Selahattin Demirtaş: Seçim Ertelemek Darbe Yapmak Demektir

Seçim tarihiyle ilgili tartışmalar hakkındaki soruya yanıtlayan Demirtaş, “Seçimi erteleyemezler. Seçim erteleme demek darbe yapmak demektir. Darbecilere ne yapılıyorsa halk yine onu yapar, tıpkı 15 Temmuz’daki gibi halka direnme hakkı doğar” dedi ve ekledi:

“Herkes aklını başına almalı, kimse darbeciliğe özenmemeli. Seçimleri siyasi partiler yapmaz, halk yapar. Dolayısıyla seçimler halkın hakkıdır, siyasetçilerin değil. Kimse halkın hakkını ortadan kaldıramaz ya da darbeyle çalamaz.”

Demirtaş, “Bu büyük yıkımda halkın ortaya koyduğu büyük dayanışmadan sonra muhalefetin bir araya gelip ortak-tek aday çıkarması mümkün olur mu?” sorusuna, “Benim kişisel görüşüm, bu yeni durum oluştuğu gerçeğinden hareketle, tüm muhalefetin yeni bir tutumu tartışması gerektiği yönünde” yanıtını verdi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde 6,5 yıldır tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’ün sorularını yanıtladı.

Demirtaş, 6 Şubat depreminden sonra tutuklu olduğu sürede boyunca ilk kez tahliye başvurusunda bulunduğunu belirtti:

“Ne yazık ki biz de ilk saatlerden itibaren felaketi televizyondan izlemek zorunda kaldık. 6 Şubat sabahı kendim bir dilekçeyle mahkemeye başvuru yaptım ve geçici de olsa tahliye talep ettim. Altı buçuk yıldır ilk defa tahliye talep ediyorum ama hukuk olmadığı gibi vicdanlar da çürümüş. Binlerce tutsak felaketin acısını, kaygılarını içeriden çaresizlik içinde izlemek zorunda kaldı.

“Fakat daha ilk günden bizi rahatlatan büyük bir dayanışma başladı, her geçen gün de artarak devam etti. Depremin büyüklüğüne karşı hükümetin, devletin kılını kıpırdatamadığı gerçeği herkesi harekete geçmeye motive etti. Bu dayanışma binlerce hayatı kurtardı en önemlisi budur.”

“Bu büyük yıkımda halkın ortaya koyduğu büyük dayanışmadan sonra muhalefetin bir araya gelip ortak-tek aday çıkarması mümkün olur mu?” sorusuna Demirtaş,

“Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tüm bileşenleri ve kadroları ilk saatlerden itibaren deprem bölgelerinde, alanda çalışıyor. Henüz bir araya gelip yeni bir siyasal değerlendirme yapamadılar. Sanırım önümüzdeki günlerde toplanıp bu yeni durumu çok yönlü ele alacaklardır. Benim kişisel görüşüm, bu yeni durum oluştuğu gerçeğinden hareketle, tüm muhalefetin yeni bir tutumu tartışması gerektiği yönünde.” yanıtını verdi.

‘Seçim ertelemek darbe yapmak demektir’

Demirtaş, seçim tarihiyle ilgili tartışmalar hakkındaki soruya yanıtında şunları söyledi:

“Seçimi erteleyemezler. Seçim erteleme demek darbe yapmak demektir. Darbecilere ne yapılıyorsa halk yine onu yapar, tıpkı 15 Temmuz’daki gibi halka direnme hakkı doğar. Herkes aklını başına almalı, kimse darbeciliğe özenmemeli. Seçimleri siyasi partiler yapmaz, halk yapar. Dolayısıyla seçimler halkın hakkıdır, siyasetçilerin değil. Kimse halkın hakkını ortadan kaldıramaz ya da darbeyle çalamaz.”

Paylaşın

Bahçeli’nin “Not Aldığımız Bilinmelidir” Sözlerine Kılıçdaroğlu’ndan Tepki

MHP Lideri Bahçeli’nin, “Depremden menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da çok iyi bilinmelidir.” sözlerine CHP Lideri Kılıçdaroğlu sert tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından verdiği yanıtta, “Halka, defter tutuyoruz, not ediyoruz diye tehdit savuran beceriksizler!

Şov yapmayı bırakın, geçen iki haftada depremzedelere çadır, konteyner ve mobil duş-tuvalet götüremediniz. İnsanlar soğuk yüzünden az hasarlı evlerine dönmek zorunda kaldılar. Yardımları halka ulaştırın!” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bugün partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

“Yalan haber yayan, dedikodu çıkaran, malumat kirliliğine umut bağlayan siyasi yamyamlığa heves eden kim varsa insanlığı kuşkulu ve tartışmaya açıktır. Fırsatçılığın karanlığından istifade ede etiketleri arttıranlar, kiraları artıranlar, kasasını doldurmak için hareket edenler bu milletin bir ferdi olamayacağı gibi şerefli de sayılamazlar

Depremden Menfaat devşirmenin arayışında olanlar ahlaksızlığın markalarıdır. Bunları tek tek not aldığımız da bilinmelidir.”

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: 500 Bin Aboneye Hala Elektrik Verilemiyor

Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklama yapan CHP’li Akın, “Depremde evi yıkılan ya da hasar alan vatandaşlar barınma başta olmak üzere pek çok temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. 20 Şubat itibarıyla deprem bölgesinde 500 binden fazla aboneye hâlâ elektrik verilemiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Başka bir deyişle deprem bölgesinde en az 2 milyon vatandaşımız günlerdir karanlıkta. İktidar, deprem bölgesinde elektrik ve doğalgaz faturalarının tahsilatının erteleneceğini açıkladı. İktidarın tek çözümü faturaların ertelenmesi.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı

Deprem bölgesindeki 11 ilde 500 bin aboneye elektrik verilemediğini söyleyen Ahmet Akın, açıklamada en az 2 milyon yurttaşın elektrik kesintisinden etkilendiğini belirtti.

CHP’li Akın ayrıca abonelerinin fatura borçlarının ertelenmesini eleştirerek, borçlarının silinmesi çağrısı yaptı:

“Depremde evi yıkılan ya da hasar alan vatandaşlar barınma başta olmak üzere pek çok temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. 20 Şubat itibarıyla deprem bölgesinde 500 binden fazla aboneye hâlâ elektrik verilemiyor.

Başka bir deyişle deprem bölgesinde en az 2 milyon vatandaşımız günlerdir karanlıkta. İktidar, deprem bölgesinde elektrik ve doğalgaz faturalarının tahsilatının erteleneceğini açıkladı. İktidarın tek çözümü faturaların ertelenmesi.

Depremzedeler zaten barınma başta olmak üzere pek çok dertle boğuşuyor. Fatura tahsilatının ertelenmesi evsiz kalan vatandaşların yükünü hafifletmez.

Faturaların tahsilatını ertelemek, evi yıkılan ya da hasar alan vatandaşların derdine derman olmaz. Depremzede vatandaşlarımızın doğalgaz ve elektrik faturaları ertelenmek yerine derhal silinmeli.”

AFAD açıkladı: Can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar bugün yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 41’i 5-6 arası, 450’si 4-5 arası büyüklükte 7 bin 242 artçı deprem yaşandığını söylemişti.

Paylaşın

AFAD Açıkladı: Can Kaybı 42 Bin 310’a Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar bugün yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 41’i 5-6 arası, 450’si 4-5 arası büyüklükte 7 bin 242 artçı deprem yaşandığını söylemişti.

Deprem bölgesinde 500 bin aboneye hâlâ elektrik verilemiyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın deprem bölgesindeki 11 ilde 500 bin aboneye elektrik verilemediğini söyledi.

Akın, bugün yaptığı yazılı açıklamada en az 2 milyon yurttaşın elektrik kesintisinden etkilendiğini belirtti. Akın ayrıca abonelerinin fatura borçlarının ertelenmesini eleştirerek, borçlarının silinmesi çağrısı yaptı:

Depremde evi yıkılan ya da hasar alan vatandaşlar barınma başta olmak üzere pek çok temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. 20 Şubat itibarıyla deprem bölgesinde 500 binden fazla aboneye hâlâ elektrik verilemiyor. Başka bir deyişle deprem bölgesinde en az 2 milyon vatandaşımız günlerdir karanlıkta. İktidar, deprem bölgesinde elektrik ve doğalgaz faturalarının tahsilatının erteleneceğini açıkladı. İktidarın tek çözümü faturaların ertelenmesi.

Depremzedeler zaten barınma başta olmak üzere pek çok dertle boğuşuyor. Fatura tahsilatının ertelenmesi evsiz kalan vatandaşların yükünü hafifletmez. Faturaların tahsilatını ertelemek, evi yıkılan ya da hasar alan vatandaşların derdine derman olmaz. Depremzede vatandaşlarımızın doğalgaz ve elektrik faturaları ertelenmek yerine derhal silinmeli.

10 maddelik plan

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, deprem bölgesinden yeniden inşa sürecine ilişkin 10 maddelik bir plan açıkladı.

Kurum, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Afet risk durumu, zemin kalitesi çalışmalarıyla sosyolojik, demografik, kültürel yapıyı koruyarak, il yöneticileri, STK, akademisyenlerle istişare ederek, vatandaşımızı mağdur etmeden yeni yerleşim yerlerimizi belirliyoruz. İhya ve inşa sürecinde yol haritamız netleşiyor.” dedi.

Kurum’un paylaşımında sıralanan 10 madde şöyle:

– Yerleşime açılacak alanlarda tüm afet risklerinin tespiti yapılacak. Morfolojik, jeolojik, jeofizik, jeoteknik, hidrojeolojik, sismotektonik arazi kullanımı incelenecek.

– Zeminin depreme dayanıklılığını ortaya koyan mikro-bölgeleme ve jeolojik etüt çalışmaları devam edecek.

– Eski yerleşim alanlarının zemin incelemelerine göre, imar kısıtlaması, bina yoğunluğunda azaltım dahil seçenekler değerlendirilecek.

– Sağlam zemin için sıvılaşmanın olmayacağı yerler belirlenecek.

– Fay hatlarına mesafe hesaplanacak.

– Dirençli şehirler için ‘ovadan dağlara doğru yerleşim modeli’ üzerinde durulacak.

– Radye temel tünel kalıp sistemi tüm yapılarda uygulanacak.

