Selahattin Demirtaş: Seçimi Ertelemek Siyasi Darbe Olur

“Seçimleri erteleme” tartışmalarına dair açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar. Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur. Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.”

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “seçim erteleme” tartışmasına dair açıklama yaptı.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Gelen bilgilere göre, herkes felakete yoğunlaşmışken bir grup hukukçuya, seçimlerin ertelenmesi için çalışma yapılması talimatı verilmiş.

Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar.

Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur.

TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur.

Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.

Deprem felakettir, diktatörlüğe geçiş için “Allah’ın lütfu” değildir.

Halk buna izin vermez, nokta.”

AK Parti Kurucular Kurulu üyesi Bülent Arınç, 22. Dönem TBMM Başkanı sıfatıyla imzaladığı açık mektupta, Maraş depremlerinin yarattığı olumsuzluklar dolayısıyla genel seçimin bir yıl ertelenerek yerel seçimle birleştirilmesini istedi. Ardından sosyal medyada seçimin ertelenmesi konuşulmaya başlandı.

6 Şubat Pazartesi saat 04.17’de Maraş ili Pazarcık ilçesi merkezli 7.7 büyüklüğündeki ilk depremin ardından saat 13.24’e Elbistan ilçesi merkezli 7.6 büyüklüğünde ikinci deprem oldu. Maraş, Hatay, Malatya, Adıyaman, Antep, Urfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Kilis, Elazığ’da büyük yıkım meydana geldi. 30 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 80 binden fazla kişi yaralandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: Savaş Olmadığına Göre Seçim Ertelenmez

“AK Parti’den deprem gerekçesiyle seçimin 18 Haziran ötesine ertelenmesi çıkışları geliyor. Seçim ertelenebilir mi?” sorusunu yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hayır. Anayasa çok açık. Ancak savaş halinde seçim ertelenebiliyor” dedi ve ekledi:

“Savaş olmadığına göre seçim ertelenemez. Hiç kimse Anayasanın, yasaların dışında gerekçeler uydurarak kendisine özgü bir hukuk normu oluşturamaz. Anayasa var. “Türkiye hukuk devletidir” diyorsak yapılamaz”

6 Şubat depreminin ardından bir çok yerleşim yerinin tahrip olması, can kayıpları ve nüfusun yer değişimi yaşandı.

AK Partili Bülent Arınç ise “ivedilikle seçim ertelenmeli görüşünü dile getirdi. Gazeteci Murat Yetkin’e konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu talebin seçim iradesinden kaçma çabası olarak değerlendirdi.

Yetkin Report isimli sitede yayınlanan habere göre, Kılıçdaroğlu, yapılması gerekenin ivedilikle seçin tarihinin belirlenmesi ve YSK’nın gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu’nun seçim ertelenmesi tartışmaları üzerine sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

AK Parti’den deprem gerekçesiyle seçimin 18 Haziran ötesine ertelenmesi çıkışları geliyor. Seçim ertelenebilir mi?

Hayır. Anayasa çok açık. Ancak savaş halinde seçim ertelenebiliyor. Savaş olmadığına göre seçim ertelenemez. Hiç kimse Anayasanın, yasaların dışında gerekçeler uydurarak kendisine özgü bir hukuk normu oluşturamaz. Anayasa var. “Türkiye hukuk devletidir” diyorsak yapılamaz.

Tarih saptansın, YSK çalışsın

Bülent Arınç bir açıklama yaptı, deprem felaketi dolayısıyla derhal ve bir defaya mahsus ertelenmelidir dedi. Nasıl karşıladınız?

Bakın, büyük bir deprem oldu, farkındayız. Göç hareketleri var, farkındayız. Ancak bugünkü teknolojik imkânlarla bu sorunlar kolaylıkla aşılabilir.

Bir kere herkesin bir T.C. numarası var. Yüksek Seçim Kurulunda herkesin kimlik bilgileri bulunuyor. Adres değişikliklerini de kolaylıkla saptamak mümkün. Seçim tarihi netleştiğinde YSK oturur çalışır, bütün bunları düzenler, seçmen listelerini oluşturur. 14 Mayıs’ta olacaksa üç ay, 18 Haziran’da, zamanında yapılacaksa dört aydan fazla zaman var. Bu süre içinde YSK görevini aksatmadan rahatlıkla yapabilir.

Oysa iddialara göre AK Parti seçimi YSK üzerinden ertelemeye çalışıyor. Neden eli kolu bağlı diyorsunuz?

AK Parti öyle anlaşılıyor ki YSK’yı kendi talimatı ile hareket eden bir organ olarak görüyor. Daha açık bir anlatımla, onlar YSK’yı AK Partinin arka bahçesi olarak görüyorlar. Gerçi YSK geçmişte bu izlenimi verecek kararlar almadı değil.

O zaman sizce neden bu çıkışlar yapılıyor, seçimin Anayasa’ya rağmen ertelenmesi çıkışları yapılıyor?

Seçimin ertelenmesi taleplerinin altında seçimden kaçma iradesi var. Ancak bu iradeyi YSK üzerinden hayata geçirmek yani kendi çıkarlarına göre bir defaya mahsus özel kararlar aldırmak istiyorlar. Sayın Arınç’ın açıklaması bunu gösteriyor.

Tekrar ediyorum; kimseye özgü hukuk normu oluşturulamaz. Yapılması gereken, ister erken seçim olarak 14 Mayıs, ister zamanında 18 Haziran olsun, ivedilikle seçim tarihinin belirlenmesidir. Seçimden kaçmanın hiç kimseye bir yararı yoktur. Ancak zararını tüm ülke çekecektir.

Paylaşın

“Seçimler Eylül Ayına Sarkabilir” İddiası

Depremlerin ardından konuşulan seçim senaryolarını köşesine taşıyan gazeteci Mehmet Tezkan, eçimin planlanan 14 Mayıs’a yetişmeyeceğini belirterek, “18 Haziran şimdilik ağır basıyor ama bir olasılık daha var…” dedi ve ekledi:

“YSK; ‘Depremden 13 milyon insan etkilendi. 10 milyona yakın seçmen yer değiştirdi. Seçmen kütükleri yok oldu, kayıt kuyut kalmadı, yenilemem lazım, önemli bir seçmen kitlesini saf dışı bırakamam. Seçimi etkiler’ diyerek… Ve… Hazırlık yapamadım bahanesiyle seçimi eylül ayına öteleyebilir…”

Halk TV yazarı ve gazeteci Mehmet Tezkan, 10 ilde büyük yıkıma neden olan, Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından konuşulan seçim senaryolarını köşesine taşıdı.

Seçimin planlanan 14 Mayıs’a yetişmeyeceğini belirten Tezkan, “18 Haziran şimdilik ağır basıyor ama bir olasılık daha var… YSK; ‘Depremden 13 milyon insan etkilendi. 10 milyona yakın seçmen yer değiştirdi. Seçmen kütükleri yok oldu, kayıt kuyut kalmadı, yenilemem lazım, önemli bir seçmen kitlesini saf dışı bırakamam. Seçimi etkiler’ diyerek… Ve… Hazırlık yapamadım bahanesiyle seçimi eylül ayına öteleyebilir…” dedi.

Tezkan, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“İktidar yani Saray; ‘Yaz aylarında insanlar rahatlar, enkaz kaldırılır, yeni binaların temeller atılır, umut saçılır, acıları hafif de olsa küllenir. Yaralıların bir bölümü sağlığına kavuşur. Depremden etkilenmeyen illerde yaşayanların bir kısmı ‘ah vah’ demeyi bırakır. Bir kısmı unutur’ diye düşünüyor olabilir…

İktidar böyle düşünüyorsa YSK’da gereğini yapar. Kılıf bulur…

Konuşulan bir olasılık daha var. Seçimin bir yıl ertelenmesi. 2024 yılında yerel seçimle birleştirilmesi.

Olabilir mi?

Olabilir, konuşalım… Anayasa’ya göre savaş hali dışında seçim ertelenmiyor. Savaş çıkacak bir ortam yok.

Yunanistan’a bir gece ansızın gelebiliriz dedik, kör talih onlar bir gece ansızın ama izinle enkaz altındaki vatandaşlarımızı kurtarmak için geldi.

Bu sebeple seçim 2024’e kalmaz diyorum…

Kimileri; Erdoğan yıkılan konutlar için ‘Bir yıl süre verin’ dedi ya bu sözü dayanak noktası yaparak seçim ertelenecek diyor.

Senaryoları şöyle: Erdoğan büyük deprem ve depremin ekonomiyi daha da sarsacağını gerekçe göstererek ülke çapında OHAL ilan eder. Meclis anında onaylar. Seçimi bir yıl ertelediğine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararnamesi yayımlar.

Bu kararnameye itiraz kime yapılabilir?

Anayasa Mahkemesi’ne….

Ama… Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne bakmayacağını ilan edip elini kolunu bağladı.

Hayda… Eee ne olur?

YSK’ya başvurulur. O da Anayasa Mahkemesi’ne gidin der. Cumhurbaşkanı Kararnamesi var ben karışamam der.

Der mi der… Top oradan oraya dolaşırken 2024’ü buluruz…

Ülke için en ağır senaryo da bu…

Gerçekleşme ihtimali var mı?

Yüzde 50… Saray’ın planı buysa yüzde 100…

Bu ülkede artık hiçbir şeye, ‘Bu kadarı da olmaz ya’ diyemiyoruz!..”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Bu İktidar Kötülüğü Örgütlüyor

Kahramanmaraş merkezli depremlerle ilgili değerlendirmede bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Dayanışma duygularıyla hareket eden bütün insanlarımıza, yurt dışında ve içinde bu seferberliğe katılan herkese deprem bölgesinde canla başla çalışan herkese minnettarız. Sağ olsunlar var olsunlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İktidarın tüm kötülükleri ve çirkinliklerine rağmen insanlığın büyük dayanışması canlı bir şekilde bölgede, her yerde kendini gösteriyor ve bu dayanışma giderek büyüyor. İnsanlarımız organize oluyorlar iyiliği örgütlüyorlar iyiliği büyütüyorlar. Bu iktidar ise kötülüğü örgütlüyor. Bu iktidarın yaptığı en iyi şey kötülüğü örgütlemektir. Bu iktidarın becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür.”

