Altılı Masa 26 Ocak’ta Toplanacak; Masada Ne Konuşulacak?

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa 11’inci kez, bu kez İYİ Parti ev sahipliğinde 26 Ocak’ta toplanacak. Toplantıda hem 30 Ocak’ta açıklanacak “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” masada olacak hem de ilk kez ortak adayı konuşacak.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre, Altılı masa, 5 Ocak’taki son toplantısında “ortak aday” çıkarılacağına dair mesajını net şekilde vermişti. Masa ilk kez adayları en net 11’inci toplantıda konuşacak. Kamuoyunda konuşulan 3 isim; Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş dışında henüz güçlü bir aday ismi gündeme gelmedi. Mansur Yavaş hafta sonu yaptığı, Kılıçdaroğlu’nu işaret eden çıkışı sonrası artık denklemde olmadığını bir kez daha deklare etmiş oldu.

CHP’nin, CHP yöneticilerinin ve CHP tabanının adayı ise artık neredeyse kesin gibi: Kemal Kılıçdaroğlu. Masada, Kılıçdaroğlu’na İYİ Parti dışında güçlü bir itiraz bulunmuyor. İYİ Parti cephesinde ise Kılıçdaroğlu’nun adının masada resmen geçmesi durumunda Meral Akşener’in “parti kurullarında değerlendirme yapacağını” söylemesi bekleniyor. Bu durumda Akşener, partisinin yönetimine Kılıçdaroğlu ismini taşıyacak.

26 Ocak toplantısında partilerin ellerindeki anketlerin de masada olması beklenirken, süreç içinde yeni bir çalışma yapılıp yapılmayacağına da karar verilmesi bekleniyor.

İYİ Parti bu noktada sık sık “kazanacak aday olmalı” vurgusu yaparken Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, hafta başında yaptığı açıklamada “Kılıçdaroğlu kazanacak adaydır” demişti.

Adayın ise Şubat ayının ilk 2 haftası içinde artık kamuoyuna ilan edilmesi hedefleniyor.

“Cumhurbaşkanı yardımcıları” nasıl olacak?

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun “Altı liderin de imza yetkisi olacak” sözleriyle başlayan tartışma da altılı masanın gündemi olacak. Edinilen bilgiye göre taslak çalışmada, “Cumhurbaşkanı yardımcısı” yerine “Cumhurbaşkanı yardımcıları” denilecek ve bu göreve gelip gelmemek liderlerin tercihine bırakılacak. İstemeleri halinde cumhurbaşkanı yardımcısı olabilecekler.

Sistemin nasıl işleyeceğine dair kamuoyuna daha net ve kesin bilgi verilmesi konusunda Akşener’in yaptığı liderler turunda da ortak bir fikir birliği olduğu kaydedildi. Meral Akşener’in “tek cumhurbaşkanı yardımcısı olmalı o da ben olayım” dediği de iddia edilirken Akşener bu iddiayı gazeteci Murat Yetkin’e yaptığı açıklama ile yalanladı. Bu konuda farklı modeller 26 Ocak’taki buluşmada ele alınacak. DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre “Cumhurbaşkanı yardımcıları” ifadesinin geçiş süreci belgesinde olması beklenirken belgeye göre Cumhurbaşkanı yardımcıları kabinede bulunacak ama kabinede partilerin dağılımının ise seçimde alacakları oy oranına göre belirlenmesi yönünde ağırlıklı görüş var.

Cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcıları her kararı ortak fikirle değil önem açısından kritik konularda kararı birlikte alacak. Cumhurbaşkanının kararına diğer yardımcıların veto yetkisi olmayacak.

“Yetkiler devredilecek”

26 Ocak’taki toplantıda ele alınacak geçiş sürecine dair taslakta en fazla geçen kelimeler “İstişare”, “uzlaşı” ve “yönetişim” olacak. Altılı masa kaynakları, yeni dönemin şifresinin bu üç kelime olacağını ve kararların istişare ve uzlaşı ile alınacağına dikkati çekiyor. 30 Ocak’ta açıklanacak ve 26 Ocak’ta ele alınacak çalışmada “Cumhurbaşkanının yürütmeye dair yetkisini kime nasıl devredeceğine” dair detaylar da olacak.

Altılı masa ön çalışmasına göre; Cumhurbaşkanlığı bünyesinde “politika kurulları” kaldırılacak ve yetkileri bakanlıklara bırakılacak. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki “İnsan Kaynakları”, “Yatırım”, “Finans” ve “Dijital Dönüşüm” Ofisleri de kaldırılacak ve ofis yetkileri de bakanlıklara dağıtılacak. Altılı masanın yol haritasına göre “Bakan yardımcılığı” da kaldırılacak ve yerine yeniden “Müsteşarlık sistemi” kurulacağı duyurulacak. Ayrıca yasal zorunluluk olmamasına karşın hükümetin ilk 100 günlük programı da dahil olmak üzere tüm programları Meclis’e sunulacak.

Seçilen Cumhurbaşkanının partisi ile ilişkisini sonlandırması da gündemde. Ancak bu konuda masada farklı görüşler var. Geçiş süreci boyunca partili olabileceği ancak daha sonra yapılacak düzenlemelerin ardından partisini bırakabileceği kaydediliyor.

Kabine nasıl oluşacak?

Kabine dağılımı da yol haritasının önemli başlıklarından olacak. Kabinenin hangi partilerden oluşacağı, nasıl belirleneceği başlıkları ile partilere göre eşit dağılım mı, milletvekili sayısı oranında mı dağılım olacağı konusu da liderlere bırakıldı. Netlik bulunmayan konu başlığında liderler son kararı verecek.

Geçiş süreci programına göre; atamaların tamamı cumhurbaşkanınca yapılmayacak. İkili ve üçlü kararnameler geri gelecek. Bakanlar ilgili birimlere atamaları kendi yapacak.

Mevcut Anayasa gereği atamalarda sorumluluk ve yetki cumhurbaşkanında. Anayasa değişmeden bazı adımların atılamayacağı da kamuoyuna deklare edilecek ve cumhurbaşkanının mevcut anayasa içerisindeki yetkilerini kullanacağı duyurulacak. Ancak bu yetkileri kullanırken “istişare mekanizmasını işleteceği”ne vurgu yapılacak.

