İYİ Parti Lideri Akşener: Seçim 14 Mayıs’ta Yapılacak

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin en geç 18 Haziran’da yapılması gerektiğini belirterek, “18 Haziran’da kesinlikle bu seçim olacaktır, olmalıdır” dedi ve ekledi:

“Son aldığımız duyum, 14 Mayıs’ta seçim kararını Sayın Erdoğan’ın aldığına dair. ’14 Mayıs’a yetiştireceğiz’ deniliyorsa, yetiştirilir. Ama bu kararı Sayın Erdoğan almak zorunda.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fox Tv’de İlker Karagöz’ün Çalar Saat adlı programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Afet, deprem bu toprakların kaderidir ancak bu yaşadığımız felaket ihmaldir, sebebi Beştepe’dir. Afet büyük olup yönetilemediği zaman felakete dönüşür.

AFAD’ın bütçe yüzünden 4 aydır yeterli malzeme alamadığına dair bilgi geldi.

Yardımların yerine ulaşamadığını fark ettik. Kendiler dağıtamadılar çünkü eleman sayısı yeterli değil.

AFAD’ın bilgisi dahilinde biz arama-kurtarma konusunda gönüllülere çağrıda bulunduk, 30 bini aşkın telefon aldık.

Listeler yapıp onların içinden AFAD’ın üst düzey yöneticiler bize dedi ki ‘Arama-kurtarma deneyimi olsun’ 3 uçak dolusu insanı biz arama-kurtarma çalışmaları için AFAD’ın bilgisi dahilinde gönderdik.

Bir haftada Sayın Erdoğan’ın atacağı imza sayısı 36 binmiş. Yahu bir insana bu mümkün değil. Bu bana verilen bilgi. 36 bin imzayı atamaz kardeşim. Biz deprem sürecinde sahadan aldığımız bilgileri yetkililere ilettik sürekli.

Bizim 16 kişimiz sahaya gittiler, ondan sonra ilçe teşkilatlarımızdan ve üyelerimizden bilgi almaya başladı. Bu bilgileri alıp vay adiler çözemediniz demek yerine ben aldım bunu Hasan Doğan dahil ilgili bakanlıklar dahil bunları ilettik biz, çözülsün diye.

Mesela tüp meselesi bizim sahadan aldığımız bilgidir. O yıkıntının altında soğuktan donarak ölmek diye bildiğim bir durumu hipodermi diye açıkladı bir arkadaşımız bunları ilettik hatta bu kısmını bizzat Sayın Erdoğan’a ben ilettim.

Hemen talimat vereceğim dedi ve verdi ama iletme konusunda problem oldu. Yardımların yerine ulaşamadığını fark ettik.

AFAD müdürü arandı. AFAD müdürü validen, vali genel merkezden şey yapmadan izin veremedi ya. Bunlar için her seferinde saraydan bir kişi arandı. Nereye konuşuyor o Fuat Oktay!

(Erdoğan’ın “ahlaksız namussuz, adi” sözlerine cevap)

Hicap diye bir kavram vardır, utanma daha başka bir şeydir. Yahu hicap duyguları gitmiş. Sen böyle bağırdığın zaman senin gözünün içine bakan o silsile aşağıda ne yapmaz kardeşim. En azından onu düşün be. Balık baştan kokarmış.

Akşener’den “not ediyoruz” cevabı

Bunlar. Tek bilek tek yürek tek vücut olduk biz insanlar olarak. Bu bir sörf dalgası çık üstüne kardeşim. Bu insanlığın artı değerini kendine yazdır siyasi olarak.

Birinci derecede ahmaklık görüyorum bu sözleri, siyasi olarak gerçek bir geri zekâlılık görüyorum. Bu saatten sonra ölümü tatmış bir insanın neden korkusu olur ya! Kimle neyi korkutuyorsun.

Hazır bir araya gelmişken bir iyilik dalgası var, çık üzerine kardeşim. Bunun yerine parmak sallıyor. Ne oluyor, kime yarıyor. Bir ahmaklık ve siyasi geri zekâlılık olarak görüyorum. Parmak sallamak bir ihtiyat haline geldi.

Öğrenmeye kapalı bir yapı sadece seçim almaya odaklı, empati yoksunu bir yapı, sonuç itibariyle korkutursam her işleri hallederim deniyor. Her yeri kapattınız elinize ne geçti? Elimizde telefonlarımız var. Burayı kapattın da ne geçti eline?

“Seçim 14 Mayıs’ta yapılacak”

Seçim tarihi tartışmalarına değinen Meral Akşener, şunları söyledi:

18 Haziran’da bu seçim kesinlikle olacaktır, olmalıdır. Şimdi aldığımız bilgilere göre 14 Mayıs’ta Sayın Erdoğan’ın bu seçimi yapacağı yönünde.

Bu kararın 10 Mart’ta alınması gerekiyor. Biz eğer 6 Nisan öncesinde bir seçim kararı alınırsa ona Meclis’te onay vereceğimizi söylemiştik.

Çünkü bir kanun çıkmıştı eski seçim yasasına yürüsün diye, bu 14 mayıs bunun karşılığı değil, dolayısıyla Meclis’te biz buna onay vermeyeceğimizi ilan etmiştik, aynı yerde duruyoruz”

Şimdi yetiştirip yetiştirilemeyeceği benim tamamen mantığım çerçevesinde gerçekler üzerinden bir tarifimde 14 Mayıs’ta yetiştireceğiz deniyorsa yetiştirilir orada bir sorun yok. ama bu kararı Erdoğan almak zorunda.

Niçin buna rağmen hızlı bir şekilde yapılacağını siyasi olarak soruyorsanız, benim gezip gördüğüm bu çalışmalar neticesinde ortaya çıkan gerçeklik şu, Sayın Erdoğan bu işin becerilemediğini anladı, uzadığı takdirde daha büyük beceriksizliklerle karşılaşılabileceğini herhalde anladı, ciddi bir para topladı dolayısıyla bazı şeyleri daha hızlı bir şekilde yaparmış gibi bir dili geliştirmek daha kolay. Geleceğe dair söyleyecek bir şey kalmadığı için en uygun zaman gibi görünüyor.”

Paylaşın

Kahramanmaraş Depremlerinin Jeopolitik Sonuçları Ne Olur?

Türkiye’nin güneyinde yer alan 11 ilde ve Suriye’nin kuzey bölümünde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından Türkiye ve Suriye yaralarını sarmaya çalışıyor.

Türkiye’de 40 binden fazla Suriye’de 5 binden fazla can kaybına sebep olan afetlerin uzun vadeli olası sonuçlarının ne olacağı konusu yavaş yavaş siyasilerin, siyaset bilimcilerin gündemine giriyor.

“Seçim arifesindeki Türkiye’nin yaşadığı ağır deprem felaketi, iç siyaseti nasıl etkileyecek? Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depremler, bölgenin “jeopolitik fay hattını” daha kırılgan hale getirecek mi? Deprem sonrası yaşanan uluslararası dayanışma ve dostluk devam edecek mi? Yoksa yaraların hafiflemeye başlamasıyla, jeopolitik dengeler de yeniden eski haline dönecek mi? Bu enkazdan, uluslararası düzeyde olumlu bir tablo çıkması olasılığı var mı?” gibi sorular depremin Türkiye için jeopolitik sonuçlarına odaklanıyor.

Tüm dünyanın depremzedeler için seferber olması, kurtarma ekiplerinin hızla bölgeye ulaşması, dünya çapında yardım kampanyalarının başlaması, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın bizzat geçmiş olsun ziyareti için Türkiye’ye gitmesi, Türkiye’nin aylardır NATO üyeliğini veto ettiği İsveç’in dönem başkanı olduğu AB yönetiminin Türkiye’nin yardımına tüm kurumlardan önce koşması ve uluslararası bağış kampanyası açması, NATO Genel Sekreteri, ABD Dışişleri Bakanı, AB komiserlerinin deprem bölgesine ziyaretleri de yaraların sarılması için desteği ortaya koydu. Peki ortaya konulan bu destek uzun soluklu hale gelip jeopolitik fay hatlarını sağlamlaştıracak bir zemin oluşturacak mı?

Fransa’nın önemli araştırmacı yazarlarından, Ortadoğu ve Akdeniz Kürsüsü Başkanı Gilles Kepel, Le Figaro gazetesine yaptığı analizinde, Suriye ve Türkiye’deki depremlerin korkunç can kayıplarının yanısıra, ciddi jeopolitik yansımaları olacağını öne sürüyor.

Kepel, depremlerin Türkiye ve Suriye’de büyük bir travma, Avrupa Birliği’nde ise “korku yarattığını” dile getirerek, “bu depremin Türkiye’deki seçim kampanyasını etkileyeceğini” savunuyor.

İslamolog Kepel, “Binaların iskambil kağıtları gibi yerle bir olması ve yardım faaliyetlerinin göze batan eksikleri nedeniyle deprem kurbanlarının dondurucu soğuklarda donarak ölmesinin, hükümete sırtını dönme riski taşıdığını” belirtiyor.

Kepel depremin, “İsveç ve Yunanistan ile derin çatışma yaşayan ve yabancı düşmanı ifadeleri seçim kampanyasını merkezine koymaya hazırlanan Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan’ın, 14 Mayıs seçimleri öncesi bu ifadelere son vermesine yol açacağını” dile getiriyor.

Suriye’yi de vuran depremin, Suriye rejimi açısından da riskler taşıdığını belirten Kepel, ”İnsani felaketin yeniden gerilim ve şiddete yol açmasının beklendiği bir ortamda, IŞİD mahkumlarının hapishane binalarının yıkılmasından yararlanarak ya da Kürt bölgelerinde bulunan kamplarından kaçması nedeniyle Avrupa kırmızı alarmda. Çünkü şiddet ve güvensizlik riski otomatik olarak Avrupa’ya giden mülteci akışında bir artışa dönüşüyor ve bu durum AB’nin doğu sınırlarına yeni bir baskı ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

Gilles Kepel, hem Türkiye’de hem de Suriye’de meydana gelen bu depremlerin, Filistin-İsrail geriliminin de arttığı bir dönemde, milyonlarca Yahudi ve Müslüman’ın yaşadığı Avrupa’da yankısı olacağını belirtiyor ve bu nedenle gelişmelerin AB tarafından dikkatle izlendiğini belirtiyor.

“Deprem diplomasisi orta vadede etki yaratmaz”

Fransa Uluslararası İlişkiler ve Strateji Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı, Türkiye uzmanı Didier Billion, VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, depremin ilk başlardaki dayanışma ve yardımlaşmayı öne çıkaran duygusal bölümüne “deprem diplomasisi” adını veriyor ve bunun jeopolitik güç dengelerini değiştirmeye yeterli olmayacağını savunuyor.

Deprem felaketinin, boyutu ve yarattığı acı çok derin olsa da yaşanan depremin gerçekleri değiştirmeyeceğini dile getiren Billion, “Bir yakınlaşma ve dayanışma var, bu açık. Ermenistan, Yunanistan Dışişleri bakanları Türkiye’ye gidiyor. Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır 30 yıl sonra yardım için açılıyor. Bütün bunların kısa vadede elbette olumlu etkisi olacaktır. Ancak orta vadede çok önemli bir değişim yaratmaz” diyor.

Billion, 1999’daki deprem sonrasında yaşanan yakınlaşmanın yerini, çok kısa süre içinde jeopolitik çatışmaların aldığını hatırlatarak, “Elbette karamsar olmaya gerek yok, ancak duygusal diplomasinin çok uzun sürmediği bilinir. Belki bir süre, birkaç yıl olumlu, dostane adımlar göreceğiz. Ancak bu deprem, bir kaç gündür iddia edildiği gibi Suriye’nin kurumsal olarak uluslararası topluma entegre olmasını sağlamayacak; Avrupa Birliği Türkiye ya da Suriye ilişkilerindeki gerçeklere geri dönülecek. Çünkü temel konular değişmedi. Deprem Türkiye’de seçim arefesinde kartları yeniden dağıttı ama hangi yönde dağıttı henüz bilinmiyor. O bölgede sorunların çözümü için bu duygusal yaklaşımın çok ötesinde adımlar atılması gerekiyor” yorumunda bulunuyor.

“Jeopolitik olarak oynanabilecek tek kart yakınlaşma”

Strazburg Üniversitesi Öğretim Üyesi tarihçi ve siyaset bilimci Prof. Dr. Samim Akgönül de, depremde yaşanan uluslararası dayanışmanın önemli olduğunu savunuyor. Akgönül, daha olumlu bir analiz yaparak, “Türkiye’nin gerilimi çok severek arttırdığı İsrail, Yunanistan, İsveç, Ukrayna ve Rusya yardım gönderdi. Gerçek bir uluslararası dayanışma yaşandı. Ermenistan ile 30 yıldır ilk kez sınırlar açıldı. Seçime giderken Türkiye’nin iç politikası için dış düşman olarak tanımlanmaya hazırlanılan ülkeler bunlar… 1999 depremi olduğu zaman, Türkiye-Yunanistan ilişkileri en kötü dönemini yaşıyordu. O zaman bir kırılma oldu, sivil toplum örgütleri daha görülür oldu. Aynı kırılma bu deprem sonrasında da yaşanabilir” diyor.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’a konuşan Samim Akgönül, “Özetle, birinci sonuç olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dış politikayı, iç politikaya yem etme eğilimi var. Deprem sonrası yaşanan dayanışmanın bunu zorlaştıracağını düşünüyorum. İkinci önemli sonuç, Suriye’deki depremzedelere Türkiye’dekiler kadar yardım gitmiyor. Suriye’nin kuzey batısı çerçevelenmiş bir yer. Arada izole kalmış bir nokta. Bence burada Türkiye’nin oynayacağı bir rol var. Türkiye elbette kendi yaralarını sararken, sınır komşusunun yaralarına da el atması çok önemli bir jest olur. Başar Esad ile bir yeniden konuşma süreci başlatılabilir” görüşünü savunuyor.

Bu depremin üçüncü olumlu jeopolitik değişiminin ise AB ve Avrupa Konseyi ile ilişkilerde yaratılabileceğine dikkat çeken Prof. Akgönül, ilişkilerin yeniden canlandırılması için bu felaketin olumlu bir gelişmeye evrilebileceğine vurgu yaparak, “İsveç, Almanya, Avusturya, Fransa, gerçekten çok etkin ve başarılı şekilde davrandılar. Çok etkin rol alıp, hayat kurtararak önemli yardımlar yaptılar. Şu anda tabi duygusal, derin acıların yaşandığı zor bir dönemden geçiyoruz. Devletin halkıyla kurduğu ilişkilerde, yardım organizasyonunda büyük hatalar var. Bunun da etkileri olacaktır. Ama bana göre eğer bu depremden sonra biraz kuyruğu dik tutma fırsatı varsa o da jeopolitik alanda yatıyor. Suriye ile İsrail ile, ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ dedikleri Yunanistan ile, Ermenistan’ın Karabağ meselesinde önemli ilerleme var. Rusya’nın da katkılarıyla, belki bunu da fırsat görerek Ermenistan ile tekrar yakınlaşma olabilir. AB ile İsveç ile, Finlandiya ile yeniden iletişim kurulabilir. Bana göre şu ortamda jeopolitik olarak oynanabilecek tek kart budur” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Beşar Esad’a Taziye Mektubu

Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a taziye mektubu kaleme alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ülkemizin ve komşu Suriye halkının kayıplarını yüreğimizde hissettiğimizi bilmenizi isterim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu afetin ve yaşadığımız acının bir kez daha gösterdiği gibi, kederlerimizde de ortak ve komşuyuz, Halklarımızın ortak acılarını paylaşıyoruz. Bu vesileyle size ve halkınıza başsağlığı diliyor, ileride kederlerimizi değil ümitlerimizi paylaşmayı umuyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler nedeniyle, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a taziye mektubu kaleme aldı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun taziye mektubunda şu ifadeler yer alıyor:

“6 Şubat tarihinde yaşadığımız büyük deprem felaketi ülkemizi olduğu gibi Suriye’yi de etkilemiş ve büyük acıya boğmuştur. Yaklaşık on beş gündür bölgeyi ziyaret ederek halkıma derman olmaya gayret ediyorum. Ülkemizin ve komşu Suriye halkının kayıplarını yüreğimizde hissettiğimizi bilmenizi isterim.

Bu afetin ve yaşadığımız acının bir kez daha gösterdiği gibi, kederlerimizde de ortak ve komşuyuz, Halklarımızın ortak acılarını paylaşıyoruz. Bu vesileyle size ve halkınıza başsağlığı diliyor, ileride kederlerimizi değil ümitlerimizi paylaşmayı umuyorum.”

Türkiye’nin güneyinde yer alan 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler Suriye’nin kuzey bölümünde de büyük yıkıma sebep olmuştu. Depremlerde Suriye’de 5 milyondan fazla kişi yaşamını yitirmişti. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre depremden 8,8 milyon kişi etkilendi .

Paylaşın

TÜİK, İki Yıldır Açıklamadığı İstatistikleri Paylaştı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), iki yıldır açıklamadığı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini paylaştı. İstatistiklere göre 2020 yılında 507 bin 938 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2021’de 565 bin 594 oldu.

Paylaşılan veriler, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını sürecinde gerçek ölüm sayılarının gizlendiği yönündeki eleştirilerin haklılığına işaret ediyor. Buna göre 2020 ve 2021 yıllarında, geçmiş yıllara göre toplamda 200 bin kadar ek ölüm gerçekleşmiş.

Ölüm sayısı 2019 yılında 435 bin 941 iken 2020 yılında yüzde 16,5 artarak 507 bin 938 oldu. 2021 yılında ölüm sayısı 2021 yılına göre yüzde 11,4 artarak 565 bin 594 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), daha önce iki kez ertelediği ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, 2020 yılında 507 bin 938 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2021’de 565 bin 594 oldu. Verilere göre 2019 yılında hayatını kaybedenlerin sayısı 435 bin 941’di.

Bu rakam pandeminin etkili olduğu 2020’de 507 bine, bir sonraki yıl 565 bine yükseldi. 2020 ve 2021 yılına ait toplam ölüm rakamları 1 milyon 73 bin 532 oldu.

TÜİK geçen yıl “istatistiklerin elde edildiği kurumların idari kayıtlarındaki çalışmaların devam etmesini” gerekçe göstererek, planlanan tarihten bir gün önce verilerin yayınlanmasının ertelendiğini duyurmuştu.

Ölüm sayısı 2019 yılında 435 bin 941 iken 2020 yılında %16,5 artarak 507 bin 938 oldu. Ölen kişilerin 2019 yılında yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü kadınlar oluştururken 2020 yılında ölen kişilerin yüzde 56,0’sını erkekler, yüzde 44,0’ünü kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2019 yılında binde 5,3 iken 2020 yılında binde 6,1 oldu. Diğer bir ifade ile 2019 yılında bin kişi başına 5,3 ölüm düşerken 2020 yılında bin kişi başına 6,1 ölüm düştü.

2020’de kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 11,3 ile Sinop oldu

Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2020 yılında binde 11,3 ile Sinop oldu. Bu ili binde 10,9 ile Çankırı, binde 10,7 ile Kastamonu, binde 9,5 ile Artvin izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 3,2 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 3,4 ile Hakkari, binde 3,5 ile Şanlıurfa, binde 3,7 ile Van izledi.

Ölüm sayısı 2020 yılında 507 bin 938 iken 2021 yılında yüzde 11,4 artarak 565 bin 594 oldu.

Ölen kişilerin 2020 yılında yüzde 56,0’sını erkekler, yüzde 44,0’ünü kadınlar oluştururken 2021 yılında ölen kişilerin yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2020 yılında binde 6,1 iken 2021 yılında binde 6,7 oldu. Diğer bir ifade ile 2020 yılında bin kişi başına 6,1 ölüm düşerken 2021 yılında bin kişi başına 6,7 ölüm düştü.

Ölümlerin nedenleri

Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2021 yılında yüzde 33,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 14 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 13,4 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 41,8’inin iskemik kalp hastalığından, yüzde 23,3’ünün diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,9’unun serebro-vasküler hastalıklardan öldüğü görüldü.

Kovid 19 salgını kaynaklı ölüm sayısı 87 bin 334

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) kaynaklı ölüm sayısı 2020 yılında 22 bin 136 iken 2021 yılında 65 bin 198 oldu. Salgın nedeniyle 2021 yılında ölenlerin 35 bin 693’ünü erkekler, 29 bin 505’ini kadınlar oluşturdu.

Kovid 19 kaynaklı ölümler yaş grubuna göre incelendiğinde, salgın kaynaklı ölümlerin 2020 yılında en fazla olduğu yaş grubunun 65-74, 2021 yılında ise 75-84 olduğu görüldü. Kovid 19 nedeniyle 2021 yılında 75-84 yaş grubunda ölenlerin 9 bin 493’ünü erkekler, 8 bin 566’sını kadınlar oluşturdu.

Paylaşın

Seçimlerin Ertelenmesi Gündemden Kalktı; 14 Mayıs Mı, 18 Haziran Mı?

Şanlıurfa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Hatay, Kilis, Adıyaman, Osmaniye, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından başlayan seçimlerin ertelenmesi tartışması gündemden kalktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce açıkladığı seçimlerin 14 Mayıs’a alınmasına ilişkin kararında ısrarcı olduğu ifade edilirken AK Parti içerisinde 14 Mayıs ve 18 Haziran için farklı görüşler hakim. Her iki tarihe dair de farklı yorumlar yapıldığı için önümüzdeki iki haftalık süreçte deprem bölgelerinde yapılacak çalışmaların izlenerek karar verilmesi fikri ön plana çıktı.

Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremler illerde büyük bir yıkım ve göçe yol açarken deprem öncesi 14 Mayıs olarak planlanan seçim tarihinin değişip değişmeyeceği konusunda henüz netleşmiş bir karar yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Mayıs tarihine daha sıcak baktığı bilinirken deprem bölgelerinde yapılacak enkaz kaldırma ve başlatılması planlanan inşa faaliyeti ardından illerdeki normalleşme süreçleri de seçim tarihi belirlenmesinde önemli rol oynayacak.

Erteleme gündemden kalktı

Depremin ardından başlayan ve Bülent Arınç’ın yaptığı” seçimler ertelensin” çağrısı ardından tartışmalara neden olan seçimlerin 3-4 ay ya da 1 yıl erteleneceğine dair iddialara ilişkin AKP kurmayları, bu ihtimalin söz konusu olmadığını vurguladı. Muhalefet seçimlerin ertelenmesi tartışmalarına “savaş hali dışında ertelenemez” ve “bu karar darbe olur” tepkisi göstermişti.

Net karar verilmedi

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce açıkladığı seçimlerin 14 Mayıs’a alınmasına ilişkin kararında ısrarcı olduğu ifade edilirken AKP içerisinde 14 Mayıs ve 18 Haziran için farklı görüşler hakim. Her iki tarihe dair de farklı yorumlar yapıldığı için önümüzdeki iki haftalık süreçte deprem bölgelerinde yapılacak çalışmaların izlenerek karar verilmesi fikri ön plana çıktı.

Seçimlerin 14 Mayıs’a alınmasına karar verilmesi durumunda 10 Mart’ta Cumhurbaşkanı kararı alınması gerekiyor. Bu nedenle bu tarihe birkaç gün kalana kadar hem bölgedeki izlenimler hem seçimin yapılıp yapılmamasına dair zorluklar değerlendirilecek ve öyle karar alınacak.

Seçmen çalışması yapılacak

Depremin en büyük yıkıma yol açtığı ve büyük göç yaşanan başta Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş illerinde yapılacak seçmen güncellemesi de önem taşıyor. Seçim takvimi başlaması ile hem vefat edenler hem göç edenler nedeniyle seçmen kütükleri güncellenecek.

Ayrıca sandıkların nerede ve hangi şartlarda kurulacağı da YSK tarafından değerlendiriliyor. Depremzedeler seçim takvimi başlaması ile birlikte oy kullanacakları ili değiştirebilecek. YSK’nın bu konuda normal takvim yanında seçmenlere adres güncellemeleri yapılabilmesi için normal takvimdeki süreci biraz daha uzun tutacağı kaydediliyor.

Deprem ardından göç alan veya göç veren illerin milletvekili sayısı etkilenmeyecek. En fazla göçün yaşandığı Hatay 11, Kahramanmaraş 8 ve Adıyaman 5 milletvekili çıkarmaya devam edecek. Eğer seçmenler oy kullanmak için seçmenler kaydını diğer ile alırsa illerde nüfus dengesi değişse bile vekil sayısı değişmeyecek. Örneğin Hatay’daki 1.1 milyon olan seçmen sayısı 500 bine düşse dahi 11 milletvekilini bu 500 bin kişi seçmiş olacak.

Öğrenciler de seçimde bulundukları illerde oy kullanabilecek. Birçok üniversite uzaktan eğitime geçse de YÖK kararı ile bazı bölümlerde yüz yüze eğitim devam ediyor. 14 Mayıs veya 18 Haziran için seçim takvimi başlaması sonrası da seçmen kütükleri askıya çıkana dek her an MERNİS’e kayıtlı adresler değiştirilebileceğinden öğrenciler de bu haktan yararlanabilecek.

Ankara’da Hatay için oy kullanılır mı?

Seçmenlerin oy kullanmasına ilişkin afet bölgesi ilan edilen 11 il dışında kalan 70 ilde her il için sandık kurulması seçeneği hem partiler hem de bazı hukukçular tarafından gündeme taşınan bir model oldu. Bu durumda örneğin Hatay’dan ayrılanlar bulundukları ilde Hatay için oy kullanabilmesine dair öneri gündeme getirildi.

Ancak hem kanunen hem de organizasyon açısından bunun mümkün olmadığı dile getiriliyor. Ayrıca depremzede illere gidenlerin Hatay’a dönüp dönmeyecekleri konusunda netlik olmaması nedeniyle bulundukları il için oy kullanmalarının daha doğru olduğu savunuluyor.

YSK’da tüm bu alternatiflere dair bir çalışmanın olduğu ve deprem bölgelerinde seçimin sağlıklı yapılabilmesi için detayların konuşulduğu kaydedildi.

Millet ittifakı adayını açıklayacak mı?

Cumhurbaşkanı adayını henüz açıklamayan Millet İttifakı da 2 Mart’ta toplanarak adayı görüşecek. Bu toplantıdan sonra aday ismine dair bir açıklama beklenmiyor. İttifakın bu konuda seçimin öne çekilip çekilmeme kararını bekleyeceği kaydediliyor.

Eğer Erdoğan 10 Mart’ta seçim kararını açıklarsa altılı masa da hemen 11 ya da 12 Mart tarihlerinde toplanarak adaya dair net bir açıklamayı yapması bekleniyor. Ancak seçimin normal zamanı olan 18 Haziran’da olması halinde Mart ayının son haftasına kadar aday belirleme görüşmelerinin sürmesi bekleniyor.

Paylaşın

NATO Üyeliği: Türkiye İle İsveç Mart Ortasında Görüşmelere Başlayacak

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, devlet televizyonu SVT’ye yaptığı açıklamada, Türkiye ile NATO üyeliği konusunda ocak ayında askıya alınan görüşmelerin mart ayı ortalarında yeniden başlayacağını söyledi.

İsveç Başbakanı Kristersson “Bir tarih belirlenmiş durumda, bu bir sır değil ama onaylanmasını bekliyoruz,” ifadelerini kullandı.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası askeri tarafsızlık politikasını terk ederek Mayıs ayında NATO üyeliği için başvurmuş, ancak Türkiye’nin vetosuyla karşılaşmıştı.

Türkiye, özellikle İsveç’in terörle mücadelede yeterince iş birliği yapmadığını savunuyor. Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında geçen yıl Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde bir üçlü mutabakat metnine imza atılmış, iki ülke Türkiye’nin taleplerini yerine getirme taahhüdünde bulunmuştu.

Ancak İsveç’in başkenti Stockholm’de aşırı sağcı bir politikacının Türk Büyükelçiliği yakınında Kur’an yakma eylemi düzenlemesine İsveç makamlarınca izin verilmesi gerginliği artırmış ve Türkiye görüşmeleri askıya almıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şubat ayı başında sadece Finlandiya’nın üyeliğinin onaylanabileceğini ifade etmişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da askıya alınan görüşmelerin yakında başlayacağını duyurmuştu.

Konu, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Pazartesi günü Türkiye’yi ziyaret eden ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile yaptığı görüşmede de gündeme gelmişti.

İki İskandinav ülkesinin başvurusu, NATO üyesi 30 ülkenin tamamı tarafından oybirliğiyle kabul edilmesi gerekiyor. Şu ana kadar Türkiye ve Macaristan dışında bütün ülkeler başvuruyu onayladı.

Öte yandan Macaristan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini mart ayı başında parlamentoda oylayacak.

Parlamentonun internet sitesinde, konunun önümüzdeki hafta mecliste tartışılacağı ve 6-9 Mart tarihleri arasında her iki ülke için ayrı ayrı oylama yapılacağı belirtildi.

Macar muhalefeti daha önce görüşülmesi ertelenen konuyla ilgili Viktor Orban hükümetini eleştiriyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile “ilişkileri koruyan” Başbakan Orban, savaşta Kiev’e silah göndermeyi reddediyor; acil ateşkes ve barış görüşmeleri çağrısında bulunuyor.

“Tutumumuz net”

Budapeşte yönetimi, Finlandiya ve İsveç’in Atlantik ittifakına katılma başvurularına “hiçbir itirazı olmadığını” dile getiriyor.

Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, ocak ayı sonunda “Tutumumuz net. NATO’nun genişlemesini destekliyoruz ve Şubat ayında parlamento tekrar toplandığında konu gündeme gelecek, hızlı bir şekilde çözüme kavuşturacağız” demişti.

Paylaşın

AK Parti’de Seçim Sloganı Değişiyor: Türkiye’yi Birlikte İnşa Ediyoruz

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan Merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası 14 Mayıs’ta yapılması planlanan genel seçimlerin ne zaman yapılacağı tartışmaları sürüyor.

Ancak gelinen noktada daha çok seçimlerin 18 Haziran’da yapılması yaklaşımı daha öne çıkarken, AK Parti’de ise ‘Yeter söz milletindir’ olarak belirlenen seçim sloganının yerini ‘Türkiye’yi birlikte inşa ediyoruz’ sloganının alacağı ileri sürüldü.

Uluslararası haber ajansı Reuters, AK Partili yetkililerle yapılan görüşmeler sonucu partide seçim tarihi olarak 18 Haziran görüşünün ağırlık kazandığını ve depremlerden sonra yeni seçim sloganının “Türkiye’yi birlikte inşa ediyoruz” şeklinde olacağını öne sürdü.

AK Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamasıyla 14 Mayıs’ta yapılması planlanan genel seçimlerin Maraş ve Hatay merkezli depremler sonrası ne zaman yapılacağı tartışmaları sürüyor.

İngiltere merkezli uluslararası haber ajansı Reuters’a konuşan AK Parti’den üst düzey bir yetkili, “Seçim tarihinin ertelenmesi görüşü yerine seçimin zamanında yer alması görüşü öne çıkmış durumda” dedi.

“Şu anda 18 Haziran’da seçimin yapılması görüşü ağırlık kazandı” diyen yetkili, “Bu konuda detaylı değerlendirmeler yapıldı. Depremzelere yönelik inşaat çalışmaları da başlıyor. Kaybedilecek zaman yok” ifadelerini kullandı.

Seçim tarihi

Bir hükümet yetkilisi ise, seçim için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin görüşeceğini belirterek, iki parti arasında bazı temaslar olduğunu, nihai kararın liderler tarafından verileceğini ifade etti.

“Seçim için daha önce açıklanan 14 Mayıs, normal tarih olan 18 Haziran ve kasım ayına ertelenmesi gibi alternatifler üzerinde duruluyordu” diyen yetkili, şunları kaydetti:

“Ancak gelinen noktada daha çok seçimlerin 18 Haziran’da yapılması yaklaşımı daha öne çıkmış durumda… Büyük ihtimalle 18 Haziran’da seçim konusunda mutabakat sağlanması büyük olasılık.”

AK Parti’nin seçim sloganı değişiyor

Yine Reuters’a konuşan bir başka hükümet yetkilisi ise, AK Parti’de seçim sloganının değişeceğini ifade etti.

“Kayıplar çok ağır ancak o tarihe kadar en azından fiziki olarak bile olsa bir miktar depremin izlerinin silinip insanların oturabileceklerini görecekleri inşaatlar yükselmeye başlayacak” diyen yetkili, şöyle devam etti:

“Daha önce ‘Yeter söz milletindir’ olarak belirlenen sloganın yerini ‘Türkiye’yi birlikte inşa ediyoruz’ sloganı alacak.”

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: 1,5 Milyon Kişi Evsiz Kaldı

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan Merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığı belirtildi. Yıkım karşısında barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için en az 500 bin yeni konutun inşa edilmesi gerektiği kaydedildi.

Son resmi verilere göre, şu ana kadar hasar tespit çalışması tamamlanan 830 bin 783 binadan 105 bin 794’ünde, toplamda “384 bin 545 bağımsız birimin acil yıkılması gereken, ağır hasarlı ve yıkık olduğu” tespit edildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) uzmanları, depremlerin ardından Türkiye’de 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığını belirtti. UNDP uzmanları ayrıca, karşılaşılan yıkım karşısında barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için en az 500 bin yeni konut inşa edilmesi gerektiğini kaydetti.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri Türkiye’de 10 ilde büyük yıkıma neden oldu. Can kaybının 42 bini aştığı afette Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından açıklanan son resmi verilere göre, şu ana kadar hasar tespit çalışması tamamlanan 830 bin 783 binadan 105 bin 794’ünde, toplamda “384 bin 545 bağımsız birimin acil yıkılması gereken, ağır hasarlı ve yıkık olduğu” tespit edildi.

Hatay’da 20 Şubat akşamı meydana gelen ve 6 kişinin hayatını kaybetmesine, 18’i ağır durumda yaklaşık 300 kişinin yaralanmasına neden olan 6,4 büyüklüğündeki deprem ve birkaç dakika sonra yaşanan şiddetli onlarca artçı sarsıntı da önceki depremlerde hasar gören bazı binaların yıkılmasına neden oldu.

Sınır komşusu Suriye’nin yanısıra Mısır ve Lübnan’da da hissedilen şiddetli depremlerin Türkiye’nin güney ve güneydoğusunda yarattığı hasarın boyutuna dikkat çeken UNDP Türkiye Temsilcisi Louisa Vinton, deprem bölgelerinden 116 ila 210 milyon ton enkaz çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

Vinton, dün yaptığı açıklamada, 17 binin üzerinde can kaybı yaşanan 1999 depremini hatırlatarak, Kahramanmaraş depremlerinin yarattığı yıkımın 1999’da yaşanan kayıp ve yıkımların çok daha ötesine ulaştığına, bu nedenle de yeniden inşa sürecinde zorlukların yaşanabileceğine vurgu yaptı.

UNDP’nin geçmişte Nepal, Haiti, Lübnan ve Ukrayna’da doğal afet ve savaşların ardından da enkaz kaldırma çalışmalarına destek sağladığını hatırlatan Vinton, enkaz parçalarının “geri dönüşüm ve ayrıca kısa vadede gelir kaynağı sağlamak için” kullanılabileceğini de söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Bakan Soylu Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 43 Bin 556’ya Yükseldi

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybı  43 bin 556’ya yükseldi. 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TRT Haber’de merkez üssü Kahramanmaraş olan depremlerle ilgili açıklamalarda bulundu. Soylu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sabah 04.19 veya 20’ydi AFAD Başkanı aradı ve Maraş-Osmaniye hattında deprem olduğunu söyledi. Tabi 7’nin üzerinde bir deprem olduğu bilgisi gelince elbette ülkemiz açısından ciddi bir sonuca yol açacağı hissi kapladı. Alanın bu kadar yaygın olabileceğini düşünmedim. Sonra da Cumhurbaşkanımızı aradım, bilgi verdim. Genel tabloyu alınca epey bir yaygın hale döndü.

İnsanlarımız hayatını kaybettiler, bir taraftan da medeniyetimizin en önemli sütunları devrildi ve yerle yeksan oldu. Deprem olarak değerlendirmek örtüşmüyor zihnimde. Hatay ters dönmüş. Özellikle Hatay’ın içerisinde gezerken binaların birbirine girdiğini gördüm. Bizim neslimiz bunu gördü, bundan sonraki nesiller görmesin.

Burada bir devletin milletiyle bir bütünlük içinde olduğunu gördük. Depremin o günkü şartlarında yollar kapalı, havalimanları kapalı, telefonlar, elektrik, su hiçbir şey söz konusu değil. Arama kurtarmaya odaklandık. 11 il ve 26 bin enkaz, yıkılmış bina ve bunun her birinde aynı anda arama kurtarma çalışması yapılması lazım.

17. günde geldiğimiz nokta şurası: Sadece Hatay’da 2 bina var, altında cenaze olduğunu düşündüğümüz, değerlendirdiğimiz. Bir ihbar sonucu çalışmaya başladık. Diğer tarafların tamamında arama kurtarma çalışmaları sona erdi. Yaklaşık 313 bin çadır bütün bölgeye dağıtıldı, çadır kentler kuruldu, konteynerler kurulmaya başlandı.

Konteynerlerin altyapısının bir kısmı oluşturuldu, bir kısmı oluşturuluyor. Bütün hastaneler işlevselliğini devam ettiriyor. Kamunun bütün gücü sahada. Bütün bunların yanı sıra da köylere kadar ulaşıldı. Birinci, ikinci ve üçüncü gün gidilemeyen köylerin tamamına helikopterlerle sortiler yapıldı, off-road araçları geldi onlar yönlendirildi. Her tarafa mümkün olduğu ölçüler içerisinde herkese ve her şeyle ulaşıldı.

Bu depremde, son vefat sayımız 43 bin 556. Bu az bir rakam değil. Her bir insanımızın kendine ait bir değeri, yaşanmışlığı vardır. Ve biz bu insanlara, vefat eden vatandaşlarımıza karşı da sorumluyuz. Bu travma ancak büyük bir birlik ve beraberlikle atlatılır. Bu işin içinde daha güçlü bir şekilde çıkacağız.

Bakan Kurum: 156 bin bina yıkık, acil yıkılacak ya da ağır hasarlı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından 156 bin binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.

“Bakanlık olarak; 200 bin konutumuzun, tüm mikro- bölgeleme, jeolojik ve zemin etütlerini tamamladığımız ve buna göre yer seçimini yaptığımız alanlarda, ilk konutlarımızın sözleşmelerimizi imzaladık” diyen Bakan Kurum, şu bilgileri verdi:

“Bu kapsamda; Gaziantep Nurdağı’nda 456, İslahiye’de 399, Adıyaman Kâhta’da 297, Kilis Merkez’de 645 olmak üzere toplam 1797 yeni yuvamızın sözleşmelerini imzaladık, inşa sürecine başladık.”

Depremde yıkılan binalar nedeniyle tutuklananların sayısı 160’a yükseldi

Anadolu Ajansı, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından açılan soruşturmalarda tutuklananların sayısının 160’a yükseldiğini yazdı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre soruşturmalarda 564 şüpheli bulunuyor.

Bunların 175’i adli kontrolle serbest bırakılırken 18 kişi hâlâ gözaltında. 62 şüpheli gözaltı işleminin ardından serbest bırakılırken altı zanlının da yurt dışında olduğu tespit edildi. AA, hırsızlıklara dair açılan soruşturmalarda ise 282 şüpheliden 181’inin tutuklandığını aktardı.

Bakan Yanık: Sitemizde refakatsiz çocuklar için yeni sorgu ekranı açtık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, deprem sonrası aileleri tespit edilemeyen ve refakatçisi olmayan çocuklara dair, bakanlığın internet sitesinde yeni bir sorgu ekranı açtıklarını duyurdu.

Yazılı bir açıklama yapan Yanık, TÜBİTAK’ın da yüz tanıma ve eşleştirme sistemiyle çocukların kimliğini tespit etmeye yardımcı olduğunu, DerinGÖRÜ adı verilen uygulama sayesinde 206 çocuğun eşleştirmesinin yapıldığını ve 105 çocuğun ailelerinin tespit edildiğini belirtti.

Yanık deprem bölgesinde refakatçisi olmayan bir şekilde bulunan 1.858 çocuktan 1.314’ünün ailelerine teslim edildiğini, geri kalan 451 çocuğun hastanelerde, 93 çocuğun ise bakanlığa bağlı çocuk kuruluşlarında bulunduğunu ekledi.

Bakan Koca hasar alan ve tahliye edilen hastaneler hakkında bilgi paylaştı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, depremden etkilenen bölgelerdeki hastanelere dair son bilgileri paylaştı.

“Reyhanlı, İskenderun B Bloğu, Kırıkhan Devlet Hastaneleri yapılan taramada hafif hasarlı ve kullanılabilir durumdadır. Buna rağmen tahliye edilmiştir” diyen Koca, bu hastanelerdeki 95 yoğun bakım hastasının Ankara, Adana ve Dörtyol hastanelerine tahliye edildiğini söyledi.

Koca “Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde orta düzeyli hasar tespit edilmiştir. Vakit kaybetmeden hastaları diğer hastanelere gönderdik” dedi.

Bölgeye kurulan sahra hastanelerinde tomografi cihazı dahil her türlü ekipmanın olduğunu vurgulayan Koca, “Bu ülkenin işinde en iyi doktorları, hastanın dilinden en iyi hemşireleri burada. Bugüne kadar 212 bin 45 muayene yaptık. Sağlık hizmetimiz ihtiyaçlara cevap verecek şekilde devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hükümet Kalıcı Konutlar İçin Neden Aceleci?

Türkiye Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli büyük depremlerin şokunu henüz atlatamamış ve depremzedelerin ihtiyaçları tam olarak karşılanamamış iken hükümet kalıcı konutlar için neden acele ediyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Tıpkı şehir merkezlerimiz gibi köylerimizi de bir yıl içinde ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Bir yıl içerisinde kalıcı konutları yetiştireceğiz ve vatandaşlarımızı yerleştireceğiz” demişti.

Siyaset bilimci Berk Esen’e göre bu acelenin ve Erdoğan’ın açıklamalarındaki motivasyonun arkasında yaklaşan seçimler olduğu kadar aynı zamanda rejimini ayakta tutabilme çabası bulunuyor.

Kalıcı konutlara bu kadar erken başlanması en başta depremzedeler olmak üzere seçmenler nezdinde istenen olumlu sonucu yaratır mı?

Berk Esen, buna şu aşamada net bir yanıt vermenin zor olacağını söyleyerek seçim tarihi, siyasi aktörlerin nasıl davranacağı, muhalefetin politikaları, ekonomik krizin gidişatı gibi farklı değişkenlere dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziantep’te depremden etkilenen bölgeler için kalıcı konut yapımına ilişkin bilgi vererek “Önümüzdeki ay içinde toplam 200 bin konutun inşası için ilk kazmayı vuracağız. Deprem bölgesindeki 11 ilimizde konut ve köy evi olarak Mart ayında inşasına başlayacağımız hane sayısı 270 bini bulacaktır. İlerleyen aylarda tespitlere göre tüm deprem bölgesinde bu sayıları tekrar belirleyeceğiz” dedi.

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise depremden etkilenen bölgelerin bazılarında toplamda 1.797 konutun inşasına dün itibarıyla başlanacağını belirterek “Mart ayında deprem bölgelerinin tamamında inşa ve ihya faaliyetlerimize başlayacak bu büyük felaketin izlerini ortadan kaldıracağız” dedi.

Ancak şehir plancıları bu kadar erken hareket edilmesinin sakıncalarına dikkat çekiyor. Siyaset bilimciler ise bu adımlardaki hızı AKP’nin yaklaşan seçimlere yönelik yatırımı olarak değerlendiriyor.

Felaketin izleri hemen kalkar mı?

Depremden etkilenen yerleşim yerlerinin toplam nüfusunun yaklaşık 13,5 milyon olduğu tahmin ediliyor. Deprem bölgesinde 123 şehir (10 il merkez yerleşimi ve 113 ilçe merkez yerleşimi) ve coğrafyaya dağınık halde 6 bin civarı da köy bulunduğu belirtiliyor.

Depremzedelerin güvenli konut alanlarına bir an önce erişmelerinin en temel beklenti olduğunu belirten TMMOB Şehir Plancıları Odası, “Yapılması gerekenler bellidir ve belirli bir program dâhilinde mümkün olan en kısa sürede, ancak bilim, teknik ve şehircilik ilkelerinden taviz vermeden gerçekleştirilmesi durumunda doğru sonuca ulaşabilmemiz mümkün olacaktır” uyarısında bulunuyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in sorularını yanıtlayan Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Ayhan Erdoğan, halen enkaz kaldırma çalışmalarının tamamlanmadığını, depremzedelerin geçici olarak kalacakları çadır ve konteyner ile ilgili sorunların da çözümlenemediğini belirterek konutlardan önce öncelikli olması gerekenleri şöyle anlatıyor:

“Birincisi halen artçı depremler devam ediyor ve bölge beşik gibi sallanıyor. İkincisi enkaz kaldırma çalışmaları tamamlanmadı, hâlâ göçük altında yurttaşlarımız var. Üçüncüsü depremzedelerin nitelikli barınma koşullarına henüz erişemediğini görüyoruz. Konteyneri geçtim çadıra dahi erişim çoğu yerde mümkün değil.”

Depremden ağır etkilenen Hatay’da iki gün önce meydana gelen yeni depremlerde 6 kişi yaşamını yitirmişti.

Geçici barınma alanlarının da nitelikli olması gerektiğini ve bütün afetlerde ilk olarak nitelikli bir şekilde geçici barınma alanlarını kurmak şeklinde oturmuş bir uygulama bulunduğunu söyleyen Ayhan Erdoğan, bu sayede kalıcı konutlar inşa edilinceye kadar zaman kazanılacağını ve yurttaşların mağdur olmayacağını belirtiyor.

Şehir plancısı Erdoğan, “Bizde ise şu anda bu süreç tam tersi ilerliyor. Nitelikli barınma koşullarına ulaşamayan binlerce yurttaş var ama biz gidip doğrudan kalıcı konut yapmaya çalışıyoruz” diye konuşuyor.

“Mülkiyet sınırları yeniden belirlenmeli”

Bu arada jeologlara göre 6 Şubat’taki depremlerde fay hatlarının kırılması ile farklı bölgelerde tahmini olarak 3-7 metre aralığında yer kaymaları da oldu.

Erdoğan, bu tespiti hatırlatarak bunun kalıcı konutlarla ilgili yönünü şöyle aktarıyor:

“Bu bölgelerde kaymalar nedeniyle mülkiyet sınırları değişmiş durumda. Yani mesela sizin bir tapunuz var, o tapunun yeri değişti. Haritaların tamamının değişmesi lazım ki üzerine tekrardan bir şey yapılabilsin. Bunlar da zaman alan şeyler.”

Uzmanlar deprem bölgelerinde kalıcı konutların inşası için öncelikli zemin etütlerinin çok iyi yapılması gerektiğine işaret ederek aynı zamanda gerekli tüm bilimsel etütlerin yapılmasının ardından fay hatlarına uzaklık, depreme dayanıklı malzemeler ve doğru inşaat teknikleri gibi çok sayıda parametrenin iyi hesaplanması gerektiğini vurguluyor.

Erdoğan, tüm bu etütlerin bilimsel olarak tamamlanmasının zaman alacağını söyleyerek “Diyelim ki siz muhteşem bir performans sergilediniz. Bir yılda 200 bin konut inşa ettiniz. Bunu başarmış olsanız dahi ürettiğiniz mekâna kent denilemez. Kent çünkü sadece konutlardan oluşmuyor. Böyle bir yer en fazla yatakhane olabilir” yorumu yapıyor.

Dünyanın hiçbir yerinde afet sonrası şehirleri yeniden ayağa kaldırmak ve kalıcı barınma yerleri inşa etme işinin böyle yapılmadığını belirten Erdoğan, “Bu süreç maalesef böyle bir afetten hiçbir şekilde ders alınmadığını gösteriyor” diyor.

Peki Türkiye büyük depremlerin şokunu henüz atlatamamış ve depremzedelerin ihtiyaçları tam olarak karşılanamamış iken hükümet kalıcı konutlar için neden acele ediyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tıpkı şehir merkezlerimiz gibi köylerimizi de bir yıl içinde ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Bir yıl içerisinde kalıcı konutları yetiştireceğiz ve vatandaşlarımızı yerleştireceğiz” demişti.

Siyaset bilimci Berk Esen’e göre bu acelenin ve Erdoğan’ın açıklamalarındaki motivasyonun arkasında yaklaşan seçimler olduğu kadar aynı zamanda rejimini ayakta tutabilme çabası bulunuyor. Esen bunu şöyle açıklıyor:

“Şu ana kadar AKP iktidarı iki sac ayağı üstünde gidiyordu. Biri kendisine destek veren, sürekli kaynak dağıttığı ve nemalandırdığı ekonomik bir elit. İkincisi de kaynak dağıtarak yanlarında tuttukları kadrolar ve seçmenler. AKP’nin bu iki grubu elinde tutmak için kullandığı ve daha çok inşaata dayalı, doğal kaynakları sömüren bir ekonomik modeli vardı. Deprem bir dış şok olarak rejimi vurdu ve ağır sarstı. Şu an ise aslında Erdoğan aynı model ile buna cevap vermeye çalışıyor.”

Hükümetin yardım kampanyaları ve dışardan gelen desteklerce ciddi bir para topladığını söyleyen Esen, şu an yeni inşaat projelerine yatırılacak milyarlarca liralık bir fonu bulunduğunu ve bunun da “bazılarının ağzını sulandırabileceğini” kaydediyor.

Esen, Erdoğan’ın bu rantı kendisine destek veren ekonomik elitlere dağıtarak sac ayağının birincisini yanında tutmaya çalışacağını ifade ederek ikinci sac ayağı olan seçmenlere yönelik olası söylemi ise şu sözlerle anlatıyor:

“Seçmenlere de gidip ‘Evet, evinizi kaybettiniz ama bir yıl zaman verin, durumu toparlayacağım. O esnada da size yardım dağıtacağım, kira yardımı yapacağım. Ailesinde ölenler varsa 100 bin lira yatıracağım’ diyor. Onlara öyle bir kaynak dağıtım sözü veriyor. Bu zaten AKP’nin modeli. Yani seçim kazanmak ilk istekleri ama bence genel olarak bu rejimin ayakta kalmasının gerekleri.”

Seçmenler ikna olur mu?

Peki kalıcı konutlara bu kadar erken başlanması en başta depremzedeler olmak üzere seçmenler nezdinde istenen olumlu sonucu yaratır mı?

Esen buna şu aşamada net bir yanıt vermenin zor olacağını söyleyerek seçim tarihi, siyasi aktörlerin nasıl davranacağı, muhalefetin politikaları, ekonomik krizin gidişatı gibi farklı değişkenlere dikkat çekiyor.

Seçimlerin normal zamanında olması durumunda 18 Haziran’da yapılması gerekiyor. Ancak Cumhur İttifakı’nın deprem öncesindeki tutumu tarihin erkene çekilmesi ve 14 Mayıs’ta yapılmasıydı. 6 Şubat’taki depremin ardından ise Mayıs ya da Haziran’a ilişkin kesin bir sonuç bulunmuyor.

Esen, bunun AKP için çok ağır bir darbe olduğunu ve bunu kim reddediyorsa yanlış bir analiz yapacağını söyleyerek “Bir grup seçmeni yine de etkileyecektir. Ama o grup ne kadar büyük ve Erdoğan’ın seçilmesine yetecek kadar büyük mü? Bunlar bende şu an için soru işareti” yorumu yapıyor.

Deprem benzeri büyük felaketler sonrası bu afetin sorumluluğunun kime atfedildiğinin önemli olduğunu belirten Esen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu afet Allah’tan mı geldi? Belediye başkanından mı yani yerel yöneticiden mi geldi? Yoksa Erdoğan’dan mı geldi? Otoriter rejimlerde lider kendisinden bu sorumluluğu mümkün olduğunca uzakta tutabiliyor. Ancak bu aktif bir süreç ve bu uzak tutma işini bir noktaya kadar yapabilirsiniz.”

Esen’e göre süreç içinde muhalefetin birlik olarak seçmenlere alternatif çözümler sunabilmesinin de büyük önemi bulunuyor.

Paylaşın