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası 8 gündür çalışmalar yürüten Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi, Eş Genel Başkan Mithat Sancar başkanlığında olağanüstü toplandı. HDP Eş Genel Başkanı Sancar, toplantıda açıklamalarda bulundu.

Depremde yaşamını yitirenlere başsağlığı dileyerek sözlerine başlayan Sancar, “Tüm ülke olarak tarifi çok zor bir acıyı yaşıyoruz. Kelimelerin boğazımızda düğümlendiği bir zamandayız. İnsanların feryatları, yardım çığlıkları, büyüyen haklı öfkesi asla unutulmayacak. Öyle iktidar sahiplerinin ‘kader planı, asrın felaketi’ diyerek, kendi sorumluluklarını ve beceriksizliklerini gizleyebileceklerini sandıkları bir süreç değil bu. Depremin asıl yıkıcı etkisi, deprem öncesi yapılanlar, yapılmayanlar ve deprem sonrası gerçekleştirilmeyenler ve gerçekleştirilmesi gecikenlerdir. Asıl depremleri insani felakete dönüştüren; iktidarların, devletlerin politikalarıdır” dedi.

Depremlerin felaketlere dönüştürüldüğünü ifade eden Sancar, “Bu faktörlerin başında tedbirsizlik gelmektedir. Önlemlerin zamanında alınmaması bir diğer faktördür. Acil müdahale ve yardımların yine zamanında ulaştırılmaması da yıkımı büyüten temel sebeplerden biridir. Bu ülkeyi yönettiklerini söyleyenlerin vurdumduymazlığı, organizasyonsuzluğu ve koordinasyonsuzluğu felaketin temelinde yatmaktadır. İnsan ve toplum merkezli yönetim yerine ranta ve talana dayalı politikalar yıkımın başlıca sebebidir. Bugün depremin 8’inci günündeyiz. Resmi verilere göre 30 bini aşkın insanımız hayatını kaybetmiştir maalesef. Halen ulaşılmayan çok sayıda enkaz var. Gidilmeyen yerler, köyler var. Enkaz altında on binlerce insanımız bulunuyor. Bu karakışın ortasında insanlar soğukta kaderlerine terk edilmiş durumda. Çadır, soba, battaniye, gibi ihtiyaçların devlet ve hükümet düzeyinde yeterli oranda karşılanmadığı bir durum söz konusu. Yardımların dağıtılmasında büyük bir kaos ve kargaşa yaşanıyor. Deprem bölgesindeki insanlar toplumsal dayanışma ve yardımlar sayesinde hayatta kalmaya çalışmaktadır” şeklinde konuştu.

Deprem bölgesinde büyük bir yıkımın olduğuna dikkat çeken Sancar, “Ama yıkılmayan bir şey de var insanlık, evet insanlık yıkılmadı. Dimdik ayakta. Sivil toplum, milyonlarca gönüllünün, tek tek bireylerin, sanatçıların, aydınların, emekçilerin, iş insanlarının, sendikaların, kadınların, gençlerin, 7’den 70’e herkesin, yerel yönetimlerin, siyasi partilerin, demokratik kurum ve kuruluşların, yardım için adeta seferber olduğu büyük bir dayanışma yaşanıyor. Bu büyük yıkımın içinden bir kez daha büyük insanlık kendini gösteriyor. Böylesine anlamlı bir dayanışma, yaralarımızı saracak en temel yoldur” ifadelerini kullandı.

“Bu iktidar kötülüğü örgütlüyor”

Dayanışmayla yaraların saracağını belirten Sancar, “Dayanışma duygularıyla hareket eden bütün insanlarımıza, yurt dışında ve içinde bu seferberliğe katılan herkese deprem bölgesinde canla başla çalışan herkese minnettarız. Sağ olsunlar var olsunlar. İktidarın tüm kötülükleri ve çirkinliklerine rağmen insanlığın büyük dayanışması canlı bir şekilde bölgede, her yerde kendini gösteriyor ve bu dayanışma giderek büyüyor. İnsanlarımız organize oluyorlar iyiliği örgütlüyorlar iyiliği büyütüyorlar. Bu iktidar ise kötülüğü örgütlüyor. Bu iktidarın yaptığı en iyi şey kötülüğü örgütlemektir. Bu iktidarın becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür” diye konuştu.

HDP’nin deprem bölgesinde sahada çalışmalarını sürdürdüğünü, halkla dayanışmaya devam ettiğini söyleyen Sancar, şunları söyledi: “HDP olarak depremin yaşandığı ilk gün Ankara ve Diyarbakır’da Merkezi Kriz Koordinasyonlarımızı hemen kurduk. Bunun yanı sıra depremin yaşandığı bölgelerde etkin bir çalışmanın yürütülmesi için örgütlü olduğumuz il ve ilçelerde seçim koordinasyon merkezlerimizi yerel Deprem Kriz Koordinasyon Masalarına dönüştürdük. Şu an 3000’den fazla arkadaşımız, birinci dereceden sahayı koordine ederken, binlerce arkadaşımız da aktif olarak çalışıyor. Bunun dışında Meclis grubumuz, Gençlik ve Kadın meclislerimiz bir bütün olarak sahadalar. Deprem sonrası yıkımının en ağır olduğu 6 ilde, vekillerimiz sürekli ve dönüşümlü bir şekilde halkımızla iç içe yaraları sarmaya ve acıları azaltmaya katkı sunuyorlar.

Bugüne kadar Koordinasyon Merkezimize yaklaşık 60 bin başvuru yapıldı. Bu görüşmeler sonucu yaklaşık 300 bin ayrı iletişim gerçekleştirildi. Enkaz altındaki insanlarımıza acil müdahale için bulundukları yerin AFAD’a bildirilmesinden, acil yardımların organize edilmesi ve deprem bölgelerine ulaştırılmasına kadar her alanda seferber olduk. Arkadaşlarımız kurtarma çalışmalarında bizzat yer aldı, yer almaya devam etmektedir. Bize ulaşan her insanımızın sesini hemen gerekli her yere ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu çabamızı da devam ettireceğiz. Deprem bölgelerinden Ankara, Mersin, Urfa, İstanbul ve Kayseri’deki hastanelere taşınan ve bu hastanelerde tedavi gören, taburcu olan 12 bin 322 afetzede ile temas kuruldu. Erzak ve malzeme yardımları koordine edilmeye devam edilmektedir.

Şu ana kadar TIR, kamyon ve kamyonet olmak üzere 617 araç deprem illerine, ilçelerine ve köylere tarafımızdan ulaştırılmıştır. Evlerde misafir etme çalışmaları kapsamında 26 farklı ilden aldığımız aramalar sonucunda 345 aileyi konuk edecek imkânlar yaratılmıştır. Merkezi Kriz Koordinasyonu bünyesinde teknik, ulaşım ve konaklama, AFAD ile iletişim ve illerle iletişim ekibi olmak üzere, 4 ayrı komisyon kurduk. Kurduğumuz ihbar hatlarından gelen bilgiler arkadaşlarımız tarafından teyit edilerek AFAD’a, il kriz koordinasyonlarına iletilerek, yardımların ulaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Hatlarımız 24 saat açık tutulmaktadır.

Adıyaman, Maraş, Hatay ve Malatya’nın tüm ilçeleri ile Antep’in İslahiye ilçesi mahalle muhtarlarını aradık. Toplam 24 ilçemizde 1148 muhtarımızla iletişime geçtik. Tabii ki deprem dolayısıyla iletişim sorunları var, ulaşamadıklarımız da oldu ancak muhtarların yüzde 75’i ile iletişim kurmayı başardık. Muhtarlarımıza önce geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Hayatını kaybeden yurttaşlarımız için bir kez daha başsağlığı diledik, yaralıların durumunu sorduk, enkaz çalışmalarının son hali hakkında bilgi aldık. En önemli konu da genel ihtiyaçları ve acil gereksinimleri konusunda notlarımızı tutup Kriz Koordinasyon Merkezimize, oradan da ilgili birimlere ilettik, bu çalışmalarımız devam ediyor.

Havalar soğuk, bu nedenle çadır ihtiyacı da ilk sırada yer alıyor. Birçok yere hiç henüz ulaşılamamış. Görüştüğümüz ilçelerin tümünde bu ihtiyaç var. Aciliyetini koruyor çadır ihtiyacı. Depremden hiç hasar görmemiş olsa bile insanlar evlerine girmiyorlar bunu da elbette anlamak gerekiyor. Barınma ve ısınma ihtiyacı depremden etkilenen bölgelerdeki bütün insanlarımız için geçerlidir. Muhtarlarla yaptığımız tüm görüşmelerde bütün muhtarlar, toplumun gösterdiği yüksek duyarlılık ve toplumsal dayanışmadan çok memnun olduklarını belirttiler. Halkımız birbiriyle dayanışmasının önemine burada da ortaya çıktı. Partimize hem dayanışma dolayısıyla hem de aramamız dolayısıyla teşekkürlerini de ilettiler. Biz bu teşekkürü hak etmek için daha fazla şey yapmamız gerektiğinin de farkındayız. Bizim teşekkür gibi bir beklentimiz yok. Bu bizim sorumluluğumuzdur. İnsani ve siyasi görevimizdir teşekkürleri de başımız gözümüz üstünedir. Daha fazla dayanışma için seferber olmaya devam edeceğiz. Acımız, yaramız büyük ama dayanışmamız da yine aynı şekilde büyüktür.”

“AKP-MHP’nin tekçi iktidarının enkazı da halkın üzerine yıkılmıştır”

İktidarın deprem sonrası krizi yönetememe haline değinen Sancar, şöyle devam etti: “Bugüne kadar iktidar ne yaptı? Bir de kısa bir bilanço çıkaralım bu konuda. Yaşanan depremde insanların üzerine sadece çürük binalar yıkılmadı. Çünkü esas yıkımın nedeni, başta da belirttiğim gibi siyasi iktidarlardır, devletlerdir. Çürük düzen ve yozlaşmış iktidar insanlarımızın üzerine çökmüştür. Savaştan, talandan, ranttan ve yalandan başka bir şey bilmeyen AKP-MHP’nin tekçi iktidarının enkazı da halkın üzerine yıkılmıştır. Devletin, kamunun kaynakları ve imkânları böylesi zamanlarda insanların hizmetinde olmayacak da ne zaman hizmette olacak? İktidar ve yönettiği devlet kurumları, bu depremde müdahalede çok geç kaldılar. Bizler gözlerimizle gördük ama tüm ülke buna şahittir. Depremin ardından ben ve Pervin Buldan Eş Başkanım arkadaşım bölgeye gittik, Benim Antakya’da Samandağ ve çevre ilçelerde gördüğüm tablo gerçekten bütün bu söylediklerimizin az bile olduğunu ortaya koyuyor.

