GP Lideri Ahmet Davutoğlu’ndan İktidara ‘Nepotizm’ Tepkisi

Devlet yönetiminde akraba kayırmacılığını eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “İlim Yayma Vakfı en köklü kuruşlarımızdan, ne işi var Erdoğan’ın oğlunun İlim Yayma’nın başında. Hangi ilmi vasfı ile orada bulunuyor? Ne işi var Binali Yıldırım’ın çocuklarının Kızılay’ın başında? Hangi Kızılay faaliyeti dolayısıyla orada bulunuyor? Bir tanesi de değil. Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var” dedi ve ekledi:

“21 ay başbakanlık yaptım ama elimde bir neşter, önümde çürütülmeye çalışılan bir devlet yapısı. Nereye el atsam, neşteri dokundursam görüyordum hastalığı. Siyasette bir yere gelen birisinin yaptığı ilk iş, benim oğlum, benim kızım benim akrabam nereye gelecek planlaması… Böyle bir durumda devlet yürür mü? ‘Ailenizi devletin içine sokmayın devleti düşünemezsiniz’ dedim ben bunlara… Ben o yüzden nepotizmi gündeme getirdim…”

İktidarın afet yönetimini de eleştiren Davutoğlu, “Türkiye’nin afete müdahale kapasitesinin çok daralmış olduğunu gördük. Vatandaşın acısını paylaşmak yerine yönetenler çok uzun konvoylarla alana gittiler. Cumhurbaşkanı talimatı olmadan AFAD’ın harekete geçemeyeceği bir sistem var” dedi.

Enkaz kaldırma çalışmasının başlamasının yanlış olduğunu söyleyen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TV 5 yayınında konuştu. Davutoğlu ‘’Orada belki de hala canlar var nasıl enkaz kaldırıyorsunuz? Enkazı kaldıracağım diye insan cesetleri parçalanacak bu yanlış” dedi.

AFAD ve Kızılay’la ilgili tartışmalara da değinen “Deprem bölgelerine 100’e yakın tır gönderdik el koydular. Gönüllü görev yapmak isteyenlerin önünü kapattılar” diyen Ahmet Davutoğlu, ‘akraba kayırmacılığı’ eleştirerek şunları söyledi:

“Kızılay’da benden sonraki başbakanın kızının, oğlunun, damadının ne işi var? Hangi nitelikleriyle Kızılay’ın üst düzey görevlerine geldiler? Çevre Şehircilik Bakanı’nın eniştesinin hangi niteliği vardı da hangi afet planlamasında çalıştı da AFAD’da genel müdürlüğe geldi? Bunlar bu kurumları arpalık gibi görüyorlar, zaten beni öfkelendiren şey bu. Bunlar devleti kendilerine verilen bir emanet gibi görmediler. Kendi mülkleri gibi gördüler. Kızılay, AFAD, sivil toplum kuruluşlarını mülk edindiler, her birine birer komiser atadı Erdoğan.

“Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var”

İlim Yayma Vakfı en köklü kuruşlarımızdan, ne işi var Erdoğan’ın oğlunun İlim Yayma’nın başında. Hangi ilmi vasfı ile orada bulunuyor? Ne işi var Binali Yıldırım’ın çocuklarının Kızılay’ın başında? Hangi Kızılay faaliyeti dolayısıyla orada bulunuyor? Bir tanesi de değil. Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var.

21 ay Başbakanlık yaptım ama elimde bir neşter, önümde çürütülmeye çalışılan bir devlet yapısı. Nereye el atsam, neşteri dokundursam görüyordum hastalığı. Siyasette bir yere gelen birisinin yaptığı ilk iş, benim oğlum, benim kızım benim akrabam nereye gelecek planlaması… Böyle bir durumda devlet yürür mü? ‘Ailenizi devletin içine sokmayın devleti düşünemezsiniz’ dedim ben bunlara… Ben o yüzden nepotizmi gündeme getirdim…”

“Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil”

Davutoğlu, televizyon ekranlarında düzenlenen bağış kampanyası hakkında “Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil” değerlendirmesinde bulundu.

Karar yazarı Elif Çakır, bugünkü köşe yazısında Davutoğlu ile yaptığı görüşmeye yer verdi. Çakır’ın yazısının bir kısmı şöyle:

Dün Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu iki nedenle aradım. Kendisine “bağış kampanyasında adınızı göremedim, neden katılmadınız, bilinçli bir tercih miydi?” diye sordum.

Başta ilkesel olarak siyasilerin bağışlarının mahrem olması gerektiğine inandığı için katılmayı düşünmediğini ancak daha sonra yardım kampanyasına destek beyanı mahiyetinde danışmanlarının katılım için kanallarla temas kurmaya çalıştıklarını fakat uzun süre geri dönüş olmayınca ısrarlı olmadıklarını söyledi.

