Kılıçdaroğlu: Yüksek Seçim Kurulu, Seçimleri Erteleyemez

11 ilde büyük yıkıma ve on binlerle ifade edilen can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından ardından, cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ilişkin tartışmalar gündemin öne çıkan başlıkları arasındaki yerini koruyor.

İktidardan tartışmalara ilişkin net açıklamalar gelmezken, ana muhalefet partisi CHP’nin Lideri Kılıçdaroğlu, “Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimi erteleyemez. Bunun için yetkisi yok. Seçim zamanında yapılacak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk’ten Bülent Aydemir’e yaptığı açıklamada “Seçim zamanında, 18 Haziran’da yapılacak. Önümüzde bunun için 4 ay var. Eğer daha önce seçim yapmak istiyorsa yetkisini kullanıp Meclis’i feshetmesi gerekir” dedi. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Parlamento çalışıyor zaten. Bir talebiniz varsa oraya getirin. Ancak kararı YSK üzerinden almayı planlıyorlarsa ve YSK, ‘bu şartlarda sağlıklı seçim yapamayız’ derse kapısına kilit vurmak lazım. Bu teknolojik imkânlarla nasıl seçim yapamıyoruz dersin? Bugünün şartlarında telefonunuzdaki GPS sinyalinden anında yeriniz dahi belirleniyor. YSK böyle bir karar alırsa açık söylüyorum; bu, demokrasiye darbedir. Hukukun üstünlüğüne vurulmuş bir darbedir. Hiçbir hakim böyle bir kararın altına imza atmaz.”

Aydemir’in aktardığına göre Kılıçdaroğlu, seçimi geri bırakabilmek için Anayasa’daki savaş hali hükmüne rağmen YSK’nın, “sağlıklı seçim yapamayız” kararı alması durumunda sine-i millete dönme seçeneğine pek sıcak bakmıyor. Kılıçdaroğlu, “Öyle bir şey olmaz. YSK, seçimi erteleyemez. Bunun için yetkisi yok. Seçim zamanında yapılacak” dedi.

Kılıçdaroğlu, millet ittifakının takvimine dair de “Önümüzde günlerde Temel Bey bir liderler turu yapabilir. Sonrasında toplanacağız” diye konuştu.

Paylaşın

CHP’den YSK’ya Uyarı: Demokrasiye Darbe Girişimi…

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler üzerine ortak açıklama yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il başkanlıkları, seçimlerin ertelenme tartışmalarına ilişkin, “Tek adam rejiminin, felaketleri fırsata çevirmeye çalışması, kendini kurtarmak için seçimleri erteleme planları yapmasıdır” değerlendirmesinde bulundular.

Haber Merkezi / İl başkanlarının yaptığı ortak açıklamanın devamında konuya ilişkin, “Rolü belli isimler öne sürülerek bu konu gündeme taşınmak istenmektedir. Buradan halkımıza bir kez daha açık ve net söylüyoruz: Seçimler zamanında olacaktır. Devletin tüm kurumlarının bu gerçeği iyi bilmesi gerekir. Anayasamızın ilgili maddeleri açıktır: Seçim savaş dışında ertelenemez. Savaş durumunda bile kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi alır.

Kaldı ki; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de, YSK’nın da afet halinde seçimi erteleme gibi bir yetkisi yoktur. Yüksek Seçim Kurulu’nun böyle bir şey talep etmesi, demokrasiye darbe girişimi olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu tür bir girişimi bu şekilde ele alacağız. AKP Genel Başkanının “bana 1 yıl daha verin” mesajı hiç bir şey ifade etmez. Türkiye kendisine tam 20 yıl vermiştir. Artık bu saatten sonra halkın kendisine verecek değil 1 yılı, 1 saati bile kalmamıştır.” ifadelerine yer verildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Kahramanmaraş merkezli depremlerle ilgili 81 ilde eş zamanlı açıklama yaptı. CHP’nin ortak açıklamasından öne çıkanlar şöyle oldu:

“Deprem öncesinde ve sonrasında yaşanan sorumsuzluk, denetimsizlik, liyakatsizlik, yağma, hırsızlık; “devlet nerede” sorusunu gündeme getirdi. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü olarak, Sayın Genel Başkanımızın da ısrarla vurguladığı şekilde, bir kez daha söylüyoruz: Vatandaşlarımızın kanı iktidarın elindedir. İktidar başkanlık sistemini getirmiş; bu tek adam rejimi devleti felç etmiş.

Devlet yönetilemez bir hale getirilmiştir. Tüm bu yaşadıklarımızın baş sorumlusu tek adam ve onun ülkemize dayattığı rejimdir. Devleti yönetme sorumluluğunu üstlenen iktidar, depremin ilk anlarından itibaren koordinasyonu sağlayamamış; en kritik saatler olan ilk 48 saatte deprem bölgelerine müdahalede geç kalınması nedeniyle vatandaşlarımızın enkaz altında can vermelerine seyirci kalınmıştır.

Beceriksizlikleri on binlerce insanımızın canına mal olmuştur. İnsanlarımız enkaz altında inlerken, eğitimli ve deneyimli kahraman Mehmetçiğimiz kışlalarında bekletilmiştir. Tüm yardım ve kurtarma faaliyetlerinin koordine edildiği sosyal medyaya yasak getirilmiş, ağırlaştırılmıştır. Bununla da kalmayıp soru soran gençler, gazeteciler, bilim insanları gözaltına alınmış; enkaza yardıma koşan kurumlara zorluklar çıkarılmıştır.