Hiçbir yardım ve kurtarma ekibine depremin üzerinden 35 saat geçmişken rastlamadım. Oysa bu sürenin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla bu gecikme ve kaos, organizasyonluk, beceriksizlik maalesef can kayıplarının büyük ölçüde artmasına yol açmıştır. İktidarın, devlet kurumlarının bu durumu, felaket boyutlarını büyüten başlıca faktördür. İktidar krizi yönetememiş, depremi bir insani krize ve trajediye dönüştürmüştür. Her felakette görüyoruz ki iktidara göre ilk kurtarılması gereken insan canı değil, kendilerinin bekası ve imajıdır. Bu rejimle, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adını verdikleri bu rejimle ‘yürütmenin hızlı karar alabildiği ve hareket edebildiği’ iddiasının da çökmüştür. Tek adam yönetimi çökmüştür. Bütün bunlar artık herkesin çıplak gözle gördüğü gerçeklerdir. İnsanlar enkaz altında canlarını ararken, iktidarın enkaz üstünde düşman arıyor olması da kayda geçmesi gereken büyük bir ayıptır. İktidar bir yandan enkaz üstünde düşman ararken öte yandan sivil müdahale ve dayanışmayı engellemeye çalışmış, kutuplaştırma ve nefreti körükleyen açıklamalar yapmıştır. Bu ülke bir deprem coğrafyasında yer alıyor. Bütün hazırlıkların, tedbirlerin ve afet yönetim planlarının bu bilimsel gerçeğe göre olması gerekirdi.

“AKP bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir”

Ancak bilim insanlarını dinlemeyen, dikkate almayan, peş peşe imar aflarıyla depremin böyle büyük bir yıkıma yol açmasına davetiye çıkartan bir beton iktidarı iş başında. AKP bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir. Afetin de felaketin de baş sorumlusu, siyasi sorumlusu, hukuki sorumlusu, ahlaki sorumlusu bu iktidardır. Fail, tek tek bireylerde aranamaz ya da tek tek bireylere sorumluluk yüklenerek, bu tablo temize çekilemez. Elbette bireylerin de sorumlulukları göz ardı edilemez, müteahhitlerin bizatihi sorumlu olduğu konularda elbette soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmelidir ki hukuk komisyonumuz bu konuda da ciddi bir çaba içerisindedir. Ama sorumluluk esas olarak siyasidir, bir sorumluluk silsilesi söz konusudur. Bu nedenle tek tek müteahhitleri öne çıkarıp, siyasi sorumlulukları gizleme çabalarında karşı da bütün hukuk örgütlerinin demokratik kuruluşların ve halkımızın uyanık olması gerekiyor.

İktidarın imar barışı dediği, kaçak yapılara aftır. İşte o imar affının bugünkü sonucu, binlerce binanın yıkılması, on binlerce insanın enkaz altında can vermesidir. Milyonlarca insanın da evsiz, barksız kalmasıdır. 1955-2002 yılları arasında 8 defa imar affı TBMM’nin gündemine gelmiş ve kanunlaşmıştır. AKP’nin iş başına geldiği 2002 yılından bugüne, 2023 yılına kadar, tam 9 defa imar affı yasaları çıkarılmıştır. 1955-2022 yılları arasındakinden daha fazla imar affını bu iktidar kendi 21 yıllık iktidar yönetimi döneminde kanunlaştırmıştır. Üstelik AKP iktidarı bu imar affına ‘imar barışı’ deyip, siyasi bir rant devşirme çabasından da geri durmamıştır. Söz konusu imar affı kanunlarından yararlanan yapı sayısı, 3 milyon civarındadır. Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de, 3 milyon yapının denetimsiz bir şekilde af kapsamına alınması, cinayetin açık bir şekilde kanunileşmesi anlamına geliyor.

“21 yılda yapamadığını bir yılda mı yapacaksın?”

İktidar kendi sorumluluğunu gizleyemez. Hiçbir şekilde gizleyemez. En büyük kurumsal müteahhit, tekrar ediyorum, iktidarın bizzat kendisidir. Ve başlıca fail bu çürük ve rantçı, beton iktidarıdır. Erdoğan Diyarbakır’da yaptığı açıklamada, 1 yıl süre istiyor, yeniden imar için. ‘21 yıldır ne yaptın?’ diye sormaz mı halk? 21 yılda yapamadığını bir yılda mı yapacaksın? Peki bir yılda yeniden imar sorununu çözün diyelim. Yitirdiğimiz canları nasıl geri getireceksiniz. Tarihimizin gördüğü ar damarı en çatlamış ittifak, karşımızdaki iktidar bloğudur. Siyasi sorumluluğunu tehditler savurarak üstünden atmak isteyen bu iktidar, zerre-i miskal ahlaki ve vicdani bir sorumluluk taşımadığını göstermiştir. Afede geç müdahale eden iktidar, deprem sonrasını yönetmekten acizdir. Özetle, devlet herhangi bir şekilde insanların yanında değildir, toplumun menfaatini gözetmemektedir. Onları ve acılarını görmemektedir. Kendi dar çıkarı için her şeyi algı yönetimi ile, tehditlerle halledebileceğini düşünmekte ve buna devam etmektedir.

“AFAD, liyakatsiz bir yönetimin beceriksizliği ve iş bilmezliği…”

Deprem bölgesine çürük bina yapan ve bunların arkasında duran bir iktidarın zaten afet yönetim planından söz etmek abes olurdu. Ortadaki plan rantı yönetme planıdır. Kriz yönetim planlarının olmadığının en somut göstergesi, AFAD’ın durumudur. AFAD’ın personel sayısı, gönüllüler hariç 5 bin 982’dir. Evet, 85 milyonu aşkın nüfusun acil yardım sorumluluğunu üstlenen AFAD’ın personel sayısı 5 bin 982! Yıkılan bina sayısından daha az bir AFAD personeliyle, afet yönetim planı yapılabilir mi? Sahada canla başla kurtarma çalışması yürüten AFAD personeli ve gönüllüleri elbette bu işin içinde tutulamaz. Onların çabaları her türlü takdirin üstündedir. AFAD personeli ve gönüllülerinin hakkını teslim etmek gerekiyor. Sorun yönetim zihniyetindedir, iktidarın politikalarındadır. Acil bir organizasyon ve koordinasyon kurumu olması gereken AFAD, liyakatsiz bir yönetimin beceriksizliği ve iş bilmezliği sonucu kurtarma çalışmalarına 2 günden daha uzun bir süre geçtikten sonra başlamıştır.

“Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, AFAD’ın bütçesinin 4,5 katıdır”

Bütçe tercihlerinde de doğal afet ve felakete karşı alınması gereken önlemler asla yer alınmıyor. AFAD’ın bütçesi, 4 trilyon TL’yi aşkın 2023 yılı bütçesi içerisinde ise sadece 8 milyar 75 milyon TL’dir. Genel bütçedeki payı ise yüzde 0,5’in altındadır. Hep kıyaslar yapılıyor, bunu çarpıcı olduğu için yapıyor, biz de aynı kıyası yapalım. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, AFAD’ın bütçesinin 4,5 katıdır. AFAD’ın başına liyakate aykırı olarak yapılan atamalar, bu çürümenin bir başka boyutunu oluşturuyor. Bu iktidar okulların depreme dayanıklı hale getirilmesi için bütçe ayrılması önergelerimizi de reddetmiştir. Bu deprem göstermiştir ki AKP-MHP yönetim anlayışının afet konusunda herhangi bir hazırlığı yoktur, afetlerin yıkıcı etkisini kat kat arttıran siyasi zihniyeti ve tercihleri vardır.

“Nerede bu deprem vergileri?”

1999 yılından bu yana toplanan deprem vergilerinin sadece adını değiştirdiler. Özel İletişim Vergisi adı altında her yıl on milyarlarca lira bütçeye gelir olarak kaydedildi. 1999 yılından bu yana toplanan deprem vergilerinin miktarı, yaklaşık 40 milyar dolardır. Bu meblağ ile felaketin yaşandığı iller 2 defa yeniden yıkılıp, depreme dayanıklı bir şekilde inşa edilebilirdi. Bu denli büyük bir meblağdan bahsediyoruz. Nerede bu deprem vergileri? Bir tane iktidar yetkilisi yoktur ki ‘bu paraları deprem önlemleri için kullandık’ diyebilsin. Diyemezler. Çünkü depremin etkisini azaltmak için kullanmadılar. Depreme karşı tedbir için kullanmadılar, yandaşlarına aktardılar. Kendi siyasi projeleri için kullandılar. Tüm bunlar da gösteriyor ki suç da fail de herkesin gözleri önündedir.

“Bir yapının aleni iflasıyla karşı karşıyayız”

Katı merkeziyetçi ve tekçi rejim her şeyi felç etmiştir. Sarayın izni olmadan bir vincin bile çalışamaz oluşu ve yetkililerin korkaklığı, acizliği vahameti gösteriyor. Özellikle ‘hızlı’ diye pazarlanan ve bütün yetkilerin bir kişide toplandığı bu sistemin sonuçlarını, maalesef tüm ülke olarak ağır bedeller ödeyerek yaşıyoruz. Yerelden uzak ve kopuk yönetim şekli, bürokratik engeller silsilesinden oluşan bir yapının aleni iflasıyla karşı karşıyayız. Saray’ın karar mekanizması, yani katı merkezi, hiyerarşik ve bürokratik bir yönetim yerine, yerel yönetimlerin yetki ve inisiyatif sahibi olduğu, yerinden yönetimin ne kadar değerli olduğu bu acı tecrübeyle bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü yerellik ilkesi ve buna dayalı yerel demokrasi, bir yetkinin kamusal ihtiyaca en yakın birim tarafından kullanılmasını öngörür.