Sayın Davutoğlu “Merkez Bankası ve kamu kurumlarının bağış yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, Merkez Bankası, Ziraat Bankası ve kamu kurumları bağış yapabilir mi?” sorumu şöyle yanıtladı.

“TCMB başta olmak üzere kamu kurumlarının ve bankalarının başında bulunan yöneticiler oradaki finansal kaynağın sahibi değil, sadece yasalar çerçevesinde bu kaynaklar üzerinde tasarruf etme yetkisine sahip memurlardır. Dolayısıyla, bu memurlar ancak ve ancak kendi maaşlarından bağışta bulunabilirler. Kendilerine milletin emaneti olan kamu kaynaklarını kullanarak şahıslarını öne çıkarmak üzere yaptıkları işlemler bir tür ‘itibar yolsuzluğu’dur.”

Kamu kaynaklarının hiçbir surette bağışa konu olamayacaklarını, çünkü bu kaynakların ihtiyaç hissedildiğinde yine yasalar ve kamu menfaati çerçevesinde kullanılabileceğini söyleyen Sayın Davutoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Zaten Merkez Bankası her yıl nisan ayında karını sahibi olan Hazine’ye devrediyor. Nisan ayında hazineye verilecek bir paranın 2 ay önce bağış adı altında verilmesinin ne anlamı var? Devlet yönetmek ciddiyet ister akıl ister. Felaket ortadadır, toplarsınız kurumları gerekirse vergi düzenlemelerini yapar gerekirse para basar bunları da şeffaf ve hesap verebilir şekilde paylaşır milletin derdini çözersiniz. Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil!”

Davutoğlu son olarak “Bu felaketin en büyük bağışçıları arama kurtarma faaliyetlerinde hayatını depremzedeler için bağışlayan kahramanlardır. Mesela arama kurtarma faaliyetinde kalp krizi geçirip vefat eden Beşir Vakfından Metin Doruklu. Yine gece gündüz hayat riski altında emeklerini bağışlayan madencilerimize, Mehmetçiklerimize, AFAD, AKUT, UMKE, AHBAP, İHH, BEŞİR, Kızılay, Umuda Koşanlar, VEFA vd sivil toplum kuruluşları gönüllüleridir” dedi ve hepsini saygıyla selamladığını, gönülden teşekkür ettiğini ifade etti.

Paylaşın

Depremler Dış Politikayı Nasıl Etkiler?

Prof. Dr. Serhat Güvenç, Türkiye’nin önceliğinin deprem sonrası ister istemez yaraları sarmak olacağını söyleyerek, yurtdışından gelen yardımların olası yansımasını, “Aynı depremle birlikte fay hatlarındaki enerjinin boşalması gibi belki de yabancı düşmanlığı fay hattında da büyük bir enerji boşalması oldu. Buna enerji yüklenmesi de kısa vadede kolay olmayacağa benziyor” şeklinde değerlendiriyor.

Serhat Güvenç, bu nedenle “yabancı düşmanlığı” üzerine inşa edilecek bir siyasi pozisyonun bir müddet Türkiye’de geçmişe göre karşılık bulmada zorlanacağını söylüyor.

Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, 1999 depreminin etkilerini hatırlatarak, “Benim aklımda kalan Türk-Yunan yakınlaşmasını tetiklemesiydi. Çünkü bizdeki depremin ardından Yunanistan’da da bir deprem olmuştu ve biz de kurtarma ekibi göndermiştik. Ardından iki ülkedeki siyasi irade ile yakınlaşma oldu ve bir süre bu hava devam etti.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Selim Kuneralp bu yakınlaşmanın etkisiyle Yunanistan’ın Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine karşı koymadığını da belirtiyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın son verilerine göre Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından toplam 101 ülke genel anlamda yardım teklif ederken, arama kurtarma olarak 80’e yakın ülkeden ekip sahada çalıştı. Bu çerçevede 7 bine yakın yabancı personel arama-kurtarma ve yardım çalışmalarında rol alırken, sahadaki çalışmalara yardım için hala gelmesi beklenen yabancı personel bulunuyor.

Arama kurtarma çalışmalarının hemen hemen sona ermesinin ardından hayatta kalanların sağlık ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik yurtdışı yardımlar da sürüyor.

Depremlerin hemen ardından dördüncü seviye alarm düzeyine geçen Türkiye, bu kapsamda arama kurtarma çalışmaları için en kritik saatler için yabancı ekiplerin gelme taleplerini olumlu karşılamıştı. Bu kapsamda çok sayıda yabancı ekip için olduğu gibi Türkiye’nin yakın zamana kadar gergin ilişkiler içinde olduğu Yunanistan ya da Ermenistan ya da normalleşme adımlarının atıldığı İsrail’den gelen ekiplerin enkazdan canlı çıkartmak için sarfettikleri çaba kamuoyunda sempati ile karşılandı.

