HDP’li Garo Paylan “İmar Affı” Konusunda TBMM’yi Uyarmıştı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, 2018 seçimlerinden hemen önce AK Parti’nin sunduğu imar affı konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni (TBMM) uyarmıştı.

HDP’li Paylan “Düşünün ki siz o 10 katlı binayı affettiniz. O 10 katlı binada 100 vatandaşımız yaşıyor. Bir deprem oldu -Allah korusun- o vatandaşlarımız o binanın altında kaldı. Kim bu vebali taşıyacak?” sözleriyle eleştirmişti.

Paylan, Genel Kurul’da görüşülen imar affına ilişkin “Meclis bu vebalin altına girmemelidir” uyarısında bulunmuştu. Paylan’ın 9 Mayıs 2018 tarihinde Meclis Genel Kurul’unda yaptığı konuşmadan satırbaşları şöyle:

“İnanın bu kadar rezil bir imar affı gelmemişti. Bir torba yasa içinde bir maddelik yalapşap bir imar affı. Kaç kişiyi ilgilendiriyor? 13 milyon iş yeri ve konutu yani yaklaşık 50 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir konu. Ya, olur mu böyle bir şey? Otuz beş yıllık kanayan bir yara böyle, bir torba maddede yalapşap bir şekilde getirilir mi arkadaşlar? Hak mıdır bu?

Bakın, ne tür arazlar var maddede? Diyor ki: ‘Arkadaş, ben imar affını getiriyorum.’ E, nasıl gelecek bu imar affı? Özal’ın imar affında nasıldı, biliyor musunuz? Vatandaş proje çizdiriyordu, projesini teknikere götürüyordu, onaylatıyordu ‘Ya, bu bina sağlam mı, oturulabilir mi, şartlara uygun mu bu affettiğim yer?’ diye. İmar affını böyle yapmıştı rahmetli Özal. Şimdiki imar affı ne diyor? ‘Vatandaş beyannamesini yazacak, benim şu kadar metrekarelik, şu kadar katlık beyanım var diye gidecek beyannamesini verecek ve yüzde 3 vergi verecek. Ben onu affediyorum.’ diyor. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?

Gelin, bilmeyenler varsa sizi İstanbul’da gezdireyim, herkesin şehrinde vardır. 2 katlı imarlı yere, 2 kata göre temel atılmış yere vatandaş 10 katlı bina yapmış, kolonu yok, deniz kumuyla yapılmış, bina üflesen yıkılacak, diyor ki: ‘Arkadaş, ben bu binanın check up’ını yapmayacağım, denetlemeyeceğim, sen gel, bildir, bana da yüzde 3 para ver -para lazım, çok sıkışığız- ben senin 10 katlı binanı affediyorum.’

Arkadaşlar bakın, bu büyük bir vebaldir. Bu Meclis bu vebalin altına girmemelidir. Böyle, seçim arifesinde, vatandaşa -tırnak içinde söylüyorum- seçim rüşveti vererek bu iş olmaz. Bir af getirilecekse bunun pek çok boyutlu olarak düşünülüp yapılması lazım.

Düşünün ki siz o 10 katlı binayı affettiniz, o 10 katlı binada 100 vatandaşımız yaşıyor. Bir deprem oldu -Allah korusun- o vatandaşlarımız o binanın altında kaldı. Kim bu vebali taşıyacak? Milyonlarca vatandaşımız çürük binalarda yaşıyor. O, o vatandaşlarımızın suçu değil, onlar barınma hakkı çerçevesinde yapmışlar, evet, rant çerçevesinde yapanlar da var ama bunu bu şekilde denetimsiz affetmek hak mıdır, olacak iş midir?”

Paylaşın

Depremler Seçimleri Nasıl Etkiler, Seçimler Ertelenir Mi?

Sabancı Üniversitesi öğretim görevlilerinden Berk Esen, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin, “sadece hükümet için değil, muhalefet için de oyunun kurallarını değiştireceği” yorumunu yaptı.

Berlin’deki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde görevli Sinem Adar’a göre, muhalefetin haziran ayına kadar örgütlenmesini sağlaması büyük ölçüde kendi çıkarına. Adar’a göre, bununla birlikte deprem felaketi, muhalefeti aday seçimi ve her bir partinin rolü konusunda daha fazla bölme riski de taşıyor.

Uzmanlara göre seçimler mayıs ayında pek olası görünmüyor. Anayasa’ya göre seçimler için mümkün olan en son tarih haziran ayı. Seçimlerin bu tarihin dışına ertelenmesi teorik olarak mümkün değil.

Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin yaraları sarılmaya çalışılırken, bu felaketin siyaset dünyasını önümüzdeki aylarda nasıl etkileyeceği ve 14 Mayıs’ta düzenlenmesi öngörülen seçimlerin zamanında yapılıp yapılmayacağı merak edilen konuların başında geliyor.

Deprem öncesi millet ittifakının seçimdeki adayını belirlemek üzere bu pazartesi günü toplantı yapması bekleniyordu ancak bu ileri bir tarihe ertelendi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 ili etkileyen depremler sonrası, 14 Mayıs’ta yapılacağı öngörülen seçimlerle ilgili konuşmamayı tercih etti.

Ancak gerek iktidar gerek muhalefet partileri temsilcileri arasında olası bir ertelemeye ilişkin çeşitli varsayımlar şimdiden ortaya atılmaya başlandı.

Sabancı Üniversitesi öğretim görevlilerinden Berk Esen, AFP’ye yaptığı açıklamada, depremin, “sadece hükümet için değil, muhalefet için de oyunun kurallarını değiştireceği” yorumunu yaptı.

Muhalefetin 2003’ten beri iktidarda olan Erdoğan’a meydan okuyabilecek adaylık konusunda bölünmüşlüğüne dikkat çeken Esen, Bununla birlikte CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yine de en olası aday olmaya devam ettiğini çünkü şu anda kampanya yürütmenin başka biri için çok zor olacağı görüşünü dile getirdi.

Esen, kendi içinde koordinasyon eksikliğinin ciddi sorun olmakla birlikte depremin üzerinden sadece bir hafta geçtiği ve dengelerin değişebileceği olasılığına da dikkat çekti.

74 yaşındaki Kılıçdaroğlu, özellikle CHP’li başkent Ankara ve İstanbul belediye başkanlarıyla karşılaştırıldığında, Erdoğan’ı yenebilecek en iyi aday olarak anketlerde görünmediğine işaret eden AFP, buna rağmen CHP liderinin adaylığının büyük bir olasılıkla daha fazla ön plana çıktığı yorumunu yaptı.

Siyasi risk analizleri yapan Anthony Skinner ise depremin ardından yardımların çok geç kaldığını düşünen, öfke ve şikayet hisleriyle hareket eden seçmenlere dikkat çekerek, depremin “muhalefete hükümete karşı yeni bir cephane sağladığı” görüşünü dile getirdi.

“Deprem, muhalefeti aday seçimi ve her bir partinin rolü konusunda bölme riski de taşıyor”

Berlin’deki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde görevli Sinem Adar’a göre, muhalefetin haziran ayına kadar örgütlenmesini sağlaması büyük ölçüde kendi çıkarına.

Adar’a göre, bununla birlikte deprem felaketi, muhalefeti aday seçimi ve her bir partinin rolü konusunda daha fazla bölme riski de taşıyor.

İYİ Parti lideri Meral Akşener de son bir açıklamasında haziran ayında seçimini düzenlenmesinden yana olduğunu ifade etmişti.

Depremden önce birçok kişi, büyük ölçüde altı partiyi bir araya getiren millet ittifakının ortak adayını pazartesi günü ilan etmesi olasılığından ciddi bir şekilde şüphe duyuyordu.

Siyasi yorumculara göre CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına İYİ Parti lideri Meral Akşener’in sıcak bakmıyor.

Seçimler ertelenir mi?

Uzmanlara göre seçimler mayıs ayında pek olası görünmüyor. Anayasa’ya göre seçimler için mümkün olan en son tarih haziran ayı. Seçimlerin bu tarihin dışına ertelenmesi teorik olarak mümkün değil.

Ancak savaş durumunda seçimler ertelenebiliyor. Bu seçimleri Anayasa’yı değiştirmeden haziran ayından sonraya ertelemek için ise hükümetin parlamentoda üçte iki çoğunluğa ihtiyacı var, bu da çok sayıda muhalefet milletvekilinin böyle bir seçenek lehine oy kullanması anlamına geliyor.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: İmar Barışları Nasıl Rol Oynadı?