“Asrın felaketi; asrın cinayeti, asrın ihaneti ve asrın beceriksizliği olmuştur”

Tüm bu rezaletler yetmezmiş gibi İletişim Başkanlığı devreye sokularak; “Asrın Felaketi” adı altında iletişim kampanyası başlatılmış; bölgede arama kurtarma faaliyetlerini koordine edemeyen iktidar, kendi iletişim koordinasyonunun peşine düşmüştür. Bu yapılanlar, acizliklerini ve rezaletlerini normalleştirme çabalarıdır. Ülkemiz için asıl asrın felaketi tek adam rejimidir. Açıkça ifade etmek gerekirse Erdoğan’dır. Asrın felaketi; asrın cinayeti, asrın ihaneti ve asrın beceriksizliği olmuştur. Saygın kuruluşların raporlarında da yer alan bu ağır yıkıma rağmen bir kişi bile istifa etmemiştir.

Kurtarma çalışmalarındaki beceriksizlikleri yetmezmiş gibi tek adam rejimi şimdi de üniversitelerimize ve öğrencilerimizin yurtlarına çökmeye çalışmaktadır. Sorgusuz sualsiz alınan uzaktan eğitim kararı ile gençlerimizin ve ülkemizin geleceği mahvedilmek istenmektedir. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz: Üniversiteler derhal açılmalı, öğrenciler yurtlarına dönmelidir.

“Demokrasiye darbe girişimi olacaktır”

Daha vahim olansa, tek adam rejiminin, felaketleri fırsata çevirmeye çalışması, kendini kurtarmak için seçimleri erteleme planları yapmasıdır. Rolü belli isimler öne sürülerek bu konu gündeme taşınmak istenmektedir. Buradan halkımıza bir kez daha açık ve net söylüyoruz: Seçimler zamanında olacaktır. Devletin tüm kurumlarının bu gerçeği iyi bilmesi gerekir. Anayasamızın ilgili maddeleri açıktır: Seçim savaş dışında ertelenemez. Savaş durumunda bile kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi alır.

Kaldı ki; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de, YSK’nın da afet halinde seçimi erteleme gibi bir yetkisi yoktur. Yüksek Seçim Kurulu’nun böyle bir şey talep etmesi, demokrasiye darbe girişimi olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu tür bir girişimi bu şekilde ele alacağız. AKP Genel Başkanının “bana 1 yıl daha verin” mesajı hiç bir şey ifade etmez. Türkiye kendisine tam 20 yıl vermiştir. Artık bu saatten sonra halkın kendisine verecek değil 1 yılı, 1 saati bile kalmamıştır.

Bizim tarafımız net. Kaybedecek bir dakikamız bile yok. Şehirlerimizi yeniden inşa edeceğiz. İmar aflarına son vereceğiz. Ülkemizi yalandan, hırsızlıktan ve liyakatsizlikten arındıracağız. Bizi biz yapan değerlerimize, ahlakımıza, vicdanımıza sarılacağız. Akla ve bilime uyacağız. Refah dolu bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.”

Paylaşın

Deprem Bölgesindeki Mülteciler Suriye’ye Dönüyor

11 ilde büyük yıkıma ve on binlerle ifade edilen can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından özellikle yakınlarını kaybeden yüzlerce mültecinin Suriye’ye döndüğü belirtildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, Türkiye’de depremler nedeniyle 3 bin 841 Suriyelinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), depremlerinde şimdiye kadar 1702 mültecinin cenazelerinin sınır kapıları üzerinden Suriye’ye teslim edildiğini duyurdu.

Buna göre Bab el-Hava (Cilvegözü) sınırından bin 479, Bab el-Salam (Öncüpınar) sınırından 166, El Rai (Çobaney) sınırından 22, Cerablus’tan 20 cenaze, Cindirês’te ise 15 cenaze nakledildi.

Şarku’l Avsat’ta yer alan haberde ise, depremlerin ardından özellikle yakınlarını kaybeden yüzlerce mültecinin Suriye’ye döndüğü belirtildi. Gazeteye konuşan Ahmed adlı Suriyeli genç önce depremde kaybettiği yakınlarının cenazesinin gönderdiğini, şimdi ise kendisinin Suriye’ye döndüğünü söyledi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, Türkiye’de depremler nedeniyle 3 bin 841 Suriyelinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Suriyeli aktivist Taha el Gazi ise, Maraş merkezli depremlerde şimdiye kadar Suriyeli 6 bin 100 mültecinin yaşamını yitirdiğini belirtmişti.

Birleşmiş Milletler’e öfke

Öte yandan Suriye’de muhaliflerin kontrolünde bulunan bölgelerde Birleşmiş Milletler’e tepki yükseliyor. Depremden önce Bab el Hawa, BM’ye yardım gönderme yetkisi verilen tek sınır kapısıydı.

BM daha sonra iki sınır kapısının daha açıldığını bildirdi ama doktorlar hala yeterli yardım gelmediğini söylüyorlar.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Dr. El Dugheym “Enkazdan kurtarılan hastaların çoğunda böbrek yetmezliği var. Diyalize girmeleri gerekiyor” diyor.

“Diyaliz cihazları, sargı bezi, dezenfektan, antibiyotik ve diyaliz için gerekli malzemelere ihtiyacımız var” diye de ekliyor.

Kuzey Suriye’de kontrol çeşitli muhalif grupların elinde. Yardıma ihtiyaç duyan dört milyon kişiye giden BM yardımları Türkiye üzerinden gönderiliyordu.

Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın kontrolündeki Suriye hükümetine ait bölgelerden buraya çok az yardım yollandı.

Rusya ve Çin, geçmişte BM Güvenlik Konseyi’nde, BM’nin muhaliflerin elindeki bölgelere yardım için daha fazla sınır kapısının açılmasını veto etmişlerdi.

Ancak, felaketin boyutları öylesine büyüktü ki, kuzeydeki Suriyeliler BM’nin yardım miktarını derhal artırmasını beklediler.

