“Not Alıyoruz” Sözlerine Karamollaoğlu’ndan Sert Tepki

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, AK Parti ve MHP’den gelen “not alıyoruz” açıklamalarına tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, “Beyefendiler bunları soranları not alıyorlarmış, tek tek defter tutuyorlarmış. Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır. Hodri meydan!” dedi ve ekledi:

“Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz. Zira birlik ve beraberlik çağrımız sizin nezdinizde yine karşılık bulmadı, yine çözümü değil algıyı öncelediniz. Şefkat ve merhameti değil öfke ve nefret dilini tercih ettiniz, en azından bu kez kucaklayıcı olabilirdiniz fakat siz yine kutuplaştırmayı tercih ettiniz.

‘Beton karın doyurmaz’ dedik, ‘aşırı ve yanlış betonlaşma öldürür’ dedik, dinletemedik; şimdi yine insanı değil inşaatı önceliyorsunuz, hem de müthiş bir acelecilikle. İnsanın yüreği yanıyor; her seferinde en yanlış kararlar nasıl alınıyor hakikaten akıl alır gibi değil.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, açıklamasının bir bölümünü daha sonra sosyal medya hesabından paylaştı:

“Beyefendiler not alıyorlarmış, tek tek defter tutuyorlarmış! Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır! Hodri meydan! Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz!”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Biz afet bölgemizde vatandaşlarımızla birlikte olduğumuz için siyasi tartışmaların parçası olmadık. Cumhurbaşkanımıza ve bizlere söylenen sözleri şimdilik not ediyoruz” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Çelik’in sözlerine benzer açıklamalarda bulunarak “Depremden menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da bilinmelidir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan İktidara: Hesap Vere Vere Gideceksiniz

İskenderun Kriz Koordinasyon Merkezinde açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Sanki bu depremde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davrananlar şunu bilsin ki hesap vereceksiniz. Binlerce insanımızın enkaz altında kalmasından dolayı hesap vereceksiniz. Bu halk sizlerden hesap soracak. 20 yıldır topladığınız yaklaşık 40 milyar dolarlık deprem vergisini, depremin dışında her yerde çar çur etmenizden dolayı insanlar sizden hesap soracak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dolayısıyla bütün bunlar yaşanırken ‘bana bir yıl verin’ diyen Cumhurbaşkanına sesleniyoruz; bu ülkenin, halkların, toprakların, coğrafyanın bırakın size bir yıl bir gün dahi tahammül edecek gücü kalmamıştır. Bir yılı size ödül olarak hiç kimse vermeyecek çünkü gideceksiniz. Bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve beraberindeki heyet depremin ağır yıkımlara neden olduğu Hatay’a gitti. İlk olarak İskenderun’a geçen Buldan’a siyasetçiler Ahmet Türk, Sırrı Sakık, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, ve parti bileşenlerinin Eş Başkanları, Başkanları ve Sözcüleri eşlik etti.

İskenderun Kriz Koordinasyon Merkezinde açıklama yapan Buldan şunları söyledi:

“Bütün depremzedelere ve halkımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yaşamını yitiren bütün insanlarımıza Allahtan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Hastanelerde ve çadırlarda tedavi görmekte olan insanlarımıza bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını ve acil şifa dileklerimi iletiyorum. Bugün burada bileşen, ittifak partilerimizle, DTK ve buna benzer kurumlarla birlikte depremzedelerimizi ziyaret etmek ve acılarımızı sarıp, hafifletmek üzere bir ziyaret gerçekleştirdik.

Bugün burada bir kez daha acının ne kadar büyük olduğunu, bu yıkım ve felaketin ne kadar büyük olduğunu gözlerimizle gördük. Acı büyük yıkım büyük ancak bütün bunlar karşısında büyük bir dayanışmanın olduğunu da gördük. Belki de bizleri ayakta tutan tek şey bu tür afetlerde dayanışmadır, birlikte omuz omuza yürümektir ve dayanışmanın acıyı hafifletmesinin bize verdiği güçtür.

“Depremden sonra ortada olmayanlar şimdi enkazları kaldırmak için seferber olmuşlar”

Hatay başta olmak üzere bütün kentlerimizde hala eksikliklerimizin olduğunu da görüyoruz. İnsanlar hala enkaz başında yakınlarının cenazesinin çıkmasını beklerken bir yandan da eksi dereceye düşen gecelerde üşümenin ve buna benzer mağduriyetlerin yaşandığını hala görüyoruz. Çadır eksikliğinin özellikle çok fazla olduğu ısınma ve barınmanın çok fazla yaşandığı bu kentte feryatları duyuyoruz.

Çadıra ve barınmaya ihtiyaç var. Enkazın altından insanların çıkarılmasına ihtiyaç var. İlk günlerde hiçbir şekilde müdahale edilmeyen iş makinalarının olmadığını bu kentte bugün bakıyoruz ki iş makinaları enkazları kaldırmak için sıraya girmişler.

Depremzedelerin yakınlarının enkazın altında bırakılanların feryadı özellikle cenazelerine bir an önce kavuşmak ve bu cenazelerin vücut bütünlüğünün bozulmadan dini vecibelerin yerine getirilerek gömülmesi, defnedilmesidir. Fakat öyle bir şeyle karşı karşıyayız ki o gün ortada olmayanlar bugün bir seferberlik içerisinde iş makinalarını enkazların olduğu yerde kullanmaya başlamışlar.

Buradan uyarıyoruz, vücut bütünlüğü bozulmadan o cenazelerin enkaz altından çıkarılması, dini, vicdani ve ahlaki olarak bir gerekliliktir. Yine bunun yanında hukuki anlamda da özellikle enkazların kaldırılmasının, daha sonra bizlere delil olarak sunulacak olan malzemelerin ortadan kaldırılmasının da büyük bir suç olduğunun altını önemle çizmek istiyorum. Bunlar gerçekleştirilmeden enkazın kaldırılmasının büyük bir suç olduğunu ifade ediyorum.