10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısı artarken, binalarda bu kadar çok yıkımın ve beraberinde vefat sayısının yüksek olmasında son 20 yılda hız kazanan imar aflarının da büyük rolü bulunuyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in açık bilgi kaynaklarından ve TBMM arşivinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’de 1948 yılından itibaren 20’den fazla imar affı içerikli yasa çıkarıldı.

Şehirlerin genellikle çevre bölgelerinde yer alan gecekonduların affının gündeme geldiği ilk yasa 1983 yılında çıkarılırken, “imar affı” ya da “imar barışı” kavramının ilk olarak kullanılması Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde 1984 yılında çıkarılan yasayla birlikte oldu.

Mimarlık Dergisi’nde Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Dr. Binali Tercan’ın kaleme aldığı makaleye göre, 1984’teki bu yasa ile birlikte tapuya esas olacak “tapu tahsis belgesi” ilk kez bu yasayla tanımlandı.

1986’da çıkartılan yeni bir yasa ile bu affın kapsamı genişletildi ve daha önce konut olarak kullanılıp, sonra işyerine çevrilen gecekondular da dâhil edildi.

2018’deki imar affının farkı neydi?

İktidarlar tarafından genellikle seçim öncesine denk getirilerek çıkartılan imar aflarının en büyüğü ve kapsamlısı ise 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde TBMM’de kabul edilen torba yasa ile gerçekleştirildi.

24 Haziran 2018’deki genel seçimin hemen öncesinde 6 Haziran’da televizyonlarda yayımlanan reklamlarla “İmar Barışı” adı altında çıkarılan yasa ile imara aykırı, ruhsatsız ya da ruhsat eklerine aykırı olan yapılar kayıt altına alındı.

2018’den sonra kaç binaya yapı kayıt belgesi verildi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Buğra Gökçe’nin sosyal medya hesabından paylaştığı verilere göre, 2018’deki imar barışında Türkiye çapında 3 milyon 152 bin yapı kayıt belgesi verildi.

CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın 2022 yılının son aylarında 2018 imar affıyla kaç konut ve işyerinin “Yapı Kayıt Belgesi” aldığını Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sorması üzerine verilen yanıta göre; imar barışı kapsamında Türkiye genelinde toplam 7 milyon 85 bin 969 adet Yapı Kayıt Belgesi verilirken, bunların 5 milyon 848 bin 927’sini konutlar oluşturuyor.

Deprem bölgesinde kaç binaya imar affı sağlandı?

Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkilediği 10 ilde imar affı kapsamında verilen yapı kayıt belgesi sayısı ise 294 bin 166 oldu. Bunlar 10 ile göre şöyle sıralanıyor:

“Adana’da 59 bin 247, Adıyaman’da 10 bin 629, Diyarbakır’da 14 bin 719, Gaziantep’te 40 bin 224, Hatay’da 56 bin 464, Kahramanmaraş’ta 39 bin 58, Kilis’te 4 bin 897, Malatya’da 22 bin 299, Osmaniye’de 21 bin 107, Şanlıurfa’da 25 bin 521 yapı kayıt belgesi.”

2018 imar affı neden tartışma yarattı?

Uzmanlara göre 2018’deki imar barışının en büyük sakıncalarından biri “yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların depreme dayanıklılığı hususunun yapı malikinin sorumluluğuna bırakılmasına” yönelik maddesi oluşturuyor.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe bu maddeyi “Devlet diyor ki; parasını ver, seni kaçak olmaktan çıkartayım, sisteme kaydedeyim ama depremle ilgili güvenliğin sana ait, ben hiçbir sorumluluk almam” sözleriyle açıklıyor.

AKP döneminde 2002’den 2018 yılına kadar getirilen af yasaları göreceli olarak daha küçük çaplı düzenlemeler olurken, 2018’deki imar barışı bu açıdan bir milat olarak değerlendiriliyor.

Devlet ne kadar gelir sağladı?

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 2018 yasasının çıkmasının ardından yaptığı açıklamada “İmar barışında hedefe ulaşıldı: Devletin kasasına 25 milyar 592 milyon TL girdi” ifadelerini kullanmıştı.

Kolaylık sağlayan başka hangi düzenlemeler var?

Türkiye’de bazen adına imar affı ya da barışı denmeden ruhsatsız ya da mevzuata aykırı olarak inşa edilen yapılara gerek Türk Ceza Kanunu’na eklenen af niteliğindeki maddeler gerekse farklı yasalarla çeşitli kolaylıklar da sağlandı.

Uzmanlar, bu kolaylıkların isminin imar affı olmamakla birlikte denetimsiz yapılaşmanın önünü açtığını belirterek, eskiden ruhsatsız olduğu için evine elektrik su bağlatamayan binaların bu tür yasa maddeleri ile kolaylıkla bu hizmetleri alır hale geldiğini ve akabinde bu evlerin değerinin arttığını belirtiyor. Evlerin fiyatının artmasının da rant zincirine yeni halkalar eklediğine ve sorunun bir sistem sorunu haline geldiğine işaret ediliyor.

İmar barışlarının toplumda yol açtığı en önemli yozlaşma alanlarından birisi olarak da “getirilen cezasızlık ile yeni usulsüzlüklere yol açması” gösteriliyor.

Dr. Tercan’ın buna dair saptamaları şöyle:

“Türkiye, üst üste çıkarılan imar affı yasalarıyla yaratılan, ‘nasıl olsa imar gelir’ anlayışı ile ilk başlarda gecekondulaşmayı, son yıllarda da imarlı alanlardaki mevzuata aykırı yapılaşmayı toplum gözünde meşrulaştırmıştır. İmar afları, tüm topluma verilen telafisi olanaksız zararları ortadan kaldırmaya yetmediği gibi, yürürlükteki mevzuatı yetersiz ve geçersiz kılarak, yasakları çiğneyenleri ödüllendirmek anlamına gelmiştir.”

Yeni bir imar affı çıkacak mı?

Bu arada eğer Kahramanmaraş depremi olmasaydı TBMM’de önümüzdeki aylarda yeni bir imar barışı yasası tartışmaya açılacaktı.

Yaklaşan seçimler öncesinde hem ekonomik açıdan rahatlamak hem de oy oranını artırmak isteyen Cumhur İttifakı yeni bir yasa teklifi için hazırlıklara başlamıştı.

Cumhur İttifakı ortağı Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin Meclis’e 25 Temmuz 2022’de sunduğu “İmar Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” şu anda ilgili komisyonda.

Destici’nin sunduğu teklif ile “ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla Yapı Kayıt Belgesi başvuruları için daha önce belirlenmiş sürelerin uzatılması ve daha önce bu sürelerden kaynaklı belgeleri iptal edilenler hakkında tesis edilen idari işlemlerin ve para cezalarının iptal edilmesi” isteniyor.

İmar barışı nedir?

İmar barışı; mülkiyet ve imar sorunu olan, ruhsatsız binaların yanı sıra ruhsatlı fakat imar mevzuatına aykırı olarak eklentiler yapılmış yapıların affedilmesi ve sisteme dahil edilmesine anlamına geliyor.

İmar affı ile ruhsat alan binaların bazılarının daha inşaları sırasında yanlış yapılmış olduğunu ya da iki katlı binaya göre inşa edilip, sonradan üstüne kat çıkıldığını belirten uzmanlar, zemin ve beton etütlerinin yanlış olmasına rağmen de bu binalara imar barışı ile ruhsat verildiğini vurguluyor.

Bu açıdan depremlerde imar barışından yararlanan her bina olmasa da gerekli bilimsel ölçütlere göre inşa edilmeyenlerin yıkılması daha yüksek olasılık olarak değerlendiriliyor.

Deprem bölgesinde yer alan Türkiye’de şu anda yaşanan acıların benzerinin bir daha yaşanmaması için uzmanlara göre plan sürecinden inşaat ruhsatına, iskân sürecinden yapı denetimine kadar sistemin tamamının gözden geçirilmesine ihtiyaç bulunuyor.

Paylaşın

Ahbap Ve BaBaLa TV MHP Lideri Bahçeli’nin Hedefinde

Meclis’teki grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bağışlarla depremzedelere yardım götüren Haluk Levent’in başkanı olduğu Ahbap Derneği ve YouTube’daki Babala TV’nin kurucusu Oğuzhan Uğur’u hedef aldı.

Haber Merkezi / MHP Lideri Bahçeli, “Devleti bir kenara itip ahbap çavuş ilişkisi içinde yardım toplanması bizim nazarımızda yanlıştır. Devletin yapamadığı, yatıştıramadığı, yetiştiremediği ne vardır ki Ahbapçılar ve Babalacılar akbaba gibi kanat çırpmaktadır. Bu sahtekarlar Türk televizyonunda yer almamalıdır” dedi.