Suriye Amerikan Tıp Topluluğu’ndan (SAMS) Dima Maarawi “Normalde üç ay yetecek tıbbi malzemeyi ilk üç günde kullandık. Sağlık sistemimiz böyle bir felaketle başa çıkamaz” diyor.

Maarawi “En çok, büyük lojistik kapasitesi olan ve dünya genelindeki krizlere, özellikle de Kuzeybatı Suriye gibi uzak bölgelere anında müdahale etme kabiliyetleri olan BM gibi bir kurumu suçluyoruz” diye de ekliyor.

Bu bölgelere ilk BM yardım konvoyu, depremden dört gün sonra ulaştı.

Bab el Hawa sınır yönetimi sözcüsü Mazem Alluş yaptığı açıklamada “Depreme yardım için geçen Perşembe gününden beri hiçbir şey gelmedi” dedi.

Alluş’a göre Bab el Hawa’dan şu ana dek 128 BM yardım kamyonu geçti.

Alluş, bunların büyük çoğunluğunun deprem sonrası gönderilemeyen düzenli konvoylar olduğunu ve bunlarda çok az tıbbi yardım malzemesinin bulunduğunu belirtti.

Alluş ayrıca “Depremden önce her bir BM yardım konvoyunda 100 ila 120 kamyon olurdu” diye de ekledi.

BM, depremin ardından yardım faaliyetlerinin boyutlarını büyüttüğünü ve üç sınır kapısını da kullanmaya başladığını söylerken, Alluş, yardımların siyasileştirildiğini belirtiyor.

“Esad rejimi ve Rusya, İran ve BAE gibi bazı uluslararası müttefikleri, onları son 12 yıldır öldüren bir zalimden yardım kabul etmeleri için muhalefete baskı yapıyor” diyor.

Esad’dan yardım kabul edilmesine çok karşı ve bu tutumun Kuzeybatı Suriye’de yaygın olduğunu savunuyor.

“Önümüzdeki tüm yaşam engellenmişse ve tek nefes alabileceğimiz yer hükümet üzerindense, buradan nefes almayı kabul etmiyoruz” diyor.

SAMS’tan Dima Maarawi’ye göre, dünya onları uzun süre önce unuttu.

Rus ve Suriye uçakları, iç savaş boyunca Kuzeybatı Suriye’deki hastaneleri ve sağlık tesislerini hedef aldı. Sağlık sistemi zaten kırılgan durumdaydı ve deprem işleri daha da kötüleştirdi.

Maarawi “Uzmanlara insani bir krizimizin olmadığını, sadece korunmamız olmadığını söylerdik” diyor.

“Uluslararası toplum yıllarca bizi en azla idare etmeye terk etti ve bu deprem olduğunda da tek başımıza kaldık” diye de ekliyor.

BM’nin “yavaş” yardımları sosyal medyada da alay konusu oldu.

Bir çizimde, enkazın ortasına konulan büyük bir BM bağış kutusu görülüyor. Kutunun üzerinde Arapça ve İngilizce “Sıkıntı yaşayan Birleşmiş Milletler için bağış kutusu” yazıyor.

YouTube’de yayımlanan bir videoda ise çökmüş bir binanın enkazında çalışan gönüllüler görülüyor. Elleriyle enkazı kazan gençlerin üzerinde Suriye muhalefetinin logosu var.

Her yerde kum ve toz var ve ‘birini’ kurtarıyorlar. Üzerinde BM logosu bulunan bir oyuncak ayı havaya kaldırılıyor. Videonun başlığıysa “Suriyeliler BM’yi Kuzeybatı Suriye’de buldu.”

Paylaşın

Demirtaş “Hesap Sormak Önemli” Dedi, Nedenlerini Sıraladı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklama yapan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Bunca yıkıma, acıya sebep olanlar bunun bedelini ödemezlerse depremzedeler travmalarını kolay kolay atlatamazlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Adalet sağlanamazsa bir daha hiçbirimiz güvenli evlerde oturduğumuzu hissedemeyiz. Her an tedirginlik duymaya devam ederiz.”

Demirtaş, açıklamasının devamında, “Kandırıldık, aldatıldık. Bizim paralarımızı vergi adı altında toplayanlar zenginleşirken biz halk olarak öldük, evsiz, geleceksiz kaldık. Bunun mutlaka bir bedeli olmalı ki, bir daha kimse bu alçaklığa cesaret edemesin” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, açıklamasını, “Adalet duygusu kaybolursa toplum olarak bir arada ve barış içinde yaşayamayız. Tüm bu nedenlerle, dayanışmayı büyütürken adaletin peşine düşeceğiz ve hesap soracağız mutlaka” cümleleriyle sonlandırdı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla kullandığı sosyal medya hesabı üzerinden yeni paylaşımlar yaptı.

Kahramanmaraş’ta yaşanan ve 10 ili etkileyen deprem felaketiyle ilgili “Hesap sormak önemli” çıkışı yapan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“1- Hesap sormak önemli çünkü:

Bunca yıkıma, acıya sebep olanlar bunun bedelini ödemezlerse depremzedeler travmalarını kolay kolay atlatamazlar.

2- Hesap sormak önemli çünkü:

Adalet sağlanamazsa bir daha hiçbirimiz güvenli evlerde oturduğumuzu hissedemeyiz. Her an tedirginlik duymaya devam ederiz.

3- Hesap sormak önemli çünkü:

Kandırıldık, aldatıldık. Bizim paralarımızı vergi adı altında toplayanlar zenginleşirken biz halk olarak öldük, evsiz, geleceksiz kaldık.

Bunun mutlaka bir bedeli olmalı ki, bir daha kimse bu alçaklığa cesaret edemesin.

4- Hesap sormak önemli çünkü:

Adalet duygusu kaybolursa toplum olarak bir arada ve barış içinde yaşayamayız.

Tüm bu nedenlerle, dayanışmayı büyütürken adaletin peşine düşeceğiz ve hesap soracağız mutlaka.”