Gerginlik politikalarındaki faylar kırıldı mı?

Yabancı arama kurtarma ve yardım ekiplerine duyulan sempatinin bazı ülkelerle sürdürülen gerginlik politikalarını iç siyasette zaman zaman kullanmayı tercih eden iktidarın seçime kadarki söylemlerinin nasıl etkileneceği de tartışma konusu.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Serhat Güvenç, Türkiye’nin önceliğinin deprem sonrası ister istemez yaraları sarmak olacağını söyleyerek, yurtdışından gelen yardımların olası yansımasını şu sözlerle değerlendiriyor:

“Aynı depremle birlikte fay hatlarındaki enerjinin boşalması gibi belki de yabancı düşmanlığı fay hattında da büyük bir enerji boşalması oldu. Buna enerji yüklenmesi de kısa vadede kolay olmayacağa benziyor.”

Güvenç, bu nedenle “yabancı düşmanlığı” üzerine inşa edilecek bir siyasi pozisyonun bir müddet Türkiye’de geçmişe göre karşılık bulmada zorlanacağını söylüyor.

Bu arada deprem sonrası yardımlarda dikkat çeken hususlardan birisi de İsrail ile başlatılan normalleşme sürecinin somut sonuçlarını göstermesi oldu. İsrail’den geniş bir arama kurtarma ekibi gelirken, bir sahra hastanesi kuruldu ve İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen de geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye geldi.

Aynı şekilde yakın zamana kadar ilişkilerin gergin olduğu Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias dayanışma için gelen bakanlar arasındaydı.

İlişkilerdeki sertlik yumuşamaya gider mi?

1999 Marmara depreminin ardından da çok etkilenen Türkiye’ye yine çeşitli ülkelerden arama kurtarma ekiplerinin yanı sıra yardımlar gelmiş ve gerilimli olunan Yunanistan ile sıcak ilişkilerin kapısı aralanmıştı.

O dönemde Dışişleri Bakanlığı merkez görevde bulunan Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, 1999 depreminin etkilerini şöyle anlatıyor:

“Benim aklımda kalan Türk-Yunan yakınlaşmasını tetiklemesiydi. Çünkü bizdeki depremin ardından Yunanistan’da da bir deprem olmuştu ve biz de kurtarma ekibi göndermiştik. Ardından iki ülkedeki siyasi irade ile yakınlaşma oldu ve bir süre bu hava devam etti.”

Kuneralp bu yakınlaşmanın etkisiyle Yunanistan’ın Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine karşı koymadığını da hatırlatıyor.

Peki benzer bir süreç şimdi yaşanabilir mi?

Güvenç, Türkiye’nin yardım çağrısına ilk tepki verenler arasında Türkiye’nin ilişkilerinin en sorunlu olduğu Yunanistan gibi komşuları olduğunu söyleyerek, şöyle konuşuyor:

“Bu yardımı da hayli duygusal bir biçimde yaptılar. Batı Avrupalıların daha serinkanlı davrandığını görüyoruz ama sonuçta Yunanistan, Ermenistan bu coğrafyanın insanları. Rekabette de yardımlaşmada da duygu dozu daha yüksek ve bu doz da Türklere daha çok hitap ediyor.”

Güvenç, Yunan bir askerin depremzede bir çocuğu kucağına alan görselin viral olmasını hatırlatarak, Yunanistan’daki “saldırgan Türkiye” imajının bu fotoğrafla nasıl etkilenmiş olabileceğine ilişkin şu yorumu yapıyor:

“Son dönemdeki ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ söylemleri bu imajı hortlatmıştı. Şimdi ise Yunanistan’daki o imaj yerle yeksan oldu. Yani Türkiye’yi kucağına alıp korunması gereken bir çocuk olarak resmettiğiniz zaman o artık başka bir şeye karşılık geliyor.”

Ancak her iki dış politika uzmanı da Yunanistan ile Marmara depreminin ardından yaşanan uzun soluklu ve kalıcı bahar havasının bu kez o kadar kolay olmayabileceğini düşünüyor.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri

Depremden önce dış politika gündeminin en önemli gündem maddelerinden biri olan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine Türkiye’den beklenen onay konusu deprem sonrasında da yine önemini koruyor. Son olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg dayanışma için geldiği Ankara’da Türkiye için “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin onaylanmasının zamanı geldi” diye konuştu.

Ancak uzmanlara göre Çavuşoğlu’nun “Bu iki ülkenin üyeliğiyle ilgili Türkiye’nin başından beri sergilediği tutum gayet nettir. Türkiye’nin endişelerinin karşılanması gerekiyor. Sadece sözde değil, uygulamada da” sözleri Ankara’nın tutumunda şu an için bir değişim olmadığını gösteriyor.

