İYİ Parti’den DEVA Partisi’ne “Vatandaşlık Tanımını Ve Anadil” Tepkisi

‘Altıl Masa’da yer alan İYİ Parti ve  DEVA Partisi arasında “vatandaşlık tanımı ve anadil” gerginliği… Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 21’inci eylem planı olan Temel Haklar Eylem Planı’nı 2 Ocak’ta açıklamıştı.

“Biz, ülkemizde daha kapsayıcı ve kuşatıcı yeni bir vatandaşlık anlayışının geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz” diyen Babacan, şöyle devam etmişti:

“Anayasa’mızın 66’ncı maddesini, çağımızın gereği olarak kapsayıcı bir anlayışla yeniden ele almayı teklif ediyoruz. Hak ve özgürlükler konuşulduğunda akla hemen anadili hakkının geldiğinin farkındayız, bu konuda da oldukça netiz. Herkesin anadili, anasının ak sütü kadar helaldir. Anayasa’mızın 42’nci maddesinin de bu doğrultuda değiştirilmesini istiyoruz.”

DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlananDuvar Arkası’ köşesinde” İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı” denildi. Yazının ilgili bölümü şöyle:

” Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil. DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu.

HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…”

Öte yandan Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme seçişte” üç senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçişte” Üç Senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

İYİ Parti’den DEVA’ya tepki

Öte yandan Altılı Masa’da yer alan DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı.

Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil.

DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu. HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…

Paylaşın

CHP – İYİ Parti Görüşmeleri Keçiboynuzu Çayı Tüketimini Artırdı

Partiler arası ziyaretler, temaslar siyasetin olmazsa olmazı. Bir kanun teklifinde uzlaşmak, seçim ittifaklarını masaya yatırmak gibi Türkiye’yi yakından ilgilendiren pek çok mesele bu temaslarda müzakere edilir. Buluşmalar ya genel merkezlerde ya da Meclis’teki makamlarda gerçekleşir.

Bazı partilerinse bu buluşmalarda ikram ettiği kendilerine özgü içecekleri vardır. Örneğin Saadet Partisi’nin pek çok bitkinin karışımından oluşan ‘saadet çayı’ ya da HDP’nin ‘kaçak çayı’. İşte bu içeceklerden biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun misafirlerine ikram ettiği ‘keçiboynuzu çayı’dır…

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, soğuk algınlığına karşı koruduğu ve bağışıklığı güçlendirdiği söylenen bu çayın son günlerdeki tüketiminde dikkat çeken bir artış oldu! Sebebi ise İYİ Parti’nin sıklaşan CHP ziyaretleri. Başörtüsü ile ilgili anayasa değişiklik teklifine ilişkin ortak bir tutum arayışında olan iki partinin temsilcileri son günlerde o kadar sık bir araya geldiler ki, İYİ Parti kulislerinde “CHP’nin keçiboynuzu çayı tüketimi çoğaldı” esprileri yapılmaya başlandı.

Altılı Masa’nın ‘geçiş sürecinin’ üç senaryosu

Öte yandan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, 26 Ocak’ta yapılacak 6’lı masa toplantısı öncesinde trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre 6’lı masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Bundan Sonra Ne Olacak?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

New York merkezli Century Vakfı’nın Uluslararası Araştırma ve Politika Merkezi Century International’da araştırmacı ve İsveç Savunma Araştırma Kurumu’nda (FOI) Ortadoğu analisti olan Aron Lund’a göre, Suriye ile ilgili durumu değiştiren şey, “Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu.”

Türkiye tarafının Erdoğan-Esad görüşmesinin seçimlerden önce olmasını istediğini kaydeden Lund, “Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor” diyor ve ekliyor:

“Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur. Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir.”

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekmesini olası görmeyen Lund’a göre, burada “terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli”:

“Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir.”

Ortadoğu analisti Aron Lund ile Türkiye-Suriye ilişkilerini, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatını ve tüm bu gelişmelerin Türkiye-İsveç ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerini konuştuk.

“Üçlü görüşme, çetrefilli bir sürecin ilk adımıydı”

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022’de Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında 2011’den bu yana en üst düzey görüşmeydi. Sizce bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemeyi düşündüğü bir dönemde ne anlama geliyor?

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

“Rusya, harekata yeşil ışık yakmayı reddetti”

Sonuç itibariyle durumu değiştiren şey, Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Putin’in Ukrayna’yı işgali, feci bir strateji hatasıydı; bu da pek çok şeyin yanı sıra Rusya’nın Türkiye’ye daha önce olduğundan daha bağımlı hale gelmesine yol açtı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden yalnızca birkaç ay sonra Erdoğan Suriye’deki YPG bölgelerine bir saldırı daha düzenleyeceğini ilan etti ve YPG’nin Rusya koruması altında faaliyet gösterdiği birkaç alanı ayrı tuttu.

Fakat Rusya ayak diredi. Bölgede askeri güçleri var ve hava sahasına hakimler; dolayısıyla, askeri harekata yeşil ışık yakmayı reddettiler. Bunun yerine Rusya ve İran, Esad ile bir çeşit anlaşma yolu araması için Erdoğan’a baskı yapmaya başladı. Temmuz 2022’de Tahran’da yapılan üçlü zirvede ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinde verilen mesaj buydu gibi görünüyor.

“Ülkedeki durum, Erdoğan’ı taleplere açık hale getirdi”

Hiçbir şekilde bir Türkiye uzmanı sayılmam; ancak, Erdoğan’ı bu taleplere bu kadar açık ve anlayışlı hale getiren şeyin ülkedeki iç durum olduğu açık görünüyor. Erdoğan ve AKP, anketlerde kötü gidiyor ve Türkiye’deki muhalefet Esad ile normalleşme için bastırıyor. Mültecilerin geri gönderilmesi de özellikle pek çok seçmenin gündeminin üst sıralarında yer alıyor.

Esad’a ulaşmak Erdoğan için işleri yüz seksen derece döndürüp inisiyatifi eline almak için bir yol olabilir. Bunu bir dış politika kararı olarak nasıl değerlendirirseniz değerlendirin bu, akıllıca bir [seçim] kampanyası adımı.

Erdoğan ve Esad ne istiyor?

Yaz aylarında Türkiye ve Suriye istihbaratları ikili temasların devam etmesi için plan yapmaya başlamıştı. Kış başında, İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Ankara müdahaleci söylemini tekrar arttırdı.