Paylaşın

“YSK’da Seçimlere İlişkin Dört Senaryo Konuşuluyor” İddiası

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası seçim tartışmaları sürüyor. Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) neler konuşulduğu ve YSK’nın tutumu da merak edilenler arasında.

YSK’da 10 gün öncesine kadar seçim 14 Mayıs’ta olursa ne olur, 18 Haziran’da olursa ne olur, neler yapılması gerekir? sorusu üzerine iki senaryonun konuşulduğu, depremlerle birlikte ikili senaryonun dörtlü senaryoya dönüştüğü iddia edildi.

Kısa Dalga’dan Ersan Atar, YSK’da konuşulduğunu belirttiği 4 senaryoyu köşesine taşıdı. Atar’ın kulislerden edindiği bilgiler şöyle:

“Tıpkı kamuoyundaki gibi YSK’da da 10 gün öncesine kadar “Seçim 14 Mayıs’ta olursa ne olur, 18 Haziran’da olursa ne olur, neler yapılması gerekir?” sorusu üzerine iki senaryo oluşturulduğunu öğreniyoruz. Ancak deprem her şeyi, tıpkı ülkedeki gibi, YSK’da da alt üst etmiş görünüyor. Dolayısıyla da “ikili senaryo”, “dörtlü senaryoya” dönüşmüş durumda.

Tekrar belirtelim ki bizim numaralandıracağımız senaryolar, YSK’da biri diğerinden daha öncelikli veya biri diğerine göre daha az öncelikli değil. Bu senaryoları, tek cümle içinde şöyle sıralamak mümkün: “Yeni yasalı 18 Haziran, yeni yasasız 18 Haziran, yeni yasalı 14 Mayıs, yeni yasasız 14 Mayıs”.

Senaryoların açılımlarını da şöyle anlatabiliriz:

Birinci senaryo: Seçim 18 Haziran’da ve deprem bölgesindeki oy kullanmaya ilişkin Meclis’ten yasa çıkmıyor.

İkinci senaryo: Seçim 18 Haziran’da ve deprem bölgesindeki oy kullanmaya ilişkin Meclis’te yasal düzenleme yapılmış.

Üçüncü senaryo: Seçim 14 Mayıs’ta ve deprem bölgesindeki oy kullanmaya ilişkin Meclis’ten yasa çıkmıyor

Dördüncü senaryo: Seçim 14 Mayıs’ta ve deprem bölgesindeki oy kullanmaya ilişkin Meclis’ten yasa çıkmış.

Bir ara not: Elbetteki buradaki “yasa”dan kasıt, Anayasa’ya “seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” hükmüne istisna getiren bir geçici madde eklenmesi ve sonrasında ona göre Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılması.

***

Ankara’da YSK’nın, önümüzdeki günlerde siyasi partilerin YSK temsilcilerini çağırıp, “gelin bir konuşalım” diyeceği de konuşuluyor. Şöyle ki YSK tabloya bakıp sağlıklı bir seçmen kütüğü oluşturulmasının güç olacağına kanaat getirirse siyasi partilerden, “Bu sorunu Meclis’te çözün” diyebilir.

YSK haliyle bunu siyasi partilere yazı yazarak yapacak değil veya YSK Başkanının siyasi partileri bunun için arayacağını beklememek gerekir. Kurul’da bu işler şöyle işler: Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin YSK’da temsilcileri vardır. Bunlar bildiğiniz YSK üyesi gibi Kurul toplantılarına katılır. YSK’nın “Sağlıklı bir seçim istiyorsanız, bu işi çözün, oy kullanmaya elverişli adresler oluşturulmasına olanak tanıyan yasayı, Anayasa değişikliğini yapın” diyebileceği de Ankara’da konuşulanlar arasında.”

Paylaşın

Türkiye’nin Yaklaşık Yarısı Mutlu

Türkiye’de mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı, 2021 yılında yüzde 49,3 iken 2022 yılında yılında 49,7 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2021 yılında yüzde 16,6 iken 2022 yılında yüzde 15,9 oldu.

Haber Merkezi / Evli bireylerin, evli olmayan bireylere göre daha mutlu olduğu görüldü. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, 2022 yılında yüzde 54,5 iken evli olmayanlarda bu oran, yüzde 40,4 olarak gerçekleşti.

Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 65 ve üzeri yaş grubu, 2021 yılında yüzde 56,2, 2022 yılında ise yüzde 57,7 ile en yüksek mutluluk oranının görüldüğü yaş grubu oldu.

Eğitim durumuna göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 2022 yılında en yüksek mutluluk oranı, yüzde 52,7 ile ilkokul mezunu grubunda görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı, 2021 yılında yüzde 49,3 iken 2022 yılında yüzde 49,7 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2021 yılında yüzde 16,6 iken 2022 yılında yüzde 15,9 oldu.

Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı, 2021 yılında yüzde 43,9 iken 2022 yılında yüzde 46,5 oldu. Kadınlarda ise bu oran, 2021 yılında yüzde 54,6 iken 2022 yılında yüzde 52,7 oldu.

Evli bireylerin, evli olmayan bireylere göre daha mutlu olduğu görüldü. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, 2022 yılında yüzde 54,5 iken evli olmayanlarda bu oran, yüzde 40,4 olarak gerçekleşti. Evli olanların mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde; evli erkeklerin yüzde 51,0’inin, evli kadınların ise yüzde 57,9’unun mutlu olduğu gözlendi.

Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 65 ve üzeri yaş grubu, 2021 yılında yüzde 56,2, 2022 yılında ise yüzde 57,7 ile en yüksek mutluluk oranının görüldüğü yaş grubu oldu. En düşük mutluluk oranı ise 2021 yılında yüzde 44,5 ile 18-24 yaş grubunda görülürken 2022 yılında yüzde 46,8 ile 25-34 yaş grubunda gözlendi.