Haluk Levent’ten Devlet Bahçeli’ye yanıt

Ahbap’ın kurucusu, sanatçı Haluk Levent, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Bahçeli’ye yanıt verdi. Levent, “Daha dün MHP milletvekilleri çadır kentimizi ziyarete gelmişti. Sayın Devlet Bahçelinin danışmanlarının kendisini yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Ben her gün devletin kurumları ile çalışıyor ve bunu yazıyorum. Zaten kurumlar arası işbirliği olmadan başarı olmaz” ifadesini kullandı.

Bahçeli, yardıma gelen ülkelere de teşekkür ederken muhalefete yüklendi: “Matem günlerimizde nasıl bir vicdanla oy avcılığına tenezzül edebildiler? Fransa’da yayımlanan, Hz.Peygamber’e ve mukaddesatımızın emanetlerine zaman zaman saldıran Charle Hebdo dergisiyle CHP’nin başındaki zat arasında bir fark göreniniz var mıdır? ‘Hükümet depremle başa çıkamıyor’ diye başlık atan İngiliz The Economist dergisiyle; ‘Devlet nerede, ses var devlet yok, iktidar enkaz altında, halkın üstüne çöken AKP-MHP rejimidir’ manşetleri atan gazeteler arasında en küçük bir başkalık söz konusu mudur? ‘Sorun sensin Erdoğan’ diyen terörist Demirtaş ile ‘suçlu Erdoğan’dır’ diyen Kılıçdaroğlu demir bir paranın yazı ve turası değil midir?”

Yardım çalışmalarının gecikmesine atıf yaparak, “Böyle bir devletin düşmanı olmak meşrudur” ifadelerini kullanan TİP Milletvekili Ahmet Şık’a yönelik sert ifadeler kullanan Bahçeli, “Meclis’ten yaka paça atmak güvenlik konusudur” dedi.

Çok tartışılan kararla üniversitelerin 3 aylık süre zarfında uzaktan eğitime geçmesini de değerlendiren Bahçeli, bu karara sıcak baktıklarını kaydetti.

Bahçeli, Kahramanmaraş depremlerinin ardından bölgeyi ziyaret etmemesini eleştirenlere yanıt verdi. “Titiz ve hassas kurtarma çalışmalarını meşgul etmemek için gelişmeleri Ankara’dan takip ettim” diyen Bahçeli, depremlerde etkilenen iller ziyaret edeceğini açıkladı:

“Osmaniye, Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana ve Malatya’da milletimle tek ses olacağım, sırayla ziyaret edeceğim.”

‘MHP nerede’ diye soranları ciddiye alıp cevap verecek değilim. Biz her yerdeyiz. Beton blokların arasında can arayan, yetim yavruların başını okşayan, tabutlara omuz veren, milletin derdiyle dertlenen yürekleriz. ‘Deprem bölgesinde her şey var, sadece devlet yok’ diyen kanı bozuklara söylüyorum, devlet baktığınız her yerde tüm heybetiyle hakimdir. Kimse kusura bakmasın, ‘devlet yok’ diyen karakter yoksulları, iç işgal cephesinde konuşlanmış işbirlikçi sefillerdir. Bunlar baksa da göremez, görse de itiraf edemez.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Seçimi Ertelemek Siyasi Darbe Olur

“Seçimleri erteleme” tartışmalarına dair açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar. Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur. Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.”

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “seçim erteleme” tartışmasına dair açıklama yaptı.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Gelen bilgilere göre, herkes felakete yoğunlaşmışken bir grup hukukçuya, seçimlerin ertelenmesi için çalışma yapılması talimatı verilmiş.

Bir kez daha, oldu bitti yaparak Anayasa’yı yok saymaya hazırlanıyorlar.

Seçimler, Anayasa’nın 78. maddesine göre sadece TBMM’de ve resmen ilan edilmiş savaş hali kararıyla ertelenebilir. Bunun istisnası yoktur.

TBMM’yi yok sayıp seçimleri erteleme kararı almak, açıkça siyasi darbe olur.

Anayasal suç olmasına rağmen seçimler bir kez ertelenirse bunun önü açılır ve kimse Yüksek Seçim Kuruluna bir daha seçim kararı aldıramaz.

Deprem felakettir, diktatörlüğe geçiş için “Allah’ın lütfu” değildir.

Halk buna izin vermez, nokta.”

AK Parti Kurucular Kurulu üyesi Bülent Arınç, 22. Dönem TBMM Başkanı sıfatıyla imzaladığı açık mektupta, Maraş depremlerinin yarattığı olumsuzluklar dolayısıyla genel seçimin bir yıl ertelenerek yerel seçimle birleştirilmesini istedi. Ardından sosyal medyada seçimin ertelenmesi konuşulmaya başlandı.

6 Şubat Pazartesi saat 04.17’de Maraş ili Pazarcık ilçesi merkezli 7.7 büyüklüğündeki ilk depremin ardından saat 13.24’e Elbistan ilçesi merkezli 7.6 büyüklüğünde ikinci deprem oldu. Maraş, Hatay, Malatya, Adıyaman, Antep, Urfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır, Kilis, Elazığ’da büyük yıkım meydana geldi. 30 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 80 binden fazla kişi yaralandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: Savaş Olmadığına Göre Seçim Ertelenmez

“AK Parti’den deprem gerekçesiyle seçimin 18 Haziran ötesine ertelenmesi çıkışları geliyor. Seçim ertelenebilir mi?” sorusunu yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hayır. Anayasa çok açık. Ancak savaş halinde seçim ertelenebiliyor” dedi ve ekledi:

“Savaş olmadığına göre seçim ertelenemez. Hiç kimse Anayasanın, yasaların dışında gerekçeler uydurarak kendisine özgü bir hukuk normu oluşturamaz. Anayasa var. “Türkiye hukuk devletidir” diyorsak yapılamaz”

6 Şubat depreminin ardından bir çok yerleşim yerinin tahrip olması, can kayıpları ve nüfusun yer değişimi yaşandı.

AK Partili Bülent Arınç ise “ivedilikle seçim ertelenmeli görüşünü dile getirdi. Gazeteci Murat Yetkin’e konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu talebin seçim iradesinden kaçma çabası olarak değerlendirdi.

Yetkin Report isimli sitede yayınlanan habere göre, Kılıçdaroğlu, yapılması gerekenin ivedilikle seçin tarihinin belirlenmesi ve YSK’nın gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu’nun seçim ertelenmesi tartışmaları üzerine sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

AK Parti’den deprem gerekçesiyle seçimin 18 Haziran ötesine ertelenmesi çıkışları geliyor. Seçim ertelenebilir mi?

Hayır. Anayasa çok açık. Ancak savaş halinde seçim ertelenebiliyor. Savaş olmadığına göre seçim ertelenemez. Hiç kimse Anayasanın, yasaların dışında gerekçeler uydurarak kendisine özgü bir hukuk normu oluşturamaz. Anayasa var. “Türkiye hukuk devletidir” diyorsak yapılamaz.

Tarih saptansın, YSK çalışsın

Bülent Arınç bir açıklama yaptı, deprem felaketi dolayısıyla derhal ve bir defaya mahsus ertelenmelidir dedi. Nasıl karşıladınız?

Bakın, büyük bir deprem oldu, farkındayız. Göç hareketleri var, farkındayız. Ancak bugünkü teknolojik imkânlarla bu sorunlar kolaylıkla aşılabilir.

Bir kere herkesin bir T.C. numarası var. Yüksek Seçim Kurulunda herkesin kimlik bilgileri bulunuyor. Adres değişikliklerini de kolaylıkla saptamak mümkün. Seçim tarihi netleştiğinde YSK oturur çalışır, bütün bunları düzenler, seçmen listelerini oluşturur. 14 Mayıs’ta olacaksa üç ay, 18 Haziran’da, zamanında yapılacaksa dört aydan fazla zaman var. Bu süre içinde YSK görevini aksatmadan rahatlıkla yapabilir.

Oysa iddialara göre AK Parti seçimi YSK üzerinden ertelemeye çalışıyor. Neden eli kolu bağlı diyorsunuz?

AK Parti öyle anlaşılıyor ki YSK’yı kendi talimatı ile hareket eden bir organ olarak görüyor. Daha açık bir anlatımla, onlar YSK’yı AK Partinin arka bahçesi olarak görüyorlar. Gerçi YSK geçmişte bu izlenimi verecek kararlar almadı değil.

O zaman sizce neden bu çıkışlar yapılıyor, seçimin Anayasa’ya rağmen ertelenmesi çıkışları yapılıyor?