– Şehrin kültürüne, sanatına, doğal ve tarihi dokusuna, sosyolojisine, demografik yapısına uygun şekilde tasarlanacak.

– İki ay içerisinde TOKİ eliyle 200 bin konutun inşasına başlanacak. Konutların hiçbiri zemin artı 3-4 katı geçmeyecek.

– Sürecin her aşamasında üniversiteler, bilim insanları, mühendis, mimar, şehir planlamacıları olacak.

Provokatif paylaşım yapan 131 şüpheliden 25’i tutuklandı

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), sosyal medyada depremle ilgili “provokasyon yaptığı” şüphesiyle 874 hesap yöneticisinden 541’i hakkında adli işlem başlatıldığını açıkladı. Buna göre 131 şüpheliden 25’i tutuklandı.

Açıklamaya göre depremzedelere yardım yapmak isteyenlerin iyi niyetlerini suistimal etmek amacıyla oluşturulduğu belirlenen ve “oltalama” dolandırıcılığına yönelik hazırlanan 76 internet sitesinin kapatılması sağlandı.

Resmi kurumların adını kullanarak veya taklit ederek vatandaşlardan para talep eden 15 sosyal medya hesabıyla ilgili gerekli işlemler yapıldı.

“Deprem yardımı” teması kullanılarak para yatırılması talep edilen 6 kripto varlık cüzdanı da donduruldu.

61 avukattan Erdoğan ve bakanlar hakkında suç duyurusu

Halkçı Hukukçular’ın çağrısıyla bir araya gelen hukukçular, depremle ilgili olarak AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, bakanlar, depremin yaşandığı kentlerin valileri ile belediye başkanları, GSM operatörleri, müteahhitler ve yapı denetim bürolarının sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Hukukçular, cumhurbaşkanı, bakanlar, valiler, belediye başkanları ve diğer isimler hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını talep etti.

11 suçlama

Hukukçular dilekçede şu suçlamalara yer verdi:

“Olası kastla birden fazla insanın öldürülmesine ve yaralanmasına neden olma”, “bilinçli taksirle öldürme”, “denetim görevinin ihmali, “görevi kötüye kullanma”, “tehdit”, “hakaret”, “haberleşmenin engellenmesi”, “yardım veya bildirim yükümlüğünün yerine getirilmemesi”, “ihaleye fesat karıştırma”, “edimin ifasına fesat karıştırma” ve “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme.”

Erdoğan’ın “Bunlar kader planının içerisinde olan şeyler” açıklaması hatırlatılan dilekçede, “Ülkemizin yüzleştiği her acıda halk, devletin yerine getiremediği sorumlulukları kendi yetersiz imkanları ile yerine getirmek zorunda bırakılırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise kaderciliğe sığınmaktadır” denildi.

Paylaşın

Bakan Akar Duyurdu: 20 Bin Suriyeli Depremden Sonra Döndü

Kahramanmaraş depremlerinin ardından Türkiye’ye Suriye’den “sığınmacı akını olduğu” iddialarının gerçek dışı olduğunu belirten Bakan Akar, “Tek yönlü olarak Türkiye’den Suriye’ye doğru evlerine ve topraklarına dönen Suriyeli vatandaşlar var. Şu anda bu rakamın 20 bini geçtiğini takip ediyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Hatay’ın Defne ilçesinde gerçekleşen 6,4 büyüklüğündeki depremin ardından kent merkezinde incelemelerde bulunan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, şunları söyledi:

“Hudutta yaptığımız incelemelerde, askeri ve sivil erkanla yaptığımız görüşmelerde, sınır hattımızdaki askeri birliklerimizde yaptığımız denetlemelerde ve hudut kapılarında yaptığımız görüşmelerde yoğun bir şekilde konuyu görüştük.

Kesinlikle bu iddialar gerçek dışı. Türkiye’de yaşayan Suriyeli vatandaşlar evlerini ve yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle kendi topraklarına dönüyor. Tek yönlü olarak Türkiye’den Suriye’ye doğru evlerine ve topraklarına dönen Suriyeli vatandaşlar var. Şu anda bu rakamın 20 bini geçtiğini takip ediyoruz.”

Akar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin afete müdahale sırasında kışladan geç çıkarıldığı iddialarına ilişkin “Böyle bir şey söz konusu değil. Gerekli açıklamaları yaptık. Bazıları görmemekte, anlamamakta ısrar ediyor. İlk andan itibaren Mehmetçik milleti ve vatandaşı ile beraber oldu, olmaya devam ediyor. Yapılanlar da vatandaşlarımız tarafından görülüyor” dedi.

AFAD açıkladı: Can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar bugün yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 41’i 5-6 arası, 450’si 4-5 arası büyüklükte 7 bin 242 artçı deprem yaşandığını söylemişti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: İktidarı Değiştireceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, “İktidarı değiştireceğiz, orası kolay. Değişim iktidarı değiştirmekten büyük olmalı. Zihniyeti değiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi enkaz altında bırakan düşünce şeklini kurutmamız lazım. Değerlerimizi yeni baştan örmemiz lazım. Devlete yaklaşımımızı değiştirmemiz gerek” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında deprem bölgesine yaptığı ziyaretler ve yaptığı açıklamaların arka planını anlatan Kılıçdaroğlu, “Halkımızın acısını düşünüyorum, torunlarımı düşünüyorum, duygularım karma karışıktı. Bu ülkede her şeyi bölüştüler, acılar hariç. Acıları hiç kimse bölüşmeyecek mi bu ülkede diye sordum kendi kendime. Yarın torunlarım büyüyecek, Allah ömür verirse soracaklar bana ‘Dede en zor zamanlarda sen neredeydin? Ne yapıyordun?’… Ne diyeceğim onlara düşünmeye başladım” dedi ve ekledi:

“İşte o an içimde bir şey koptu. Anladım ki ben artık eski ben olamayacağım. O an itibariyle ben aynı Kemal değildim. Kalktım basın müşavirim Ömer’i aramaya koyuldum. Telefon hatları çekmiyor, hiçbir şey çalışmıyor. Araca gittim o da zaten uyumuyordu. Herkeste aynı travma. ‘Haydi Ömer halkımıza seslenmemiz lazım’ dedim.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “En zor durumda nerede duracağımızı söylemem lazım. Gelecekte torunlarımın soracağı sorulara bu gece benim yanıt vermem lazım dedim. Erdoğan ile siyaset üstü hizalanmayı reddediyorum dedim.

“Ne kendisi ile ne sarayı ile ne de çeteleriyle hizalanacağım. Ne siyaset üstüne ne siyaset altına ne ölümüne ne dirimine ne de milleti için var olmayan bir devlet yapısıyla hizalanacağım. Milleti için evlatları için var olmayan bir yapıyı yüceltmeyeceğim. Asla ve asla yüceltmeyeceğim. Dayanışacaksam da milletim ile dayanışacağım” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında 15 dakikalık bir konuşma yaptı. Hatay’da Pazartesi akşamı yaşanan 6,4 büyüklüğündeki depremin merkez üssü Defne’ye gideceğini açıklayan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Büyük bir felaket yaşıyoruz. Haberi aldığımda hepiniz gibi dehşete düştüm. Sonra en iyisi hemen depremin olduğu bölgeye gitmek geldi. Başkanlarımızı aradım ‘Kalkın gidiyoruz’ dedim. Hatay’a vardık. Gördüklerim nasıl anlatılır bilmiyorum. Rüyada gibiydik. Gördüğümüz gerçek olamayacak kadar korkunç ve kabustu. Kadim şehirlerimizde ölümden başka hiçbir şey yoktu. İnsanlar isimleri haykırıyordu sokaklarda; evlat, anne, baba, kardeş isimleri… Gece indiğinde tümüyle tükenmiştik.

Buz gibi bir soğuk gerçek bir zifiri karanlık. Yatacak yer arıyoruz kendimize. Dinlenmeye çekildim ama dinlenmek, uyumak mümkün değil. Gözlerimi kapatıyorum o çocuklar, o isimler gitmiyor aklımdan.

Bu ülkede her şeyi bölüştüler, acılar hariç. Yarın torunlarım büyüyecek, ‘En zor zamanlarda sen neredeydin, ne yapıyordun’ diye soracaklar. İşte o an içimde bir şey koptu. Anladım ki ben eski ben olamayacağım. Aynı Kemal değildim.

Telefonlar çekmiyor, Danışmanım Ömer araçta olacağını söylemişti, o da uyumuyordu. ‘Haydi Ömer halkımıza seslenmemiz lazım’ dedim. Erdoğan ile siyaset üstü ‘Hizalanmayı reddediyorum’ dedim. ‘Dayanışacaksam milletimle dayanışacağım’ dedim. Onlar varken ‘Erdoğan ne Allah aşkına diye sordum’ kendime.

Milletimize seslenmek istiyorum ama internet yok. Saat gecenin 2’si. Ne düşünüyorsam amasız, fakatsız söyledim.

Ey halkım; sen daha iyi olmayı hak etmiyor musun? Halkına hep hüzün ören bir ülkede yaşamaya devam mı edeceğiz? Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı daha iyi olmasın mı? Halkının derdine koşamayan bir devleti düzeltmeye çalışmayacak mıyız? Yazımızı öldürdüler bir baharı yaşatmayalım mı?

Net konuşmamız lazım. Bizim bir iktidarı değiştirmekten çok daha derin meselelerimiz var. İktidarı değiştireceğiz, orası kolay. Değişim iktidarı değiştirmekten büyük olmalı. Zihniyeti değiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi enkaz altında bırakan düşünce şeklini kurutmamız lazım. Değerlerimizi yeni baştan örmemiz lazım. Devlete yaklaşımımızı değiştirmemiz gerek.

Rant peşinde koşanlar bizi yönetiyor. İş insanları yasa boşluklarını dolduruyor. Kibir alkışlanıyor, düzen aynen devam ediyor. Büyük küçük herkes rantın peşinde. Biz ne yaptık kendimize böyle? Nedir bu haram sevdası böyle?

Elbette önce bu düzeni suçlayacağız. Bu düzeni onlar getirdi. İğneyi kendimize batırmak zorundayız. Siyasete giren anormal şekilde zenginleşiyor. Biz siyasiler de oy kaybederiz diye imar aflarına el kaldırıp, indiriyoruz. Defter tutuyorlarmış, zıvanadan çıktılar. Onlar bambaşka bir evrende yaşıyorlar.