İlkokul mezunu bireyler daha mutlu

Eğitim durumuna göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 2022 yılında en yüksek mutluluk oranı, yüzde 52,7 ile ilkokul mezunu grubunda görüldü. Bunu sırasıyla; yüzde 51,7 ile bir okul bitirmeyenler, yüzde 48,3 ile lise ve dengi okul mezunu, yüzde 48,2 ile yükseköğretim mezunu ve yüzde 46,3 ile ilköğretim veya ortaokul mezunu bireyler takip etti.

Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2022 yılında yüzde 67,6 olurken bunu sırasıyla; yüzde 16,3 ile çocuklar, yüzde 4,8 ile kendisi, yüzde 3,9 ile eş, yüzde 3,8 ile anne/baba ve yüzde 1,9 ile torunlar takip etti.

Bireylerin mutluluk kaynağı olan değerler incelendiğinde; kendilerini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2022 yılında yüzde 68,2 olurken bunu sırasıyla; yüzde 13,2 ile sevgi, yüzde 9,5 ile başarı, yüzde 6,2 ile para ve yüzde 2,6 ile iş takip etti.

Kamu hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri incelendiğinde; 2022 yılında asayiş hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 75,9 olurken bunu sırasıyla yüzde 69,7 ile ulaştırma, yüzde 65,6 ile sağlık, yüzde 63,8 ile Sosyal Güvenlik Kurumu, yüzde 59,5 ile adli ve yüzde 59,3 ile eğitim hizmetlerinden memnuniyet takip etti.

Kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı, 2022 yılında yüzde 64,9 oldu. Kendi geleceklerinden umutlu olan erkeklerin oranı yüzde 64,8 iken kadınlarda bu oran yüzde 64,9 oldu.

Paylaşın

GP Lideri Ahmet Davutoğlu’ndan İktidara ‘Nepotizm’ Tepkisi

Devlet yönetiminde akraba kayırmacılığını eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “İlim Yayma Vakfı en köklü kuruşlarımızdan, ne işi var Erdoğan’ın oğlunun İlim Yayma’nın başında. Hangi ilmi vasfı ile orada bulunuyor? Ne işi var Binali Yıldırım’ın çocuklarının Kızılay’ın başında? Hangi Kızılay faaliyeti dolayısıyla orada bulunuyor? Bir tanesi de değil. Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var” dedi ve ekledi:

“21 ay başbakanlık yaptım ama elimde bir neşter, önümde çürütülmeye çalışılan bir devlet yapısı. Nereye el atsam, neşteri dokundursam görüyordum hastalığı. Siyasette bir yere gelen birisinin yaptığı ilk iş, benim oğlum, benim kızım benim akrabam nereye gelecek planlaması… Böyle bir durumda devlet yürür mü? ‘Ailenizi devletin içine sokmayın devleti düşünemezsiniz’ dedim ben bunlara… Ben o yüzden nepotizmi gündeme getirdim…”

İktidarın afet yönetimini de eleştiren Davutoğlu, “Türkiye’nin afete müdahale kapasitesinin çok daralmış olduğunu gördük. Vatandaşın acısını paylaşmak yerine yönetenler çok uzun konvoylarla alana gittiler. Cumhurbaşkanı talimatı olmadan AFAD’ın harekete geçemeyeceği bir sistem var” dedi.

Enkaz kaldırma çalışmasının başlamasının yanlış olduğunu söyleyen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TV 5 yayınında konuştu. Davutoğlu ‘’Orada belki de hala canlar var nasıl enkaz kaldırıyorsunuz? Enkazı kaldıracağım diye insan cesetleri parçalanacak bu yanlış” dedi.

AFAD ve Kızılay’la ilgili tartışmalara da değinen “Deprem bölgelerine 100’e yakın tır gönderdik el koydular. Gönüllü görev yapmak isteyenlerin önünü kapattılar” diyen Ahmet Davutoğlu, ‘akraba kayırmacılığı’ eleştirerek şunları söyledi:

“Kızılay’da benden sonraki başbakanın kızının, oğlunun, damadının ne işi var? Hangi nitelikleriyle Kızılay’ın üst düzey görevlerine geldiler? Çevre Şehircilik Bakanı’nın eniştesinin hangi niteliği vardı da hangi afet planlamasında çalıştı da AFAD’da genel müdürlüğe geldi? Bunlar bu kurumları arpalık gibi görüyorlar, zaten beni öfkelendiren şey bu. Bunlar devleti kendilerine verilen bir emanet gibi görmediler. Kendi mülkleri gibi gördüler. Kızılay, AFAD, sivil toplum kuruluşlarını mülk edindiler, her birine birer komiser atadı Erdoğan.

“Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var”

İlim Yayma Vakfı en köklü kuruşlarımızdan, ne işi var Erdoğan’ın oğlunun İlim Yayma’nın başında. Hangi ilmi vasfı ile orada bulunuyor? Ne işi var Binali Yıldırım’ın çocuklarının Kızılay’ın başında? Hangi Kızılay faaliyeti dolayısıyla orada bulunuyor? Bir tanesi de değil. Gelini, oğlu, bütan akrabaları… Çünkü; orada rant var, statü var, milletin parasıyla saltanat sürmek var.

21 ay Başbakanlık yaptım ama elimde bir neşter, önümde çürütülmeye çalışılan bir devlet yapısı. Nereye el atsam, neşteri dokundursam görüyordum hastalığı. Siyasette bir yere gelen birisinin yaptığı ilk iş, benim oğlum, benim kızım benim akrabam nereye gelecek planlaması… Böyle bir durumda devlet yürür mü? ‘Ailenizi devletin içine sokmayın devleti düşünemezsiniz’ dedim ben bunlara… Ben o yüzden nepotizmi gündeme getirdim…”

“Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil”

Davutoğlu, televizyon ekranlarında düzenlenen bağış kampanyası hakkında “Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil” değerlendirmesinde bulundu.

