Demirtaş: Özgürlük Hepimiz İçin Her Zamankinden Yakın

Depremler üzerine eşi Başak Demirtaş aracılığıyla ses kaydı paylaşan Selahattin Demirtaş, “Büyük dayanışma gösteren ayrımsız herkese minnet duymamız gerekir. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında yardıma koşan kurtarma ekipleri başta olmak üzere tüm gönüllülere, karşısındakinin siyasi görüşüne bakmadan elini uzatan ülkemizin güzel insanlarına, umutlarımızı diri tuttukları için teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / Kimse merak etmesin, devran hiç durmadı, halen dönüyor. Hiç kimseden de korkmayın. Özgürlük hepimiz için her zamankinden yakındır. Yılmadan yorulmadan, dayanışmaya, kötülüğe karşı mücadele etmeye devam edelim. Elbet refaha, düze çıkacağımız günler de gelir. Allah büyüktür.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş; Demirtaş’ın depremlere ilişkin yaptığı açıklamanın ses kaydını, “Selahattin’den mesaj var” diyerek paylaştı. Demirtaş’ın mesajı şöyle;

“Depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. ’Herekse geçmiş olsun’ diyeceğim ama bu acıların kolay geçmesi mümkün değil. Enkaz altında canlı ya da cansız hala çıkarılmayı beklerken sözlerime dikkat ederek konuşuyorum.

Doğrusu kendimi zor tutuyorum. Deprem öncesinde ve sonrasında yaşanan yönetim rezaletini günlerce konuşsak da eksik kalır.

Fakat şu an acilen sürdürmemiz gereken bir şey var, o da dayanışmayı ve yardımlaşmayı kesmemek, sürekli büyütmek.

Bunca tarifsiz acının içinde içimi ısıtan bir şey var ki, kimin kim olduğuna bakmadan, herkesin birbirini insan olarak görüp milyonlarca kişinin seferber olmasıdır. Umut tam da buradadır işte; birbirimize sarılıp el ele verip bu enkazın altından beraberce çıkacağız.

Hatay, Maraş, Adıyaman, Antep, Diyarbakır, Urfa, Kilis, Osmaniye, Adana’ya kadar ağır travma ve büyük yıkım yaşayan halkımıza tüm kalbimle selam sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Günlerdir acılar içinde onların mücadelesini izliyor ve dua ediyorum.

Kalbimiz deprem bölgesindeki halkımızla, elinden geleni yapanlarla birlikte atıyor.

Bu arada sessizce, köy köy dolaşıp yardım organize eden, malzeme dağıtan bütün gönüllülere, özellikle HDP’li, partili arkadaşlarıma, sanatçılara, belediyelere, meslek odalarına, sendikalara da selam gönderiyorum. Hepsini kutluyorum.

Büyük dayanışma gösteren ayrımsız herkese minnet duymamız gerekir. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında yardıma koşan kurtarma ekipleri başta olmak üzere tüm gönüllülere, karşısındakinin siyasi görüşüne bakmadan elini uzatan ülkemizin güzel insanlarına, umutlarımızı diri tuttukları için teşekkür ediyorum.

Kimse merak etmesin, devran hiç durmadı, halen dönüyor. Hiç kimseden de korkmayın. Özgürlük hepimiz için her zamankinden yakındır. Yılmadan yorulmadan, dayanışmaya, kötülüğe karşı mücadele etmeye devam edelim. Elbet refaha, düze çıkacağımız günler de gelir. Allah büyüktür.”

Paylaşın

AFAD Açıkladı: Can Kaybı 36 Bin 187’ye Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerde can kaybının 36 bin 187’ye, yaralı sayısının ise 108 bin 68’e yükseldiğini duyurdu.

Haber Merkezi / AFAD açıklamasında depremden etkilenen illerden 216 bin 347 afetzedenin tahliye edildiğini bildirdi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 29 bin 944 arama kurtarma personeli görev yapıyor.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 9 bin 908 gönüllü dahil olmak üzere görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 253 bin 16.

Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden gelen ve görevi devam eden arama kurtarma personeli sayısı 11 bin 488.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 12 bin 513 araç sevk edildi.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler Başta Kahramanmaraş olmak üzere Gaziantep, Osmaniye, Malatya, Adıyaman, Adana, Kilis, Diyarbakır, Elazığ ve Şanlıurfa’da yıkıma neden olmuştu.

AFAD: 10 bin lira tutarındaki ‘Hane Başı Destek Ödemeleri’ başladı

AFAD, Kahramanmaraş merkezli depremlerde konutları hasar gören depremzedelere yönelik verilecek 10 bin lira tutarındaki ‘Hane Başı Destek Ödemeleri’nin başladığını duyurdu.

Konuyla ilgili AFAD’dan yapılan yazılı açıklamada, hasar tespit çalışmalarının sahada devam ettiği, çalışmalar sonuçlandıkça ödemelerin yapılacağı bildirildi. Ödemelerin AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü iş birliği ile kesinleşmemiş hasar tespit verileri üzerinden alınan ikametgah verisi dikkate alınarak gerçekleştirildiği belirtildi.

Şu ana kadar 337 bin 933 hanede hasar tespitinin tamamlanarak ödemelere başlandığı duyuruldu.

Ödemeler için e-Devlet’ten başvuru yapıldığı ve başvuru şartı aranmadığı belirtildi. Destek ödemelerinin Ziraat Bankası’nda hesabı bulunan vatandaşların doğrudan hesabına, hesabı bulunmayanların ise TC kimlik numaralarına yapılacağı kaydedildi.

TPD: Ankara’ya gelmiş depremzedelere ücretsiz psikososyal destek veriyoruz

Türkiye Psikologlar Derneği (TPD), Ankara’ya ulaşmış depremzedeler için ücretsiz psikososyal destek çalışmalarına başladığını duyurdu.

Bakan Kurum: 30 bin konutun inşasına Mart ayı itibarıyla başlanılacak

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremden etkilenen bölgelerde inşa edilecek kalıcı konutlar için yeni yerleşim alanlarının düşünüldüğü ve konu hakkında çalışmalar yapıldığını söyledi.

Hürriyet gazetesine konuşan Kurum, “kalıcı konutlar yeni yerlere mi, yıkılan yerlere mi yapılacak?” sorusuna şu yanıtı verdi:

Yeni yerleşim alanlarını çalışıyoruz. Bölgeyi inceledim. İki gün önce Hatay’ı tamamladık, Maraş’ı tamamladık. Diğer yerleri de çalışıyoruz. Belediyelerimizin, milletvekillerimizin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin de fikirlerini alıyoruz.

Teknik olarak en doğru yere, en doğru zemine, yerleşim yerinin fay hattına olan mesafesine bakmak suretiyle bu tespitleri yapıyoruz. Ardından zemin etütleri yapılacak. Onların bir kısmı da başlatıldı. En doğru yeri ve zemini bulmak ve şehrin büyüme öngörüsünü de gözetmek suretiyle proje çalışmaları başlatıldı.

Kurum, 30 bin konutun inşasına Mart ayı itibarıyla başlanılacağını da sözlerine ekledi:

Mart ayı itibarıyla 30 bin konutun inşa sürecini başlatacağız. Bu arada hasar tespiti biten yerlerden de ağır hasarlı, yıkılmış, acil yıkılacak yapılar varsa bunlar yıkılacak, enkazı temizlenecek ve önümüzdeki birkaç ay içerisinde bu inşa sürecini eşzamanlı olarak tüm il ve ilçelerimizde, köylerimizde başlatmış olacağız.

Daha önce Elazığ’da, Malatya’da, İzmir’de nasıl aksiyon aldıysak burada da devletimizin tüm imkânlarıyla hızlı bir inşa sürecini yürüteceğiz. Vatandaşımızın bir saat, bir dakika bile daha az mağduriyeti olabilmesi amacıyla çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Rant Kapısı Mı Aralanıyor?