Seçimin ertelenmesi taleplerinin altında seçimden kaçma iradesi var. Ancak bu iradeyi YSK üzerinden hayata geçirmek yani kendi çıkarlarına göre bir defaya mahsus özel kararlar aldırmak istiyorlar. Sayın Arınç’ın açıklaması bunu gösteriyor.

Tekrar ediyorum; kimseye özgü hukuk normu oluşturulamaz. Yapılması gereken, ister erken seçim olarak 14 Mayıs, ister zamanında 18 Haziran olsun, ivedilikle seçim tarihinin belirlenmesidir. Seçimden kaçmanın hiç kimseye bir yararı yoktur. Ancak zararını tüm ülke çekecektir.

Paylaşın

“Seçimler Eylül Ayına Sarkabilir” İddiası

Depremlerin ardından konuşulan seçim senaryolarını köşesine taşıyan gazeteci Mehmet Tezkan, eçimin planlanan 14 Mayıs’a yetişmeyeceğini belirterek, “18 Haziran şimdilik ağır basıyor ama bir olasılık daha var…” dedi ve ekledi:

“YSK; ‘Depremden 13 milyon insan etkilendi. 10 milyona yakın seçmen yer değiştirdi. Seçmen kütükleri yok oldu, kayıt kuyut kalmadı, yenilemem lazım, önemli bir seçmen kitlesini saf dışı bırakamam. Seçimi etkiler’ diyerek… Ve… Hazırlık yapamadım bahanesiyle seçimi eylül ayına öteleyebilir…”

Halk TV yazarı ve gazeteci Mehmet Tezkan, 10 ilde büyük yıkıma neden olan, Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından konuşulan seçim senaryolarını köşesine taşıdı.

Seçimin planlanan 14 Mayıs’a yetişmeyeceğini belirten Tezkan, “18 Haziran şimdilik ağır basıyor ama bir olasılık daha var… YSK; ‘Depremden 13 milyon insan etkilendi. 10 milyona yakın seçmen yer değiştirdi. Seçmen kütükleri yok oldu, kayıt kuyut kalmadı, yenilemem lazım, önemli bir seçmen kitlesini saf dışı bırakamam. Seçimi etkiler’ diyerek… Ve… Hazırlık yapamadım bahanesiyle seçimi eylül ayına öteleyebilir…” dedi.

Tezkan, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“İktidar yani Saray; ‘Yaz aylarında insanlar rahatlar, enkaz kaldırılır, yeni binaların temeller atılır, umut saçılır, acıları hafif de olsa küllenir. Yaralıların bir bölümü sağlığına kavuşur. Depremden etkilenmeyen illerde yaşayanların bir kısmı ‘ah vah’ demeyi bırakır. Bir kısmı unutur’ diye düşünüyor olabilir…

İktidar böyle düşünüyorsa YSK’da gereğini yapar. Kılıf bulur…

Konuşulan bir olasılık daha var. Seçimin bir yıl ertelenmesi. 2024 yılında yerel seçimle birleştirilmesi.

Olabilir mi?

Olabilir, konuşalım… Anayasa’ya göre savaş hali dışında seçim ertelenmiyor. Savaş çıkacak bir ortam yok.

Yunanistan’a bir gece ansızın gelebiliriz dedik, kör talih onlar bir gece ansızın ama izinle enkaz altındaki vatandaşlarımızı kurtarmak için geldi.

Bu sebeple seçim 2024’e kalmaz diyorum…

Kimileri; Erdoğan yıkılan konutlar için ‘Bir yıl süre verin’ dedi ya bu sözü dayanak noktası yaparak seçim ertelenecek diyor.

Senaryoları şöyle: Erdoğan büyük deprem ve depremin ekonomiyi daha da sarsacağını gerekçe göstererek ülke çapında OHAL ilan eder. Meclis anında onaylar. Seçimi bir yıl ertelediğine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararnamesi yayımlar.

Bu kararnameye itiraz kime yapılabilir?

Anayasa Mahkemesi’ne….

Ama… Anayasa Mahkemesi, OHAL döneminde Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ne bakmayacağını ilan edip elini kolunu bağladı.

Hayda… Eee ne olur?

YSK’ya başvurulur. O da Anayasa Mahkemesi’ne gidin der. Cumhurbaşkanı Kararnamesi var ben karışamam der.

Der mi der… Top oradan oraya dolaşırken 2024’ü buluruz…

Ülke için en ağır senaryo da bu…

Gerçekleşme ihtimali var mı?

Yüzde 50… Saray’ın planı buysa yüzde 100…

Bu ülkede artık hiçbir şeye, ‘Bu kadarı da olmaz ya’ diyemiyoruz!..”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Bu İktidar Kötülüğü Örgütlüyor

Kahramanmaraş merkezli depremlerle ilgili değerlendirmede bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Dayanışma duygularıyla hareket eden bütün insanlarımıza, yurt dışında ve içinde bu seferberliğe katılan herkese deprem bölgesinde canla başla çalışan herkese minnettarız. Sağ olsunlar var olsunlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İktidarın tüm kötülükleri ve çirkinliklerine rağmen insanlığın büyük dayanışması canlı bir şekilde bölgede, her yerde kendini gösteriyor ve bu dayanışma giderek büyüyor. İnsanlarımız organize oluyorlar iyiliği örgütlüyorlar iyiliği büyütüyorlar. Bu iktidar ise kötülüğü örgütlüyor. Bu iktidarın yaptığı en iyi şey kötülüğü örgütlemektir. Bu iktidarın becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür.”

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası 8 gündür çalışmalar yürüten Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi, Eş Genel Başkan Mithat Sancar başkanlığında olağanüstü toplandı. HDP Eş Genel Başkanı Sancar, toplantıda açıklamalarda bulundu.

Depremde yaşamını yitirenlere başsağlığı dileyerek sözlerine başlayan Sancar, “Tüm ülke olarak tarifi çok zor bir acıyı yaşıyoruz. Kelimelerin boğazımızda düğümlendiği bir zamandayız. İnsanların feryatları, yardım çığlıkları, büyüyen haklı öfkesi asla unutulmayacak. Öyle iktidar sahiplerinin ‘kader planı, asrın felaketi’ diyerek, kendi sorumluluklarını ve beceriksizliklerini gizleyebileceklerini sandıkları bir süreç değil bu. Depremin asıl yıkıcı etkisi, deprem öncesi yapılanlar, yapılmayanlar ve deprem sonrası gerçekleştirilmeyenler ve gerçekleştirilmesi gecikenlerdir. Asıl depremleri insani felakete dönüştüren; iktidarların, devletlerin politikalarıdır” dedi.

Depremlerin felaketlere dönüştürüldüğünü ifade eden Sancar, “Bu faktörlerin başında tedbirsizlik gelmektedir. Önlemlerin zamanında alınmaması bir diğer faktördür. Acil müdahale ve yardımların yine zamanında ulaştırılmaması da yıkımı büyüten temel sebeplerden biridir. Bu ülkeyi yönettiklerini söyleyenlerin vurdumduymazlığı, organizasyonsuzluğu ve koordinasyonsuzluğu felaketin temelinde yatmaktadır. İnsan ve toplum merkezli yönetim yerine ranta ve talana dayalı politikalar yıkımın başlıca sebebidir. Bugün depremin 8’inci günündeyiz. Resmi verilere göre 30 bini aşkın insanımız hayatını kaybetmiştir maalesef. Halen ulaşılmayan çok sayıda enkaz var. Gidilmeyen yerler, köyler var. Enkaz altında on binlerce insanımız bulunuyor. Bu karakışın ortasında insanlar soğukta kaderlerine terk edilmiş durumda. Çadır, soba, battaniye, gibi ihtiyaçların devlet ve hükümet düzeyinde yeterli oranda karşılanmadığı bir durum söz konusu. Yardımların dağıtılmasında büyük bir kaos ve kargaşa yaşanıyor. Deprem bölgesindeki insanlar toplumsal dayanışma ve yardımlar sayesinde hayatta kalmaya çalışmaktadır” şeklinde konuştu.

Deprem bölgesinde büyük bir yıkımın olduğuna dikkat çeken Sancar, “Ama yıkılmayan bir şey de var insanlık, evet insanlık yıkılmadı. Dimdik ayakta. Sivil toplum, milyonlarca gönüllünün, tek tek bireylerin, sanatçıların, aydınların, emekçilerin, iş insanlarının, sendikaların, kadınların, gençlerin, 7’den 70’e herkesin, yerel yönetimlerin, siyasi partilerin, demokratik kurum ve kuruluşların, yardım için adeta seferber olduğu büyük bir dayanışma yaşanıyor. Bu büyük yıkımın içinden bir kez daha büyük insanlık kendini gösteriyor. Böylesine anlamlı bir dayanışma, yaralarımızı saracak en temel yoldur” ifadelerini kullandı.