Karar yazarı Elif Çakır, bugünkü köşe yazısında Davutoğlu ile yaptığı görüşmeye yer verdi. Çakır’ın yazısının bir kısmı şöyle:

Dün Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nu iki nedenle aradım. Kendisine “bağış kampanyasında adınızı göremedim, neden katılmadınız, bilinçli bir tercih miydi?” diye sordum.

Başta ilkesel olarak siyasilerin bağışlarının mahrem olması gerektiğine inandığı için katılmayı düşünmediğini ancak daha sonra yardım kampanyasına destek beyanı mahiyetinde danışmanlarının katılım için kanallarla temas kurmaya çalıştıklarını fakat uzun süre geri dönüş olmayınca ısrarlı olmadıklarını söyledi.

Sayın Davutoğlu “Merkez Bankası ve kamu kurumlarının bağış yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, Merkez Bankası, Ziraat Bankası ve kamu kurumları bağış yapabilir mi?” sorumu şöyle yanıtladı.

“TCMB başta olmak üzere kamu kurumlarının ve bankalarının başında bulunan yöneticiler oradaki finansal kaynağın sahibi değil, sadece yasalar çerçevesinde bu kaynaklar üzerinde tasarruf etme yetkisine sahip memurlardır. Dolayısıyla, bu memurlar ancak ve ancak kendi maaşlarından bağışta bulunabilirler. Kendilerine milletin emaneti olan kamu kaynaklarını kullanarak şahıslarını öne çıkarmak üzere yaptıkları işlemler bir tür ‘itibar yolsuzluğu’dur.”

Kamu kaynaklarının hiçbir surette bağışa konu olamayacaklarını, çünkü bu kaynakların ihtiyaç hissedildiğinde yine yasalar ve kamu menfaati çerçevesinde kullanılabileceğini söyleyen Sayın Davutoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Zaten Merkez Bankası her yıl nisan ayında karını sahibi olan Hazine’ye devrediyor. Nisan ayında hazineye verilecek bir paranın 2 ay önce bağış adı altında verilmesinin ne anlamı var? Devlet yönetmek ciddiyet ister akıl ister. Felaket ortadadır, toplarsınız kurumları gerekirse vergi düzenlemelerini yapar gerekirse para basar bunları da şeffaf ve hesap verebilir şekilde paylaşır milletin derdini çözersiniz. Şovlara gerek yok, devlet yönetiyorsunuz reklam şirketi değil!”

Davutoğlu son olarak “Bu felaketin en büyük bağışçıları arama kurtarma faaliyetlerinde hayatını depremzedeler için bağışlayan kahramanlardır. Mesela arama kurtarma faaliyetinde kalp krizi geçirip vefat eden Beşir Vakfından Metin Doruklu. Yine gece gündüz hayat riski altında emeklerini bağışlayan madencilerimize, Mehmetçiklerimize, AFAD, AKUT, UMKE, AHBAP, İHH, BEŞİR, Kızılay, Umuda Koşanlar, VEFA vd sivil toplum kuruluşları gönüllüleridir” dedi ve hepsini saygıyla selamladığını, gönülden teşekkür ettiğini ifade etti.

Paylaşın

Depremler Dış Politikayı Nasıl Etkiler?

Prof. Dr. Serhat Güvenç, Türkiye’nin önceliğinin deprem sonrası ister istemez yaraları sarmak olacağını söyleyerek, yurtdışından gelen yardımların olası yansımasını, “Aynı depremle birlikte fay hatlarındaki enerjinin boşalması gibi belki de yabancı düşmanlığı fay hattında da büyük bir enerji boşalması oldu. Buna enerji yüklenmesi de kısa vadede kolay olmayacağa benziyor” şeklinde değerlendiriyor.

Serhat Güvenç, bu nedenle “yabancı düşmanlığı” üzerine inşa edilecek bir siyasi pozisyonun bir müddet Türkiye’de geçmişe göre karşılık bulmada zorlanacağını söylüyor.

Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, 1999 depreminin etkilerini hatırlatarak, “Benim aklımda kalan Türk-Yunan yakınlaşmasını tetiklemesiydi. Çünkü bizdeki depremin ardından Yunanistan’da da bir deprem olmuştu ve biz de kurtarma ekibi göndermiştik. Ardından iki ülkedeki siyasi irade ile yakınlaşma oldu ve bir süre bu hava devam etti.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Selim Kuneralp bu yakınlaşmanın etkisiyle Yunanistan’ın Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine karşı koymadığını da belirtiyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın son verilerine göre Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından toplam 101 ülke genel anlamda yardım teklif ederken, arama kurtarma olarak 80’e yakın ülkeden ekip sahada çalıştı. Bu çerçevede 7 bine yakın yabancı personel arama-kurtarma ve yardım çalışmalarında rol alırken, sahadaki çalışmalara yardım için hala gelmesi beklenen yabancı personel bulunuyor.

Arama kurtarma çalışmalarının hemen hemen sona ermesinin ardından hayatta kalanların sağlık ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik yurtdışı yardımlar da sürüyor.

Depremlerin hemen ardından dördüncü seviye alarm düzeyine geçen Türkiye, bu kapsamda arama kurtarma çalışmaları için en kritik saatler için yabancı ekiplerin gelme taleplerini olumlu karşılamıştı. Bu kapsamda çok sayıda yabancı ekip için olduğu gibi Türkiye’nin yakın zamana kadar gergin ilişkiler içinde olduğu Yunanistan ya da Ermenistan ya da normalleşme adımlarının atıldığı İsrail’den gelen ekiplerin enkazdan canlı çıkartmak için sarfettikleri çaba kamuoyunda sempati ile karşılandı.