Rusya, müdahaleye engel olmayı sürdürdü, fakat [Türkiye’nin] haftalarca devam eden askeri güç kullanma tehdidi perde arkasında sürdürülen görüşmeleri ilerletmeye hizmet etmiş olabilir. 28 Aralık 2022’de de savunma bakanlarının görüşmesi sonunda gerçekleşmiş oldu.

O zamandan bu yana Türkiye ve Suriyeli yetkililer, cumhurbaşkanları zirvesinden önce yapılacak dışişleri bakanları görüşmesinin ne zaman ve nerede yapılacağını tartışıyor. Açıkça görülüyor ki Türkiye tarafı, seçim kazancı için zirvenin hızlıca yapılmasını istiyor.

Suriye tarafında söz konusu olan ise tam tersi bir teşvik: Zirveye gelene kadar elde edebilecekleri kadar çok taviz elde etmek istiyorlar.

Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor. Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur.

Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir. Esad rejimi çok inatçı olsa da Türkiye’yi yüz seksen derece döndürme fırsatını kaçırmak isteyecek kadar inatçı olduklarından şüpheliyim.

“M4 yolunun açılması kesinlikle gündemde olacak”

Türkiye-Suriye diplomatik ilişkileri sonunda yeniden sağlanır ya da normalleşirse sizce Türkiye ve Suriye ya da Erdoğan ve Esad hükümetlerinin bu durumdan kazancı ya da kaybı ne olur?

“Normal” ilişkilerin öngörülebilir gelecekte masada olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, kuvvetlerini kuzey Suriye’den, en azından kuzey Suriye’nin tamamından çekmeyecek. Bir ülke, bir diğerinin topraklarının bir kısmını işgal ettiyse, ilişkiler ne kadar normalleşebilir?

Bununla birlikte, terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli. Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir. İşbirliği, çatışma ihtimallerini azaltma ve karşılıklı tavizler için pazarlık olabilir.

Henüz o noktada değiliz ama bunun olası bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de çıkarlarının nerede örtüştüğünü ya da en azından birbiriyle uyuştuğunu anlamak önemli çünkü bunlar, yeniden canlanan herhangi bir Türkiye-Suriye ilişkisinin temelinde olacaktır.

Burada en aşikar nokta, güvenlik ve ortak sınırlar ile cephe hatlarının yönetimi. Türkiye ve Suriye güçleri veya vekilleri ara ara çatışmaya devam edebilir ama çatışma yönetimi yapıları bulmaya da çalışabilirler.

Gerçek bir siyasi uzlaşmanın yokluğunda bile askeri diyalog, ortak bir anlayış ve acil hatlar gibi bazı şeyler geliştirebilirler. Bu da etkin olarak donmuş bir çatışmanın yolunu açabilir, bölgedeki çatışmaların dindirilmesine ve buna ek olarak karşılıklı cephe hatlarındaki düzenlemeleri beraberinde getirebilir.

Eğer diyalog ilerlerse, bazı şeylerin karşılıklı alınıp verildiği bir noktaya gelebilirler; belki bazı toprakların el değiştirmesi de buna dahil olabilir.

Kesinlikle gündemde olacak noktalardan biri, Halep ile Suriye kıyıları arasında, isyancıların bulunduğu bölgeden geçen kuzeybatıdaki M4 karayolunun yeniden açılması.

İki ülke de kötüye giden ekonomilerini düzeltmeye yardımcı olması adına cephe hatlarını ve sınır kontrol noktalarını açmak da isteyebilir. Suriye, Türkiye için bir kez daha Körfez ile transit ticaretin karayolu olabilir.

“Yakınlaşma, başka seçenekleri beraberinde getiriyor”

Burada ortak çıkar teşkil ettiği açık olan bir nokta da YPG ile nasıl başa çıkılacağı. Ne kadar güven ve koordinasyon oluşturabileceklerine bağlı olarak uygulanabilecek bir dizi seçenek var. Örneğin, Şam, Türkiye’nin insansız hava aracı (İHA) saldırıları ile Kürt liderleri hedef alması için istihbarat paylaşmayı ve hedeflere işaret etmeyi önerebilir.

Eğer derinleştirilmiş bir işbirliği aşamasına gelmeyi başarırlarsa, YPG ve ABD’nin varlığı ile nasıl baş edileceğine ilişkin bazı temel prensipler veya ortak bir strateji bile oluşturabilirler. Rusya, bu konularda kilit öneme sahip bir aktör olarak kalacakmış gibi duruyor.

Türkiye, daha kısa vadede Tel Rıfat veya muhtemelen Menbiç ve Kobanî’ye karşı harekete geçmek istediğinin sinyalini veriyor. Yakınlaşma ise tek taraflı bir Türkiye saldırısını daha az olası kılsa da başka seçenekleri beraberinde getiriyor.

Şam, belki daha sonra buraların kontrolünü ele geçirmek için Türkiye’nin sınırlı harekatlarına yeşil ışık yakabilir. Türkiye, bir iyi polis-kötü polis durumu yaratıp YPG liderlerini Türkiye’nin elinde yok olma ya da Esad’a boyun eğme arasında bir seçim yapmaya zorlayabilir.

Bu, muhtemelen daha olası sonuçlardan biri; bu, aynı zamanda Rusya’nın da tüm bu süreçte ısrarla istiyor gibi göründüğü bir şey.

“Türkiye’nin tamamen çekilmesi düşünülmüyordur bile”

Diğer konularda ise çıkarlar birbiriyle uyuşuyor olsa da simetrik değil. Örneğin, mülteci konusu, yaklaşan seçimleri de düşününce, Erdoğan’ın öncelikler listesinden çok üst sıralarda yer alıyor.

Ankara’nın seçimden önce bir çeşit çerçeve anlaşması yapmayı, hatta belki de ilk insan grubunun sınırı geçip geri gitmesini görmeyi umarak hızlı bir ilerlemeyi ısrarla isteyeceğini tahmin ediyorum.

Suriyeli yetkililer ise çoğu mültecinin Türkiye’de kalmasını tercih ederdi; ancak, bir çeşit geri dönüş anlaşmasını mümkün kılmak ya da engellemek ellerindeki en iyi siyasi varlıklardan biri ve burada bir dereceye kadar Erdoğan’a ayak uydurmak onlar için de mantıklı.