“Büyük bir suç işleniyor; bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz”

Bugün sorumluluğu olanlar sanki yaşanan bu depremde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davrananlar şunu bilsin ki hesap vereceksiniz. Binlerce insanımızın enkaz altında kalmasından dolayı hesap vereceksiniz. Bu halk sizlerden hesap soracak. Binalara imar affı çıkarmanızdan dolayı, enkazın altında kalan insanları çıkarmadan enkaz işlemlerine başladığınız için sizlerden hesap soracak.

20 yıldır topladığınız yaklaşık 40 milyar dolarlık deprem vergisini, depremin dışında her yerde çar çur etmenizden dolayı insanlar sizden hesap soracak. Dolayısıyla bütün bunlar yaşanırken “bana bir yıl verin” diyen Cumhurbaşkanına sesleniyoruz, bu ülkenin, halkların, toprakların, coğrafyanın bırakın size bir yıl bir gün dahi tahammül edecek gücü kalmamıştır. Bir yılı size ödül olarak hiç kimse vermeyecek çünkü gideceksiniz. Bu halk sizden hesap soracak, hesap vere vere gideceksiniz.

“Bu afetlerden kurtulmanın ilk adımı AKP ve MHP iktidarını göndermektir”

Bu depremden, afetlerden kurtulmanın ilk adımı AKP-MHP iktidarını göndermektir, bunun altını önemle çiziyorum. Bu halklara yaşattığınız acının verdiğiniz zulmün artık bundan ötesi olmadığını bilerek, herkesin, Türkiye halklarının, kamuoyunun bu bilinçle AKP’nin artık siyasi arenadan ve tarihten silinmesi için birlikte hareket etme zamanı gelmiştir.

Mücadele önemlidir, örgütlülük önemlidir, dayanışma önemlidir. Bütün bunların farkındayız, bütün bunların farkında olarak ayakta olduğumuzu biliyoruz. Ancak atacağımız ilk adım AKP ve MHP iktidarını göndermek olacak. Ben bir kez daha burada yaşamını yitiren insanlarımıza rahmet, yakınlarını kaybeden herkese geçmiş olsun ve sabır dileklerimi iletiyorum. Hepimizin başı sağ olsun, Allah hepimize sabır versin.

“Bu felaketin en büyüğü iktidarın yarattığı felakettir”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’dan önce konuşan Ahmet Türk ise şunları söyledi:

“Bu coğrafyada halklarımız demokrasiye inanan insanlarımız, içinde halk sevgisi olanlar birinci gün harekete geçti. Yaraları sarmaya, azaltmaya yönelik büyük bir çaba gösterdi. Ama ne yazık ki devlet 3-4 günde bırakın halka ulaşmayı halka ulaşmak isteyenleri bile engelleyen bir tavır ve tutum içinde oldu. Elbette bu felaketin en büyüğü iktidarın yarattığı felakettir.

Deprem üzerinden ikinci bir felaketin yaratılmasıdır. Yalnız şunu gördük bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla herkes bu felakette mağdur olan depremzedelerin yaralarını, acılarını azaltmaya yönelik büyük bir çaba gösterdiler. Bu gelecek için bize büyük bir umut verdi. Halklarımızın ortaklaşması, halklarımızın dayanışma içinde olması bizler için çok önemlidir. İnanıyorum ki devletin bu duyarsızlığına karşı halklarımızın bugün duyarlı bir şekilde davranması bize gelecekle ilgili umut veriyor. Sosyalist partiler, dostlar ve duyarlı kesimlerle burada bir aradayız.

Gerçekten doğru bir dayanışmayı en doğru şekilde gerçekleştirmek için çaba gösteriyoruz. Pazarcık’ta Adıyaman’da bir çok yerde bizim çalışmalarımızı engellemek isteyen halka yardımları engellemek isteyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Tekrar bu depremde yaşamını yitiren bütün canlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu acıları azaltmak için uzun süreli bir çaba içinde olacağız. Depremin yarattığı felaket bir iki günde giderilecek bir durum değil. Uzun süre halkımızla dayanışma içinde olmak için çaba içinde olacağız. Başımız sağolsun. “

Paylaşın

RTÜK, Tele 1, Halk TV Ve Fox TV’ye Ceza Yağdırdı

Haftalık olağan toplantısında deprem yayınlarını mercek altına alan ve 5 ayrı dosyayı karara bağlayan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), TELE1’e yüzde 5 para, 5 kez de program durdurma cezası, Halk TV ve Fox TV’ye yüzde 3’er para cezası verdi.

Haber Merkezi / Tele 1’in “18 Dakika” programında Merdan Yanardağ’ın depremdeki yıkımın sorumlusunun siyasi iktidar ve belediyeler olduğunu öne sürmesi ve “İnsanlar bile bile bu merkez sağ, muhafazakâr partilere, gerici partilere oy vermeye devam ettiler. Gölcük depreminin nedenini Ya işte oradaki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, Donanma Komutanlığı’nın orduevinde dans ediyorlardı, bu yüzden Allah’ın cezası onları vurdu. diyen zihniyet bugün iktidardır” şeklindeki sözleri de yayıncılık ilkesi ihlali kabul edildi. RTÜK, Tele 1 hakkında üst sınırdan idari para cezası ve yine üst sınırdan 5 kez program durdurma cezası kararı verdi.

Tele 1’in “Forum” programında ise, sunucu Namık Koçak’ın Macar Arama Kurtarma ekibinin başından geçtiğini iddia ettiği, “Bir benzinlikte pet şişe suyun dövizle parasını istediler” şeklindeki sözleri rapora konu oldu. Üst Kurul, Tele 1’e üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uyguladı.

Halk TV’nin iki ayrı dosyası görüşüldü. “Büyük Felaket Özel Yayın” programında TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın “Buradaki tablodan sonra herkes şunu kafasına kazıyabilir. Bu ülkede böyle bir devletin düşmanı olmak haktır ve meşrudur” şeklindeki sözleri nedeniyle Halk TV’ye üst sınırdan 5 kez program durdurma ve üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uygulanmasına karar verildi.

Halk TV’nin ikinci raporu ise deprem bölgesinden yayına bağlanan Şirin Payzın’ın sözlerine ilişkindi. Payzın’ın bölgede sistematik yağmacılık ve hırsızlık yapıldığı iddiaları masaya yatırıldı. Üst Kurul, Halk TV’ye üst sınırdan idari para cezası verdi.

FOX’ta yayınlanan “Orta Sayfa” programında moderatör Doğan Şentürk, yayında hayırsever vatandaşların gönderdiği kışlık giyim malzemelerinin AFAD tarafından kabul edilmeyerek geri gönderildiğini söylemişti. RTÜK, yayıncı FOX’a üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uyguladı.

RTÜK’ün CHP’li üyesi İlhan Taşcı cezaları sosyal medya hesabından şöyle duyurdu:

“1- RTÜK, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın deprem bölgesinden katıldığı yayın nedeniyle Halk TV’ye; Merdan Yanardağ ile Emre Kongar’ın 18 Dakika programında depremle ilgili sağcı iktidar eleştirisi nedeniyle de Tele 1’e % 5 para 5 kez de program durdurma cezası verdi.

2- Fox’ta Orta Sayfa ile Halk TV’de Halk Meydanı programına özgürce kanaat oluşumunu engellemekten %3’er para cezası verildi. Tüm bu cezalar deprem sonrası yorum ve haberlere dayandırıldı. Haber yapmanın suç ama halka alenen küfretmenin “özgürlük” sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

3- Aradan geçen 2 haftaya karşın çadır sorunu bile çözülmemişken medyadan “salon salomonje çadır” övgüleri, “deprem oldu ama keyfim yerinde” haberleri beklenmektedir. Gerçeği çarpıtan, sansürleyenlerin sırtı sıvazlanırken hakikatin izini sürenler sessizliğe boğulmak isteniyor.

4-Gerçeği aktarmamak, binlerce yurttaşımızın feryadını duyurmamak hem ayıptır, hem suçtur, hem de gazetecilik mesleğine ihanettir. Hele de devletin valisi bile “gerçeği” kabul etmişken! Tüm telaş seçimlerde iktidarı kaybetmemek için. Battıkça çırpınıyorlar, çırpındıkça batıyorlar.

RTÜK üyelerine görüşülmek üzere dağıtılan Fatih Altaylı’nın RTÜK’ten gelen talimatla deprem yardım kampanyasının engellendiğini açıkladığı programla ilgili rapor sıradışı biçimde geri çekildi. Aklı selim galip geldiyse güzel,umarız daha ağır ceza hazırlığının habercisi değildir.”

RTÜK Üyesi Okan Konuralp verilen cezalara ilişkin açıklama yaptı. Konuralp açıklamasında şunları kaydetti:

“(1) RTÜK, Merdan Yanardağ’ın “İmar affı” eleştirilerini “Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik” ve TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın açıklamalarını “Devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı” kabul etti. Bu gerekçelerle TELE1 ve Halktv’ye 5 program durdurma ve % 5 para cezası verdi.

(2) Bu cezalara ek olarak TELE1 ve HalkTv birer dosyadan daha para cezasına çarptırıldı. Para cezası alan diğer üç yayıncı kuruluş ise FOX ve Yıldız En oldu.

(3)Bu cezalar vesilesiyle söylemeliyim ki RTÜK cezaları eliyle basın özgürlüğünü boğmaya çalışan siyasi irade suçluluk telaşındadır. Not ise not ediyoruz! Kamuoyuna saygılarımla…”

Paylaşın

Avrupa’ya İltica: İlk Üç Sırada Suriye, Afganistan, Türkiye Var

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye iltica başvurusunda bulunanlar arasında ilk sırayı 132 bin ile Suriyeliler aldı. Bunu 129 bin başvuru ile Afganlar izledi. Türkiye’den gelenler ise 55 bin başvuru ile üçüncü sırada yer aldı.

Türkiye’den yapılan başvuruların sayısının 2021’e kıyasla iki kat arttı. Türkiye’yi 51 bin başvuru ile Venezuela vatandaşları ve 43 bin başvuru ile Kolombiya vatandaşları izledi.

Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA) verilerine göre, 27 AB üyesi ile Norveç ve İsviçre’ye geçen yıl yapılan sığınma başvuruları 2021’e kıyasla yüzde 50’den fazla artış göstererek, 966 bin olarak kaydedildi.

EUAA tarafından bugün yayımlanan analizde, bunun 2016 yılından beri kaydedilen en yüksek sayı olduğuna dikkat çekildi. 2016 yılında bu ülkelere yapılan iltica başvuru sayısı 1,2 milyon olarak tespit edilmişti.

Malta merkezli kuruluş, koronavirüs pandemisinin ardından kısıtlamaların kalkmasının sayının artmasına neden olarak gösterdi. EUAA, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmaların ve gıdaya erişimde yaşanan sıkıntıların insanların yaşadığı yeri terk etmesinde etkili olduğunu belirtti. EUAA’nın analizinde ayrıca AB içindeki hareketliliğin ve vize istenmeyen ülke vatandaşlarının yasal yollarla gelerek sığınma başvurusunda bulunmasının sayının artmasına etki ettiği kaydedildi.

Bu sayılara Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından Avrupa ülkelerine giden yaklaşık 4 milyon Ukraynalı dahil edilmedi. Ukraynalılara, özel koruma statüsü verildiği için ayrıca sığınma başvurusunda bulunmalarına gerek kalmadı.

İlk üç sıra: Suriye, Afganistan ve Türkiye

AB ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye iltica başvurusunda bulunanlar arasında ilk sırayı 132 bin ile Suriyeliler aldı. Bunu 129 bin başvuru ile Afganlar izledi.

Türkiye’den gelenler ise 55 bin başvuru ile üçüncü sırada yer aldı. Analizde, Türkiye’den yapılan başvuruların sayısının 2021’e kıyasla iki kat arttığı ifade edildi.

Türkiye’yi 51 bin başvuru ile Venezuela vatandaşları ve 43 bin başvuru ile Kolombiya vatandaşları izledi. EUAA, bu iki ülkeden yapılan başvuruların 2021’e kıyasla üç kat arttığına dikkat çekildi.

Bunun yanı sıra 34 bin Bangladeş, 29 bin Gürcistan, 26 bin Hindistan, 22 bin Fas, 21 bin Tunus, 15 bin Mısır ve 8 bin 300 Moldova vatandaşı da iltica başvurusunda bulundu.

EUAA, iltica başvuru sayılarının artması sonucu “ulusal kabul sistemleri üzerinde ciddi baskı oluştuğunu” kaydetti.

AB ülkeleri ile Norveç ve İsviçre’ye 2022’de yapılan iltica başvurularının yüzde 40’ının sonuçlandığı ve her beş başvurudan ikisine olumlu yanıt verildiği belirtildi. Buna göre, 147 bin kişiye mülteci statüsü verilirken, 106 kişi ise geçici koruma statüsü aldı.

Paylaşın

Erdoğan, Depremlere Rağmen Seçimler İçin 14 Mayıs Tarihinde Israrcı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası gözler seçimlerin yapılacağı tarihe çevrildi. ABD merkezli Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti’den üst düzey isimlerin geçtiğimiz hafta bir araya geldiğini yazdı.

“Erdoğan, depremlere rağmen seçim tarihinde ısrarcı” başlıklı habere göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve parti yetkilileri, seçim takvimini konuşmak üzere bir toplantı düzenledi.

Konu hakkında bilgi sahibi olduğu belirtilen kaynaklar, ‘depremlerin ardından seçimleri ertelemenin artı ve eksilerinin tartışıldığını’ dile getirdi. Bloomberg’de yer alan haberde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ölümcül depremin ardından yeniden inşaat çalışmalarını hızlandırmayı ve daha önce açıkladığı seçim takvimine bağlı kalmayı planlıyor” denildi.

’18 Haziran hala masada’

Bloomberg’e konuşan kaynakların aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AK Parti yetkilileri, daha önce belirlenen 14 Mayıs tarihine bağlı kalmakta karar kıldı. Ancak söz konusu görüşmede, 18 Haziran tarihine dönüşün de ‘hala masada olduğu’ belirtildi.

Seçimlerin ertelenmesi ve depremlere öncelik verilmesinin, krizin çözülmesi için zaman kazandıracağını söyleyen kaynaklar, Erdoğan’ın yeniden inşa çalışmalarına hızlı bir başlangıç yapmayı ve seçim takvimine bağlı kalmayı ‘bir güç göstergesi olarak gördüğünü’ dile getirdi. Ayrıca, Erdoğan’ın ‘seçimden kaçmaya çalıştığı izlenimi vermek istemediği’ belirtildi.

Paylaşın

HDP’li Paylan’dan Bakanlara Tek Soruluk Önerge: Neden İstifa Etmiyorsunuz?

HDP Milletvekili Garo Paylan,  İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu ve Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e “Neden istifa etmiyorsunuz?” diye sordu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, bakanların yanıtlaması istemiyle tek soruluk önerge verdi: Neden istifa etmiyorsunuz?

6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremlerin felakete dönüşmesinde sorumluluğu olduğunu belirterek; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu ve Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e “Neden istifa etmiyorsunuz?” diye sordu.

Paylan, İçişleri Bakanı’nı AFAD’ın arama-kurtarma çalışmalarını çok geç ve yanlış yürütmesinden, Şehircilik Bakanı’nı yıkılan şehirlerden, Ulaştırma Bakanı’nı çöken iletişim sisteminden, Enerji Bakanı’nı deprem bölgesini elektriksiz bırakmasından dolayı istifaya çağırdı.

Süleyman Soylu için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından bakanlığınıza bağlı AFAD, arama-kurtarma çalışmalarını çok geç ve yanlış yürüterek kurtarılması mümkün çok sayıda yurttaşımızın ölümüne neden oldu. AFAD, aynı zamanda çadır gibi temel ihtiyaçları zamanında ulaştırmayarak depremzede milyonlarca yurttaşımızı perişan etti. AFAD’dan sorumlu bakan olarak; 1. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Adil Karaismailoğlu için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından, en kritik ilk yedi günde bölgedeki iletişim altyapısı tamamen çöktü ve bugüne kadar tam anlamıyla işler hale getirilemedi. Bu durum, arama-kurtarma çalışmalarına sekte vurdu ve enkaz altında yardım çağrısında bulunmaya çalışan yurttaşlarımızın ölümlerine varan sonuçlara neden oldu. Ayrıca, bölgedeki yurttaşlarımızın en önemli iletişim kaynağı ve yardım çağrılarının yaygınlaştırıldığı ana mecra olan Twitter’a erişimin, Bakanlığınıza bağlı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından 8 Şubat 2023 günü kısıtlanması can kaybı dahil olmak üzere önemli sonuçlar doğurmuştur. Depremzede yurttaşlarımızın iletişimini sağlayamadınız. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Murat Kurum için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerde çöken binalarda on binlerce yurttaşımız öldü ve yaralandı. Bakanlığınızın esas görevi olan, yurttaşlarımızın güvenli evlerde yaşaması sorumluluğunu yerine getiremediniz. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Fatih Dönmez için gerekçe:

“6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin ardından bölgedeki enerji altyapısı tamamen çöktü. Deprem bölgesine günlerce sağlanamayan enerji sebebiyle yurttaşlarımız ısınma gibi en temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadı. Depremzede yurttaşlarımıza elektrik ulaştıramadınız. Neden istifa etmiyorsunuz?”

Paylaşın

AK Partili Kurmaylar: Seçimler 14 Mayıs’ta Yapılabilir

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrası seçim tarihinde değişiklik olup olmayacağına ilişkin tartışmaların AK Parti’nin yönetim organlarında da değerlendirildiği biliniyor.

AK Partili kurmaylar, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasının önünde bir engel olmadığını, Yüksek Seçim Kurulu’nun deprem bölgesinde yürüteceği çalışmaların ardından seçimlerin yapılabileceğini, bunun yollarının bulunduğunu kaydetti.

Takvimin sıkışması halinde ise 18 Haziran’ın da bir seçenek olarak önlerinde durduğunu kaydeden yetkililer, seçimlerin 18 Haziran’dan sonra yapılmasının yasal olarak da mümkün olmadığını ifade etti.

Yasalaşması beklenen tüm teklifler ve komisyon çalışmaları için seçimlere kadar yeterli süre bulunduğunun altını çizen kurmaylar, biraz daha yoğun bir mesai ile Meclis’in seçimlerden önce tüm çalışmalarını tamamlayabileceğini kaydetti.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, Maraş merkezli 11 kenti etkileyen, on binlerce kişinin ölümüne yol açan depremin ardından başlayan “seçimlerin ertelenmesi” tartışmasında AK Parti’de genel eğilim belirlendi. Ertelemenin yasal olarak mümkün olmadığını vurgulayan AK Partili kurmaylara göre depremden önce işaret edilen 14 Mayıs’ta seçim yapmanın önünde bir engel yok, ancak takvim sıkışırsa 18 Haziran da değerlendirilecek.

İlk gündem EYT

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) büyük yıkım ve ölüme yol açan depremlerin ardından 3 hafta ara verdiği çalışmalarına 28 Şubat’ta başlayacak. AK Parti Grup Yönetimi gelecek hafta çalışmaya başlayacak TBMM Genel Kurulu gündemini ve takvimini belirledi. Yapılan planlamaya göre ilk iş “depremin ardından gündemden çıkar mı” endişelerine neden olan ‘Emeklilikte Yaşa Takılanlarla’ ilgili düzenleme olacak.

Edinilen bilgiye göre AK Parti grubu, EYT teklifinin yasalaşmasının ardından “Deprem Araştırma Komisyonu” kurulmasını gündeme getirecek. Bu komisyonun kurulması için muhalefetle de uzlaşı arayacak.

Başörtüsü teklifi

Meclis’in EYT düzenlemesinden sonra “Bazı alacakların yapılandırılmasına ilişkin kanun teklifi”ni ele alması bekleniyor. Vergi dairelerine olan tüm borçları yeniden yapılandırma kapsamına alan; vergi cezaları, trafik, askerlik, nüfus, köprü, otoyol kaçak geçiş cezalarını da içeren teklif çok sayıda kişiyi ilgilendiriyor.

AK Parti ve MHP’nin oylarıyla Meclis Anayasa Komisyonu’ndan geçen başörtüsüne ilişkin anayasa değişiklik teklifinin seçimden önce gündeme alınıp alınmayacağı ise netlik kazanmadı. AK Partili kurmaylar bu konuda net bir karara varmadıklarını, bir toplantı daha yaparak son bir değerlendirmede bulunacaklarını ifade etti.

Seçimler

Art arda yaşanan iki depremden sonra seçim tarihinde değişiklik olup olmayacağına ilişkin tartışmaların AK Parti’nin yönetim organlarında da değerlendirildiği biliniyor. AK Partili kurmaylar, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasının önünde bir engel olmadığını, Yüksek Seçim Kurulu’nun deprem bölgesinde yürüteceği çalışmaların ardından seçimlerin yapılabileceğini, bunun yollarının bulunduğunu kaydetti.

Takvimin sıkışması halinde ise 18 Haziran’ın da bir seçenek olarak önlerinde durduğunu kaydeden yetkililer, seçimlerin 18 Haziran’dan sonra yapılmasının yasal olarak da mümkün olmadığını ifade etti.

Yasalaşması beklenen tüm teklifler ve komisyon çalışmaları için seçimlere kadar yeterli süre bulunduğunun altını çizen kurmaylar, biraz daha yoğun bir mesai ile Meclis’in seçimlerden önce tüm çalışmalarını tamamlayabileceğini kaydetti.

Bu arada AK Parti’de yaklaşan seçimler için kurulan Strateji Ekibi’nin çalışmalarına “deprem” de eklenecek. AK Partili bir yetkili “Normal bir seçim kampanyası yapmak mümkün değil. Önce afet bölgesinin toparlanması sonra afete karşı adımlar atmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Meral Akşener: Sayın Erdoğan Ve Ekibinin Acizliğini Görüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta, sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra, hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Sadece beton blokların değil, ahlakın da çürüdüğü gerçeğiyle yüzleştik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi /“Yapı denetim sisteminin, işlemediği gerçeğiyle yüzleştik. Rant sevdasının, hırsızlığın, yolsuzluğun, acı reçetesiyle yüzleştik. İmar affının, çözüm değil, tam tersine, ölüm fermanı olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Tedbirsizlikle, iş bilmezlikle, liyakatsizlikle yüzleştik.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Ülkemizin içine hapsedildiği, tek adam sistemiyle, devletimizin kurumsal yapısının, nasıl can verdiğini, senelerdir anlatıyoruz. Ancak ne yazık ki, bu gerçek, kendisini, kriz anlarında daha net belli ediyor. Ormanlarımız yanıyor; söndürecek uçağımızın olmadığını, yangın sırasında öğreniyoruz.

“Paramız, ani kur ataklarıyla pul oluyor; Merkez Bankamızda para kalmadığını, dolar, 3 katına çıktığında öğreniyoruz. Ve maalesef, deprem oluyor. Binlerce vatandaşımız, enkaz altında yardım bekliyor, soğukta çadır bekliyor, tuvalet bekliyor, aş bekliyor; ve biz, iktidarın hiçbir ciddi hazırlığının olmadığını, afet yönetiminin çöktüğünü, Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM’deki partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasında önemli başlıklar şöyle:

“Yakın tarihimizin, en büyük acısını yaşıyoruz. Ama tüm acılarımıza rağmen, her zaman olduğu gibi, yan yanayız. Ve bu yarayı, hep birlikte saracağımızın farkındayız. Çünkü, ne olursa olsun, bizim mayamızda; kardeşlik var. Dayanışma var. Zor günlerde, kenetlenme var. Toplu vuran, sinmeyen ve asla yılmayan, yüreklerimiz var. Bu, dün de böyleydi; şükürler olsun, bugün de böyle. Ve yürekten inanıyorum ki, yarın da böyle kalacak.

Şüphesiz; yaşadığımız bu felaketin izleri, ne hafızamızdan, ne de kalbimizden silinmeyecek. Hayatla ölüm arasındaki, o ince çizgiyi, memleketimizi yasa boğan, o büyük acıyı, tüm Türkiye’nin kulaklarını çınlatan, o feryatları, asla unutmayacağız. Nice hayatların, nice hayallerin, moloz yığınlarının, altında kalışını unutmayacağız. Tertemiz niyetlerle uyunan bir geceye, çamurun sıçradığı, o karanlık sabahı unutmayacağız. Sesini duyuramayan evlatlarımızı, annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi unutmayacağız. Başkaları unutabilir. Biz, dün de unutmadık, bugün de unutmayacağız. Ve asla unutturmayacağız.

Elbette ki, acının asıl sahibi, depremi şehrinde, mahallesinde, köyünde yaşayan vatandaşlarımızdır… Binlerce ailemizin can kayıpları var. Kaybettikleri evleri, işyerleri, birikimleri var. Hatıraları, anıları var. Kaybolan çok şey var… Bu vesileyle; Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine, sabır diliyorum. Allah, ailesiz kalan çocuklarımızı korusun. Allah, çadırlarda kalan depremzedelerimize, direnme gücü versin. Allah, yaralarımızı sarmak için, ter döken, görevlilerimize, gönüllülerimize, güç kuvvet versin. Yaralı vatandaşlarımızın, bir an önce sağlığına kavuşmaları için, dua ediyorum. Hepimizin başı sağ olsun, hepimize geçmiş olsun.

Ben, 1999 depremini bizzat yaşamış, yakınlarını kaybetmiş bir insanım. Dolayısıyla, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin, ne demek olduğunu, iyi biliyorum. 99 depremi, hepimize çok şey öğretti. Mesela bunlardan biri; ilk 72 saatin önemiydi. Arama kurtarma çalışmalarının, yapıldığı yerlerde, ayak altında dolaşmamak, oradaki çalışmalara, engel olmamak çok önemlidir. Çünkü ilk 72 saatte, en büyük ihtiyaç; enkaz altındaki vatandaşlarımızın kurtarılması ve bölgeye gerekli desteğin, en hızlı şekilde sağlanmasıdır.

İşte biz de tam olarak bu sebeple, afeti öğrenir öğrenmez, Afet Koordinasyon Merkezimizi kurup, parti olarak seferber olduk. Milletvekillerimizi, genel başkan yardımcılarımızı, gençlik kollarımızı, teşkilat mensuplarımızı ve gönüllülerimizi harekete geçirdik. Hem arama kurtarma faaliyetlerine, yardımcı olmaları, hem de, bölgedeki eksikleri, talepleri ve ihtiyaçları, tespit etmeleri için 10 şehrimize gönderdik.

Ben de, 72 saat sonra deprem bölgesindeydim. Yaralılarımızı ziyaret ettim, aile fertlerini, yakınlarını, sevdiklerini kaybetmiş insanlarımıza, taziye ziyaretlerinde bulundum. Yürütülen çalışmaları, yerinde gördüm. Depremzede vatandaşlarımızın, taleplerini dinledim. Özellikle ilk 3 gün boyunca, bölgede yaşanan organizasyon krizi, vatandaşlarımızın canını yakan, başlıca konulardan biri oldu. Beşinci günde bile, hâlâ arama kurtarmanın ulaşamadığı enkazlar vardı.

O enkazların başında, binlerce insanımız, yakınlarının, enkaz altında, gün geçtikçe azalan seslerini dinlediler. Evlatlarını çıkarma ümidiyle, günlerce beklediler. Kimisi, evladının sesini duymuş. Enkaz altındayken, onunla konuşmuş. Yüzlerce kiloluk betonları, elleriyle kaldırmaya çalışmış. Ama beklediği yardım gelmemiş. Acısına, bir de bu çaresizliğin getirdiği acı eklenmiş. Enkaz altından kurtulan vatandaşlarımızın, çektiği çile de ayrıydı.

Cenazesine, kefen bile bulamayan, insanlarımız vardı. Depremin, 7’nci gününde bile, çadır bekleyen aileler vardı. Dondurucu soğukta, barınma, ısınma ve hijyen ihtiyaçlarını karşılayamayan, günler boyunca tuvalet sorunuyla uğraşan, vatandaşlarımız vardı.

Biz, 1999 depreminin üzerinden geçen, 24 yılın ardından, 6 Şubat’ta, sadece deprem gerçeğiyle yüzleşmedik. Biz aslında, 24 yıl sonra, hiçbir dersin alınmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Sadece beton blokların değil, ahlakın da çürüdüğü gerçeğiyle yüzleştik. Yapı denetim sisteminin, işlemediği gerçeğiyle yüzleştik. Rant sevdasının, hırsızlığın, yolsuzluğun, acı reçetesiyle yüzleştik. İmar affının, çözüm değil, tam tersine, ölüm fermanı olduğu gerçeğiyle yüzleştik. Tedbirsizlikle, iş bilmezlikle, liyakatsizlikle yüzleştik.

Ülkemizin içine hapsedildiği, tek adam sistemiyle, devletimizin kurumsal yapısının, nasıl can verdiğini, senelerdir anlatıyoruz. Ancak ne yazık ki, bu gerçek, kendisini, kriz anlarında daha net belli ediyor. Ormanlarımız yanıyor; söndürecek uçağımızın olmadığını, yangın sırasında öğreniyoruz.

“Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz”

Paramız, ani kur ataklarıyla pul oluyor; Merkez Bankamızda para kalmadığını, dolar, 3 katına çıktığında öğreniyoruz. Ve maalesef, deprem oluyor. Binlerce vatandaşımız, enkaz altında yardım bekliyor, soğukta çadır bekliyor, tuvalet bekliyor, aş bekliyor; ve biz, iktidarın hiçbir ciddi hazırlığının olmadığını, afet yönetiminin çöktüğünü, Sayın Erdoğan ve ekibinin, acizliğini görüyoruz.

Mesela; ülkemizde, deprem sonrasında, arama kurtarma için, vinç olmadığını; “10 tane vinç kiraladık.” diye övünen, Cumhurbaşkanı yardımcısından öğreniyoruz.  Mesela, yine aynı kişinin; Yerle bir olan, Elbistan’a; 20 kişilik bir ekip gönderdiğini açıklamasıyla, arama-kurtarma ekiplerimizin, ne kadar yetersiz olduğunu görüyoruz. Mesela; Kahramanmaraş’ta depremzede vatandaşlarımız,

Geceleri, eksi 18 derece soğukla, mücadele etmeye çalışırken; Teknoloji Bakanı’nın; 1 milyon battaniye üretmekten duyduğu, gururu izliyoruz. Mesela; bir yandan, iktidar mensupları tarafından, yol şartlarından ötürü, gecikme yaşandığı söylenirken, diğer yandan; Ulaştırma Bakanı’nın; “dayanıklı yollar sayesinde, ulaşım kesintisiz sağlanmış oldu” dediği, yaman bir çelişkiye, şahit oluyoruz.

Mesela; depremin ertesi gününde, birçok ilimizden, doğru düzgün haber bile alamazken; Türk Kızılayı Başkanı’nın; “Ulaşılamayan bir nokta yok” diyerek, kendini bile inandıramadığı, yalanına maruz kalıyoruz.

“Tüm Türkiye’de yabancılara konut satışı durdurulsun”

Yaşadığımız bu büyük felaketin, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, ve demografik birçok etkisi olacak. Geçen hafta, bir konuya, özellikle dikkat çektim. Deprem bölgesindeki göç hareketliliği, büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 2 buçuk milyondan fazla vatandaşımızın, tahliyelerle ve kendi imkanlarıyla, bölge dışına çıktığı tahmin ediliyor.

Mevcut sığınmacı sorunuyla birlikte irdelendiğinde, bu durum, gelecekte, bölgedeki insanlarımız için, bir demografik değişim tehlikesini, gözler önüne seriyor. Nüfusumuzun, yüzde 16’sını oluşturan deprem bölgesinde, yaklaşık, 1 milyon 700 bin, Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Göçlerin yoğun yaşandığı illerimizde boşalan alanlar dışında, göçün gerçekleştiği, Mersin ve diğer illerimizde de, bu sorun, hayatı, giderek daha da olumsuz etkileyecektir.

Köylerin boşaltılması ise, bu kapsamda, sadece bir demografik değişime değil, terör örgütlerine, yeni alanlar açılmasına da neden olabilir. O nedenle, öncelikle Hatay’dan başlayarak, tüm Türkiye’de, yabancılara konut satışının, durdurulması çağrımı, buradan da tekrarlıyorum. Bu çağrımın, ne anlama geldiğini, idrak edemeyenlerin, zaten bu sorunu, bizzat çıkaranlar olduğunu, kimse unutmasın.

“İktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında, sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye…”

Bizim amacımız, insanlarımızın, evlerine, yurtlarına, geri dönmesi, hiçbir vatandaşımızın, herhangi bir hakkının, kaybolmamasıdır. Çünkü kadim devlet geleneğimizde, devleti yönetenler, sınırlarda güvenliği, içeride ise huzuru, temin etmekle sorumludur. Çünkü sınır güvenliği ve milletin huzuru, ülkenin varlığı için vazgeçilmezdir. Ancak Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının, böyle bir derdi olmadığını, maalesef biliyoruz.

O nedenle, buradan uyarmak istiyorum: Özellikle bölgedeki insanlarımızın, mülklerini korumalarına yönelik, hukuki bir çerçevenin oluşturulması, ve farkındalık çalışmalarının, derhal organize edilmesi gerekiyor. Evet, şehirlerimizi yeniden onaracağız. Ve bunu yaparken de, yeni bir usulsüzlüğe ve çarpıklığa izin vermeyeceğiz. Ancak artık, sığınmacı problemini çözme vakti gelmiştir. Buradan iktidarı, başlayacak olan yeni inşa süreci kapsamında, sığınmacıları, ülkelerine geri göndermeye, bunun için de, gerekli adımları atmaya, ve diplomatik görüşmeleri, derhal başlatmaya davet ediyorum.

Biz, en kısa zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, bu konuda görüşmeye çağıracağız. Eğer Sayın Erdoğan’ın inadı hala sürüyorsa, Daha önceki çağrımı da, bu vesileyle, buradan yineliyorum. Milletimiz için, devletimiz için, ben bu görüşmeleri yapıp, bu sorunu çözmeye hazırım. Bizler hazırız. Aziz milletim; Biz, İYİ Parti olarak; Meselelerin üstesinden gelebilmemiz için, önce onları konuşabilmemiz, çözüm yollarını arayabilmemiz gerektiğine inanıyoruz.

Çünkü maalesef Türkiye, gerçekleri konuşamadıkça, yalan sarmallarında oyalanarak, çok daha büyük sorunlara doğru sürükleniyor. Ancak biz, milletimize karşı, çok büyük bir sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. Bu sebeple de Bıkmadan, usanmadan, çağrılarımızı yapmaya, önerilerimizi, çözümlerimizi inatla anlatmaya, devam edeceğiz. Sesimiz duyulana kadar da, bundan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Murat Yetkin Yazdı: Erdoğan’ın Deprem Kaynaklı Seçim Taktiği Değişikliği

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin siyasi alandaki yansımaları belirginleşmeye başladı. Gazeteci Murat Yetkin, “Erdoğan taktik değiştiriyor: seçime düşen depreme sarılır” başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Murat Yetkin, YetkinReport’taki yazısında deprem felaketinin ardından AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesi taktik değiştirdiğini belirtti.

Erdoğan’ın taktik değiştirme gerekçelerini; “Türkiye’nin gündeminin artık deprem olması”, “depreme müdahalede dağınıklık”, “dış güçler söyleminin çökmesi”, “AK Parti teşkilatındaki hasar” ve “Seçim bütçesindeki açık” olmak üzere beş maddede sıralayan Murat Yetkin, yazısında şu değerlendirmede bulundu:

“Erdoğan’ın seçime giderken deprem kaynaklı taktik değişikliğinin riski hayli yüksek bir girişim olduğu söylenebilir. Kazanma ihtimali yok değil ama bu kadar dağınıklık ve beceriksizlik ardından ters teperse ağır kaybedebilir.

Bu riskli ve iddialı taktik, hakaret ve defter tutma tehditleriyle yüklü üslup beraberinde medya üzerindeki siyasi baskının artması anlamına da gelecek gibi.

RTÜK’ün CHP’li üyesi Okan Konuralp, 22 Şubat toplantısında Kurul’daki AK Parti-MHP çoğunluğunun başta Fox TV, HaberTürk, Halk TV ve Tele-1 olmak üzere deprem sonrası yardım çalışmalarındaki eksiklikleri de gösteren, bina kalitelerini sorgulayan kanallara ve internet yayınlarına ceza yağdırmaya hazırlandığını duyurdu.

Dün akşam saatlerinde Ekşi Sözlük’ün yayınları durduruldu. Gelişmeler giderek artma eğilimindeki bir sertleşmeye işaret ediyor.”

Son resmi rakamlara göre can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

Paylaşın

İstanbul’u Ne Bekliyor? 11 Deprem Uzmanından Görüş

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası gözler İstanbul için çevrilirken, uzmanlar Marmara ve İstanbul’u bir tehlikenin beklediği konusunda birleşse de depremle ilgili farklı görüşler ortaya koydu.

Milliyet gazetesi aralarında Celal Şengör, Naci Görür, Şükrü Ersoy ve Ahmet Ercan’ın da olduğu 11 uzmanın İstanbul’la ilgili görüşlerini bir haberde derledi. Uzmanların görüşleri şöyle:

Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara’da en az 7 büyüklüğünde deprem beklediklerini söylerken, İstanbul’u etkileyecek olası büyük Marmara depreminin şiddeti için “Şiddeti 9’a çıkabilir” diyor. “Fay Silivri’den Büyükçekmece’ye kadar kırılırsa korkulacak bir durum olmaz ancak kırılma Gebze açıklarına kadar uzanırsa 7.5 büyüklüğünde deprem üretir” tezini savunuyor.

Prof. Dr. Naci Görür’e göre Marmara Ereğlisi’nden Adalar’a kadar olan 79 kilometrelik fayda enerji birikimi söz konusu. Prof. Dr. Görür, kırılma ile bu fayda 7.2 büyüklüğünde deprem riski olduğunu dile getiriyor., “Depremin süresi 40-60 saniye. Eğer Marmara fay sistemi doğudan batıya bir kerede kırılırsa, depremin büyüklüğü 7.6 olur” görüşünü savunuyor.

Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Marmara Denizi içinde 240 ile 510 yıl arası kırılmayan dört fay parçası bulunduğunu vurgularken, “Bize göre kırılma tarihsel verilere göre 1509’da olduğu gibi doğu Marmara segmenti üzerinde olacak. Bu durumda, Marmara Ereğlisi ile İzmit Körfezi arasındaki alanda, İstanbul, Yalova, Bursa illerinde ağır hasarlar oluşur” diyor.

Prof. Dr. Şerif Barış, Marmara Denizi’nde geçmişte yaşanan depremlerin tamamının 7 ve üzeri büyüklükte olduğunu düşünmediğini dile getirirken, “Her hafta depremi gündeme getirip, risk yüzde 64 demek doğru bir söylem değil. Sürekli İstanbul’a odaklı konuşulması da üzücü. Güney Marmara’da, Bursa ve Yalova’yı çok ciddi etkileyecek faylar bulunuyor” görüşlerini sıralıyor.

Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara Denizi içinde 250 yılda bir büyük deprem olduğunu belirterek, “Marmara 7 ve daha üzeri bir depreme gebedir. Bu deprem Marmara içerisindeki kuzey Anadolu fayından kaynaklanacaktır. Büyük olasılıkla da Silivri-Adalar arasında bir noktada meydana gelecektir. Bu depremin nerelerde ne kadar etkili olabileceği konusunda da yapılmış çok sayıda çalışma var” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Ana fay hareket sırasında bazen çevresinde tali (ikincil) faylar oluşturur. İkincil faylar büyük deprem yaratmaz ama 5.7 gibi kuvvetli depremler yaratabilir. Bu ikincil faylar ana faya paralel olacağı gibi çeşitli açılarda konuşlanabilir. İstanbul için büyük deprem riski çok yüksek” tezini gündeme getiriyor.

Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Marmara’da, 7.7 büyüklüğünde deprem meydana gelmesi mümkün” diyen isimlerden: “En büyük deprem de ‘küçük kıyamet’ denilen 1509 depremi. Yıkımları ve ölü sayıları fazla. Dolayısıyla bu deprem bir daha tekrarlanırsa, bu depremin 7.7 büyüklüğünde olacağı düşünülüyor…”

Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul’u etkileyecek büyük depremin 2045’den önce olmayacağını öne sürüyor. Ercan, “Geçmişte zamanı belli olan depremler hiçbir zaman belirlenen zamandan önce olmamış. Marmara’da beklenen hiçbir deprem beklenildiği yıldan daha önce olmuyor. Ya tam zamanında oluyor ya da gecikiyor” diye konuşuyor.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy İstanbul’da önümüzdeki yıllarda 6.5 şiddetinde bir depremin gerçekleşme ihtimalinin yüzde 1-2 civarında olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Üşümezsoy’a göre, “Büyük İstanbul depremi fikrini ortaya atan kişinin ABD’li jeofizik uzmanı Ross Stein. Silivri-Yeşilköy arasındaki 50 kilometrelik kırılmayan fay büyük bir deprem üretemeyecek.”

Prof. Dr. Sinan Özener, tarihsel süreçte 1509’daki depremin 7.4 büyüklüğünde olduğunu dile getirirken, şu tezi savunuyor: “O tarihte meydana gelen büyük depremde Marmara Denizinde tsunami oluşurken, İstanbul’un kıyı bandında ciddi hasarlar yaşandığını tespit etmiş durumdayız. 1766 depreminde de tsunami dalgaları özellikle Sarayburnu ve Karaköy kıyılarını bile olumsuz etkiledi.”

Prof. Dr. Ziyaddin Çakır, İstanbul’u etkileyen 1912 depreminin bittiği yerden başlayacak yeni bir kırığın doğuya doğru ilerlerken yavaşlayıp durabileceğini öne sürüyor. Prof. Dr. Çakır, “Marmara depreminin beklenenden daha küçük olma ihtimalini artırmaktadır” görüşünü dile getiriyor.

Paylaşın