Değişmemiz lazım. Düzenin çalışma şeklini kökünden değiştirmemiz lazım. Siyasetin yapılma şeklini değiştirmemiz lazım. Davranışlarımızı değiştirmemiz lazım. Her şeyi temelden değiştirmek zorundayız.

Değişime bu vahşi neo-liberal tek adam rejiminden başlayacağız. Halkı ilgilendiren her alana sirayet edecek değişim. Şafak söktüğünde evsiz barksız kalanlar yuvalarını yeniden bulacak. Depremler hep olacak. Ama devlet artık depremler karşısında aciz kalmayacak. Bu kabus bir daha yaşanmasın. Haramdan, düzensizlikten, yalandan, riyadan siyaset elini çekecek.

Kayırma bitecek, suiistimal bitecek, açgözlülük, rant bitecek. Her birimiz elimizi taşın altına koyacağız. Önce inanacağız. Birbirimize inanacağız. Adaleti getireceğimize inanacağız, daha iyisini hak ettiğimize inanacağız.

Deprem gecesinden beri dayanışma içinde olan onurlu halkımız için inanmak zorundayız. Halkımız için bu ülkeyi yeniden kuracağız. Kural koyacağız, asla çiğnetmeyeceğiz. Artık imar aflarını ağzımıza almayacağız. Kurumlar inşa edeceğiz, tek adamlar asla bu coğrafyada asla olmayacak. Bu harami düzeni mutlaka değiştireceğiz.

Yarın çocuklarımız sorduğunda, ‘Bu kabusu biz bitirdik’ diyelim.”

Paylaşın

Erdoğan Ve Bakanlar Hakkında Suç Duyurusu: 11 Suçlama

61 avukat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, bakanlar, depremin yaşandığı kentlerin valileri ile belediye başkanları, GSM operatörleri, müteahhitler ve yapı denetim bürolarının sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Haber Merkezi / Halkçı Hukukçular’ın çağrısıyla bir araya gelen hukukçular, cumhurbaşkanı, bakanlar, valiler, belediye başkanları ve diğer isimler hakkında soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını talep etti.

11 suçlama

Hukukçular dilekçede şu suçlamalara yer verdi:

“Olası kastla birden fazla insanın öldürülmesine ve yaralanmasına neden olma”, “bilinçli taksirle öldürme”, “denetim görevinin ihmali, “görevi kötüye kullanma”, “tehdit”, “hakaret”, “haberleşmenin engellenmesi”, “yardım veya bildirim yükümlüğünün yerine getirilmemesi”, “ihaleye fesat karıştırma”, “edimin ifasına fesat karıştırma” ve “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme.”

Erdoğan’ın “Bunlar kader planının içerisinde olan şeyler” açıklaması hatırlatılan dilekçede, “Ülkemizin yüzleştiği her acıda halk, devletin yerine getiremediği sorumlulukları kendi yetersiz imkanları ile yerine getirmek zorunda bırakılırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise kaderciliğe sığınmaktadır” denildi.

AFAD açıkladı: Can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar bugün yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 41’i 5-6 arası, 450’si 4-5 arası büyüklükte 7 bin 242 artçı deprem yaşandığını söylemişti.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Sorumluluk Zincirinin Başı Cumhurbaşkanıdır

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin, “Ölümlerin sorumlusu bellidir; çürük ve yozlaşmış enkaz zihniyetidir. Bu rant, talan, yalan ve savaş üzerine varlığını kurmuş iktidarın kendisidir. Tüm kurumlar Cumhurbaşkanının ve kendilerinin imajı ve menfaati için çalışıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaşın lehine tek bir kurum çalışmıyor. Her devlet kurumu ve bu kurumlarda çalışan yetkililer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde bir emir kulu haline gelmiştir. Bu sistemde devletin tüm kurumları halka sorumlu olmaktan azade kılınmış, Cumhurbaşkanına karşı sorumlu hale getirilmiştir. Bu nedenle bu yıkımda da sorumluluk zincirinin başı ve ilk halkası bizatihi Cumhurbaşkanıdır. Depremin büyük felakete dönüşmesinin nedenlerini bir kez daha tek tek sıralıyorum”

Sancar, konuşmasının devamında, “Vurgunculuktur, talancılıktır, yalancılıktır, rantçılıktır, denetimsizliktir, tedbirsizliktir, öngörüsüzlüktür, plansızlıktır, organizasyonsuzluktur, koordinasyonsuzluktur, çürümüşlüktür, ahlak yitimidir, merhametsizliktir, vicdansızlıktır. Bütün bunları hepimiz gördük, görmeye devam ediyoruz. Depremin büyük bir felakete dönüşmemesi için koordine olmayan bu iktidar, savaş faaliyetleri söz konusu olduğunda anında koordine olmayı nasıl başarıyor? Bakın, kamu yararını değil rantı, halkın yaşamını değil kendi bekasını, barışı değil savaşı tercih eden bu siyaset ve zihniyet ölümlerin ve yıkımın sorumlusudur” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Sancar, şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlarım, basının değerli emekçileri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan, depremde kaybettiğimiz tüm canlara bir kez daha Allah’tan rahmet, geride kalanlara ve deprem bölgesindeki halkımıza başsağlığı diliyorum. Tarifsiz acıyı ve yerle bir olan kentlerdeki tabloyu kelimelerle ifade etmek güçtür.

Toplumsal etkileri olan ve onarılması uzun yıllara yayılacak ve asla unutulmayacak bir yıkımla, derin bir acıyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin deprem gerçeğini ve tüm yaşananları bütün boyutlarıyla konuşmaya, sorgulamaya ve hesap sormaya devam etmek zorundayız. İktidarlar eliyle örülmüş, etkileri onlarca seneye yayılacak bir felaketle karşı karşıya iken susmak asla söz konusu olamaz. Konuşmak zorundayız.

Depremde yıkılmayan bir ülke olabilmenin yollarını bulmak için daha fazla konuşmak, daha fazla sormak ve sorgulamak zorundayız. Aynı şekilde deprem olduktan sonra doğrusunu yapmanın yollarını bulmak için de konuşmak, sormak ve hesap sormak zorundayız. İktidarın, iktidar medyasının ve yandaşlarının depremden sonra yaptıklarını yapmamanın, bunları yaptırmamanın yollarını bulmak için de konuşmak, sormak, sorgulamak ve hesap sormak zorundayız.

“Toplumun dayanışma enerjisi bastırılmasaydı binlerce can enkazdan sağ çıkarılabilecekti”

Depremden sonra iktidarın ısrarla ve istikrarla yaptığı bir şey var. İşte bunu engellemek için konuşmak, sormak ve sorgulamak, hesap sormak zorundayız. Nedir bu? Toplumun yardımlaşma ve dayanışma enerjisini büyütmek ve etkili kılmak yerine; bastırmak, etkisizleştirmek ve gasp ya da müsadere etmek. Devletin, iktidarın toplumun enerjisini bastırması, müsaderesi elbette yeni bir şey değil ama burada yeni bir durumla karşı karşıyayız.

Bu kadar büyük bir felaketin ortasında herkes çok çaresizken en kaba bir biçimde yaptı bu iktidar, yandaşları ve medyası. Toplumun dayanışma enerjisi bastırılmayıp doğru yönlendirilseydi belki de binlerce can enkazdan sağ çıkarılabilecekti. Belki birkaç kişi biraz daha erken yemeğe, binlerce kişi barınma imkanlarına kavuşabilecekken bunu engelleyen bir iktidar ve devletle karşı karşıyayız. İktidar bunu sistemli, istikrarlı ve kötücül bir biçimde yapmaktadır. Amaç belli; aman toplum kendi enerjisiyle ayağa kalktı denilebilecek bir manzara oluşmasın.

“Bizler deprem yaşandıktan hemen sonra bütün birimlerimizle sahadaydık”

Devlet ya da iktidar tarafından ayağa kaldırılmış ya da hiç olmazsa devletin yönlendirmesiyle ayağa kalkmış bir toplum manzarası yapmak istediler. Bunu normal zamanlarda yaptıklarında eleştiririz, ağır sözler de söyleriz ama burada yaptıklarının faturası çok ağırdır. Böyle bir zamanda iktidarın bütün bu yaptıklarını yapmadıklarını engellemek için, bu düzeni değiştirmek için konuşmak, sormak, sorgulamak ve hesap sormak zorundayız. Bizler deprem yaşandıktan hemen sonra bütün birimlerimizle sahadaydık.

Ben ve Eş Genel Başkanım Pervin Buldan, milletvekillerimiz, yönetici arkadaşlarımız, danışmanlarımız, partimizin bütün birimleri, il örgütlerimiz, kayyım atanmış olsun olmasın tüm yerel yöneticilerimiz ilk andan beri deprem bölgesindeydi. Bizim gibi binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan, belki milyonlarca insan aynı duyarlılıkla hareket etti. Yaşanan bu büyük yıkıma, insani krize, büyüyen öfkeye ve buna karşılık iktidarın devlet kurumlarının acizliğine, çürümüşlüğüne, yetersizliğine ve de oluşan büyük dayanışmayı engellemeye yönelik girişimlerine bizzat tanık olduk.

“Denetimsiz ve tehlike arz eden binalara dair neden envanter tutulmadı?”

Depremin ertesi günü Hatay bölgesine gittiğimizde gördüğümüz manzara bütün bunları çıplak bir şekilde ortaya koyuyor. Sadece bizlerin değil, özellikle ve öncelikle deprem bölgesinde yaşayan insanların gerçekliği de budur, gördükleri hakikat de budur. Şimdi cevabı verilmesi gereken temel soru şu. Bu kadar ağır bir yıkım, bu kadar büyük bir felaket neden yaşandı? On binlerce insanın ölümüne neden olan sorumluluklar zinciri nedir? Öyle “asrın depremi” diyerek geçiştirilecek, üzeri örtülecek, sıradanlaştırılacak bir durum değil. Ülkeyi yönetenlerin birinci dereceden sorumlu oldukları bir siyasal ve toplumsal felakettir söz konusu olan.

Depremden öncesine bakalım. Maraş bölgesinin deprem kuşağı olduğu biliniyor. Uzmanlar, meslek kuruluşları, devlet kurumları, halkımız, siyasetçiler bu gerçeği defalarca dile getirdi. Teknolojinin ve bilimin geldiği bu aşamada fay hatları üzerinde gerçekleşecek bir büyük depremin aşağı yukarı zamanını ve yerini bile söyleyen bilim insanlarımız oldu. Bu uyarılar neden dikkate alınmadı, neden tedbir alınmadı? Gerekli etütler neden yapılmadı? Denetimsiz ve tehlike arz eden binalara dair neden envanter tutulmadı? Bu binalar için neden bir çalışma yürütülmedi?

“Keyfilik bu rejimin temel özelliği haline geldi”

Bunların hiçbiri hayata geçirilmedi. Üstelik itiraz ve uyarılara rağmen imar aflarıyla bu bölgedeki yıkıma ve kıyıma adeta davetiye çıkarıldı. Yıkılan binaların dayanıksız ve çürük olduğu ortada. Bu iktidar insan canını güvence altına almayı amaçlayan yapı denetim uygulamasını fiilen ortadan kaldırdı. Böylesi önemli ve kamusal uygulamayı özel sektöre devretti. Uzman meslek kuruluşlarının denetim yetkisini elinden aldı. Binaların malzemesinden çalarak inşaat yapan müteahhitlere gerekli şirketi kurma yetkisi verdi.

Bu iktidarın en büyük icraatı her alandaki denetimi ortadan kaldırmak ve keyfiliği yaymak olmuştur. Denetime, denge ve denetlemeye ve bunları sağlayan kurumlara savaş açtı bu iktidar. Keyfilik, bu rejimin temel özelliği haline geldi. Bunun en acı sonucunu depremde yaşıyoruz. Büyük kayıplar vererek yaşıyoruz. 2020’de Maraş Valiliği ve AFAD, Maraş için İl Afet Risk Azaltma Planı hazırlıyor. Bu planda depremin şiddetinden yıkımın nasıl olacağına kadar konularda ciddi belirlemeler ve uyarılar vardı. AFAD planında Maraş depremi 7,5 büyüklüğünde öngörülüyor. Bu planın gereği yapıldı mı? Hayır! Plan tozlu raflara kaldırıldı. Alan ranta açıldı.

Yine bilim insanları ve TMMOB’a bağlı Jeoloji Mühendisleri Odası yıllardır rapor hazırlıyor ve uyarıyor. JMO 24 ilin 18’i ile ilgili raporlarını 2022 yılında yani birkaç ay önce hükümete, Cumhurbaşkanlığına ve devlet kurumlarına sundu. Bu raporlarda somut tespitler, uyarılar ve alınması gereken önlemler yer alıyordu. Bu uyarıları dikkate alan, gereğini yapan, toplumu ve kamu kurumlarını olası bir depreme hazırlayan herhangi bir faaliyet ve çaba olmadı. Halbuki aynı zamanda aynı şekilde iktidar da planlar hazırlamıştı.

“İnsan yaşamı yerine rantı ve talanı esas alan bir anlayış ile bir felakete maruz kaldık”

2011’de yayınladıkları strateji eylem planında 2017’ye kadar tüm kamu binalarının, 2022’ye kadar tüm kırsal bölgelerdeki ve şehirlerdeki binaların kontrollerinin yapılacağını belirtmişti. Peki, ne yaptı iktidar? 2013’te çıkarılan bir torba yasayla mimar ve mühendislerin yapı denetim sürecinden dışlanmasına imkan verecek ve denetimleri özel sektöre havale edecek düzenlemeler yaptı.

Deprem öncesi tedbirleri almayan ve raporların, risk planlarının gereğini yerine getirmeyen iktidar ve liyakatsizlik ile yönettiği devlet kurumları çürük binalar gibi çöktü ama halkımızın üzerine çöktü, ülkenin üzerine çöktü. Yollar ile övünüyorlardı, yollar çöktü; büyük binalar ile övünüyorlardı, binaları çöktü; büyük havaalanları ile her yere havaalanı açmakla övünüyorlardı, havaalanları çöktü. Kendileri çöktü, halkın üzerine çöktü. Bunu sormak, sorgulamak ve hesabını sormak zorundayız. İnsan yaşamı yerine rantı, talanı ve savaş politikalarını esas alan bir anlayış ile korkunç bir felakete maruz kaldık.

“Tek adamın talimatı olmaksızın bir vinç dahi oynatmayan beceriksiz bir devlet yönetimi gördük”

Cumhurbaşkanı’nın İskenderun’da 6 mahallenin riskli bölge ilan edildiği kararı bir gün önce yürürlükten kalktı. 20 yıldır plansız, programsız, bilimden uzak ve yaşamı hiçe sayan bir anlayışla durmadan beton döküyorlar. Doğa talanına dayalı rant alanları oluşturuyorlar. Bunu da kamuoyuna şatafatlı törenlerle hizmet diye sunuyorlar. Peki, devleti yönetenler nerede? Sorunun cevabı açık.

Binlerce, milyonlarca insan devlete, devletin elindeki kamu imkanlarına bu kadar ihtiyaç duyarken, devlet ortadan kayboldu. Deprem anından itibaren 72 saat boyunca organize olamayan, koordinasyonu sağlayamayan, tek adamın talimatı olmaksızın bir vinç dahi hareket ettiremeyen, inisiyatif alamayan, beceriksiz, basiretsiz, liyakatsiz ve darmadağın bir devlet yönetimi gördük. Bu devlet yönetimi halkın kaynaklarıyla işliyor.

“Depremden sonraki ilk saatlerde neden hızla harekete geçilmedi sorusuna cevap vermek zorundasınız!”

Şu soruların cevabı verilmek zorunda. Soracağız, yeniden yeniden soracağız. Depremden sonraki ilk saatlerde neden hıza harekete geçilmedi? Bunun önündeki engel neydi? Bütün devlet kurumlarının imkanları ve kapasitesi neden devreye sokulmadı? Sivil ve resmi arama kurtarma ekiplerinin acilen bölgeye sevki neden gerçekleştirilmedi?

Kamunun ve özel sektörün elindeki iş makineleri, vinçler ve kurtarma araçları neden devreye sokulmadı? Neden 72 saat geç kalındı? Ne beklendi? Halbuki uzmanların dediği çok açık. Gerekli hazırlıklar zamanında yapılmış olsa, harekete geçmek için 4 saat yeterliydi. Bütün yetkileri elinde bulunduran Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, hiyerarşik yapıdaki herkes bu soruların yanıtını vermek zorundadır. Sadece yanıt değil elbette, hesabını da vermek zorundadır.

“Bu sorumluluk zincirini hiç kimse kader planı olarak yutturamaz”

Bu yıkım, öyle “ufak tefek eksiklerimiz vardı, biz İstanbul depremi için hazırlandık” diyerek ve hakaretler yağdırarak, tehditler savurarak geçiştirilemez. On binlerce ölüme, yüz bini aşan yaralanmaya neden olan, milyonlarca insanın bugününü ve geleceğini karartan, hayvanların ve doğanın alt üst olmasına sebep veren bu sorumluluk zincirini hiç kimse kader planı olarak yutturamaz, başka mercilere havale etme hadsizliğinde de bulunamaz.

Deneyimlerimizle ve geçmiş depremlerden bugüne aktarılan birikimlerle, bu ülkeyi yönetenler bizler olsaydık, anında sivil ve askeri bütün devlet kurumları tam kapasite eş zamanlı harekete geçirir; kamu ve yerel yönetimlerle, sivil toplum örgütleriyle, gönüllülerle, meslek odalarıyla, sendikalarla, madencilerle, siyasi partilerle, parlamento ile tam bir koordinasyon sağlardık ve ilk andan arama kurtarma çalışmasını süratle başlatırdık. Belediyelerimiz kayyımlarla gasp edilmeseydi, bütün yerel yönetim imkanlarımızla halkın hizmetinde olurduk.

Ki tüm sınırlı imkanlarımıza rağmen 6 Şubat sabahından itibaren deprem bölgesindeyiz ve bu büyük toplumsal dayanışmanın bir parçası olmak için elimizden gelen her türlü çabayı harcıyoruz. Mütevazi ama önemli bir örnek vermek gerekirse üç belediyemizle deprem bölgesinde mutfak açtık. Binlerce insan için yemek hizmeti yürütüyoruz. Kayyım gaspı olmasaydı, şu anda 65 belediyemizle yüz binlerce, belki milyonlarca insana yemek ve diğer hizmetleri sunan onlarca faaliyet yürütürdük. Yerel demokrasi ve yerel yönetimlerin öneminden söz ederken işte bu gerçeğe işaret ediyoruz.

“İlk saatlerde karışıklık oldu diyorsunuz, nedenini açıklayın! “

AKP’nin bir yetkilisi önceki gün açıklama yapıyor. İlk saatlerde karışıklık oldu diyor. İlk saat dedikleri ilk 72 saat, depremden sonraki en kritik dakikalar, saniyeler. Kurtarma faaliyetlerinin yoğun olması, anında başlaması hayati önem taşıyor. Kelimenin çıplak anlamıyla hayati önem taşıyor. Binlerce insanın canının kurtarılması anlamında hayati önem taşıyor. Bu nasıl bir aymazlık, bir utanmazlık, nasıl bir pişkinlik, nasıl bir kayıtsızlık! Diyelim ki öyle, bir karışıklık oldu. Peki, nedir bunun sebebi? Bu karışıklık nedir onu açıklayın, bu karışıklık dediğimiz şeyin sebebi nedir, bunu açıklayın. Kim sebep oldu bu karışıklığa, açıklayın! Bunların cevabını alana kadar her alanda sorularımızı da soracağız. Sorgulama da yapacağız, hesabın peşine de düşeceğiz.

“Bu kıyımın hesabını mutlaka soracağız, bu hesabı mutlaka vereceksiniz”

İnsan yaşamının söz konusu olduğu bir andaki karışıklık o yaşamın sona ermesi anlamına geliyor. İleri sürdüğünüz karışıklığın sonucu, kurtarılabilecek binlerce insanın enkaz altında can vermesidir. Bu kıyımın hesabını mutlaka soracağız, bu hesabı mutlaka vereceksiniz. Sivil dayanışmaya kayyım atarken, yardımları engellerken, hiç gerek yokken OHAL ilan ederken, sosyal medyayı en hayati zaman aralığında yasaklarken, “Devlet nerede?” diye tweet atanları tek tek gözaltın alırken, halkı ve medyayı sürekli tehdit edip susturmaya çalışırken, 72 saat boyunca vinçleri, kepçeleri, yardım tırlarını yollarda bekletirken hiç karışıklık yaşamadınız.

Buralarda kötücüllükte, kötülükte hızla organize olduğunuz. İnsan hayatı söz konusu olduğunda nedir bu karışıklık, neden yaşanıyor? Halk düşmanlığı söz konusu olduğunda bu iktidarın hızını hiçbir şey kesmiyor. Halk ve yaşam söz konusu olduğunda insanları değil, koltuklarının bekasını ve imajlarını kurtarmak için tek yürek teyakkuza geçen bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Hafızalarımıza kayyım atayamazsınız, bunları unutmayacağız, unutturmayacağız. Sormaktan sorgulamaktan, hesabın peşine düşmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Depremden hemen sonra Saray ile devlet kurumları arasında ne yaşandı? Bu beceriksizliğin ve basiretsizliğin, AFAD’ın son derece yetersiz personel ve gecikerek gönderilmesinin sebebi nedir? Bu sorulara cevap vermek zorundasınız. Askeri kurumların envanterinde 400’ü aşkın taşıma maksatlı helikopter Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunuyor. Mesela Hatay’a bu helikopterlerle depremden itibaren en geç 8 saat içinde tam donanımlı en az 4000 kişilik arama kurtarma ekibi gönderilebilirdi. Neden yapılmadı? Arama kurtarmada en fazla deneyime sahip ve bölgeye gitmek için bekleyen madenciler neden günlerce bekletildi, neden bölgeye sevk edilmedi?

“Sorumluluk zincirinin başı ve ilk halkası bizatihi Cumhurbaşkanıdır”

Ölümlerin sorumlusu bellidir; çürük ve yozlaşmış enkaz zihniyetidir. Bu rant, talan, yalan ve savaş üzerine varlığını kurmuş iktidarın kendisidir. Tüm kurumlar Cumhurbaşkanının ve kendilerinin imajı ve menfaati için çalışıyor. Vatandaşın lehine tek bir kurum çalışmıyor. Her devlet kurumu ve bu kurumlarda çalışan yetkililer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde bir emir kulu haline gelmiştir.

Bu sistemde devletin tüm kurumları halka sorumlu olmaktan azade kılınmış, Cumhurbaşkanına karşı sorumlu hale getirilmiştir. Bu nedenle bu yıkımda da sorumluluk zincirinin başı ve ilk halkası bizatihi Cumhurbaşkanıdır. Depremin büyük felakete dönüşmesinin nedenlerini bir kez daha tek tek sıralıyorum. Vurgunculuktur, talancılıktır, yalancılıktır, rantçılıktır, denetimsizliktir, tedbirsizliktir, öngörüsüzlüktür, plansızlıktır, organizasyonsuzluktur, koordinasyonsuzluktur, çürümüşlüktür, ahlak yitimidir, merhametsizliktir, vicdansızlıktır.

Bütün bunları hepimiz gördük, görmeye devam ediyoruz. Depremin büyük bir felakete dönüşmemesi için koordine olmayan bu iktidar, savaş faaliyetleri söz konusu olduğunda anında koordine olmayı nasıl başarıyor? Bakın, kamu yararını değil rantı, halkın yaşamını değil kendi bekasını, barışı değil savaşı tercih eden bu siyaset ve zihniyet ölümlerin ve yıkımın sorumlusudur.

“Çalışmalarımızın devletin çürümüşlüğünü gözler önüne sermesinden korkuyorlar”

OHAL ilan edildi, buna ne gerek vardı? Eldeki imkanlarla bütün bu çalışmaları yürütmek mümkündü. Afet bölgesinde de pek çok çalışma imkanı veriyor size o mevzuat. Çünkü olağan şekilde yönetme becerisi yok bu iktidarın. Herhangi bir olağanlığı kabul etme iradesi yok. Olağanlık kendileri için tehdit. Onun için her şeyi OHAL şartlarına havale edip toplumu sindirmenin, bastırmanın ve susturmanın yollarını burada çıkarmaya çalışıyorlar. Hepimiz biliyoruz, bir kez daha hatırlatayım.

Pazarcık Hasankoca Cemevi ile birlikte yürüttüğümüz kriz koordinasyon merkezine kaymakam tarafından kayyım atandı. Böyle bir kötülük, merhametsizlik, vicdansızlık nasıl oluyor sormak zorundayız. Hepimiz bunu sormak zorundayız. Niye? Çünkü devletin bütün çürümüşlüğü, bizlerin orada yürüttüğümüz çalışmalarla halkın gözlerinin önüne daha çıplak bir şekilde serilecek, bundan korkuyorlar.

Dayanışmanın nasıl can kurtardığını, insanların hayatlarını korumak için nasıl önemli olduğunu bu kurumlar ve pek çok başka kurum göstereceği için, kendi iktidarlarının kötülüğünün apaçık ortaya çıkmasından korkuyorlar. O nedenle en iyi bildikleri yola başvuruyorlar; kayyım, sansür, yasak, tehdit, hakaret. Dün RTÜK’ün Tele1 için verdiği ceza yarından itibaren uygulamaya konulacak. Neden? Gerçekler öğrenilmesin diye. Bunun vebali ağır. Hesabı da verilecek. Her türlü karartmanın, her türlü engellemenin hesabı sorulacak.

“Herkes feryat figan çadır istiyor, çadır bile göndermediniz”

Birçok gerekçe sıralıyorlar kendilerine, efendim çürük binalar kendi iktidarlarından önceymiş. 21 yıldır iktidardasınız, bunlar için ne yaptınız? Bu binaların düzeltilmesi için hangi faaliyeti yürüttünüz? Hiçbir şey yapmadınız! Tam tersine imar aflarıyla bütün çürük binaların yasallaşmasını sağladınız. Ülke kaynakları, deprem vergisi nereye harcandı? Bunca yıldır toplanan ve 45 milyar lira olarak tahmin edilen bu vergiler nereye harcandı? Nereye harcandığını biliyoruz. Siyasetleriyle, kötücül planlarıyla varlıklarını sürdürmeleri için harcandı. Halk için, insanlar için harcanmadı. Bir de televizyonlarda utanmazca bağış şovları yapıyorlar. Peki, bu arsız şovla toplanan yardımlar nerede? Nereye gitti? Bunca gündür, bir haftadır, bu yardımlar ne kadar ve nereye harcandı? Tek tek açıklamak zorundasınız. Artçı depremlerin olacağı biliniyor, herkes feryat figan çadır istiyor. Çadırı bile göndermediniz.

“Depremzedelerin çadır ihtiyacı karşılansaydı kimse canını riske atıp hasarlı binalara girmezdi”

İlk depremden 15 gün sonra dün Hatay merkezli yeni bir deprem oldu, yine can kayıpları yaşandı. Sebep, insanların çadır bulamadıkları için hasarlı binalara girmek zorunda kalmalarıdır. Depremzedelerin çadır ihtiyacı karşılansaydı, kimse canını riske atıp o hasarlı binalara girmezdi. Bir hafta önce şovla toplanan o yardımlar çadıra harcansaydı, dün hayatlarımızın bir kısmını kaybetmeyecektik. Bunun sorumlusu da iktidardır.

Bakan Murat Kurum’un ilk depremden sonra 11 Şubat’ta söyledikleri aynen şunlar: “Tespiti yapılan binalarda vatandaşlarımızın hasarsız ve az hasarlı binalarda oturmasında bir sakınca olmadığını ifade etmek isterim.” Bir gerçek daha var. Az ve orta hasarlı olduğu raporu verilen binalarda oturanlara herhangi bir yardım yapılmıyor. Onlar herhangi bir yardımdan yararlanma hakkına sahip olmuyor. İnsanlarımız ne yapsın? Çadır göndermiyorsunuz, gönderilen çadırları engelliyorsunuz, az ve orta hasarlı binalara girebilirsiniz diyorsunuz -ki o raporlar alelacele hazırlanmış bunları da biliyoruz- insanlarımız mecburen o binalara giriyor. Sonrasında deprem olacağı biliniyor, depremde insanlarımız kalıyor canlarımız gidiyor.

“Depremin faturasını üniversitelere ve öğrencilere çıkarıyorlar”

Bu iktidar bilime düşmandır. Depremle ilgili bilimsel çalışmaları, rant politikalarının önünde engel olarak gördükleri için dikkate almıyorlar. Bilime düşmanlıklarının bir somut örneği de depremzedelerin barınma sorununu çözmek için üniversitelerde eğitime ara verme kararıdır. Depremin faturasını üniversitelere, öğrencilere çıkarıyorlar; öğrencilere, hocalara, çalışanlara çıkarıyorlar. Neden, çünkü niyetleri belli. Eğitim süreci devam etmesin, öğrenciler bir araya gelmesin, sorgulamasın, dayanışma oluşmasın istiyorlar.

Tek tek müteahhitleri tutuklayarak, tüm sorumlulukları üzerlerine yıkarak kendilerini temize çıkarabileceklerini sanıyorlar. Evet, müteahhitler de suçludur ama suçlu olan yalnız onlar değil. İmar affı çıkaranlar, zeminin uygunluğuna bakmadan ruhsat verenler, binaları denetlemeyenlerdir. Yolsuzluk, rüşvet ve rant çarkını yaratan iktidarın bizatihi kendisidir. En büyük sorumlu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir diyeceğim ama hayır bunun adı Cumhurbaşkanlığı Enkaz ve Yıkım Sistemidir. Yıkılan binalar AKP iktidarından önce yapılmış diye çetele tutacaklarına, bunca yıkıma mal olan kaç evraka imza atmışlar onu açıklasınlar.

“İnsanların cenazesi enkaz altındayken enkaz kaldırma çalışmalarını sürdüremezsiniz”

Bütün bu felaket ve rezaletten dolayı tek bir kişi bile istifa etmedi. En üstten en alt kademeye iktidarın hiçbir yetkilisi sorumluluk üstlenmiyor, herkes görevinin başında pişkince açıklama yapıyor. Bir de utanmazca tehditler savunuyorlar. Bu tehditleriniz vız gelir vız! Tek tek sayacağım bundan önceki felaketleri ama zaman azalıyor. Soma da hangi siyasi istifa etti ya da hangi merci sorumluluğu kabul etti? Çorlu tren kazasında ya da Ankara’nın göbeğinde sivillere yönelik o büyük katliamda hangi siyası yetkili sorumluluk üstlendi? Bir tek istifa yok.

Çünkü istifa güçlü bir ahlak ve iyi kötü bir vicdan gerektirir. İşte bu yok! Hepimiz şunu iyi bilelim, önceliği talan ve ranta veren bu düzende hiç kimsenin yaşamı güvencede değil. 10 kent, ilçeleri ve köyleriyle birer suç ve cinayet mahallidir. Enkaz kaldırma konusunda da bunun mutlaka dikkate alınması gerekiyor. İktidarı uyarıyoruz; insanların cenazesi enkaz altındayken enkaz kaldırma çalışmalarını sürdüremezsiniz, önce cenazeler çıkacak.

Onlara ulaşmadan enkaz kaldırmak insana, yasa, ölüye ve geride kalanlara saygısızlıktır, hakarettir, suçtur. İnsanlar şimdi artık enkazdan yakınlarını canlı kurtarma değil, yakınlarının cenazesine ulaşma peşinde. Gömülme hakkı yas tutmanın temelidir. Bu hakkı hiç kimse ihlal edemez. İnsanlar yakınlarını gömmeden ve yas sürecini yaşayamadan bu travma nesiller boyu devam eder. Bunu yapamazsınız, yaptırmayacağız da! Yaparsanız da hesabını soracağız. Depremle ve depremzedelerle ilgili atılması gereken çok acil adımlar var. Her konuda açıklamalarımızı yapıyoruz, raporlarımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Ama burada çok özet acil tedbirler listesi sıralayacağım.

“Fahiş bir şekilde kira artıranlar siz de bu vicdansızlığa ortak olmayın!”

Bölgede çadır, battaniye, soba, yiyecek, giyecek, ilaç ve hijyen malzemesi ihtiyacı devam ediyor. Bu ihtiyaçların acilen karşılanması için seferber olalım, dayanışmayı bir an bile aksatmayalım. Devleti ve iktidarı, kamu kaynaklarını bunlar için kullanmaya zorlayalım. O paralar onların malı değil, o paralar halkın ürettiği değerlerdendir, o değerlerin bir ürünüdür. Onları halk için kullanacaksınız.

Başka ilçelere göç eden depremzedeler barınma sorunuyla karşı karşıya. Barınma sorununu çözmenin asıl yükümlüsü bu iktidardır, devlettir. Topluma da çağrı yapmak istiyoruz. Bu iktidarın yozlaştırdığı bu düzenin bir parçası olmayın, kira artırımına gidenler, fahiş bir şekilde kira artıranlar siz de bu vicdansızlığa ortak olmayın. Eğer tarihe ve çocuklarınızın kalbine bir parça temiz girmek istiyorsanız fırsatçılığa ortak olmayın. Dayanışmaya ortak olun. Kira artırım meselesinin de altını çizelim. Depremzedelere yüreğimizi açalım. Barınma sorununu kökten çözmek, bu iktidarın görevidir.

Dayanışma burada da rol üstlenmeli. Yüreğimizi depremzedelere açalım, yüreğimiz evlerimiz olsun. Depremzedelere kira yardımları elbette hemen başlatılmalıdır, kamu kurumları ve tesisleri depremzedelere açılmalıdır. Bizler de depremzedelere evimizi açalım, dayanışmaya katılalım. Bu kötülüklere, çürümüşlüğe ve yolsuzluğa hayır diyelim hep birlikte. Depremzedelerin öncelikli istihdamı konusunda mutlaka bir politika oluşturulmalı. Yeni istihdam alanları mutlaka yaratılmalı. Depremzedeler kayıtsız şartsız işsizlik ödeneğinden yararlandırılmalı, kendilerine kısa çalışma ödeneği verilmeli.

Kadın, çocuk ve engelli depremzedelere yönelik özel ve öncelikli bir politika oluşturulmalı. Özellikle tüm ailesini kaybetmiş çocuklara dair ciddi iddialar kamuoyunda dolaşıyor. Bu çocukların durumuna dair Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı derhal tüm soru işaretlerini, kuşkuları ortadan kaldıracak bir açıklama yapmalı ve buna dair şeffaf bir eylem planı oluşturmalıdır. Deprem bölgesinde bulunan yurttaşların vergi, banka, elektrik, su, gaz dahil bütün borçları derhal silinmelidir. Bankaların kredi faizleri gibi kar amaçlı faaliyetleri yıkım bölgelerinde durdurulmalıdır.

“Yıkımdan etkilenen herkese yeniden hayatlarını kurana kadar destek sunulmalı”

Yıkımdan etkilenen herkese yeniden hayatlarını kurana kadar destek sunulmalı. Bir Afet Bakanlığı derhal kurulmalı, gerekli yasal mevzuat bilimsel çerçevede hazırlanıp Meclis’e gelmeli ve yasalaşmalıdır. Bu konuda bir kanun teklifi hazırladık ve Meclis’e sunduk, bunun derhal kanunlaşmasını istiyoruz. Meclis’te afetle ilgili daimi bir ihtisas komisyonu kurulması gerekiyor. Meclis Grubumuz Acil Durumlar ve Afet Komisyonu kurulması için kanun teklifi verdi.

Bu teklif hızla kanunlaşmalı ve komisyon derhal kurulup çalışmaya başlamalı. Yıllardır talep edilen fay hattı yasası derhal çıkarılmalıdır. Fay zonları üzerine yapılaşma derhal durdurulmalıdır. Biz fay hattı ile ilgili kanun teklifimizi de dün sunduk. Bu da derhal Meclis gündemine alınmalı ve hızla yasallaşmalıdır. Ağır cezalar içeren denetim kanunları Meclis’e gelmeli ve sıkı bir denetim mekanizması kurulmalıdır. Yapı denetimi meslek odalarına yeniden devredilmelidir. Riskli bölgeler ve kentler acilen afet bölgesi ilan edilmelidir.

İmar affı kapsamına giren bütün kaçak yapıların envanteri çıkarılmalı ve deprem risklerine göre gerekli çalışmalar derhal başlatılmalıdır. Bilim insanlarımız sürekli uyarıyor. Bingöl, Elazığ, Diyarbakır Lice, Muş Varto, Dersim Ovacık, Hakkari, Erzincan deprem riskiyle her an karşı karşıyadır. Ve tabii ki İstanbul. Bunlar için acil eylem planı ve kamusal eylem planları derhal hazırlanmalıdır. Buradan tüm parti örgütlerimize, halkımıza, STK’lara, tüm yurttaşlara ve gönüllülere acil çağrı yapıyoruz; deprem ve afet Türkiye’nin acil gündemi ve birincil gündemidir.

“Pişkin, sorumsuz, halkı zerre düşünmeyen bu iktidar gidecek”

Bu aciliyete uygun öz örgütlüğümüzü inşa etmemiz, büyütmemiz ve bunu büyük bir toplumsal dayanışmaya dönüştürmemiz gerekiyor. Toplumsal kurtuluşumuz toplumsal örgütlülükle ve dayanışmayla mümkündür. On binlerce insanın canı gitti, milyonlarca insanın geçmişi yok oldu, geleceği elinden alındı. Bu ülkenin bir gün bile bu iktidar ile yürümeye tahammülü yok. Pişkin, sorumsuz, halkı zerre düşünmeyen bu iktidar gidecek, gitmeli. Bu iktidarı göndermeliyiz. Bu sadece siyasi değil aynı zamanda insani ve tarihi bir görevdir, bir sorumluluktur.

Kendi yurttaşlarının canını hiçe sayan, sadece kendi bekasını düşünen böyle bir iktidarı dünya üzerinde görmeniz zordur. İşte bu yüzden gidecekler, gitmeliler, hep birlikte göndermeliyiz. Bu çürük, bu bozuk düzende insan yaşamı, kentsel yaşam güvende değildir. Asıl afet ve felaket yerin altında değil, yerin üstündedir. Felaketi yaratan yerin üstündeki zihniyettir. Asrın felaketi ise rant, talan, sömürü ve savaş sistemidir. Bu sistem tepeden tırnağa kökten değişmelidir. Fay hatları üzerindeki bu ülkeyi değiştiremeyiz ama bu yozlaşmış, bu çürük, bu talancı düzeni değiştirebiliriz ve mutlaka değiştireceğiz.

“Tutunacağımız güç dayanışmanın büyüklüğüdür, örgütlülüktür”

Bu süreçte bizlerin, sivil toplumun, demokratik kurumların, gönüllülerin, yerel yönetimlerin, emek örgütlerinin, tek tek bireylerin anında organize olması, koordinasyon oluşturması tarihsel bir deneyimi de ortaya çıkardı. Şimdi bu büyük dayanışmayı büyük bir siyasal ve toplumsal güce dönüştürme zamanıdır. Tutunacağımız güç dayanışmanın büyüklüğüdür, örgütlülüktür. Dayanışma hem onarıcı ve yaraları iyileştirici güce sahiptir hem de yeniden inşa etmek için gerekli gücü sağlar. Bu güçle, umutla, enerjiyle; yaşamımızı güvence altına alacağımız, kentlerimizi ve yaşam alanlarımızı güvenli hale getirebileceğimiz, denetlenebilir ve anında insanların hizmetinde koordine olan şeffaf yeni bir düzeni ve sistemi birlikte inşa edeceğiz.

Bugün aynı zamanda 21 Şubat Dünya Anadil Günü’dür. Başta Kürtçe olmak üzere bütün anadillerin üzerindeki yasakçı uygulamalarla yüzleşmenin günüdür. Depremde de gördük acılarımız, ağıtlarımız, feryatlarımız bütün ana dillerde haykırıldı. Yardım çığlıkları çığlıklarımız da ana dillerde yapıldı, ortak çalışmalarımızda ana dillerimizin ruhu üzerine kuruldu. Ortak geleceği ve büyük dayanışmayı ana dillerinin özgürlüğü, bütün yurttaşların eşitliği, bütün inançların eşitliği üzerine kurabiliriz. Yaralarımızı böyle sarabilir, geleceğimizi böyle kurabiliriz.

AFAD başta olmak üzere arama kurtarma çalışmalarında Kürtçe ve diğer anadillerin dışlanması asla kabul edilemez, insani değildir, vicdansızlıktır! Enkaz altında kalan ve Türkçe bilmediği için “Yardım gelmez diye Arapça konuşmaktan korktum” diyen bir Suriyeli göçmenin dramı yıllarca unutulmayacaktır. Siz bu dilleri yok sayarsanız, feryatları nasıl duyacaksınız? Bir an önce bu yasakçı, tekçi anlayıştan vazgeçilmeli ve ana dillerde kamusal hizmete olarak sağlanması acilen Türkiye’nin önünde gündem olarak durmalı ve gereği yapılmalıdır.

“İktidarı göndereceğiz, bu ülkeyi hep birlikte yeniden kuracağız!”

Tüm demokrasi güçlerine, tüm muhalefet partilerine, tüm vicdanlı bireylere, iyi insanlara çağrı yapıyorum; bu düzeni birlikte değiştireceğiz, bu iktidarı göndereceğiz, bu ülkeyi hep birlikte yeniden kuracağız, yeni yaşamı da hep birlikte kuracağız. Kimsenin bu sorumluluktan, bu tarihsel görevden kaçma hakkı ve lüksü yoktur. Güçlerimizi birleştirelim, hayatımızı yeniden kuralım.

Ülkeyi yeniden inşa edelim. Yeni bir ülkeyi, yeni bir düzeni, yeni bir yaşamı hep birlikte yaratalım. Halk bizden bunu bekliyor, tarih bizden bunu bekliyor, vicdanlarımız bizden bunu bekliyor. Acılarımız büyük, kayıplarımız ağır. Tekrar bütün acılı insanlarımıza başsağlığı, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Başaracağız. Bu dayanışma ile yaralarımızı sardığımız gibi, bu düzeni de değiştireceğiz. Yeni yaşamı da birlikte kuracağız. Yol uzun, şartlar ağır ama sorumluluk büyük, o nedenle yapacağız. Bu deprem dönemindeki dayanışma bizim umut kaynağımız olsun.”

Paylaşın

Deprem Bölgesi İçin 10 Maddelik Yeniden İnşa Planı

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’ı içeren deprem bölgesinin yeniden inşasıyla ilgili 10 maddelik bir plan açıklandı.

Haber Merkezi / Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, deprem bölgesinden yeniden inşa sürecine ilişkin 10 maddelik bir plan açıkladı.

Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Afet risk durumu, zemin kalitesi çalışmalarıyla sosyolojik, demografik, kültürel yapıyı koruyarak, il yöneticileri, STK, akademisyenlerle istişare ederek, vatandaşımızı mağdur etmeden yeni yerleşim yerlerimizi belirliyoruz. İhya ve inşa sürecinde yol haritamız netleşiyor.” dedi.

Kurum’un paylaşımında sıralanan 10 madde şöyle:

– Yerleşime açılacak alanlarda tüm afet risklerinin tespiti yapılacak. Morfolojik, jeolojik, jeofizik, jeoteknik, hidrojeolojik, sismotektonik arazi kullanımı incelenecek.

– Zeminin depreme dayanıklılığını ortaya koyan mikro-bölgeleme ve jeolojik etüt çalışmaları devam edecek.

– Eski yerleşim alanlarının zemin incelemelerine göre, imar kısıtlaması, bina yoğunluğunda azaltım dahil seçenekler değerlendirilecek.

– Sağlam zemin için sıvılaşmanın olmayacağı yerler belirlenecek.

– Fay hatlarına mesafe hesaplanacak.

– Dirençli şehirler için ‘ovadan dağlara doğru yerleşim modeli’ üzerinde durulacak.

– Radye temel tünel kalıp sistemi tüm yapılarda uygulanacak.

– Şehrin kültürüne, sanatına, doğal ve tarihi dokusuna, sosyolojisine, demografik yapısına uygun şekilde tasarlanacak.

– İki ay içerisinde TOKİ eliyle 200 bin konutun inşasına başlanacak. Konutların hiçbiri zemin artı 3-4 katı geçmeyecek.

– Sürecin her aşamasında üniversiteler, bilim insanları, mühendis, mimar, şehir planlamacıları olacak.

AFAD açıkladı: Can kaybı 42 bin 310’a yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde, 42 bin 310 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’dan toplam 448 bin 18 vatandaşın tahliye edildiği bildirildi.

Bölgede AFAD, PAK, JAK, JÖAK, DİSAK, Sahil Güvenlik, DAK, Güven, İtfaiye, Tahlisiye, MEB, STK’lar ve uluslararası arama kurtarma personelinden oluşan toplam 14 bin 740 personelin görevini sürdürdüğü kaydedildi.

Ayrıca afet bölgesinde toplam 13 bin 700 aracın kullanıldığı belirtildi.

Açıklamada bölgede 301 bin 289 çadır ile 6 bin 375 konteynerin kurulumunun yapıldığı, toplamda 3 milyon 354 bin 316 battaniyenin sevk edildiği, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 78 bin 500 kişiye ayrıca geçici barınma hizmeti sağlandığı söylendi.

Bölgede toplam 375 mobil mutfak, 86 ikram aracı, 40 mobil fırın ve 361 hizmet aracının görev yaptığı, 55 milyon 785 bin 367 sıcak yemek, 9 milyon 487 bin 845 çorba, 13 milyon 465 bin 878 kumanya ve paketli gıda, 27 milyon 59 bin 350 su, 60 milyon 377 bin 166 ekmek, 3 milyon 189 bin 954 içecek dağıtımı yapıldığı belirtildi.

Ayrıca deprem bölgesinde 497 bin 93, deprem bölgesi dışında 201 bin 151 olmak üzere toplam 698 bin 244 kişiye psikososyal destek verildiği de bildirildi.

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar bugün yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 41’i 5-6 arası, 450’si 4-5 arası büyüklükte 7 bin 242 artçı deprem yaşandığını söylemişti.

Paylaşın

Erdoğan: Kentsel Dönüşümü Muhakkak Yapmamız Lazım

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nde açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem sonrası toplu konut inşası ve kentsel dönüşüm için, “Her iki konuda da daha kararlı davranacağız. Gerekirse tüm yasal altyapıyı oluşturacak ve ona göre adımlarımızı atacağız. Şehirlerimizin tarihi, kültürel ve sosyolojik dokusunu koruyarak hepsini ayağa kaldıracağız” dedi.

Haber Merkezi / Erdoğan, depremlerden etkilenen illerde 70 bin köy evini yaparak hak sahiplerine teslim edeceklerini açıkladı Buna göre Osmaniye’de 1361, Adana’da 701, Adıyaman’da 8 bin 21, Diyarbakır’da 2 bin 927, Elazığ’da 386, Hatay’da 14 bin 141, Kahramanmaraş’ta 12 bin135, Kilis’te 1002, Malatya’da 17 bin 990, Şanlıurfa’da 2 bin 54, Gaziantep’te 9 bin 130 köy evi inşa edilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile birlikte Osmaniye’de depremlerden etkilenen bölgeleri ziyaret etti. İncelemelerinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmaniye Afet Koordinasyon Merkezi’nde açıklamalarda bulundu.

Osmaniyeli vatandaşlar ile tüm depremzedelere geçmiş olsun dileklerini ileterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hatay merkezli 6,4 ve 5,8 gücündeki iki depreme dün Kahramanmaraş’ta yakalandıklarını ifade ederek bu depremde de maalesef can kayıpları ve yaralılar olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat’tan bu yana ardı ardına yaşanan depremler nedeniyle yüreklerine düşen ateşi anlatmakta kelimelerin yetersiz kaldığını belirtti.

Enkaz kaldırma çalışmalarında sona geldikçe acı ile kayıpların da sayısının da arttığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son tespitlerimize göre deprem bölgesinde hayatını kaybedenlerin sayısı 41 bini geçerken 115 bin insanımız da yaralı olarak kurtarıldı. Osmaniye’de bin 30 vatandaşımız defnedilirken 2 bin 606 vatandaşımız yaralandı. Depremde vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar niyaz ediyorum. Bilim insanları, 6 Şubat Pazartesi günü maruz kaldığımız deprem felaketini dünyada, karada meydana gelen en şiddetli deprem olarak tarif ediyorlar.

Depremin 3. günü ve sonrasında bölge illerimize yaptığımız ziyaretlerimizde yıkımın şiddetini bizzat yerinde görme imkânı bulmuştuk. Dün Hatay ve Kahramanmaraş’ı tekrar ziyaret ettik. Her ne kadar birileri önemsizleştirmek istese de sadece ülkemizin değil, insanlık tarihinin en büyük tabii afetlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şartlarının zorluğuna bakmadan, devlet ve millet olarak yaraları sarmaya, hayata çok daha sıkı bir şekilde yeniden tutunmaya çalıştıklarını ifade etti.

Gerek depremin etkilediği bölgenin genişliği gerekse çetin kış koşulları ilk etapta çalışmaları zorlaştırmış olsa da deprem anından itibaren tüm imkânları şehirler için seferber ettiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

“Afet bölgesinin tamamına ekskavatör, çekici, vinç, dozer, kamyon, arazöz, greyder, vidanjör gibi toplam 13 bine yakın iş makinesi sevk ettik. Her ne kadar ana muhalefetin başındaki ve yanındakiler ‘devlet yok, iktidar yok’ diyorlarsa da bunların gören gözü kör, duyan kulağı sağır, kalpleri mühürlenmiş. İlk günden itibaren, devlet, polisiyle, askeriyle, jandarmasıyla, tüm güvenlik güçleriyle 11 ilimizde yerini almıştır.

Arama kurtarmadan destek, yardım, güvenliğe kadar tüm hizmetler için 271 bin görevlimizle vatandaşlarımızın imdadına koştuk. Yardımların ulaştırılması, yaralılarımızın sevki, vatandaşlarımızın tahliyesi ve asayiş hizmetlerinin temini için elimizdeki tüm imkânları kullandık. Bu süreçte farklı kurumlarımıza ait 38 gemi, 77, uçak, 120 helikopter, 45 insansız hava aracından bilfiil istifade ettik.”

“Böyle vicdansızlık olur mu?”

Depremzedelerin yeme içmeye ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla gereken tedbirleri aldıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama terbiyesiz, terbiyesizliğini bırakmaz. İşte çıkmış bir tanesi ‘Kızılay nerede? Ne çadırını, ne yemeğini gördük.’ diyor. Be ahlaksız, namussuz, adi. Günde yaklaşık 2,5 milyona bu Kızılay yemeğini ulaştırıyor. Böyle vicdansızlık olur mu? Yani, bir ülkede kendi kurum ve kuruluşuna bu denli ahlaksızca yaklaşmak, yenilir yutulur bir şey değildir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, enkaz kaldırma ve hasar tespit çalışmaları yürütülürken geçici barınma merkezlerinin hızla devreye alındığını vurguladı. Bir taraftan çadırların ve bir taraftan konteynerlerin yerleştirilmesine devam edildiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bölgeye sevk edilen 300 bin çadırın kurulumu ile toplam 3 milyon 265 bin battaniyenin, 310 bin ısıtıcının dağıtımı gerçekleştirildi. Kulaklarınız duyuyor mu acaba? İnanın bunların kulakları var ama duymaz, gözleri var ama görmez. Çünkü bunlar kördür, sağırdır. Hâlihazırda 865 bin vatandaşımız çadırda. 23 bin 500 vatandaşımız konteynerlerde. İşte burada şimdi önünden geçtik.

Konteynerlerimiz yerleştiriliyor ve kısa zamanda inşallah bunlar yerleşecek ve çadırlardaki vatandaşlarımızın belli bir kısmı buralara yerleşmiş olacak. 376 bin vatandaşımız ise Millî Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığımıza bağlı yurtlarda ikamet ediyor. Diğer illere gitmek isteyen vatandaşlarımıza yardımcı oluyoruz. Osmaniye’de 14 bin 450 personelle arama kurtarma, yardım ve destek çalışmalarını yürüttük.

Şehrimizde 132 arama kurtarma aracı, 74 ambulans, 408 iş makinesi görev yaptı, hâlâ yapıyor. Osmaniye’den 4 bin 500 vatandaşımızı başka illere tahliye ettik. Şehrimizdeki 27 bine yakın vatandaşımızı çadır kentlerde, 19 bini aşkın vatandaşımızı da Millî Eğitim Bakanlığımıza bağlı binalarla, yurtlarda barındırıyoruz. Hâlen alt yapı çalışmaları süren konteyner kentimiz de yakında hizmete girecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sıcak yemekten kumanya ve gıda paketi dağıtımına kadar tüm ihtiyaçların karşılandığını dile getirdi.

Çiftçilerin tarım ve hayvancılık faaliyetlerini yürütebilmeleri için kendilerine her türlü desteği verdiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kalıcı konutların inşasıyla ilgili adımları atmaya başladık. Daha önce de söyledim. Bize 1 yıl müsaade edeceksiniz. Bir yıl içerisinde bu kalıcı konutları Allah’ın izniyle yetiştireceğiz ve vatandaşlarımızı da bu konutlara yerleştireceğiz” dedi.

Depremden etkilenen 11 ile gönderilen binlerce uzman personelin, hasar tespit çalışmalarını tamamlamak üzere olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdiye kadar deprem bölgesindeki illerimizde 4 milyon 223 bin bağımsız bölümden oluşan 1 milyon 123 bin binanın incelemesi yapıldı. Bunlardan 139 bin binadaki 458 bin bağımsız bölümün ‘yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı’ olduğu tespit edildi” ifadesini kullandı.

Osmaniye’de de 5 bin 175 binadaki 14 bin 724 bağımsız bölümün “yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı” olduğunun görüldüğünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmaniyelilerin tüm bu raporlara, e-Devlet üzerinden kimlik numaralarıyla ulaşabileceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ağırına, hafifine bakmadan şehirleri bütünüyle yeniden inşa edecek bir yaklaşımla hareket ettiklerini vurgulayarak, dün Hatay’da mart ayında temelini atarak işe başlayacakları ilk 200 bin konutun müjdesini verdiklerini hatırlattı.

Osmaniye’de de 9 bin 550 konutla işe başlayacaklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ayrıca ilimizin elektrik, su, doğal gaz hatları gözden geçirilmiş, kontrollü bir şekilde altyapı hizmetleri verilmeye başlanmıştır. Yollarımızın tamamı da ulaşıma açıktır” bilgisini paylaştı.

“Bugün bir müjde de köylerde yaşayan vatandaşlarımıza vermek istiyorum. Tıpkı şehir merkezlerimiz gibi köylerimizi de bir yıl içinde ayağa kaldırmayı hedefliyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bu kapsamda ilk etapta Osmaniye’de bin 361, Adana’da 701, Adıyaman’da 8 bin 21, Diyarbakır’da 2 bin 927, Elazığ’da 386, Hatay’da 14 bin 141, Kahramanmaraş’ta 12 bin 135, Kilis’te bin 2, Malatya’da 17 bin 990, Şanlıurfa’da 2 bin 54, Gaziantep’te 9 bin 130 olmak üzere, toplamda 70 bin köy evimizi, ahırıyla, bahçesiyle, parkıyla, kendi özgün mimarisine uygun şekilde yaparak, hak sahiplerine teslim edeceğiz.

Böylece sadece mart ayında 200 bini konut ve 70 bini köy evi olmak üzere, toplam 270 bin vatandaşımızı, ailesiyle birlikte ev sahibi yapmak için ‘Bismillah’ demiş olacağız. İlerleyen günlerde, diğer konutlarımızla ilgili müjdeleri, milletimizle paylaşmayı sürdüreceğiz”

“Kentsel dönüşümü muhakkak yapmamız lazım”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremle ilgili detaylı bir muhasebeyi, gerek siyaset kurumu, gerek bilim insanları, gerekse milletin gelecek günlerde yapacağına işaret ederek, “Yaşadığımız afetten, 85 milyon olarak hepimizin çıkarması gereken dersler olduğu açıktır. Geçmişteki tecrübelerin ışığında eksiklerimizi gidermemiz, güçlü yanlarımızı tahkim etmemiz büyük önem arz ediyor” diye konuştu.

Bu süreçte, özellikle 17 Ağustos Marmara depremi sonrasında atılan adımların ne kadar doğru ve isabetli olduğunun tecrübe edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kentsel dönüşüm projeleriyle… İşte, Adana’da bir tanesi çıkmış, ‘Kentsel dönüşüme biz karşıyız’ diyor. Kim bu? CHP’den bir belediye başkanı. Ben, belediye başkanlığı yaptım. İstanbul’da kentsel dönüşüm denilen olay, olmazsa olmazdır. İşte onun bedellerini ödüyoruz.

Ben diyorum ki vatandaşlarıma, ne olur bize yeni yeni bedeller ödetmeyin. Bu kentsel dönüşümü muhakkak yapmamız lazım. Bunu gerçekleştirmemiz lazım ki yataklarımızda huzurlu bir şekilde uyuyabilelim. Bütün ailelerimiz, çocuklarımız huzurlu bir şekilde uyuyabilsin. Kentsel dönüşüm projeleriyle, TOKİ vasıtasıyla yürütülen toplu konut hamlelerinin önemini bir kez daha idrak ettik.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hamdolsun, depreminin etkilediği bölgelerde tek bir TOKİ binası dahi yıkılmadı. Ülkemizin dört bir yanındaki milyonlarca vatandaşımız, TOKİ’nin inşa ettiği konutlarda artık kendilerini daha güvende hissediyor. Aynı şekilde, çeşitli engelleme girişimlerine rağmen kentsel dönüşümünü gerçekleştirdiğimiz binalarda yaşayan insanlarımız, bizlere dua ediyor.

Bundan sonraki süreçte her iki konuda da daha kararlı davranacağız. Gerekirse tüm yasal altyapıyı oluşturacak ve ona göre de adımlarımızı atacağız. Şimdi bu başarıyı, deprem bölgesinden başlayarak tüm ülkemize teşmil etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizin tarihî, kültürel ve sosyolojik dokusunu koruyarak inşallah kısa sürede hepsini yeniden ayağa kaldıracağız” dedi.

“Millet arasına fitne sokmaya çalışanlara lütfen prim vermeyin”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz verdikleri gibi deprem bölgesindeki vatandaşlara konutlarını bir yıl içerisinde teslim etmeye başlayacaklarını dile getirdi.

Yatay mimari prensibi çerçevesinde, konutların hiçbirinin zemin artı 3 veya 4 katı geçmeyeceğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Köylerimizdeki ihya çalışmalarını da eviyle, ahırıyla, bahçesiyle, parkıyla kendi özgün mimarisine göre gerçekleştireceğiz. Vatandaşlarımdan, bizlere bir yıl müsaade etmelerini istirham ediyorum. Kayıplarımızı geri getiremesek de devletimiz yıkılanın yerine daha iyisini, daha güzelini, daha dayanıklısını yapmaya muktedirdir. Osmaniyeli kardeşlerime çağrım şudur, devlet ile millet arasına fitne sokmaya çalışanlara lütfen prim vermeyin.

Depremi bahane ederek açıkça Türkiye düşmanlığı yapanlara asla kulak asmayın. Yasımıza, acımıza, toprak altında yatan canlarımıza hürmeti olmayan fırsatçıların, sizi karamsarlığa sürüklemesine lütfen müsaade etmeyin. Nasıl daha önceki depremlerde, sellerde, yangınlarda hiçbir insanımızı aç, açıkta bırakmadıysak, devletimiz, depremzedelerimizin de yanındadır.

Yaşanan can kayıplarında ihmali, kusuru veya kastı olanlar varsa bunların hesabını hukuk önünde sormak da boynumuzun borcudur. Bu konuda kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Osmaniyeli kardeşlerimden müsterih olmalarını, gönüllerini ferah tutmalarını, devletlerine güvenmeye devam etmelerini bekliyorum. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun. Rabb’im, ülkemizi ve milletimizi muhafaza buyursun diye dua ediyorum.”

Osmaniye’ye geçmiş olsun dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayatını kaybedenler için “Fatiha” okudu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de felaketin izlerini ortadan kaldırmak, yeni bir hayatı tekrar inşa etmek amacıyla gayret gösterildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, deprem bölgesindeki illere ikinci defa geldiğini ve yerinde incelemelerde bulunduğunu anımsatan MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Bugün de Osmaniye’de ikinci kez bulunuyor. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve yönetimdeki tüm arkadaşlarımıza gayretlerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum” sözlerini sarf etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Afet Koordinasyon Merkezi’nde, kentte yapılan çalışmalar ve son duruma ilişkin yetkililerden bilgi aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli, Osmaniye’de depremzedeler için kurulan çadır kentte de incelemelerde bulundu.

Paylaşın