Hesap defterinin diğer tarafında ise şu var: Şam, Türkiyeli yetkililerden muhalefet faaliyetlerini azaltmasını isteyecektir. Fakat Türkiye’nin kuzey Suriye’deki bölgeleri kontrol etmek için bu isyancı gruplara ihtiyacı var; Türkiye, siyasi muhalefetin de barış sürecinde Türkiye’nin bir aracı olarak hayatta kalmasını istiyor. Bence burada yakın tarihe bakmak mantıklı olacak:

Hatırlayacağınız üzere, Türkiye 2020-2021 döneminde Mısır ile daha iyi ilişkilerin yolunu aramış, hükümet İstanbul merkezli Müslüman Kardeşler medyasından Kahire karşıtı söylemini yumuşatmasını istemişti.

Eğer Türkiye-Suriye ilişkileri gelişmeye devam ederse, bu tarz küçük şeyleri görmeye başlayabiliriz: Bu, kapanan bir medya organı ya da Doha’ya dönen muhalif bir grup olabilir. Fakat Türkiye’nin Esad’ı eleştirenleri baskılamak için ne kadar ileri gideceğinin bir sınırı var çünkü muhalefeti etrafta tutmak Türkiye’nin kendi stratejisi için temel bir nokta.

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekilmesi konusuna gelince ise bence bu düşünülmüyordur bile. Söylediğim gibi, Türkiye uzmanı değilim ama eğer ekonomi gerçekten yıkıcı bir krize girmezse ya da belki Erdoğan sonrası bir hükümet söz konusu olmazsa Ankara’nın kuzey Suriye’deki tüm varlıklarını öylece bırakacağını hayal edemiyorum.

Esad elbette kamuoyu önünde topyekun bir çekilmeyi talep etmeyi sürdürecektir; ancak, uygulamada, bu, eğer iki taraf da bir şeyleri halledecekse üzerinde çalışmaları gerekecek büyük, devam eden anlaşmazlıklardan biri.

Peki ya bölgedeki diğer aktörler?

Eğer Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin istediği gibi gerçekten normalleşirse sizce bölgede faaliyet gösteren farklı ülkeler ve yerel aktörler bu gelişmeye nasıl yanıt verir? Böylesi bir adım sizce bölgedeki dinamikleri ve gerilimleri nasıl etkiler?

Bu, esasen bir Türkiye-Suriye konusu ve bir dereceye kadar da Rusya-Türkiye konusu ama bunun sonuçları olacaktır.

Türkiye, tarihsel olarak Esad’ın en çetin rakibi ve muhalefetten geriye kalanı destekliyor. Türkiye ile Esad hükümetinin normalleşmesi, Suriye çatışmasının sona erdiği izlenimini güçlendirebilir ve diğer ülkeleri de Şam ile yeniden ilişki kurma konusunda cesaretlendirebilir.

Suriye’nin tüm komşuları Şam ile tekrar konuşmaya başladığında, rejimi dışlama teşebbüsleri süresiz olarak daha zor olacaktır.

Kaldı ki savaşın etkilerine doğrudan maruz kalmayan ABD veya çoğu Avrupa Birliği (AB) ülkeleri gibi ülkeler, Esad’ın varlığını sürdürmesine adapte olma konusunda Ortadoğu ülkeleri ile aynı baskı ile karşı karşıya değil. Politikaları etkili olmayabilir ama bunu göze alabilirler.

Fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta, Katar’ın ne yapacağı. Türkiye ve Katar, Suriye de dahil pek çok bölgesel meselede birlikte çalışıyor. Eğer Türkiye 28 Aralık’ta ilerlediği yönde ilerlemeyi sürdürürse, Katar’ın da siyasetini bir şekilde bu politikaya uydurmasını bekliyorum.

Katar, Türkiye’nin aracılığında kendi normalleşme sürecini başlatabilir ya da Ankara ile sürtüşmeden kaçınmak için sadece Esad hakkında daha az konuşup insani yardımdan daha çok söz edebilir.

“Tek taraflı bir harekat artık daha az olası”

Yakın gelecekte Erdoğan ve Esad’ın doğrudan görüşmesini ve/veya Türkiye’nin kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemesini bekliyor musunuz?

Bence bunların ikisi de olası. Türkiye’deki seçimlere bağlı olan çok şey var.

Erdoğan, seçimlerden önce Esad ile fotoğraf vermek istiyor gibi görünüyor; bunu seçmenlere bir dış politika başarısı ve mültecilerin geri gönderilmesi yolunda bir adım olarak sunacaktır.

Esad, Erdoğan’ın seçim kampanyasına yardım etme konusunda çok istekli görünmüyor ama eğer bedeli uygunsa bunu yine de yapabilir. Rejimi her zaman inatçıydı ve muhtemelen daha fazla taviz için geri duracaklardır; ancak, sürecin er ya da geç ilerlemesini bekliyorum.

Suriye hükümetinin başlıca müttefikleri Rusya ve İran ve her ikisinin de başı çok büyük dertte. Esad, şu anda aldığı desteğin bu düzeyde devam edeceğinden emin olamaz; Türkiye ile ilişkileri düzeltme şansının verildiği şu zamanda bu fırsatın kaçmasına izin vermek abes olur.

Bu nedenle bir Erdoğan-Esad zirvesi – ya da en azından telefon görüşmesi gibi bir şey – olası görünüyor. Göreceğiz.

YPG’ye yönelik yeni bir Türkiye saldırısına gelecek olursak, tek taraflı bir askeri harekat artık daha az olası. Fakat, söylediğim gibi, YPG’ye karşı nasıl işbirliği yapılacağına ilişkin başka askeri ve askeri olmayan seçenekler mevcut. Eğer Türkiye Esad’a topraklarını YPG’den alması konusunda yardım ederse, bu aradıkları kazan-kazan sonucu olabilir: Ankara YPG’ye zarar vermiş, Şam da topraklarını genişletmiş olur.

“İsveç hükümeti çok ince bir çizgide yürüyor”

Son olarak, İsveç hükümetinin NATO üyeliği yolunda Madrid Üçlü Muhtırası uyarınca fiili silah ambargosunu kaldırmak da dahil bir dizi adım attığını düşünürsek, sizce muhtemel bir Erdoğan-Esad görüşmesi ya da Suriye’ye olası bir harekat, İsveç’in NATO’ya üyelik süreci bağlamında Türkiye-İsveç ilişkilerini nasıl etkiler?

Erdoğan-Esad görüşmesinin İsveç-Türkiye ilişkilerinde bir değişikliğe sebep olacağını sanmıyorum. İsveç hükümeti bunu onaylamayabilir ama İsveç Suriye’deki çatışma açısından çok küçük bir öneme sahip.