Kuneralp, hükümetin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili çizgisini sürdürmekte olduğunu belirterek, yakın bir dönemde “rasyonaliteye dönüleceğini” düşünmediğini söylüyor.

ABD ve AB ile ilişkiler nasıl etkilenir?

1999 depreminin ardından o dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Türkiye’ye gelmiş ve Kocaeli’nde çadır kenti ziyaret sırasında kucağına alıp sevdiği bebeğin burnunu sıktığı fotoğraf hafızalarda yer etmişti.

Şimdi ise ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken dayanışma için hafta sonu Türkiye’de olacak.

Güvenç, Batı ülkelerinin arama kurtarma ekibi ya da yardım gönderme konusunda tereddütte bulunmazken seçim arifesinde “Erdoğan’ın arkasındaymış gibi” yorumlanabilecek herhangi bir açıklama ya da hamlede bulunmadığına dikkat çekerek, şunları söylüyor:

“AB de dikkatli bu konuda. Türk halkının yardım ve destek ihtiyacı teslim ediliyor ve imkanlar ölçüsünde karşılanmaya çalışıyor ama bunun ülkedeki iktidarın kendini güçlendirmesine yol açacak bir şekilde yorumlanmasına da izin vermiyorlar.”

Tarihinin en büyük insani yardım operasyonunu Türkiye için gerçekleştiren AB, mart ayında da bir bağış konferansı düzenleyeceğini açıklamıştı.

Güvenç, ABD’nin bir uçak gemisinin yardım amaçlı gönderildiğine ilişkin haberlerin yayınlanmasının ardından yapılan “işgale mi geliyorlar” komplo teorilerini de anımsatarak, kafalarda biraz da haklı olarak depremi bile unutturacak kadar “korkunç bir ABD imgesi” bulunduğunu ve ABD’nin bunu düşünmesi gerektiğini söylüyor.

Suriye ile ilişkiler ne olacak?

Sadece Türkiye’yi değil Suriye’yi de sarsan depremlerin bir süre önce temkinli bir şekilde atılmaya başlanan Şam yönetimi ile normalleşme adımlarını ve olası bir operasyonu nasıl etkileyeceği de merak konusu.

BM’nin son rakamlarına göre, muhaliflerin kontrol ettiği bölgede 4 bin 600, hükümetin kontrol ettiği bölgelerde ise bin 400’e yakın kişi depremde hayatını kaybetti.

Kuneralp, depremlerin getirdiği ekonomik yükle birlikte Türkiye’nin bir süre önce yapmayı planladığı Suriye operasyonunu gerçekleştirmesinin artık daha zor olduğu görüşünde.

Güvenç de böyle bir operasyonun dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevireceğini belirterek, “Böyle bir operasyon depremin yarattığı sorunlarla baş etmeye çalışan bir Türkiye’nin iyice yalnızlaşmasına sebep olur. Onu da şu anda kimse istemez bence Türkiye’de” diyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AFAD Duyurdu Can Kaybı 38 Bin 44’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerinde hayatını kaybedenlerin sayısının 38 bin 44’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Yaralı sayısını 108 bin 68 olarak açıklayan AFAD, yıkılan bina sayısının da mevcut tespitlere göre 6 bin 444 olduğunu duyurdu.

AFAD tarafından yapılan açıklamada da depremin ardından geçen 12 günde toplam 4 bin 734 artçı sarsıntı olduğu belirtildi.

AFAD’dan yapılan açıklama şöyle:

“06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan Merkezli 7.6 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmiştir. Depremlerin ardından 4.734 artçı deprem meydana gelmiştir.

Alınan son bilgilere göre Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 38.044 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 29.160 arama kurtarma personeli görev yapmaktadır. Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden gelen ve görevi devam eden arama kurtarma personeli sayısı 11.488’dir.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 9.908 gönüllü dahil olmak üzere, sahada görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 264.389’dur.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 12.600 araç sevk edilmiştir.

Afet bölgelerine 38 Vali, 160 Mülki İdare Amiri, 19 AFAD üst yöneticisi ile 68 il müdürü görevlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası yardımların koordinasyonu için 12 büyükelçi ve 16 Dışişleri Bakanlığı personeli bölgede görevlendirilmiştir.

Bölgeye, personel ve malzeme sevkiyatı için hava köprüsü kurulmuştur. Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı 121 helikopter ve 78 uçak görev yapmakta olup bugüne toplam 7.940 sorti yapılmıştır.