Bugün dünyada yerel yönetimlerin güçlü olduğu yerler, afetlere de en hazırlıklı yerlerdir. Toplumsal ihtiyaçlara göre tedbir alınarak, afetlere hazırlık yapılarak, yerel yönetimler güçlendirilir. Yapılması gereken budur. Sadece yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değil, demokratik kitle kurumlarının, emek ve meslek örgütlerinin de bizatihi burada yer alması gerekiyor. Bu da yerindelik ilkesinin bir gereğidir. Karar mekanizmalarının da pratik tedbirleri de en etkili ve hızlı şekilde ancak yerinden ve yerellik ilkesi ile sağlayabiliriz. Tekçi, merkeziyetçi yol ve yöntemlerle toplumun iyiliği, kamunun yararı için bir hizmet örgütlenmesi mümkün olmuyor. Tarih boyunca olmadı, şimdi de acı faturalarla maalesef yeniden ortaya çıktı. Bu deprem bize tam olarak göstermiştir ki merkeziyetçi yönetim her kurumu ve kademeyi felce uğratmıştır. Ayrıca sosyal devlet ilkesi de nasıl tahrip edilmiş, bu depremde bunu da gördük. Sosyal devlet ortadan kaldırılmış. Anayasada yazılı bir ilke olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

“Tüm bunların hesabını hukuki ve siyasi çerçevede soracağız”

Ülkenin dört bir yanından insanlar yüreklerinde derin acı, tüm imkanlarıyla seferber olup yaraları sarmaya, elinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Böylece yok olan sosyal devletin yerine dayanışmacı toplum gerçeğini koyuyorlar. İktidarın en tepesinden en alt kademesine kadar, muhalefete, halka, bu doğal afettir, siyaset yapmayın diye parmak sallanıyor. En çirkin ahlak dışı siyaset budur. Ölseniz dahi susun, sadece biz konuşalım demek anlamına geliyor. İktidar bunu istiyor. Gerçekleri söylemeyin, bizim algı operasyonlarımız, gerçek dışı açıklamalarımıza razı olun demek istiyor iktidar. AKP genel başkanı, yöneticilerin basiretsizliği müteahhitlerin hırsızlığına denetimsizliğe çıkardıkları imar aflarına kadar kader planı diyerek, kendi sorumluluğunu örtmeye çalışıyor. Tedbirsizliği, yolsuzluğu, becerisizliği, kader diye sunamazsınız. Bunlar kader değil bunlar siyasi tercihlerdir burada da sorumluluk başka yere havale edilemez. Asıl sorumlular bu devleti yönetenlerdir. Buradan tekrar sesleniyor. İktidarın başı defter açtım diyor, hatırlatıyoruz asıl defteri Türkiye halkları açtı. Tüm bunların hesabını hukuki ve siyasi çerçevede soracağız.

“Bütün sorumlular hakkında gecikmeden soruşturma açılmalıdır”

Yaklaşık 100 yılda, neredeyse ortalama 10 yılda bir büyük bir deprem yaşandı bu ülkede. Çünkü Türkiye aktif deprem hattındadır. Peki tüm bunlar bilinmesine rağmen neden önlem yok? Neden bunları gören bir siyaset yok? Neden insanı ve toplumu yok sayan bir anlayışla hareket ediyorsunuz. Bunların cevabını biliyoruz, hesabını da Türkiye haklarıyla birlikte siyasi ve hukuki açıdan soracağız. Depremin ikinci günü iktidarın yaptığı icraat OHAL ilan etmekti. En hızlı hareket ettikleri alan, yasakçılık, baskı ve sindirme yöntemleridir. OHAL ilan ederek, kendi acizliklerini ve sorumluluklarını örtbas etme çabasına giriyorlar. Depremi bahane ederek, OHAL’i de arkasına alarak kolluk güçlerinin sınırsız yetki kullanmasının sağlamayı amaçlıyorlar. Bunun önüne geçmek zorundayız. Ortada bir suç varsa onun hukuki yollardan takip etmek gerekiyor. Kolluk kuvvetleri bir ‘ceza uygulayıcısı’ değildir. İşkence yapmak bir insanlık suçudur. Sebebi ne olursa olsun hiç kimse işkence yapamaz. Bu konuda yaşanan örnekler derhal takip altına alınmalı, bu yöntemlere işkenceye başvuran kolluk görevlileri hemen görevden el çektirilmeli. Bütün sorumlular hakkında gecikmeden soruşturma açılmalıdır. Kolluk güçlerinin bu tavrı toplumsal dayanışmayı kırmaya, gönüllüleri alandan uzaklaştırmaya dönük bir gözdağıdır. Bu gözdağının bir işe yaramayacağını halklarımız gösteriyor, gösterecektir. Hiç kimse bu kadar büyük insani bir felaket karşısında böylesine kötücül yöntemlerle hareket eden iktidara prim vermeyecektir boyun eğmeyecektir. Biz insani dayanışmayı büyütmeye kararlıyız, milyonlar da toplumsal birlikteliğin asıl insani dayanışmadan geçtiğinin farkındadır.

“Sınır kapıları derhal açılmalı”

Depremin etkili olduğu merkezlerden biri Suriye’dir. Özellikle Afrin, Halep, Lazkiye, İdlib doğrudan yıkımdan etkilenen bölgeler. Yaklaşık 4 bine yakın insanın hayatını kaybettiği kaydedildi. Bu bölgede yaşanan savaş, çete gruplarının işgal pozisyonundan dolayı deprem sonrasında hayatta kalma mücadelesi, özellikle bazı bölgelerde ne yazık ki çok ağır şartlarda gerçekleşiyor. Hatta bizdeki vahim tablodan da daha vahim bir durum ortaya çıkıyor. Daha önce yardımlar Türkiye Cilvegöz Sınır Kapısı üzerinden giderken, depremden dolayı yollarda yaşanan yıkım sebebiyle BM ilk gün yardımları durdurduğunu açıkladı. Sonrasında birçok ülke Türkiye’nin sınır kapılarını insani yardımların hızlı ulaşması için açma çağrısında bulundu. Bildiğimiz gibi Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile bulunan bütün sınır kapıları kapalı durumdadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği 10 Şubat’ta yaptığı açıklamada, depremden kaynaklı 5,3 milyon Suriyelinin evsiz kaldığını duyurdu. Bu bağlamda Suriye’ye kesintisiz yardım ulaştırılması hayati önem taşıyor. Uluslararası yardım kuruluşları, yardım yapılmasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar. Ciddi insani dramının yaşandığı deprem krizinde sınır kapılarının derhal açılması gerekiyor. Bütün sınır kapıları hemen açılmalıdır. Özellikle Kobanê’ye açılan Mürşitpınar Sınır Kapısının da insani yardım için açılması gerektiğini bir kez daha belirtelim.”

“Bizi yaşatacak olan dayanışmadır”

KCK’nin deprem sonrası aldığı eylemsizlik kararını hatırlatan Sancar, şu çağrıda bulundu: “Bu ve benzeri kararlar, önemlidir. Bir yandan yoğun bir savaşın sürdüğü ve tüm gelirlerin savaşa aktarıldığı bir ortamda, çatışmaların durmasına zemin hazırlayacak böyle bir karar önemlidir. Dayanışma felaketten doğmuş olsa bile, yeni imkanların yeni yolların kapısını açar. Bir kez daha bu vesileyle diyalog ve müzakerenin değerine vurgu yapmak istiyoruz. Devletin de iktidarın da savaş ve güvenlikçi politikaları bu dönemde bitirilmelidir. Bunu da önümüzdeki dönem için önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Sancar, yarın Malatya ve Diyarbakır’da olacağını, 15 Şubat’ta ise Eş Genel Başkan Pervin Buldan ile birlikte Diyarbakır’da Kriz Koordinasyon Merkezi’nde bir araya geleceklerini belirterek, “Bizi yaşatacak olan dayanışmadır. Beraberliğimizdir, bunu da bir kez daha hatırlatmayı gerekli görüyorum” ifadelerinde bulundu.

Paylaşın

SPK Önüne Giden Kılıçdaroğlu, İstifa Çağrısı Yaptı

SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’le görüşmek için kuruma giden ancak görüşemeyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Şunu açık ve net ifade etmek isterim. Türkiye’de kimsenin soyulmasına izin vermek gibi bir geleneğimiz yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Daha enkaz altında insanlar varken deprem bölgesinde yaşayan küçük tasarruf sahiplerinin soyulmasına asla izin veremem. Küçük yatırımcının deprem anında soyulmasını asla kabul etmiyorum. Başkan istifa et, açık söylüyorum. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da gereğini yapsın. Soyguna izin vermeyeceğiz. Yeter ya, yeter artık ya. Bu ülkede herkes soyulacak mı? Seyirci kalmayacağız.”

Kahramanmaraş depremleri sonrası afet bölgesine giden ve döndükten sonra Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) gideceğini açıklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu, bugün kurul önüne gitti.

SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün kendisiyle görüşeceğini ancak daha sonra görüşmenin gerçekleşmediğini belirten CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Sayın Başkan görüşmekten imtina etti. Anladığım kadarıyla saraydan gerekli izni alamadı. Şunu açık ve net ifade etmek isterim: Türkiye’de hiç kimsenin soyulmasına asla ve asla izin vermek gibi bir geleneğimiz yoktur. Hele hele, daha molozlar temizlenmeden, enkaz altında insanlar yatarken, deprem bölgesinde yaşayan küçük tasarruf sahiplerinin soyulmasına asla izin verememem.

Rakam olarak da deprem bölgesinde yaşayan yaklaşık 380 bin tasarruf sahibi soyulmuştur. Deprem sırasında bir insanın soyulması ne demektir? Bunu bir kurum yapıyorsa, bir kurumun şemsiyesi altında yapılıyorsa, bu herkesin itiraz etmesi gereken bir tablodur. Bu ülkede hiç kimse sahipsiz değildir. Cumhuriyet kurulurken şu söylenmiştir, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.’ Deprem bölgesinde insanlar bir canı daha nasıl kurtarırım diye mücadele ederken, insanlar nasıl geçiniriz diye çadır beklerken. 380 bin küçük tasarruf sahibinin deprem anında soyulmasını asla kabul etmiyorum.

Açık ifade ediyorum, başkan istifa etsin. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ne gerekiyorsa yapsın, onlar da istifa etsinler. Zarar eden, soyulan bütün depremzedelere paralarının iade edilmesi lazım. Burada olmamın temel nedeni bu. Soyguna izin vermeyeceğiz. Yeter artık ya! Bu ülkede herkes soyulacak mı? Herkes soyulduğu zaman biz seyirci mi kalacağız. Biz seyirci kalmayacağız.”

Paylaşın

The Telegraph: Depremler Erdoğan’ın Sonu Olabilir

İngiltere’nin The Telegraph gazetesinden Mark Almond, “Bu deprem, Erdoğan’ın sonu olabilir” başlıklı makalesinde, “Geçmişte yaşanan bir afet, Türk Cumhurbaşkanı’nın güç kazanması ile sonuçlandı. Bu afet ise onu iktidardan indirebilir ve Ankara’yı Batı’ya yaklaştırabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yunanistan’ın Ekathimerini gazetesi de bugün yayınladığı “Erdoğan için hesap zamanı geldi” başlıklı haberinde depremler sonrası gelişmeleri ele aldı. Gazete, “Depremler başarısızlıklarının altını çizerken Türk cumhurbaşkanı görev süresinin en zor noktasında bulunuyor” yorumunda bulundu.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Türkiye-Suriye sınırının iki yakasında yaşanan binlerce can kaybının yanı sıra bu depremlerin ve yaşanan yıkımın siyaseten ne gibi sonuçlar doğuracağı Avrupa basınında tartışılmaya devam ediyor.

İngiltere’nin The Telegraph gazetesi ve Yunanistan’ın Ekathimerini gazetesi de konuyu ele alan yayın kuruluşlarından ikisi.

Oxford Kriz Araştırma Enstitüsü Direktörü Mark Almond, The Telegraph için kaleme aldığı “Bu deprem, Erdoğan’ın sonu olabilir” başlıklı makalesinde, “Geçmişte yaşanan bir afet, Türk Cumhurbaşkanı’nın güç kazanması ile sonuçlandı. Bu afet ise onu iktidardan indirebilir ve Ankara’yı Batı’ya yaklaştırabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Ekathimerini gazetesi ise 6 Şubat Maraş depremlerine işaret ettiği haberinde, “Erdoğan için hesap zamanının geldiğini” yazdı.

“Siyasi zehir”

Mark Almond’a göre, Türkiye, hem jeopolitik olarak hem de jeolojik olarak kilit öneme sahip fay hatlarının arasında yer alıyor. Maraş depremlerinde bugüne kadar 30 bine yakın yurttaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Almond, depremlerin siyasi sonuçlarının da olacağı görüşünde.

Almond, ülkedeki muhalefet partilerinin ve muhalif siyasetçilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “otokratik tarzını yardım çalışmalarına engel olmakla ve Erdoğan’ı kendisine yakın olduğu iddia edilen firmaların kalitesiz inşaat projelerine izin vermekle suçladığını” hatırlattı.

Bu iddiaların 14 Mayıs 2023’te yapılması beklenen seçimler öncesinde “siyasi bir zehir” olduğunu söyleyen Mark Almond, “Türkiye’deki herkes, 1999’daki son büyük depremin Erdoğan’ın 2002’deki seçim zaferine giden yolu açtığını hatırlıyor” değerlendirmesinde bulundu:

“….2002’deki seçim zaferinde, iktidardaki laikler düşük bina standartları ve yolsuzluk karşısında öfkeye kapılan seçmenlerce dışarıda bırakılmıştı.”

Almond’a göre, Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaştan bu yana “Erdoğan’ın NATO’daki müttefiklerine yönelik çatal dilli yaklaşımı, aşikar bir hâl aldı” ve “Erdoğan, ittifak üyeliğini, bölgede Türk askeri gücünü göstermek için bir kılıf olarak kullandı, Ukrayna’yı işgalinin ardından Batı’nın uyguladığı yaptırımları delmek için Moskova ile işbirliği yaparak Putin’e yaklaştı.”

Yazıya göre, Maraş’ta meydana gelen depremlerden henüz 24 saat önce milliyetçi kartı oynamak Erdoğan’ı bir başka cumhurbaşkanlığı dönemine taşıyacak gibi görünüyordu. Şimdi ise “Ankara’nın ‘terör destekçisi’ olarak lanse etmeye çalıştığı ülkelerden yardım seli geliyor.”

“Putin ise pek bir yardımda bulunmuyor… Bu da hangi ülkelerin gerçek dost olduğunun yeniden düşünülmesine yol açabilir.”

Mark Almond’un yazısına göre, hem bu durum hem yazıda ‘siyasi zehir’ olarak tanımlanan gelişmeler, Türkiye’deki siyasi tavırları ve dolayısıyla da Mayıs’ta yapılması planlanan seçimin sonuçlarını etkileyebilir.

“Dış politikayı yeniden gözden geçirmeli”

Ekathimerini gazetesi de “Erdoğan için hesap zamanı geldi” başlıklı haberinde depremler sonrası gelişmeleri ele aldı.

Gazete, “Depremler başarısızlıklarının altını çizerken Türk cumhurbaşkanı görev süresinin en zor noktasında bulunuyor” yorumunda bulundu:

“Türkiye ve Suriye’deki yıkıcı depremlerin öncelikle insani boyutu bir yana, afetin gözler önüne serdiği devlet aparatının başarısızlıkları, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halihazırda zor olan siyasi durumunu daha da tahammül edilmez kılıyor.

“Erdoğan şimdi bu başarısızlıklara ve bu devasa boyutlardaki felakete katkıda bulunan çarpık modelin koordinasyonsuzluğuna göğüs germek durumunda.

“Türk cumhurbaşkanı gerçekten de zor bir durumda bulunuyor ve yurtdışından gelen mali yardıma büyük bir ihtiyaç duyuyor; aynı zamanda, 10 ilde 3 aylığına olağanüstü hal ilan etme kararına rağmen durumun kontrolünü kaybetme riski olduğu görülüyor.

“Güçlü bir ülkenin güçlü lideri imajı zarar görüyor ve Erdoğan, sağlık, barınma, işsizlik, pandemi, yeniden inşa gibi yakıcı sorunlar ile ve nihayetinde yurttaşlarının öfkesi ile olmasa da içerlemişliği ile etkili ve hızlı bir şekilde başa çıkmaya davet ediliyor.”

Erdoğan’ın Türkiye’deki “bu olumsuz imajını tersine çevirmek için geçici de olsa dış politikasındaki taktiksel ve stratejik noktaları yeniden gözden geçirmesi gerektiğini” kaydeden Ekathimerini, yaklaşan seçimler ve depremler öncesinde yapılan son kamuoyu yoklamalarının muhalefet partilerinin lehine sonuçları ortaya koyduğunu hatırlattı.

Gazete ayrıca 6’lı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayının açıklanacağı tarihin ve nihayetinde Mayıs 2023’te yapılması planlanan seçimlerin depremlerin ardından ertelenebileceğine de işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Depremlerde Yaşamını Yitirenlerin Sayısı 31 Bin 643’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 31 bin 643’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / AFAD tarafından yapılan açıklamada 158 bin 165 afetzedenin deprem bölgesinden diğer illere tahliye edildiği belirtildi. Açıklamada, depremlerin ardından 2 bin 724 artçı deprem meydana geldiği bilgisine de yer verildi.

Bölgede arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü belirten AFAD, Türkiye ve dış ülkelerden 35 bin 495 görevlisinin bu çalışmalara katıldığını kaydetti. Yabancı kurtarma personelinin sayısı 9 bin 793 olarak açıklandı.

Deprem paylaşımlarıyla ilgili 56 kişi gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı 

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) sosyal medya platformlarında depreme ilişkin provokatif paylaşımlarda bulunduğu gerekçesiyle 56 kişinin gözaltına alındığını, 14’ünün tutuklandığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Sosyal medya platformlarında depreme ilişkin provokatif paylaşımlarda bulunan 475 hesap yöneticisi tespit edildi. 56 şahıs gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı. Yardımsever vatandaşlarımızı suistimal etmek isteyen internet sitelerinin kapatılması sağlandı” ifadesine yer verdi.

“Delillerin toplanması kritik, bununla ilgili tüm tedbirler alınmıştır “

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve 10 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda (AFAD) basın toplantısı düzenledi.

Hasar tespiti ile ilgili çalışmaların yoğun bir şekilde devam ettiğini söyleyen Oktay, toplam 230 bin binanın hasar tespit ekiplerince incelendiğinu kaydetti.

Oktay, “Hasarsız olan binalarda, ev sahibi vatandaşlarımızın yerleşebilmeleriyle ilgiliy 108 bin bina, 550 bin dairenin hasarsız olduğu tespit edildi. 58 bin bina, 438 bin bağımsız birimde de az hasar tespit edilmiştir. Enkazlar kaldırılmadan önce savcılıklarca delillerin toplanması son derece kritik. Bununla ilgili de tüm tedbirler alınmıştır” diye konuştu.

TTB’den uzaktan eğitim kararına tepki

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 6 Şubat depreminin ardından afetzedelerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarına yerleştirilmesi nedeniyle Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversitelerde uzaktan eğitim kararına tepki gösterdi.

TTB, “Tıp eğitimi başta olma üzere sağlık bilimleri eğitiminin uzaktan yapılması onarılmaz hatalara, eksikliklere ve gelecekte nitelikli bir sağlık hizmeti sunumuna da engel olacaktır. Türk Tabipleri Birliği olarak YÖK’ün bu karardan bir an önce dönmesini ve yüz yüze eğitimden vazgeçilmemesini istiyoruz” açıklamasını yaptı.

TBB ve TMMOB Deprem Koordinasyon Kurulu kurdu

Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Deprem Koordinasyon Kurulu oluşturdu. İki kurumun yaptığı ortak açıklamada, “İnsani yardım çalışmalarının yanı sıra önemli suç duyurularının yapılması ve ilgili bakanlıklarla birlikte hasarlı veya yıkılmış binalardan örnek alınması şeklinde çalışmalar başlamıştır” denildi.

Deprem bölgelerinde güvenlik sorunu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 6 Şubat’ta meydana gelen iki büyük depremde Kahramanmaraş’ta 10 bin 194 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Arama ve kurtarma çalışmalarının Kahramanmaraş’ta 308 enkazda sürdüğünü belirten bakan Soylu, “Afşin, Çağlayancerit, Ekinözü, Pazarcık, Türkoğlu, Andırın ve Göksun ilçelerinde arama kurtarma çalışmaları bitti. Nurhak ilçesinde 299 binadan sadece birinde arama kurtarma devam ediyor. Elbistan’da 318 enkazdan sadece 9 enkaz kaldı ve burada arama kurtarma çalışmaları da yarın sona erecek. 2 merkez ilçede arama kurtarma çalışmaları devam ediyor” diye konuştu.