NATO meselesi konusunda Erdoğan’ı tatmin etmeye ihtiyacı olduğundan, İsveç hükümetinin Türkiye’nin İsveç’in çıkarlarını doğrudan etkilemeyen herhangi bir davranışını protesto etmesini olası görmüyorum.

Eğer beraberinde getireceği şiddet İsveç ve başka ülkelerde protestolara sebep olursa, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri bir harekatının dolaylı bir etkisi olabilir. 2018 ve 2019’da olan buydu.

YPG yanlısı protestocular, İsveç’te Stockholm-Ankara ilişkilerini zehirlemek için halihazırda ellerinden geleni yapıyor; fakat bunlar İsveç siyasetinin marjında yer alıyorlar. Suriye’de etnik vahşetler daha ana akım siyasetçilerin konuya müdahil olmasına yol açabilir, bu da Ankara ile müzakere ederken hükümetin üzerinde baskı yaratabilir ve manevra alanını daraltabilir.

Yakın zamanda yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, İsveç’in NATO başvurusuna destek çok yüksekti; ancak, İsveçlilerin yaklaşık yüzde 80’i Türkiye’nin İsveç’in yasal ve anayasal düzeninde değişiklik taleplerine karşı çıkıyordu. Başka bir deyişle, İsveç hükümeti halihazırda çok ince bir çizgide yürüyor. (SD)

* Bu söyleşideki görüşler, Aron Lund’un kişisel görüşleridir; İsveç Savunma Araştırma Kurumu (FOI) adına ya da kurumu temsilen paylaşılmamıştır.

(Kaynak: Bianet / Selay Dalaklı)

Paylaşın

Erdoğan’dan İş Dünyasına Kılıçdaroğlu Eleştirisi

İş insanlarının Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına tepki göstermemesini eleştiren Erdoğan, “Sanayi ve ticaret odalarımızın önemli kısmından maalesef bu tehditler karşısında ciddi bir ses yükselmedi. Bu zatın özel sektörü alenen tehdit eden ifadeleriyle ilgili serbest piyasa ekonomisi savunucularından da tek bir eleştiri cümlesi duymadık” dedi ve ekledi:

“Oysa ‘Türkiye güvenli değil’ iftirası karşısında biz siyasetçilerden önce en güçlü tepkiyi iş dünyamızın vermesi gerekirdi. Çete yaftası karşısında en sert eleştirinin iş dünyamızın, iş adamlarımızın bizatihi kendisinden gelmesi gerekirdi.”

Altılı Masa’ya da eleştiren Erdoğan, şu ifadelerini kullandı: “Yıkım masasının son dönemde bürokrasiden savunmaya, ekonomiden güvenliğe kadar farklı alanlarda tehdit dozunu sürekli arttırmasında bu sessizliğin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki seçimler bu konuda da bir dönüm noktası olacaktır.

Yabancı ekonomi komiserlerinden medet uman müstemleke sevdalılarının ülkemizi tekrar kriz bataklığına sürüklemesine göz yummayacağız. Bunlar tek derdi gel deyince koşa koşa gelen, git deyince tıpış tıpış giden, iradesi ve özgür karar alabilme kabiliyeti olmayan güdük bir şahsiyeti millete cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirmektir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Ekonomiye Değer Katanlar Ödül Töreni”ne katıldı. Törende konuşan Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Bu sene Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıldönümünü idrak edeceğiz. 29 Ekim 2023 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin inşallah ikinci asrına merhaba diyeceğiz. Birleşmiş Milletler üyesi 193 devletin çoğunun geçmişinin 50-60 yılını zor bulduğu denklemde, 100 yıl elbette bir devlet için önemlidir. Güçlü bir birikim ve geleneği ifade eden bir zaman dilimidir. Sadece bu vasfıyla bile Cumhuriyetimiz, dünyada farklı bir konuma sahiptir. Ancak Türkiye, tarihi bir asra hapsedilemeyecek kadar köklü maziye, derin hafızaya, eşine az rastlanır zengin müktesebata sahip bir devlettir.

Kökü mazide ati olan ati ifadesinin ete kemiğe büründüğü yer hiç şüphesiz Bursamızdır. Bursa Sanayi ve Ticaret Odamız, 134 yıllık köklü geçmişiyle şehrimizin hafızası konumundadır. Odamız 1,5 asra yaklaşan bu tarihi süreç içerisinde Osmanlı’nın dağılmasına, vatan topraklarının işgal edilmesine, yeni devletimiz Cumhuriyetimizin kuruluşuna, tek parti faşizminin millet iradesiyle yıkılışına, Menderes ve arkadaşlarının öncülüğünde demokrasiye geçişe, her 10 yılda bir tekrarlanan darbe ve vesayet girişimlerine, ülkemiz ekonomisinin 70 cente muhtaç olduğu kara günlere, sokaklarımızda terör ve kargaşanın kol gezdiği yıllara hasılı milletimizin yaşadığı tüm sıkıntılar, zorluklara, ekonomik ve siyasi çalkantılara bizzat şahitlik etmiştir. Tüm krizlerle beraber son 20 yılda yakalanan ekonomik ivmeyi ve topyekun kalkınma hamlesini de bizzat gördünüz, yaşadınız.

Artık şu gerçeği hepimiz idrak edebiliyoruz, siyasi istikrarın tesisi ekonomik büyüme açısından vazgeçilmezdir. Belirsizliğin hakim olduğu bir iklimde ne ekonomi ne de demokrasi gelişir. Hükümetlerin ortalama ömrünün 1,5 yılı bile bulmadığı bir siyasi atmosferde istikrardan bahsedilemez. Daha ötesi 24 günlük, 38 günlük, 2 aylık hükümetlerin görev yaptığı bir ülkede iş dünyası önünü göremez, geleceğini planlayamaz. AK Parti öncesi eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki en büyük fark işte budur.

Bolu Tüneli gibi 17 bakan eskiten nice eseri milletimizin hizmetine sunduk. Koalisyon hükümeti olsa 10-15 yılda bitmeyecek yüzlerce köprüyü otoyolunu, havalimanını birkaç yıl gibi rekor sürelerde hizmete açtık. Bugün dünya enerji ve gıda başta olmak üzere krizleri konuşurken biz ihracatta 254 milyar dolara ulaşmamızı konuşuyoruz. Savunmadan enerjiye her alanda yakalanan tarihi başarıları konuşuyoruz. Bölgemizde yaşanan sıcak çatışmalara rağmen Türkiye’nin yıldızı daha çok parlıyor.

Yapmak, imar ve ihya etmek zor; yıkmak, yok etmek daima kolay olandır. Binbir emekle belli seviyelere getirilen projelerin akamete uğratılması, kifayetsiz bir muhterisin yanlış kararının ürünü bir imzaya bakar. Bunun acı örneklerine başta Devrim otomobilleri olmak üzere bunun örneklerine geçmişte defalarca rastladık. Şimdi aynı kirli oyun tekrar sahnelenmek istiyor.

Türkiye’nin son 20 yılda en büyük başarıyı elde ettiği savunma sanayi alanında kopartılan fırtınayı eminim sizler de takip ediyorsunuz. Daha sandıktan bile çıkmadan ülkemizin gurur kaynağı olan projelerini dillerine dolamaya başladılar. Milyarlarca dolar ihracat yapan firmalarımızı itibarsızlaştırmaya kalktılar. Attıkları yalanın altında ezilince de mertçe çıkıp özür dilemek yerine masanın diğer ortakları gibi başkalarını suçlama yoluna gittiler.

İHA ve SİHA konusu aslında Altılı Masa’nın ülkemizin stratejik yatırımlarına yönelik hazımsızlıklarının ilk değil en son örneğidir. Yatırım ve eser düşmanlığında ilk sırada masanın büyük ortağı vardır. Milletle gönül bağını tamamen kopartmış olan bu ortak, şimdiye kadar havalimanlarımız, şehir hastanelerimiz, enerji tesislerimiz, teknoloji şirketlerimiz dahil pek çok yatırımımızı doğrudan hedef aldı. Tüm dünyada başarılarıyla adından söz ettiren şirketlerimize çete iftirası atmaktan çekinmedi. Daha pek çok ihanet derecesine varan hezeyanlarla, tehditlerle iş dünyamıza yönelik iftiralarda bulundular.

Sanayi ve ticaret odalarımızın önemli kısmından maalesef bu tehditler karşısında ciddi bir ses yükselmedi. Bu zatın özel sektörü alenen tehdit eden ifadeleriyle ilgili serbest piyasa ekonomisi savunucularından da tek bir eleştiri cümlesi duymadık. Oysa ‘Türkiye güvenli değil’ iftirası karşısında biz siyasetçilerden önce en güçlü tepkiyi iş dünyamızın vermesi gerekirdi. Çete yaftası karşısında en sert eleştirinin iş dünyamızın, iş adamlarımızın bizatihi kendisinden gelmesi gerekirdi.”

‘Tehditlerin artmasında sessizliğin önemli pay var’

Yıkım masasının son dönemde bürokrasiden savunmaya, ekonomiden güvenliğe kadar farklı alanlarda tehdit dozunu sürekli arttırmasında bu sessizliğin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki seçimler bu konuda da bir dönüm noktası olacaktır. Sükutun yerini inşallah çok güçlü bir tepki alacaktır. Hak ettiklerini cevabı sandıkta vereceğiz.

Yabancı ekonomi komiserlerinden medet uman müstemleke sevdalılarının ülkemizi tekrar kriz bataklığına sürüklemesine göz yummayacağız. Milletimizin gündeminden çıkardığımız siyasi istikrarsızlık ikliminin yeniden hortlatılmasına müsaade etmeyeceğiz. Sadece son birkaç ayda yaşadıklarımız bile bu çürük yapının Türkiye’ye kavga, entrika, kriz ve kaos dışında hiçbir şey vaat etmediğini göstermeye yeterlidir.

Bunlar tek derdi gel deyince koşa koşa gelen, git deyince tıpış tıpış giden, iradesi ve özgür karar alabilme kabiliyeti olmayan güdük bir şahsiyeti millete cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirmektir. Bunun dışında ülkeye ve millete dair hiçbir hayalleri, hiçbir hedefleri yoktur. Ne milletimizin ne de iş dünyamızın böyle bir tuzağa düşmeyerek tercihini güçlü cumhurbaşkanından, güçlü hükümetten netice olarak da güçlü Türkiye’den yana kullanacağına inanıyorum.”

Paylaşın

Akşener: Azgın Saray Azınlığına Karşı Kaybeden Milyonlar Var

Partisinin Diyarbakır il kongresinde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Bir yanda suç işleme özgürlüğü olanlar, diğer yanda nefes alması suç görülen gençler var. Bir yanda 10 maaş alan danışmanlar var, diğer yanda senin gibi atanamayan gencecik öğretmenlerimiz, mimarlarımız, çocuklarımız var. Bugün Türkiye’de karne hediyesi olarak annen sana ne aldı denildiğinde et aldı diyen ilkokulda okuyan çocuklar var. Kasaptan 3 parça pirzolayı çocuğuna hediye alan anneler var.” dedi ve ekledi:

Kardeşlerini anlatıyorsun, yeğenlerini anlatıyorsun ama 5 bin dolarlık kıyafet giyen tuhaf sakallı, pudracılar var. Arabasıyla, teknesiyle fotoğraf çektirip gencecik çocuklarımızın gözüne sokan saygısız nesiller var. Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var.

Konuşmasının devamında, “1923’ün kıymetini bilmezsek 2023’ü kaybederiz” diyen Akşener, “Allah’ın teveccühü ile ilk seçimde tüm ülkeye ulaşacak. 14 Mayıs günü Hep birlikte yeter söz milletin diyebileceğimiz mukaddes bir gün olacak. 14 Mayıs işte bunun miladı olacak. Kurtla öldüren, çobanla yiyen, sahibiyle ağlayanlara hep birlikte hep bir ağızdan ‘Yeter söz milletindir’ diyeceğimiz mukaddes bir milat olacak. Çünkü istibdat onlarınsa hürriyet bizimdir, saray onlarınsa sandık bizimdir, zulüm onlarınsa mayıslar bizimdir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener, Diyarbakır’da partisinin il kongresinde konuştu.

Akşener, partisi ile ilgili, “İYİ Parti’yi evlatlarını doyurma derdindeki analarımız, borç batağındaki babalarımız kurdu. İYİ Parti’yi atanamayan mimarlarımız, biraz önce benimle konuşan gençler, üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençler kurdu. İYİ Parti’yi bu vatanın has evlatları, Kürtler, Türkler, Zazalar kurdu. İYİ Parti’yi şanlı bir tarihe sahip olmanın umuduyla, eşitliğe, hürriyete ulaşma hayaliyle milletimizin her kimliğinden cesur insanlar kurdu. Onlar kurdu biz sadece tabelaları astık” dedi.

“Buraya kucaklaşmaya geldim”

“Her türlü iftiraya inat Diyarbakır bize kollarını açtı” diyen Akşener şöyle devam etti:

İlk günden beri uçurumun kenarındaki ülkemizi kurtarmak için yanımdasınız. Zulme rağmen baskılara rağmen aslanlar gibi yanımdasınız. Bu topraklar kadirşinaslığın, mertliğin topraklarıdır. Ben buraya hamasi nutuklar atmaya gelmedim. Ben buraya bu topraklar korumasın diye Dicle’ye bir damla su olmaya geldim. Ben buraya marazları kovmaya geldim. Ben burada çalmadan kapıdan girebileceğimi bilerek geldim. Ben buraya kadim bir ahde vefa sunmaya geldim. Ben buraya rızanızı almaya geldim. Bir şeref sözüyle ön yargı duvarlarını yıkmaya geldim. Ben buraya kucaklaşmaya geldim. Düşmanlar barışır ama kan kardeşler kucaklaşır.

Her daim güler yüzüyle bilinen insanlarımız gülmek için bir sebep bile bulamıyor. Çünkü artık işi rast gitmiyor, ocağı tütmüyor. Kirasını, kredi kartını, taksitlerini, gübresini, mazotunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Aç milletini tok kılma sevdasını yaşayan devletimizin başında bugün milletimizin sesini duymazdan gelen vicdansız bir iktidar var.  Kendini ağa, milletimizi maraba gören çirkin bir zihniyet var. Korkuyla, sopayla yönetmeyi bilen vicdansız bir sistem var. Bugün mukaddesatımız fasıkların eline düşmüştür. Bugün ahlak arsızların diline düşmüştür. Bugün bayrak şuursuzların elinde kalmıştır.

“Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var”

“Bugün artık Türk,  Kürt yok; Alevi, Sünni yok; şehirli, köylü yok; muhafazakar, seküler yok; sağcı, solcu yok. Bugün Türkiye’de artık AK Partililer ve diğerleri var” diyen Akşener şunları söyledi:

Bir yanda suç işleme özgürlüğü olanlar, diğer yanda nefes alması suç görülen gençler var. Bir yanda 10 maaş alan danışmanlar var, diğer yanda senin gibi atanamayan gencecik öğretmenlerimiz, mimarlarımız, çocuklarımız var. Bugün Türkiye’de karne hediyesi olarak annen sana ne aldı denildiğinde et aldı diyen ilkokulda okuyan çocuklar var. Kasaptan 3 parça pirzolayı çocuğuna hediye alan anneler var. Kardeşlerini anlatıyorsun, yeğenlerini anlatıyorsun ama 5 bin dolarlık kıyafet giyen tuhaf sakallı, pudracılar var. Arabasıyla, teknesiyle fotoğraf çektirip gencecik çocuklarımızın gözüne sokan saygısız nesiller var. Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var.

“1923’ün kıymetini bilmezsek 2023’ü kaybederiz” diyen Akşener, “Allah’ın teveccühü ile ilk seçimde tüm ülkeye ulaşacak. 14 Mayıs günü Hep birlikte yeter söz milletin diyebileceğimiz mukaddes bir gün olacak. 14 Mayıs işte bunun miladı olacak. Kurtla öldüren, çobanla yiyen, sahibiyle ağlayanlara hep birlikte hep bir ağızdan ‘Yeter söz milletindir’ diyeceğimiz mukaddes bir milat olacak. Çünkü istibdat onlarınsa hürriyet bizimdir, saray onlarınsa sandık bizimdir, zulüm onlarınsa mayıslar bizimdir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken “Seçim Tarihi” Açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim tarihi için 14 Mayıs’ı işaret etmesine ilişkin soruya cevap veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “14 Mayıs olarak ifade ediyorlar. Bizim açımızdan herhangi bir sorun yok. 14 Mayıs gelince de ‘Yeter, söz milletin’ dedik. Millet İttifakı da zaten bunu istiyor. Yeter. Söz milletin olacak” ifadelerini kullandı.

Genel af ile ilgili soruya da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, “Önce bu konuyu altı liderin konuşması lazım. Ondan sonra, benim bu konudaki düşüncelerimi ifade etmem lazım” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nu (TÜRKONFED) ziyaret ederek Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ve yönetim kurulu üyeleri ile bir araya geldi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ziyaretinin ardından basın mensuplarının gündeme dair sorularını yanıtladı.

Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, “Ekonomi konusunda beklentilerini ifade ettiler. Türkiye’yi, dünyayı, bölgeyi yakından izlediklerini ve bizden beklentilerini de sordular. Bütün sorulara büyük bir samimiyetle cevap verdim. Şunu söyledim: Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok. Bütün sorunları çözülebilir.

Akılla, mantıkla, bilgiyle, birikimle çözülebilir. Bozulan bir devlet yapısı var, çürüyen bir yapı var. O yapının da süratle inşa edilmesi lazım. Altı liderin bu konuda kararlı olduğunu, Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağını, dolayısıyla kimsenin karamsar bir atmosfer vardır diye endişeye kapılmaması gerektiğini söyledim” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Gerçekten Türkiye büyük bir ülke, güzel bir ülke. İyi kadroları var. Bugün o kadrolar her ne kadar biraz devre dışındaysa da… O kadrolar yeniden yönetime geldiği zaman devlette liyakati sağlamış olacağız ve güzel bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.”

Genel af ve seçim tarihi

Genel af ile ilgili soruya Kılıçdaroğlu, “Önce bu konuyu altı liderin konuşması lazım. Ondan sonra, benim bu konudaki düşüncelerimi ifade etmem lazım” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim tarihi için 14 Mayıs’ı işaret etmesine ilişkin soruya cevap veren Kılıçdaroğlu, “14 Mayıs olarak ifade ediyorlar. Bizim açımızdan herhangi bir sorun yok. 14 Mayıs gelince de ‘Yeter, söz milletin’ dedik. Millet İttifakı da zaten bunu istiyor. Yeter. Söz milletin olacak” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı Adayı Şubat’ta Kesinleşecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayının şubat ayı içerisinde kesinleşeceği öne sürüldü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) toplantısı, CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. CHP Parti Meclisi’nin 1 saat 15 dakika süren toplantısına ilişkin Birgün’den Hüseyin Şimşek’in edindiği bilgilere göre, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’nın aday belirleme süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun, 26 Ocak’ta gerçekleştirilecek 11’inci liderler buluşmasının ardından önce 30 Ocak’ta ortak politikalar metni açıklamasının gerçekleştirileceğini, daha sonra adaylık konusunun netleşeceğini bildirdiği aktarıldı. Kılıçdaroğlu’nun, liderler buluşmasının Saadet Partisi ev sahipliğinde yapılacak 12’nci randevusunu işaret ettiği öğrenildi. İkinci turun son toplantısı olan bu buluşmanın en geç şubat ayının ilk yarısı içerisinde gerçekleştirilmesi planlanıyor.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi üyelerine, 30 Ocak’ta ortak politikalar metninin kamuoyuna duyurulacağı toplantının, 3 bin 107 kişi kapasiteli Congresium Kongre Merkezi’nde gerçekleştirileceğini de söyledi.

