CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın Adaylığına Kilitlenmek Gibi Bir Düşüncemiz Yok

Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili niçin sessiz kaldığı yönündeki soruya CHP Lideri Kılıçdaoğlu, “Diyelim ki ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim, Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok” dedi ve ekledi:

“Anayasa Mahkemesi bile bakmıyor bu karara. Hatırlarsanız İstanbul seçimlerinde aynı zarfın içerisine dört tane oy pusulası koyuyorsunuz. Efendim üçü doğru, biri yanlış… Talimat geldi de onun için yaptılar. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın aday olup olmamasına kilitlenmek gibi bir düşüncemiz yok.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağına kilitlenmediklerini söyledi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Erdoğan, aday olur veya olmaz ama biz sandık güvenliğini sağlayarak seçimi almak ve Türkiye’yi demokrasi eksenine getirmek istiyoruz. Altı liderin hedefi o” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu dün İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in, ilin ilk belediye başkanı Leyla Atakan adına açtığı kütüphanenin açılışına katıldı.

Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün haberine göre Kılıçdaroğlu burada, Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili niçin sessiz kaldığı yönündeki bir soruya şu yanıtı verdi:

“Diyelim ki ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim, Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok. Anayasa Mahkemesi bile bakmıyor bu karara. Hatırlarsanız İstanbul seçimlerinde aynı zarfın içerisine dört tane oy pusulası koyuyorsunuz. Efendim üçü doğru, biri yanlış… Talimat geldi de onun için yaptılar. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın aday olup olmamasına kilitlenmek gibi bir düşüncemiz yok.”

Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik davalar ve İmamoğlu’nun görevden alınması halinde CHP’nin ne yapacağına yönelik soruya ise “İnşallah böyle bir süreç yaşanmaz. Yaşanırsa cehennemin kapılarını aralamış olurlar. Ne yapacağımızı şimdi açıklayamam ama bu ifadenin ne anlama geldiğini herhalde üç aşağı beş yukarı tahmin edersiniz. Halkın oyuyla gelenin, talimat alan mahkemelerin kararlarıyla görevine son verilemez” yanıtını verdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Seçim Tarihi Açıklaması: İnşallah 14 Mayıs’ta Yapılacak

Seçim tarihi için geçen hafta 14 Mayıs’ı işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bir erken seçim falan değil, seçimi öne almak. Yapılan bu. Bir diğer adım olarak da biz burada aslında bir güncelleme yaptık. Bu güncelleme ile birlikte bu adımı attık ve Cumhur İttifakı olarak da Devlet Bey’le bu görüşmelerimizi yaparak dedik ki ‘Zaman kaybına tahammül yok'” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunun için öyle incelemeler yaptık ki herkesin yaz tatiliyle ilgili durumlarını tutun, Karadeniz’de çay, fındık vesaire bütün bunların gidişlerini tutun bütün değerlendirmeleri yaparak herhangi bir sıkıntıya, KPSS vesaire… Bütün bu ayrıntıları masaya yatırdık ve adımı da buna göre atalım dedik. Hele hele öğrencilerimizin durumları bizim için çok önemli.”

“Bu adımı da atarak kararı buna göre verdik ama resmi olarak cumhurbaşkanının burada bir yetkisi var. O da biliyorsunuz 10 Mart’ta Cumhurbaşkanı olarak biz bu yetkimizi kullanacağız ve ondan sonra 60 gün süre var” diye ekleyen Erdoğan, “O süreyi de kim değerlendirecek? Yüksek Seçim Kurulu ama biz kararımızı inşallah Mart ayının 10’unda açıklayacağız” ifadelerini kullandı.

Bursa’da gençlerle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İnşallah 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde ilk defa oy kullanacak siz kıymetli gençlerimizle yol arkadaşlığı yapmamızı bize nasip eden Rabbime hamd ediyorum” dedi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“10 Mart’ta Cumhurbaşkanı olarak yetkimizi kullanacağız. 60 gün süre var. O süreyi de YSK değerlendirecek. Biz kararımızı 10 Mart’ta açıklayacağız.”

Seçim tarihinin 14 Mayıs olarak belirlenmesinin bir erken seçim kararı olmadığını söyleyen Erdoğan, “Birileri hedef saptırmaya gayret ediyor. Bu şimdi bir erken seçim değil. Seçimi öne almak…Yapılan bu. Bir diğer adım olarak da biz burada güncelleme yaptık. Bu güncellemeyle birlikte bu adımı attık. Devlet Bey’le [Bahçeli] görüşmelerimizi yaparak dedik ki, ‘Zaman kaybına tahammül yok’ ” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, bu kararı almadan önce yaz tatili, sınav takvimi ve hasat mevsimi gibi pek çok kriterin masaya yatırıldığını kaydetti.

Uzun süredir öne alınacağı konuşulan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçiminin tarihi olarak Çarşamba günü 14 Mayıs’ı işaret eden Erdoğan, “Rahmetli Menderes, 14 Mayıs 1950’de ‘Yeter söz milletin’ demiş ve sandıktan büyük bir zaferle çıkmıştı. Milletimiz 73 yıl sonra bir kez daha aynı gün, Altılı Masa diyerek karşımıza çıkan darbe şakşakçılarına, kifayetsizlere ‘yeter’ diyecektir” ifadelerini kullanmıştı.

“73 yıl sonra bir kez daha aynı gün”

Erdoğan 14 Mayıs tarihini ilk kez geçen hafta partisinin TBMM’deki grup toplantısında dile getirmişti.

“Rahmetli Menderes 14 Mayıs 1950’de ‘Yeter söz milletindir’ diyerek milletin gönlüne girmiş ve sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır” açıklamasında bulunan Erdoğan, “Milletimiz 73 yıl sonra bir kez daha aynı gün altılı masa diyerek karşımıza çıkan bu darbe şakşakçılarına, bu kifayetsiz muhterislere, bu müstemleke heveslilerine yeter diyecektir” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de geçen Salı günü partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Mayıs ayı içinde bu işi bitirelim. Sözü ve kararı hep birlikte aziz milletimizin kutlu iradesine tevdi edelim” demişti. Bahçeli, “Cumhurbaşkanımız seçimlerin yenilenmesine karar verdiği anda, 60 günlük süre de işlemeye başlayacaktır” ifadesini kullanmıştı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: İnsan 100 Sayfa Tarih Okur Be!

Partisinin Şanlıurfa İl Kongresi’nde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Erdoğan’ın seçimler için 14 Mayıs’ı işaret etmesiyle ilgili, “14 Mayıs’ta bir seçim ilanı yapıldı, sözel olarak yapıldı. Resmisi olur mu bilemem. Elindeki geniş imkanla bu kararlı alma imkanına sahip. Diyor ki 73 yıl sonra bu zihniyetten kurtulacağız. İnsan 100 sayfa tarih okur be.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yıl 1946… Demokrat Parti seçime girer, o seçim de açık oy gizli tasniftir. Buna rağmen Demokrat Parti Meclis’te grup kurar. Sonra 1947’de kongrelerinde bir karar alır. Bir Hürriyet misakı yayınlarlar. Derler ki Cumhurbaşkanı var olan partinin genel başkanı olamaz. Demokratik seçimlerde açık oy gizli tasnif olamaz. Ya bunu düzelteceksiniz ya da biz sine-i millete döneceğiz.”

Meral Akşener, konuya ilişkin konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Celal Bayar ve İnönü bir araya gelirler. İkisi yakın arkadaştır. İnönü der ki Celal bey anayasa değişikliği şu anda çok zor. Der ki ben partinin tüzüğünü değiştireyim, Meclis’in iç tüzüğünü değiştirelim, sonra anayasayı değiştiririz. İnönü partiden ayrılır, sadece Cumhurbaşkanı olur; ilerleyen süreçte Demokrat Parti tek başına iktidar olur.

Biz bugün 1950’yi hatırlamıyoruz. Bugün 14 Mayıs’ta 1946’yı hatırlıyoruz. Siyasi tarihini bilmeyen, bizi bilmeyen muhteremler övüne övüne bugün 73 yıl sonrasını kendiniz yaşatıyorsunuz. Biz onu değiştireceğiz. O yüzden diyoruz ki, mayıslar bizimdir; yaşasın hürriyet kahrolsun istibdat.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Şanlıurfa İl Kongresi’nde konuştu. Akşener’in konuşmasından bazı detaylar şöyle:

“Türkiye’nin o kadim devlet anlayışının yok edildiği, kerim devlet anlayışının ise tamamen ortadan kalktığı bir ucube sistemle karşı karşıya kaldık. O beraber çalıştığımız 2017, bugün karşınızda olmamı sağlayan dönemdir. 43 il gezmişim, o illerin çoğunda salon bulamadık. Kendi şehrimizde yaptığımız toplantı basıldı. Kütahya’da salon bulamadık. Yani paramızla bulamadık. Bir başka şehirde salon bulduk, salon son anda iptal edildi; biz otoparkta toplandık. Siz bu ülkenin kaderini değiştirenlersiniz. Bu ülkenin yarınlara umutla bakmayı sağlayanlarsınız.

14 Mayıs’ta bir seçim ilanı yapıldı, sözel olarak yapıldı. Resmisi olur mu bilemem. Elindeki geniş imkanla bu kararlı alma imkanına sahip. Diyor ki 73 yıl sonra bu zihniyetten kurtulacağız. İnsan 100 sayfa tarih okur be. Yıl 1946… Demokrat Parti seçime girer, o seçim de açık oy gizli tasniftir. Buna rağmen Demokrat Parti Meclis’te grup kurar. Sonra 1947’de kongrede bir karar alır. Bir Hürriyet misakı yayınlarlar. Derler ki Cumhurbaşkanı var olan partinin genel başkanı olamaz. Demokratik seçimlerde açık oy gizli tasnif olamaz. Ya bunu düzelteceksiniz ya da biz sine-i millete döneceğiz.

Celal Bayar ve İnönü bir araya gelirler. İkisi yakın arkadaştır. İnönü der ki Celal bey anayasa değişikliği şu anda çok zor. Der ki ben partinin tüzüğünü değiştireyim, Meclis’in iç tüzüğünü değiştirelim, sonra anayasayı değiştiririz. İnönü partiden ayrılır, sadece Cumhurbaşkanı olur; ilerleyen süreçte Demokrat Parti tek başına iktidar olur.

Biz bugün 1950’yi hatırlamıyoruz. Bugün 14 Mayıs’ta 1946’yı hatırlıyoruz. Siyasi tarihini bilmeyen, bizi bilmeyen muhteremler övüne övüne bugün 73 yıl sonrasını kendiniz yaşatıyorsunuz. Biz onu değiştireceğiz. O yüzden diyoruz ki, Mayıslar bizimdir, yaşasın hürriyet, kahrolsun istibdat!

İsveç’e tepki

Dün İsveç’te kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’i yakmaya çalıştı bir grup vandal, şerefsiz, ahlaksız. Bununla ilgili her türlü tedbiri bu ülkenin cumhurbaşkanı ve kabinesi almak zorundadır, ne gerekiyorsa yapmak zorundadır. Bugüne kadar hangi dinden olursa olsun, herhangi bir kutsal kitabı insan hakları çerçevesinde yakmaya kalkışmak ve bizim kitabımız olan Kuran-ı Kerim’i oraya yakmaya kalkışmak ve İsveç hükümetinin buna izin vermesini en şiddetli biçimde kınıyorum. Şimdi iktidar partisine düşen bu eylemin sonuçlarını İsveç hükümetinin ödemesini sağlamaktır.

Biz her seçimlere gittiğimizde bu arada başka başka bir şeyler oluyor. Onlara karşı da hepimizin dikkatli ve uyanık olması lazım.

Dış politikanın Urfa’ya etkileri… Biz coğrafyayı ekonomik coğrafya olarak tanımlıyoruz. Birinci derecede sınırdaşlarımızın ortaya koyduğu ekonomik değer 7 trilyon dolar. Buna Mısır’ı ilave edin, Türk dünyasını ilave edin. 21 trilyon dolar. Urfa, Kilis, Mardin, Gaziantep hepsinin Irak ve Suriye’ye ile ticari bağlantılarının bu şehirlerimize sağladığı faydayı düşünün. Bu fayda gitti, buna karşılık sayısını bir türlü devletimizin söyleyemediği sayıda göçmenle karşı karşıyayız.”

Paylaşın

Erdoğan, Seçim İçin 14 Mayıs’ı İşaret Etti; Altılı Masa’da 8’e 3 Hesabı

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında seçim tarihi için 14 Mayıs’ı işaret etti. Erdoğan’ın sözleri bir süredir seçimin öne çekilebileceği yönündeki açıklamaları da dikkate alındığında kimse için sürpriz olmadı.

Hatta uzun süredir seçim hazırlıklarını sürdüren muhalefet partileri, “Tarih ilan edilse de bir an önce sahaya çıksak” değerlendirmeleri yapmaya başladı.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, Altılı Masa’nın seçim sürecine Cumhur İttifakı’na göre daha avantajlı gireceğini söyleyen bir partinin yöneticisi, “Düşünün kampanya başlamış, aynı gün Altılı Masa’daki 6 lider 6 farklı kentte. Cumhurbaşkanı adayı ve liderlere, yine toplumda büyük karşılığı olan İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş da eklenince 8 önemli isim sahada olacak.

Diğer tarafta Erdoğan’ın yanına MHP ve BBP’yi eklersek 8’e 3’lük bir tablo var. Altılı Masa olarak bu şansı iyi kullanabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişte” üç senaryo

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Ankara – Sivas YHT Projesinin Maliyeti 64,5 Milyar Liraya Ulaştı

Daha önce yedi kez açılacağı duyurulan ve son olarak 2021 eylül ayındaki açılışı da iptal edilen Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren (YHT) projenin toplam maliyeti 64,5 milyar liraya yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, projeye ilişkin eleştirilerde bulunurken, “Bugüne kadar erteleme rekoru kıran proje şimdi de maliyet rekoru kırıyor. Toplam 393 kilometre uzunluğundaki hattın metresi bu maliyetle yaklaşık 165 bin TL’ye geliyor. 2023 yılında açılışı yapılacağı belirtilen proje için hala bu kadar ödeme yapılması plansızlığın en büyük göstergesi” dedi.

‘Hattın metresi yaklaşık 165 bin TL’

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre projenin açılışının ilk olarak 2012’de yapılacağının duyurulduğunu hatırlatan CHP’li Akın, “2007 yılında ihale edilen Ankara-Sivas YHT projesi bugün 16 yıldır tam anlamıyla yılan hikayesine dönmüş durumda. 2008’de başlayan inşaat çalışmaları hala bitmedi. İktidar önce 2012 yılında açılacağını duyurduğu projede yanlış planlama yapıldığı ortaya çıkınca proje büyük oranda revize edildi. 2018 yılında açılışı tekrar ertelenen proje toplam 7 kez ertelendi” ifadelerini kullandı.

En son 4 Eylül 2021 tarihinde proje tam bitmeden açılış için hazırlık yapıldığını ancak tekrar ertelendiğini aktaran Akın, “Projede hattın metresi yaklaşık 165 bin TL’yi buluyor. Bu maliyet artışının başında önce plansızlık ardından iktidarın yanlış para politikası nedeniyle Türk Lirası’nın değerinin düşmesi geliyor. Söz konusu proje, AKP’nin beceriksizliğinin ve plansızlığının örneği. 2023 yılında bile kamu bütçesinden hala ödenek ayrılıyor” diye devam etti.

“Projenin maliyeti 64 milyar 528 milyon 975 bin 642 TL’ye yükseldi”

CHP’li Ahmet Akın’ın verdiği bilgiye göre, Ankara-Sivas YHT projesinin maliyeti 2022 yatırım programında 24 milyar 946 milyon 378 bin 379 TL olarak ilan edilmişti. Geçen günlerde yayınlanan 2023 yılı yatırım programında ise projenin maliyeti 64 milyar 528 milyon 975 bin 642 TL’ye yükseldi. Buna göre bu yıl açılması planlanan hattın maliyeti 2023 yılı yatırım programında 2,5 kattan fazla arttı.

Paylaşın

“HDP Aday Sayısını İkiye Düşürdü” İddiası

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cumhurbaşkanı aday sayısını ikiye düşürdüğü ileri sürüldü. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası ise yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracağını ilan eden HDP, “aday müzakere sonrası ilk tura girmeden çekilir” iddiaları sonrası el yükseltti! HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin cumhurbaşkanlığı seçimine kendi adayıyla girme kararlığını bu kez “6’lı Masa adayını çeksin, bizim adayımıza oy versinler. Bu kadar net konuşuyoruz” sözleriyle dile getirdi.

Peki HDP’nin adayı kim olacak? Parti içinde adayla ilgili görüşmelerin sürdüğü biliniyor. Son bilgi, oluşturulan isim havuzunda aday sayısının son görüşmelerin ardından ikiye düşürüldüğü yönünde. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası da yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişte” üç senaryo

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

İYİ Parti’den DEVA Partisi’ne “Vatandaşlık Tanımını Ve Anadil” Tepkisi

‘Altıl Masa’da yer alan İYİ Parti ve  DEVA Partisi arasında “vatandaşlık tanımı ve anadil” gerginliği… Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 21’inci eylem planı olan Temel Haklar Eylem Planı’nı 2 Ocak’ta açıklamıştı.

“Biz, ülkemizde daha kapsayıcı ve kuşatıcı yeni bir vatandaşlık anlayışının geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz” diyen Babacan, şöyle devam etmişti:

“Anayasa’mızın 66’ncı maddesini, çağımızın gereği olarak kapsayıcı bir anlayışla yeniden ele almayı teklif ediyoruz. Hak ve özgürlükler konuşulduğunda akla hemen anadili hakkının geldiğinin farkındayız, bu konuda da oldukça netiz. Herkesin anadili, anasının ak sütü kadar helaldir. Anayasa’mızın 42’nci maddesinin de bu doğrultuda değiştirilmesini istiyoruz.”

DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlananDuvar Arkası’ köşesinde” İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı” denildi. Yazının ilgili bölümü şöyle:

” Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil. DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu.

HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…”

Öte yandan Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme seçişte” üç senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçişte” Üç Senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

İYİ Parti’den DEVA’ya tepki

Öte yandan Altılı Masa’da yer alan DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı.

Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil.

DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu. HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…

Paylaşın

CHP – İYİ Parti Görüşmeleri Keçiboynuzu Çayı Tüketimini Artırdı

Partiler arası ziyaretler, temaslar siyasetin olmazsa olmazı. Bir kanun teklifinde uzlaşmak, seçim ittifaklarını masaya yatırmak gibi Türkiye’yi yakından ilgilendiren pek çok mesele bu temaslarda müzakere edilir. Buluşmalar ya genel merkezlerde ya da Meclis’teki makamlarda gerçekleşir.

Bazı partilerinse bu buluşmalarda ikram ettiği kendilerine özgü içecekleri vardır. Örneğin Saadet Partisi’nin pek çok bitkinin karışımından oluşan ‘saadet çayı’ ya da HDP’nin ‘kaçak çayı’. İşte bu içeceklerden biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun misafirlerine ikram ettiği ‘keçiboynuzu çayı’dır…

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, soğuk algınlığına karşı koruduğu ve bağışıklığı güçlendirdiği söylenen bu çayın son günlerdeki tüketiminde dikkat çeken bir artış oldu! Sebebi ise İYİ Parti’nin sıklaşan CHP ziyaretleri. Başörtüsü ile ilgili anayasa değişiklik teklifine ilişkin ortak bir tutum arayışında olan iki partinin temsilcileri son günlerde o kadar sık bir araya geldiler ki, İYİ Parti kulislerinde “CHP’nin keçiboynuzu çayı tüketimi çoğaldı” esprileri yapılmaya başlandı.

Altılı Masa’nın ‘geçiş sürecinin’ üç senaryosu

Öte yandan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, 26 Ocak’ta yapılacak 6’lı masa toplantısı öncesinde trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre 6’lı masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Bundan Sonra Ne Olacak?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

New York merkezli Century Vakfı’nın Uluslararası Araştırma ve Politika Merkezi Century International’da araştırmacı ve İsveç Savunma Araştırma Kurumu’nda (FOI) Ortadoğu analisti olan Aron Lund’a göre, Suriye ile ilgili durumu değiştiren şey, “Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu.”

Türkiye tarafının Erdoğan-Esad görüşmesinin seçimlerden önce olmasını istediğini kaydeden Lund, “Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor” diyor ve ekliyor:

“Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur. Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir.”

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekmesini olası görmeyen Lund’a göre, burada “terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli”:

“Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir.”

Ortadoğu analisti Aron Lund ile Türkiye-Suriye ilişkilerini, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatını ve tüm bu gelişmelerin Türkiye-İsveç ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerini konuştuk.

“Üçlü görüşme, çetrefilli bir sürecin ilk adımıydı”

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022’de Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında 2011’den bu yana en üst düzey görüşmeydi. Sizce bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemeyi düşündüğü bir dönemde ne anlama geliyor?

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

“Rusya, harekata yeşil ışık yakmayı reddetti”

Sonuç itibariyle durumu değiştiren şey, Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Putin’in Ukrayna’yı işgali, feci bir strateji hatasıydı; bu da pek çok şeyin yanı sıra Rusya’nın Türkiye’ye daha önce olduğundan daha bağımlı hale gelmesine yol açtı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden yalnızca birkaç ay sonra Erdoğan Suriye’deki YPG bölgelerine bir saldırı daha düzenleyeceğini ilan etti ve YPG’nin Rusya koruması altında faaliyet gösterdiği birkaç alanı ayrı tuttu.

Fakat Rusya ayak diredi. Bölgede askeri güçleri var ve hava sahasına hakimler; dolayısıyla, askeri harekata yeşil ışık yakmayı reddettiler. Bunun yerine Rusya ve İran, Esad ile bir çeşit anlaşma yolu araması için Erdoğan’a baskı yapmaya başladı. Temmuz 2022’de Tahran’da yapılan üçlü zirvede ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinde verilen mesaj buydu gibi görünüyor.

“Ülkedeki durum, Erdoğan’ı taleplere açık hale getirdi”

Hiçbir şekilde bir Türkiye uzmanı sayılmam; ancak, Erdoğan’ı bu taleplere bu kadar açık ve anlayışlı hale getiren şeyin ülkedeki iç durum olduğu açık görünüyor. Erdoğan ve AKP, anketlerde kötü gidiyor ve Türkiye’deki muhalefet Esad ile normalleşme için bastırıyor. Mültecilerin geri gönderilmesi de özellikle pek çok seçmenin gündeminin üst sıralarında yer alıyor.

Esad’a ulaşmak Erdoğan için işleri yüz seksen derece döndürüp inisiyatifi eline almak için bir yol olabilir. Bunu bir dış politika kararı olarak nasıl değerlendirirseniz değerlendirin bu, akıllıca bir [seçim] kampanyası adımı.

Erdoğan ve Esad ne istiyor?

Yaz aylarında Türkiye ve Suriye istihbaratları ikili temasların devam etmesi için plan yapmaya başlamıştı. Kış başında, İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Ankara müdahaleci söylemini tekrar arttırdı.

Rusya, müdahaleye engel olmayı sürdürdü, fakat [Türkiye’nin] haftalarca devam eden askeri güç kullanma tehdidi perde arkasında sürdürülen görüşmeleri ilerletmeye hizmet etmiş olabilir. 28 Aralık 2022’de de savunma bakanlarının görüşmesi sonunda gerçekleşmiş oldu.

O zamandan bu yana Türkiye ve Suriyeli yetkililer, cumhurbaşkanları zirvesinden önce yapılacak dışişleri bakanları görüşmesinin ne zaman ve nerede yapılacağını tartışıyor. Açıkça görülüyor ki Türkiye tarafı, seçim kazancı için zirvenin hızlıca yapılmasını istiyor.

Suriye tarafında söz konusu olan ise tam tersi bir teşvik: Zirveye gelene kadar elde edebilecekleri kadar çok taviz elde etmek istiyorlar.

Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor. Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur.

Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir. Esad rejimi çok inatçı olsa da Türkiye’yi yüz seksen derece döndürme fırsatını kaçırmak isteyecek kadar inatçı olduklarından şüpheliyim.

“M4 yolunun açılması kesinlikle gündemde olacak”

Türkiye-Suriye diplomatik ilişkileri sonunda yeniden sağlanır ya da normalleşirse sizce Türkiye ve Suriye ya da Erdoğan ve Esad hükümetlerinin bu durumdan kazancı ya da kaybı ne olur?

“Normal” ilişkilerin öngörülebilir gelecekte masada olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, kuvvetlerini kuzey Suriye’den, en azından kuzey Suriye’nin tamamından çekmeyecek. Bir ülke, bir diğerinin topraklarının bir kısmını işgal ettiyse, ilişkiler ne kadar normalleşebilir?

Bununla birlikte, terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli. Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir. İşbirliği, çatışma ihtimallerini azaltma ve karşılıklı tavizler için pazarlık olabilir.

Henüz o noktada değiliz ama bunun olası bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de çıkarlarının nerede örtüştüğünü ya da en azından birbiriyle uyuştuğunu anlamak önemli çünkü bunlar, yeniden canlanan herhangi bir Türkiye-Suriye ilişkisinin temelinde olacaktır.

Burada en aşikar nokta, güvenlik ve ortak sınırlar ile cephe hatlarının yönetimi. Türkiye ve Suriye güçleri veya vekilleri ara ara çatışmaya devam edebilir ama çatışma yönetimi yapıları bulmaya da çalışabilirler.

Gerçek bir siyasi uzlaşmanın yokluğunda bile askeri diyalog, ortak bir anlayış ve acil hatlar gibi bazı şeyler geliştirebilirler. Bu da etkin olarak donmuş bir çatışmanın yolunu açabilir, bölgedeki çatışmaların dindirilmesine ve buna ek olarak karşılıklı cephe hatlarındaki düzenlemeleri beraberinde getirebilir.

Eğer diyalog ilerlerse, bazı şeylerin karşılıklı alınıp verildiği bir noktaya gelebilirler; belki bazı toprakların el değiştirmesi de buna dahil olabilir.

Kesinlikle gündemde olacak noktalardan biri, Halep ile Suriye kıyıları arasında, isyancıların bulunduğu bölgeden geçen kuzeybatıdaki M4 karayolunun yeniden açılması.

İki ülke de kötüye giden ekonomilerini düzeltmeye yardımcı olması adına cephe hatlarını ve sınır kontrol noktalarını açmak da isteyebilir. Suriye, Türkiye için bir kez daha Körfez ile transit ticaretin karayolu olabilir.

“Yakınlaşma, başka seçenekleri beraberinde getiriyor”

Burada ortak çıkar teşkil ettiği açık olan bir nokta da YPG ile nasıl başa çıkılacağı. Ne kadar güven ve koordinasyon oluşturabileceklerine bağlı olarak uygulanabilecek bir dizi seçenek var. Örneğin, Şam, Türkiye’nin insansız hava aracı (İHA) saldırıları ile Kürt liderleri hedef alması için istihbarat paylaşmayı ve hedeflere işaret etmeyi önerebilir.

Eğer derinleştirilmiş bir işbirliği aşamasına gelmeyi başarırlarsa, YPG ve ABD’nin varlığı ile nasıl baş edileceğine ilişkin bazı temel prensipler veya ortak bir strateji bile oluşturabilirler. Rusya, bu konularda kilit öneme sahip bir aktör olarak kalacakmış gibi duruyor.

Türkiye, daha kısa vadede Tel Rıfat veya muhtemelen Menbiç ve Kobanî’ye karşı harekete geçmek istediğinin sinyalini veriyor. Yakınlaşma ise tek taraflı bir Türkiye saldırısını daha az olası kılsa da başka seçenekleri beraberinde getiriyor.

Şam, belki daha sonra buraların kontrolünü ele geçirmek için Türkiye’nin sınırlı harekatlarına yeşil ışık yakabilir. Türkiye, bir iyi polis-kötü polis durumu yaratıp YPG liderlerini Türkiye’nin elinde yok olma ya da Esad’a boyun eğme arasında bir seçim yapmaya zorlayabilir.

Bu, muhtemelen daha olası sonuçlardan biri; bu, aynı zamanda Rusya’nın da tüm bu süreçte ısrarla istiyor gibi göründüğü bir şey.

“Türkiye’nin tamamen çekilmesi düşünülmüyordur bile”

Diğer konularda ise çıkarlar birbiriyle uyuşuyor olsa da simetrik değil. Örneğin, mülteci konusu, yaklaşan seçimleri de düşününce, Erdoğan’ın öncelikler listesinden çok üst sıralarda yer alıyor.

Ankara’nın seçimden önce bir çeşit çerçeve anlaşması yapmayı, hatta belki de ilk insan grubunun sınırı geçip geri gitmesini görmeyi umarak hızlı bir ilerlemeyi ısrarla isteyeceğini tahmin ediyorum.

Suriyeli yetkililer ise çoğu mültecinin Türkiye’de kalmasını tercih ederdi; ancak, bir çeşit geri dönüş anlaşmasını mümkün kılmak ya da engellemek ellerindeki en iyi siyasi varlıklardan biri ve burada bir dereceye kadar Erdoğan’a ayak uydurmak onlar için de mantıklı.

Hesap defterinin diğer tarafında ise şu var: Şam, Türkiyeli yetkililerden muhalefet faaliyetlerini azaltmasını isteyecektir. Fakat Türkiye’nin kuzey Suriye’deki bölgeleri kontrol etmek için bu isyancı gruplara ihtiyacı var; Türkiye, siyasi muhalefetin de barış sürecinde Türkiye’nin bir aracı olarak hayatta kalmasını istiyor. Bence burada yakın tarihe bakmak mantıklı olacak:

Hatırlayacağınız üzere, Türkiye 2020-2021 döneminde Mısır ile daha iyi ilişkilerin yolunu aramış, hükümet İstanbul merkezli Müslüman Kardeşler medyasından Kahire karşıtı söylemini yumuşatmasını istemişti.

Eğer Türkiye-Suriye ilişkileri gelişmeye devam ederse, bu tarz küçük şeyleri görmeye başlayabiliriz: Bu, kapanan bir medya organı ya da Doha’ya dönen muhalif bir grup olabilir. Fakat Türkiye’nin Esad’ı eleştirenleri baskılamak için ne kadar ileri gideceğinin bir sınırı var çünkü muhalefeti etrafta tutmak Türkiye’nin kendi stratejisi için temel bir nokta.

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekilmesi konusuna gelince ise bence bu düşünülmüyordur bile. Söylediğim gibi, Türkiye uzmanı değilim ama eğer ekonomi gerçekten yıkıcı bir krize girmezse ya da belki Erdoğan sonrası bir hükümet söz konusu olmazsa Ankara’nın kuzey Suriye’deki tüm varlıklarını öylece bırakacağını hayal edemiyorum.

Esad elbette kamuoyu önünde topyekun bir çekilmeyi talep etmeyi sürdürecektir; ancak, uygulamada, bu, eğer iki taraf da bir şeyleri halledecekse üzerinde çalışmaları gerekecek büyük, devam eden anlaşmazlıklardan biri.

Peki ya bölgedeki diğer aktörler?

Eğer Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin istediği gibi gerçekten normalleşirse sizce bölgede faaliyet gösteren farklı ülkeler ve yerel aktörler bu gelişmeye nasıl yanıt verir? Böylesi bir adım sizce bölgedeki dinamikleri ve gerilimleri nasıl etkiler?

Bu, esasen bir Türkiye-Suriye konusu ve bir dereceye kadar da Rusya-Türkiye konusu ama bunun sonuçları olacaktır.

Türkiye, tarihsel olarak Esad’ın en çetin rakibi ve muhalefetten geriye kalanı destekliyor. Türkiye ile Esad hükümetinin normalleşmesi, Suriye çatışmasının sona erdiği izlenimini güçlendirebilir ve diğer ülkeleri de Şam ile yeniden ilişki kurma konusunda cesaretlendirebilir.

Suriye’nin tüm komşuları Şam ile tekrar konuşmaya başladığında, rejimi dışlama teşebbüsleri süresiz olarak daha zor olacaktır.

Kaldı ki savaşın etkilerine doğrudan maruz kalmayan ABD veya çoğu Avrupa Birliği (AB) ülkeleri gibi ülkeler, Esad’ın varlığını sürdürmesine adapte olma konusunda Ortadoğu ülkeleri ile aynı baskı ile karşı karşıya değil. Politikaları etkili olmayabilir ama bunu göze alabilirler.

Fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta, Katar’ın ne yapacağı. Türkiye ve Katar, Suriye de dahil pek çok bölgesel meselede birlikte çalışıyor. Eğer Türkiye 28 Aralık’ta ilerlediği yönde ilerlemeyi sürdürürse, Katar’ın da siyasetini bir şekilde bu politikaya uydurmasını bekliyorum.

Katar, Türkiye’nin aracılığında kendi normalleşme sürecini başlatabilir ya da Ankara ile sürtüşmeden kaçınmak için sadece Esad hakkında daha az konuşup insani yardımdan daha çok söz edebilir.

“Tek taraflı bir harekat artık daha az olası”

Yakın gelecekte Erdoğan ve Esad’ın doğrudan görüşmesini ve/veya Türkiye’nin kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemesini bekliyor musunuz?

Bence bunların ikisi de olası. Türkiye’deki seçimlere bağlı olan çok şey var.

Erdoğan, seçimlerden önce Esad ile fotoğraf vermek istiyor gibi görünüyor; bunu seçmenlere bir dış politika başarısı ve mültecilerin geri gönderilmesi yolunda bir adım olarak sunacaktır.

Esad, Erdoğan’ın seçim kampanyasına yardım etme konusunda çok istekli görünmüyor ama eğer bedeli uygunsa bunu yine de yapabilir. Rejimi her zaman inatçıydı ve muhtemelen daha fazla taviz için geri duracaklardır; ancak, sürecin er ya da geç ilerlemesini bekliyorum.

Suriye hükümetinin başlıca müttefikleri Rusya ve İran ve her ikisinin de başı çok büyük dertte. Esad, şu anda aldığı desteğin bu düzeyde devam edeceğinden emin olamaz; Türkiye ile ilişkileri düzeltme şansının verildiği şu zamanda bu fırsatın kaçmasına izin vermek abes olur.

Bu nedenle bir Erdoğan-Esad zirvesi – ya da en azından telefon görüşmesi gibi bir şey – olası görünüyor. Göreceğiz.

YPG’ye yönelik yeni bir Türkiye saldırısına gelecek olursak, tek taraflı bir askeri harekat artık daha az olası. Fakat, söylediğim gibi, YPG’ye karşı nasıl işbirliği yapılacağına ilişkin başka askeri ve askeri olmayan seçenekler mevcut. Eğer Türkiye Esad’a topraklarını YPG’den alması konusunda yardım ederse, bu aradıkları kazan-kazan sonucu olabilir: Ankara YPG’ye zarar vermiş, Şam da topraklarını genişletmiş olur.

“İsveç hükümeti çok ince bir çizgide yürüyor”

Son olarak, İsveç hükümetinin NATO üyeliği yolunda Madrid Üçlü Muhtırası uyarınca fiili silah ambargosunu kaldırmak da dahil bir dizi adım attığını düşünürsek, sizce muhtemel bir Erdoğan-Esad görüşmesi ya da Suriye’ye olası bir harekat, İsveç’in NATO’ya üyelik süreci bağlamında Türkiye-İsveç ilişkilerini nasıl etkiler?

Erdoğan-Esad görüşmesinin İsveç-Türkiye ilişkilerinde bir değişikliğe sebep olacağını sanmıyorum. İsveç hükümeti bunu onaylamayabilir ama İsveç Suriye’deki çatışma açısından çok küçük bir öneme sahip.

NATO meselesi konusunda Erdoğan’ı tatmin etmeye ihtiyacı olduğundan, İsveç hükümetinin Türkiye’nin İsveç’in çıkarlarını doğrudan etkilemeyen herhangi bir davranışını protesto etmesini olası görmüyorum.

Eğer beraberinde getireceği şiddet İsveç ve başka ülkelerde protestolara sebep olursa, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri bir harekatının dolaylı bir etkisi olabilir. 2018 ve 2019’da olan buydu.

YPG yanlısı protestocular, İsveç’te Stockholm-Ankara ilişkilerini zehirlemek için halihazırda ellerinden geleni yapıyor; fakat bunlar İsveç siyasetinin marjında yer alıyorlar. Suriye’de etnik vahşetler daha ana akım siyasetçilerin konuya müdahil olmasına yol açabilir, bu da Ankara ile müzakere ederken hükümetin üzerinde baskı yaratabilir ve manevra alanını daraltabilir.

Yakın zamanda yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, İsveç’in NATO başvurusuna destek çok yüksekti; ancak, İsveçlilerin yaklaşık yüzde 80’i Türkiye’nin İsveç’in yasal ve anayasal düzeninde değişiklik taleplerine karşı çıkıyordu. Başka bir deyişle, İsveç hükümeti halihazırda çok ince bir çizgide yürüyor. (SD)

* Bu söyleşideki görüşler, Aron Lund’un kişisel görüşleridir; İsveç Savunma Araştırma Kurumu (FOI) adına ya da kurumu temsilen paylaşılmamıştır.

(Kaynak: Bianet / Selay Dalaklı)

Paylaşın