Gerginlik politikalarındaki faylar kırıldı mı?

Yabancı arama kurtarma ve yardım ekiplerine duyulan sempatinin bazı ülkelerle sürdürülen gerginlik politikalarını iç siyasette zaman zaman kullanmayı tercih eden iktidarın seçime kadarki söylemlerinin nasıl etkileneceği de tartışma konusu.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Serhat Güvenç, Türkiye’nin önceliğinin deprem sonrası ister istemez yaraları sarmak olacağını söyleyerek, yurtdışından gelen yardımların olası yansımasını şu sözlerle değerlendiriyor:

“Aynı depremle birlikte fay hatlarındaki enerjinin boşalması gibi belki de yabancı düşmanlığı fay hattında da büyük bir enerji boşalması oldu. Buna enerji yüklenmesi de kısa vadede kolay olmayacağa benziyor.”

Güvenç, bu nedenle “yabancı düşmanlığı” üzerine inşa edilecek bir siyasi pozisyonun bir müddet Türkiye’de geçmişe göre karşılık bulmada zorlanacağını söylüyor.

Bu arada deprem sonrası yardımlarda dikkat çeken hususlardan birisi de İsrail ile başlatılan normalleşme sürecinin somut sonuçlarını göstermesi oldu. İsrail’den geniş bir arama kurtarma ekibi gelirken, bir sahra hastanesi kuruldu ve İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen de geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye geldi.

Aynı şekilde yakın zamana kadar ilişkilerin gergin olduğu Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias dayanışma için gelen bakanlar arasındaydı.

İlişkilerdeki sertlik yumuşamaya gider mi?

1999 Marmara depreminin ardından da çok etkilenen Türkiye’ye yine çeşitli ülkelerden arama kurtarma ekiplerinin yanı sıra yardımlar gelmiş ve gerilimli olunan Yunanistan ile sıcak ilişkilerin kapısı aralanmıştı.

O dönemde Dışişleri Bakanlığı merkez görevde bulunan Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, 1999 depreminin etkilerini şöyle anlatıyor:

“Benim aklımda kalan Türk-Yunan yakınlaşmasını tetiklemesiydi. Çünkü bizdeki depremin ardından Yunanistan’da da bir deprem olmuştu ve biz de kurtarma ekibi göndermiştik. Ardından iki ülkedeki siyasi irade ile yakınlaşma oldu ve bir süre bu hava devam etti.”

Kuneralp bu yakınlaşmanın etkisiyle Yunanistan’ın Türkiye’nin AB’ye adaylık sürecine karşı koymadığını da hatırlatıyor.

Peki benzer bir süreç şimdi yaşanabilir mi?

Güvenç, Türkiye’nin yardım çağrısına ilk tepki verenler arasında Türkiye’nin ilişkilerinin en sorunlu olduğu Yunanistan gibi komşuları olduğunu söyleyerek, şöyle konuşuyor:

“Bu yardımı da hayli duygusal bir biçimde yaptılar. Batı Avrupalıların daha serinkanlı davrandığını görüyoruz ama sonuçta Yunanistan, Ermenistan bu coğrafyanın insanları. Rekabette de yardımlaşmada da duygu dozu daha yüksek ve bu doz da Türklere daha çok hitap ediyor.”

Güvenç, Yunan bir askerin depremzede bir çocuğu kucağına alan görselin viral olmasını hatırlatarak, Yunanistan’daki “saldırgan Türkiye” imajının bu fotoğrafla nasıl etkilenmiş olabileceğine ilişkin şu yorumu yapıyor:

“Son dönemdeki ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ söylemleri bu imajı hortlatmıştı. Şimdi ise Yunanistan’daki o imaj yerle yeksan oldu. Yani Türkiye’yi kucağına alıp korunması gereken bir çocuk olarak resmettiğiniz zaman o artık başka bir şeye karşılık geliyor.”

Ancak her iki dış politika uzmanı da Yunanistan ile Marmara depreminin ardından yaşanan uzun soluklu ve kalıcı bahar havasının bu kez o kadar kolay olmayabileceğini düşünüyor.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri

Depremden önce dış politika gündeminin en önemli gündem maddelerinden biri olan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine Türkiye’den beklenen onay konusu deprem sonrasında da yine önemini koruyor. Son olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg dayanışma için geldiği Ankara’da Türkiye için “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin onaylanmasının zamanı geldi” diye konuştu.

Ancak uzmanlara göre Çavuşoğlu’nun “Bu iki ülkenin üyeliğiyle ilgili Türkiye’nin başından beri sergilediği tutum gayet nettir. Türkiye’nin endişelerinin karşılanması gerekiyor. Sadece sözde değil, uygulamada da” sözleri Ankara’nın tutumunda şu an için bir değişim olmadığını gösteriyor.

Kuneralp, hükümetin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili çizgisini sürdürmekte olduğunu belirterek, yakın bir dönemde “rasyonaliteye dönüleceğini” düşünmediğini söylüyor.

ABD ve AB ile ilişkiler nasıl etkilenir?

1999 depreminin ardından o dönemin ABD Başkanı Bill Clinton Türkiye’ye gelmiş ve Kocaeli’nde çadır kenti ziyaret sırasında kucağına alıp sevdiği bebeğin burnunu sıktığı fotoğraf hafızalarda yer etmişti.

Şimdi ise ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken dayanışma için hafta sonu Türkiye’de olacak.