“Bu iktidar kötülüğü örgütlüyor”

Dayanışmayla yaraların saracağını belirten Sancar, “Dayanışma duygularıyla hareket eden bütün insanlarımıza, yurt dışında ve içinde bu seferberliğe katılan herkese deprem bölgesinde canla başla çalışan herkese minnettarız. Sağ olsunlar var olsunlar. İktidarın tüm kötülükleri ve çirkinliklerine rağmen insanlığın büyük dayanışması canlı bir şekilde bölgede, her yerde kendini gösteriyor ve bu dayanışma giderek büyüyor. İnsanlarımız organize oluyorlar iyiliği örgütlüyorlar iyiliği büyütüyorlar. Bu iktidar ise kötülüğü örgütlüyor. Bu iktidarın yaptığı en iyi şey kötülüğü örgütlemektir. Bu iktidarın becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür” diye konuştu.

HDP’nin deprem bölgesinde sahada çalışmalarını sürdürdüğünü, halkla dayanışmaya devam ettiğini söyleyen Sancar, şunları söyledi: “HDP olarak depremin yaşandığı ilk gün Ankara ve Diyarbakır’da Merkezi Kriz Koordinasyonlarımızı hemen kurduk. Bunun yanı sıra depremin yaşandığı bölgelerde etkin bir çalışmanın yürütülmesi için örgütlü olduğumuz il ve ilçelerde seçim koordinasyon merkezlerimizi yerel Deprem Kriz Koordinasyon Masalarına dönüştürdük. Şu an 3000’den fazla arkadaşımız, birinci dereceden sahayı koordine ederken, binlerce arkadaşımız da aktif olarak çalışıyor. Bunun dışında Meclis grubumuz, Gençlik ve Kadın meclislerimiz bir bütün olarak sahadalar. Deprem sonrası yıkımının en ağır olduğu 6 ilde, vekillerimiz sürekli ve dönüşümlü bir şekilde halkımızla iç içe yaraları sarmaya ve acıları azaltmaya katkı sunuyorlar.

Bugüne kadar Koordinasyon Merkezimize yaklaşık 60 bin başvuru yapıldı. Bu görüşmeler sonucu yaklaşık 300 bin ayrı iletişim gerçekleştirildi. Enkaz altındaki insanlarımıza acil müdahale için bulundukları yerin AFAD’a bildirilmesinden, acil yardımların organize edilmesi ve deprem bölgelerine ulaştırılmasına kadar her alanda seferber olduk. Arkadaşlarımız kurtarma çalışmalarında bizzat yer aldı, yer almaya devam etmektedir. Bize ulaşan her insanımızın sesini hemen gerekli her yere ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu çabamızı da devam ettireceğiz. Deprem bölgelerinden Ankara, Mersin, Urfa, İstanbul ve Kayseri’deki hastanelere taşınan ve bu hastanelerde tedavi gören, taburcu olan 12 bin 322 afetzede ile temas kuruldu. Erzak ve malzeme yardımları koordine edilmeye devam edilmektedir.

Şu ana kadar TIR, kamyon ve kamyonet olmak üzere 617 araç deprem illerine, ilçelerine ve köylere tarafımızdan ulaştırılmıştır. Evlerde misafir etme çalışmaları kapsamında 26 farklı ilden aldığımız aramalar sonucunda 345 aileyi konuk edecek imkânlar yaratılmıştır. Merkezi Kriz Koordinasyonu bünyesinde teknik, ulaşım ve konaklama, AFAD ile iletişim ve illerle iletişim ekibi olmak üzere, 4 ayrı komisyon kurduk. Kurduğumuz ihbar hatlarından gelen bilgiler arkadaşlarımız tarafından teyit edilerek AFAD’a, il kriz koordinasyonlarına iletilerek, yardımların ulaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Hatlarımız 24 saat açık tutulmaktadır.

Adıyaman, Maraş, Hatay ve Malatya’nın tüm ilçeleri ile Antep’in İslahiye ilçesi mahalle muhtarlarını aradık. Toplam 24 ilçemizde 1148 muhtarımızla iletişime geçtik. Tabii ki deprem dolayısıyla iletişim sorunları var, ulaşamadıklarımız da oldu ancak muhtarların yüzde 75’i ile iletişim kurmayı başardık. Muhtarlarımıza önce geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Hayatını kaybeden yurttaşlarımız için bir kez daha başsağlığı diledik, yaralıların durumunu sorduk, enkaz çalışmalarının son hali hakkında bilgi aldık. En önemli konu da genel ihtiyaçları ve acil gereksinimleri konusunda notlarımızı tutup Kriz Koordinasyon Merkezimize, oradan da ilgili birimlere ilettik, bu çalışmalarımız devam ediyor.

Havalar soğuk, bu nedenle çadır ihtiyacı da ilk sırada yer alıyor. Birçok yere hiç henüz ulaşılamamış. Görüştüğümüz ilçelerin tümünde bu ihtiyaç var. Aciliyetini koruyor çadır ihtiyacı. Depremden hiç hasar görmemiş olsa bile insanlar evlerine girmiyorlar bunu da elbette anlamak gerekiyor. Barınma ve ısınma ihtiyacı depremden etkilenen bölgelerdeki bütün insanlarımız için geçerlidir. Muhtarlarla yaptığımız tüm görüşmelerde bütün muhtarlar, toplumun gösterdiği yüksek duyarlılık ve toplumsal dayanışmadan çok memnun olduklarını belirttiler. Halkımız birbiriyle dayanışmasının önemine burada da ortaya çıktı. Partimize hem dayanışma dolayısıyla hem de aramamız dolayısıyla teşekkürlerini de ilettiler. Biz bu teşekkürü hak etmek için daha fazla şey yapmamız gerektiğinin de farkındayız. Bizim teşekkür gibi bir beklentimiz yok. Bu bizim sorumluluğumuzdur. İnsani ve siyasi görevimizdir teşekkürleri de başımız gözümüz üstünedir. Daha fazla dayanışma için seferber olmaya devam edeceğiz. Acımız, yaramız büyük ama dayanışmamız da yine aynı şekilde büyüktür.”

“AKP-MHP’nin tekçi iktidarının enkazı da halkın üzerine yıkılmıştır”

İktidarın deprem sonrası krizi yönetememe haline değinen Sancar, şöyle devam etti: “Bugüne kadar iktidar ne yaptı? Bir de kısa bir bilanço çıkaralım bu konuda. Yaşanan depremde insanların üzerine sadece çürük binalar yıkılmadı. Çünkü esas yıkımın nedeni, başta da belirttiğim gibi siyasi iktidarlardır, devletlerdir. Çürük düzen ve yozlaşmış iktidar insanlarımızın üzerine çökmüştür. Savaştan, talandan, ranttan ve yalandan başka bir şey bilmeyen AKP-MHP’nin tekçi iktidarının enkazı da halkın üzerine yıkılmıştır. Devletin, kamunun kaynakları ve imkânları böylesi zamanlarda insanların hizmetinde olmayacak da ne zaman hizmette olacak? İktidar ve yönettiği devlet kurumları, bu depremde müdahalede çok geç kaldılar. Bizler gözlerimizle gördük ama tüm ülke buna şahittir. Depremin ardından ben ve Pervin Buldan Eş Başkanım arkadaşım bölgeye gittik, Benim Antakya’da Samandağ ve çevre ilçelerde gördüğüm tablo gerçekten bütün bu söylediklerimizin az bile olduğunu ortaya koyuyor.

Hiçbir yardım ve kurtarma ekibine depremin üzerinden 35 saat geçmişken rastlamadım. Oysa bu sürenin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla bu gecikme ve kaos, organizasyonluk, beceriksizlik maalesef can kayıplarının büyük ölçüde artmasına yol açmıştır. İktidarın, devlet kurumlarının bu durumu, felaket boyutlarını büyüten başlıca faktördür. İktidar krizi yönetememiş, depremi bir insani krize ve trajediye dönüştürmüştür. Her felakette görüyoruz ki iktidara göre ilk kurtarılması gereken insan canı değil, kendilerinin bekası ve imajıdır. Bu rejimle, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adını verdikleri bu rejimle ‘yürütmenin hızlı karar alabildiği ve hareket edebildiği’ iddiasının da çökmüştür. Tek adam yönetimi çökmüştür. Bütün bunlar artık herkesin çıplak gözle gördüğü gerçeklerdir. İnsanlar enkaz altında canlarını ararken, iktidarın enkaz üstünde düşman arıyor olması da kayda geçmesi gereken büyük bir ayıptır. İktidar bir yandan enkaz üstünde düşman ararken öte yandan sivil müdahale ve dayanışmayı engellemeye çalışmış, kutuplaştırma ve nefreti körükleyen açıklamalar yapmıştır. Bu ülke bir deprem coğrafyasında yer alıyor. Bütün hazırlıkların, tedbirlerin ve afet yönetim planlarının bu bilimsel gerçeğe göre olması gerekirdi.

“AKP bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir”

Ancak bilim insanlarını dinlemeyen, dikkate almayan, peş peşe imar aflarıyla depremin böyle büyük bir yıkıma yol açmasına davetiye çıkartan bir beton iktidarı iş başında. AKP bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir. Afetin de felaketin de baş sorumlusu, siyasi sorumlusu, hukuki sorumlusu, ahlaki sorumlusu bu iktidardır. Fail, tek tek bireylerde aranamaz ya da tek tek bireylere sorumluluk yüklenerek, bu tablo temize çekilemez. Elbette bireylerin de sorumlulukları göz ardı edilemez, müteahhitlerin bizatihi sorumlu olduğu konularda elbette soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmelidir ki hukuk komisyonumuz bu konuda da ciddi bir çaba içerisindedir. Ama sorumluluk esas olarak siyasidir, bir sorumluluk silsilesi söz konusudur. Bu nedenle tek tek müteahhitleri öne çıkarıp, siyasi sorumlulukları gizleme çabalarında karşı da bütün hukuk örgütlerinin demokratik kuruluşların ve halkımızın uyanık olması gerekiyor.

İktidarın imar barışı dediği, kaçak yapılara aftır. İşte o imar affının bugünkü sonucu, binlerce binanın yıkılması, on binlerce insanın enkaz altında can vermesidir. Milyonlarca insanın da evsiz, barksız kalmasıdır. 1955-2002 yılları arasında 8 defa imar affı TBMM’nin gündemine gelmiş ve kanunlaşmıştır. AKP’nin iş başına geldiği 2002 yılından bugüne, 2023 yılına kadar, tam 9 defa imar affı yasaları çıkarılmıştır. 1955-2022 yılları arasındakinden daha fazla imar affını bu iktidar kendi 21 yıllık iktidar yönetimi döneminde kanunlaştırmıştır. Üstelik AKP iktidarı bu imar affına ‘imar barışı’ deyip, siyasi bir rant devşirme çabasından da geri durmamıştır. Söz konusu imar affı kanunlarından yararlanan yapı sayısı, 3 milyon civarındadır. Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de, 3 milyon yapının denetimsiz bir şekilde af kapsamına alınması, cinayetin açık bir şekilde kanunileşmesi anlamına geliyor.

“21 yılda yapamadığını bir yılda mı yapacaksın?”

İktidar kendi sorumluluğunu gizleyemez. Hiçbir şekilde gizleyemez. En büyük kurumsal müteahhit, tekrar ediyorum, iktidarın bizzat kendisidir. Ve başlıca fail bu çürük ve rantçı, beton iktidarıdır. Erdoğan Diyarbakır’da yaptığı açıklamada, 1 yıl süre istiyor, yeniden imar için. ‘21 yıldır ne yaptın?’ diye sormaz mı halk? 21 yılda yapamadığını bir yılda mı yapacaksın? Peki bir yılda yeniden imar sorununu çözün diyelim. Yitirdiğimiz canları nasıl geri getireceksiniz. Tarihimizin gördüğü ar damarı en çatlamış ittifak, karşımızdaki iktidar bloğudur. Siyasi sorumluluğunu tehditler savurarak üstünden atmak isteyen bu iktidar, zerre-i miskal ahlaki ve vicdani bir sorumluluk taşımadığını göstermiştir. Afede geç müdahale eden iktidar, deprem sonrasını yönetmekten acizdir. Özetle, devlet herhangi bir şekilde insanların yanında değildir, toplumun menfaatini gözetmemektedir. Onları ve acılarını görmemektedir. Kendi dar çıkarı için her şeyi algı yönetimi ile, tehditlerle halledebileceğini düşünmekte ve buna devam etmektedir.

“AFAD, liyakatsiz bir yönetimin beceriksizliği ve iş bilmezliği…”

Deprem bölgesine çürük bina yapan ve bunların arkasında duran bir iktidarın zaten afet yönetim planından söz etmek abes olurdu. Ortadaki plan rantı yönetme planıdır. Kriz yönetim planlarının olmadığının en somut göstergesi, AFAD’ın durumudur. AFAD’ın personel sayısı, gönüllüler hariç 5 bin 982’dir. Evet, 85 milyonu aşkın nüfusun acil yardım sorumluluğunu üstlenen AFAD’ın personel sayısı 5 bin 982! Yıkılan bina sayısından daha az bir AFAD personeliyle, afet yönetim planı yapılabilir mi? Sahada canla başla kurtarma çalışması yürüten AFAD personeli ve gönüllüleri elbette bu işin içinde tutulamaz. Onların çabaları her türlü takdirin üstündedir. AFAD personeli ve gönüllülerinin hakkını teslim etmek gerekiyor. Sorun yönetim zihniyetindedir, iktidarın politikalarındadır. Acil bir organizasyon ve koordinasyon kurumu olması gereken AFAD, liyakatsiz bir yönetimin beceriksizliği ve iş bilmezliği sonucu kurtarma çalışmalarına 2 günden daha uzun bir süre geçtikten sonra başlamıştır.

“Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, AFAD’ın bütçesinin 4,5 katıdır”

Bütçe tercihlerinde de doğal afet ve felakete karşı alınması gereken önlemler asla yer alınmıyor. AFAD’ın bütçesi, 4 trilyon TL’yi aşkın 2023 yılı bütçesi içerisinde ise sadece 8 milyar 75 milyon TL’dir. Genel bütçedeki payı ise yüzde 0,5’in altındadır. Hep kıyaslar yapılıyor, bunu çarpıcı olduğu için yapıyor, biz de aynı kıyası yapalım. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, AFAD’ın bütçesinin 4,5 katıdır. AFAD’ın başına liyakate aykırı olarak yapılan atamalar, bu çürümenin bir başka boyutunu oluşturuyor. Bu iktidar okulların depreme dayanıklı hale getirilmesi için bütçe ayrılması önergelerimizi de reddetmiştir. Bu deprem göstermiştir ki AKP-MHP yönetim anlayışının afet konusunda herhangi bir hazırlığı yoktur, afetlerin yıkıcı etkisini kat kat arttıran siyasi zihniyeti ve tercihleri vardır.

“Nerede bu deprem vergileri?”

1999 yılından bu yana toplanan deprem vergilerinin sadece adını değiştirdiler. Özel İletişim Vergisi adı altında her yıl on milyarlarca lira bütçeye gelir olarak kaydedildi. 1999 yılından bu yana toplanan deprem vergilerinin miktarı, yaklaşık 40 milyar dolardır. Bu meblağ ile felaketin yaşandığı iller 2 defa yeniden yıkılıp, depreme dayanıklı bir şekilde inşa edilebilirdi. Bu denli büyük bir meblağdan bahsediyoruz. Nerede bu deprem vergileri? Bir tane iktidar yetkilisi yoktur ki ‘bu paraları deprem önlemleri için kullandık’ diyebilsin. Diyemezler. Çünkü depremin etkisini azaltmak için kullanmadılar. Depreme karşı tedbir için kullanmadılar, yandaşlarına aktardılar. Kendi siyasi projeleri için kullandılar. Tüm bunlar da gösteriyor ki suç da fail de herkesin gözleri önündedir.

“Bir yapının aleni iflasıyla karşı karşıyayız”

Katı merkeziyetçi ve tekçi rejim her şeyi felç etmiştir. Sarayın izni olmadan bir vincin bile çalışamaz oluşu ve yetkililerin korkaklığı, acizliği vahameti gösteriyor. Özellikle ‘hızlı’ diye pazarlanan ve bütün yetkilerin bir kişide toplandığı bu sistemin sonuçlarını, maalesef tüm ülke olarak ağır bedeller ödeyerek yaşıyoruz. Yerelden uzak ve kopuk yönetim şekli, bürokratik engeller silsilesinden oluşan bir yapının aleni iflasıyla karşı karşıyayız. Saray’ın karar mekanizması, yani katı merkezi, hiyerarşik ve bürokratik bir yönetim yerine, yerel yönetimlerin yetki ve inisiyatif sahibi olduğu, yerinden yönetimin ne kadar değerli olduğu bu acı tecrübeyle bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü yerellik ilkesi ve buna dayalı yerel demokrasi, bir yetkinin kamusal ihtiyaca en yakın birim tarafından kullanılmasını öngörür.

Bugün dünyada yerel yönetimlerin güçlü olduğu yerler, afetlere de en hazırlıklı yerlerdir. Toplumsal ihtiyaçlara göre tedbir alınarak, afetlere hazırlık yapılarak, yerel yönetimler güçlendirilir. Yapılması gereken budur. Sadece yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değil, demokratik kitle kurumlarının, emek ve meslek örgütlerinin de bizatihi burada yer alması gerekiyor. Bu da yerindelik ilkesinin bir gereğidir. Karar mekanizmalarının da pratik tedbirleri de en etkili ve hızlı şekilde ancak yerinden ve yerellik ilkesi ile sağlayabiliriz. Tekçi, merkeziyetçi yol ve yöntemlerle toplumun iyiliği, kamunun yararı için bir hizmet örgütlenmesi mümkün olmuyor. Tarih boyunca olmadı, şimdi de acı faturalarla maalesef yeniden ortaya çıktı. Bu deprem bize tam olarak göstermiştir ki merkeziyetçi yönetim her kurumu ve kademeyi felce uğratmıştır. Ayrıca sosyal devlet ilkesi de nasıl tahrip edilmiş, bu depremde bunu da gördük. Sosyal devlet ortadan kaldırılmış. Anayasada yazılı bir ilke olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

“Tüm bunların hesabını hukuki ve siyasi çerçevede soracağız”

Ülkenin dört bir yanından insanlar yüreklerinde derin acı, tüm imkanlarıyla seferber olup yaraları sarmaya, elinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Böylece yok olan sosyal devletin yerine dayanışmacı toplum gerçeğini koyuyorlar. İktidarın en tepesinden en alt kademesine kadar, muhalefete, halka, bu doğal afettir, siyaset yapmayın diye parmak sallanıyor. En çirkin ahlak dışı siyaset budur. Ölseniz dahi susun, sadece biz konuşalım demek anlamına geliyor. İktidar bunu istiyor. Gerçekleri söylemeyin, bizim algı operasyonlarımız, gerçek dışı açıklamalarımıza razı olun demek istiyor iktidar. AKP genel başkanı, yöneticilerin basiretsizliği müteahhitlerin hırsızlığına denetimsizliğe çıkardıkları imar aflarına kadar kader planı diyerek, kendi sorumluluğunu örtmeye çalışıyor. Tedbirsizliği, yolsuzluğu, becerisizliği, kader diye sunamazsınız. Bunlar kader değil bunlar siyasi tercihlerdir burada da sorumluluk başka yere havale edilemez. Asıl sorumlular bu devleti yönetenlerdir. Buradan tekrar sesleniyor. İktidarın başı defter açtım diyor, hatırlatıyoruz asıl defteri Türkiye halkları açtı. Tüm bunların hesabını hukuki ve siyasi çerçevede soracağız.

“Bütün sorumlular hakkında gecikmeden soruşturma açılmalıdır”

Yaklaşık 100 yılda, neredeyse ortalama 10 yılda bir büyük bir deprem yaşandı bu ülkede. Çünkü Türkiye aktif deprem hattındadır. Peki tüm bunlar bilinmesine rağmen neden önlem yok? Neden bunları gören bir siyaset yok? Neden insanı ve toplumu yok sayan bir anlayışla hareket ediyorsunuz. Bunların cevabını biliyoruz, hesabını da Türkiye haklarıyla birlikte siyasi ve hukuki açıdan soracağız. Depremin ikinci günü iktidarın yaptığı icraat OHAL ilan etmekti. En hızlı hareket ettikleri alan, yasakçılık, baskı ve sindirme yöntemleridir. OHAL ilan ederek, kendi acizliklerini ve sorumluluklarını örtbas etme çabasına giriyorlar. Depremi bahane ederek, OHAL’i de arkasına alarak kolluk güçlerinin sınırsız yetki kullanmasının sağlamayı amaçlıyorlar. Bunun önüne geçmek zorundayız. Ortada bir suç varsa onun hukuki yollardan takip etmek gerekiyor. Kolluk kuvvetleri bir ‘ceza uygulayıcısı’ değildir. İşkence yapmak bir insanlık suçudur. Sebebi ne olursa olsun hiç kimse işkence yapamaz. Bu konuda yaşanan örnekler derhal takip altına alınmalı, bu yöntemlere işkenceye başvuran kolluk görevlileri hemen görevden el çektirilmeli. Bütün sorumlular hakkında gecikmeden soruşturma açılmalıdır. Kolluk güçlerinin bu tavrı toplumsal dayanışmayı kırmaya, gönüllüleri alandan uzaklaştırmaya dönük bir gözdağıdır. Bu gözdağının bir işe yaramayacağını halklarımız gösteriyor, gösterecektir. Hiç kimse bu kadar büyük insani bir felaket karşısında böylesine kötücül yöntemlerle hareket eden iktidara prim vermeyecektir boyun eğmeyecektir. Biz insani dayanışmayı büyütmeye kararlıyız, milyonlar da toplumsal birlikteliğin asıl insani dayanışmadan geçtiğinin farkındadır.

“Sınır kapıları derhal açılmalı”

Depremin etkili olduğu merkezlerden biri Suriye’dir. Özellikle Afrin, Halep, Lazkiye, İdlib doğrudan yıkımdan etkilenen bölgeler. Yaklaşık 4 bine yakın insanın hayatını kaybettiği kaydedildi. Bu bölgede yaşanan savaş, çete gruplarının işgal pozisyonundan dolayı deprem sonrasında hayatta kalma mücadelesi, özellikle bazı bölgelerde ne yazık ki çok ağır şartlarda gerçekleşiyor. Hatta bizdeki vahim tablodan da daha vahim bir durum ortaya çıkıyor. Daha önce yardımlar Türkiye Cilvegöz Sınır Kapısı üzerinden giderken, depremden dolayı yollarda yaşanan yıkım sebebiyle BM ilk gün yardımları durdurduğunu açıkladı. Sonrasında birçok ülke Türkiye’nin sınır kapılarını insani yardımların hızlı ulaşması için açma çağrısında bulundu. Bildiğimiz gibi Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile bulunan bütün sınır kapıları kapalı durumdadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği 10 Şubat’ta yaptığı açıklamada, depremden kaynaklı 5,3 milyon Suriyelinin evsiz kaldığını duyurdu. Bu bağlamda Suriye’ye kesintisiz yardım ulaştırılması hayati önem taşıyor. Uluslararası yardım kuruluşları, yardım yapılmasının önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyorlar. Ciddi insani dramının yaşandığı deprem krizinde sınır kapılarının derhal açılması gerekiyor. Bütün sınır kapıları hemen açılmalıdır. Özellikle Kobanê’ye açılan Mürşitpınar Sınır Kapısının da insani yardım için açılması gerektiğini bir kez daha belirtelim.”

“Bizi yaşatacak olan dayanışmadır”

KCK’nin deprem sonrası aldığı eylemsizlik kararını hatırlatan Sancar, şu çağrıda bulundu: “Bu ve benzeri kararlar, önemlidir. Bir yandan yoğun bir savaşın sürdüğü ve tüm gelirlerin savaşa aktarıldığı bir ortamda, çatışmaların durmasına zemin hazırlayacak böyle bir karar önemlidir. Dayanışma felaketten doğmuş olsa bile, yeni imkanların yeni yolların kapısını açar. Bir kez daha bu vesileyle diyalog ve müzakerenin değerine vurgu yapmak istiyoruz. Devletin de iktidarın da savaş ve güvenlikçi politikaları bu dönemde bitirilmelidir. Bunu da önümüzdeki dönem için önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz” dedi.

Sancar, yarın Malatya ve Diyarbakır’da olacağını, 15 Şubat’ta ise Eş Genel Başkan Pervin Buldan ile birlikte Diyarbakır’da Kriz Koordinasyon Merkezi’nde bir araya geleceklerini belirterek, “Bizi yaşatacak olan dayanışmadır. Beraberliğimizdir, bunu da bir kez daha hatırlatmayı gerekli görüyorum” ifadelerinde bulundu.

Paylaşın

SPK Önüne Giden Kılıçdaroğlu, İstifa Çağrısı Yaptı

SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’le görüşmek için kuruma giden ancak görüşemeyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Şunu açık ve net ifade etmek isterim. Türkiye’de kimsenin soyulmasına izin vermek gibi bir geleneğimiz yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Daha enkaz altında insanlar varken deprem bölgesinde yaşayan küçük tasarruf sahiplerinin soyulmasına asla izin veremem. Küçük yatırımcının deprem anında soyulmasını asla kabul etmiyorum. Başkan istifa et, açık söylüyorum. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da gereğini yapsın. Soyguna izin vermeyeceğiz. Yeter ya, yeter artık ya. Bu ülkede herkes soyulacak mı? Seyirci kalmayacağız.”

Kahramanmaraş depremleri sonrası afet bölgesine giden ve döndükten sonra Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) gideceğini açıklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu, bugün kurul önüne gitti.

SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül’ün kendisiyle görüşeceğini ancak daha sonra görüşmenin gerçekleşmediğini belirten CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Sayın Başkan görüşmekten imtina etti. Anladığım kadarıyla saraydan gerekli izni alamadı. Şunu açık ve net ifade etmek isterim: Türkiye’de hiç kimsenin soyulmasına asla ve asla izin vermek gibi bir geleneğimiz yoktur. Hele hele, daha molozlar temizlenmeden, enkaz altında insanlar yatarken, deprem bölgesinde yaşayan küçük tasarruf sahiplerinin soyulmasına asla izin verememem.

Rakam olarak da deprem bölgesinde yaşayan yaklaşık 380 bin tasarruf sahibi soyulmuştur. Deprem sırasında bir insanın soyulması ne demektir? Bunu bir kurum yapıyorsa, bir kurumun şemsiyesi altında yapılıyorsa, bu herkesin itiraz etmesi gereken bir tablodur. Bu ülkede hiç kimse sahipsiz değildir. Cumhuriyet kurulurken şu söylenmiştir, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.’ Deprem bölgesinde insanlar bir canı daha nasıl kurtarırım diye mücadele ederken, insanlar nasıl geçiniriz diye çadır beklerken. 380 bin küçük tasarruf sahibinin deprem anında soyulmasını asla kabul etmiyorum.

Açık ifade ediyorum, başkan istifa etsin. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ne gerekiyorsa yapsın, onlar da istifa etsinler. Zarar eden, soyulan bütün depremzedelere paralarının iade edilmesi lazım. Burada olmamın temel nedeni bu. Soyguna izin vermeyeceğiz. Yeter artık ya! Bu ülkede herkes soyulacak mı? Herkes soyulduğu zaman biz seyirci mi kalacağız. Biz seyirci kalmayacağız.”

Paylaşın

The Telegraph: Depremler Erdoğan’ın Sonu Olabilir

İngiltere’nin The Telegraph gazetesinden Mark Almond, “Bu deprem, Erdoğan’ın sonu olabilir” başlıklı makalesinde, “Geçmişte yaşanan bir afet, Türk Cumhurbaşkanı’nın güç kazanması ile sonuçlandı. Bu afet ise onu iktidardan indirebilir ve Ankara’yı Batı’ya yaklaştırabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yunanistan’ın Ekathimerini gazetesi de bugün yayınladığı “Erdoğan için hesap zamanı geldi” başlıklı haberinde depremler sonrası gelişmeleri ele aldı. Gazete, “Depremler başarısızlıklarının altını çizerken Türk cumhurbaşkanı görev süresinin en zor noktasında bulunuyor” yorumunda bulundu.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde Türkiye-Suriye sınırının iki yakasında yaşanan binlerce can kaybının yanı sıra bu depremlerin ve yaşanan yıkımın siyaseten ne gibi sonuçlar doğuracağı Avrupa basınında tartışılmaya devam ediyor.

İngiltere’nin The Telegraph gazetesi ve Yunanistan’ın Ekathimerini gazetesi de konuyu ele alan yayın kuruluşlarından ikisi.

Oxford Kriz Araştırma Enstitüsü Direktörü Mark Almond, The Telegraph için kaleme aldığı “Bu deprem, Erdoğan’ın sonu olabilir” başlıklı makalesinde, “Geçmişte yaşanan bir afet, Türk Cumhurbaşkanı’nın güç kazanması ile sonuçlandı. Bu afet ise onu iktidardan indirebilir ve Ankara’yı Batı’ya yaklaştırabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Ekathimerini gazetesi ise 6 Şubat Maraş depremlerine işaret ettiği haberinde, “Erdoğan için hesap zamanının geldiğini” yazdı.

“Siyasi zehir”

Mark Almond’a göre, Türkiye, hem jeopolitik olarak hem de jeolojik olarak kilit öneme sahip fay hatlarının arasında yer alıyor. Maraş depremlerinde bugüne kadar 30 bine yakın yurttaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Almond, depremlerin siyasi sonuçlarının da olacağı görüşünde.

Almond, ülkedeki muhalefet partilerinin ve muhalif siyasetçilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “otokratik tarzını yardım çalışmalarına engel olmakla ve Erdoğan’ı kendisine yakın olduğu iddia edilen firmaların kalitesiz inşaat projelerine izin vermekle suçladığını” hatırlattı.

Bu iddiaların 14 Mayıs 2023’te yapılması beklenen seçimler öncesinde “siyasi bir zehir” olduğunu söyleyen Mark Almond, “Türkiye’deki herkes, 1999’daki son büyük depremin Erdoğan’ın 2002’deki seçim zaferine giden yolu açtığını hatırlıyor” değerlendirmesinde bulundu:

“….2002’deki seçim zaferinde, iktidardaki laikler düşük bina standartları ve yolsuzluk karşısında öfkeye kapılan seçmenlerce dışarıda bırakılmıştı.”

Almond’a göre, Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaştan bu yana “Erdoğan’ın NATO’daki müttefiklerine yönelik çatal dilli yaklaşımı, aşikar bir hâl aldı” ve “Erdoğan, ittifak üyeliğini, bölgede Türk askeri gücünü göstermek için bir kılıf olarak kullandı, Ukrayna’yı işgalinin ardından Batı’nın uyguladığı yaptırımları delmek için Moskova ile işbirliği yaparak Putin’e yaklaştı.”

Yazıya göre, Maraş’ta meydana gelen depremlerden henüz 24 saat önce milliyetçi kartı oynamak Erdoğan’ı bir başka cumhurbaşkanlığı dönemine taşıyacak gibi görünüyordu. Şimdi ise “Ankara’nın ‘terör destekçisi’ olarak lanse etmeye çalıştığı ülkelerden yardım seli geliyor.”

“Putin ise pek bir yardımda bulunmuyor… Bu da hangi ülkelerin gerçek dost olduğunun yeniden düşünülmesine yol açabilir.”

Mark Almond’un yazısına göre, hem bu durum hem yazıda ‘siyasi zehir’ olarak tanımlanan gelişmeler, Türkiye’deki siyasi tavırları ve dolayısıyla da Mayıs’ta yapılması planlanan seçimin sonuçlarını etkileyebilir.

“Dış politikayı yeniden gözden geçirmeli”

Ekathimerini gazetesi de “Erdoğan için hesap zamanı geldi” başlıklı haberinde depremler sonrası gelişmeleri ele aldı.

Gazete, “Depremler başarısızlıklarının altını çizerken Türk cumhurbaşkanı görev süresinin en zor noktasında bulunuyor” yorumunda bulundu:

“Türkiye ve Suriye’deki yıkıcı depremlerin öncelikle insani boyutu bir yana, afetin gözler önüne serdiği devlet aparatının başarısızlıkları, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halihazırda zor olan siyasi durumunu daha da tahammül edilmez kılıyor.

“Erdoğan şimdi bu başarısızlıklara ve bu devasa boyutlardaki felakete katkıda bulunan çarpık modelin koordinasyonsuzluğuna göğüs germek durumunda.

“Türk cumhurbaşkanı gerçekten de zor bir durumda bulunuyor ve yurtdışından gelen mali yardıma büyük bir ihtiyaç duyuyor; aynı zamanda, 10 ilde 3 aylığına olağanüstü hal ilan etme kararına rağmen durumun kontrolünü kaybetme riski olduğu görülüyor.

“Güçlü bir ülkenin güçlü lideri imajı zarar görüyor ve Erdoğan, sağlık, barınma, işsizlik, pandemi, yeniden inşa gibi yakıcı sorunlar ile ve nihayetinde yurttaşlarının öfkesi ile olmasa da içerlemişliği ile etkili ve hızlı bir şekilde başa çıkmaya davet ediliyor.”

Erdoğan’ın Türkiye’deki “bu olumsuz imajını tersine çevirmek için geçici de olsa dış politikasındaki taktiksel ve stratejik noktaları yeniden gözden geçirmesi gerektiğini” kaydeden Ekathimerini, yaklaşan seçimler ve depremler öncesinde yapılan son kamuoyu yoklamalarının muhalefet partilerinin lehine sonuçları ortaya koyduğunu hatırlattı.

Gazete ayrıca 6’lı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayının açıklanacağı tarihin ve nihayetinde Mayıs 2023’te yapılması planlanan seçimlerin depremlerin ardından ertelenebileceğine de işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın