığına da dikkat çekiliyor.

HDP’li Serhat Eren, “HDP seçmeni hiçbir zaman seçeneksiz kalmaz. Geçmişte de benzeri gelişmeler oldu seçeneksiz kalmadı. Belki hemen yeni bir parti kurmak mümkün olmayacak ancak bizimle birlikte mücadele eden çok sayıda parti var. Bu partiden birkaçı seçime girebilecek durumda. Seçeneksiz değiliz” değerlendirmesi yaptı.

Kapatma davası süreci

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi’ne sözlü mütalaasını sundu. Böylece sözlü aşamada başlamış oldu. HDP’ye savunma için süre verilecek ve ardından savunmadan sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı dosyayı raportöre iletecek.

AYM Genel Kurulu ise son kararını verecek. Partiyi kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından men etme gibi karar seçenekleri bulunuyor. Kararlar üçte iki çoğunluk ile alınıyor. Bu durumda 15 üyeden 10’unun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Bu süreçte kapatma ile birlikte “siyasi yasak” kararı da verilebiliyor.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Cumhurbaşkanlığın Kötü Geçti, Jübilen Güzel Olsun

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Halının altına süpürdükleri pisliklerin hazirana kadar ortaya çıkmasından korkuyorlar. Enflasyonu düşürdük yalanı patlar diye korkuyorlar. Maaş zamları eriyip gidecek diye korkuyorlar. Kendileri de biliyor ki sözde ekonomik model işlemiyor. Enflasyon canavarı açıklanandan daha fazla büyüyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan, sen kendini yorma. Önümüzdeki 5 ayda senin seçilebileceğin herhangi bir tarih yok. Sandıkta senin için emeklilikten başka seçenek yok. Cumhurbaşkanlığın kötü geçti bari jübilen güzel olsun.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Bay Kriz sözde lütuflarını milletimizle paylaştı. Daha önce yüzde 25 olarak açıkladığı memur ve emekli zammını yüzde 30’a çıkarttı. Padişahımız, efendimiz lütfettiler. Niye en başında yapmadı kimse bilmiyor. Hangi hesaba dayandı onu da kimse bilmiyor.

Sayın Erdoğan yersen siyaseti ile devlet yönetilmez. Öyle keyfine göre konuşamazsın. Öyle bahis oynar gibi milletin geleceği ile oynayamazsın. Madem yüzde 30 artış yapma imkanın vardı neden önce yüzde 25 açıkladın? Milletimize yoklama mı çektin, memura emekliye kupon mu yaptın?” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Geceleri uyutmayan dertlerimizin biteceği günlere bir hafta daha yaklaştık. Memleketimizi saran kasvetli havanın yerini bayram coşkusuna bırakmasına bir hafta daha yaklaştık. Sayın Erdoğan ve beceriksiz yönetimine sandıkta elveda diyeceğimiz o kutlu güne bir hafta daha yaklaştık.

Son günler işi gücü bıraktılar seçim tarihiyle uğraşıyorlar. En son güzelim haziran ayına bile çamur atmaya başladılar. Neymiş haziran ayı çok sıcak oluyormuş. 2018’de seçim kararı aldığınızda haziran pek bir güzeldi de şimdi mi sıcak oldu? O zaman öğrenciler aklınızda değildi de şimdi mi aklınıza geldi.

Halının altına süpürdükleri pisliklerin hazirana kadar ortaya çıkmasından korkuyorlar. Enflasyonu düşürdük yalanı patlar diye korkuyorlar. Maaş zamları eriyip gidecek diye korkuyorlar. Kendileri de biliyor ki sözde ekonomik model işlemiyor. Enflasyon canavarı açıklanandan daha fazla büyüyor. Sayın Erdoğan, sen kendini yorma.

Önümüzdeki 5 ayda senin seçilebileceğin herhangi bir tarih yok. Sandıkta senin için emeklilikten başka seçenek yok. Cumhurbaşkanlığın kötü geçti bari jübilen güzel olsun. Mesela son 5 ayın kalmışken, hazır EYT çıkmışken Nebati Bakanı emekli et, Merkez Bankası Başkanı’nı emekli et, 5 maaşlı danışmanlarını emekli et, partinin değil, milletin Cumhurbaşkanı ol.

İktidar kalan son aklını da koltuk elden gidecek telaşıyla kaybetmiş durumda. İşin en trajikomik tarafı konuştukça saçmalıyorlar, daha da rezil oluyorlar” ifadelerini kullandı. EYT işle yeni tanışan ışıltılı bakan ÖTV ile de yeni tanışmış. Şakacı şirin diyor ki ÖTV’yi indireceklermiş de araba kıtlığı çektiğimiz için indirmiyorlarmış.

Patronu bay krizle birlikte Edi’yle Büdü gibiler. Kendisi de çıktı, ‘Türkiye’nin 20 yılı ücretli çalışanların enflasyon karşısında en güçlü olduğu, asla ezilmediği yıllar olarak tarihe geçti’ dedi. Bay kriz ve arkadaşları sanal iktidarlarının fantastik dünyasında yaşayadursun, biz milletimizin ve memleketlimizin gerçeklerini konuşmaya devam edeceğiz.

“Memur ve emekli maaş artışını yüzde 30’a çıkardı. Padişahımız lütfettiler. Sayın Erdoğan yersen siyasetiyle devlet yönetilmez. Devlet yönetmek ciddiyet ister. Böyle keyfine göre davranamazsın. Madem yüzde 30 imkanın vardı, neden önce yüzde 25 açıkladın? Milletimize yoklama mı çektin?

2022 yılında çalışanlar yüksek enflasyon nedeniyle ciddi bir refah kaybına uğradılar. 6 ayda bir enflasyon farkı verilmesi yetmiyor. Enflasyon farkını TÜİK’in makyajlı enflasyonuna göre hesaplarsan refah kaybı hiç telafi edilmiyor. Memur ve emekliler için maaş artışının en az yüzde 55 olan asgari ücret artışı kadar olması gerekiyordu.

Gördüğü rüyanın ve yaptığı hamasi konuşmaların aksine esnafı, memuru, emekliyi, öğrenciyi, çiftçiyi bu ucube sisteme geçtiğimizden beri enflasyona ezdiriyor. Her gün daha fazla açlıkla sınıyor, yoksulluğa itiyor. Hala milletimize masal anlatmaya devam ediyor. Artık çok az kaldı Sayın Erdoğan. Sayın Erdoğan uzun ince bir yoldasın, gideceksin sandık gelince. Acınacaksın bir haldesin gideceksin sandık gelince. Artık sandık göründü, o sene bu sene.

Ekonomimizdeki tahribat eğitimde de yeni krizlere neden oluyor. 1,5 milyon öğrencimize hizmet eden 400 bin öğretmen için istihdam oluşturan, 1,6 milyon kişinin geçimini sağlayan özel okullar mali krizle karşı karşıya. 1100 özel okul kapandı. Bu durumdan en çok etkilenenler de öğretmenlerimiz oldu. AK Parti iktidarı yüzünden hayatı atanamama kaygısıyla geçen öğretmenlerimiz. Bu sefer de işsizliğe mahkum edildiler.

Yeni yılla birlikte özel okul ücretlerine yüzde 65 zam yapılacağı öngörülüyor. Öğretmenlerimizin maaşları ne olacak? Yüzde 30’luk artışı bile alamayacaklar. Biz de bu sorunu çözmek için hem öğretmenlerimizi hem velilerimizi hem özel okul sahiplerini gözeterek kanun teklifi verdik. Kanun yasalaşırsa, özel okullarındaki öğretmenlerimizin SGK primlerinin yüzde 50’si devlet tarafından karşılanacak. Hem öğretmenlerin maaşları artacak hem okullardaki yük azalacak. Özel okullardaki KDV’nin de kaldırılmasını öneriyoruz.

Türk kültürü dinamik ve yüksek bir kültürdür. Türk kültürü varlığını her koşulda sürdürebilen bir medeniyet yolculuğudur. Türk milleti başta Avrupa olmak üzere yurtdışına yerleşmiş, öz kimliğini kaybetmeden söz sahibi olma noktasına gelmiştir. 7 milyondan fazla insanımız yurtdışında yaşıyor. Gönüllerinde vatanımıza duydukları bağlılığı hissediyorlar. Yaşadıkları ülkelere uyum sağlamış olmalarına rağmen dillerine, dinlerine ve kültürlerine sahip çıkan duruşlarıyla toplumlar arası köprü vazifesi görüyorlar. NSU cinayetlerinde katledilen vatandaşlarımızı anıyorum.

Bu varolma gayretinin haricinde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın birçok sorunları var. Çifte vatandaşlık, hukuki sorunları, katılım ve entegrasyon, yabancı düşmanlığı sorunları var. Zor koşullara göğüs geren vatandaşlarımız, memleketlerine duydukları sevgiden taviz vermediler. Sıla ve gurbet arasında vatan, memleket sevgisini yüreklerinde yaşattılar. Onları döviz kaynağı olarak göremeyiz. Yaşadıkları sorunlarla baş başa bırakamayız.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Açıklaması: Hedefimiz 400 Milletvekili Almak

GP Lideri Davutoğlu, Altılı Masa’nın seçim hedeflerine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizim hedefimiz 5 sene değil, çok daha erken süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek. Hedefimiz 400 milletvekilini almak. Parlamenter sisteme geçmişsek, bir Başbakan çıkıp, yönetecek” dedi.

Altı liderin stratejik kararlarda imza yetkisi olacağı yönünde yaptığı konuşmaya açıklık getiren Davutoğlu, “Bizim kitleleri ikna etmemiz için ‘merak etmeyin, Türkiye’yi temsil edecek Cumhurbaşkanı seçeceğiz, biz onun yanında yönetim sürecinde olacağız’ dememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, altılı masa liderlerinin seçimden sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını ve her partiye bir bakanlık verileceğini söyledi.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Habertürk’te katıldığı programda soruları yanıtladı. Davutoğlu konuşmasında şunları söyledi:

“Hükümet kurulduktan sonra sayın Cumhurbaşkanının güçlü hükümeti yönetebilmesi için halkın hepimizin yanında olduğun görmesi, o Cumhurbaşkanını rahatlatır. Meclis’te Cumhurbaşkanının arkasında 6 partinin de grubu Cumhurbaşkanının arkasında diye onu desteklemekten daha büyük bir yetki Cumhurbaşkanına verilmez.

Böylece o Cumhurbaşkanının arkasında duracağız, üstünde durmayacağız. Önce Cumhurbaşkanı olacak arkasında 6 tane ya da 5 tane Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. Halk bilecek ki, 5 ya da 6 genel başkan onun yanında. Yetkiyi ve sorumluluğu da paylaşıyor diye düşünecek.”

Eşitlik stratejik kararlarda”

“6’lı masada olanların hepsi cumhurbaşkanı yardımcısı ve en az 1 bakanlık alacak” diyen Davutoğlu,  “Aynı zamanda sorumluluk üstleniyoruz. Risk alıyoruz. Kendi kitlemizi ikna edeceğiz. Eşitlik stratejik kararlarda. Mesela önemli atamalar. Herkesin içine, toplumun içine sinecek şekilde. Seçim günü akşamı Türkiye’de hiçbir kesimin ‘biz kaybettik’ anlayışına kapılmaması” dedi.

Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

Bizim hedefimiz 5 sene değil, çok daha erken süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmek. Hedefimiz 400 milletvekilini almak. Parlamenter sisteme geçmişsek, bir Başbakan çıkıp, yönetecek.

Sayın Erdoğan üzerinde Bahçeli vesayeti var, Perinçek vesayeti var. Beştepe’de bir güruh var.

Sayın Erdoğan’ın takvimine uymayacağız. O istediği zaman değil, biz istediğimiz zaman adayımızı açıklayacağız. Onların oyun planına gelmeyeceğiz. Adayımızı açıkladığımızda ola ki bir kesim memnun olmazsa, o kesimlere dönüp diyeceğiz ki ‘Bakın biz ekibiz, burada bir kişi yok’.

Kitleler şunu görecek ‘Bu cumhurbaşkanı benim partimden değil ama arkasında benim genel başkanım var’. diyecek.

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı Hakkında Tahliye Kararı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “Terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılandığı davada karar çıktı. İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Fincancı hakkında 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası verdi ve tahliyesine hükmetti. Fincancı akşam saatlerinde tahliye edildi.

TTB Başkanı Fincancı’nın tahliyesi öncesinde polis cezaevi önünde barikat kurdu. Avukatlar da dahil girişler yasaklandı. Korur Fincancı, işlemlerinin tamamlanmasının ardından 18.00’da cezaevinden çıktı.

“Jin-jiyan azadi”, “TTB susmadı susmayacak” sloganlarıyla karşılanan Fincancı, daha sonra açıklama yaptı. TTB Başkanı Fincancı, “Tüm baskılara rağmen, bizlerle dayanışma içinde olan içinde olanlara teşekkür ediyorum” dedi.

Kendisine verilen cezaya değinen Korur- Fincancı, şöyle devam etti: “Bir kanalın yayın politikasının suç sayılması ve benim bundan sorumlu tutularak cezalandırılmam akıl alır gibi değil. Biz sadece insanlar için değil, tüm canlılar için tehdit olan her şeyi söylemeye devam edeceğiz. Bitmedi kavgamız, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek mücadeleye devam edeceğiz.”

Duruşma öncesinde basın açıklaması yapan TTB, destek için gelen siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları, Çağlayan Adliyesi önündeki alana alınmadı. Açıklama, adliyenin yan tarafındaki metro istasyonu önünde yapılabildi. Basın açıklamasında Şebnem Korur Fincancı’nın derhal beraati ve tahliyesi talep edildi.

MSB’nin katılma talebine ret

Açıklamanın ardından polis ablukasındaki Çağlayan Adliyesi’nde görülmeye başlayan davanın duruşmasında, Milli Savunma Bakanlığı katılma talebini yineledi. Önceki duruşmalarda olduğu gibi bu duruşmada da, mahkeme heyeti bakanlığın katılma talebini reddetti. Fincancı’nın avukatları ise, 3 avukat sınırının hukuki dayanağı olmadığını ifade etti ve bu sınırın kaldırılmasını talep ettiler. Yargılamanın yapıldığı İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyeti, bu talebi de reddetti.

Fincancı: İnsan öldüren değil bilimsel görüşünü veren hapse giriyor

Taleplerin reddinin ardından Fincancı savunmasına başladı. Kendisi üzerinen bir korku iklimi yaratıldığını öne süren Fincancı, bunun ifade ve bilim özgürlüğüne saldırı olduğunu söyledi. “Herkese nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti istediği için, şehir hastanelerine ve sağlıkta şiddete karşı çıktığı için, pandemide hakikati açıkladığı için Türk Tabipleri Birliği hedefte” diyen Fincancı, savunmasında “Bu ülkede, insan öldürmek insanları cezaevinde tutmaya yetmiyor ama bilimsel görüşünü vermek insanların cezaevine girmesine neden oluyor” ifadelerini de kullandı.

“Vatan hainleri yargılanacak”

“Ülkesinin yazgısını çıkar karşılığında birilerine teslim eden vatan hainleri yargılanacak. Emre itaat etmek kimseyi sorumsuz kılmıyor. Bizim karşı duruşumuz budur; kötülük hiç kimseye bulaşmasın diye…” diyerek sözlerini sonlandıran Fincancı, mahkeme salonunda bulunanlar tarafından alkışlandı.

Fincancı’nın savunmasının ardından avukatları söz alarak savunmaya başladı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı avukat Öztürk Türkdoğan, Meriç Eyüboğlu ve Hülya Yıldırım’ın savunmalarının ardından, mahkeme karar için duruşmaya ara verdi.

Hükümle birlikte tahliye

Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme, Fincancı’nın ‘terör örgütü propagandası yapma’ suçunu işlediği gerekçesiyle 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, Fincancı’nın hükümle birlikte tahliye edilmesine de karar verdi.

Ne olmuştu?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde ekim ayında yürüttüğü operasyonlar sırasında kimyasal silah kullandığı iddiaları gündeme gelmişti. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı da, katıldığı bir televizyon programında bu iddialarla ilgili “Bölgenin bağımsız heyetler tarafından etkin biçimde araştırılması gerektiğini” yorumunu yaptı.

Fincancı’nın sözlerinin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 Ekim’de Fincancı hakkında soruşturma başlattığını duyurdu. Bunun üzerine 26 Ekim’de İstanbul’da gözaltına alınan Fincancı, götürüldüğü Ankara’da ifadesinin ardından 27 Ekim’de tutuklandı.

Fincancı hakkında “terör örgütü propagandası yapma” suçunun işlediği gerekçesiyle hazırlanan iddianamenin ardından açılan dava 2 Aralık’ta İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Savcılık, ilk kez 23 Aralık’ta hakim karşısına çıkan Fincancı hakkında mütalaasını verdi. Mütalaada, Fincancı’nın “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan üst sınırdan cezalandırılması ve tutukluluk halinin devamı istendi.

7 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Fincancı’nın davasının görüldüğü mahkemenin heyeti, 23 Aralık’taki duruşmayı 29 Aralık’a erteledi ve “adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı” gerekçesiyle Fincancı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

29 Aralık’taki duruşmada ise karar çıkması bekleniyordu ancak Fincancı’nın avukatlarının reddi hakim talebi nedeniyle dava ertelendi. Mahkeme, karar duruşması için 11 Ocak tarihini belirledi.

Paylaşın

CHP’nin Yeni “Kürt Oyları” Stratejisi Ne?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ‘bir değişim yaşadığını’ ve bu değişimle birlikte Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgenin sorunlarına CHP’nin çözüm olabileceğini anlatan parti kaynakları, “Her halükarda 2018 seçimlerine göre oyumuzu artırıyoruz. Ancak önemli olan bu oyların milletvekili çıkarmamıza yetmesi” diyor.

Bu çalışmaların sonucunda oluşturulan CHP’nin yeni Kürt oyları stratejisi öncelikli olarak iki büyükşehirde, Diyarbakır ve Van’da milletvekili çıkartmayı hedefliyor. Diyarbakır’da milletvekili çıkarmanın çok önemli olduğunu ifade eden partili kaynaklara göre, bir milletvekili garanti ancak iki güçlü ismin aday gösterilmesi durumunda iki milletvekilinin çıkarılması mümkün.

Altılı Masa ve HDP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışılırken CHP, Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı illerde milletvekili çıkarma stratejileri oluşturuyor.

Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmalarında bu illerde oyunu arttırdığı ifade edilen CHP, genel seçimlerde Kürt oylarını almak için uygulayacağı stratejiyi neredeyse tamamladı.

Bu strateji ağırlıklı olarak 2019 yerel seçimleri sonrasında oluşturulan ve başında CHP Genel Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın bulunduğu “Doğu Masası’nın çalışmaları sonucu şekillendi.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Doğu Masası’nın kurulma amacının partinin hem Doğu Anadolu hem de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yapılanmasını genişletmek ve oy oranını artırmak olduğunu vurgulayan CHP’li kaynaklar, partinin bölgede öncelikli olarak; “AK Parti ile HDP arasındaki çözümsüzlük siyasetinin oluşturduğu durumun değişmesini isteyen seçmenlerle bağ kurmak” olduğunu söylüyor.

Amaç geçmişte CHP’ye oy veren ve sosyal demokrat kimlikleriyle bilinen aşiretlerin, ailelerin ve seçmenlerin geri dönüşünü sağlamak.

CHP’nin ‘bir değişim yaşadığını’ ve bu değişimle birlikte bölgenin sorunlarına CHP’nin çözüm olabileceğini anlatan parti kaynakları, “Her halükarda 2018 seçimlerine göre oyumuzu artırıyoruz. Ancak önemli olan bu oyların milletvekili çıkarmamıza yetmesi” diyor.

Bu çalışmaların sonucunda oluşturulan CHP’nin yeni Kürt oyları stratejisi öncelikli olarak iki büyükşehirde, Diyarbakır ve Van’da milletvekili çıkartmayı hedefliyor.

Diyarbakır’da milletvekili çıkarmanın çok önemli olduğunu ifade eden partili kaynaklara göre, bir milletvekili garanti ancak iki güçlü ismin aday gösterilmesi durumunda iki milletvekilinin çıkarılması mümkün.

CHP’nin Diyarbarkır milletvekili aday listelerinde konuşulan isimler kim?

Bu kapsamda parti içinde çok sayıda isim aday olarak anılıyor ama en sürpriz isim öldürülen Diyarbakır Barosu Eski Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi.

Türkan Elçi isminin CHP’de aday olarak anılmasının Diyarbakır’da şimdiden sinerji yarattığını belirten aynı partili kaynaklara göre, bu durum bölgedeki diğer illerde de CHP’nin oylarında artış sağlayacağı görüşünde.

Diyarbakır’da milletvekilliği için adı geçen bir diğer isim ise partinin mevcut İl Başkanı Abdullah Atik.

Adaylığına kesin gözüyle bakılan Atik’in yanı sıra sürpriz bir şekilde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başdanışmanlığı görevine getirilen Şırnak Barosu Eski Başkanı Nuşirevan Elçi’nin de Diyarbakır için parti içinde ismi anılıyor.

Bununla birlikte, Nuşirevan Elçi’nin Kürt seçmenlerin yoğun yaşadığı İstanbul ikinci veya üçüncü bölgeden de aday gösterebileceği konuşuluyor.

CHP’nin Van için seçim stratejisi ne?

CHP’nin bu seçimde özel önem verdiği Van’da ise en son 2002 genel seçimlerinde DEHAP’ın baraj altı kalması nedeniyle CHP bir milletvekili çıkartabilmişti.

O tarihten sonra HDP ve öncülü partiler ile AK Parti’nin sadece vekil çıkarabildiği Van’da, CHP içinde en güçlü aday olarak Avukat Seracettin Bedirhanoğlu ismi anılıyor.

Genel Merkez’in aldığı karar doğrultusunda 2021’de il başkanı olarak atanan, ardından olağanüstü kongrede oy çokluğuyla aynı göreve seçilen Bedirhanoğlu, geçtiğimiz günlerde milletvekili aday adayı olmak için istifa etti.

Parti kaynaklarına göre araştırma şirketleri tarafından yapılan anketlerde CHP’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde oyunu en çok artırdığı illerin başında Van geliyor.

Van aynı zamanda CHP’nin son dönemde üye sayısını da en çok arttırdığı illerden biri.

”CHP’nin Mardin’de vekil çıkarması zor, Kars’ta ise HDP ve AK Parti’den kopan seçmenin desteği şart”

HDP ve AK Parti’nin bölüştüğü Mardin’de ise CHP’nin vekil çıkartma olasılığının daha az olması nedeniyle Diyarbakır ve Van’daki heyecan yaşanmazken, CHP’nin Doğu’da milletvekili çıkartmak istediği bir başka il ise Kars.

Bölge illerinde son genel seçimlerde CHP’nin oy ortalaması yüzde 8.5, Kars’ta ise bu oran yüzde 14 civarında.

CHP’li kaynaklara göre Kars’ta milletvekili çıkarılabilmesi hem HDP’nin tabanından hem de AK Parti’den kopan seçmenlerin oyunun alınmasıyla mümkün.

Bu kentte de iki isim adaylık için ön plana çıkıyor. Kars Belediyesi Eski Başkanı Naif Alibeyoğlu ve iş insanı Mehmet Yıldız.

Paylaşın

“Aday Olur Musunuz?” Sorusuna Demirtaş’tan Yanıt: Görevden Kaçmam

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş “HDP dile getirdiği “açık müzakere” çağrısına yanıt alamazsa, kendi adayı ile devam edecek. Peki sizin aday olmanız istenirse aday olur musunuz?” sorusuna verdiği yanıtta, “Bu konuda yetkili kurullarımız geniş çerçevede bir tartışma yürütüyor, bu tartışmalar sonuçlanmış değil henüz” dedi ve ekledi:

“Ben görevden kaçmam elbette ancak partimizle ortak alacağımız karar sonucu hangi arkadaşımız bu sorumluluğu üslenirse tartışmasız şekilde, onun başarısı için çalışacağız. Bizim açımızdan görev tartışmasıdır bu, ötesi bir yaklaşım bizim partimizde olmaz. Partimiz bu görevi bana vermiş ya da başka bir arkadaşımıza, hepimiz aynı moralle ve aynı sorumluluk bilinciyle başarıya odaklanıp çalışırız.”

Altı yılı aşkındır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin kendi adayıyla seçime girme kararını, parti kapatma ve hesaplara bloke koyulması gibi HDP üzerindeki baskılar karşısında muhalefetin tutumunu ve Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı hakkında birçok soruya yanıt verdi.

Demirtaş, HDP adayına yönelik gelen eleştirilere “Ulusalcı, milliyetçi muhalif kanat başta olmak üzere muhalefetin bir bölümü HDP’ye yapılanların örtülü destekçisidir” diyerek cevap verdi.

“Ben görevden kaçmam elbette”

Demirtaş “HDP dile getirdiği “açık müzakere” çağrısına yanıt alamazsa, kendi adayı ile devam edecek. Peki sizin aday olmanız istenirse aday olur musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Bu konuda yetkili kurullarımız geniş çerçevede bir tartışma yürütüyor, bu tartışmalar sonuçlanmış değil henüz. Ben görevden kaçmam elbette ancak partimizle ortak alacağımız karar sonucu hangi arkadaşımız bu sorumluluğu üslenirse tartışmasız şekilde, onun başarısı için çalışacağız. Bizim açımızdan görev tartışmasıdır bu, ötesi bir yaklaşım bizim partimizde olmaz. Partimiz bu görevi bana vermiş ya da başka bir arkadaşımıza, hepimiz aynı moralle ve aynı sorumluluk bilinciyle başarıya odaklanıp çalışırız.”

“AKP’ye kazandırmak gibi bir politika HDP ile birlikte anılamaz”

ARTI TV ve ARTI Gerçek’in sorularını yanıtlayan Demirtaş, aday kararının partisinin resmi politikası olduğunu belirtti ve şu öneride bulundu:

“Pervin Hanım, partimizin uzun süredir tartışılan ve herkesin bildiği resmi politikasını dile getiriyor, bunda bir tuhaflık yok. Eş Genel Başkan, kişisel görüşünü veya bir dileğini açıklamıyor, hepimizin ortaklaştığı yaklaşımı ifade ediyor. Ben de genel merkezimiz de hem eleştirileri hem de destek açıklamalarını yakından izliyoruz, izlemeye devam edeceğiz. Fakat AKP’ye kazandırmak gibi bir politika HDP ile birlikte anılamaz. Bunu söyleyenleri azıcık insaflı, vicdanlı olmaya ve HDP’ye yapılanlara rağmen milyonlarca HDP’linin adeta kahramanca nasıl direndiğine bakmalarını tavsiye ederim.”

“Çağrıyı HDP’ye değil Altılı Masa’ya yapın”

Partisinin politikalarının arkasında duracağını vurgulaya Demirtaş, adaylık konusunda HDP’ye yapılan eleştirilere de şu yanıtı verdi:

“HDP’nin kendi adayını çıkarması iyi olmaz, ortak adaya destek vermeli’ diyenler HDP’ye baskı uygulamak yerine Altılı Masaya çağrı yapmalı ve adayları açıklamadan önce de sonra da HDP’yi ziyaret ederek açık bir müzakere yürütmesini istemeliler. Bunda anormal ne olabilir ki? Altılı Masa HÜDA PAR ile de görüşüyor, açık müzakere yapıyor ki toplam oyları birkaç yüz bini geçmiyor. Genel merkezimiz tüm eleştirileri saygıyla karşılayacaktır bundan eminim. Ancak bana kalırsa çağrıyı HDP’ye değil Altılı Masa’ya yapmaları daha doğru, daha sonuç alıcı olur. Biz sonuna kadar, partimizin politikasının arkasında duracağız.”

“Seçmen kararsız değil”

Selahattin Demirtaş Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine ilişkin gerek parlamento gerekse cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçmenin kararsız olmadığını vurguladı:

“Bu konuda da cezaevinde neredeyse her gün çağrı yapıyorum, zaten bu aşamada temel amacımız kararsız ve ilgisiz seçmeni seçime karşı duyarlı hale getirmektir. Kararsız olmak demek “Benim kendi geleceğime ilişkin bir düşüncem, görüşüm, ilgim yok” demektir. Ben bu seçimin en yüksek katılımlı seçimlerden biri olacağına inanıyorum, kararsız seçmen oranı her gün azalarak sandık gününe kadar en az orana inecektir diye öngörüyorum.”

“Yapılan gasptır”

Demirtaş, Anayasa Mahkemesinin HDP’nin hazine yardımı alan hesapları bloke etmesini siyasi bir karar olarak değerlendirdi. Kararı ‘gasp’ olarak nitelendiren Demirtaş ve şöyle konuştu:

“Aslında Anayasa Mahkemesinin kararı demek yerine, AKP’nin kararı demek daha doğru olur. Herkesin gözünün önünde açıkça siyasi bir karar alan Anayasa Mahkemesine bağımsız mahkeme demek mümkün değildir. Bir şeye de dikkat çekmek istiyorum; adı Hazine yardımı olan şey, aslında HDP seçmeninin vergilerinden, HDP’nin payına düşen miktardır. Yani partimize devlet, AKP, MHP falan yardım etmiyor. Yüzde üçü geçebilen her parti, aldığı oy oranında, seçmeninin vergilerinden pay alıyor. Bloke edilen para o paydır. Yani Anayasa Mahkemesinin bloke ettiği para, HDP seçmeninin parasıdır, başka kimsenin değil. Özetle bu para HDP’ye lütufla verilmiyor, zaten bizim paramızdır. Tam da bu nedenle yapılan gasptır diyoruz.”

“Temel amaç HDP’yi seçimlerde etkisiz kılmak”

Demirtaş geçmiş seçimlerden örnek vererek, “İktidar, paramıza el koyarak siyasi çalışma yürütmemizi engelleyebileceğini mi sanıyor? Şayet öyleyse bizi halen tanımayacak kadar aptallar demektir. Pek çok seçimde kendimizi tanıtmıştık da oysa. Halkımız, kendi parasına el koyanlara en güzel cevabı seçim günü verecekler. O güne fazla kalmadı. Temel amaç HDP’yi seçimlerde etkisiz kılmak, tasfiye etmek çabasıdır. Boş çabadır. HDP’yi tasfiye etmek isteyenlerin kendisi tasfiye olur. Çünkü HDP halktır ve hiç kimse halkı tasfiye edemez” ifadelerini kullandı.

Muhalefet eleştirisi

Selahattin Demirtaş, muhalefet içerisinde HDP ve Kürtlere yönelik bakış açısını da eleştirdi:

“Ne yazık ki muhalefetin bir kısmının demokrasi anlayışında HDP’ye, HDP seçmenine, daha açık ifadeyle Kürt’e yer yok ‘AKP ile HDP arasında tercih yapın’ derseniz AKP’yi gönül rahatlığıyla seçecek bir muhalif kesimin olduğunu da bu süreçte daha net görmüş olduk. Cezaevinde iktidar yanlısı olmayan bazı gazetelere de her gün göz atıyorum; bazısı ulusalcı, bazısı muhafazakar gazeteler bunlar. Bu gazetelerde her gün mutlaka boy boy AKP-MHP haberleri görebilirsiniz ama HDP haberlerini mercekle arasanız derman niyetine bir tane bulmakta zorlanırsınız.” .

“Ulusalcı, milliyetçi muhalefet kanadı saldırıların destekçisi”

Demirtaş, çok etkilendiği ve çok bariz bir ayrımcılık olarak aklımda kalan bir örneği de paylaştı:

“İzmir HDP il binamızda özel bir tetikçi faşist tarafından Deniz Poyraz yoldaşımız barbarca katledildikten bir gün sonraki Sözcü gazetesinde bu habere de yer verilmişti ama tüm partilerin temsilcilerinin suikasta dair demeçlerine yer veren Sözcü gazetesi, il binası basılıp çalışanı katledilen partinin yani HDP’nin ne eş genel başkanlarının ne de başka bir sözcüsünün demecine yer vermemişti. Bu örnek bir zihniyet yansımasının çok net bir örneğidir.

Yayın politikalarını kendileri belirler, biz bir şey diyemeyiz elbette ama kendine ulusalcı muhalif diyenlerin yaklaşımı buysa onların AKP-MHP’den bizim açımızdan ne farkı olabilir? Dolayısıyla ulusalcı, milliyetçi muhalif kanat başta olmak üzere muhalefetin bir bölümü HDP’ye yapılanların örtülü destekçisidir. Bunu çok da gizlemiyorlar zaten. Üzücü ama gerçek bu, ne yazık ki…”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Komuta Kademesi Haddini Bilsin, Siyaset Askerin İşi Değil

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisini eleştirdiği konuşmasının TSK komutanları tarafından alkışlanmasına sert tepki göstererek, “Komuta kademesi haddini bilsin, siyaset askerin işi değildir” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında HDP’ye yönelik kapatma davasının demokrasi dışı bir uygulama olduğu mesajını veren “Demokrasiye inanıyorsak düşünce özgürlüğüne de inanacağız. Siyasal partilerin kapatılması askeri dönemlere ait bir gelenektir. Artık demokrasilerde siyasal partiler kapatılmaz. Partileri kapatıp, Hazine yardımını kesmek gibi demokrasi dışı uygulamaları asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sinan Ateş cinayetiyle ilgili açıklama yapan Kılıçdaroğlu, CHP’nın “şehidin hakkını savunacağını”, bunun CHP ülkücülerine karşı sorumluluğu olduğunu belirtti ve CHP’de önemli bir ülkücü varlığı olduğunun altını çizdi.

CHP Genel Başkanı, Bahçeli’ye hitaben, “Yanında azmettiricileri barındırıyorsan teslim edeceksin. Mafyayla fotoğraf vere vere yanındaki gençlere yanlış mesaj verdin. Bir şehit var bu kan yerde kalmayacak, kapısına gelen azmettiricileri teslim edeceksin. Biz Sinan’ın kızlarına mutlaka adaleti getireceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“CHP olarak demokrasiye inanıyoruz. Olmazsa olmazımızdır. T.C.’nin ikinci yüzyılında cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak bunun içindir ki sloganımızdır.

Yeni bir yüzyıla güzelce, gülümseyerek, huzur içinde girmeliyiz. Önümüzdeki seçimler bu bağlamda önemli. Siyasi partilerin kapatılması askeri dönemlere ait bir dönemdir.

Demokrasilerde siyasi partiler kapatılmaz. O nedenle partileri kapatıp hazine yardımını kesmek gibi demokrasi dışı uygulamaları asla kabul etmiyoruz doğru da bulmuyoruz.

Öyle bir noktaya geldik ki tehdit ediyorlar. Gücü elinde tutan tehdit etmeye başlıyor. ‘Dokunulmazlığınızı kaldırırız’ diyorlar. Ali Mahir Başarır ve Lütfü Türkkan.

Açık ve net söylüyorum bizim, CHP’lilerin, milletvekillerinin ben dahi dokunulmazlıklarını kaldırmazsanız namertsiniz. Biz kul hakkı yemedik ki korkalım.

Düşüncelerimizden ötürü mü yargılamak istiyorsanız, yargılayın. Yolsuzluk yapmadık ki korkalım, sizler gibi değiliz. Sizlere de benzemek istemiyoruz. Hesap verilecekse korkmayız.

Parlamentonun geleneklerini ayaklar altına alıyorlar. Korkmuyoruz, korkmayacağız. İnandığımız yolda kararlılıkla yürüyeceğiz, yürüyeceğiz, yürüyeceğiz.

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Öncelikle kalemini satmayan, haber peşinde koşan, öğrendiği haberi doğrulatan, sonra bunu haberleştiren namuslu bütün gazetecilere hepimizin şükran borcu var. Onurlu bir gazeteci asla kalemini satmaz.

Onuruyla haberini yapar. Bir baskıyla karşılaştığında da çekinmez ve ürkmez. Haberini bir gazeteci ideali içinde yazar ve kamuoyunu bilgilendirir. Gazetecilerin gerçek demokrasilerde dördüncü güç olarak algılanmasının temel felsefesi de budur.

Ocak ayının gazeteciliğimiz açısından büyük acılar barındırdığını bilmenizi isterim. Metin Göktepe, Uğur Mumcu onlardan biriydi. Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink onlardan biriydi.

Bu gazetecilerimiz farklı tarihlerde ama birer ocak ayında katledildiler. Basın özgürlüğünün olmadığını, sansür uygulandığını biliyoruz, doğru haberlere yasak getirildiğinin farkındayız. Kalemini satan ama kendilerine gazeteci diyenleri de biliyoruz.

Televizyonlara çıkıp AK Parti adına konuşan, kalemini satan, düşüncesini satan, aklını saraya kiralayan sözde gazetecileri de biliyoruz. Bu ülkeye demokrasi geldiğinde onlar televizyona çıkamayacaktır.

Kalemini satmayan gazetecilerin günü kutlu olsun. Evrensel gazetesine ilan vermiyorlar. Bunları da yeniden düzenleyeceğiz.

Ahlakı, adaleti egemen kılacağız. Evrensel’e, Yeni Asya Gazetesi’ne ilan verilmiyor. Akıl var mantık var. Bunların tamamını değiştireceğiz. Hiç kimse endişe etmesin, bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi ya getireceğiz ya getireceğiz.

Güvenlik güçlerimizin örgütlenmesine izin vereceğiz. Polisin intihar ettiği değil, emekli olduğu bir süreci başlatacağız. Uzman jandarma okullarında geçen sürenin hizmetten sayılmasını sağlayacağız. Bunu da Bay Kemal’in sözü olarak bir köşeye yazın.

“Bay Kemal varsa adalet vardır”

Sözleşmeli uzman çavuş olmaz, vatan savunmasının sözleşmesi olmaz. Tamamını kadrolu yapacağız. Astsubaylarımıza sesleniyorum, verdiğiniz adalet mücadelesini biliyorum.

Bir olay var, bombayı imha et diye emir verene 8 tazminat ödeniyor, bombayı imha ederken şehit olan astsubaya tazminat verilmiyor. Bu garabeti kaldıracağız. Bay Kemal varsa adalet vardır, demokrasi vardır, insan hakları vardır, alın terine değer vardır.

Devletin görevini biliyoruz. Kamu yönetiminin bir amacı var. Toplumda huzuru, güveni sağlamak. Eğer huzuru ve güveni sağlamazsanız o zaman toplum kutuplaşır, kamplaşır ve iç çatışmalara zemin hazırlayan bir ortama sürüklenir.

Türkiye için en büyük risk şu anda budur. Sukunetimizi koruyacağız, vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Sandığa gittiğimiz zaman demokrasiden, insan haklarından yana bir anlayışla oyumuzu kullanacağız. Böylece Saray sosyetesini, beşli çetelere artık bu ülkeden temizleyip atacağız.

Elinizi vicdanınıza koyun ve düşün. Bu memlekette huzur var mı? Bu memlekette yarın sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz. 10 dakika sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Ekonomide, hayatta istikrar yok. İşsizlik almış başını gidiyor. İcra memurları giderek artıyor. Bütün bunlardan Türkiye’nin kurtulması lazım.

Bunun için sağlıklı, tutarlı, aklı başında bir iktidarın olması lazım. Hakim dediğiniz kişi saraydan talimat bekliyorsa o gerçek anlamda hakim değildir. İradesini satmış, ipotek altına aldırmış kişidir. Sarayın sofrasına oturan hakimin kararından fayda gelmez.

Bizden toplanan vergilerin toplumun çıkarı için harcanmasıdır. Başkalarının çıkarı için harcanıyorsa ülkede refah olmaz. Erdoğan, Cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde kişi başına gelir 12 bin 582 dolardı. Bugün, kişi başına gelir 9 bin 485 dolara düştü.

Beyefendi Tank-Palet fabrikasına gitti bir sürü laf etti. Erdoğan bildiğimiz Erdoğan, sürekli küfür, iftira… Çünkü cumhurbaşkanlığının ne olduğunu bilmiyor.

Mahalle kabadayısı gibi o makama oturulmaz. Maalesef, Erdoğan bildiğimiz Erdoğan. Öyle bir noktaya geldi ki zavallı kendi troll oldu.

Devleti ne kadar çürüttüğünün göstergesi de dün yaşandı. Yalan, dolan, iftiralarını alkışlayan kurmay askerler. Biz CHP olarak bize düşeni cesurca yaptık, kan kusup kızılcık şerbeti içtik ama değişmeyi bildik ve başardık. Her değişim önce içeriden başlar sonra dışarıya taşar.

İç reformlarımızı yapmaya başladık. Kolay olmadı bu dostlar, her taraftan şikayetler geldi. İnanın, hiç kolay olmadı ama önemli olan zoru başarmaktı, başardık.

Şimdi CHP gerçek anlamda halkın partisidir. Biz böyle yaptık. Peki Erdoğan ne yaptı? Eleştirdiği her şeye şimdi bizzat kendisi dönüştü. Korkunç bir tiran oldu. Militarizmin savunucu oldu.

Değişimin önüne büyük bir engel olarak çıktı. Dün beni siyasal olarak eleştirirken askerlere alkışlatır oldu.

“Herkes haddini bilecek”

Askerlerin alkışlaması şahsen hiç umurumda değil ama devlet açısında büyük bir çürümenin göstergesidir bu. Etrafınıza siyaset koridorlarında kariyer devşiren askerler koyarsınız elinizde bol yıldızlı, apoletli Orta Doğu üniformaları kalır.

Onun için komuta kademesi haddini bilsin, siyaset askerin işi değildir. Herkes haddini bilecek, bulunduğu makamın ne olduğunu anlayacak.

Son sözüm Bahçeli’ye. Bugün çıkmış bağırıyor. Bağır Bahçeli bağır. Daha çok bağırırsın. Sinan Ateş bizim de evladımızdır. CHP’de ülkücü arkadaşlarımız var. Sinan Ateş onların kardeşi.

CHP, şehidimizin hakkını savunacaktır. Bu benim CHP ülkücülerine karşı sorumluluğumdur.

Yanında cinayeti azmettiricileri barındırıyorsun, teslim edeceksin. Mafyayla fotoğraf vere vere yanındaki gençlere yanlış mesajlar verdin.

Bir şehit var ortada, bu kan yerde kalmayacak. Kapısına gelen polislere hakaret eden azmettiricileri teslim edeceksin. Şimdi çık istediğin kadar bağır. Biz Sinan’ın kızlarına adaleti mutlaka ama mutlaka getireceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Sert Açıklama: Bize Saldıranlara Büyük Kaybettireceğiz

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu kapatma davasıyla kendilerince bizleri nihai olarak tasfiye edecekler, susturacaklar. Nafile bir çaba. Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz” dedi.

HDP’li Sancar, partisine yönelik “operasyonların” uzunca bir süredir “kesintisiiz devam ettiğini” söyledi ancak bunların HDP’yi yolundan alıkoyamayacağını belirtti ve “AYM salonlarında oy çokluğu değil sandıkta milyonların oy birliği belirleyecektir bu ülkenin geleceğini, bunu herkes bilsin.” diye ekledi.

Mithat Sancar, “Otoriter, tekçi, sömürücü, talancı sistemin kalıcı hale getirilmesinin önündeki en büyük engel HDP’dir. O yüzden birbirinin boğazına sarılmak için geçmişte fırsat arayan güçler birleşti. Kürt düşmanlığında ortak, yeni bir devlet koalisyonu kurdular.” diye ekledi.

Sancar şu ifadeleri kullandı: “Parti kapatılacakmış kapatılmayacakmış bunların hiçbirine kulak asmayacağız. Halktan ve hakikateten aldığımız bu gücü toplumsal mücadelenin her alanında olduğu gibi seçimlerde de mutlaka ortaya koyacağız. Bu gücü seçimlerin sonucuna mutlaka yansıtacağız.

“İktidar varlık yokluk korkusuyla her yolu deniyor. Bize karşı yürütülen hukuksuzluklar, Türkiye demokrasi güçlerini bölmek, seçim sürecini kendi emellerine uygun şekillendirmek içindir. Bu operasyonları boşa çıkarmanın yolu hep birlikte kararlı bir duruş sergilemektir.”

HDP Eş Genel Başkanı, AKP’nin anayasa değişikliği önerisiyle ilgili, “İktidarın seçimlere dayalı bir hesapla başörtüsünü istismar etmesine izin vermeyeceğiz. Bu yolu kapattık ve şimdi muhalefet bu yolda devam ediyor. Söz veriyoruz. Bütün inançların eşit olduğu, bütün halkların özgür yaşadığı geleceği bizler kuracağız.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamasından satır başları şöyle:

“Partimize yönelik kumpas, operasyon, dava süreci… Bugün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın sözlü mütalaası vardı kapatma davası kapsamında. Hazine yardımı hesaplarına da bloke konmuştu. Bu gelişmeler HDP’ye yönelik baskılar olarak algılandıkça büyük tahribatlar ortaya çıkıyor. Türkiye’nin geleceğiyle çok yakından ilişkili bu gelişmeler.

11 yıl önce HDP’yi ortaya çıkaran fikriyat bu ülkedeki bütün kimlik ve inançları, ötekileştirilenleri, emekçileri, kadınları gençleri eşit yurttaşlıkta buluşturmaktı.

HDP kimseyi ötekileştirmedi, genişlemeyi hedef aldı. Sesi kesilmek istenenlerin sesi oldu. Boğazı sıkılan toplumun nefesi oldu. HDP yeni yollar yarattı.

7 Haziran’da AKP’ye yaşatılan yenilgi, Türkiye halklarına yeni bir düzenin mümkün olduğunu gösterdi. Saray’ın, yalanın, savaşın karşısında durup hakikatin mücadelesini yürüttük. İktidarın özgüveni çöktü. Geleceği belirleme konusunda hazırladığı planlar bozuldu. bunu başaran güç HDP’dir.

Birbiriyle benzemez olan, birbirinin boğazına sarılmak için geçmişte fırsat arayan güçler birleştiler. Yeni bir devlet koalisyonu kurdular. Temel harcını Kürt karşıtlığından kardılar. HDP’yi halkların ortak mücadelesinin en güçlü adresi olarak gördükleri için de HDP’ye saldırdılar. Komplo kurdular, dokunulmazlıkları kaldırdılar, 4 Kasım siyasi darbesiyle vekil arkadaşlarımızı, yöneticilerimizi tutukladılar, kurmaca davalarla yargılamaya çalıştılar. Operasyonlar kesintisiz devam etti.

“Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz!”

Şimdi de bu kapatma davasıyla kendilerince bizleri tasfiye edecekler, susturacaklar, nafile bir çaba. Bize ağır saldıranlara büyük kaybettireceğiz!

HDP, siyasette kutup yıldızı olma işlevini sürdürüyor. İktidarın seçim sürecini, siyaseti dizayn etme çabalarına karşı ilkeli tutumunda, kararlı duruşunu ortaya koyuyor.

Bütün muhalefete ve toplumsal demokrasi güçlerine yol gösteriyor. HDP, bu toplumun demokrasiye giden yolunda kutup yıldızıdır!

İktidarın seçime endeksli bir hesapla başörtüsü meselesini istismar etmesine izin vermedik, ve bu yolu kapattık. Şimdi de muhalefet buradan devam ediyor.

Bütün inançların eşit olduğu geleceği bizler kuracağız, sizin gibi samimiyetsiz küçük hesaplara dayalı hamleler ve planlarla değil, halkın en geniş katılımı ile ve halkın gücü ile inşa edeceğiz o özgürlük düzenini. Kimse yasağa, baskıya uğramayacak. Siyaseti dizayn etme amaçlı ucuz hesaplara prim vermeyeceğiz, vermedik.

AYM geçen hafta bir karar aldı. HDP’nin anayasal hakkı olan Hazine yardımını gasp etmeye yönelik… Kapatma davası MHP’nin ve çeşitli karanlık güçlerin kampanyası ve siyasi baskısı sonucu açılmıştır. 17 Mart’ta açıldı dava, 18 Mart’ta MHP’nin kongresi vardı. Büyük ortak, küçük ortaya kongre hediyesi verdi.

AYM, iddianamenin çöp olduğu anlamına gelen gerekçelerle bunu iade etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yeniden bir iddianame hazırladığını iddia ederek 7 Haziran’da yine bir metin verdi. Hepsi bir tesadüf olabilir mi? Bu, kuyruk acısı. HDP’yi siyasetle yenemeyen, HDP’ye baskılarla, zulümlerle baş eğdiremeyenlerin bir siyasi kumpasıdır.

“MHP çıktı, Hazine yardımı kesilsin diye tehdit etti” 

Aynı şey Hazine yardımı hesaplarına bloke konulması öncesinde de yaşandı. MHP çıktı, tehditlerle HDP’ye verilecek Hazine yardımının durdurulması kampanyasını yürüttü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu taleple AYM’ye başvurdu. Oysa daha önce bu talebi iki kez dile getirmişti. Her ikisi de reddedilmişti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu talebini AYM’ye iletiyor, AYM bize bilgi vermiyor, biz basından öğreniyoruz.

Kanun devletinin zerresinin olduğu bir sistemde böyle bir işlem mümkün değil. Sonuca baktığınızda AYM’nin yedi üyesinin de vicdanını sızlatan bir durum ortaya çıktığını görüyorsunuz. Bize bilgi verilmiyor, biz başvuruyoruz. 13 Aralık’ta başvurmuş. Bize savunma için de hak tanımıyorlar.

Saray’dan gelen emri uygulayan üyelerle, bizim hakkımız olan Hazine yardımına bloke koyma kararını alıyorlar. Bütün bunların bir siyasi operasyon olduğu açıktır. Türkiye’yi anayasayı ayaklar altına alan uygulamalar gibi bu da aykırılıktır. Şaşırmıyoruz. Bu sistem hiçbir kural tanımadan ancak varlığını sürdürebileceğini görüyor. Ne hukuk ne ahlak tanıyor. Ne vicdanı ne insafı var.

Tek derdi var kendi varlığını sürdürmek. Kendi varlığını sürdürmek için bu iktidar her yola başvurmayı kendine hak sayıyor. Her yolu bu uğurda mübah görüyor. Bu da toplumda çürümeye, siyasette çöküşe yol açıyor. Biz bu savunmalarımızı, siyasette çökertme ve toplumu çürütme operasyonlarına karşı tarihsel sorumluluk olarak görüyoruz. HDP’yi savunurken, bu toplumu savunuyoruz.

“Bizim hazinemiz, fikrimizdir, halkımızın gönlüdür”

Bu karar bizim için yok hükmündedir. Bizim hazinemiz, fikrimizdir, halkımızın gönlüdür.

AKP’ye en ağır yenilgiyi yaşattığımız 7 Haziran seçimlerine girerken 1 kuruş Hazine yardımı almış değildik, milyonların gönlünü almıştık! Yine oradan yürüyeceğiz, yine oradan başaracağız!

Buradaki operasyon HDP’yi hedef almakla sınırlı değil. Türkiye, tarihinin en kritik seçimine gidiyor. Bu kritik seçimde iktidar bloğu kendi korkusuyla, varlık-yokluk korkusuyla her yolu deniyor. Bize karşı olan bu hukuksuzluklar, bu süreci dizayn etmek için. Türkiye’de demokrasi güçlerini bölmek ve dağıtmak içindir. Seçim sürecini kendi emellerine uygun şekilde şekillendirmek içindir. Onun için yapıyorlar bunu. Ses çıkarın demokrasi isteyenler, adaleti savunanlar, karanlığı istemediklerini ve gelecek aydınlık günleri aydınladıklarını söyleyenler… Hepinize yönelik bir operasyon var. Bu operasyonları boşa çıkarmanın yolu da kararlı bir duruş sergilemektir. HDP bunu yapmaya devam edecek.

“İki seçeneğe mahkûm değilsiniz”

Şimdi yaratılan hava, bu ülkede yaşayanların iki seçeneğe mahkûm olduğu şeklindeydi. İki seçeneğe mahkûm değilsiniz, biz varız, demokrasi güçleri var, üçüncü yol var! Karanlığı dağıtmaya geliyoruz!

Siyasetimizle de mücadelemizle de bu yolun nasıl yürünmesi gerektiğini gösteriyoruz. Bu yol, bu ilkelerle, bu kararlılıkla yürünür.

Cumhuriyetin 100. yılı bitmek üzereyken yapılacak seçimlerin ne kadar önemli olduğunu söyledim. Hakikatleri yok sayarak, etrafında dolanarak değişimi sağlayamazsınız.

Yarım ağızla reform vaatleri bu ülke için çare değil. Bu ülkenin en büyük hakikati, büyük tarihsel mücadele mirası üzerinden geleceği inşa etmek isteyen, HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı ve en geniş demokrasi bloğudur. Bu hakikati görmeden, tanımadan, bu ülkede karanlığı sona erdirmenin de, yalan, talan, sömürü düzenini de değiştirmek mümkün olmayacaktır. Kendimizi kandırmayalım. Yalancı masallar üreterek geleceği demokratik bir temelde kurabileceğimiz rüyasında uyanalım. HDP ne yaptığını bilen bir partidir.

“Kısır döngü on yıllardır sürüyor”

Kimse, bizim belirlediğimiz politikalar üzerinden ucuz spekülasyonlar yapmasın. Tam tersine, bizim her adımımız bu ülkede gerçek değişimi, demokrasiyi, barışı getirme özlemi duyan her kesime hakikatlerle yüzleşme imkanı sağlamaktır. Bu hakikatlerle yürünecektir. Yoksa kısa süreli hafif değişimin bu ülke için nefes almaya yeteceği gibi vaatlerin karşılığı olmayacaktır.

Kısır döngü on yıllardır sürüyor. Bu ülkede en önemli hakikati, Kürt sorununu savaş politikalarıyla imha ve inkâr anlayışıyla ele alan zihniyetin yarattığı kısır döngünün iki çarpıcı özelliği var: Kan ve kir… Biz bu ülkeyi kandan, şiddetten, kirden, çürümeden kurtarmak için demokratik çözümün yolunu gösteriyoruz. O yolda yürüyerek başarabileceğimiz söylüyoruz.

HDP üzerinden boş polemiklere girmenin bu ülkede demokrasi mücadelesine katkısı olmayacaktır. Bizler bedeller ödemeyi göze alıyoruz. Korunaklı köşelerimizden, yuvarlak sözlerle mücadele yürütüyor değiliz. Hakikatlere gözlerimizi yummuyoruz. Hakikatin her yanını bütün gücümüzle çalışarak görme uğraşındayız. Görerek ilerlemeye çalışıyoruz, hakiki çözümün hakikatlerle yüzleşmekten geçtiğini söylüyoruz. Hakiki çözüm, hakikatlerle yüzleşmeden olmaz.

“Bizler yolumuzu şeffaf, açık şekilde dürüst tavırlarla ortaya koyuyoruz” 

Bizler yolumuzu şeffaf, açık şekilde dürüst tavırlarla ortaya koyuyoruz. Eylül 2021’de deklarasyon yayımladık. İlan ettiğimiz hedef ve ilkeleri somutlaştırarak ilerliyoruz, çalışarak yolumuza devam ediyoruz, büyüyerek geliyoruz. Aldığımız kararları da bu çerçevede değerlendirsin herkes. Hakikatle yüzleşerek, hakiki çözümler üretiyoruz. Hakiki yöntemler öneriyoruz herkese.

Bu ülkenin geleceğini inşa etmede merkezi güç olma iddiamızı her geçen gün daha da sağlamlaştırıyoruz.

Saray’ın danışmanları ahkam keserek AYM’ye talimatlar yağdırarak bu yolu engelleyeceklerini sanıyorlar. Hangi oy çokluğunu AYM’den çıkartmaya çalışırsanız çalışın, belirleyici olan sandıkta milyonların oy birliğidir. Bunu sağlamak da bizim asli görevimizdir.

Biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Parti kapatılırmış, kapatılmazmış bunlara kulak asmayacağız. İlk günden seçenekler ürettik, yollar vardır. Hakikatten aldığımız bu gücü, seçimlerde de mutlaka ortaya koyacağız. Seçimlerin sonucuna bunu yansıtacağız. İktidar bloğu, oyunlarla bu gerçeği değiştirmeyeceksiniz; HDP geliyor, büyük kaybedeceksiniz, biz hepimiz birlikte büyük kazanacağız!”

Paylaşın