Yürütmenin yasama faaliyetlerine katılım sağlaması konusunda da adımlar atılacak.

Meclis içtüzüğü, siyasi partiler kanunu, seçim kanunu üzerinde ilk çalışılacak ve ilk değişecek kanunlar arasında gösterilecek. “Siyasi etik kanunu” ise çıkarılacak ilk kanun olacak.

İttifak protokolü çalışılacak

Altılı masa, seçim kararı alınmasından sonra resmi olarak “ittifak” olacak. Adının yine “Millet İttifakı” olarak devam etmesi kesin görülürken, ittifakın ortak protokolü de hazırlanacak. Ayrıca ittifakın nasıl seçime gireceğine dair çalışmalar da sürüyor. Altı partinin kendi logosu ile seçime girmesi için en az 41 seçim bölgesinde liste çıkarması gerekiyor. Bu durumda “en az 360 vekil” parolasıyla hareket eden altılı masa, il il, bölge bölge hangi partinin hangi listede yer alacağını belirleyecek. Saadet, Gelecek, DEVA ve Demokrat partiden bazı isimlerinin CHP ve İYİ Parti listelerinden de seçime girebileceği ifade ediliyor.

Hükümet ne vaat edecek?

Geçiş süreci yol haritası yanında altılı masanın somut vaatleri de ilk kez gün yüzüne çıkacak. Her partinin ayrı ayrı seçim bildirgesinin yanı sıra ortak çalışmalar da açıklanacak. Bu noktada, dokuz ana başlıkta 73 alt başlıktan oluşan 2500’e yakın maddede eylemler ve vaatler sıralanacak. DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre, programın ana çerçevesini ekonomi programı oluşturuyor. İstihdamın artırılması, işsizlikle mücadele, yabancı yatırımcıların çekilmesi, tarım ve sosyal politikalarda hayata geçecek projeler ana omurgayı oluşturacak.

Program, “Hukuk, adalet ve yargı”, “kamu yönetimi”, “yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve denetim”, “ekonomi, finans ve istihdam”, “bilim, Ar-Ge, yenilikçilik, girişimcilik ve dijital dönüşüm”, “sektörel politikalar”, “eğitim ve öğretim”, “sosyal politikalar” ile “dış politika, savunma, güvenlik ve göç” olmak üzere 9 ana başlıktan oluşuyor.

Bu noktada açıklanacak bazı projeler şöyle:

  • Enflasyonun tek haneye inmesi için bir dizi proje hayata geçecek.
  • İşsizlerin yeni yetenekler kazandırılarak istihdama geçmelerini sağlamayı amaçlayan “İkinci Şans Okulları” kurulacak.
  • Sivil toplumdan da destek alınarak yolsuzlukla mücadele eylem planı hazırlanacak ve eş zamanlı olarak Meclis’te bir yolsuzluk araştırma komisyonu kurulacak.
  • Merkez Bankası yapısı değiştirilecek, Türkiye Varlık Fonu kapatılacak.
  • Beyin göçüyle mücadele eylem planı hazırlanacak.
  • Terörle mücadele yurtiçi ve yurtdışında sürecek.
  • AB üyelik süreci için gerekli adımlar atılacak.
  • Rusya ile kişisel temelli değil devletlerarası iş birliği temelli ilişki süreci inşa edilecek.
Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan’a Baskı Yapılmalı

“NATO liderleri, en geç 18 Mayıs’a kadar, İskandinav ülkelerinin üyeliğini onaylaması için Erdoğan’a baskı yapmalıdır. Türkiye direnirse ABD Kongresi, Ankara’ya F-16 savaş uçağı satışını durdurarak yanıt vermelidir. NATO, Türkiye’nin ortak tatbikatlara katılımını azaltmalı ve temmuzdaki NATO liderleri zirvesinde Erdoğan’ı dışlamalıdır. İttifaktan ihraç da masada olmalı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Stockholm’deki Kuran yakma eylemi sonrası İsveç’in NATO üyeliğini engelleme açıklamasının yankıları sürüyor.

Son olarak ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg’in internet sitesinde, “NATO, Erdoğan’ın genişlemeyi ertelemesine izin vermemeli” başlıklı bir analiz yayınlandı. Macaristan ile birlikte İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine henüz onay vermeyen Türkiye, ‘inatçı bir ülke’ olarak nitelendirildi.

‘Milliyetçi seçmenlerin desteğine ihtiyacı var’

Erdoğan’ın da önümüzdeki aylarda düzenlenecek seçimler öncesi milliyetçi seçmenlerinin desteğine ihtiyacı olduğu ve bu yüzden ‘geri adım atmayacağı’ belirtildi.

“Türkiye’nin inatçılığı sadece İskandinav ülkelerinin üyelik hedeflerini tehlikeye atmıyor, Avrupa’nın güvenliği de risk altına giriyor” denilen analizde, şu ifadelere yer verildi: “NATO’ya katılmak üzere tarafsızlık politikasını terk eden ancak tam üyeliğin getirdiği güvenlik garantilerinden mahrum olan Finlandiya ve İsveç, Rus baskısına karşı benzersiz bir şekilde savunmasız durumdalar.”

‘Erdoğan’ı dışlamalı, ittifaktan ihraç da masada olmalı’

Bloomberg editörlerinin kaleme aldığı analizde, ABD ile Avrupa’nın ‘NATO açmasını çözmesi’ gerektiği belirtilirken, ‘NATO liderlerinin Erdoğan’a baskı yapması gerektiği’ savunuldu. Analizde, şu ifadeler kullanıldı:

“İttifak liderleri, en geç 18 Mayıs’a kadar, İskandinav ülkelerinin üyeliğini onaylaması için Erdoğan’a baskı yapmalıdır. Türkiye direnirse ABD Kongresi, Ankara’ya F-16 savaş uçağı satışını durdurarak yanıt vermelidir. NATO, Türkiye’nin ortak tatbikatlara katılımını azaltmalı ve temmuzdaki NATO liderleri zirvesinde Erdoğan’ı dışlamalıdır. İttifaktan ihraç da masada olmalı.”

Macaristan Şubat ayında onaylayacağını açıklamıştı

NATO’nun 30 üyesinden 28’i Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO üyeliği başvurusunda bulunan İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına kendi parlamentolarında onay vermiş durumda.

Türkiye ve Macaristan henüz onay sürecini tamamlamamış olan iki NATO üyesi. Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Şubat ayında Meclis toplandığında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini onaylayacaklarını belirtmişti.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Sen, Bostan Korkuluğu Musun Sayın Erdoğan?

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Sinan Ateş cinayetine ilişkin Erdoğan’a tepki göstererek, “Suikastın üzerinden geçen 26 günün ardından görüyorum ki bu olay artık aileyi aşmış ve devlet yönetiminde ciddiyetin ne denli kaybolduğu bir kez daha, gözler önüne serilmiştir. Ülkemizde can güvenliğinin hukukun ve adaletin ne denli tahrip edildiği bir kez daha karşımıza çıkmıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan! O hâlde, ben de sana soruyorum: Senin yönettiğini iddia ettiğin ama belli ki yönetemediğin bu devletin içinde, neler dönüyor? Söyler misin bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bu nasıl bir yönetim boşluğudur? Bu nasıl bir lakaytlıktır?”

Akşener, konuşmasının devamında, “Hani Dicle’nin kenarında, kurdun kaptığı koyun bile senin mesuliyetin altındaydı?… Madem öyle mesuliyet senin Sayın Erdoğan! Dicle’nin kenarında değil, başkentin göbeğinde aşağılık bir suikastla bir vatan evladına kıydılar! Üstelik bunu, herkesin gözü önünde yaptılar! Ve şimdi de devletin gücünü kullanarak gerçek failleri, örtbas etmeye çalışıyorlar! Sen bostan korkuluğu musun? Görevini yerine getir Erdoğan!” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Geçtiğimiz günlerde, İsveç’teki büyükelçiliğimizin önünde yaşanan ahlaksız hadiseye ilişkin birkaç noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle kutsal kitabımız, Kuran-ı Kerim’i yakmaya çalışarak, değerlerimize saldıran bu vandallık, bu barbarlık, bu düşmanlık; dünyanın hiçbir yerinde, fikir hürriyeti olarak, pazarlanamaz. Bu; düpedüz bir nefret suçudur! İsveç hükûmetinin, “insan hakları” kisvesiyle,  bu duruma, yol vermesi ise; asla ve asla, kabul edilemez bir acizliktir. Bu acizliği, bir kez daha, şiddetle kınıyorum.

Biz, İYİ Parti olarak bu iki yüzlülüğü, reddediyoruz! İnsan haklarının şiddete, terörizme, ırkçılığa ve nefret suçuna, paravan edilmesini, reddediyoruz.  21’inci yüzyılda, ortaçağ zihniyetini yansıtan, bu ahlaksızlığı dünyanın, neresinde olursa olsun, reddediyoruz. Yalnız, meselenin, önemli bir yanı daha var: Türkiye’de, hemen her kesim, siyasetin, her renk ve düşüncesi benzer bir şekilde bu eylemi reddediyor.

Bu konuda, ülkemizdeki tüm toplumsal kesimler yekvücut olarak tepki gösteriyor. Ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten, bir iktidar böyle ciddi bir konuda sadece eleştiriyle, göstermelik tepkilerle yetinemez. Siyaset üstü gördüğümüz, bu tip konularda; iktidarın, yapması gereken “dostlar alışverişte görsün” anlayışının ötesine geçmektir.

Devleti yönetenler, bu sorumlulukla ve yetki sahibi olmanın ciddiyetiyle hareket etmek, zorundadır. Yani, esas hedef bu tip eylemlerin tekrarlanmasını önlemek olmalıdır. Ama maalesef Sayın Erdoğan ve arkadaşları, bu tarz konularda, genellikle; “Oh ne güzel! Seçim için malzeme çıktı…” diye sevinmeyi tercih ediyorlar. İç politika için, siyasi rant devşirmeyi tercih ediyorlar. Bol bol gürültü çıkartmayı ama iş icraata gelince arazi olmayı tercih ediyorlar.

Artık çok açık şekilde anlıyoruz ki, iktidar bu konuda, kalıcı ve somut adımlar atmaya, kesinlikle niyetli değil. O halde biz, İYİ Parti olarak, bir adım atıyoruz. Üstelik bu adım İsveç Savunma Bakan’ının ülkemize gelişini ertelemekten veya yandaş kanallarda, mizansenler yazmaktan çok daha, sonuç odaklı bir adım. Az önce de söyledim, bu aşağılık eylem, fikir özgürlüğü olarak pazarlanamaz.

Nitekim bunu sadece biz değil, İsveç’in de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de söylüyor. Sözleşme kapsamında bu şekilde korunan bir özgürlük yok. Yani, İsveç hükûmeti, bu eylemi engellememekle ve üstüne üstlük, yapılmasına müsaade etmekle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yükümlüklerini de ihlal etmiş bulunuyor.

Dolasıyla, bu tablo karşısında biz de İsveç’te, İYİ Parti gönüllülerimizden bir grubu, hareket geçirdik. Cuma günü, Stokholm’deki bir yerel mahkemede failler hakkında, suç duyurusunda bulunacağız. Bu nefret suçunun gerçekleşmesine yol verdiği için İsveç hükûmetini, yargıya şikâyet edeceğiz. Ve nihai olarak, bu davayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri kapsamında açacağız.

30 Aralık Cuma günü Ankara’nın göbeğinde, gencecik bir akademisyenimize, Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı, Sinan Ateş’e karşı, aşağılık bir suikast düzenlendi. Daha önce de, bu kürsüden dile getirdiğim gibi ilk günden beri, yakından takip ettiğim, bu elim olaya Ateş ailesinin, talebi üzerine, siyaseti bulaştırmak istemedim. Güvenlik güçlerimizin olayın aydınlatılması için ellerinden geleni, yapacağına inandım.

Bengisu ve Banu Çiçek kızlarımızın göz yaşlarının yüzüsuyu hürmetine, devletin devletliğini, yargının da sorumluluğunun gereğini yapmasını bekledim. Ancak, suikastin üzerinden geçen, 26 günün ardından görüyorum ki bu olay, artık aileyi aşmış ve devlet yönetiminde ciddiyetin, ne denli kaybolduğu bir kez daha, gözler önüne serilmiştir. Ülkemizde, can güvenliğinin, hukukun ve adaletin ne denli tahrip edildiği bir kez daha karşımıza çıkmıştır.

Devletin, dört bir yanını saran mafyalar, simsarlar, tefeciler, uyuşturucu kaçakçıları gün gibi ortalığa saçılmıştır. Düşünebiliyor musunuz? Aşağılık suikastin üzerinde, birçok soru işareti varken toplum vicdanı, atılan her şaibeli adımla, yara alırken; milletimiz, devletini, topyekûn göreve çağırırken; adım atan, tek bir makam bile yok. Yazıklar olsun, Sayın Erdoğan! O hâlde, ben de sana soruyorum: Senin, yönettiğini iddia ettiğin, ama belli ki yönetemediğin, bu devletin içinde, neler dönüyor? Söyler misin; Bu nasıl bir ciddiyetsizliktir? Bu nasıl bir yönetim boşluğudur? Bu nasıl bir lakaytlıktır? Hani Dicle’nin kenarında, kurdun kaptığı koyun bile, senin mesuliyetin altındaydı?… Madem öyle mesuliyet senin.

“Bu nasıl bir devlet yönetimidir?”

Sayın Erdoğan, Dicle’nin kenarında değil, başkentin göbeğinde, aşağılık bir suikastle, bir vatan evladına kıydılar. Üstelik bunu, herkesin gözü önünde yaptılar. Ve şimdi de, devletin gücünü kullanarak,  gerçek failleri, örtbas etmeye çalışıyorlar! Her zaman olduğu gibi, yine savcılar değişiyor. Her zaman olduğu gibi, yargı yine bir sopa olarak kullanılıyor. Her zaman olduğu gibi, yine bir katil dışarıda geziyor. Sen, bostan korkuluğu musun Sayın Erdoğan? Kendine gel. Bu nasıl bir yargı sürecidir? Bu nasıl bir hukuk devletidir? Bu nasıl bir devlet yönetimidir?

Bengisu’ya, Banu Çiçek’e Ayşe Ateş’e borcun var sayın Erdoğan. Seçmeninin senelerdir sana oy verip seni ayakta tutan seçmeninin yeğeninin katilini bulmak devlet başkanı olarak görevin sayın Erdoğan. Bu görevini yerine getireceksin Erdoğan. Ben başkasını bilmem Sayın Erdoğan, 2018’de yapılan seçimler sonrasında bu ülkenin tek hakimi sensin Sayın Erdoğan, kanun da hukuk da adalet de sensin.

Onun için diyorum ki sen bostan korkuluğu musun? Görevini yerine getir Erdoğan. Şimdi bizim, bu rezalete susacağımızı, çevrilmek istenen dümenleri kabulleneceğimizi, Sinan Başkan’ı unutacağımızı zannediyorsan, çok yanılıyorsun. Susmayacağız, kabullenmeyeceğiz, unutmayacağız. Gerçekler ortaya çıkana kadar, bu olayın peşinde olacağız! Bunu da böyle bilesin.

Nebati’ye tepki: En azından dürüst olun

Hâlâ daha Nebati Bakan, çıkıp ‘Kasım’da enflasyonun, boynunu kırdık. Aralık’ta, belini kırdık. Şimdi devamı gelecek. Bundan sonra, enflasyonla mücadelede, en rahat alandayız’ diyor… Yolunu kırdık, bacağını kırdık, şimdi neyini kıracaklar neresi kaldı? Enflasyon konusunda seri katile döndüler. Palavranın bini bir para hem, enflasyonla mücadeleden, söz ediyor; hem de Türk Lirası’nı, değerli hale getirirseniz; sanayi yavaşlar, işsizlik olur. Türk Lirası’nı değersiz hâle getirirseniz ise bunun tam tersi olur’ diyor.

Böyle bir saçmalık olabilir mi? Böyle bir cahillik, böyle bir iş bilmezlik olabilir mi? Hem enflasyonla mücadeleyi hem de Türk Lirası’nı değersiz hâle getirmeyi, aynı anda hedefleyemezsiniz. Birinden birini, öncelemeniz gerekir. Eğer ki, Türk Lirası’nın, değersiz olmasını savunuyorsanız; ‘Yaşasın enflasyon!’ demeniz gerekir ki zaten siz, düpedüz bunu savunuyorsunuz. En azından dürüst olun. Hadi, açık açık söyleyin. Hadi gidin ‘Yaşasın enflasyon!’ yazan, enflasyon canavarlı tişörtler bastırın. ‘Yaşasın yoksulluk!’ yazan, billboardlar yaptırın. ‘Kahrolsun zenginlik, yaşasın fakirlik!’ yazan broşürler yaptırın.

Dürüstçe çıkın ve deyin ki; ’20 yılın sonunda, bizim, Türkiye ekonomisi için, bulduğumuz çözüm budur: Biz, milletimize, zenginliği çok görüyoruz ve ‘yaşasın enflasyon’ diyoruz’ deyin de, kurtulun. İtiraf edin de, rahatlayın. Milletimize de, daha fazla bizzat kendinizin azdırdığı, ‘enflasyonla mücadele ediyoruz’ yalanını söylemeyin. Ayıptır günahtır.

“Millete hesap verme gününe, artık çok az kaldı”

Bu vesileyle, sizlerin aracılığıyla, Nebati Bakan’ı şimdiden uyarıyorum: Fazla ve büyük konuşmayın, Sayın Bakan. Rahata da fazla alışmayın. Hatta, patronunuza da, fazla güvenmeyin. Asla unutmayın, ekonomimizdeki tahribat konusunda, Bay Kriz’in, ilk suç ortağı, siz değilsiniz. Beceriksizlikte dünya lideri olmak, kolay değil. Tek başına, böyle büyük bir başarısızlığa imza atmak, hiç kolay değil. Emin olun, Bay Kriz, sizler olmadan, bunu başaramazdı. Ama malum, artık yolun sonu geldi.

Sandık, artık ufukta göründü. Millete hesap verme gününe, artık çok az kaldı. Şimdiden, valizinizi toplamaya, masanızı boşaltmaya başlarsanız, iyi edersiniz. Çünkü milletin, Bay Kriz’e, sandıkta çıkartacağı fatura karşısında, ihaleyi üzerine yıkacak, biri lazım olacak. Vallahi gözlerinizdeki ışıltıya hiç aldanmaz. O ihaleyi anında size yıkar, affetmez. Vallahi gözlerinizdeki ışıltıya hiç aldanmaz suçu üzerinize atar. Işıltı mışıltı hak getire olur gidersin gümbürtüye. Bir bakarsınız, Instagram’dan paylaşmak üzere, duygusal bir metin kaleme alıyorsunuz. Benden söylemesi…

“Artık İYİ Parti var”

AK Parti iktidarının, 20’nci ve son yılında açık ve net olarak ortada duran, bir gerçek var. Bu gerçek artık, malımıza, canımıza, doğamıza sahip çıkamadıkları gerçeğidir. Bu gerçek; artık ülkemizi yönetemedikleri gerçeğidir. Bu gerçek; AK Parti’nin artık, devletimizin sırtında, kambur; milletimizin ayağında, diken; ülkemizin de, önünde engel olduğu gerçeğidir. Peki bu tablo karşısında, Türkiye çözümsüz mü? Elbette değil. Türkiye çaresiz mi? Elbette değil. Devletimiz sahipsiz mi? Elbette değil. Milletimiz kimsesiz mi? Elbette değil. Artık biz varız. Artık İYİ Parti var.

Biz buradayız. Milletimizin dertlerine, getirdiğimiz çözümlerimizle, biz hazırız. Ülkemizi, hak ettiği lige taşıyacak, projelerimizle, biz hazırız. Zengin, güçlü ve mutlu bir Türkiye vizyonumuzla, biz hazırız. Bu büyük vizyonu, hayata geçirecek, liyakatli kadrolarımızla, biz hazırız. Atatürk’ümüzden aldığımız, ilhamla; Cumhuriyet değerlerimizden aldığımız, feyzle; ,milletimizin, kutlu iradesinden aldığımız, güçle; biz hazırız.

Yalnız belli ki Sayın Erdoğan da, durumun farkında yüzden, bu kadar korkuyor. O yüzden, uykuları kaçıyor. O yüzden, bileğinin hakkıyla alamayacağı seçimi; küçük hesaplarla, mini çakallıklarla, zihni sinir dümenlerle ve kendince sevimli kurnazlıklarla  alabileceğini zannediyor.  Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan, seçim tarihini, 14 Mayıs olarak açıkladı. Yani, yine bir erken seçim yaşayacağız.

Her ne kadar kendisi; ‘Erken seçim demeseeek…’, ‘seçimi öne almak deseeek…’, ‘seçim tarihini, güncellemek deseeek…’ diyerek, oldukça gülünç bir biçimde, lafı çevirmeye çalışsa da; bu, bariz şekilde, bir erken seçimdir! Peki, bugüne kadar biz ne zaman ‘bir an önce, seçim kararı açıklayın’ desek, ‘seçim vaktinde olacaktır’ diye bize nutuk atanlar neden şimdi seçimlere bu kadar az bir süre kala erken seçim kararı aldılar biliyor musunuz? Çünkü, gençlerden korkuyorlar. Çünkü gençlerin oy kullanmasından korkuyorlar! Çünkü gençlerin onları sandığa gömeceklerini çok iyi biliyorlar! Okulların açık olduğu bir zamanda hatta sınavların olduğu bir döneminde seçim yapmak demek; gençlere, ‘oy kullanmayın’ demektir.  Bu kadar basit.

İktidar, şunu çok iyi biliyor ki öğrencilerimizin birçoğunun, ikametgahı, okuluyla aynı şehirde değil. Yani seçim için, memleketlerine dönmek zorundalar. Üstelik, birçok öğrencimizin de,  oy kullanmak için, memleketlerine gidip, geri dönecek, durumu yok. Ne aileleri, ne de kendileri, otobüs biletini bile, karşılayacak güce sahip değil. Sevgili gençler, kimse merak etmesin.

Artık biz varız. Biliyorsunuz, İYİ Parti olarak bizim için bu tip tezgâhları bozmak, özel bir ilgi alanı. Kurulduğumuz günden beri hamdolsun uzmanı olduk. Ve her zaman olduğu gibi, evelallah, bu tezgahı da bozacağız. Gençleri, görmezden gelerek, susturarak, yok sayarak plan yapanların planlarının tamamını boşa çıkartacağız. Cumhuriyetimizin esas sahibi gençlerimizin en kutsal haklarını kullanmaktan mahrum bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz!

İşte bu nedenle, İYİ Parti Gençlik Politikaları olarak bir seferberlik başlatıyoruz. İster şehir içinde, ister şehir dışında otursunlar, fark etmeksizin gençlerimizin bulundukları şehirlerde oy kullanabilmeleri için atmaları gereken adımlara yapmaları gereken başvurulara dair onları tek tek bilgilendireceğiz. Gerekirse, kapı kapı dolaşacak her bir gencimizin oyunu kullanması için tüm gücümüzle çalışacağız. Eğer ki, başvuru gününü, kaçıranlar olursa da hangi siyasi düşünceden olduğunun, hangi partiye oy vereceğini sormadan, sorgulamadan ikametgâhlarının bulunduğu şehirlere ücretsiz olarak götürülmelerini, oy kullandıktan sonra da geri getirilmelerini, İYİ Parti olarak, biz sağlayacağız.”

Paylaşın

Altılı Masa’nın Gündemi “Ortak Aday”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın ikinci tur beşinci buluşmasında en önemli gündem başlığı, cumhurbaşkanı adayının nitelikleri ve ismi olacak.

Ortak aday konusunda anlaşan Altılı Masa’da liderler, öne çıkan aday adaylarını dile getirecek. Kamuoyu yoklamalarının yanı sıra adayın, ‘masadaki liderlerle eş güdüm halinde çalışan, ülkenin sorunlarına hakim ve masanın çalışmaları ile yakından ilgili’ olmasına dikkat edilecek.

Muhalefet kulislerinde bu kriterlere en yakın kişinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğu konuşulurken adayda tüm liderlerin hemfikir olması gerektiği dile getirildi.

Altılı Masa, cumhurbaşkanı adayı ve Ortak Politikalar Metni hazırlıklarını ele alacağı 11’inci liderler buluşmasına hazırlanıyor. Yarın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ev sahipliğinde gerçekleştirilecek zirvenin ardından 30 Ocak’ta Ankara Congresium’daki toplantısı ana gündem maddesi olacak.

Birgün’de yer alan habere göre, Altılı Masa’nın ikinci tur beşinci buluşmasında en önemli gündem başlığı, cumhurbaşkanı adayının nitelikleri ve ismi olacak. Ortak aday konusunda anlaşan Altılı Masa’da liderler, öne çıkan aday adaylarını dile getirecek. Kamuoyu yoklamalarının yanı sıra adayın, ‘masadaki liderlerle eş güdüm halinde çalışan, ülkenin sorunlarına hakim ve masanın çalışmaları ile yakından ilgili’ olmasına dikkat edilecek.

Muhalefet kulislerinde bu kriterlere en yakın kişinin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olduğu konuşulurken adayda tüm liderlerin hemfikir olması gerektiği dile getirildi. Tam mutabakat sağlanamazsa hiçbir aday adayının, cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmeyeceği de ifade edildi. Ortak liste konusunda da görüşmelerini sürdüren masanın bu konudaki ana görüşmelere gelecek ay başlayacağı aktarıldı.

Program gündemde

Altılı Masa’nın 30 Ocak’taki gündem maddesi ise Ortak Politikalar Metni olacak. Ankara’da ATO Congresium’da gerçekleştirilecek açıklamada, Altılı Masa’nın uzun süredir üzerinde çalıştığı ve Hükümet Programı niteliğinde olan Ortak Politikalar Metni kamuoyuna duyurulacak.

Yargı bağımsızlığının sağlanması, TBMM’nin yasama işlevinin yeniden artırılması, kadın haklarına yönelik ulusal ve uluslararası sözleşmelerin yeniden yürürlüğe girmesi gibi hedefler, bu metinle birlikte kamuoyuna duyurulacak. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, kamu, özel iş birliği projelerinin yeniden ele alınması gibi hedeflerin de metinde yer alması bekleniyor.

Paylaşın

Başörtüsü Teklifi: İYİ Parti Ve CHP Anayasa Değişikliğine Destek Vermeyecek

CHP ve İYİ Parti, AK Parti ve MHP’nin önerdiği Anayasa’nın 24. Maddesinde değişiklik içeren başörtüsü teklifine TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmelerde destek vermeyecek. HDP’de anayasa değişikliği teklifine destek vermeyeceğini açıklamıştı.

Yeni bir uzlaşma olmazsa, teklifin Meclis’ten geçmesi mümkün görünmüyor. AK Parti, MHP ve BBP’nin milletvekili sayısı TBMM Başkanı Mustafa Şentop oy kullanamadığı için 334’te kalıyor ve bu sayı değişikliğin Meclis’ten geçmesi için yeterli değil.

TBMM Anayasa Komisyonu’nda, başörtüsüne anayasal güvence ve “evlilik birliği”nin tanımlandığı anayasa değişikliği önerisi, AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi. Teklifin, başörtüsü serbestisini düzenleyen birinci maddesi üzerinde verdikleri değişiklik önergesi reddedilen CHP ve İYİ Parti ise komisyonu terk etti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre önergesi reddedilen CHP ve İYİ Parti ile parti kapatma davası nedeniyle iktidar kanadını protesto ederek komisyon görüşmelerine de katılmayan HDP, Genel Kurul’daki görüşmelerde anayasa değişikliği teklifine, bu haliyle destek vermeyecek. Yeni bir uzlaşma olmazsa, teklifin Meclis’ten geçmesi mümkün görünmüyor.

AK Parti, MHP ve BBP’nin Anayasa değişikliği teklifi din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24. Maddesi ile “ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. Maddesinde değişiklik öneriyordu.

Muhalefetin önergesinde, Anayasa değişikliği teklifinin birinci maddesinde yer alan “dini inancı sebebiyle başını örtmesi” ibaresinin “başını örtmesi ya da örtmemesi de dahil olmak üzere” şeklinde ve “Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda ise devlet; kadının başını örtmesini engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır” şeklinde değiştirilmesi öngörüldü.

AK Parti, MHP ve BBP’nin milletvekili sayısı TBMM Başkanı Mustafa Şentop oy kullanamadığı için 334’te kalıyor ve bu sayı değişikliğin Meclis’ten geçmesi için yeterli değil.

Böyle bir durumda seçimlerde cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği seçim sandığının yanına “referandum” sandığı koyma planı yaptığı belirtilen Cumhur İttifakı’nın, muhalefetle yeni bir uzlaşma kapısını açmazsa, bu hedefe ulaşması zor görünüyor.

Paylaşın

Emek Ve Özgürlük İttifakı’ndan Dikkat Çeken “Ortak Aday” Açıklaması

Ankara’da “cumhurbaşkanlığı seçimi, parlamento seçimi, seçim süreci ve sandık güvenliği gündemleriyle” toplanan Emek ve Özgürlük İttifakı, toplantı sonrası yaptığı açıklamada, “Mevcut iktidarı yenilgiye uğratacak, bu rejimin inşasını durduracak, demokratik ve emekten yana bir geleceği kuracak olan ittifakımız, seçim takvimini de göz önünde bulundurarak halkımızı seçeneksiz bırakmıyor” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkelerimize dayanarak belirleyeceğimiz adayımızın ismini, en geniş emek ve demokrasi güçleriyle sürdürülen müzakereler ve çalışan mekanizmalarımızın varacağı netice ışığında, kısa bir zaman içinde kamuoyu ile paylaşacağız” denildi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleri Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) Eş Başkanları, Başkanları ve Sözcüleri, Ankara’da “cumhurbaşkanlığı seçimi, parlamento seçimi, seçim süreci ve sandık güvenliği gündemleriyle” bir toplantı  gerçekleştirdi.

Toplantı sonrası yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yürütülen tartışmalar neticesinde cumhurbaşkanlığı seçimlerine, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmelere tümden kapalı olunmamakla birlikte, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleri olarak üzerinde uzlaşı sağladığımız bir aday belirlemeye prensip olarak karar verdik.

Mevcut iktidarı yenilgiye uğratacak, bu rejimin inşasını durduracak, demokratik ve emekten yana bir geleceği kuracak olan ittifakımız, seçim takvimini de göz önünde bulundurarak halkımızı seçeneksiz bırakmıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkelerimize dayanarak belirleyeceğimiz adayımızın ismini, en geniş emek ve demokrasi güçleriyle sürdürülen müzakereler ve çalışan mekanizmalarımızın varacağı netice ışığında, kısa bir zaman içinde kamuoyu ile paylaşacağız.

Parlamento seçimleriyle ilgili toplantımızda yürütülen tartışmalar sonucunda da Emek ve Özgürlük İttifakı’nın renkli, çoğulcu ve dinamik yapısını Meclis’te en geniş biçimde temsil edecek ve seçimlerden güçlü bir biçimde çıkacak formüller üzerindeki çalışmaların sürdürülmesi konusunda kararlığın altını çizdik.

Grev yasaklarının, siyasi yasakların, her alanda uygulanan baskının ve şiddetin artarak devam ettiği bir atmosferde, seçim süreci ve sandık güvenliğine dair tüm toplum kesimleriyle sürdürdüğümüz ortak çalışmaları hızlandırarak büyütme ve genişletme kararı aldık.”

Paylaşın

Demirtaş, Erdoğan’ın Üçüncü Kez Aday Olmasına İtiraz Edecek

Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı olmasına itiraz edeceğini açıklayan Demirtaş, “Erdoğan’ın yasa dışı ve gayrı meşru bir aday olarak seçime girmesi sağlanabilir ama pirupak bir aday olarak asla” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz dilekçesi sunacağım. Erdoğan kral mı ki yasalar onu bağlamıyor? Kusura bakmayın, ben kralını tanımam.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla kullandığı sosyal medya hesabından, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı olmasına ilişkin açıklama yaptı.

Demirtaş, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan hem diploması olmadığı için hem de olsa bile üçüncü kez cumhurbaşkanı olamayacağından, adaylığı yasaya aykırı ve gayrı meşrudur. Yüksek Seçim Kurulu’nun Erdoğan’ın adaylığını kabul etmesi bu gerçeği değiştirmez. Sadece, Yüksek Seçim Kurulu bir suça daha ortak olur.

Erdoğan’ın yasa dışı ve gayrı meşru bir aday olarak seçime girmesi sağlanabilir ama pirupak bir aday olarak asla. Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz dilekçesi sunacağım. Erdoğan kral mı ki yasalar onu bağlamıyor? Kusura bakmayın, ben kralını tanımam.”

Paylaşın

Başörtüsü Teklifi: CHP Ve İYİ Parti Önerge Verdi AK Parti Reddetti

CHP ve İYİ Parti’nin TBMM Anayasa Komisyonu’nda Anayasa’nın 24. Maddesinde değişikliği içeren madde üzerinde verdiği değişiklik önergesi, AK Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Bunun üzerine İYİ Partili ve CHP’li üyeler komisyonu terk etti.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, “Şu andan itibaren komisyonda kalmanın manası kalmamıştır” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan da “Bu saatten sonra bu oyunun parçası olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Komisyonda, önergenin ilk maddesi Cumhur İttifakı’nın oylarıyla kabul edildi.

CHP ve İYİ Parti, başörtüsü teklifi görüşmelerinde Anayasa Komisyon’a ortak önerge sunmuştu. Önergede 24’üncü maddeye eklenmesi öngörülen “dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve…” ibaresinin “başını örtmesi ya da örtmemesi de dahil olmak üzere“ şeklinde değiştirilmesi öngörüldü. Gerekçe olarak, dini inanç ibaresine bağlı kalmaksızın tüm kadınların başını örtme ya da örtmeme özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiği belirtildi.

24’üncü maddenin son cümlesinin de “Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda ise devlet kadının başını örtmesini engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır” şeklinde değiştirilmesi istendi. Bu değişikliğe gerekçe olarak kamusal görevin gerektirdiği şekilde giyinme hususundaki tereddütlerin giderilmesi gerektiği gösterildi.

Tek maddede değişiklik istediler

AK Parti-MHP ortak teklifinde Anayasa’nın 24. maddesine, “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ile kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanılması hiçbir kadının başının örtülü veya açık olması şartına bağlanamaz.

Hiçbir kadın, dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı eğitim ve öğrenim, çalışma, seçme seçilme siyasi faaliyette bulunma kamu hizmetlerine girme ile diğer herhangi bir temel hak ve hürriyeti kullanmaktan ya da kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yaralanmaktan hiçbir surette yoksun bırakılamaz. Bu nedenle kınanamaz, suçlanamaz ve herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulamaz.

Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda Devlet, ancak dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alabilir” eklemesi yapılıyor.

Teklifte başka ne var?

AK Parti ve MHP, başörtüsüne anayasal güvence getirilen ve ailenin yeniden tanımlandığı anayasa değişikliği teklifini 9 Aralık’ta Meclis’e sunmuştu. Teklife göre, Anayasa’nın 24. ve 41. maddelerinde değişiklik öngörülüyor.

Teklifin başörtüsüne güvence getiren değişikliğe ilişkin gerekçe bölümünde, önceki dönemlerde dini inancı nedeniyle başlarını örten kadınların haksızlığa uğradıkları ancak Anayasa ve kanunlara aykırı bu haksız yasakların kaldırıldığı ifade edilerek, “Türkiye’de başörtüsü yasağı ve bundan kaynaklanan herhangi bir hak mahrumiyeti yoktur. Ancak dini inancı sebebiyle başını örten ve kıyafet tercihinde bulunan kadınların yasal ve idari düzenlemeler veya fiili uygulamalarla, insan onuruyla bağdaşmayan, Anayasa’ya aykırı, ayrımcı ve çağ dışı uygulamalara bir daha maruz bırakılmamaları amacıyla Anayasal güvence getirilmektedir” denildi.

AK Parti 24. maddede değişikliğin yanı sıra ayrıca aileye dair de teklifte düzenleme öngörüyor. Anayasa’nın 41. maddesinde değişiklik öngören düzenlemeye göre de, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” ifadesi değiştirilerek, “eşler” ibaresinin yalnızca bir kadın ve bir erkek arasında kurulan evlilik birliğini kapsadığı belirtiliyor. Madde gerekçesinde, “Türk toplumunun temeli olan aile yapısını korumak ve aileye yönelik her türlü tehlike, tehdit, saldırı, çürüme ve sapkınlığa karşı tedbir almanın devletin asli görevleri arasında” olduğu kaydediliyor.

Referanduma gider mi?

AK Parti, MHP ve BBP oyları ile yani 336 imza ile sunulan teklifin Meclis’ten geçmesi için en ay 400 milletvekilinin “evet” oyu gerekiyor. 360-400 aralığında ise referandum gündeme geliyor. CHP ve İYİ Parti kendi teklifleri kabul edilmemesi halinde mevcut teklife “evet” demeyecek.

HDP de oylamaya katılmayacak. Bu durumda teklif, 336-340 gibi bir oy aralığında kalacak ve yasalaşamadan gündemden düşmüş olacak. Teklife “evet” diyen milletvekili sayısı 360’ı aşarsa referanduma gidilebilecek.

Paylaşın

Erdoğan’ın “Yeter Söz Milletindir” Sözüne Kılıçdaroğlu’ndan Sert Tepki

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Yeter söz milletindir” sözlerini anımsatarak, “Sanki beyefendi 20 yıldır hiç yok. Kazanmak için bütün tuşlara basmış durumda. Aklına ne geliyorsa onu yapıyor, söylüyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şehit Menderes’i bile malzeme yapmaktan çekinmiyor. Bak Erdoğan; bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Bu konuda haklısın. Ey Erdoğan, yeterse senin saraylarına yeter. Yeterse senin çocuklarının milyar dolarlık vakıflarına yeter. Yeterse senin beşi çetelerine, mafya babalarına, uyuşturucu baronlarına, pudra şekercilerine yeter.”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Yeterse Sinan Ateş’i öldürttüğünüz torbacılara yeter. Her türlü pisliği ülkemize sokan fotoromanlara yeter. Yeterse, ülkeye soktuğun milyonlarca kaçağa yeter. Yeterse senin kadınlara küfreden diline yeter. Yeter’se gençlere kan ağlatan torpillerine, hırsızlıklara, SADAT’a yeter. Yeter, söz milletindir. Söz Millet İttifakı’nındır. Yeter be yeter artık.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık grup konuşmasında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“YSK ile söylediğim bir şey tartışılıyor. YSK’ya güvenmediğimi Mısır’daki sağır sultan duydu. YSK’nın hangi olaylarda nasıl karar vereceğini hepimiz biliyoruz. Sanki biz başvuracağız da YSK gelip Anayasa’ya uygun karar verecek. Akıl var mantık var, iradesini saraya ipotek eden adama hakim mi denir? Hala bunu öğrenmediniz mi? Hangi kararları alacaklar biliyorum. Eğer YSK’ya güvenseydik sandık güvenliği için çalışmazdık. Yargıya, YSK’ya güvenmiyoruz.

Bozulma o kadar büyük alanlara yansıdı ki Meclis’te de bozulma olduğunu görüyoruz. Ayakkabı yalayıcılığını savunan milletvekili gördünüz mü hiç? Bu vekil Ordu’da nasıl geziyor? Alsın eline Erdoğan’ın ayakkabısını, yalayarak gezsin. Ahlak bozulursa Türkiye bu noktaya geliyor. O vekil, Orduluların vekili değildir. Sarayın oraya gitsin ya da AK Parti’nin genel merkezine gitsin, önüne onun bir heykelini yapsınlar. ‘Erdoğan’ın heykelini yalamaktan söz eden ve onur duyan milletvekili’ diye yazsınlar. Bir insan aklını kiraya verirse sonuç bu noktaya gelir.

Erdoğan sonunda çıktı konuştu, ‘Yeter söz milletindir’ dedi. Kazanmak için bütün tuşlara basmış durumda. Atıyor, tutuyor, her şeyi söylüyor. Acizliğinden şehit Menderes’i bile malzeme yapıyor. Bak Erdoğan, bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir. Bu konuda haklısın, yeter, söz milletindir. Yeterse senin saraylarına yeter. Yeterse senin çocuklarının milyar dolarlık vakıflarına yeter.

Yeterse senin 5’li çetelerine yeter. Yeterse senin mafya babalarına, senin uyuşturucu baronlarına yeter. Yeterse senin pudra şekercilerine yeter. Yeterse Sinan Ateş’i öldürttüğünüz torbacılara yeter. Yeterse her türlü pisliği ülkemize sokan fotoromanına yeter. Yeterse ülkeye soktuğun milyonlarca kaçağa yeter. Yeterse senin o kadınlara küfreden diline yeter. Yeterse gençlere kan ağlatan torpillilere yeter. Evet, yeter, söz milletindir. Söz Millet İttifakı’nındır.”

Paylaşın

İYİ Parti Ve CHP’den Anayasa Komisyon’a Ortak ‘Başörtüsü Teklifi’ Önergesi

İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) başörtüsü teklifi görüşmelerinde Anayasa Komisyonu’na ortak önerge sundu. Başörtüsü teklifi, Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 24’üncü maddesi ile ailenin korunmasını düzenleyen 41’inci maddesinde değişiklik öngörüyor.

Adalet Ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu başörtüsü düzenlemesine ilişkin anayasa değişikliği teklifi, Anayasa Komisyonu’nda görüşülmeye devam ediyor.

TBMM Anayasa Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Komisyon, geçen hafta görüşmeleri başlayan ve başörtüsüne anayasal güvence getiren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam etti. Teklif, Anayasa’nın din ve vicdan hürriyetini düzenleyen 24’üncü maddesi ile ailenin korunmasını düzenleyen 41’inci maddesinde değişiklik öngörüyor.

İYİ Parti ve CHP’den önerge

CHP ve İYİ Parti, başörtüsü teklifi görüşmelerinde Anayasa Komisyon’a ortak önerge sundu.

Önergede 24’üncü maddeye eklenmesi öngörülen “dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve…” ibaresinin “başını örtmesi ya da örtmemesi de dahil olmak üzere“ şeklinde değiştirilmesi öngörüldü. Gerekçe olarak, dini inanç ibaresine bağlı kalmaksızın tüm kadınların başını örtme ya da örtmeme özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiği belirtildi.

24’üncü maddenin son cümlesinin de “Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda ise devlet kadının başını örtmesini engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır” şeklinde değiştirilmesi istendi. Bu değişikliğe gerekçe olarak kamusal görevin gerektirdiği şekilde giyinme hususundaki tereddütlerin giderilmesi gerektiği gösterildi.

Paylaşın