Güvenç, Batı ülkelerinin arama kurtarma ekibi ya da yardım gönderme konusunda tereddütte bulunmazken seçim arifesinde “Erdoğan’ın arkasındaymış gibi” yorumlanabilecek herhangi bir açıklama ya da hamlede bulunmadığına dikkat çekerek, şunları söylüyor:

“AB de dikkatli bu konuda. Türk halkının yardım ve destek ihtiyacı teslim ediliyor ve imkanlar ölçüsünde karşılanmaya çalışıyor ama bunun ülkedeki iktidarın kendini güçlendirmesine yol açacak bir şekilde yorumlanmasına da izin vermiyorlar.”

Tarihinin en büyük insani yardım operasyonunu Türkiye için gerçekleştiren AB, mart ayında da bir bağış konferansı düzenleyeceğini açıklamıştı.

Güvenç, ABD’nin bir uçak gemisinin yardım amaçlı gönderildiğine ilişkin haberlerin yayınlanmasının ardından yapılan “işgale mi geliyorlar” komplo teorilerini de anımsatarak, kafalarda biraz da haklı olarak depremi bile unutturacak kadar “korkunç bir ABD imgesi” bulunduğunu ve ABD’nin bunu düşünmesi gerektiğini söylüyor.

Suriye ile ilişkiler ne olacak?

Sadece Türkiye’yi değil Suriye’yi de sarsan depremlerin bir süre önce temkinli bir şekilde atılmaya başlanan Şam yönetimi ile normalleşme adımlarını ve olası bir operasyonu nasıl etkileyeceği de merak konusu.

BM’nin son rakamlarına göre, muhaliflerin kontrol ettiği bölgede 4 bin 600, hükümetin kontrol ettiği bölgelerde ise bin 400’e yakın kişi depremde hayatını kaybetti.

Kuneralp, depremlerin getirdiği ekonomik yükle birlikte Türkiye’nin bir süre önce yapmayı planladığı Suriye operasyonunu gerçekleştirmesinin artık daha zor olduğu görüşünde.

Güvenç de böyle bir operasyonun dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevireceğini belirterek, “Böyle bir operasyon depremin yarattığı sorunlarla baş etmeye çalışan bir Türkiye’nin iyice yalnızlaşmasına sebep olur. Onu da şu anda kimse istemez bence Türkiye’de” diyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AFAD Duyurdu Can Kaybı 38 Bin 44’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerinde hayatını kaybedenlerin sayısının 38 bin 44’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Yaralı sayısını 108 bin 68 olarak açıklayan AFAD, yıkılan bina sayısının da mevcut tespitlere göre 6 bin 444 olduğunu duyurdu.

AFAD tarafından yapılan açıklamada da depremin ardından geçen 12 günde toplam 4 bin 734 artçı sarsıntı olduğu belirtildi.

AFAD’dan yapılan açıklama şöyle:

“06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan Merkezli 7.6 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmiştir. Depremlerin ardından 4.734 artçı deprem meydana gelmiştir.

Alınan son bilgilere göre Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 38.044 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 29.160 arama kurtarma personeli görev yapmaktadır. Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde diğer ülkelerden gelen ve görevi devam eden arama kurtarma personeli sayısı 11.488’dir.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 9.908 gönüllü dahil olmak üzere, sahada görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 264.389’dur.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 12.600 araç sevk edilmiştir.

Afet bölgelerine 38 Vali, 160 Mülki İdare Amiri, 19 AFAD üst yöneticisi ile 68 il müdürü görevlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası yardımların koordinasyonu için 12 büyükelçi ve 16 Dışişleri Bakanlığı personeli bölgede görevlendirilmiştir.

Bölgeye, personel ve malzeme sevkiyatı için hava köprüsü kurulmuştur. Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı 121 helikopter ve 78 uçak görev yapmakta olup bugüne toplam 7.940 sorti yapılmıştır.

Bölgeye personel, malzeme sevkiyatı ve tahliye amacıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 24, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından 2 olmak üzere toplam 26 gemi görevlendirilmiştir.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Erdoğan’a Çok Sert Sözler

DP Lideri Gültekin Uysal, “AKP’liler ısrarla ‘şimdi siyaset zamanı değil’ vurgusu yapıyorlar! Aslında istiyorlar ki; depremin en sıcak bu anında imar oyunlarıyla yandaşa rant aktardıklarını, siyasetlerini kirli kaynaklarla finanse ettiklerini, depreme etkin hiçbir hazırlıklarının olmadığını ifşa etmeyelim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan’ın ‘depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı’ yalanı bile ‘şimdi siyaset zamanı değil’ propagandası yaparken zihniyetini anlamaya yeter; tek derdi kendi iktidarını 100 binlerce insanın hayatı pahasına sürdürmektir”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük yıkımın yaşandığı depremin ardından “Şimdi siyaset zamanı değil” söylemlerine yanıt verdi. Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem sonrası yaptığı açıklamaları hatırlattı.

Uysal’ın paylaşımında yer verdiği ifadeler şöyle: 

“AKP’liler ısrarla ‘şimdi siyaset zamanı değil’ vurgusu yapıyorlar! Aslında istiyorlar ki; depremin en sıcak bu anında imar oyunlarıyla yandaşa rant aktardıklarını, siyasetlerini kirli kaynaklarla finanse ettiklerini, depreme etkin hiçbir hazırlıklarının olmadığını ifşa etmeyelim”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘”Depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı” sözleriyle ilgili ise şu ifadelere yer verdi:

“Erdoğan’ın ‘depremde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi yapıldı’ yalanı bile ‘şimdi siyaset zamanı değil’ propagandası yaparken zihniyetini anlamaya yeter; tek derdi kendi iktidarını 100 binlerce insanın hayatı pahasına sürdürmektir”

Erdoğan ne demişti?

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son afette yıkılan tüm binaların yüzde 98’inin 1999 yılı öncesi inşa edilenler olması bize bina standardı ve denetimi konusunda katettiğimiz ilerlemeyi göstermekle birlikte işi daha sıkı tutmamız gerektiğini de hatırlatıyor” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın