Millet İttifakı’nda Adayın Açıklanması Seçim Takvimine Bağlı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı partilerinin kurmayları aday gündemiyle yapılacak toplantıda kararın hemen çıkmayabileceğine işaret ediyor.

Üst üste birkaç toplantı yapılabileceği kaydedilirken isim netleşse dahi aday ilanının Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçim takviminin açıklanmasından sonraya bırakılabileceği kaydediliyor.

Gazate Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, Maraş merkezli 11 kentte büyük yıkım ve can kaybına yol açan depremlerin ardından siyaset gündemine verilen ara yaklaşan seçim takvimi nedeniyle bitiyor. Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını belirlemek için 2 Mart’ta yapacağı toplantı için hazırlıklar başladı. Toplantının ev sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, toplantıdan önce, ikinci bir liderler turu yapacak. CHP ve İYİ Parti’de de kritik zirve öncesi partilerin yetkili kurulları toplanacak.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 26 Şubat Pazar günü sabah saatlerinde partisinin milletvekilleriyle bir araya gelecek. Milletvekilleri deprem bölgesinde olduğu için online olarak gerçekleşecek bu toplantıda bölgede yürütülen çalışmaların değerlendirilmesinin yanı sıra yaklaşan seçime yönelik değerlendirmeler yapılacak. Aynı gün CHP Parti Meclisi de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında bir araya gelecek. Bu toplantıda da 14 Mayıs’ta yapılma ihtimali güçlenen seçim çalışmaları masaya yatırılacak.

Her iki toplantıda da Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı ve geçiş sürecinin yönetim şekli gibi tartışmalar da gündeme gelecek. Toplantılarda aday belirleme, seçim ittifakları ve geçiş süreci yönetim şekli gibi konularda Kılıçdaroğlu’nun tam yetki alması ve 2 Mart toplantısına bu yetki ile katılması bekleniyor.

Akşener parti yetkililerini dinleyecek

İYİ Parti’de de 2 Mart toplantısı öncesi yoğun bir toplantı trafiği yaşanacak. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin en üst yönetim organı olan Genel İdare Kurulu’nun yanı sıra Başkanlık Divanı üyeleri ve milletvekili grubu ile bir araya gelecek. Toplantılarda Akşener, parti yetkililerinin cumhurbaşkanı adayı ve geçiş süreci yönetim şekli gibi konularındaki görüşlerini alacak.

Deprem nedeniyle ertelenen 13 Şubat toplantısı öncesi liderler turu gerçekleştiren Karamollaoğlu, bu ziyaretlerinde aday ismi ve geçiş süreci yönetim şekline ilişkin genel başkanların görüşlerini almıştı. Bu ziyaretlerde liderler Karamollaoğlu’na isim önerileri sunmuş, diğer liderin önerdikleri isimlere ilişkin değerlendirmelerini aktarmıştı. 2 Mart toplantısından önce liderleri tekrar ziyaret edecek olan Karamollaoğlu, hem toplantının gündemini belirleyecek hem de aday ve geçiş süreci yönetim şekli gibi konularda liderlerin son görüşlerini alacak, olası pürüzleri minimuma indirmeye çalışacak. Karamollaoğlu’nun liderler turuna pazartesi günü başlayıp ziyaretlerini iki gün içinde tamamlaması bekleniyor.

Adayın ilanı seçim takvimini bekleyebilir

Millet İttifakı partilerinin kurmayları aday gündemiyle yapılacak toplantıda kararın hemen çıkmayabileceğine işaret ediyor. Üst üste birkaç toplantı yapılabileceği kaydedilirken isim netleşse dahi aday ilanının YSK seçim takviminin açıklanmasından sonraya bırakılabileceği kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı adayı konusunda “kazanacak aday” vurgusu devam eden İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Fox TV yayınında yaptığı açıklamaları Millet İttifakı’ndaki diğer partilerin de gündeminde. CHP’li kurmaylar, Akşener’in açıklamalarının ittifakta bir kırılmaya sebep olmayacağını, liderlerin bu seçimin öneminin farkında olduğunu ve itidalli davranacağını vurguluyor.

Masanın ilkeleri olduğunu ve bu ilkeler üzerinde yoluna devam ettiğini belirten CHP’li bir yetkili Akşener’in ‘kazanacak aday’ vurgusunun seçime giden süreçteki pazarlık kozunu yükseltme, milletvekili sayısını artırma amacı taşıyabileceğini ifade ediyor.

İYİ Parti Lideri Akşener ne demişti?

Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davada ceza almasının ardından İmamoğlu’na destek vermek için İstanbul’a gitmesine yönelik eleştirilere Fox TV yayınında cevap vererek, “Almanya’ya gitmesinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir problem yok. Yanında bulunan muhteremler, beni ararlardı. Hani Hande Fırat’la Sayın Erdoğan 15 Temmuz’da yapmıştı ya. Sayın Kılıçdaroğlu beni arardı, ben onu halka gösterirdim. Bunu akıl eden kurmay zekadır. Sonuç, beceremediniz. Terbiyesiz, fırsatçı ben oldum” ifadelerini kullanmıştı.

HDP’de gündem deprem ve seçim

Halkların Demokratik Partisi (HDP) de Merkez Yönetim Kurulu toplantısını 27 Şubat Pazartesi günü yapacak. Bu toplantıda da deprem bölgesinde yürütülen ve yürütülecek çalışmaların değerlendirilmesinin yanı sıra yaklaşan seçime ilişkin faaliyetler de masaya yatırılacak. Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı’nın toplantı tarihi ise netleşmedi. Bu toplantının da ‘cumhurbaşkanı adayı ve ittifak’ gündemiyle mart ayı başında gerçekleşmesi bekleniyor.

Paylaşın

HDP’li Önder: Kazanacak Aday Lafı En Son Edilecek Laf

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tartışmalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kazanacak adayla seçime gideceğiz” açıklamasını değerlendiren HDP’li Önder, “Saygı duymam gerekir. Biz onun içine müdahil olacak değiliz. Kendi ittifakımız var ve böyle sorunların hiçbirini yaşamıyoruz” dedi.

“O kendi iç tartışmaları, çirkin olur özensiz olur ama olgusal düzeyde bir laf edebilirim” diyen Önder, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Kazanacak aday bir siyasi liderin edeceği en son laf olmalı. İddianız şu olmalı: ‘Biz şu adayda mutabık kalırız bu ilkeler ışığında ve onu kazandırırız’. Kazanacak aday dediniz mi seçmenin eşiğine gidecek yüz olmaz. Üniversiteyi bitiremedim ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2 yıl okudum. Siyaseten en son sarf edilecek laftır. Bu yönüyle sıkıntılı bir laf. Sayın Akşener deneyimli bir siyasetçi, niye buradan gidiyor, anlamış değilim.

İkincisi, birçok insanın haya edip dile getirmediği, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerinden bir ayrıştırmacı ya da onu dezavantajlı gösterme şeyi var. Önüne genellikle şöyle bir takiye eşliğinde servis ediliyor. Bunu gazeteciler de yapıyor, kanaat önderleri de yapıyor, siyasi parti liderleri de… “Kemal Bey çok iyi bir adam ama…”, “Şunu şunu başardı ama…” falan. Bu da faşizmi ve ayrımcılığı her gün yeniden üretiyor.

Siyasi iddia odur ki, biz şu aday, Kemal Bey ya da bir başkası, etrafında kenetleneceğiz, şu ilkeler ışığında ve onu köşke taşıyacağız. Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır. Kazanacak aday Recep Tayyip Erdoğan, o zaman git ona çalış, öyle gözüküyor. Bu siyaseten yanlış bir laf. Sayın Akşener’e saygısızlık etmek istemem ama Millet İttifakı’nın iç işleri de benim işim değil ama siyaseten sorunlu bir yaklaşımdır. Gerçekten sakil duruyor.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Halk TV’de yayınlanan “Perdenin Önü Arkası” programına katıldı.

Maraş merkezli depremlerden bölgedeki ve memleketi Adıyaman’daki gözlemleri ile ailesinden vefat edenler olup olmadığı sorulan Önder, “Birinci halkadan yani anne, bacı, kardeş onlardan yok. Annem yanımdaydı. Ama diğer halkadan kayıplarımız var. Adıyaman’ın zaten yarısı birbiriyle akrabadır. Eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız, hatıralarımız, çocukluğumuz, ilk gençliğimiz koca bir enkaza dönüştü” yanıtını verdi.

Tüm kesimlerin depremden sonra olağan gücüyle mücadele ettiğini; enkazlar ve hava şartları nedeniyle gönderdikleri yardımların Adıyaman’a ulaşamadığını söyleyen Önder, “Adıyaman’ın ilk 2 gün fişi çekildi. Bu sadece Adıyaman’la da sınırlı değil aslında. Halk kendi kendisiyle ve kıt imkanlarıyla baş başa kaldı, bırakıldı. Adıyaman’ın bütün girişleri enkazdan dolayı geçit vermiyordu” dedi. Önder, araçların Diyarbakır’ın Silvan ilçesi üzerinden Adıyaman’a gidebildiğini aktardı.

Gazeteci İsmail Saymaz’ın sorusu üzerine, enkaz altında kalarak hayatını kaybeden AK Parti Adıyaman Milletvekili Yakup Taş’ın eviyle kendi evlerinin yakın olduğunu söyleyen Önder, “Çok yakınız. Arada 3-4 bina var. Biz daha önce Yakup beyin yanında kiracıydık. Rahmetlinin enkazına ben de gittim, orada kiracı olduğumuz evi de gördüm. Bir mangal külü gibi olmuş. Enkaz yok ki içinden çekip çıkarasın. Öyle bir felaket” diye konuştu.

“Yakup bey nasıl oldu da 4 gün boyunca enkazdan çıkarılamadı” sorusuna yanıt veren Önder, “Kimse yok ve ulaşım mümkün değil. Ben ikinci ya da üçüncü gün oradaydım. İnsan çok ama bunu kaldırmaya vinç lazım. İş makineleri, ekipler ilk iki-üç gün yoktu. Bunlar olmayınca insanlar ağlayarak, bağırarak enkazın altında sesini duyduğuna moral vermeye çalışarak çırpınıyordu” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir”

İstanbul ve büyükşehirlerdeki deprem hazırlıkları ve nasıl tartışmalarıyla ilgili olarak “imar şebekeleri”nin etkisine dikkat çeken Sırrı Süreyya Önder, şunları söyledi:

“Türkiye’nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. Bu tanım da bana ait değil, Nişanyan’a aittir. İmar şebekleri kadar örgütlü, sinsi, hayatın her alanına sirayet eden ve yıkıcı olan başka hiçbir şey yoktur. Bu geniş bir zincir sadece imar komisyonları değil. Bir küçük parçası olarak o komisyonda yer alabilmek için insanların birbirini vurduğu olaylar biliyoruz. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım.

Esas sorun büyükşehirlere başlayan göçte, dikkat edin devlet burada düzenleyici olmayı hiçbir zaman tercih etmemiştir, bütün kurumlarıyla. Ne yapmıştır, yasaklayıcı olmuştur. Yasaklayıcı olunca, hayat engel tanımız, barınma temel bir insan hakkıdır, o insanlar gitmişler gecekondu yapmışlar, hemen onun ekonomisi, rantiyesi oluşmuş. Bu siyasetin finansmanına kadar uzanan bir şeydir. Bugün Maslak, Şişli’nin ötesine geçince bir bilim kurgu filmi gibi gökdelenler fezada.

Ve bunların bir tanesi temiz yapılmamış. Bir bakıyorsun şu kadar kat varken iki kat daha plan tadilatı, meclis onayı, yeni nazım planı şu bu… İki kat daha verdiğin zaman diğer bütün İstanbullunun hakkından, rüzgarından, oksijeninden çalıp, trafikte zamanından çalıp bir kişiye, bir imzayla tahsis edebiliyorsun. İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz.”

Önder, kentlerde tüm kesimlerin temsil edildiği konseyler kurulmasını ve şehrin planlamasına halkın karar vermesi gerektiğini belirtti.

Fiyatlardaki yükselişler birlikte konutların “yatırım aracı” olarak görülmeye başladığını ifade eden Önder, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ı açıklamasını hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Sosyalist arkadaşlarımız ‘herkes oturduğu konutun sahibi olacak’ deyince en çok bir-iki konutu olanlar zıpladı. O yüzlerce konutu olanlar hiç oralı bile değil. Onun için ikinci konutlara ağır vergilendirme getirmelisin. Daha ileri bir şey söyleyeyim: Miras bırakamamalısın. Bir sürü hırsız arsız kazancını inşaatta aklayan kendi bu dünyadan cehennem olup gidiyor, geride kalan serveti kalanına helal ve meşru oluyor. Eğer devlet devlet diyorsanız, toprağın kendisi devletin olsun. Üst kullanım hakkını al. Bak bakayım, barınma hakkı bir sorun olarak kalıyor mu? Peki bunu yapmak güç mü? Bütün muhalefet sesleniyorum, kendimizi de katarak.

Halk, ‘Çocuklarına birer daireden fazla miras bırakamazsın, bırakırsan o binanın 4 katı kadar vergi koyarım, oradan aldığım vergiyi de barınma hakkı için kullanırım’ diyecek bir iradeyi arıyor. Rantiye ise dünyanın en adaletsiz işi. Belediyede biri imza atacak, sen iki kat fazla çıkacaksın ya da 10 metrekare fazla yapacak, milyonlarca dolar kazanacaksın, çocuğun da üretmeden dar ceket ve tayt pantolonla hava atacak. Böyle bir zengin türü zuhur etti. Onun için İstanbul’u konuşacaksak bir irade lazım, muhalif bir akıl lazım. Bunu konuşmalıyız. Halkı doğrudan karar süreçlerine katmalıyız.”

“Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır”

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tartışmalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kazanacak adayla seçime gideceğiz” açıklaması sorulan Sırrı Süreyya Önder, “Saygı duymam gerekir. Biz onun içine müdahil olacak değiliz. Kendi ittifakımız var ve böyle sorunların hiçbirini yaşamıyoruz” dedi.

“O kendi iç tartışmaları, çirkin olur özensiz olur ama olgusal düzeyde bir laf edebilirim” diyen Önder, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Kazanacak aday bir siyasi liderin edeceği en son laf olmalı. İddianız şu olmalı: ‘Biz şu adayda mutabık kalırız bu ilkeler ışığında ve onu kazandırırız’. Kazanacak aday dediniz mi seçmenin eşiğine gidecek yüz olmaz. Üniversiteyi bitiremedim ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2 yıl okudum. Siyaseten en son sarf edilecek laftır. Bu yönüyle sıkıntılı bir laf. Sayın Akşener deneyimli bir siyasetçi, niye buradan gidiyor, anlamış değilim.

İkincisi, birçok insanın haya edip dile getirmediği, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerinden bir ayrıştırmacı ya da onu dezavantajlı gösterme şeyi var. Önüne genellikle şöyle bir takiye eşliğinde servis ediliyor. Bunu gazeteciler de yapıyor, kanaat önderleri de yapıyor, siyasi parti liderleri de… “Kemal Bey çok iyi bir adam ama…”, “Şunu şunu başardı ama…” falan. Bu da faşizmi ve ayrımcılığı her gün yeniden üretiyor.

Siyasi iddia odur ki, biz şu aday, Kemal Bey ya da bir başkası, etrafında kenetleneceğiz, şu ilkeler ışığında ve onu köşke taşıyacağız. Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır. Kazanacak aday Recep Tayyip Erdoğan, o zaman git ona çalış, öyle gözüküyor. Bu siyaseten yanlış bir laf. Sayın Akşener’e saygısızlık etmek istemem ama Millet İttifakı’nın iç işleri de benim işim değil ama siyaseten sorunlu bir yaklaşımdır. Gerçekten sakil duruyor.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Yozlaşmış Ne Varsa Söküp Atacağız

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Bu saatten sonra korkmamız gereken tek şey, korkunun kendisidir.” notuyla bir video paylaştı.

Haber Merkezi / Bu akşam size birkaç konuda seslenme ihtiyacı duydum. Affınıza sığınarak, birkaç dakikanızı alacağım diyen Kılıçdaroğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Çok zor bir zaman sürecinden geçiyoruz. Ve hepimiz acımızı farklı şekillerde yaşıyoruz. Günlerdir depremi konuşuyoruz. Depremle yatıyoruz, depremle kalkıyoruz. Aklımız hep bölgede… Doğru düzgün uyuyamıyoruz. Boğazımızdan geçen her lokmanın vicdan azabını çekiyoruz.

Ne zaman işler daha da kötüye gidemez desek daha da kötüye gideceğini bize gösterdiler. Ya daha da kötüsü olur diye düşünüp duruyoruz. Ama açık konuşalım; sevdiklerimiz için de çok kaygılıyız. ‘Ya daha da kötüsü olursa’ diye düşünüp duruyoruz.. Evet, 84 milyonluk koca bir ülke, ruhsal olarak o enkazın altında kaldı.

Bakın unutuyoruz ama günlerdir bu yaşadığımız felaketin yükünü küçük çocuklarımızın omuzlarına da yükledik. Anne babalarının düştüğü hali gördüler, onların çaresizliğini gördüler. Genç anne ve babalara sesleniyorum; biliyorum, çok zor… Başta yapamadık ama en azından bu saatten sonra çocuklarımızın yanında ne konuştuğumuza, ne izlediğimize dikkat etmemiz lazım ki onların taze zihinlerinde daha büyük yaralar açmayalım.

Peki bütün bunlar olurken, Saraylılar ve karanlık propaganda başkanlığı ne yaptı? Ben söyleyeyim; oturup seçim kampanyasını nasıl değiştireceğini düşündü. 20 yıldır deprem konusunda hiçbir şey yapmayan bu iktidar, insanlar molozlar altında can çekişirken, yine acılardan siyasi rant devşirmenin, yani yine seçim stratejisinin telaşına düştü. 100 milyon tonluk moloz yığını varken, o molozların altında insanımız cansız yatarken, asbest varken, zehir varken, toz varken, onlar konut pazarlama işine giriştiler.

Çünkü tek dertleri seçim. Varsa yoksa seçim. ‘Türkiye yüzyılı’ sloganından, ‘Yüzyılın felaketi’ sloganına geçişleri emin olun göz kırpma süresinde oldu. Vallahi hiç de utanmadılar. Covid-19 sırasında beş maskeyi dağıtamadı. Orman yangınında uçak kaldıramadı. E doğal olarak ekonomiyi batırdı. Türkiye’nin yüzyılı oldu mu size felaketin yüzyılı? Evet, oldu…

Mesajımın herkes tarafından duyulamayacağını biliyorum; çünkü derinden bölünmüş bir ülkede yaşıyoruz. Ancak ben yine de anlatacağım. Aslında insanları, konut vaadi görüntüsü altında tehdit ediyorlar. ‘Bak biz gidersek, siz bize bir sene daha vermezseniz, evsiz barksız kalırsınız’ diyorlar. Açıkça söylüyorum; yalan söylüyorlar. En basit insan hakkı olan barınma hakkı üzerinden insanımızı tehdit ediyorlar, yaptıkları bu. Çünkü şantajcı bunlar.

Sevgili halkım, bu saatten sonra korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir. Hiç kimse korkuya teslim olmamalıdır. Unutmayın, kimse sizi barınma hakkı üzerinden tehdit edemez. Tabii ki barınma sorunu çözülecek. Tabii ki konutlar yapılacak. Tabii ki depremde evsiz kalmış her vatandaşımız yeni evine kavuşacak. O molozların altında aileler kaldı, binlerce aile… Erdoğan iki beton dökecek, bitecek; bu mu yani? Böyle kandırabileceğini sanıyor milletimizi.

Gelecek nesillerimiz için inşa edilen Türkiye’nin bu olmasına izin mi vereceğiz? Asla. Önce ölün, Saray her sorunda tümüyle sınıfta kalsın, sonra bu beceriksizler gelsin her yere beton döksün, olsun bitsin. Bunların kafası şunu almıyor; milletimizi barınmayla tehdit edecek kadar aciz bir duruma sürüklenmelerine asla izin vermeyeceğiz. Bu aziz milleti, acizliğe asla mahkum edemeyecekler. Bunun için gittim, dünyanın öbür ucuna gittim, dünyanın en iyi üniversitelerinde bilim insanlarıyla bunun için buluştum.

Teknolojiyi ve ekonomiyi konuştum. Dünyanın en büyük yatırım fonlarıyla çalışma toplantıları yaptım. Yüzlerce milyar dolarlık yatırım sözleri aldım. Kimse aziz milletime aciz muamelesi yapmasın diye. Türkiye’de ve dünyanın her yerinde alanında öncü yüzlerce bilim insanımızdan büyük bir kurul kurdum. Ekonomide şampiyonlar ligi kadrosunu bir araya getirdim. Sizi en temel hakkınız üzerinden hiç kimse tehdit edemesin, beklentilerinizi sıfırlamasın diye yaptım.

“Yozlaşmış olan ne varsa söküp atacağız”

Bilimle, temiz parayla yepyeni bir zihniyet dönüşümüyle ülkemizi bu kaygı, keder ve depresyon sarmalından hızla çıkarıp yepyeni bir yüzyıla yelken açacağız. Belki adı ‘Türkiye yüzyılı’ olmayacak ama Türkiye yaralarını sarıp, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında mutlaka ayağa kalkacak ve koşmaya başlayacak. İnanın, o da olacak. Bu çürümüş düzeni geride bırakmak için yozlaşmış olan ne varsa söküp atacağız.

Saygın bir ülke olma fırsatı dururken, bin odalı Saraylarından barınma hakkıyla milletimizi tehdit etmelerine asla izin vermeyeceğim. Onlar alçaldıkça unutmayın biz daha da yükseleceğiz. Merhametli, dirençli, nezih insanlarımızla birlikte yürüyeceğiz. Birlikte yükseleceğiz.

Bu şantajlarına, bu onurlu millet asla pabuç bırakmayacak. Dünyanın en iyi ekibi çalışıyor. Benim dedikodulara, magazine vaktim yok. Türkiye bizi bekliyor, birlikte yapacak çok işimiz var halkım. Barınmadan çok daha fazlasını hak ediyorsunuz ve hak ettiklerinizi alacaksınız.”

Paylaşın

2022’de Evlenen Ve Boşanan Çiftlerin Sayısı Arttı

2022 yılında evlenen çiftlerin sayısı 2021 yılına göre yüzde 2 artarak 574 bin 358’e çıktı. 2022 yılında boşanma sayısı da 2021 yılına göre yüzde 2,9 artışla 180 bin 954’e yükseldi.

Haber Merkezi / Yıllara göre ortalama ilk evlenme yaşı incelendiğinde, her iki cinsiyette de ilk evlenme yaşının arttığı görüldü. Ortalama ilk evlenme yaşı 2022 yılında erkeklerde 28,2 iken kadınlarda 25,6 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,6 yaş olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılına ilişkin evlenme ve boşanma istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, geçen yıl evlenen çiftlerin sayısı 2021’e göre yüzde 2 artarak 574 bin 358’e çıktı. Bin nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı binde 6,76 olarak gerçekleşti.

Geçen yıl boşanma sayısı da bir önceki yıla göre yüzde 2,9 artışla 180 bin 954’e yükseldi. Kaba boşanma hızı binde 2,13 oldu.

Yıllara göre ortalama ilk evlenme yaşı incelendiğinde, her iki cinsiyette de ilk evlenme yaşının arttığı görüldü. Ortalama ilk evlenme yaşı 2022 yılında erkeklerde 28,2 iken kadınlarda 25,6 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,6 yaş olarak gerçekleşti.

En yüksek kaba evlenme hızı Şanlıurfa’da

En yüksek kaba evlenme hızı binde 8,15 ile Şanlıurfa’da görüldü. Bu ili binde 8,14 ile Kilis, binde 7,88 ile Aksaray izledi. Kaba evlenme hızının en düşük olduğu il ise binde 4,69 ile Tunceli oldu. Bu ili binde 4,88 ile Gümüşhane, binde 5,3 ile Kastamonu takip etti.

Geçen yıl kaba boşanma hızı en yüksek il binde 3,11 ile İzmir oldu. Bu ili binde 3,09 ile Uşak, binde 3,01 ile Antalya izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu il ise binde 0,43 ile Şırnak oldu. Bu ilin ardından binde 0,44 ile Hakkari, binde 0,51 ile Siirt geldi.

Yabancı gelinlerde ilk sırada Suriyeliler var

Yabancı gelinlerin sayısı 2022’de 28 bin 571 olarak kayıtlara geçerken toplam gelinlerin yüzde 5’ini yabancılar oluşturdu. Uyrukları dikkate alındığında, yabancı gelinler arasında yüzde 13,2 ile Suriyeli gelinler birinci sırada yer aldı. Suriyeli gelinleri yüzde 11,1 ile Özbekler, yüzde 8,9 ile Azerbaycanlılar izledi.

Yabancı damatların sayısı geçen yıl 6 bin 161 oldu. Bu rakam toplam damatların yüzde 1,1’ini oluşturdu. Yabancı damatlar uyruklarına göre incelendiğinde, yüzde 24,9 ile Almanlar birinci sırada yer aldı. Bunları, yüzde 20,5 ile Suriyeliler ve yüzde 5,7 ile Avusturyalılar takip etti.

Evlenme ve boşanma sayıları aylara göre değişti

Evlenme sayısı aylara göre incelendiğinde, 2022 yılı nisan ayında bir önceki yılın aynı ayına göre azaldığı görüldü. Bu azalışın nisanın ramazan ayına denk gelmesi dolayısıyla gerçekleştiği değerlendirilirken, sayı mayısta arttı. Evlenme sayısı 2022 yılı nisan ayında 24 bin 460 iken 2,3 kat artışla mayıs ayında 56 bin 150’ye çıktı.

Boşanma sayısı aylara göre incelendiğinde, adli tatil nedeniyle ağustos ayında önemli bir azalma görüldü. Boşanma sayısı, 2022 yılının ağustos ayında 3 bin 945 iken adli tatil sonrası eylül ayında 5 kat artarak 19 bin 775 oldu.

Evlilik süresine göre boşanmalar incelendiğinde, 2022’de gerçekleşen boşanmaların yüzde 32,7’si evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 21,6’sı ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.

Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2022’de 180 bin 954 çift boşanırken 180 bin 592 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin 2022 yılında yüzde 75,7’si anneye, yüzde 24,3’ü babaya verildi.

Paylaşın

Macron’dan Erdoğan’a “Rusya Yaptırımları” Uyarısı

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, “Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımlarının Türkiye üzerinden delinmesine karşı mücadele etmesini” talep etti.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir videokonferans görüşmesi gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada Erdoğan’ın Macron ile video konferans görüşmesi gerçekleştirdiği ve Macron’un görüşmede Türkiye’de yaşanan depremler nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ilettiği belirtilmişti.

Açıklamada, Erdoğan’ın da Macron’a Fransa’nın sergilediği destek ve dayanışma için teşekkür ettiği kaydedilmiş ve “Görüşmede Türkiye-Fransa ilişkilerine dair hususlar da ele alındı” açıklamasıyla yetinilmişti.

Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Macron’un bugün Ukrayna savaşının birinci yıldönümü vesilesiyle gerçekleşen video konferans görüşmesinde Erdoğan’a yaptırımların delinmesine karşı mücadele vurgusu yaptığı belirtildi.

Macron’un, “Rusya’yı Ukrayna’ya saldırıları sona erdirmeye zorlamak için, üzerindeki baskı ve izolasyonun artırılması gerektiği” mesajı verdiği kaydedildi.

Açıklamada, Macron’un Erdoğan’dan, “Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımlarının Türkiye üzerinden delinmesine karşı mücadele etmesini” talep ettiği de belirtildi.

Erdoğan-Putin görüşmesi

Erdoğan, öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş, Erdoğan’ın “Rusya-Ukrayna savaşında daha fazla can kaybı ve yıkım yaşanmadan adil bir barış tesis edilmesi gerektiğini belirttiği” kaydedilmişti.

Açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’da varılan mutabakatın tekrar canlandırılmasını samimiyetle istediklerini, bu konuda her türlü katkıyı vermeye hazır olduklarını ifade etti” denildi.

Paylaşın

AFAD Açıkladı: Depremlerde Can Kaybı 44 Bin 218’e Yükseldi

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’da büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 merkezli depremlerde can kaybı 44 bin 218’e yükseldi.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), depremlere ilişkin son bilgileri paylaştı. AFAD tarafından yapılan açıklama şöyle:

“06.02.2023 tarihinde Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan Merkezli 7.6 büyüklüğünde iki deprem meydana gelmiştir. Depremlerin ardından 9.136 artçı deprem meydana gelmiştir.

Alınan son bilgilere göre Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 44.218 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 528.146 vatandaşımız tahliye edilmiştir.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 11.424 arama kurtarma personeli görev yapmaktadır.

Ayrıca AFAD, Emniyet, Jandarma, MSB, UMKE, Ambulans Ekipleri, Yerel Güvenlik, Yerel Destek Ekipleri ve 3.455 gönüllü dahil olmak üzere, sahada görevlendirilen saha personel sayısı ile birlikte bölgede görev yapan toplam personel sayısı 239.977’dir.

Afet bölgesine başta ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, treyler, greyder, vidanjör vb. iş makineleri olmak üzere toplam 13.224 aracın görevi devam etmektedir.

Afet bölgelerine 38 Vali, 160 Mülki İdare Amiri, 19 AFAD üst yöneticisi ile 68 il müdürü görevlendirilmiştir. Ayrıca, uluslararası yardımların koordinasyonu için 29 Dışişleri Bakanlığı personeli bölgede görevlendirilmiştir.

Bölgeye, personel ve malzeme sevkiyatı için hava köprüsü kurulmuştur. Hava Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı 116 helikopter ve 78 uçak görev yapmaktadır. Bugüne kadar 13.177 sorti yapılmıştır.

Bölgeye personel, malzeme sevkiyatı ve tahliye amacıyla Milli Savunma Bakanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından toplam 38 gemi görev yapmaktadır.

Afet Barınma Grubu

Bakanlıklar, ilgili kurum ve kuruluşlar ile uluslararası ülke ve kuruluşlar tarafından sevk dilen 335.382 çadırın kurulumu gerçekleştirilmiştir. 10 il ve 130 noktada konteyner kent kurulumları devam etmektedir.

Afet bölgesinde ve afet bölgesi dışında; çadır, konteyner, GSB yurtları, oteller, kamu misafirhaneleri, MEB tesisleri ve diğer tesislerde barınma hizmeti sunulan kişi sayısı 1.914.292’dir

Afet Beslenme Grubu

Türk Kızılay, AFAD, MSB, Jandarma ve Sivil Toplum Kuruluşlarından bölgeye toplam 370 mobil mutfak bölgeye sevk edilmiştir.

Afet bölgesinde 72.665.488 sıcak yemek, 11.117.619 çorba, 14.359.253 kumanya ve paketli gıda, 30.769.431 su, 79.428.296 ekmek, 4.183.160 içecek dağıtımı yapılmıştır.

Afet Psikososyal Destek Grubu

4 Mobil Sosyal Hizmet merkezi, Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye ve Malatya illerine gönderilmiştir. Bölgeye deprem bölgesine sevk edilen personel sayısı 3.410, deprem bölgesi dışında 3.585 personel ve 1.565 araç sevk edilmiştir.

Deprem bölgesinde 614.993, deprem bölgesi dışında 296.949 olmak üzere toplam 911.942 kişiye psikososyal destek verilmiştir.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Seçim 14 Mayıs’ta Yapılacak

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin en geç 18 Haziran’da yapılması gerektiğini belirterek, “18 Haziran’da kesinlikle bu seçim olacaktır, olmalıdır” dedi ve ekledi:

“Son aldığımız duyum, 14 Mayıs’ta seçim kararını Sayın Erdoğan’ın aldığına dair. ’14 Mayıs’a yetiştireceğiz’ deniliyorsa, yetiştirilir. Ama bu kararı Sayın Erdoğan almak zorunda.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fox Tv’de İlker Karagöz’ün Çalar Saat adlı programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Afet, deprem bu toprakların kaderidir ancak bu yaşadığımız felaket ihmaldir, sebebi Beştepe’dir. Afet büyük olup yönetilemediği zaman felakete dönüşür.

AFAD’ın bütçe yüzünden 4 aydır yeterli malzeme alamadığına dair bilgi geldi.

Yardımların yerine ulaşamadığını fark ettik. Kendiler dağıtamadılar çünkü eleman sayısı yeterli değil.

AFAD’ın bilgisi dahilinde biz arama-kurtarma konusunda gönüllülere çağrıda bulunduk, 30 bini aşkın telefon aldık.

Listeler yapıp onların içinden AFAD’ın üst düzey yöneticiler bize dedi ki ‘Arama-kurtarma deneyimi olsun’ 3 uçak dolusu insanı biz arama-kurtarma çalışmaları için AFAD’ın bilgisi dahilinde gönderdik.

Bir haftada Sayın Erdoğan’ın atacağı imza sayısı 36 binmiş. Yahu bir insana bu mümkün değil. Bu bana verilen bilgi. 36 bin imzayı atamaz kardeşim. Biz deprem sürecinde sahadan aldığımız bilgileri yetkililere ilettik sürekli.

Bizim 16 kişimiz sahaya gittiler, ondan sonra ilçe teşkilatlarımızdan ve üyelerimizden bilgi almaya başladı. Bu bilgileri alıp vay adiler çözemediniz demek yerine ben aldım bunu Hasan Doğan dahil ilgili bakanlıklar dahil bunları ilettik biz, çözülsün diye.

Mesela tüp meselesi bizim sahadan aldığımız bilgidir. O yıkıntının altında soğuktan donarak ölmek diye bildiğim bir durumu hipodermi diye açıkladı bir arkadaşımız bunları ilettik hatta bu kısmını bizzat Sayın Erdoğan’a ben ilettim.

Hemen talimat vereceğim dedi ve verdi ama iletme konusunda problem oldu. Yardımların yerine ulaşamadığını fark ettik.

AFAD müdürü arandı. AFAD müdürü validen, vali genel merkezden şey yapmadan izin veremedi ya. Bunlar için her seferinde saraydan bir kişi arandı. Nereye konuşuyor o Fuat Oktay!

(Erdoğan’ın “ahlaksız namussuz, adi” sözlerine cevap)

Hicap diye bir kavram vardır, utanma daha başka bir şeydir. Yahu hicap duyguları gitmiş. Sen böyle bağırdığın zaman senin gözünün içine bakan o silsile aşağıda ne yapmaz kardeşim. En azından onu düşün be. Balık baştan kokarmış.

Akşener’den “not ediyoruz” cevabı

Bunlar. Tek bilek tek yürek tek vücut olduk biz insanlar olarak. Bu bir sörf dalgası çık üstüne kardeşim. Bu insanlığın artı değerini kendine yazdır siyasi olarak.

Birinci derecede ahmaklık görüyorum bu sözleri, siyasi olarak gerçek bir geri zekâlılık görüyorum. Bu saatten sonra ölümü tatmış bir insanın neden korkusu olur ya! Kimle neyi korkutuyorsun.

Hazır bir araya gelmişken bir iyilik dalgası var, çık üzerine kardeşim. Bunun yerine parmak sallıyor. Ne oluyor, kime yarıyor. Bir ahmaklık ve siyasi geri zekâlılık olarak görüyorum. Parmak sallamak bir ihtiyat haline geldi.

Öğrenmeye kapalı bir yapı sadece seçim almaya odaklı, empati yoksunu bir yapı, sonuç itibariyle korkutursam her işleri hallederim deniyor. Her yeri kapattınız elinize ne geçti? Elimizde telefonlarımız var. Burayı kapattın da ne geçti eline?

“Seçim 14 Mayıs’ta yapılacak”

Seçim tarihi tartışmalarına değinen Meral Akşener, şunları söyledi:

18 Haziran’da bu seçim kesinlikle olacaktır, olmalıdır. Şimdi aldığımız bilgilere göre 14 Mayıs’ta Sayın Erdoğan’ın bu seçimi yapacağı yönünde.

Bu kararın 10 Mart’ta alınması gerekiyor. Biz eğer 6 Nisan öncesinde bir seçim kararı alınırsa ona Meclis’te onay vereceğimizi söylemiştik.

Çünkü bir kanun çıkmıştı eski seçim yasasına yürüsün diye, bu 14 mayıs bunun karşılığı değil, dolayısıyla Meclis’te biz buna onay vermeyeceğimizi ilan etmiştik, aynı yerde duruyoruz”

Şimdi yetiştirip yetiştirilemeyeceği benim tamamen mantığım çerçevesinde gerçekler üzerinden bir tarifimde 14 Mayıs’ta yetiştireceğiz deniyorsa yetiştirilir orada bir sorun yok. ama bu kararı Erdoğan almak zorunda.

Niçin buna rağmen hızlı bir şekilde yapılacağını siyasi olarak soruyorsanız, benim gezip gördüğüm bu çalışmalar neticesinde ortaya çıkan gerçeklik şu, Sayın Erdoğan bu işin becerilemediğini anladı, uzadığı takdirde daha büyük beceriksizliklerle karşılaşılabileceğini herhalde anladı, ciddi bir para topladı dolayısıyla bazı şeyleri daha hızlı bir şekilde yaparmış gibi bir dili geliştirmek daha kolay. Geleceğe dair söyleyecek bir şey kalmadığı için en uygun zaman gibi görünüyor.”

Paylaşın

Kahramanmaraş Depremlerinin Jeopolitik Sonuçları Ne Olur?

Türkiye’nin güneyinde yer alan 11 ilde ve Suriye’nin kuzey bölümünde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin ardından Türkiye ve Suriye yaralarını sarmaya çalışıyor.

Türkiye’de 40 binden fazla Suriye’de 5 binden fazla can kaybına sebep olan afetlerin uzun vadeli olası sonuçlarının ne olacağı konusu yavaş yavaş siyasilerin, siyaset bilimcilerin gündemine giriyor.

“Seçim arifesindeki Türkiye’nin yaşadığı ağır deprem felaketi, iç siyaseti nasıl etkileyecek? Türkiye ve Suriye’de meydana gelen depremler, bölgenin “jeopolitik fay hattını” daha kırılgan hale getirecek mi? Deprem sonrası yaşanan uluslararası dayanışma ve dostluk devam edecek mi? Yoksa yaraların hafiflemeye başlamasıyla, jeopolitik dengeler de yeniden eski haline dönecek mi? Bu enkazdan, uluslararası düzeyde olumlu bir tablo çıkması olasılığı var mı?” gibi sorular depremin Türkiye için jeopolitik sonuçlarına odaklanıyor.

Tüm dünyanın depremzedeler için seferber olması, kurtarma ekiplerinin hızla bölgeye ulaşması, dünya çapında yardım kampanyalarının başlaması, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın bizzat geçmiş olsun ziyareti için Türkiye’ye gitmesi, Türkiye’nin aylardır NATO üyeliğini veto ettiği İsveç’in dönem başkanı olduğu AB yönetiminin Türkiye’nin yardımına tüm kurumlardan önce koşması ve uluslararası bağış kampanyası açması, NATO Genel Sekreteri, ABD Dışişleri Bakanı, AB komiserlerinin deprem bölgesine ziyaretleri de yaraların sarılması için desteği ortaya koydu. Peki ortaya konulan bu destek uzun soluklu hale gelip jeopolitik fay hatlarını sağlamlaştıracak bir zemin oluşturacak mı?

Fransa’nın önemli araştırmacı yazarlarından, Ortadoğu ve Akdeniz Kürsüsü Başkanı Gilles Kepel, Le Figaro gazetesine yaptığı analizinde, Suriye ve Türkiye’deki depremlerin korkunç can kayıplarının yanısıra, ciddi jeopolitik yansımaları olacağını öne sürüyor.

Kepel, depremlerin Türkiye ve Suriye’de büyük bir travma, Avrupa Birliği’nde ise “korku yarattığını” dile getirerek, “bu depremin Türkiye’deki seçim kampanyasını etkileyeceğini” savunuyor.

İslamolog Kepel, “Binaların iskambil kağıtları gibi yerle bir olması ve yardım faaliyetlerinin göze batan eksikleri nedeniyle deprem kurbanlarının dondurucu soğuklarda donarak ölmesinin, hükümete sırtını dönme riski taşıdığını” belirtiyor.

Kepel depremin, “İsveç ve Yunanistan ile derin çatışma yaşayan ve yabancı düşmanı ifadeleri seçim kampanyasını merkezine koymaya hazırlanan Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan’ın, 14 Mayıs seçimleri öncesi bu ifadelere son vermesine yol açacağını” dile getiriyor.

Suriye’yi de vuran depremin, Suriye rejimi açısından da riskler taşıdığını belirten Kepel, ”İnsani felaketin yeniden gerilim ve şiddete yol açmasının beklendiği bir ortamda, IŞİD mahkumlarının hapishane binalarının yıkılmasından yararlanarak ya da Kürt bölgelerinde bulunan kamplarından kaçması nedeniyle Avrupa kırmızı alarmda. Çünkü şiddet ve güvensizlik riski otomatik olarak Avrupa’ya giden mülteci akışında bir artışa dönüşüyor ve bu durum AB’nin doğu sınırlarına yeni bir baskı ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

Gilles Kepel, hem Türkiye’de hem de Suriye’de meydana gelen bu depremlerin, Filistin-İsrail geriliminin de arttığı bir dönemde, milyonlarca Yahudi ve Müslüman’ın yaşadığı Avrupa’da yankısı olacağını belirtiyor ve bu nedenle gelişmelerin AB tarafından dikkatle izlendiğini belirtiyor.

“Deprem diplomasisi orta vadede etki yaratmaz”

Fransa Uluslararası İlişkiler ve Strateji Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı, Türkiye uzmanı Didier Billion, VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, depremin ilk başlardaki dayanışma ve yardımlaşmayı öne çıkaran duygusal bölümüne “deprem diplomasisi” adını veriyor ve bunun jeopolitik güç dengelerini değiştirmeye yeterli olmayacağını savunuyor.

Deprem felaketinin, boyutu ve yarattığı acı çok derin olsa da yaşanan depremin gerçekleri değiştirmeyeceğini dile getiren Billion, “Bir yakınlaşma ve dayanışma var, bu açık. Ermenistan, Yunanistan Dışişleri bakanları Türkiye’ye gidiyor. Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınır 30 yıl sonra yardım için açılıyor. Bütün bunların kısa vadede elbette olumlu etkisi olacaktır. Ancak orta vadede çok önemli bir değişim yaratmaz” diyor.

Billion, 1999’daki deprem sonrasında yaşanan yakınlaşmanın yerini, çok kısa süre içinde jeopolitik çatışmaların aldığını hatırlatarak, “Elbette karamsar olmaya gerek yok, ancak duygusal diplomasinin çok uzun sürmediği bilinir. Belki bir süre, birkaç yıl olumlu, dostane adımlar göreceğiz. Ancak bu deprem, bir kaç gündür iddia edildiği gibi Suriye’nin kurumsal olarak uluslararası topluma entegre olmasını sağlamayacak; Avrupa Birliği Türkiye ya da Suriye ilişkilerindeki gerçeklere geri dönülecek. Çünkü temel konular değişmedi. Deprem Türkiye’de seçim arefesinde kartları yeniden dağıttı ama hangi yönde dağıttı henüz bilinmiyor. O bölgede sorunların çözümü için bu duygusal yaklaşımın çok ötesinde adımlar atılması gerekiyor” yorumunda bulunuyor.

“Jeopolitik olarak oynanabilecek tek kart yakınlaşma”

Strazburg Üniversitesi Öğretim Üyesi tarihçi ve siyaset bilimci Prof. Dr. Samim Akgönül de, depremde yaşanan uluslararası dayanışmanın önemli olduğunu savunuyor. Akgönül, daha olumlu bir analiz yaparak, “Türkiye’nin gerilimi çok severek arttırdığı İsrail, Yunanistan, İsveç, Ukrayna ve Rusya yardım gönderdi. Gerçek bir uluslararası dayanışma yaşandı. Ermenistan ile 30 yıldır ilk kez sınırlar açıldı. Seçime giderken Türkiye’nin iç politikası için dış düşman olarak tanımlanmaya hazırlanılan ülkeler bunlar… 1999 depremi olduğu zaman, Türkiye-Yunanistan ilişkileri en kötü dönemini yaşıyordu. O zaman bir kırılma oldu, sivil toplum örgütleri daha görülür oldu. Aynı kırılma bu deprem sonrasında da yaşanabilir” diyor.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’a konuşan Samim Akgönül, “Özetle, birinci sonuç olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dış politikayı, iç politikaya yem etme eğilimi var. Deprem sonrası yaşanan dayanışmanın bunu zorlaştıracağını düşünüyorum. İkinci önemli sonuç, Suriye’deki depremzedelere Türkiye’dekiler kadar yardım gitmiyor. Suriye’nin kuzey batısı çerçevelenmiş bir yer. Arada izole kalmış bir nokta. Bence burada Türkiye’nin oynayacağı bir rol var. Türkiye elbette kendi yaralarını sararken, sınır komşusunun yaralarına da el atması çok önemli bir jest olur. Başar Esad ile bir yeniden konuşma süreci başlatılabilir” görüşünü savunuyor.

Bu depremin üçüncü olumlu jeopolitik değişiminin ise AB ve Avrupa Konseyi ile ilişkilerde yaratılabileceğine dikkat çeken Prof. Akgönül, ilişkilerin yeniden canlandırılması için bu felaketin olumlu bir gelişmeye evrilebileceğine vurgu yaparak, “İsveç, Almanya, Avusturya, Fransa, gerçekten çok etkin ve başarılı şekilde davrandılar. Çok etkin rol alıp, hayat kurtararak önemli yardımlar yaptılar. Şu anda tabi duygusal, derin acıların yaşandığı zor bir dönemden geçiyoruz. Devletin halkıyla kurduğu ilişkilerde, yardım organizasyonunda büyük hatalar var. Bunun da etkileri olacaktır. Ama bana göre eğer bu depremden sonra biraz kuyruğu dik tutma fırsatı varsa o da jeopolitik alanda yatıyor. Suriye ile İsrail ile, ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ dedikleri Yunanistan ile, Ermenistan’ın Karabağ meselesinde önemli ilerleme var. Rusya’nın da katkılarıyla, belki bunu da fırsat görerek Ermenistan ile tekrar yakınlaşma olabilir. AB ile İsveç ile, Finlandiya ile yeniden iletişim kurulabilir. Bana göre şu ortamda jeopolitik olarak oynanabilecek tek kart budur” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Beşar Esad’a Taziye Mektubu

Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a taziye mektubu kaleme alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ülkemizin ve komşu Suriye halkının kayıplarını yüreğimizde hissettiğimizi bilmenizi isterim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu afetin ve yaşadığımız acının bir kez daha gösterdiği gibi, kederlerimizde de ortak ve komşuyuz, Halklarımızın ortak acılarını paylaşıyoruz. Bu vesileyle size ve halkınıza başsağlığı diliyor, ileride kederlerimizi değil ümitlerimizi paylaşmayı umuyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler nedeniyle, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a taziye mektubu kaleme aldı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun taziye mektubunda şu ifadeler yer alıyor:

“6 Şubat tarihinde yaşadığımız büyük deprem felaketi ülkemizi olduğu gibi Suriye’yi de etkilemiş ve büyük acıya boğmuştur. Yaklaşık on beş gündür bölgeyi ziyaret ederek halkıma derman olmaya gayret ediyorum. Ülkemizin ve komşu Suriye halkının kayıplarını yüreğimizde hissettiğimizi bilmenizi isterim.

Bu afetin ve yaşadığımız acının bir kez daha gösterdiği gibi, kederlerimizde de ortak ve komşuyuz, Halklarımızın ortak acılarını paylaşıyoruz. Bu vesileyle size ve halkınıza başsağlığı diliyor, ileride kederlerimizi değil ümitlerimizi paylaşmayı umuyorum.”

Türkiye’nin güneyinde yer alan 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler Suriye’nin kuzey bölümünde de büyük yıkıma sebep olmuştu. Depremlerde Suriye’de 5 milyondan fazla kişi yaşamını yitirmişti. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre depremden 8,8 milyon kişi etkilendi .

Paylaşın

TÜİK, İki Yıldır Açıklamadığı İstatistikleri Paylaştı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), iki yıldır açıklamadığı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini paylaştı. İstatistiklere göre 2020 yılında 507 bin 938 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2021’de 565 bin 594 oldu.

Paylaşılan veriler, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını sürecinde gerçek ölüm sayılarının gizlendiği yönündeki eleştirilerin haklılığına işaret ediyor. Buna göre 2020 ve 2021 yıllarında, geçmiş yıllara göre toplamda 200 bin kadar ek ölüm gerçekleşmiş.

Ölüm sayısı 2019 yılında 435 bin 941 iken 2020 yılında yüzde 16,5 artarak 507 bin 938 oldu. 2021 yılında ölüm sayısı 2021 yılına göre yüzde 11,4 artarak 565 bin 594 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), daha önce iki kez ertelediği ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, 2020 yılında 507 bin 938 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2021’de 565 bin 594 oldu. Verilere göre 2019 yılında hayatını kaybedenlerin sayısı 435 bin 941’di.

Bu rakam pandeminin etkili olduğu 2020’de 507 bine, bir sonraki yıl 565 bine yükseldi. 2020 ve 2021 yılına ait toplam ölüm rakamları 1 milyon 73 bin 532 oldu.

TÜİK geçen yıl “istatistiklerin elde edildiği kurumların idari kayıtlarındaki çalışmaların devam etmesini” gerekçe göstererek, planlanan tarihten bir gün önce verilerin yayınlanmasının ertelendiğini duyurmuştu.

Ölüm sayısı 2019 yılında 435 bin 941 iken 2020 yılında %16,5 artarak 507 bin 938 oldu. Ölen kişilerin 2019 yılında yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü kadınlar oluştururken 2020 yılında ölen kişilerin yüzde 56,0’sını erkekler, yüzde 44,0’ünü kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2019 yılında binde 5,3 iken 2020 yılında binde 6,1 oldu. Diğer bir ifade ile 2019 yılında bin kişi başına 5,3 ölüm düşerken 2020 yılında bin kişi başına 6,1 ölüm düştü.

2020’de kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 11,3 ile Sinop oldu

Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2020 yılında binde 11,3 ile Sinop oldu. Bu ili binde 10,9 ile Çankırı, binde 10,7 ile Kastamonu, binde 9,5 ile Artvin izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 3,2 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 3,4 ile Hakkari, binde 3,5 ile Şanlıurfa, binde 3,7 ile Van izledi.

Ölüm sayısı 2020 yılında 507 bin 938 iken 2021 yılında yüzde 11,4 artarak 565 bin 594 oldu.

Ölen kişilerin 2020 yılında yüzde 56,0’sını erkekler, yüzde 44,0’ünü kadınlar oluştururken 2021 yılında ölen kişilerin yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2020 yılında binde 6,1 iken 2021 yılında binde 6,7 oldu. Diğer bir ifade ile 2020 yılında bin kişi başına 6,1 ölüm düşerken 2021 yılında bin kişi başına 6,7 ölüm düştü.

Ölümlerin nedenleri

Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2021 yılında yüzde 33,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 14 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 13,4 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 41,8’inin iskemik kalp hastalığından, yüzde 23,3’ünün diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,9’unun serebro-vasküler hastalıklardan öldüğü görüldü.

Kovid 19 salgını kaynaklı ölüm sayısı 87 bin 334

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) kaynaklı ölüm sayısı 2020 yılında 22 bin 136 iken 2021 yılında 65 bin 198 oldu. Salgın nedeniyle 2021 yılında ölenlerin 35 bin 693’ünü erkekler, 29 bin 505’ini kadınlar oluşturdu.

Kovid 19 kaynaklı ölümler yaş grubuna göre incelendiğinde, salgın kaynaklı ölümlerin 2020 yılında en fazla olduğu yaş grubunun 65-74, 2021 yılında ise 75-84 olduğu görüldü. Kovid 19 nedeniyle 2021 yılında 75-84 yaş grubunda ölenlerin 9 bin 493’ünü erkekler, 8 bin 566’sını kadınlar oluşturdu.

Paylaşın