Demirtaş’tan “Akşener” Göndermesi: HDP Oylarıyla Başbakan Mı Yapacağız?

Gazeteci Nevşin Mengü’nün sorularını yanıtlayan Demirtaş, “Erdoğan-Bahçeli iktidarından en fazla kurtulmak isteyenler elbette HDP tabanı olsa gerek. Ama bunu yaparken yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar, tedirgin oluyorlar” dedi ve ekledi:

“Hiçbir HDP’li, Süleyman Soylu’nun yerine Yavuz Ağıralioğlu’nu kendi oylarıyla getirmek istemez. “HDP kapatılmalıdır” diyen Uğur Poyraz’ı, Bekir Bozdağ’ın yerine HDP’liler oylarıyla seçmez, seçemez. HDP’ye bakanlık vatana ihanettir mealinde konuşan Müsavat Dervişoğlu kardeşi gibi MİT’in başkan yardımcılığına HDP oylarıyla gelemez.

Daha fazla uzatmayayım “HDP masada olursa biz kalkarız” diyeni HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? İşte bunları ve birçok ilkesel çözüm başlıklarını oturup HDP ile konuşmaları gerekir.”

Selahattin Demirtaş, “Altılı Masa kurulduktan sonra masa adına tek kelime konuşulmasaydı hiç toplantı yapmasalardı şimdi oyları, yüzde 60’ı geçmiş olurdu” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazeteci Nevşin Mengü’nün sorularını yanıtladı.

Demirtaş, HDP’nin aday çıkarması konusunda gelen eleştirilere yanıt verirken,“’HDP masada olursa biz kalkarız’ diyeni, HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? Peki biz niye bu kadar mücadele ettik, ağır bedeller ödedik? Erdoğan’ın yerine yeni Erdoğanlar seçmek için mi” dedi.

“HDP bir buçuk yıldır herkese ama özellikle Altılı Masa’ya ‘Ortak aday çıkarmaya hazırız’ diyor.” şeklinde konuşan Demirtaş “Fakat bu çağrıların muhataplarından ‘Biz de ortak adaya hazırız’ gibi tek cümlelik bir cevap bile gelmiyor. Bildiğim kadarıyla HDP ile Altılı Masa’nın dört partisi arasında yapılmış görüşmelerde de ortak adaya açık olunduğu şeklinde net bir mesaj verilmiyor. Hal böyle olunca HDP seçime adaysız gitmemek için mecburen hazırlıklarını yapıyor ve bunu da açıklıyor. Şimdi zannedersiniz ki, HDP ile Altılı Masa arasında ortak aday çıkarma konusunda bir anlaşma, uzlaşma veya protokol vardı da HDP durup dururken bunu bozdu ve bu nedenle bazı dostlarımız HDP’ye çok kızıyor” diye devam etti.

“Bu kızgınlığın nedenini de anladığını” belirten Demirtaş şöyle devam etti:

“Çünkü ne pahasına olursa olsun bu iktidardan kurtulup nefes almak isteyen on milyonlarca insan, partilerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara, tartışmalara, gerilimlere inanamıyor. Bunları çok saçma ve gereksiz kaprisler, küçük hesaplar olarak görüp öfkeleniyorlar. Haksız mı bu milyonlarca insan? Değiller elbette.

“Özgürlüğe susamış insanlara değişimin önünü açacak birlikteliği sunmak muhalefetin görevidir. Öte taraftan bu zulüm yıllarında en fazla acı çeken HDP tabanı ise kendi partisinin ayrı aday çıkaracak olmasından büyük bir mutluluk duyuyor. Onlar da haklılar.

‘Yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar’

“Erdoğan-Bahçeli iktidarından en fazla kurtulmak isteyenler elbette HDP tabanı olsa gerek. Ama bunu yaparken yeni bir Erdoğan seçmekten korkuyorlar, tedirgin oluyorlar. Hiçbir HDP’li, Süleyman Soylu’nun yerine Yavuz Ağıralioğlu’nu kendi oylarıyla getirmek istemez.

“HDP masada olursa biz kalkarız” diyeni HDP oylarıyla başbakan mı yapacağız? İşte bunları ve birçok ilkesel çözüm başlıklarını oturup HDP ile konuşmaları gerekir.

“Ben bu isimleri örnek olsun diye belirttim. Yoksa mesele isimler değil. İlkelerde, programda uzlaşma olursa bütün isimler her yerde olabilir, bu bizi çok da ilgilendirmez. Ama hem HDP’ye hakaret edip hem HDP’yi yok sayıp hem de “Çaktırmadan oy verin” demek bizim açımızdan şu sorgulamayı beraberinde getiriyor; peki biz niye bu kadar mücadele ettik, ağır bedeller ödedik? Erdoğan’ın yerine yeni Erdoğanlar seçmek için mi?

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Kritik “Olağanüstü Hal” İptalleri

Anayasa Mahkemesi (AYM), Olağanüstü Hal’i (OHAL) kalıcı hâle getireceği savunulan 2018’de çıkan torba kanundaki birçok düzenlemeyi iptal etti. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulaması, 19 Temmuz 2018 tarihinde fiilen sona ermişti.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, AYM, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sonrası güvenlik alanında yeni düzenlemeler getiren ve OHAL tedbirlerinin devamını sağlayan torba kanunun kritik birçok maddesini iptal etti. Bu kapsamda kamu görevinden ihraç edilen öğretim üyelerinin, göreve iadesi durumunda İstanbul, Ankara ve İzmir illeri dışına atanması hükmü anayasaya aykırı bulundu.

Yine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dışişleri Bakanlığı kadrolarından ihraç edilenlerin göreve iade edilmeleri durumunda Araştırma Merkezi’nde istihdam edilmeleri de iptal edildi. Emekli asker ve polis şeflerinin rütbelerinin sökülmesi uygulaması da AYM’den döndü.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulaması, 19 Temmuz 2018 tarihinde fiilen sona ermişti. Ancak iktidar, 25 Temmuz 2018 tarihinde TBMM’den 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u geçirmişti. Bu kanunda, özellikle OHAL dönemindeki uygulamaların devamını sağlayacak maddeler eklenmişti. CHP de kanunun bazı maddelerinin iptali istemiyle dava açmıştı.

Askeri bölgede önleme araması iptal

Davayı 30 Haziran 2022 tarihinde görüşen AYM, buna ilişkin iptal kararlarını bugünkü Resmi Gazete’de yayımladı. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 56/A maddesinde askeri birlik komutanı ve askeri kurum amirine askeri mahalde verilen ve sulh ceza hâkimi olmadan önleme araması yapma yetkisini iptal etti.

İptal edilen hükümde, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin ya da hukuk hizmetleri başkanı veya birim amirinin yazılı emri üzerine, askeri mahallerde özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla kişilerin üstü, araçları, özel kâğıtları ve eşyası aranabiliyor, suç delilleri koruma altına alınabiliyordu. Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarına benzer şekilde verilen yetki de iptal edildi.

Yine Anayasa Mahkemesi, askeri mahallere girmek veya çıkmak isteyenlerin üstlerinin duyarlı kapıdan kapının ikaz vermesi halinde “gerektiğinde el ile” kontrol edilebileceği hükmünü de anayasaya aykırı buldu ve iptal kararı verdi. Mahkeme, şüphe halinde veya teknik cihazların bulunmadığı yerlerde, herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın araçların da aranamayacağına hükmetti.

Valiye özel yetki iptal edilmedi

Anayasa Mahkemesi, İl İdaresi Kanunu’nda valiye verilen “…belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilir; belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilir veya kısıtlayabilir” şeklinde yetkinin iptali talebini ise reddetti. Karara, AYM Başkanı Zühtü Arslan, Hasan Tahsin Gökcan, Engin Yıldırım, Emin Kuz, Yusuf Şevki Hakyemez ve Kenan Yaşar muhalefet etti.

Gösteri yürüyüşünü sınırlandıran madde iptal

Anayasa Mahkemesi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda “toplantı ve gösteri yürüyüşü zamanı”nı düzenleyen 7’nci maddesine eklenen ikinci fıkrayı da iptal etti. İptal edilen düzenleme şöyle:

“Açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler gece vaktinin başlamasıyla dağılacak şekilde, kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24:00’e kadar yapılabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün gece vaktinin başlamasından sonra devam edeceği hususu, geçerli neden gösterilerek bildirilmiş ise vatandaşların huzur ve sükûnet içinde istirahatini aşırı ve katlanılamaz derecede zorlaştırmamak ve kamu düzeni ve genel asayişin bozulmasına neden olmamak şartıyla, açık yerlerde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin dağılma saati mahallin en büyük mülki amirinin kararıyla en geç saat 24:00’e kadar uzatılabilir.”

Kararda, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yer ve güzergâh belirlenirken vatandaşların günlük yaşamının aşırı ve katlanılmaz derecede zorlaştırılmaması ölçütüyle kamu düzeni ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacına ulaşma bakımından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkında getirilen sınırlamada çatışan haklar arasındaki makul dengenin sağlanmadığı belirtildi.

MİT’e bilgi edinme yolu açıldı

Mahkeme, MİT’in 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamı dışında olduğuna ilişkin düzenlemeyi de iptal etti. Kararda, bu yasağın vatandaşların Anayasa’da güvence altına alınan bilgi edinme hakkını kullanma imkânının tamamen ortadan kaldırdığı belirtildi.

Seferberlik ve savaş durumundaki yargılamalar

Anayasa Mahkemesi, Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 17’nci maddesinde “Seferberlik ve savaş hallerinde ilgili komutanlıklara tanınan adli yetkiler”in de tümünü iptal etti. Bu madde, seferberlik bölgesinde Türk Ceza Kanunu’nda suç örgütü gibi çeşitli suçları işleyenlerin, bölgede yetkili kılınan komutan tarafından gerekli görüldüğü takdirde, askeri mahkemelerde yargılanmasını düzenliyordu.

Bu yasa kapsamında yetkili komutanın kovuşturma yapması için Cumhurbaşkanı ve bakanlar hakkında Cumhurbaşkanı, milletvekilleri hakkında TBMM Başkanı, general ve amiraller hakkında Genelkurmay Başkanı, bakan yardımcıları hakkında ilgili bakan, valiler hakkında İçişleri Bakanı’nın izin vermesi gerekiyordu.

Kararın iptal gerekçesinde, düzenlemenin seferberlik ve savaş hallerinde asker-sivil ayrımı yapmadan herkesin askeri mahkemede yargılanmasına neden olacağı, oysa bu mahkemelerin yalnızca askerlerin görevleriyle ilgili suçlara bakabileceği belirtildi.

İptal edilen OHAL düzenlemeleri

Bir diğer iptal edilen hüküm, Terörle Mücadele Kanunu’nda Milli Güvenlik Kurulunca (MGK) devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti ve iltisakı yahut bunlarla irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılanların silah ruhsatının iptal edileceğine yönelik düzenlemede oldu. Bu düzenlemedeki “Milli Güvenlik Kurulunca” ve “üyeliği, mensubiyeti ve” ibaresi anayasaya aykırı bulundu. Kararda, MGK’nın milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapılara üyeliğe ve mensubiyetine karar veremeyeceği belirtildi. Bu madde kapsamında ruhsatları iptal edilenlerin silahları idareye teslim edeceğine yönelik hüküm de iptal edildi.

Dosya üzerinden tutukluluk incelemesi iptal edildi

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin 30 günde bir dosya üzerinden karara bağlanabileceğini düzenleyen kanun hükmü iptal edildi. Kararın gerekçesinde, bu düzenlemenin şüphelilerin ancak 90 günde bir hâkim önünde tutukluluk incelemesi yapılması sonucu doğurduğu belirtilerek, bunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkında ölçüsüz bir sınırlama getirdiği vurgulandı.

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında işlenen suçlardan uygulanan 4 günlük gözaltı süresinin iptali talebi ise reddedildi.

Akademisyenlere ‘sürgün’ yolu AYM’den döndü

Mahkeme, kamu görevine iade edilen öğretim elemanlarının daha önce çalıştıkları yerde istihdam edilmelerini engelleyen madde ile iade kararına rağmen göreve başlayamayanların mali haklarının düşmesini öngören ve dava açma imkânın ortadan kaldıran düzenlemelerin iptaline karar verdi. İptal edilen düzenlemede, görevine iade edilen öğretim elamanları Ankara, İstanbul, İzmir illeri dışında ve 2006 yılından sonra kurulan yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek kaydıyla atanıyordu.

TSK, Emniyet ve Dışişleri’nde kızağa çekme maddesi

Öte yandan Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve Dışişleri’nde çalışanlar, göreve iade edildiklerinde eski görev yerlerine değil bu kurumlarda kurulan Araştırma Merkezleri’nde istihdam ediliyordu. AYM, bu düzenlemeyi anayasaya aykırı buldu. Kararda, kamu görevinden çıkarma tedbirinin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması gerektiği halde, kişilerin kazanılmış haklarının göz ardı edilerek farklı bir statüde atanmaları yapıldığı, bu konuda bakanlara geniş yetki tanınmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği vurgulandı.

Pasaport iptalleri

Meslekten çıkarılan kamu görevlileri ile haklarında suç soruşturması veya kovuşturması yürütülenler ve bunların eşlerinin pasaportlarının iptaline imkân tanıyan düzenlemenin iptaline karar verildi. Kararda, idareye tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının belirsiz olduğu, yurt dışına çıkma özgürlüğüne getirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlanmadığı ifade edildi.

Emeklilere rütbe sökme

Mahkeme; TSK, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden farklı nedenlerle ayrılan kişilerin daha sonra milli güvenliğe aykırı faaliyette bulunduğu iddiasıyla rütbelerinin sökülmesine yönelik yasa maddesini iptal etti. İptal kararının gerekçesinde, bu kişiler hakkındaki suçlamalara cevap verme ve delillerini sunma imkânı tanınan bir soruşturma yürütülmeden bu kararın verilmesi ölçülü bulunmadı.

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) kayyumluk yetkisi veren düzenlemenin üç yıl daha uzatılmasını anayasaya aykırı bulmadı.

Paylaşın

Türkiye’de 3 Milyon Çocuk Kronik Yetersiz Beslenme Sorunu Yaşıyor

CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın, Birleşmiş Milletler ’in haziran ayında güncellediği ‘Dünya Yoksulluk Haritası’na bakıldığında, Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 17’si, yani yaklaşık 1 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme yaşadığını belirterek, Aile Destek Sigortası (ADS) kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalardan şöyle bahsetti:

“Kronik yetersiz beslenme yaşayan çocuk sayısı ise 3 milyon. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı mahallelerde tüm çocukların okullarında ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği yiyebilmeleri sağlanacak. ADS kapsamındaki ailelerin çocukları için kreşler ücretsiz olacak.

Kreş hakkının evrensel bir hak olduğunu da savunuyoruz. Somut önerilerimizin sadece bir bölümünü paylaşmakla yetindik. Çalıştayımızda çocuk konusunu bütüncül, sürdürülebilir ve kapsamlı politikaları oluşturmak amacıyla bilimsel olarak tüm tarafların katılımı ile değerlendirdik. Çocuklarımızın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi temeli ile iyilik hallerini sağlamaya kararlıyız.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Çocuk Hakları Haftası’nda düzenlediği ‘Ulusal Çocuk Politikaları Çalıştayı’nın sonuç metninde çocukların hakları, çocuk yoksulluğu, çocuk adalet sistemi ve politikaları öne çıktı.

Metinde Türkiye’de çocukların büyük oranda yoksulluk yaşadığı, çocuk hakları konusunda yeterince hızlı hareket edilmediği vurgulanırken, CHP’nin Aile Destek Sigortası’nda çocuklar için planlanan çalışmalara dikkat çekildi.

CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın, CHP’nin çocuk politikalarında çocukların güçlenmesi, hayata etkin ve adil katılımı ilkeleri üzerinden şekillendirilmesi gerektiğine inandıklarını ifade etti. Tüm çocuklar için sorun olabilecek alanları tespit ederek yaşanan sorunları önleyici sosyal politikalar geliştirmeyi hedeflediklerini söyleyen Taşkın, şunları kaydetti:

“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açık ara en başarısız olduğu alanın çocuklar olduğunu da vurgulamalıyız. TÜİK verilerine göre, 22 milyon 738 bin 300 çocuğun 7,5 milyona yakını yani, yüzde 32’si yoksulluktan ve yoksunluktan mustarip. Aile Destek Sigortası kapsamındaki ailelerin çocuklarının tüm eğitim masrafları karşılanarak eğitimde fırsat eşitliği sağlanacak.”

‘Kreşler ücretsiz olacak’

Birleşmiş Milletler ’in haziran ayında güncellediği ‘Dünya Yoksulluk Haritası’na bakıldığında, Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 17’si, yani yaklaşık 1 milyon çocuğun akut yetersiz beslenme yaşadığını söyleyen Taşkın, Aile Destek Sigortası kapsamında hayata geçirmeyi planladıkları çalışmalardan şöyle bahsetti:

“Kronik yetersiz beslenme yaşayan çocuk sayısı ise 3 milyon. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı mahallelerde tüm çocukların okullarında ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği yiyebilmeleri sağlanacak. ADS kapsamındaki ailelerin çocukları için kreşler ücretsiz olacak.

Kreş hakkının evrensel bir hak olduğunu da savunuyoruz. Somut önerilerimizin sadece bir bölümünü paylaşmakla yetindik. Çalıştayımızda çocuk konusunu bütüncül, sürdürülebilir ve kapsamlı politikaları oluşturmak amacıyla bilimsel olarak tüm tarafların katılımı ile değerlendirdik. Çocuklarımızın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi temeli ile iyilik hallerini sağlamaya kararlıyız.”

(Kaynak: Artı Gerçek)

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: İkinci Buluşma Türkiye’de Olabilir

Türkiye ile Suriye arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı.

Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak. Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak.

Türkiye, Suriye ve Rusya arasında 11 yıl sonra başlayan yeni “normalleşme” sürecinde ilk buluşma Milli Savunma Bakanları düzeyinde Moskova’da gerçekleşmişti.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e bilgi veren kaynaklar, Şubat ayında planlanan ikinci toplantının Türkiye’de olması yönünde Türkiye’nin girişimlerinde yol alındığı bilgisini paylaştı.

Ankara ile Şam arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. İstihbarat birimlerinin görüşmeleri devam ederken 11 yıl sonra bakanlar düzeyinde ilk somut adım 28 Aralık’ta atıldı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Federasyonu ve Suriye istihbarat başkanlarıyla Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındığı açıklandı.

İkinci toplantı Türkiye’de mi?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı. Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak.

Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak. Kaynaklar, “Şubat ayı içerisinde Türkiye’de toplantı olması yönünde yol alındı” derken bu adımı da “Sürecin en kritik gelişmelerinden biri olur ve Türkiye’nin son dönem bölgesel barış için attığı tüm adımların devamı olur” sözleriyle değerlendirdi.

Toplantının Türkiye’de gerçekleşmesi halinde, Suriye savaşının başladığı 2011’den bu yana Şam’dan Ankara’ya ilk resmi düzeydeki ziyaret ve toplantı olmuş olacak.

Esad görüşmesi olacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalarda, Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğini açıklamıştı. Hükümete yakın kaynaklar, şu aşamada kısa vadede bunun zor olduğuna dikkati çekerken dışişleri bakanları buluşması sonrasına işaret ediyor. Öncelikle yüz yüze değil telefonda bir görüşme olabileceğine ve daha sonra üçlü müzakerelerde yol alınması halinde yüz yüze temasın da olabileceğine dikkat çekildi.

İlk görüşmeden ne çıktı?

İlk görüşmede Şam yönetimi, Türkiye’den topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nun “terörist” olarak tanınmasını istedi. Ancak bu talepler Türkiye tarafından geri çevrildi.

Middle East Eye internet sitesinde ilk görüşmenin ardından yer alan habere göre, 11 yılda yapılan ilk üst düzey görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamadı. Habere göre Erdoğan seçim öncesi, Türkiye’deki yaklaşık dört milyon Suriyeli mülteciden bazılarını ülkelerine geri gönderebileceğini seçmenlere göstermek istiyor.

Paylaşın

CHP’li Özel, Bakan Soylu’nun “Trol Ordusu” Olduğunu İddia Etti

CHP’li Özel, Bakan Soylu’nun “trol ordusu” olduğunu, bu “ordunun finansmanının Soylu’nun Bakanı olduğu dönemlerde İçişleri Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bazı belediyeler tarafından” yapıldığını iddia etti.

Özel, İçişleri Bakanlığı Müşaviri olduğuna dair Bakanlık web sitesinden aldığı bilgileri paylaştığı Emin Şen’in Süleyman Soylu, AKP’de Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğundan beri “il il dolaşıp sosyal medya eğitimi adı altında trollük eğitimi” verdiklerini söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki iddialarını bugün TBMM’de yaptığı açıklamada paylaştı.

Soylu’nun “trol ordusu” olduğunu iddia eden Özel, bu “ordunun finansmanının Soylu’nun Bakanı olduğu dönemlerde İçişleri Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bazı belediyeler tarafından” yapıldığını iddia etti.

Özel, İçişleri Bakanlığı Müşaviri olduğuna dair Bakanlık web sitesinden aldığı bilgileri paylaştığı Emin Şen’in Süleyman Soylu, AKP’de Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olduğundan beri “il il dolaşıp sosyal medya eğitimi adı altında trollük eğitimi” verdiklerini söyledi.

Emin Şen’in, “yasadışı bir şekilde” iki özel şirketin kurucusu ve yöneticisi olduğunu söyleyen Özel, bu şirketlerden ilkinin Native Teknoloji ve diğerinin SM360 olarak bilindiğini aktardı.

Özel, Şen’in SM360 şirketinin geçmişte ortakları arasında Gülen hareketinin Genç Siviller oluşumunun yöneticisi Turgay Oğur’un ve yine hareketle bağlantılı Mücteva Kılıç’ın olduğunu belirtti.

Özel, şirketlerin ihaleler yoluyla “buzdağının görünür kısmında 23 milyon TL’lik” iş aldıklarını belirtti ve bu gelirin sözkonusu “trol ordusunu” yönetmek için harcandığını iddia etti.

Özel’in açıkladığına göre Ebabil Harekatı adı verilen ve Telegram mesajlaşma uygulamasında 25 kişilik kapalı bir grup tarafından örgütlenen oluşum sosyal medyada 8 bin kişilik bir trol ordusuna oluşuyor.

Bu troller, Telegram grubunda belirlenen hesapları hedefliyor ya da bunlarla ilgili hedefli mesajları yayıyor.

Özel, Süleyman Soylu’nun “trol ordusunun” “İBB Kandil kadrosu” mesajları paylaştığını, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındda videolarla karalama kampanyası yürüttüğünü ve Canan Kaftancıoğlu’nun Twitter hesabının kapatılmasında pay sahibi olduğunu iddia etti.

Özel, Emniyet ve Jandarma genel müdürlüklerinin resmi Twitter hesaplarında ortak paylaşılan mesajları örnek göstererek:

“Eminimsi’nin cep telefonunda kaç tane hesap var bilinmez ama Jandarma Genel Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tweetlerini aynı telefondan atacak yetki var. Süleyman Soylu için oluşturulmuş trol ordusunun komutanı polisi ve jandarmayı Soylu’ya kalkan ediyor. Eminimsi’nin arka cebinde geziyor bu hesaplar… Hacklense ne olur?” diye sordu.

Özel, “Yarın MHP Süleyman Soylu ile çatışmaya girsin, ebabiller onların üzerine uçmaya başlar” dedi.

Bakanlık reddeti

Özel, açıklamalarına devam ettiği sırada İçişleri Bakanlığı Emin Şen’in Bakanlık ile bağlantısını reddeden bir açıklama yaptı. Buna göre açıklamada, “CHP milletvekili Özgür Özel’in ismini zikrettiği Emin Şen; devlet memuru olmayıp, bakan müşaviri görevi de bulunmamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

HDP Sözcüsü Ebru Günay’dan Muhalefete “Seçim Güvenliği” Çağrısı

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Önümüzdeki seçim süreci hiç olmadığı kadar adaletsiz bir yarış olacak, adaletsiz bir ortamda gerçekleşecek. Bir tarafta vergilerimizle fonlanan, devletin tüm imkanlarını kendi çıkarlarına kullanacak bir Cumhur İttifakı, diğer tarafta seçim kampanyalarını sürekli engellemeler, yalan haberler ve manipülasyonlar ve çeşitli hilelerle mücadele etmek zorunda kalacak muhalefet partileri olacak.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu nedenle muhalefet partilerine tekrar çağrıda bulunuyoruz. En azından “seçim güvenliği” ve manipülasyonlarla mücadele temelinde tüm muhalefet partileri olarak bir araya gelmeli ve seçmenlerimizin sandığa gitme ve oylarını güven içerisinde kullanmalarını sağlayacak bir işbirliğini sergilemeliyiz.

Muhafazakar veya seküler, sağcı ya da solcu ayırt etmeksizin seçmenlerimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, seçimlere katılacak olan tüm muhalif partilerin ortak bir seçim güvenliği platformunu oluşturmasını elbette zaruri görüyoruz, zira iktidarın oyunlarının sandık oyunlarıyla da devam ettiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partinin Genel Merkezinde haftalık olağan basın toplantısı düzenledi. Günay’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bu süreç ilk gününden bugüne hukuksuzluk ve Anayasa ihlali ile gerçekleşti. Son olarak hesaplarının bloke edilmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sözlü savunma yapması, bir kez daha gözleri ihlallere ve AKP’nin hukuku çiğnemesine çevirdi. Türkiye’nin saygın hukukçuları da bizler de hesaplarımızın bloke edilmesini hem de kapatma davasıyla ilgili kararın hukuki olmadığını açıkladık. Başta kamuoyu olmak üzere gerçekten bu ülkenin gerçek hukukçuları meselenin hukuk meselesi olmadığını, siyasi olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu karar Saray’ın karanlık dehlizlerinde alınmış bir karardır.

Partinin kapatma davası henüz neticelenmemişken, bu davadaki rolü Saray’ın katipliğini yapmaktan ibaret olan savcı hızını alamamış; sözlü mütalaadan sonra basına açıklama yapıyor. Nerede görülmüştür bir başsavcının basına demeç verdiği! Basına Saray’ın, Saray danışmanlarının sayıklamalarını üstelik gülerek ve sevinç içinde açıklıyor. Öyle bir konuşuyor ki sanırsınız konuşan savcı değil, her fırsatta HDP’yi hedef alan iktidarın sözcüsü Devlet Bahçeli.

“Tüm bunlar önce HDP’ye uygulanıyor, sonra da tüm muhalefete”

Kısacık tarihimiz gösterdi ki AKP-MHP ittifakı muhalefeti susturmak için önce HDP’den başlıyor. Partimizi şeytanlaştırma, düşmanlaştırma, belediyelerine kayyım atama, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, gözaltı, tutuklama ve cezaevi… Tüm bunlar önce HDP’ye uygulanıyor, sonra da tüm muhalefete uygulanıyor. Bu ülkenin geleceğine talip olduğunu söyleyen 6’lı masa bileşenleri, bu tarihsel sorumluluktan oldukça uzak görünüyor. Bizler elbette kimseden demokrasi dilenecek değiliz ancak bir siyasi parti olarak, bizim hakkımızda kuracağınız her cümle, aynı zamanda seçmenlerimiz için ileriye dönük bir gösterge olacaktır. Tercihlerini belirleyecektir.

Önümüzdeki seçim süreci hiç olmadığı kadar adaletsiz bir yarış olacak, adaletsiz bir ortamda gerçekleşecek. Bir tarafta vergilerimizle fonlanan, devletin tüm imkanlarını kendi çıkarlarına kullanacak bir Cumhur İttifakı, diğer tarafta seçim kampanyalarını sürekli engellemeler, yalan haberler ve manipülasyonlar ve çeşitli hilelerle mücadele etmek zorunda kalacak muhalefet partileri olacak.

“Geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz”

Bu nedenle muhalefet partilerine tekrar çağrıda bulunuyoruz. En azından “seçim güvenliği” ve manipülasyonlarla mücadele temelinde tüm muhalefet partileri olarak bir araya gelmeli ve seçmenlerimizin sandığa gitme ve oylarını güven içerisinde kullanmalarını sağlayacak bir işbirliğini sergilemeliyiz. Muhafazakar veya seküler, sağcı ya da solcu ayırt etmeksizin seçmenlerimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, seçimlere katılacak olan tüm muhalif partilerin ortak bir seçim güvenliği platformunu oluşturmasını elbette zaruri görüyoruz, zira iktidarın oyunlarının sandık oyunlarıyla da devam ettiğini geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz.

Bizim, AKP’nin Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerini reddetmemiz, halen kamuoyunda tartışılan önemli bir mesele olmaya devam ediyor. Tavrımız esasen iki önemli nedene dayanıyor. Birincisi: Özgürlüklerin olabildiğine kısıtlandığı, baskı ve zorun gün be gün arttığı, demokratik kazanımların her gün tırpanlandığı bir zamanda başörtüsü ile ilgili getirilen teklif, ülkenin özgürlükler ve demokrasi sorunlarına yanıt üretmenin çok çok uzağındadır.

Görüşmeyi reddetmemizin ikinci sebebine gelirsek; iktidar ve küçük ortağının doğrudan yargıya müdahalesi sonucu yürütülen Kobanî Kumpas Davasındaki hukuksuzluklar, bunların parti kapatma davasına delil olacak şekilde yetiştirilme çabası, kapatma davasının hız kesmeden devam etmesi, son olarak da partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımının iktidar blokunun baskısı sonucu bloke edilmesi, bizim bu “demokrasicilik oyunu”nu oynamama kararı almamıza neden olmuştur.

Bu coğrafyanın ezilenlerinin, yoksullarının, kadınlarının, gençlerinin, yaşam alanı savunucularının, yok sayılanlarının haklarını savunmak ve egemen iktidar bloklarına karşı halkların asıl birliğini temsil eden Emek ve Özgürlük İttifakımız, güçlenerek yoluna devam ediyor. Sadece bir seçim ittifakı değil, özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin ve adaletin yolunun mücadeleden, sokaktan geçtiğini bilerek yoluna devam ediyor. Tam da bu çerçevede; yoksulluğa, baskıya, sömürüye, tecride, faşizme ve asimilasyona karşı en büyük cevabı, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak 15 Ocak’ta İstanbul Kartal Meydanı’nda bir kez daha vereceğiz. “

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Liderlere İmza Yetkisi’ Açıklaması

CHP Lideri Davutoğlu’nun ‘genel başkanlara imza yetkisi’ sözlerine ilişkin CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, “Yüzde 1, yüzde 3, yüzde 25, yüzde 50 diye bakamayız. Çok değerli bu çabalar. İki ayrı kriterimiz var. Altı partinin lideri siyasi partiler yasamıza göre her biri genel başkan olduğu için eşittir” dediği aktaarıldı:

“O nedenle biz öyle bir ikili mekanizma kuracağız ki siyasi partiler kanununa göre altısı da sistemde olsun istiyoruz, başkan yardımcılığı olursa çok güzel olur. Demokratik sistem, temsili demokrasi, hangi partinin yüzde kaç oy aldığıyla da ilgilidir, ona göre şekillenir.

Altı partinin lideri eşittir ve başkan yardımcısı olacaktır. Aynı zamanda seçimde hangi parti ne kadar oy alırsa temsili demokrasinin ruhuna uygun olarak bakanlar kurulu dağılımında bunu esas alacağız. Bunları incelikli bir şekilde çalıştık.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Cumhurbaşkanı içeriden veya dışarıdan olsun genel başkanlar doğrudan karar süreçler içerisinde imza yetkisine sahip olarak bulunacaklar. İster içeriden ister dışarıdan olsun genel başkanlar imza yetkisine sahip olacak. Bu büyük bir teminattır” diye konuşmuştu.

Davutoğlu dün de katıldığı programda, “Seçilen cumhurbaşkanı dedi ki, ben kabul etmiyorum. Aldığınız oylar da düşüktü. Ben bu kararı veriyorum” sorusuna “Dediği anda bir kriz çıkar, çok açık söyleyeyim ve o cumhurbaşkanı Meclis desteğini kaybeder. Ülke yeniden seçime gitmek zorunda kalır” yanıtını vermişti.

Davutoğlu’nun gündeme getirdiği konuyu Halk TV’deki programında değerlendiren İsmail Küçükkaya, CHP liderinin daha önce kendisine aktardığı bilgileri paylaştı.

Buna göre Kılıçdaroğlu, ‘ikili mekanizma’ kuracaklarını belirterek şunları söyledi:

“Altı partinin de bu iş birliğinde olağanüstü stratejik önemi var. Yüzde 1, yüzde 3, yüzde 25, yüzde 50 diye bakamayız. Çok değerli bu çabalar. İki ayrı kriterimiz var. Altı partinin lideri siyasi partiler yasamıza göre her biri genel başkan olduğu için eşittir. O nedenle biz öyle bir ikili mekanizma kuracağız ki siyasi partiler kanununa göre altısı da sistemde olsun istiyoruz, başkan yardımcılığı olursa çok güzel olur. Demokratik sistem, temsili demokrasi, hangi partinin yüzde kaç oy aldığıyla da ilgilidir, ona göre şekillenir.

Altı partinin lideri eşittir ve başkan yardımcısı olacaktır. Aynı zamanda seçimde hangi parti ne kadar oy alırsa temsili demokrasinin ruhuna uygun olarak bakanlar kurulu dağılımında bunu esas alacağız. Bunları incelikli bir şekilde çalıştık.”

Paylaşın

AK Partili Yetkili: Seçimin Mayısta Olma İhtimali Yüzde 99

“AK Parti Genel Merkezi, seçimlerin mayısa çekilmesine bağlı olarak kampanyasını güncelliyor. Seçimin 7-14 ya da 21 Mayıs’ta olabileceği tahmin ediliyor. Bir AK Partili yetkili ‘Mayısta olma ihtimali yüzde 99’ diyor.”

AK Partili yetkili, Kılıçdaroğlu’nun kolay bir aday olmadığını savunarak, “Kılıçdaroğlu’na HDP’nin desteği var. Bu destek süreci radikal biçimde değiştiriyor. Yarışa CHP, İyi Parti ve HDP oylarını katarsak, yüzde 45’le başlıyor. Kılıçdaroğlu’nun zor bir aday olduğunu düşünüyorum.

Bir kere şeffaf. İçi dışı biliniyor. Gizemi yok. Çok üzerine oynayamazsınız. CHP’nin en büyük handikapı, dış dünyaya entegrasyonuna ilişkin sıkıntılarıydı. Kılıçdaroğlu, onunla ilgili radikal bir dönüşüm yaşatıyor. Değişime ne kadar açık ve CHP’yi dünyaya entegre edebilecek vizyona sahip olduğunu hissettiriyor. Bir açıdan da başarılı.” diyor.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, AK Parti’nin seçim hazırlıklarını mayıs ayına göre yaptığını yazdı. Saymaz, konuştuğu bir AK Partili yetkilinin “Kılıçdaroğlu’nun zor bir aday olduğunu düşünüyorum” dediğini de aktardı.

Saymaz, “Bu arada AK Parti Genel Merkezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı muhalif gazetecilerle buluşturmayı planlıyor. Bir sohbet şeklinde düşünülen buluşma, Erdoğan onaylarsa gerçekleşecek” bilgisini de paylaştı.

İsmail Saymaz’ın bugünkü köşe yazısında yer alan kısım şöyle:

“AK Parti Genel Merkezi, seçimlerin mayısa çekilmesine bağlı olarak kampanyasını güncelliyor. Seçimin 7-14 ya da 21 Mayıs’ta olabileceği tahmin ediliyor. Bir AK Partili yetkili bana “Mayısta olma ihtimali yüzde 99” diyor.

Bu arada, AK Parti’de başörtüsü düzenlemesinin referanduma gitmesi ihtimaline ilişkin bir hazırlık yok.

AK Partili yetkili şöyle diyor:

“Eğer referandum olursa başka bir modüle geçmek gerekebilir. Referandumun içeriğine ilişkin hangi temalar öne çıkacak, tartışmalar din ve kimlikler üzerinden mi yürüyerek? Ona göre formüle etmek gerekebilir.”

AK Parti açısından Altılı Masa’nın üç krizi var.

1: Atılı Masa’yı yönetmek.

2: HDP ile ilişkiler.

3: Aday belirleme sıkıntısı.

AK Partili yetkili “Adayın belirlenmesini bizler de bekliyoruz. Bir an önce belirlensin ki, ona göre stratejimiz de revize olsun.”

AK Partili yetkili, Kılıçdaroğlu’nun kolay bir aday olmadığını savunarak, şunları söylüyor:

“Kılıçdaroğlu’na HDP’nin desteği var. Bu destek süreci radikal biçimde değiştiriyor. Yarışa CHP, İyi Parti ve HDP oylarını katarsak, yüzde 45’le başlıyor. Kılıçdaroğlu’nun zor bir aday olduğunu düşünüyorum. Bir kere şeffaf. İçi dışı biliniyor. Gizemi yok. Çok üzerine oynayamazsınız. CHP’nin en büyük handikapı, dış dünyaya entegrasyonuna ilişkin sıkıntılarıydı. Kılıçdaroğlu, onunla ilgili radikal bir dönüşüm yaşatıyor. Değişime ne kadar açık ve CHP’yi dünyaya entegre edebilecek vizyona sahip olduğunu hissettiriyor. Bir açıdan da başarılı.”

Bu arada AK Parti Genel Merkezi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı muhalif gazetecilerle buluşturmayı planlıyor. Bir sohbet şeklinde düşünülen buluşma, Erdoğan onaylarsa gerçekleşecek.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Almanya’ya İltica Başvuruları: Türkiye Üçüncü Sırada

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre, yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiyevatandaşları geliyor.

İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor. Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Almanya Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yıllık raporuna göre 2022 yılında 217 bin 774 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu. Bu sayının pandemi nedeniyle seyahat kısıtlamalarının yürürlükte olduğu bir önceki yıla göre yüzde 47 oranında daha fazla olduğu kaydedildi.

Yeni iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla Suriyeliler ilk sırada. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları, üçüncü sırada da 23 bin 938 kişiyle Türkiye vatandaşları geliyor. İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip ediyor.

Raporda 2021 yılında dördüncü sırada olan Türkiye’den yapılan ilk iltica başvurularının bir yıl içinde yüzde 238,7 oranında arttığı kaydedildi.

Ocak 2022’den Aralık 2022 sonuna kadar olan dönemde yapılan iltica başvurularının yaklaşık 25 bin kişiyle yüzde 11’ini Almanya’da doğan 1 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. 2022 yılında iltica başvurusu kabul edilmeyen yaklaşık 26 bin kişinin de yeniden iltica başvurusunda bulunduğu öğrenildi.

Ukraynalı sığınmacılar sayılara dahil değil

Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş nedeniyle Rusya’dan iltica başvuruları da arttı. Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Rusya’dan 2 bin 851 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.

Ukrayna’dan savaş nedeniyle Almanya’ya gelen yaklaşık 1 milyon sığınmacı ise Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin paylaştığı sayılar içerisinde yer almıyor zira Ukraynalı sığınmacılara olağan iltica prosedüründen farklı bir prosedür uygulanıyor. Ukrayna’dan gelenlerin sığınma hakkı için iltica başvurusunda bulunması gerekmiyor; Ukraynalılar Avrupa Birliği yönetmelikleri uyarınca Almanya’da doğrudan korunma hakkına sahipler.

Almanya İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Almanya’ya sığınan Ukraynalıların oranı toplamın yüzde 80’ini oluşturuyor. Ancak gelenlerden kaçının Almanya’da kalmaya devam ettiği tam olarak bilinmiyor. Bazılarının diğer Avrupa ülkelerine gittiği bazılarının ise Ukrayna’ya döndüğü kaydediliyor.

Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin verilerine göre 2022 yılında Almanya’da 228 bin 673 iltica başvurusunun değerlendirmesi sonuçlandırıldı. 40 bin 911 kişiye Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme uyarınca mülteci statüsü verildi. 87 bin 552 kişiye ise farklı koruma statüleri sağlandı. Başvuruların yüzde 21,6’sını oluşturan 49 bin 220 başvuru reddedildi, 50 bin 880 başvuru ise geri çekildi.

Reddedilen başvuruların birçoğunun başvurunun değerlendirilmesinden bir başka Avrupa Birliği ülkesi sorumlu olduğu gerekçesiyle reddedildiği belirtiliyor. İçeriği nedeniyle reddedilen başvuruların sayısının ise buna nazaran daha düşük olduğu kaydediliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Ukrayna Cephesi Komutanını Üç Ay İçinde İkinci Kez Değiştirdi

Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Ukrayna cephesi komutanı olarak atandı. Rusya Savunma Bakanlığı’ndan görev değişikliğine ilişkin yapılan açıklamada, General Gerasimov atamasının “silahlı kuvvetler içindeki farklı unsurların daha organize ve etkili şekilde hareket etmesi için” yapıldığı kaydedildi.

Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov, Putin’in “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı savaşa liderlik edecek. General Gerasimov, Sergey Surovikin’in yerini aldı. General Surovikin’in göreve gelmesi sonrasındaki üç ayda Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılar yoğunlaşmıştı.

Bazı uzmanlar görev değişikliğini, Surovikin’in fazla güç kazanmış olabileceğinin işareti olarak değerlendiriyor…

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’u Ukrayna’daki harekatı yönetmesi için atadı. Hem Gerasimov hem Şoygu, Ukrayna’da savaş alanında atılan bir dizi geri adım nedeniyle Rusya’daki şahinlerin eleştirilerine hedef olmuştu.

Şoygu açıklamasında Gerasimov’un Ukrayna’daki özel askeri operasyonda yer alan birleşik güçlerin komutanı olarak atandığını bildirdi.

Rusya Ekim ayında Ukrayna’nın bir dizi karşı atakla savaşın seyrini değiştirmesinin ardından “Komutan Armageddon” lakaplı Sergey Surovikin’i Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatına liderlik etmesi için atamıştı.

Savunma Bakanlığı Surovikin’in Gerasimov’un yardımcısı olarak görevine devam edeceğini belirtti. Açıklamada bu değişikliklerle Ukrayna’daki askeri operasyonların etkisinin arttırılmasının tasarlandığı belirtildi.

Ukrayna’da maden kasabası Soledar için yoğun mücadele

Soledar, Moskova’nın Donbas’ın tamamını ele geçirme mücadelesinde önemli bir mihenk taşı konumunda.

Paralı asker grubu Wagner dün başlayan saldırıya liderlik etti ve küçük tuz madeni kasabasında kontrolun ele geçirildiğini iddia etti ancak merkezde bazı yerlerde Ukrayna’nın direnişinin sürdüğünü belirtti.

Rusya Savunma Bakanlığı ise hava birimlerinin Soledar’ı kuzey, doğu ve güneyden kopardığını bildirdi.

Ancak Ukrayna ordusu Soledar’ın düştüğünü reddetti ve savunma hattının aşılmadığını açıkladı. Ukrayna’nın doğu bölüğü komutanı Serhiy Çerevatyi Ukrayna televizyonuna yaptığı açıklamada çatışmaların şiddetini İkinci Dünya Savaşı’na benzetti.

Kremlin de henüz Soledar’da zafer ilan etmedi ve ağır kayıplar verdiğini doğruladı.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, sahadaki durum hakkında “Acele etmeyelim, resmi açıklamaları bekleyelim. Pozitif dinamikler sürüyor” diye konuştu.

Reuters haber ajansı da Soledar’daki durumu bağımsız olarak doğrulayamadı. Ajansın muhabiri çok sayıda kasaba sakininin dondurucu soğukta yollara dökülerek kasabayı terk ettiğini bildirdi, kasabanın üstünden yükselen dumanların görüldüğünü ve topçu atışının durmadan sürdüğünü kaydetti.

Rus ordusu Bahmut’u hedefliyor

Rus komutanlar Soledar’ı, Ukrayna’nın doğudaki tedarik zincirlerinin merkezi konumundaki Bahmut kentine saldırmak için bir basamak olarak kullanmayı hedefliyor.

Reuters’ın foto muhabiri Soledar ve Bahmut arasındaki yolda ambulansların yaralıları toplamak için beklediğini ve saha hastanelerinde kaosun hakim olduğunu kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da sahadaki başarının askerlerin hayatına mal olduğunu doğruladı.

Peskov, Putin’in savaş yerine diplomasiyi tercih ettiğini ancak ufukta Ukrayna ve Batı’yla barış görüşmelerinin olmadığını ekledi. Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya’nın barış görüşmesi açıklamalarının propaganda olduğu görüşünde.

RIA haber ajansı Wagner grubunun Soledar’ın tuz madenlerini ele geçirdiğini bildirdi. Grubun lideri ve Putin’in müttefiki Yevgeni Prigozhin, Telegram hesabından bir madenin içinde Wagner savaşçılarıyla fotoğraflarını paylaştı.

Soledar, Rusya’nın 2022’nin ikinci yarısındaki geri adımlarının ardından Ağustos ayından bu yana elde ettiği en önemli kazanım olacak.

Donetsk’in Rus lideri Denis Pushilin, Soledar’ın ele geçirilmesinin Bahmut ve Siversk kasabalarının alınma ihtimalini iki katına çıkaracağını, bunun Kramatorsk ve Sloviansk kentlerine köprü oluşturacağını söyledi ve bu durumun da Donetsk’in tamamen ele geçirilmesi için beklenen fırsatı yaratacağını ekledi.

Diğer tarafta Ukrayna’nın güneyindeki Herson’un askeri yönetiminin başkanı Rus kuvvetlerinin Kasım ayında boşalttıkları eyalet başkentini bombalamaya devam ettiklerini bildirdi.

Açıklamada son 24 saatte yaklaşık 40 altyapı tesisi ve çok sayıda evin yok edildiği, çocuk hastanesinin de ateş altında kaldığı belirtildi.

Öte yandan Lviv bölgesini ziyaret eden Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Belarus sınırındaki duruma dikkat çekerek, henüz burada güçlü bir yapılanma görülmese de sınırda ve sınıra yakın bölgelerde teyakkuzda olunması gerektiğini kaydetti.

Paylaşın