Prof. Dr. Özgür Orhangazi, depremde rant odaklı politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan yıkımın, yeni bir rant fırsatı olarak görüldüğüne işaret ederken, İnşaat Mühendisleri Odası İkinci Başkanı Nusret Suna da Türkiye’de müteahhit sayısının son verilere göre 460 bine ulaştığını söylüyor.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı Cemal Gökçe de “Tekrar acele yapıp kötü yapmaktansa belli bir planlama çerçevesinde doğru bir yapı yapmak önemli. Yoksa acele diyerek insanlara hoş görünmenin anlamı yok” diyor.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Sami Teymurtaş’a göre de direkt ‘biz inşaata başlıyoruz’ diyen bir çözüm önerisi doğru değil. Bölgede bir an önce mikrobölgeleme çalışması yapılmalı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) merkez binasında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada deprem bölgesinde mart ayı itibarıyla konut yapımına başlanacağını duyurdu.

Yeni inşa edilecek konutlar ve şehirlerle ilgili hazırlıklara Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ tarafından başlandığını söyleyen Erdoğan, “Amacımız bir yıl içinde deprem bölgesinin tamamındaki konut ihtiyacını çözecek sayıda kaliteli ve güvenli yapının inşasını tamamlamak” dedi.

Erdoğan, kademeli olarak birkaç ay içerisinde, inşa edilecek tüm konutların yapımına geçileceğini ifade ederken, inşaatların yapım yerini ise “fay hatlarının uzağı” diye tanımladı.

Peki depremin yıktığı kentlerde yapılaşmanın hemen başlamasının ne gibi riskleri var? Doğru bir planlama için hangi hazırlıklar gerekiyor?

“Süreç katılımcı olmalı”

Şehir planlama, inşaat, deprem ve jeoloji alanında çalışan uzmanlar, yeni inşa edilecek konutlarla ilgili sürecin hızlı ilerlediğine dikkat çekerek, uzun vadeli ve katılımcı olması gereken planlamaların rant siyasetinin bir parçası olmaması gerektiği uyarısı yapıyor.

Öte yandan bölgede inşaat faaliyetlerine hemen başlanması, acele kamulaştırma yapılması ve ihalelerde 21/b bendinin devreye girmesi anlamına geliyor.

Kamu İhale Kanunu’nun 21/b bendine göre doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi önceden öngörülemeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden hallerin ortaya çıkması halinde ihaleler acil bir şekilde pazarlık usulüyle yapılabiliyor.

Pazarlık usulüyle yapılan ihalelerde ihale koşullarına, kime, nasıl ihale verildiğine ilişkin bilgiler kamuoyuyla paylaşılmıyor. İlanı yapılmayan bu ihalelerde ihale dokümanı sadece davet edilen kişilere verilirken, olası usulsüzlüklere karşı şikâyet başvurusu imkânı da ortadan kalkıyor.

“İnşaatı canlandıracak fırsat”

Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özgür Orhangazi, depremde rant odaklı politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan yıkımın, yeni bir rant fırsatı olarak görüldüğüne işaret ediyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Özgür Orhangazi, Türkiye’de 2000’li yılların başından bu yana muazzam bir inşaat furyasının görüldüğünü belirterek, açıklanan resmi milli gelir rakamlarına göre 1998’den 2021 yılına dek 2,2 trilyon doların inşaat ve gayrimenkul faaliyetlerine gittiğini söylüyor.

Gelinen noktada sürekli inşaat yapmak zorunda olan bir sermayenin biriktiğine dikkat çeken Orhangazi, “Bir senede bu konutları yapmanın muhakkak siyasi nedenleri de var ama iktisadi açıdan baktığımızda da bir fırsat olarak görüldüğü anlaşılıyor” diyor. Deprem bölgesinde bir yandan hafriyat diğer yandan yeni konut ihaleleri olacağını söyleyen Orhangazi, “Bu konutlar TOKİ üzerinden yapılsa dahi TOKİ de sonuçta özel inşaat firmalarına ihale vererek yapıyor. Dolayısıyla yeniden o sektörü de canlandıracak bir fırsat” diye ekliyor.

Bu dönemde 21/b kapsamında kapalı usülde ihalelerin yanı sıra acele kamulaştırmaların da olabileceğine işaret eden Orhangazi, “O kadar çok kaybımız var ki onların sahip olduğu arsalar artık ne olarak geçecek, o daireler, evler ne olacak? Oralardan da belki kamulaştırmalarla bir rant da ortaya çıkacaktır” diyor. Bu tahmini, 20 küsür yıldır görülen ve rantı belli sermaye gruplarına aktarmaya odaklanan politikalar üzerinden yaptığını dile getiren Orhangazi, “Bunun değişeceğine dair herhangi bir emare yok. Tam tersine bu kadar hızlı bir zamanda bu kadar konutu yeniden yapacağız demek, bunu daha da hızlandırarak bu felaket bölgesinde sürdüreceğiz anlamına geliyor” ifadelerini kullanıyor.

“Afet riskine neden olabilir”

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu da yeni yapıların teknik uzmanlarla birlikte hazırlanacak bir plan dahilinde yapılması gerektiğini söylüyor. Giritlioğlu’na göre bu planlar hazırlanmadan yeni bir afet riskine neden olacak bir çalışma yapılmamalı.

Giritlioğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan yapıların fay hattından uzağa inşa edileceğini söylese de bu bölgenin neresi olacağının önemine işaret ederek, “Çünkü burada artçı sarsıntılar devam ederken bir inşaat faaliyetinin başlaması riskler yaratabilir” diyor.

Sürecin katılımcı bir şekilde planlanması gerektiğini vurgulayan Giritlioğlu, ”Bunun bir rant aracı haline gelmemesi, bu rant siyasetinin bir parçası haline gelmemesini sağlamak gerekiyor” diye konuşuyor

Öte yandan Giritlioğlu, iktidarın öncelikle halkın şu andaki yaşamını olağanlaştıracak adımlara odaklanması gerektiğini vurguluyor.

“Her depremde konut vaadi”

İşin daha acil kısmı olan konteynerlerin nasıl ve nerede yapılacağı, bölgede hayatın nasıl normale döneceği, sağlık ve eğitim hizmetlerinin nasıl tekrar olağanlaştırılacağına dair somut adımların henüz ortada olmadığını dile getiren Giritlioğlu, “Ne yazık ki her depremde olduğu gibi doğrudan müjde olarak sunulan konut vaadi var ortada. Daha önceki depremlerde evlerini kaybetmiş depremzedeler hala konut bekliyorlar. Bunları da hatırlatalım. Bu vaatler veriliyor ama ne yazık ki yerine de getirilmiyor” ifadelerini kullanıyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD) il afet azaltma raporlarında depremden etkilenen 10 il için de riskin bilindiğine fakat bunun hazırlığının yapılmadığına işaret eden Giritlioğlu, “Halbuki gerçek anlamda bu işe deprem olmadan odaklanmak ve riskli bölgeleri güçlendirmek gerekiyor. Deprem oluyor, her şey yıkılıyor ve iktidardan gelen tek ses ‘biz size en kısa zamanda konut yapacağız’. Bu her şeyi meşrulaştırmıyor” diye ekliyor.

Anayasa gereği devletin can ve mal güvenliğini temin etme zorunluluğu olduğunu söyleyen Giritlioğlu, ekliyor: “Bunu temin edemiyorsa bunun da gereğini bu konutlar ile zaten yapmak zorundadır. Bunu bir lütuf gibi, bir müjde gibi vermenin bir anlamı yok.”

“Mikrobölgeleme çalışması yapılmalı”

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Sami Teymurtaş’a göre de direkt ‘biz inşaata başlıyoruz’ diyen bir çözüm önerisi doğru değil. Bölgede bir an önce mikrobölgeleme çalışması yapılmalı.

Yerleşime açılması düşünülen boş alanlardaki tüm afet tehlikelerini, yapılaşmış alanlarda ise tüm afet risklerini büyük ölçekli hâlihazır haritalar üzerinde belirleyen çalışmalara mikrobölgeleme adı veriliyor.

Oda olarak 2021 yılında Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye ile ilgili raporlar hazırladıklarını, bu raporları Cumhurbaşkanlığı, TBMM ve ilgili Valiliklere gönderdiklerini aktaran Teymurtaş, buna rağmen bölgede mikrobölgeleme çalışması yapılmadığını söylüyor.

Bölgedeki zemin koşulları ve yerleşime uygunlukla ilgili jeolojik haritalar yapılmadan yeni bina yapım çalışmasına başlanmasının doğru olmadığını ifade eden Teymurtaş, “Sadece fay hattı değil, zemin koşulları da çok önemli. Biliyorsunuz 300 kilometre ötedeki binalar yıkıldı” diyor. Çalışma yürütülürken yeraltı sularının da dikkate alınması gerektiğini belirten Teymurtaş, “Bu çalışmalar bir plan altlığı olarak çalışılır ve buna uygun bir plan yapılarak orada inşaat yapılabilir. Yoksa tekrar plansız bir çalışma olmuş olur ve bu daha sonra aynı sıkıntıların yaşanmasına neden olabilir” diye konuşuyor.

“Acil ihtiyaçlar öncelenmeli”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı Cemal Gökçe de “Tekrar acele yapıp kötü yapmaktansa belli bir planlama çerçevesinde doğru bir yapı yapmak önemli. Yoksa acele diyerek insanlara hoş görünmenin anlamı yok” diyor.

Gökçe’ye göre insanların canlarını kaybettiği dönemlerde bu tip açıklamalar müjde gibi algılanmaktan ziyade rahatsızlık veriyor.

Deprem bölgesinde yaşayanların beslenme ve kalacak sıcak yer gibi acil ihtiyaçları olduğunu söyleyen Gökçe, konut yapımının devletin görevi olduğu ancak şu anda önceliğin acil ihtiyaçlara verilmesi gerektiği görüşünde.

“Yeni yapılar yıkıldı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremde yıkılan binaların yüzde 98’inin 1999 yılından önce yapıldığı açıklamasının doğru olmadığını vurgulayan Gökçe, “Varsayalım ki 99 öncesi yapılmış olan binalar yıkıldı. Peki devletin görevi değil mi? 20 yıldır iktidardalar. O yıkılacak olan yapıları tespit edip onları deprem güvenlikli hale getirmek kimin göreviydi? Bunu söyleyerek ben yapmadım anlayışıyla kendi sorumluluklarını bir tarafa atamazlar” diye konuşuyor.

Deprem güvenliği olmayan yapıların güçlendirilmesi ya da yıkıp yeniden yapılmasının 1999 yılından beri konuşulduğunu ifade eden Gökçe, Erdoğan’ın iddiasının aksine depremde çok sayıda yeni yapının yıkıldığını söylüyor.

“Herkes müteahhit oldu”

Depremde otoyol, köprü, havalimanları gibi altyapı yatırımlarının da zarar gördüğünü hatırlatan Prof. Dr. Özgür Orhangazi ise bu yatırımlarla büyük yatırımcıya rant alanları yaratıldığını; imar aflarıyla ise halkın bu ranttan faydalanmaya sevk edildiğini söylüyor. Rantın ufak parçalarından yararlanmak isteyen herkesin son dönemde müteahhit olduğunu dile getiren Orhangazi, bu sistemin bütün olarak Türkiye gibi bir deprem ülkesi için ne kadar tehlikeli olduğunun görüldüğünü vurguluyor.

İnşaat Mühendisleri Odası İkinci Başkanı Nusret Suna da Türkiye’de müteahhit sayısının son verilere göre 460 bine ulaştığını söylüyor. Bulunduğu ildeki ticaret odasına gidip sicil kaydını yaptıran 18 yaş üstü herkesin müteahhit olabildiğini vurgulayan Suna, inşaatlarda güvenlik ve planlamadan sorumlu olan teknik eleman sayısının ise yetersiz olduğunu aktarıyor.

Bir inşaata bir şef düşmüyor

Suna’nın verdiği bilgiye göre mühendis ya da mimar olması gereken şantiye şefleri Kasım 2022’ye dek toplamda 30 bin metrekareyi geçmeyen beş ayrı yapım işini aynı anda üstlenebiliyordu. Bu tarihten sonra yapılan düzenlemeyle ise yönetmelikte “Şantiye şefleri 1500 metrekareyi geçmeyen dört işi, 4500 metrekareyi geçmeyen üç işi, 7500 metrekareyi geçmeyen iki işi aynı anda üstlenebilir” dendi.

Her inşaatta bir şantiye şefi ve bunun alt kadrolarında teknisyenler, teknik öğretmenler olması gerektiğini vurgulayan Suna ise iş çevreleri bunu maliyet artışı olarak gördüğü için piyasa şartlarını gözeten düzenlemeler yapıldığını, bunun da yapı stokundaki riskleri artırdığını söylüyor. Suna, “Bu inşaatlar niye çöküyor, hiç düşünmüyorlar. Aslında inşaat maliyetinin yanında bu tür ince hesaplar solda sıfır kalır. Hiçbir anlamı yoktur. Ama nedense kar hırsı her şeyin önüne geçiyor” diyor.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den “Özgür Basın” Vurgusu

Milletin haber alma hakkının, anayasal güvence altındaki vazgeçilmez bir hak olduğunu hatırlatan İYİ Parti Lideri Akşener, “Milletimiz günlerdir ekran başında, felaket bölgesinde ne olup bittiğini öğrenmeye çalışıyor. Üzülerek görüyorum ki; canlarımız, devletin kendilerine uzanacak elini beklerken, devleti idare eden iktidar, Radyo Televizyon Üst Kurulu üzerinden, milletimizin bu hakkına müdahaleye hazırlanıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bazı yayınlara dair eleştiri hakkımı saklı tutarak hatırlatmak isterim ki; bu süreçte, yakınlarından ve bölgeden haber almak için çırpınan aziz milletimizi bilgilendiren, felaketin boyutlarını gözler önüne seren, enkazlardan müjdeler vererek, hepimize nefes aldıran yayınlar, aba altından sopayı ya da cezayı değil, takdiri hak ediyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kahramanmaraş merkezli 10 ili vuran depremlerle ilgili yazılı açıklama yaptı.

Deprem konusunda yayın yapan medya kuruluşlarına destek verdiğini ve hükümetin RTÜK üzerinden ceza planları yaptığını belirterek eleştirilerde bulunan Akşener açıklamasında şunları belirtti:

“Aziz milletim; tarihimizin en büyük felaketlerinden biri ile karşı karşıyayız. Ülkemiz ve milletimiz, yaşadığımız deprem felaketi dolayısıyla derin bir acı yaşıyor. Mensubu olmaktan şeref duyduğum yüce Türk Milleti’nin, büyük dayanışmasına ve kardeşlik ruhuna bir kez daha şahitlik ediyoruz. Yıkım büyük, kayıplarımız çok, acımız sonsuz, ancak Türkiye’nin bu badireyi de atlatacağına olan inancımız tamdır. Arama-kurtarma çalışmaları devam ettiği için, “Bugünü, yarın konuşmak” üzere, bir hususa dikkatinizi çekmek isterim.

Çağımızın en önemli güçlerinden biri de basındır. Milletin haber alma hakkı da anayasal güvence altındaki vazgeçilmez bir haktır. Milletimiz günlerdir ekran başında, felaket bölgesinde ne olup bittiğini öğrenmeye çalışıyor. Üzülerek görüyorum ki; canlarımız, devletin kendilerine uzanacak elini beklerken, devleti idare eden iktidar, RTÜK üzerinden milletimizin bu hakkına müdahaleye hazırlanıyor.

Bazı yayınlara dair eleştiri hakkımı saklı tutarak hatırlatmak isterim ki; bu süreçte, yakınlarından ve bölgeden haber almak için çırpınan aziz milletimizi bilgilendiren, felaketin boyutlarını gözler önüne seren, enkazlardan müjdeler vererek, hepimize nefes aldıran yayınlar, aba altından sopayı ya da cezayı değil, takdiri hak ediyor.

İktidar, RTÜK üzerinden ceza planları yapacağına, milletimizin gelişmeleri, neden, milyonlarca dolar vererek satın aldırdığı televizyon kanallarından değil de bağımsız yayın yapan kanallardan izlediğini düşünmelidir. Haber suç değildir.

“Özgür medya herkese lazım”

Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Asrın felaketi’ derken bu acıya dair bilgileri, felaketin boyutlarını milletimize ulaştırmak suç değil, olsa olsa durum tespitidir. Hiç kimse unutmamalıdır ki; özgür medya bir gün herkese lazımdır. Ve özgür bir medya, özgür bir toplumun en önemli kazanımıdır.

Aziz milletimizin haber alma hakkını koruyup kollamak adına, depremin ilk dakikalarından itibaren, sorumlu yayıncılık yapan bütün gazetecilerin ve televizyonların yanında olduğumuzu ilan ediyor, haberciliği cezalandırmayı düşünenleri de bu büyük hatadan dönmeye davet ediyorum.”

Paylaşın

Depremler: Yıkıma, Öldürücü Yolsuzluk Sebep Oldu

The Guardian gazetesinden Constanze Letsch, 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,6  ve 7,6 şiddetindeki depremler ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Constanze Letsch, “Doğal bir afet Türkiye’deki depreme yol açtı. Öldürücü yolsuzluk ise bu kadar çok ölüme sebep oldu” başlıklı yazısında, “İşin kolayına kaçan müteahhitler, daha sonra yıkılan binaları güvenli diyerek sattı. Fakat bunlara izin veren ve denetimleri gevşek tutan yetkililer de bir o kadar suçlu” ifadelerine yer verdi.

Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Türkiye ve Suriye’de yaşanan can kaybının 37 bini aştığını hatırlatan Constanze Letsch, depremlerde yıkılan binaların çoğunun ‘son deprem güvenlik standartları ile uyumlu’ lüks binalar olarak satıldığını hatırlattı.

Constanze Letsch, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Sorumlu müteahhitlerden bazıları Türkiye’yi terk etmeye çalıştı. Emniyet kurallarını ihlal ettiği iddia edilen 130’dan fazla kişi hakkında gözaltı kararı verildi ve pek çok inşaat şirketi sahibi tutuklandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘Hatalı herkesin sorumlu tutulacağına’ söz verdi.

Fakat bu tür bir açgözlülük ve bariz vurgunculuk münferit suçlar değil. Bu binalar, devletin verdiği inşaat izni ve ruhsatları, görünüşte bağımsız olan yapı denetçilerinin imzaları ve inşaat malzemelerinin kalite kontrolünü yapan laboratuvarlardan alınan raporlar olmadan inşa edilemezdi. Bunlar, inşaat ve emlak düzenlemelerinde yapılan, yıkıcı ve tatmin edilemez inşaat sektörünün şişirilmiş büyümesini kolaylaştırmayı amaçlayan değişiklikler olmadan ilerleyemezdi.”

Constanze Letsch, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’de ‘bir hükümetin yolsuzluğunu ve kabiliyetsizliğini gözler önüne seren ilk yıkıcı deprem olmadığının’ da altını çizdi. Letsch, “Ancak, AK Parti’nin 20 yılı aşkın bir süredir iktidarda ve hilekarlığı ile ün salan inşaat sektörü ile başa çıkmak, sorumsuz müteahhitleri dizginlemek ve deprem tehlikesi olan ülkedeki tüm yurttaşlara güvenli ve sağlıklı binalar sağlamak için zamanı ve imkanı vardı. Ama yapmamayı seçti. Bilakis, toplumsal ve çevresel maliyetleri ne olursa olsun, ekonomik büyümenin ana motoru olarak devasa altyapı ve inşaat projelerine odaklandı” dedi.

2004 yılından bu yana bu bağlamda ‘inşaat, emlak, yerel yönetim ve konut finansmanı alanında yapılan kapsamlı yasal ve kurumsal reformlar’ hakkında bilgi veren Letsch, kentsel dönüşüm projeleri ile ‘çoğunluğu ötekileştirilmiş ya da yoksul yurttaşlar olmak üzere on binlerce kişinin evlerinden tahliye edildiğini’ fakat söz konusu projelerin ‘evleri depremlere ve diğer afetlere karşı daha dirençli kılmak için çok az şey yaptığını’ kaydetti.

Letsch, “Yerel siyasetçiler ve uzmanlar yıllardır şehirlerin ve kasabaların şiddetli sarsıntılara dayanamayacağı uyarısında bulundu ama sesleri duymazdan gelindi” değerlendirmesini yaptı.

‘Yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük’

Yıllar içinde ‘usulsüzlüklere göz yumularak yapılar üzerindeki tüm uzman denetiminin zayıflatıldığına’ dikkat çeken Letsch, ‘hükümetin bu esnada güvenli ve denetimli yapılar sağlama işinin sorumluluğunu serbest piyasanın güçlerine bıraktığını’ yazdı. Letsch, “Bina denetimleri özelleştirildi, kazanca uzmanlıktan daha büyük öncelik verildi” dedi.

Bu bağlamda pek çok yapının ‘imar affından’ yararlandığını da hatırlatan Letsch, şehir plancısı Buğra Gökçe’nin paylaştığı verilere atıfla, 6 Şubat’ta yaşanan depremlerden etkilenen 294 bine yakın binaya imar affı sağlandığı bilgisini verdi. Deprem olduğunda benzer bir düzenlemenin mecliste onay beklediğini ve can kaybına yol açan binaların kaçının af kapsamında olduğunun henüz net olmadığını kaydeden Letsch, “Eğer bu felaketten sorumlu olanlardan hesap sorulacaksa önce bu yolsuzluk, nepotizm ve açgözlülük ağının çözülmesi gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Demirtaş: İktidarınızın Sayılı Günlerini Efendice Tamamlayıp Defolun!

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabı üzerinden 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin açıklamalar yapmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / Depremlerle ilgili hükümeti eleştiren Selahattin Demirtaş, “Bu yıkımın sorumluları ise pişkince, utanmazca, pervasızca halen tehditler, hakaretler savuruyor” dedi ve ekledi:

“Trolleri, çeteleri aracılığıyla halkı sindirmeye, korkutmaya, alçakça üste çıkmaya çalışıyorlar. Herkes el ele vermiş dayanışmayı büyütmeye çalışırken iki tane eleştiriyi bile kaldıramayan bu aşağılık sürüsü, herkese parmak sallayıp “Hesap soracağız” falan diyebiliyor”

Demirtaş, hükümete seslendiği paylaşımında, “Günü geldiğinde küstahça salladığınız o parmaklarınızı, ortaya koyacağı iradeyle tek tek kırıp saltanatınıza son verecek olan da bu halktır, asıl siz korkun! Ve iktidarınızın sayılı günlerini efendice tamamlayıp defolun! Halk ayağa kalkmasını bilir” ifadelerine yer verdi.

Demirtaş İstanbul Pendik’te Şahkulu Sultan Vakfı şubesine silahlı saldırı olduğuna yer verilen habere yer verdiği paylaşımının tamamında şunları söyledi:

“100 binden fazla can kaybı, 85 milyon yaralı yürek var, her yerde feryat var, figan var. Büyük bir yıkım var. Bu yıkımın sorumluları ise pişkince, utanmazca, pervasızca halen tehditler, hakaretler savuruyor.

Trolleri, çeteleri aracılığıyla halkı sindirmeye, korkutmaya, alçakça üste çıkmaya çalışıyorlar. Herkes el ele vermiş dayanışmayı büyütmeye çalışırken iki tane eleştiriyi bile kaldıramayan bu aşağılık sürüsü, herkese parmak sallayıp “Hesap soracağız” falan diyebiliyor.

Siz kendinizi ne sanıyorsunuz be! Devlet sizin tapulu mülkünüz mü? Halk sizin köleniz mi? Haddinizi bilin! Mafyavari böğürmelerinizle korkup sinecek bir halk yok karşınızda!

Günü geldiğinde küstahça salladığınız o parmaklarınızı, ortaya koyacağı iradeyle tek tek kırıp saltanatınıza son verecek olan da bu halktır, asıl siz korkun! Ve iktidarınızın sayılı günlerini efendice tamamlayıp defolun! Halk ayağa kalkmasını bilir.”

Paylaşın

“İstanbul’da Yıkılma Tehdidiyle Karşı Karşıya Olan 90 Bin Yapı Var”

İBB Başkanı İmamoğlu, İstanbul için harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayarak, “İki şey önemli, bir tanesi İstanbul’un yapı envanteri. Biz görevi devraldığımızda İBB’nin bizden önceki döneminin bitirdiği envanterde 40 bin ila 50 bin riskli yapıdan bahsediyordu” dedi ve ekledi:

“Bizim yaptığımız çalışmada şu an itibariyle ağır ya da çok hasarlı yani yıkılma tehdidiyle karşı karşıya olan 90 bin yapı olduğunu düşünüyoruz. İş yeri olan da var konut olan da var. Çok hızlı hareket etmemiz gerektiğinin farkındayız. İBB ya da hükümet 1999’dan sonra birçok şey yapmış İstanbul’da ama hepsini topladığımızda 80 sene daha çalışmamız gerekiyor ki yapı stoğunu güçlü hale getirelim. Böyle olmaz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Afet Koordinasyon Merkezi’nden (AKOM) FOX TV’deki İlker Karagöz ile Çalar Saat programına bağlanarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar‘ın aktardığına göre İstanbul’daki deprem tehlikesine de dikkat çeken İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Haiti’de deprem oluyor, 200 bin kişi ölüyor 7,8 büyüklüğünde bir depremde. Ama Şili’de 8 ve üzeri depremlerle boğuşan bir ülkede, 8,8 şiddetinde deprem oluyor 2010’da. 3 dakika 30 saniye sürüyor. Ölümlerin büyük çoğunluğu tsunamiden, betondan değil. Asrın felaketi diye bir tarif yapar, süreci başka bir yere koyarsak buradan bir çözüm çıkmaz.

Böyle bir şey kabul edilemez artık, 21. yüzyıldayız. Biz yöneticilerin sorumluluk duygusu başka bir boyutta olmalı. Bu işin tarafı yok, hükümeti muhalefeti, belediyesi AFAD’ı yok, bürokratı seçilmişi yok. Hepimiz aynı masadayız, ne demek el sıkmamak, selam vermemek. Asrın felaketini değil, asrın ihmallerini yapmış mıyız onu konuşmalıyız.

İki şey önemli, bir tanesi İstanbul’un yapı envanteri. Biz görevi devraldığımızda İBB’nin bizden önceki döneminin bitirdiği envanterde 40 bin ila 50 bin riskli yapıdan bahsediyordu. Bizim yaptığımız çalışmada şu an itibariyle ağır ya da çok hasarlı yani yıkılma tehdidiyle karşı karşıya olan 90 bin yapı olduğunu düşünüyoruz.

İş yeri olan da var konut olan da var. Çok hızlı hareket etmemiz gerektiğinin farkındayız. İBB ya da hükümet 1999’dan sonra birçok şey yapmış İstanbul’da ama hepsini topladığımızda 80 sene daha çalışmamız gerekiyor ki yapı stoğunu güçlü hale getirelim. Böyle olmaz.

Bu mesele İstanbul’un can meselesi. Merkezi bir mekanizmayla yönetilmeli. Bu teklifi getirirken hükümete, bakanlığa ‘Tabii ki bu işin başında siz olacaksınız’ dedim. Ama tek başınıza yapamazsınız. Bunun için bir kurul oluşmalı. Bu ısrarımızı devam ettiriyoruz. Bakanlığın, valiliğin, büyükşehirin, ilçe belediyesinin, inşaat sektörünün, yapı sektörünün, finans sektörünün, sigorta sektörünün, mahalle temsilcilerinin içinde olduğu bir mekanizmadan bahsediyorum.

Taslağımızı da sunduk. Bu acil bir meseledir, akşamı sabahı bile yok. Bu sistemin İstanbul için elzem olduğunu defalarca niteledik. Sadece kurul boyutu da yok. İnsanlarımız… Ben öyle binalar biliyorum ki bina çürük. Çok yakınlarım var, taşınmış oradan, binayı boşaltması 3 yıl sürdü. Bina çürükse orayı boşaltmak zorunda.

“Keşke İstanbullulara ‘Huzurla evinizde yatın, uyuyun’ diyebilsem”

İstanbul’da imar barışı uygulamalarında yapı kayıt belgesi verilen yapı adedi 317 bin. Reklam filmini gösterdiler tekrar hatırladık. Birisi kaçak bir yapı yaptığını anlatıyor, ne zaman yaptığını bile bilmiyor, nasıl yaptığını hatırlamıyor. Ona da belge alacağını söylüyorlar, seviniyor vatandaş.

Devlet bunu yapmamalıydı. Bina sakat, yanlış yerde, başına çökecek. Böyle bir anlayışla İstanbul’da hareket edilemez. İstanbul odaklı, bu ayın sonunda kurumlardan, kurullardan, bakanlıktan beklentilerimizi ve çağrılarımızı yapacak bir toplantıyı da hazırlıyoruz. Keşke İstanbullulara ‘Huzurla evinizde yatın, uyuyun’ diyebilsem.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Deprem Bu Beceriksiz Sistemin De Yıkılışıdır

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Seçimi ertelemeye çalışıyorlar. Halkıma sesleniyorum seçimler zamanında olacak. Yasalar ve yasaların oluşturduğu kurumlar çok iyi bilsin seçimler zamanında olacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Madde çok açık. TBMM’de de YSK’da da seçim erteleme diye bir şey yoktur. Söylüyorum aklınızdan bile geçirmeyin. YSK böyle bir talebi dile getirirse demokrasiye darbe demektir. Erdoğan bu ülke sana tam 20 yıl verdi, artık bu saatten sonra 1 yıl değil 1 saat bile veremez. Deprem bu beceriksiz sistemin de yıkılışıdır.”

Kılıçdaroğlu, merkez üssü Kahramanmaraş olan iki büyük depreme ilişkin yaptığı konuşmada yıkımlarda iktidarın sorumsuzluğu olduğunu dile getirerek, “Teddbirsizlik, sorumsuzluk, rüşvet her türlü sorumsuzluktan kaçma. Açıkça söylüyorum, vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir. Sorumlusu tek adam rejimidir. Asla koordine olamadılar. İnsanlarımız ölürken onlar nasıl bu işi siyaset üssüne taşırız diye özel çaba harcadılar” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Açıkça söylüyorum, vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir” dedi. Kılıçdaroğlu, “Yaşadıklarımızın sorumlusu tek adamdır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, depremin 10’uncu gününde partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Deprem bölgesinin karış karış gezdim. Üst üste gittim. Yine deprem bölgesine arkadaşlarımla beraber gideceğim. Milletvekili ekiplerimiz depremin ilk saatlerinden itibaren deprem bölgesinde. Başta büyük şehirlerimiz olmak bütün belediyeleriniz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız, gönüllülerimiz orada. Hepsi özveriyle çalışıyorlar. Ancak gördüklerimi unutamıyorum. Gecelerdir uyumak mümkün değil. Dehşet içindeyim Bir üzülüyorum, bir öfkeleniyorum. Duygularım karmakarışık.

Emin olun bunları büyük bir samimiyetle anlatıyorum. Ailesiz kalan çocuklar gördüm. Evlat kaybetmiş annelerle, ölmüş evladının cenazesini bekleyen babalarla ağladım. Enkaz altında kalan, sevdiklerinin sesini duyan, çaresiz kalan kadınların feryadını dinledim. Bir vinç gelsin diye, yıkıntı başında soğuktan titreyenleri gördüm. Ve onlarla birlikte üşüdüm. ‘Devlet nerede’ diye haykıranları duydum.

Her gittiğim bölgede bunlar kulaklarımdan silinmiyor. Bunu bilmenizi isterim bu millete ‘devlet nerede’ diye sordurttular. ‘Yerli ve milli’den ‘devlet nerede’ noktasına geldik? ‘Devlet nerede’ cümlesinin ayrıntılarını aktarayım size değerli basın mensupları. Tedbirsizlik, sorumsuzluk, denetimsizlik, yıkım, çöküş, liyakatsizlik, rüşvet, her türlü değerden kopma, yağma, hırsızlık… ‘Devlet nerede’ sorusu bunları akla getiriyor.

“Vatandaşlarımız kanı bu iktidarın elindedir”

Açıkça söylüyorum. Vatandaşlarımız kanı bu iktidarın elindedir. Başkanlık sistemini getirdi. Tek adam rejimi devleti felç etti. Gördük. Tek adam rejimi karar alamıyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey yok. Bunu bir kere görmedik defalarca gördük. Hırsları ile paralize etti devleti. Bu kadar da olmaz. Devlet yönetilmiyor. Devlet yok edildi. Hiç kimse unutmasın. Bu yaşadıklarımızın baş sorumlusu tek adamdır. Ve onun bu ülkeye dayattığı rejimdir.

Asla koordine olamadılar. En kritik saatlerde geç kaldılar. En kritik saatler tabii ki ilk on iki saat, ilk yirmi dört saat hadi bilemedin ilk kırk sekiz saat… İnsanlarımız donarak öldüler. Utanarak, üzülerek söylüyorum. Ama gerçekleri konuşmak zorundayım. İnsanlarımız ölürken, onlar nasıl bu işi siyaset üstüne taşırız diye, sorumluluk almayız diye özel bir çaba harcadılar. Bunu düşünmeye başladılar.

Beceriksizlikleri on binlerce insanımızın canına mal oldu. İnsanlarımız enkaz altında inlerken kahraman ve eğitimli Mehmetçiğimiz kışlalarında bekletildi. Akıl alacak şeydeyiz. Nasıl bir korkaklıktır? Kendi askerinden korkmak. Allah aşkına bu nasıl bir korkaklıktır. Asker bu konuda deneyimli. Asker bu konuda birikimli. İlk on iki saat içerisinde bütün sorunları çözebilecek kapasiteye sahip ama askeri kışlalarında özellikle beklettiler. Durumun vahameti ortaya çıkınca zaten olmayan akli melekeyi tümüyle kaybettiler.

“‘Asrın felaketi’ kampanyasını öne sürdüler”

Tüm yardım ve kurtarma faaliyetlerinin koordine olduğu alan sosyal medyaydı. Sosyal medyaya yasak getirdiler. Ağırlaştırdılar. Bizim ekipler VPN üzerinden harekete geçtiler. Gelen taleplerin yüzde altmışı kesildi. Soru soran gençleri, gazetecileri, bilim insanlarını gözaltına aldılar. Enkaza yardıma koşan kurumlara zorluklar çıkardılar. Ya hepimizi tutuklayın ya hepimizi serbest bırakın deyince serbest bıraktılar. Haber kanallarına, sorumluluğu hafifletme talimatı verdiler.

Kalemi kırılmış kişiler, isyan eden vatandaşlarımızın önünden mikrofonlarını çektiler. Daha da acısı, bir de çıkıp ‘kader planı’ dediler. Sevgili halkım, onlara göre senin kader planında molozlar var. Donarak ölme var. Erdoğan’ın meşhur bekasının kader planında ise ışıltılı hayat ve saraylar var. Kimsin sormadı. Japonya’da bu kader planı Türkiye’den farklı bir şekilde neden çalışıyor? Tüm bu rezaletler yetmedi İletişim Başkanlığı’nı devreye koydular. İletişim Başkanlığı hemen en çok takipçili hesapları satın almaya başladı, kampanya çalışmışlardı. Siyaset üstüler reklam kampanyasına başladılar. ‘Asrın felaketi’ kampanyasını öne sürdüler.

Sosyal medya hesapları açıldı. Yandaşlara emirler verildi. Hâlâ arama kurtarma faaliyetlerini koordine edemeyen Erdoğan kendi iletişiminin koordinasyonuna düşmüştü. Bir video devreye soktular. Korkun. Belgesel sesiyle kendilerini aklamaya başladılar. İnsanlar moloz molozlar altındayken belgesel tadında, efektli, video servis etmeye başladılar. Allah bunlara akıl fikir versin. Gerçekten akıllarını kaybetmişler. Çok para harcamışlardır ama hata üstüne hatalar yaptılar. Hemen videoyu geri çektiler. Rezalete son verdiler. Aslında biz bu İletişim Başkanlığı’nı daha önce de izlemiştik.

Bu vitaminsiz Goebbels bunları bir defa yapmıyordu. ‘Yeni ekonomi modeli’ dediler, işsizlik fırladı. ‘Enflasyonla topyekun mücadele’ dediler, enflasyon uçtu. ‘Türkiye yüzyılı’ dediler, şimdi asrın felaketini konuşuyorlar. İletişim Başkanlığı, Erdoğan ne zaman batırırsa, halka hemen bir reklam ve kavram servis etmeye başlıyor. Halkımız ‘devlet nerede’ diye haykırırken, ortaya koyabilecekleri tek şey, koskoca bir yalan makinesi. Yaptıkları PR acizliklerini ve rezaletlerini normalleştirme çabalarıdır.

“Bu ülke için ‘asrın felaketi’ tek adam rejimidir”

Sevgili halkım artık yetti. Milletin canına tak etti. ‘Asrın felaketi’ demiş beyefendi. Size asrın felaketi nedir? Onu ifade edeyim onu anlatayım. Bu ülke için ‘asrın felaketi’ tek adam rejimidir. Açıkça ifade etmek gerekirse Erdoğan’dır. Felaket üstüne felaket yaşadık. Hepsinde beceriksizliğiyle, bir önceki felaketi aratır oldu. Halkımıza yaşatılan koordinasyonsuzluk ve devletsizlik asrın felaketi, asrın cinayetidir. Asrın ihanetidir. Bu asrın iş bilmezliğidir. Asrın tedbirsizliğidir. Asrın beceriksizliğidir.

Saygın kuruluşlar açıklanandan çok daha fazla insanın hayatını kaybettiğinden ve 84 milyar dolarlık bir hasar tespitinden söz ediyorlar. Düşünün vefat edenlerin sayısı otuz bini geçti ama Allah rızası için bir kişi bile istifa etmedi. Bu nasıl bir sorumluluk anlayışıdır? Otuz bini aşkın kişi hayatını kaybeder. Bir kişi ve şu zekası devleti yönetir ama bir tek Allah’ın kulu ya benim vicdanım var kardeşim. Benim sorumluluğum var deyip istifa etmez. Nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir koltuk merakı bu? Nasıl bir rant anlayışıdır bu? Akıl, mantık alacak şey değil.

Rüşvet ve yandaş politikalarının affı maffı olmaz. İnsafsızları, rantçıları torba yasayla ödüllendirenler vicdan azabı çekmiyorlar. Size o izinleri kim verdi? Size kim gidip bunları denetlemeyin talimatı verdin? O imzaları kim attı kardeşim? Bu yıkılan binaların imzalarını kim attı? Hepsi çıkacak. Halkıma söz veriyorum. Asla ve asla yakalarını bırakmayacağım ve tamamının hesabını soracağım. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını, hesabını sormak benim boynumun borcu olacak.

“Derhal üniversiteleri açın”

O kadar saçmaladılar ki akılsız bir sürü işe devam ettiler. Kurtarma çalışmalarındaki beceriksizlikleri yetmedi. Şimdi de üniversitelerimize ve öğrencilerimizin yurtlarına çökmeye çalışıyorlar. Sadece İstanbul’da 750 bini aşkın konut boş duruyor zaten. Turizm sektörümüzün kapasitesi 1 milyon 600 bin. Gençlerimizin eğitim kalitesini düşürmeye bu ülkenin geleceğini mahvetmeye sizin ne hakkınız var? Derhal üniversiteleri açın. Öğrenciler yurtlarında kalsınlar. Zaten doğru dürüst yurt da yok. Büyükşehirlere geleceklerse söz veriyorum, bizim belediye başkanlarımızın olduğu büyükşehirlere gelenlerin tamamının yerleşim sorununu çözeceğiz. Akıl dışı işler yapıyorlar. Bu kadar beceriksizi hayatımda hiç görmedim.

Seçimleri ertelemeden bahsediyorlar. Açık ve net söylüyorum seçimler zamanında olacak. Hukuk devleti, anayasa, yasa ve bu yasaların oluşturduğu kurumlar bunu çok iyi bilsinler. Bu ülkede seçimler zamanında olacak. Seçim savaş dışında ertelenemez. O zaman bile kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi verir. Anayasa madde 78 çok açık ortada. Tıpkı anayasa 101’inci maddede olduğu gibi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de YSK’da da afet halinde seçimi erteleme diye bir olay yoktur.

Böyle bir yetki de yoktur. Aklınızdan bile geçirmeyin. Yüksek Seçim Kurulu bunu talep ederse demokrasiye darbe talebinde bulunmuş olur. Yüksek Seçim Kurulu böyle bir talebi dillendirirse demokrasiye darbe talebiyle ortaya çıkmış olur. Biz bunu böyle okuyacağız. Şimdi Erdoğan çıkmış ‘bana 1 yıl daha verin’ mesajıyla ortada geziniyor. Ya Erdoğan bu ülke sana tam 1 yıl değil, 5 yıl değil, 10 yıl değil, 15 yıl değil. Sana tam 20 yıl verdi. Artık bu saatten sonra sana 1 yıl değil 1 saat bile veremez.

“Ülkenin başına felaket gibi çöken bu iktidarı biz değiştireceğiz”

Şimdi iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına meselesine gelelim. Deprem aslında bu köhne zihniyetin ve bu sistemin de yıkılışı. Ama Türkiye’nin büyük bir değişime ihtiyacı var. Değişmesi gereken bir iktidar… Ama bu iktidarı biz değiştireceğiz. Halkın oylarıyla bu beceriksiz iktidarı, ülkenin başına felaket gibi çöken bu iktidarı biz değiştireceğiz. O sorun değil ama sadece iktidarı değiştirmek yetmez.

Değişmesi gereken bir zihniyet var, zihniyeti değiştireceğiz. Bu zihniyet tek adam zihniyetidir. ‘Ranttan bana pay düşsün hep bana’ anlayışını kesinlikle bitireceğimiz bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Hangi yandaşın hangi ihaleden ne kadar pay kopardığı hesabı mutlaka ama mutlaka sorulmalı ve bu zihniyet mutlaka ama mutlaka değişmeli. Hırsı, kibri, bu zihniyeti temelinden kazıp atacağız. Biz her birimiz elimizi taşın altına koyacağız. Şehirlerimizi yeniden inşa edeceğiz.

Yalandan, hırsızlıktan ve liyakatsizlikten arınacağız. Bizi biz yapan değerlerimize, ahlakımıza, vicdanımıza kavuşacağız. Kurallara ve bilime uyacağız. Daha sonra refah dolu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Milletimizden çalınan 418 milyar doları kuruşu kuruşuna tahsil edeceğiz ve bu milletin cebine koyacağız. Bu parayla her şeyi, Türkiye’yi ayağa kaldıracağız. Bir de yatırım taahhütleri alıyoruz. Bunun da altını çizeyim. Yatırım taahhütleri alıyoruz. Çok sayıda yatırımcı kapıda bekliyor.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Türkiye İçin Acil Fon Çağrısı Yapacağız

10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklama yapan Birleşmiş Milletler Sözcüsü Stephane Dujarric, Türkiye’ye için acil fon çağrısının birkaç gün içinde yapılabileceğine işaret etti ancak yardım miktarı konusunda herhangi bir açıklama yapmadı.

Stephane Dujarric, yıkıcı depremler sonrasında bölge genelinde milyonlarca insan hayatta kalma mücadelesi verdiğini, evsiz kaldığını ve dondurucu soğuklarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirterek,” Ayrıca Türkiye için bir acil durum çağrısı ve fon oluşturmanın son aşamalarındayız” dedi.

Bir gazetecinin Türkiye için acil durum çağrısını ne zaman duyurmayı düşünüyorsunuz? Sorusunu da Dujarric,” Muhtemelen önümüzdeki günlerde mümkün olan en kısa sürede” diye yanıtladı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, Dujarric, deprem felaketi sonrasında da BM’nin bölgedeki yardım çabalarını arttırdığını belirterek,” Sahada olup bitenler açısından hem Suriye’de hem de Türkiye’de acil durum ekiplerini veya yardım operasyonlarını seferber etmeye devam ediyoruz. İnsani çabalar hızla artırılıyor. Enkaz kaldırmak için ağır makine makineleri, tıbbi malzemeler, barınak, ısıtma, gıda ve sanitasyon yardımı dahil diğer öğeler gibi öncelikli ihtiyaçları belirleniyor” dedi.

“Suriye’ye deprem yardımı artarak sürüyor”

BM Sözcüsü Dujarric, Türkiye’den sonra Suriye’deki deprem sonrası ulaştırılan yardımların arttığını belirterek,” Son güncellemelere göre, Uluslararası Göç Örgütü’ne (IMO) ait 11 kamyonluk ilk konvoy ve gıda dışı maddeleri taşımakta olduğumuz iki ek geçişten biri olan kuzeybatı Suriye’ye geçti.

Buna ek olarak, BM Mülteci Yüksek Komiserliği (UNHCR), Uluslararası Göç Örgütü (IMO) ve Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) tedarik edilen 26 tıbbi yardım malzeme yüklü tır, Türkiye’den kuzeybatı Suriye’ye geçti. Geçiş yapan toplam yardım tırı sayısı 58’e yükseldi” dedi.

Dujarric, Suriye’de depremden etkilenenlerin sayısının 9 milyon kişi olduğunu belirterek, “Yıkıcı depremden, Halep’te 4,2 milyondan fazla kişi, İdlib’de 3 milyondan fazla kişi etkilendi. Suriye’nin Kuzeybatısında 7 bin 400’den fazla bina yıkıldı veya hasar gördü. Suriye’de 465 bin vakaya müdahale etmek için 37 tonlu acil tıbbi malzeme bugün hava yoluyla taşıdı.

Halep’te, UNICEF içme suyu sağlıyor, sığınaklarda ve etkilenen mahallelerde ülke içinde yerinden edilmiş yaklaşık 60 bin kişiye yardım ediyor. Dünya Gıda Programı, şimdiye kadar Halep ve Lazkiye’de 60 bin kişiye hazır sıcak yemek paketleri dağıttı. Deprem sonrasında 70 binden fazla kişi koruma hizmetlerinden yararlandı ve 10 aktif çocuk koruma merkezi ve 15 gezici ekip faaliyet gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Depremler: Erken Uyarı Sistemi Devreye Girebilir Miydi?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 10 ilde büyük yıkıma neden oldu. Depremlerde on binlerle ifade edilen can kaybı yaşanırken, 100 bine yakın kişi ise yaralandı.

Peki Kahramanmaraş merkezli ilk depremlerin yıkıcı dalgaları diğer illere ulaşmadan erken uyarı sistemi devreye girebilir miydi?

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi ve Avrupa Sismoloji Merkezi’nin yayınladığı bilimsel raporlara göre yapılan hesaplamalar, erken uyarının yıkımdan 20-25 saniye önce Diyarbakır, Adıyaman, Hatay gibi illere yapılabileceğini gösteriyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği, Sismoloji Dalı’ndan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’a göre erken uyarı Türkiye’de bazı yerler için çok randımanlı kullanılabilir. Ancak Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD) böyle bir çalışması yok.

Deprem olur olmaz devreye giriyor

Erken uyarı sistemi deprem olur olmaz ya da hemen olduktan sonra devreye giren bir sistem.

Deprem olduğu zaman farklı sismik dalgalar üretiyor. Yer kabuğunun fay üzerinde kaymasıyla hissedilen ilk sismik dalga P dalgası olarak adlandırılırken, ardından gelen S dalgası ise asıl yıkıcı etkiye sahip. Erken uyarıda sistem, S dalgasının ne zaman geleceğini hesaplayarak aradaki kilometre farkına göre dalganın vuracağı noktalara vakit kazandırıyor.

Bilimsel verilere göre Pazarcık merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremin yıkıcı dalgası ulaşmadan bazı illere haber verilebilir ve kayıplar azaltılabilirdi.

“Yıkıcı dalgalar için 20-25 saniyeleri vardı”

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Diyarbakır ve Adıyaman gibi illerin depremin merkez üssünden 100 kilometreden fazla uzakta olduğuna işaret ediyor.

Sistemin uzak iller için uygulanabilirliğine dikkat çeken Eyidoğan, “Doğu Anadolu fayına illeri dik yönde düşündüğümüzde kuzeyde ve güneyde yani Malatya, Elazığ, Kırıkhan-Hatay. Yıkıcı dalgaların gelmesi için 20-25 saniyeleri vardı” diyor.

Eyidoğan, ABD ve Avrupa sismoloji uzmanları tarafından yapılan bilimsel tespitlerde, fayın tamamen kırılmasında geçen sürenin 80 saniye olarak hesaplandığına dikkat çekiyor. Kahramanmaraş-Gaziantep il sınırından başlayan kırılmanın iki taraflı yayıldığını söyleyen Eyidoğan, “Biri Çelikhan’a doğru, Sivrice’ye doğru eğilmiş Doğu Anadolu Fayı üzerinden, diğeri de Kahramanmaraş Gölbaşı üzerinden Hatay’a doğru uzanmış. Son yapılan modellemelere göre fayın boyu 200-250 kilometre boyunda. Yani en az 100 kilometre bir tarafa 100 kilometre diğer tarafa kırılarak uzanmış diyebiliriz. Kırık yürüme çizgisi ise saniyede 2,5 kilometre” bilgisini veriyor.

Eyidoğan, böyle bir deprem için uzaktaki illere erken uyarı verilebileceğini söylüyor.

Deprem istasyonuna bilgi ışık hızıyla geliyor

Haluk Eyidoğan, deprem olduğu anda deprem istasyonuna bilginin ışık hızıyla geldiğini ve sarsıntıyı algılayan sistemin olacak depremi ve bu depremin büyüklüğünü anladığını belirterek “Merkez deprem olduğunu anlar anlamaz der ki önce P dalgası gelecek, o daha hızlı geliyor. Türkiye’de genellikle depremler sığdır. Yani 20-30 kilometreden daha derin değildir. Depremde P dalgası 6 kilometre/saniye hızla gelir. Bu genellikle yıkıcı değildir. İkinci dalga olan S dalgası bunun hemen hemen yarısına yakın hızla, yaklaşık 4 kilometre/saniye hızla gelir” diyor.

Sistemin S dalgasının ne zaman geleceğini ilk uyarıyı alır almaz algıladığını anlatan Eyidoğan, merkez üssüne uzaklık arttıkça S dalgası daha geç geleceği için kazanılan zaman aralığının büyüyeceğini söylüyor. Örneğin deprem merkezi 100 kilometre uzaktaysa yer kabuğu içerisinde ilerleyen S dalgaları o mesafeye yaklaşık 25 saniyede ulaşıyor.

“Türkiye bu konuda uzman yetiştirmeli”

Erken uyarı sisteminin, ona göre tasarlanmış algoritmalar ve teçhizat gerektirdiğini dile getiren Eyidoğan, “Sismograf yüz yıldır kullanılan bir cihaz. Giderek gelişti. Eskiden biz bu cihazları iki üç kişi zor taşıyorduk. Şimdi bilgisayardan hafif, ufacık elimizle alıp bir yere yerleştirebileceğimiz boyuta geldi. Yazılımcılık da çok ilerledi. Yapay zekâ diye bir şey var artık. Dolayısıyla bunlar bizim ülkemizde kullanılabilir. Denenebilir. Bu konularda uzman yetiştirilebilir” diye konuşuyor.

Dünyada erken uyarı sistemi ile ilgili bilimsel çalışmalar uzun süredir devam ediyor. Okyanusta gerçekleşen depremler için merkeze uzaklığa bağlı olarak örneğin Meksika ya da Japonya’da 30 saniyeye kadar bir erken uyarı sistemi söz konusu.

AFAD’ın erken uyarı sistemi yok

Türkiye’de ise AFAD’ın böyle bir çalışması yok.

Kahramanmaraş depremleri sonrası gerek müdahale gerek zararları önleme konusunda eleştiri okları Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’na çevrilirken, kurumun eski Bilgi Sistemleri ve Haberleşme Daire Başkanı İrfan Keskin’in 2018’de yaptığı bir sunum da kamuoyunda tartışmaya yol açmıştı.

Peki AFAD’ın erken uyarı sistemiyle ilgili bir çalışması yoksa Kasım 2022’de gerçekleştirilen “Çök-Kapan-Tutun” tatbikatında cep telefonlarına gönderilen uyarı mesajı ne anlama geliyordu?

AFAD’ın deprem için bir erken uyarı sistemi olmadığını vurgulayan Eyidoğan, “AFAD diyor ki ya böyle bir sistemimiz olursa, böyle bir uyarı sistemi yaparsak işte böyle yapacağız. Yani size sinyal gelecek. Artık sizin o anda onu algılamanız ne hızda olur, bilmiyorum. Bana mesela o mesaj geç geldi. Bazı arkadaşlara hiç gelmemiş, bazılarına çok geç gelmiş. Yani onunla ilgili bir kere çok randımanlı çalışılması lazım. Ama Türkiye’de bununla ilgili bir uyarı sistemi yok” şeklinde konuşuyor.

Kandili Rasathanesi yürütüyor

İstanbul’da ise erken uyarı sistemi 2002’den beri Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından uygulanıyor. Bakanlar Kurulu’nun 5 Nisan 2001 tarihli kararıyla İstanbul Deprem Erken Uyarı ve Acil Müdahale Sistemi kurulması kararlaştırıldı ve bu sistem kuruldu. Ancak sistem, deprem merkezine yakınlıktan dolayı ikincil felaketleri önleme odaklı.

Eyidoğan, “İstanbul özelinde bu oldukça zor. Yani İstanbul için kimine göre 7 saniye, kimine göre 5 saniye gibi bir zaman var” diyor. Buna karşı halka yapılacak uyarının çok pratik olmayacağı görüşünü paylaşan Eyidoğan, “Kendinizi daha korunaklı bir konuma koyabilirsiniz. Onu başarabilirsiniz ama bina çökmeme koşuluyla tabi. Yani toptan çökme gibi bir durumla karşı karşıyayız bugün. Yani binlerce bina toptan göçtü” ifadelerini kullanıyor.

“İstanbul için tatbikat yapılmalı”

“O zaman bu uyarıyı doğrudan insana yönelik olarak kullanmaz otomatik sistem. Bunu doğal gazı keser, elektriği keser, gerekirse siren çalınır yerleşim alanında ve bir deprem olduğunu öyle sesle duyurur” diye devam eden Eyidoğan, bunun için de İstanbul’da tatbikat ve bilgilendirme yapılmasının önemine işaret ediyor.

Yine uzaktaki yaşam yerleri için İstanbul depreminde de erken uyarı verilebileceğine işaret eden Eyidoğan, Türkiye’de erken uyarı sisteminin uygulanabilirliğine dikkat çekiyor. Jeofizik mühendisleri işsiz olduğu için üniversitelerde bu bilim dalının artık çok tercih edilmediği bilgisini veren Eyidoğan, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de bu konuda uzman yetiştirilmesinin önemine işaret ediyor.

Paylaşın