AFAD’a yönelik eleştirilere değinen Bakan Soylu, AFAD’ın toplam personel sayısının 7 bin 300 olduğunu ancak tüm kurumları koordine ederek 25 çalışma grubu oluşturduğunu söyledi. Soylu AFAD’ın koordinasyonunda 300 bin civarında kişinin seferberlik halinde olduğunu dile getirdi.

Kahramanmaraş’a bugüne kadar bin 113 yardım TIR’ı geldiğini söyleyen Soylu, “Buradan çağrı yapıyorum, elinizde ne kadar varsa malzeme gönderin. Çünkü milyonlarca insan var ve herkesin aşa ihtiyacı var. Aşevlerine malzeme bulmakta yarın öbür gün zorlanacağız” dedi.

Deprem bölgelerinde herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadığını söyleyen Bakan Soylu şöyle konuştu:

“Güvenlik açısından da yaşadığımız tek güvenlik sorunu yağmacılık değil yalancılıktır. Güvenlikte şu anda bölgede takviye 80 bin personele ek olarak 5 bin bekçi daha çektik. Bu bekçiler sürekli dolaşacaklar 10 ilde ve güvenliği devam ettirecekler. 31 Ocak’tan 5 Şubat’a kadar Türkiye’de mal varlığına karşı meydana gelen 9 önemli suçta toplam sayı 744. Depremden bugüne kadar aynı gün periyodunda meydana gelen olay sayısı ise 510. Yüzde 30-35 azalma var ve burada yağma görmedik.”

Paylaşın

12 Binden Fazla Bina Çöktü; Çürük Yapılardan Kimler Sorumlu?

Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların, Adana haricinde yüzde 50 ila 60’nın 2000 sonrası yapıldığına dikkat çekerken, Avukat Murat Kemal Gündüz, büyük projelerde, toplu konutlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ruhsat izni verebildiğini söylüyor.

İstanbul’da Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Teftiş Başkanı olan Ali Tezel de yapı denetimindeki sorunlara işaret ediyor. 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yapı denetim şirketlerini incelemeye aldıklarını ifade eden Tezel, “Birinci en büyük sorun yapı denetim şirketlerini inşaat şirketlerinin seçmesiydi” ifadelerini kullanıyor.

Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem, Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis ve Malatya’da 12 binden fazla binanın çökmesine yol açtı. Yeni yapılan binaların dahi enkaz haline gelmesi gözleri müteahhitlere çevirdi. Ancak çürük binaların tek sorumlusu müteahhitler değil.

İnşaat faaliyetlerinin, yer seçiminden binalardaki taşıyıcı sistemlerle demir ve beton malzemelerinin kalitesine dek ruhsatlandırma ve denetim süreçlerinde merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin ciddi bir sorumluluğu bulunuyor. Afet bölgelerinde ise bu sorumluluk daha da büyüyor.

Adalet Bakanlığı, depremlerden etkilenen illerdeki savcılıklara Deprem Suçları Soruşturma Büroları kurulması için yazı gönderirken, Diyarbakır ve Osmaniye’de soruşturmaların başlatıldığı duyuruldu. Türkiye’nin yakın tarihindeki deprem soruşturmaları ise yıkılan binaların denetim ve izin süreçlerinde kusur ya da ihmali olan kamu görevlilerinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda soru işaretlerine neden oluyor.

Sorumlu yetkililer yargılanmadı

1999 Marmara depreminde kamusal sorumluluğu olan üst düzey yetkililer yargılanmazken, 23 Ekim 2011’de gerçekleşen 7,2 büyüklüğündeki Van depreminde de durum değişmedi.

Van depreminde 604 insan hayatını kaybetmiş, yetkililerin “eve dönün” çağrısının ardından 9 Kasım 2011’de gerçekleşen ikinci depremde aralarında kente gelen gazeteci, aktivist ve yardım kuruluşu ekiplerinin de yer aldığı 42 kişi yaşamını yitirmişti. 24 kişinin yaşamını yitirdiği Bayram Otel ile ilgili açılan davada, can kayıplarında sorumluluğu olan kamu yetkilileri hakkında soruşturma izni çıkmadı.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Van Bayram Otel davasında mağdur ailelerin avukatlarından Murat Kemal Gündüz, dava dosyasına giren bilimsel tespitlerin Kahramanmaraş depremleri için de geçerli olduğunu söylüyor. Gündüz, “Hiçbir şey değişmemiş. Bakın 12 yıl geçti. Maalesef sonuç aynı” diyor.

İzin ve denetim yetkisi kimde?

Peki binaların yapım süreçlerinde hangi kamu kurumunun ne gibi sorumlulukları var?

Avukat Gündüz, deprem felaketinde birçok kamu kurumunun sorumluluğu olduğunu belirterek binaların depreme dayanıklılığı ve inşaatların kalitesi açısından öncelikli sorumlu kurumları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) ve ilgili yerel idareler (belediyeler ve valilikler) diye sıralıyor.

Yıkılan ve hasar gören hastaneler ve sağlık kuruluşlarıyla ilgili Sağlık Bakanlığı’nın, karayolları ve köprülerle ilgili Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumlu olduğunu dile getiren Gündüz, afetten dolayı AFAD’ın da deprem riski bilinen yerlerde yapması gereken çalışmalar olduğunu belirterek bu konuda İçişleri Bakanlığı’nın da açık bir sorumluluğu bulunduğuna dikkat çekiyor.

“Temel sorumluluk Bakanlık düzeyinde”

“Burası önceden afet bölgesi ilan edilmiş. Deprem riskinin bilindiği yerler” diyen Gündüz’e göre deprem riskini en aza indirmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da AFAD’ın da binaları denetlemesi gerekiyordu.

Deprem sonrası bunun yapılmadığının açık bir şekilde görüldüğünü ifade eden Gündüz, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hem ruhsatları, imar planlarını, bölgesel yerleşmeyi takip etmesi hem de bunları denetlemesi lazımdı, ki buralar riskli olan yerler. Daha evvel meydana gelen depremlerde yapılan sorumluluk atıflarında Çevre Bakanlığı’na sorumluluk verilmesinin sebebi de bu tespitlere dayalıydı. Keza AFAD için de aynısı geçerli” diyor.

Bölgede tarım arazilerinin üzerine çok sayıda bina yapıldığına işaret eden Gündüz, “Yerel idarelerin kusuru olmakla birlikte ben, temel sorumluluk yine de Bakanlık düzeyinde diye düşünüyorum. Çünkü müdahale, düzeltme, uyarma ve denetleme yükümlülükleri var. Denetleme makamını yerine getirmek zorunda” ifadelerini kullanıyor.

Yıkılan binaların yüzde 60’ı yeni

ODTÜ Yapı ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı Yöneticisi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların, Adana haricinde yüzde 50 ila 60’nın 2000 sonrası yapıldığına dikkat çekiyor.

2001’de çıkan Yapı Denetim Yasası, çıktığı yıldan itibaren Hatay, Gaziantep ve Adana’nın da yer aldığı 19 pilot ilde, 2011’den itibaren de tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştı. Buna göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yetkilendirdiği ve denetiminden sorumlu olduğu yapı denetim kuruluşu, yapı sahibi adına inşaat faaliyetlerini ve Müteahhiti denetliyor.

Bu kuruluşların verdiği rapor üzerine de belediye yapıya ruhsat tahsis ediyor. Belediye tahsis etmezse merkezi idarenin ruhsat verme yetkisi de var. Avukat Murat Kemal Gündüz, büyük projelerde, toplu konutlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ruhsat izni verebildiğini söylüyor. Gündüz, ayrıca mevzuata göre Bakanlığın temel sorumluluğunun verilen tüm ruhsatları denetlemek olduğunu vurguluyor.

Yasaya göre denetim şirketlerini yapı sahibi belirlese de uygulamada bu kuruluşları müteahhitlerin belirlediği, ücreti de müteahittin ödediği görülüyor. İnşaat şirketlerinin yapı denetim firmaları da açtığının altını çizen Haluk Sucuoğlu, müteahhitlerin özellikle küçük yerlerde belediyelerle politik ilişkilerine dikkat çekiyor.

“Ölmüş mühendisleri çalışıyor gösterdiler”

Daha önce İstanbul’da Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Teftiş Başkanı olan Ali Tezel de yapı denetimindeki sorunlara işaret ediyor. 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yapı denetim şirketlerini incelemeye aldıklarını ifade eden Tezel, “Birinci en büyük sorun yapı denetim şirketlerini inşaat şirketlerinin seçmesiydi. Yani hangi yapı denetim şirketiyle çalışacaklarını o şirketler seçiyordu. İkincisi, yapı denetim şirketleri belli bir metrekare için belli bir sayıda mühendis çalıştırmak zorundaydı. Ölmüş olan mühendisleri diplomaları var diye sanki orada inşaatı denetlemiş gibi sosyal güvenlik kurumuna bildirge ediyorlardı” ifadelerini kullanıyor.

Avukat Gündüz’e göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da bu açıdan kısmen sorumlu.

Van Bayram Otel davasında Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Van Valisi, yerel ve merkezi AFAD yetkililerinin yargılanmasına karar vermiş, ancak İçişleri Bakanlığı Vali’nin soruşturulmasını reddetmişti. AFAD yetkilileri hakkında ise Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun görevlendirdiği müfettişler yargılamaya izin verilmemesi kararı vermişti. Anayasa Mahkemesi’ne ikinci kez yapılan başvuru reddedilirken karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı.

“Mahkemeler devletin yanında”

Haluk Sucuoğlu ise daha önce yaşanan Erzincan, Dinar, Ceyhan ve Marmara depremlerinde de kamu görevlilerinin etkin bir şekilde yargılanmadığını anlatıyor.

“Kimse devleti mahkemeye vermedi. Yani sen bana ruhsat verdin, bu binanın güvenli olduğunu belgeledin. Sonra bu binayı yıkıldı. Sen bundan sorumlusun diye vermedi. Çok azdır örnekleri” diye konuşan Sucuoğlu, sivil toplum kuruluşları üzerinden bazı davalar açılsa da mahkemelerin devletin yanında olduğunu söylüyor.

Sucuoğlu şöyle devam ediyor: “Bu konuda da kabak gider ilgili belediyenin, imar müdürünün başına patlar. İşte birkaç tane imar müdürü bu şekilde yargılandı. Meslekten ihraç edildiler. Hatta benim de bilirkişi olduğum bir mahkeme idi galiba bu. Bir imar müdürü bir yerde önümüzü kesip bir tek benim canıma okudunuz dedi bütün süreçle ilgili. Bu da bir gerçek. İşte burada sistemin aslında işlemediğini gösteriyor”

“Hukukçuların görevi bunu zorlamak”

Uzmanlara göre Kahramanmaraş depremleri sonrası ortaya çıkan tabloda da kamu yönetiminde en aşağıdan en yukarıya kadar bir sorumluluk dalgası silsilesi var.

Avukat Kemal Gündüz, “Hukukçuların görevi bunu zorlamak. Tüm kamusal sorumluların yargı önüne çıkarılmasını sağlamak. Bunun mutlaka bir müeyyidesi, bir bedeli olması gerekiyor. Aksi halde hiçbir şey değişmez” diyor. Türkiye’de yerleşmiş bir cezasızlık uygulaması olduğunu vurgulayan Gündüz, hukukçuların ve deprem mağdurlarının ısrarlı çabası ve mücadelesine bağlı olarak bunun değişebileceğine dair umudun korunduğunu sözlerine ekliyor.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Yıkımın Sorumluları Cezalandırılacak Mı?

Altınbaş Üniversitesi Ceza Hukuku öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Sınar, “Deprem suçlarına ilişkin olarak cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bir büronun kurulması, bu alanda yapılan çalışmaların hem koordine edilmesini hem de sağlıklı bir biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Fevkalade önemli ve değerli ama şimdi bu yol haritasını çizdiniz, bunun altını doldurmanız lazım” dedi ve ekledi:

“Orada genel ifadeler kullanılmış, örneğin ‘yeteri kadar cumhuriyet savcısı görevlendirilecektir’ deniyor ama Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıyayız. 10 binlerce bina yıkılmış durumda ve zamana karşı bir yarışımız var. Oradaki cenazeler ne yazık ki zaman içerisinde bozulacağı için ivedilikle orada enkaz kaldırma faaliyetinin de kamu sağlığının korunması, salgın hastalıkların önlenmesi için hızla yapılması gerekiyor. Dolayısıyla enkaz kaldırma faaliyetine başlamadan önce mutlaka yıkılan veya hasar gören tüm binalardan örnek alınmış olmalı.”

Eski Cumhuriyet Savcısı Özgündüz yıkılan binalarla ilgili olarak müteahhitlerin yanı sıra başka sorumlular bulunduğuna da dikkat çekerek, “Denetim görevini gereği gibi yapmayan denetim firması yetkilileri, betonla ilgili eğer sorun varsa bu betonun evsafa uygun olduğuna ilişkin rapor düzenleyen laboratuvar yetkilileri, denetim görevini yapmayan belediye, yerel yönetim yetkilileri, bütün bunlar zincirleme olarak müştereken sorumludur” dedi.

Adalet Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerdeki savcılıklara Deprem Suçları Soruşturma Büroları kurulması için yazı gönderdi. 148 ağır ceza mahkemesi başsavcılığına gönderilen yazıda, depremler nedeniyle yıkılan binalardan kaynaklı ölümler ve yaralanmalar kapsamında yürütülecek soruşturmaların selameti bakımından binalarla ilgili delil toplama işlemleri ve şüphelilerle ilgili koruma tedbirlerinin süratle yerine getirilmesi gerektiği vurgulandı.

Hukukçular da enkazlar kaldırılmadan önce yıkılan binalardan numune alınması için zamana karşı yarışıldığına dikkat çekiyor. Depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş Pazarcık ilçesi yanı sıra Kilis ve Şanlıurfa’da da arama kurtarma çalışmaları tamamlanmış durumda. Bu çalışmaların sonlandırıldığı illerde enkazın kaldırılmasına geçiliyor.

VOA Türkçe’den Soner Kızılkaya’nın sorularını yanıtlayan Altınbaş Üniversitesi Ceza Hukuku öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Sınar, “Deprem suçlarına ilişkin olarak cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bir büronun kurulması, bu alanda yapılan çalışmaların hem koordine edilmesini hem de sağlıklı bir biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Fevkalade önemli ve değerli ama şimdi bu yol haritasını çizdiniz, bunun altını doldurmanız lazım. Orada genel ifadeler kullanılmış, örneğin ‘yeteri kadar cumhuriyet savcısı görevlendirilecektir’ deniyor ama Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıyayız. 10 binlerce bina yıkılmış durumda ve zamana karşı bir yarışımız var. Oradaki cenazeler ne yazık ki zaman içerisinde bozulacağı için ivedilikle orada enkaz kaldırma faaliyetinin de kamu sağlığının korunması, salgın hastalıkların önlenmesi için hızla yapılması gerekiyor. Dolayısıyla enkaz kaldırma faaliyetine başlamadan önce mutlaka yıkılan veya hasar gören tüm binalardan örnek alınmış olmalı” dedi.

“Gerekirse İstanbul, Ankara, İzmirdeki bütün cumhuriyet savcılarımızı oraya gönderelim”

Her bir enkaz için bunun zaman alıcı olduğuna dikkat çeken Sınar, “Ben bu konuda Adalet Bakanlığı’nın da Hakim ve Savcılar Kurulu’nun da gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum. Öyle umut ediyorum ki gerekirse İstanbul, Ankara, İzmir’deki cumhuriyet savcılarının buradaki işleri için bir idari izin oluşturup bütün savcılarımızı oraya gönderelim. Şu önümüzdeki birkaç gün çok kritik. Hasarlı ya da yıkılmış binalardan, içinden örnek alınmamış tek bir binanın dahi enkazının kaldırılmasına izin vermeyelim. Bir kez bu örnekleri, delilleri toplayalım, delil araştırma faaliyetini tamamlayalım; sonrasında artık işimiz daha kolay olacak. Ama şu aşamada gömleğin düğmesini doğru ilikleyemezsek sonuç hiçbir şekilde doğru olmayacak” diye konuştu.

Sınar, 17 Ağustos 1999’de yaşanan Marmara Depremi’nde enkazlardan numuneler toplanmadığını hatırlatarak, “Biz bunu 99 depreminde gördük. Açılan binlerce davadan sonra mahkumiyet sayılarına baktığınızda bir elin parmakları kadardı. Benzer bir olumsuzluğu bugün yaşamak istemiyorsak ne yapıp edip bu delil araştırma faaliyetini en doğru bir biçimde yapmak zorundayız. Onun için de çok kısıtlı zamanımız var” diye uyarıda bulundu.

“Eğer delilleri yeterince toplamazsanız sanıkların birçoğu ileride delil yetersizliğinden beraat edebilir”

17 Ağustos depreminde yıkılan binaların sorumluları hakkında soruşturmalar yürüten eski Cumhuriyet Savcısı ve 24’üncü dönem CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz de enkazlardan delillerin toplanmamasından doğabilecek sonuçları şöyle anlattı: “İleride açılacak davalarda bu deliller davanın esasını, temelini oluşturacaktır. Eğer siz şu aşamada delilleri yeterince toplamazsanız sanıkların birçoğu ileride delil yetersizliğinden beraat edebilir. Dolayısıyla da suçlular cezasız kalmış olur. Bu da kamu vicdanının kabul edeceği bir şey olmaz.”

Türkiyede 17 Ağustos depreminden sonra cezasızlık kültürü oluştuğunu da vurgulayan Özgündüz, “İstanbul’da o zaman bine yakın kişi hayatını kaybetmişti. Fakat sadece bir kişi, Veli Göçer isimli bir müteahhit kamuoyunda çok konuşuldu, bir nevi günah keçisi olarak kamuoyunun önüne atıldı. O kişi yakalandı, cezalandırıldı. Yaklaşık iki binin üzerinde diğer davalar ve beş bin civarında şüpheli sanık hakkında da dava açılmıştı ama bunların yüzde 80’inden çoğu daha sonra çıkan Rahşan Affı ile affedildiler, yani davaları ve cezaları düşürüldü, dolayısıyla ceza almadılar. Ya da birçok dava 7,5 yıllık zaman aşımı süresi nedeniyle düşürüldü. Hakkında dava açılan kişilerin yüzde 10’u bir ceza aldı. Dolayısıyla geçmişteki tecrübelere dayanarak söylüyorum ki bu tür suçlarda bir cezasızlık durumu oluştu. Şimdi bu olayda da bunun olmaması için özellikle kamuoyunun bu yönde siyasiler üzerinde baskı kurması lazım. Bu işin sorumluların cezalandırılması ve bundan sonra da bu tür eylemlerin olmaması için, ibreti alem için, cezaların da alt sınırdan değil üst sınırdan verilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda asıl önemli olan, infaz düzenlemesi adı altında ya da af kanunu düzenlemesi adı altında bu tür suçların affedilmemesi lazım” dedi.

“Yıkımlardan yalnızca müteahhitler sorumlu değil”

Felaketin ardından yıkılan binalara ilişkin başlatılan soruşturmalar kapsamında birçok müteahhit de yurtdışına kaçmaya kalkışırken yakalandı. Hatay’da çöken 250 dairelik Rönesans Rezidans’ın müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun yurt dışına çıkmak için gittiği İstanbul Havalimanı’nda yakalanmasının ardından çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Adıyaman’da depremde yıkılan çok sayıda binanın müteahhidi olduğu belirlenen Yavuz Karakuş da eşi Sevilay Karakuş ile Gürcistan’a kaçmaya çalışırken İstanbul Havalimanı’nda yakalandı. Gaziantep’te Bahar Apartmanı müteahhidi İbrahim Mustafa Uncuoğlu da gözaltına alındı. Diyarbakırda yıkılan binalarla ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen kişi sayısı ise 33e yükseldi.

Eski Cumhuriyet Savcısı Özgündüz yıkılan binalarla ilgili olarak müteahhitlerin yanı sıra başka sorumlular bulunduğuna da dikkat çekerek, “Denetim görevini gereği gibi yapmayan denetim firması yetkilileri, betonla ilgili eğer sorun varsa bu betonun evsafa uygun olduğuna ilişkin rapor düzenleyen laboratuvar yetkilileri, denetim görevini yapmayan belediye, yerel yönetim yetkilileri, bütün bunlar zincirleme olarak müştereken sorumludur” dedi.

Sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini kaydeden Özgündüz, “Burada bilinçli taksirle öldürme suçu var. Yani siz bu neticeyi istemiyorsunuz ama öngörüyorsunuz. İmara aykırı, ruhsata aykırı, bilime aykırı, fenne aykırı bina yapıyorsunuz, bunun yıkılmasını istemiyorsunuz ama yıkılabileceğini de öngörüyorsunuz. Bunun sonucunda ölümler meydana gelmişse siz bundan dolayı sorumlu olacaksınız. Büyük ihtimalle bence bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Basit taksir olduğu zaman normal koşullarda birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek 2 ila 15 yıl arasında cezayı gerektirirken, bilinçli taksirde bu ceza 1/2 oranına kadar arttırılabiliyor. Yani 3 yılla 22 yıl arasında bir ceza verilebilir. Burada kusurun ve ortaya çıkan zararın ağırlığına göre hakim bu aralıkta cezayı tayin edecektir. Bu cezaların tümü yatılıyor mu? Şu andaki infaz kanunumuza göre ancak üçte ikisi infaz edilebilecektir. Dolayısıyla belki de yasalarda bir değişiklik yapılarak özellikle bu suçlardan kusurlu olan kişilerin daha ağır cezalandırma yöntemine tabi tutulması gerekmektedir” diye konuştu.

“Davalar olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından açılmalı”

Ceza hukuku doçenti Sınar ise sorumluların kasten öldürme suçundan ceza alması gerektiği görüşünde. Sınar, “Elbette ki mala zarar verme gibi başka suçlar da var ama şu an bizim için en önemlisi, hayatını kaybeden insanlar için ceza kanununun kasten öldürme ve yaralanan insanlar için de kasten yaralama suçları. Elbette ki neticenin gerçekleşmesini isteyerek bunu yapmıyorlar ama benim katıldığım düşünce, tüm sorumluların fay hattı üzerinde olan bu şehirlerde olası bir büyük depremde o binanın yerle bir olacağını, içindeki insanların öleceğini öngördükleri ve öngörmelerine rağmen bu neticenin gerçekleşeceğine kayıtsız kalarak bu fiili işlediği. Dolayısıyla benim bu konudaki şahsi kanaatim davaların olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından dolayı açılması gerektiği. Bundan dolayı hayatını kaybeden ya da yaralanan her bir yurttaşlarımız için ayrı ayrı cezaların ortaya çıkması gerekiyor ki bu da çok ağır cezalar demektir” ifadelerini kullandı.

Sorumluların kaçma ihtimaline karşı sıkı tedbirler alınması gerektiğine de değinen Sınar, “Çok ağır cezalarla karşı karşıya kalacaklarını bilerek toplumun öfkesini de hissettikleri için başta yurt dışına kaçmak olmak üzere çok çeşitli sıvışma yöntemlerine başvuracaklardır. Bunlar için tutuklama tedbiri ve adli kontrol yükümlülükleri dahil olmak üzere o yargılamalarda hazır bulunmalarını sağlayacak tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor” dedi.

Paylaşın

TÜRKONFED’den Dikkat Çeken Rapor: Can Kaybı 72 Bin 663 Olabilir

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınlayan TÜRKONFED, raporunda depremlerin 72 bin 663 can kaybı ve 84,1 milyar dolar mali hasara neden olacağını öngördü.

Raporda, öngörülen mali hasarın 70,75 milyar dolarının konut zararı, 10,4 milyar dolarının milli gelir kaybı ve 2,91 milyar dolarının işgünü kaybı olacağı tahmin edildi.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Kahramanmaraş depremlerinin ardından ‘2023 Kahramanmaraş Depremi Afet Durum Raporu’ hazırladı.

Bloomberg HT’nin haberine göre raporda, 1999’daki Marmara depremi verilerinin kullanıldığı metodolojiyle Kahramanmaraş depremlerinin olası hasarı hesaplanmaya çalışıldı.

Raporda, depremin 72 bin 663 can kaybı ve 84,1 milyar dolar mali hasara neden olacağı öngörüldü.

Öngörülen bu mali hasarın 70,75 milyar dolarının konut zararı, 10,4 milyar dolarının milli gelir kaybı ve 2,91 milyar dolarının işgünü kaybı olacağı tahmin edildi.

Raporda, illerin milli gelire katkılarındaki azalmaya paralel olarak afete maruz kalan 10 ilin ihracatının, ihracatı göğüsleyen liman altyapısının bozulmasının da etkisiyle, 15 milyar dolar düzeyinin altına düşebileceği tahmin edildi.

Altyapı hasarları neler?

TÜRKONFED raporunda altyapı hasarlarını 7 ana başlıkta topladı. Bu 7 ana başlık şöyle sıralandı:

Ulaşım

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 8 Şubat tarihli açıklamasına göre trafiğe kapalı güzergâh bulunmadığını açıklasa da Hatay Havalimanı ve Hatay-Reyhanlı yolunda sorunlar devam ediyor.

Sahadan gelen bilgi ve görüntülere göre birçok ilçe ve köyün yollarının ulaşıma açık olmadığı anlaşılmaktadır. Başta Gaziantep, Hatay, Gaziantep-Osmaniye, Adıyaman-Çelikhan yolları olmak üzere yollarda birçok çökme meydana geldi.

Onarım çalışmaları devam etmekle beraber, bazı noktalarda yol altyapılarının yeniden inşası gerekmektedir.

Elektrik

Depremden etkilenen illerin önemli kısmında trafo noktaları yıkıldı, kimi bölgelerde elektrik dağıtım şebekesi yok olma düzeyinde zarar gördü.

Trafo ve şebeke tesislerinin yeniden devreye alınmasının uzun zamanda gerçekleşebileceği düşünülüyor.

Ana enerji iletim tesis ve hatlarında sorunlar giderilmiş olsa da şehir içi dağıtım kısımlarında bazı ilçelerde ve il merkezlerinde sorunlar devam etmektedir.

Doğalgaz

Deprem ile doğalgaz boru hatlarında patlamalar meydana geldi ve BOTAŞ Gaziantep, Hatay ve Kahramanmaraş’a hızla akışı kesti.

BOTAŞ’ın ana iletim hatlarında arıza ve kopmalar meydana geldiği ve onarım yapılan yerlerde artçı sarsıntılarla hasarın yeniden oluştuğu bakanlık tarafından açıklandı.

Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş il merkezlerine kontrollü ve kısmi doğalgaz akışları başladı.

10 Şubat Cuma günü Hatay il merkezi ve Kırıkhan ilçesi şehir giriş istasyonlarına doğalgaz verilmiştir.

Petrol hatları

BOTAŞ, Pazartesi günkü ilk depremin ardından tesisi denetlemek için terminale petrol akışını durdurdu, ancak herhangi bir sızıntı veya hasara rastlanmadığını açıkladı.

BOTAŞ, Akdeniz kıyısındaki Ceyhan ihracat terminaline ham petrol akışını 7 Şubat Salı günü geç
saatlerde yeniden başlattı. IKBY yönetimi de petrol akışının devam ettiğini teyit etti.

İletişim

11,5 milyon mobil abone bulunun afet bölgesinde il ve ilçelerde telekomünikasyon hizmetleri tamamen durmasa da ciddi aksaklıklar yaşanmaktadır.

Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’un üyesi olduğu Mobil Telekomünikasyon Operatörleri Derneği’nin açıklamasına göre 2.451 baz istasyonu devre dışı kaldı, 190 mobil istasyon yollandı ve enerji ihtiyacının karşılanması için operatörler tarafından bölgeye acilen 3 bin 485 adet jeneratör sevk edildi.

Aksaklıklar çoğunlukla köy ve ilçelerde devam ediyor.

Hastaneler

2012’de deprem dayanıklılık raporu olumsuz gelen İskenderun Devlet Hastanesi’nin A Bloğu yoğun bakım hizmeti için kullanılıyordu ve depremle beraber yıkıldı.

Hatay İl’inde iki devlet hastanesi yıkılırken birçok özel hastane de yıkılmış veya kalıcı zarar görmüştür.

Yıkılan hastane sayısı resmi makamlarca henüz paylaşılmamakla beraber sahada sahra
hastanelerine ve sağlık çalışanlarına olan ihtiyaç belirtilmektedir.

Okullar

Eğitim Bakanlığı 81 ilde tüm okulların sömestr tatili sonrası açılış tarihini erteledi.

Bakanlık okulların 20 Şubat 2023 Pazartesi günü açılacağını açıkladı.

Depremden etkilenen 10 ilde eğitim gören öğrencilerin istedikleri illere nakil yaptırabilecekleri duyuruldu. Yıkılan okul sayısına dair resmi bir bilgi henüz açıklanmadı.

Raporda öneriler de sıralandı

TÜRKONFED raporunda afet sonrası ekonomik toparlanma için önerilerini de sıraladı.

Raporda şu önerilere dikkat çekildi:

“Örnekleri bulunan7,8 depremin ekonomik etkilerinin makroekonomik ve sosyo-ekonomik analiz boyutuyla ilgili ayrıntılı incelemeler yapılmalıdır. Etki analizleri doğru politikaların kurgulanmasında yardımcı olacaktır.

Depremle ilgili yasal düzenleme ve kurumsal yönetim konuları gündeme alınıp “Depreme dayanıklı daha iyi bir şehir planlamasına doğru” örgütlenmelere fırsat verilmelidir.

Deprem sonrası yeniden inşa ve ekonomik rehabilitasyon süreçlerinde piyasa ekonomisini de esas alan bir ekonomik gelişme yaklaşımı çerçevesinde konu ele alınmalıdır.

İleriye yönelik yapılması gereken deprem riski ve ekonomik hazırlık çalışmalarında bilimsel yaklaşım ön plana çıkarılmalıdır. Örneğin iki Türk deprembilimci-sismolog, Alaska Üniversitesi’nden Ezgi Karasözen ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Didem Cambaz’ın da ortak yazarı olduğu 30 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan bir bilimsel makalede, 24 Ocak 2020 tarihli 6.8 büyüklüğündeki Elâzığ depreminin Doğu Anadolu fay hattında büyük bir kırılmayı haber verdiğine işaret edilmiştir.”

Paylaşın