Bölgeye personel, malzeme sevkiyatı ve tahliye amacıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 24, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından 2 olmak üzere toplam 26 gemi görevlendirilmiştir.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Erdoğan’a Çok Sert Sözler

DP Lideri Gültekin Uysal, “AKP’liler ısrarla ‘şimdi siyaset zamanı değil’ vurgusu yapıyorlar! Aslında istiyorlar ki; depremin en sıcak bu anında imar oyunlarıyla yandaşa rant aktardıklarını, siyasetlerini kirli kaynaklarla finanse ettiklerini, depreme etkin hiçbir hazırlıklarının olmadığını ifşa etmeyelim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan’ın ‘depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı’ yalanı bile ‘şimdi siyaset zamanı değil’ propagandası yaparken zihniyetini anlamaya yeter; tek derdi kendi iktidarını 100 binlerce insanın hayatı pahasına sürdürmektir”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük yıkımın yaşandığı depremin ardından “Şimdi siyaset zamanı değil” söylemlerine yanıt verdi. Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem sonrası yaptığı açıklamaları hatırlattı.

Uysal’ın paylaşımında yer verdiği ifadeler şöyle: 

“AKP’liler ısrarla ‘şimdi siyaset zamanı değil’ vurgusu yapıyorlar! Aslında istiyorlar ki; depremin en sıcak bu anında imar oyunlarıyla yandaşa rant aktardıklarını, siyasetlerini kirli kaynaklarla finanse ettiklerini, depreme etkin hiçbir hazırlıklarının olmadığını ifşa etmeyelim”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘”Depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı” sözleriyle ilgili ise şu ifadelere yer verdi:

“Erdoğan’ın ‘depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı’ yalanı bile ‘şimdi siyaset zamanı değil’ propagandası yaparken zihniyetini anlamaya yeter; tek derdi kendi iktidarını 100 binlerce insanın hayatı pahasına sürdürmektir”

Erdoğan ne demişti?

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son afette yıkılan tüm binaların yüzde 98’inin 1999 yılı öncesi inşa edilenler olması bize bina standardı ve denetimi konusunda katettiğimiz ilerlemeyi göstermekle birlikte işi daha sıkı tutmamız gerektiğini de hatırlatıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Yardım Çağrısı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ile 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin Birleşmiş Milletler’den Türkiye için bir milyar dolarlık acil yardım çağrısı geldi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaptığı yazılı açıklamada, son yüzyıldaki en yıkıcı depremlerden birinin Türkiye’yi vurduğu belirtilerek, BM’nin Türk halkı için bir milyar dolarlık bir insani yardım çağrısı başlattığını belirtildi.

Açıklamada, üç aylık bir dönemi kapsayan insani yardım için sağlanacak finansmanla yaklaşık 5 milyon 200 bin kişiye yardım edileceği kaydedildi.

Sağlanacak bir milyar dolarlık finansmanla, Türkiye’deki yardım kuruluşlarının, gıda güvenliği, koruma, eğitim, su ve barınma dahil olmak üzere bir dizi alanda hükümet liderliğindeki yardım çabalarına hayati desteği hızla arttırmasına imkan tanınacağı kaydedildi.

Guterres, yaptığı yazılı açıklamada ayrıca Türkiye’nin, dünyada en fazla sayıda mülteciye evsahipliği yaptığı ve Suriyeli komşularına yıllardır büyük bir cömertlik gösterdiği belirtildi.

Açıklamanın devamında, “Şimdi dünyanın Türkiye halkına destek olma zamanı. İhtiyaçlar çok büyük, insanlar acı çekiyor. Kaybedecek zaman yok. Uluslararası toplumu, zamanımızın en büyük doğal afetlerinden birine yanıt olarak bu kritik çabayı hızlandırmaya ve tam olarak finanse etmeye davet ediyorum” ifadelerine yer verildi.

AFAD: Ölü sayısı 36 bin 187’ye çıktı

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) 6 Şubat’ta gerçekleşen depremlerin ardından ölü sayısının 36 bin 187’ye çıktığını duyurdu.

Depremlerin ardından 4 bin 323 artçı depremin meydana geldiğini açıklayan AFAD, bölgeden tahliye edilen kişi sayısını ise 216 bin 347 olarak açıkladı.

Paylaşın

Millet İttifakı Toplanıyor: Gündem Depremler

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, liderleri deprem gündemiyle cumartesi günü toplanıyor.

Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin liderleri Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde toplanacak.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Kahramanmaraş depremi sonrasında ilk kez bir araya gelecek.

Millet İttifakı partileri, daha önce cumhurbaşkanı adayını belirlemek için 13 Şubat’ta bir araya gelmeyi planlamışlardı. Ancak depremin ardından bu toplantı iptal edilmişti.

Siyasi partilerin genel merkezlerince yapılan açıklamada, Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin liderlerinin Cumartesi günü saat 14.00’te Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde, “deprem özel gündemi” ile bir araya geleceği duyuruldu.

Erdoğan ve Bahçeli, yaklaşık 1 saat görüştü

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan depremin ardından, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi Cumhurbaşkanlığı makamında kabul etti. Yaklaşık 1 saat süren görüşmenin ardından açıklama yapılmadı.

AFAD: Ölü sayısı 36 bin 187’ye çıktı

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) 6 Şubat’ta gerçekleşen depremlerin ardından ölü sayısının 36 bin 187’ye çıktığını duyurdu.

Depremlerin ardından 4 bin 323 artçı depremin meydana geldiğini açıklayan AFAD, bölgeden tahliye edilen kişi sayısını ise 216 bin 347 olarak açıkladı.

Paylaşın

Bakan Özer Açıkladı: 20 Şubat’ta 71 İlde Eğitim Öğretime Başlayacağız

71 ilde 20 Şubat’ta eğitim öğretime başlanılacağını belirten Bakan Özer, “Eğitimi ne kadar hızlı bir şekilde normalleştirirsek Türkiye’nin de normalleşmesiyle ilgili sürecini hızlandırırız. Şu anda eğitim öğretimin başlangıcına yoğunlaşmamız lazım. 20 Şubat’ta 71 ilde eğitim öğretime başlayacağız” dedi.

Haber Merkezi / Deprem bölgesinde yapılan çalışmalar hakkında da Bakan Özer, 10 ilde tüm çadır bölgeleri ve toplanma yerlerinde çocuklar için oluşturulan psikososyal destek, oyun ve etkinlik çadırları kurulduğuna işaret ederek pandemi sürecinde olduğu gibi ilçe ve okul temelli geçiş yapılacağını söyledi.

Millî Eğitim Bakanlığı Tevfik İleri Toplantı Salonu’nda Bakan Mahmut Özer’in başkanlığında deprem gündemiyle gerçekleştirilen toplantıda, depremden etkilenen iller ve eğitim öğretim süreci ile ilgili gelişmeler ele alındı.

Toplantıya, Bakan Özer’in yanı sıra Millî Eğitim Bakanlığı birim amirleri ve deprem bölgesi olan 10 ilin dışındaki 71 ilin millî eğitim müdürleri katıldı.

Özer, toplantıda il milli eğitim müdürlerine eksikleri olup olmadığını sorarak yapılması gereken faaliyetlerin hızlıca gerçekleşmesi talimatını verdi. Millî eğitim müdürlerinin talep ve önerilerini dinleyen Bakan Özer, illerde yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı.

Yapılan çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Bakan Özer, 10 ilde tüm çadır bölgeleri ve toplanma yerlerinde çocuklar için oluşturulan psikososyal destek, oyun ve etkinlik çadırları kurulduğuna işaret ederek pandemi sürecinde olduğu gibi ilçe ve okul temelli geçiş yapılacağını anımsattı.

“Eğitimi ne kadar hızlı bir şekilde normalleştirirsek Türkiye’nin de normalleşmesiyle ilgili sürecini hızlandırırız.” diyen Bakan Özer, “Şu anda eğitim öğretimin başlangıcına yoğunlaşmamız lazım. 20 Şubat’ta 71 ilde eğitim öğretime başlayacağız.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: İsveç Ve Finlandiya’nın Üyeliğinin Zamanı Geldi

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Stoltenberg, Bakan Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Ben hem Finlandiya’nın hem de İsveç’in üyeliğini onaylama zamanının geldiğini düşünüyorum” dedi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, iki ülkenin üyeliği için Türkiye ve Macaristan’dan son onayları “mümkün olan en kısa sürede” almaya çalıştığını söyledi. Bakan Çavuşoğlu, Ankara’nın iki başvuruyu da ayrı ayrı değerlendireceğini yineledi.

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından NATO’nun dayanışmasını göstermek amacıyla Türkiye’ye gelen Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

NATO’ya üyelik başvurusuyla ilgili Stoltenberg, “Ben hem Finlandiya’nın hem de İsveç’in üyeliğini onaylama zamanının geldiğini düşünüyorum.” dedi. Stoltenberg, iki ülkenin üyeliği için Türkiye ve Macaristan’dan son onayları “mümkün olan en kısa sürede” almaya çalıştığını söyledi.

Her iki ülkenin de Madrid Zirvesi’nde imzalanan Üçlü Muhtıra’dan bu yana son derece önemli adımlar attığına dikkati çeken Stoltenberg, şöyle devam etti:

“Silah ihracatıyla ilgili kısıtlamaları kaldırdılar. Terörizmle ilgili iş birliği konusunda daha fazla adım attılar. Bu konudaki taahhütlerini gösterdiler. İsveç, aynı zamanda anayasasını değiştiriyor ve Türkiye’yle ilgili yaptığı çalışmalarda bir mekanizmayı kurup Türkiye’yle terörizmle mücadele konusunda bu daimi mekanizmanın çalışacağını ifade ediyor.”

İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvurusunun birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı onaylanması konusunda da Stoltenberg, her ikisinin de şu aşamada onaylanabileceğini düşündüğünü dile getirdi.

Stoltenberg, iki ülkenin üyelik başvurusunda temel konunun birlikte onaylanıp onaylanmamaları değil mümkün olduğunca kısa sürede İsveç ve Finlandiya’nın üye olması olduğunu belirtti.

Stoltenberg, İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılmasına ilişkin, “Bir kutsal kitabın yakılmasının utanç verici bir fiil olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede Türkiye ve dünyadaki Müslümanların duygularını anlıyorum. Bu nedenle de çok güçlü bir biçimde, şiddetle bu fiili kınadım.” dedi.

Çavuşoğlu: Başvurular ayrı ayrı değerlendirilecek

Çavuşoğlu ise Ankara’nın iki başvuruyu da ayrı ayrı değerlendireceğini bir kez daha yineledi.

Ankara’nın özellikle Stockholm’ün üyeliğine yaptığı itiraza dikkat çeken Çavuşoğlu, İsveç’in Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında haziran ayında imzalanan mutabakat zaptından doğan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğini iddia etmek gerçekçi olmayacak.” dedi.

Şu ana kadar 30 üyeli NATO içinde sadece Türkiye ile birlikte Macaristan, iki ülkenin üyeliklerine onay vermedi.

İsveç yetkililerinin Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği yakınlarında bir siyasetçinin Kuran-ı Kerim yakmasına Türkiye’de hükümet sert tepki göstermişti.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Onları İktidardan İndirmek, Boynumuzun Borcu

Deprem bölgesinde açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bu yaraları, bu acıları en kısa zamanda iyileştirmenin, sarmanın mücadelesini hep birlikte vereceğiz. AKP-MHP hükümetini göndermek artık bizim boynumuzun borcudur. Bu saatten sonra onları iktidardan indirmek, bizim boynumuzun borcudur” dedi ve ekledi:

“Halkımıza söz veriyoruz. Sandıklar ne zaman kurulursa kurulsun, seçimler ne zaman yapılırsa yapılsın, elbette şuan seçim tarihini konuşacak bir zamanda değiliz, ama ne zaman yapılırsa yapılsın, bu iktidarın gitmesi için halkımızla birlikte her türlü çalışmayı, sandıkta onların kaybetmesi için bu mücadeleyi yürüteceğiz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, deprem bölgesi olan Antep’in Islahiye ilçesinde depremden etkilenenleri ziyaret etti.

“İktidar yardımlarımızı engelliyor”

MA’dan Berivan Kutlu – Rukiye Adıgüzel’in haberine göre, Buldan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Enkaz altında hala çıkarılmayan canların oluğunu da biliyoruz. Dolayısıyla bir an önce enkaz altında kalan insanların çıkarılması, daha sonra enkaz kaldırma çalışmalarının yapılması önemli. Vücut bütünlüğüne zarar verecek işlemlerden kaçınılmalıdır. Yaralı olan insanlarımız var. Onlara da acil şifalar diliyorum.

HDP olarak 11 gündür deprem felaketi yaşayan bütün illerimizde insanlarımızı ziyaret ettik, acılarını paylaştık, yaralarını sarmaya çalıştık. Ancak ilk 2-3 gün ortada olmayan AKP-MHP iktidarının son günlerde ortaya çıkması ve yapılan yardımları engellemesi, HDP başta olmak üzere, sivil toplum örgütleri, meslek örgütlerine, gönüllü insanlara, milyonlarca insana engel olmaya çalıştıklarını gördük.

Elbette bu fotoğraf Türkiye tarihine karar bir tablo olarak geçti. 20 yıldır ülkeyi nasıl yönettiğinin bir fotoğrafı olarak ortaya çıktı. Tüm afetlerde olduğu gibi, yangınlarda, depremlerde, sellerde, bütün bu afet dönemlerinde iktidar çok farklı bir müdahale algısıyla karşılaştık. İnsanlara yardım ederken, insanların yanına gitmeye çalışırken, iktidarın engellemesiyle karşı karşıya kaldık.

Bugün istifa etmesi gerekenler, yardım yapanlara parmak sallıyor. İstifa etmesi gerekenler, yardım ulaştırmaya çalışanlara müdahale ediyor. Bu iktidarda biraz vicdan, biraz yüz olsaydı, ilk iki günden sonra Cumhurbaşkanı dahil hepsinin istifa etmesi gerekirdi. Ancak onlarda ne istifa edecek yüz var, nede böyle bir vicdan var.

Pazarcık’ta yardım toplanan depomuza bir kayyım atandı. Bu da tarihe bir ilk olarak geçti, bu da bir utanç tablosu olarak Türkiye tarihine yazıldı.

Yardımın yapıldığı, insanların gönüllü çalıştığı bir yerde, orayı terk edeceksiniz, biz yardımı dağıtacağız, yoksa hepinizi gözaltına alacağız demenin bir izahı yoktur, hiçbir açıklaması yoktur. Ben dün de söyledim, bugün de söylüyorum. Biz o yardımları halkımıza ulaştırırız. Siz istediğiniz kadar engellemeye çalışın, siz vicdanınız ve ahlakınızla baş başa kalacaksınız.

Bu yaraları, bu acıları en kısa zamanda iyileştirmenin, sarmanın mücadelesini hep birlikte vereceğiz. AKP-MHP hükümetini göndermek artık bizim boynumuzun borcudur. Bu saatten sonra onları iktidardan indirmek, bizim boynumuzun borcudur.

Halkımıza söz veriyoruz. Sandıklar ne zaman kurulursa kurulsun, seçimler ne zaman yapılırsa yapılsın, elbette şuan seçim tarihini konuşacak bir zamanda değiliz, ama ne zaman yapılırsa yapılsın, bu iktidarın gitmesi için halkımızla birlikte her türlü çalışmayı, sandıkta onların kaybetmesi için bu mücadeleyi yürüteceğiz.”

Paylaşın

Deprem Bölgelerinde Yaşayan Seçmenler Nasıl Oy Kullanacak?

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 11 ilde büyük yıkıma neden olurken, deprem bölgelerinde yaşayan seçmenlerin yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde nasıl oy kullanacakları da merak edilen sorular arasında.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, bu soruya maddeler halinde yanıt verdi. Erkek’in sosyal medya hesabından yaptığı depremzedelerin oy kullanmasına ilişkin açıklamaları şöyle:

“Öğrencilerimizin oy kullanabilmesi için 14 Şubat’a kadar adres kaydı yaptırması gerektiğine ilişkin bir söylenti dolaşıyordu, DOĞRU DEĞİLDİR. Seçim takvimi başlayıp da seçmen kütükleri askıya çıkana dek her an MERNİS’e kayıtlı adresler değiştirilebilir.

Seçim Kanununda geçen yıl yapılan değişiklikle YEREL SEÇİMİN başlangıcından 3 ay önceki seçmen kayıtlarının esas alınacağı hükme bağlandı. Bu kural MİLLETVEKİLİ ve CUMHURBAŞKANI seçimlerinde uygulanmaz!

Vatandaşlarımız YSK tarafından seçim takviminin yayınlandığı güne ve sonrasında seçmen listelerinin askıda kalıp ilan edileceği süre sonuna kadar oy kullanacakları yer adreslerini güncelleyebilirler.

Adres güncellemeleri, nüfus müdürlüklerine bizzat başvuru veya e-devlet üzerinden yapılabilir. Askı süresinde bu işlemin dışında ayrıca ilçe seçim kurullarına başvuru gerekecektir. Bu başvurulara göre seçmen listeleri şekillenecektir.

Yurtta kalan öğrenciler seçmen kütüklerinin askıda olacağı 2 haftada, yurtlarından alacakları belge ve okullarından alacakları öğrenci belgesiyle; – Önce nüfus müdürlüğüne, – Oradan alacağı belgeyle ilçe seçim kurula başvurarak yurtlarının olduğu ilde oy kullanabilirler.

Yurtlar kapalı olduğuna göre öğrenciler için de adres kayıt sistemindeki bir adresi ikamet adresi olarak göstermek gerekecek. Yeni düzenleme ile adresi kapandığı için adres kayıt sisteminde görünmeyenler, en son geçerli adreslerinde seçmen listelerine eklenecekler.

YSK henüz, depremzedelerin oy kullanmasında nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin karar almadı. Bu konuyu da yakından takip ediyor, seçmenlerin oy kullanmasının güvence altına alınması için önerilerimizi oluşturuyoruz.

Kendi sandığından başka sandıkta görev yapan sandık kurulu başkan, üyeleri ve diğer görevlilerin kendi sandıklarında isimlerinin karşısına “oy kullanamaz” şerhi düşülür, görevli olduğu sandık seçmen listesine ismi eklenir. Böylece bunların mükerrer oy kullanmaları önlenir.

Ayrıca kısıtlı, hükümlü, kamu hizmetinden yasaklı, silah altında bulunan erler, onbaşılar, kıta çavuşları ve askeri öğrencilerin isimlerinin bulunduğu sandık seçmen listelerine de “oy kullanamaz” şerhleri düşülür.  Hem seçim öncesi hem seçim esnası hem de seçim sonrasında her bir oya sahip çıkacağız. Kimse merak etmesin!”

Paylaşın