Seçim güvenliği konusunda endişe yok

Parti Meclisi toplantısında, CHP’nin seçimlere hazırlık konusunun da ele alındığı kaydedildi. Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel gerçekleştirdiği sunumda, Altılı Masa dışında CHP’nin de seçimlere ve sandıklara tam hakimiyet konusunda çalışmalarında büyük aşama kaydettiğini ve her sandık için temsilci ile avukat görevlendirmelerinin büyük oranda tamamlandığını anlattı.

İstişare heyeti çalışacak

Toplantıda ayrıca Altılı Masa’nın seçim listeleri için çalışacak İstişare Heyeti konusunda da bilgi verildi. Bu heyetin çalışmalarının özellikle ortak adayın netleşmesinin ardından hız kazanacağı, parlamentoda 400 sandalyeye ulaşılabilmesi için ilçe ilçe çalışacağı, bazı illerde ortak liste ile seçime girilmesi durumunda kazanılacak sandalyelere ilişkin çalışma yapacağı ifade edildi.

Vatandaşın talebi değişim

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun toplantıda kent ziyaretlerine ilişkin bilgiler verdiği de öğrenildi. Buna göre, gerçekleştirdiği temaslarda vatandaşta “değişim talebinin” öne çıktığını vurgulayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bu değişim talebinin gerçeğe dönüşmesi için kurmaylarına büyük iş düştüğünü bildirdi. Kılıçdaroğlu’nun başta uyuşturucu sorunu olmak üzere, ekonomi ve sosyal bozulma gibi konulara ağırlık verilmesini istediği dile getirildi.

Erdoğan’ın adaylığı tartışması

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına yönelik tartışmalar konusunda kurmaylarını uyardığı öğrenildi. Erdoğan’ın yeniden adaylığının partililerce gündeme getirilmemesini isteyen Kılıçdaroğlu’nun, “Bu bir hukuki tartışma. Bunun kararını hukukçular ve YSK verecek. Seçime dönük açıklamaları ekonomik, sosyal ve siyasi meseleler üzerinden yapalım” dediği bildirildi.

Paylaşın

İYİ Parti Ve CHP Seçmeni Kaygılı, HDP Seçmeni İse En Mutsuz

Türkiye 2023 seçimlerine hazırlanıyor… Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti seçmeni ise en kaygılı seçmen kitlesi olurken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçmeni ise en mutsuz seçmen kitlesi oldu.

Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi (TEAM), 1-14 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırma 2 bin 524 kişiyle yüz yüze yapıldı. Araştırmada, “Türkiye’deki siyaseti düşündüğünüzde, nasıl bir duygu durumu içindesiniz?” diye soruldu.

Araştırmaya göre ‘en az mutlu’ parti seçmeni HDP olurken, ‘en mutlu’ parti seçmeni ise AK Parti ve MHP seçmeni oldu. Öte yandan araştırmaya göre İYİ Parti ve CHP seçmeni ise en ‘en kaygılı’ seçmen oldu.

Araştırmaya göre parti seçmenlerinin yanıtları şöyle:

AK Parti

  • Yüzde 36,4 kaygılıyım
  • Yüzde: 26,6 öfkeliyim
  • Yüzde 45,7 mutluyum
  • Yüzde 52,8 umutluyum
  • Yüzde 42,9 heyecanlıyım

CHP

  • Yüzde 71,7 kaygılıyım
  • Yüzde 63,9 öfkeliyim
  • Yüzde 22,4 mutluyum
  • Yüzde 37,9 umutluyum
  • Yüzde 30 heyecanlıyım

İYİ Parti

  • Yüzde 79,5 kaygılıyım
  • Yüzde 78 öfkeliyim
  • Yüzde  19,8 mutluyum
  • Yüzde 33,9 umutluyum
  • Yüzde 31,6 heyecanlıyım

HDP

  • Yüzde 67,4 kaygılıyım
  • Yüzde 69,7 öfkeliyim
  • Yüzde 6,6 mutluyum
  • Yüzde 17,8 umutluyum
  • Yüzde 15,9 heyecanlıyım

MHP

  • Yüzde 34,8 kaygılıyım
  • Yüzde 32,4 öfkeliyim
  • Yüzde 39,3 mutluyum
  • Yüzde 39,9 umutlu
  • Yüzde 29,4 heyecanlıyım

TEAM, araştırma analizinin devamında şu açıklamayı yaptı: “Seçmenlere Türkiye’deki siyaseti düşündüklerinde nasıl bir duygu durumu içinde olduklarına yönelik sorular da yönelttik. Muhalif seçmenlerde ve yeni seçmenlerde kaygı yüksek, umut, heyecan ve mutluluk seviyeleri düşük.”

Araştırma merkezi yaptığı açıklamada, “İttifaklar bazında bakıldığında siyasi iklimle ilgili seçmen duygularında net bir fotoğraf var. Muhalif seçmen kaygılı, öfkeli, mutsuz, umutsuz ve heyecansız. İktidarı destekleyen seçmenlerde umut, mutluluk ve heyecan düzeylerinin yüksek olmaması da dikkat çekici” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Altılı Masa Bizim Adayımızı Desteklesin

HDP’nin Altılı Masa’nın lehine aday çıkarmaması gerektiğine yönelik eleştirilere yanıt veren HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bizim 6’lı Masa lehine adayımızı çekmemiz gerektiği düşünülüyor da 6’lı Masa’nın çekmesi neden düşünülmüyor?” dedi ve ekledi:

“6’lı Masa adayını çeksin, bizim adayımıza oy versinler. Bu kadar net konuşuyoruz. Çıkaracağımız aday 6’lı Masa’nın adayında çok daha kapsayıcı, çok daha güven verici ve Türkiye toplumunun vicdanına seslenecek birisi olacak. Bizim adayımız ikinci turda da yarışabilir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 7 Ocak’ta partisinin Kars İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada HDP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkaracağını ve kendi adayıyla seçimlere gireceğini açıklamıştı.

Buldan’ın aday çıkışının ardından kamuoyunda tartışmalar başladı. HDP’nin aday çıkarması durumunda “AKP’nin kazanacağı” ve hatta “HDP’nin AKP ile anlaştığı” yorumları yapıldı.

Seçimde belirleyici olması beklenen HDP’nin kapatılması davası ise devam ediyor.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, yaptığı aday açıklamasının ardından çıkan tartışmalara yönelik Bianet’e açıklamalarda bulundu.

Buldan, HDP’nin kendi adayını çıkaracağını bu konuda geri adım atmayacaklarını vurguladı. Şubat ayı başında adayın kamuoyuna açıklanacağını ifade etti. Buldan, HDP’nin kendi adayıyla seçime girmesinin AKP’nin işine yarayacağı söylentilerine kesinlikle katılmadığını ifade ederek şunları söyledi:

“Aday çıkarmamak için sebebimiz yok”

“Bizim aday çıkarmamızın AKP’nin işine yarayacağı söylentilerine kesinlikle katılmıyorum. Tam tersine biz her zaman olduğu gibi AKP rejimini bitirmek-devirmek, AKP- MHP bloğunu göndermek için uzun süredir bir mücadele yürütüyoruz ve bu mücadelemizi bu seçimlerde de sürdürmekte kararlıyız. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Aday çıkarmamızın bu kadar yankı uyandırmasını çok normal karşılıyorum çünkü şimdiye kadar HDP’ye hep çantada keklik gözüyle bakanlar, sadece bir tarafa yamaymış gibi algılayanlar HDP’nin bir siyasi parti olduğunu ya da HDP’nin bir irade olduğunu unutarak bu söylemlerini sürdürdüler ve bu algıyı yaratmaya çalıştılar.

Oysa HDP bugün Türkiye’de üçüncü büyük parti ve bir irade belirleyen bir güç. Gücünü, irade olduğunu son seçimlerde ortaya koymuştu ve hâlâ aynı iddiayla yürüyen ve bu iddiasını gittikçe büyüten, bu doğrultuda da bu seçimlerde bir kez daha belirleyen bir güç olduğunu ispat edecek bir parti.

Dolayısıyla cumhurbaşkanı adayımızı çıkarmamak için herhangi sebebimiz yok, aksine cumhurbaşkanı adayımızı çıkarmamız için birçok nedenimiz vardı. Ayrıca bu kararın sadece benim söylemim üzerinden algılanmaması gerekiyor. Karar mekanizmalarımız bu konuda hazırlık yaptığını, kurullarımızın bu noktada kararlı olduğunu ifade eden birçok söylemimiz olmuştu. Son aşamada HDP’nin bu seçimlerde kendi adayıyla var olduğunu, var olacağını belirttik ve bunun arkasındayız.

Aday çıkarma meselesinin AKP’ye göz kırpmak olduğunu veya AKP’nin kazanmasına zemin hazırlayan bir yol olduğunu ifade edenlere de şunu söylemek isterim: Bizim tek amacımız AKP’yi bu seçimlerde tarihe ve tarihin çöplüğüne gömmektir, bu kadar net söylüyorum.”

Altılı Masa- HDP ilişkileri açıklamaları

HDP’li Buldan ortak aday ve Altılı Masa’ ya yönelik de açıklamalarda da bulundu. Altılı Masa’nın HDP ile olan ilişkilerine yönelik Grup Başkanvekili Saruhan Oluç’un “Bir düğün yapılıyor, davetiye gönderiliyor ama bize düğüne gelmeyin, takınızı da gönderin fakat zarfın üstüne isminizi yazmayın, diyorlar” ve Garo Paylan’ın “Bizimle daha güç elinizde değilken yan yana gelmeye çekiniyoruz, gücü elinize geçirdiğinizde size nasıl güveneceğiz” açıklamaları hatırlatılarak Altılı Masa’nın HDP’den ne beklediği sorulduğunda ise Buldan “Altılı masa bizden ‘yanımızda görünmeyin, biz sizinle ortak fotoğraf vermeyelim ama bu iktidarı değiştirmek için koşulsuz şartsız, bizim belirleyeceğimiz adaya oy verin’ beklentisi içinde. Ancak bu şu an itibariyle mümkün olmayan bir şey” yanıtını verdi.

“Altılı Masa bizim adayımıza oy versin”

HDP’nin kendi adayıyla çok büyük bir yarış içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçimine gireceğini söyleyen Buldan “Belki 6’lı Masa’nın adayı bizim adayımızı destekleme kararı alacak” ifadelerine yer verdi.

HDP’nin Altılı Masa’nın lehine aday çıkarmaması gerektiğine yönelik eleştirilere ise “Bizim Altılı Masa lehine adayımızı çekmemiz gerektiği düşünülüyor da Altılı Masa’nın çekmesi neden düşünülmüyor? Altılı Masa adayını çeksin, bizim adayımıza oy versinler. Bu kadar net konuşuyoruz. Çıkaracağımız aday Altılı Masa’nın adayında çok daha kapsayıcı, çok daha güven verici ve Türkiye toplumunun vicdanına seslenecek birisi olacak. Bizim adayımız ikinci turda da yarışabilir” sözleriyle yanıt verdi.

“İkinci tura kalırsa yeniden karar vereceğiz”

Buldan, “Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Kemal Kılıçdaroğlu aday gösterildiği takdirde destekleme durumu var mı?” sorusuna karşılık ise “Biz bir siyasi parti olarak kendi adayımızı çıkarıyoruz ve şu an konuşacağımız tek şey HDP’nin kendi adayının nasıl kazanacağıdır. Türkiye toplumunun HDP’nin adayı etrafında kenetlenmesini sağlayacak formülleri bulmaktır. Bunun dışında diğer partilerin çıkaracakları adayların bizim açımızdan değerlendirilmesi gibi bir durum söz konusu değil” diye konuştu.

Seçim ikinci tura kalırsa partisinin tutumunun ne olacağı yönündeki soruya da “Şu an birinci tura yoğunlaşıyoruz, ikinci tura kalacağı zaman veya öyle bir aşamaya geldiğimizde kurullarımızla yeniden bir karar vereceğiz. Ama şu an tek hedefimiz kendi adayımızın birinci turda kazanması yönünde. 6’lı Masa’nın adayının bizim adayımız lehine çekilmesi durumunda adayımızın birinci turda kazanma şansının çok yüksek olduğunu söylemek isterim” diyerek yanıt verdi.

Açıklamaların tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın