Fransa’da “Asuri-Keldani Soykırımı” Kararı; Türkiye’den Tepki

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Asuri ve Keldanilere “soykırım” yapıldığına dair Fransız Senatosu’nda geniş oy çoğunluğuyla kabul edilen, ancak hukuksal planda bağlayıcılığı olmayan karara Türkiye’den tepki gecikmedi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç, konu hakkındaki bir soruya, “Türkiye’nin kimseden tarih dersi almaya ihtiyacı yoktur. Hukuki ve tarihi temelden yoksun bu basiretsiz teşebbüsün Fransa Senatosu’nun itibarsızlığını pekiştirmekten başka bir sonucu ya da ciddiye alınacak bir yönü bulunmamaktadır. Fransa Senatosu, başkalarına tarih dersi vermek yerine, kendi tarihine bakmalıdır” yanıtını verdi.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, Fransız parlamentosu 1915-1918 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Asuriler ve Keldanileri hedef aldığını belirttiği katliamların Fransa tarafından “soykırım” olarak tanınması için yasal girişim başlattı. Fransız hükümeti girişimi şimdilik desteklemiyor.

Girişim ilk olarak parlamentonun üst kanadı olan Senato’da gündeme geldi. Senato’da çoğunluğu oluşturan sağ eğilimli Cumhuriyetçiler (LR) partisine mensup 76 senatör tarafından sunulan “1915-1918 döneminde Asuri ve Keldanilere Yönelik Soykırımın Tanınması” başlıklı karar tasarısı 8 Şubat’ta genel kurulda tartışıldı. Türkiye’deki yıkıcı deprem felaketine rağmen oturumun ertelenmesine gerek görülmedi. Tasarı oturum sonunda 2’ye karşı 300 oyla kabul edildi.

Tasarıda Fransız hükümetine, “1915-1918 yılları arasında Osmanlı makamları tarafından 250 binden fazla Asuri ve Keldaniye yönelik kitlesel imhayı, sürgünü ve kültürel mirasının ortadan kaldırılmasını soykırım olarak tanıması,” “bu soykırımı açıkça kınaması” ve “her yıl 24 Nisan gününü Ermeni soykırımını ve Asuri-Keldani soykırımını anma günü ilan etmesi” çağrısında bulunuluyor.

“Fransa’nın Doğu Hristiyanları yükümlülüğü”

Karar tasarısının mimarı olan LR grubu üyesi Marsilya senatörü Valérie Boyer, oylama öncesi genel kurulda yaptığı konuşmada, 1915-1918 döneminde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan “2,5 milyon Hristiyan’ın fiziksel, kültürel ve dinsel soykırım kurbanı olduğunu” savundu.

Fransa’nın, Kanuni Sultan Süleyman ile Fransa Kralı 1. François arasında imzalanan kapitülasyonlardan bu yana “Doğu Hristiyanlarını koruma rolü olduğunu” dile getiren Boyer, “Fransa bu tarihi ve manevi yükümlülüğüne sadık kalmalıdır” dedi. Boyer konuşmasında, Doğu Hristiyanlarının 1915-1918 döneminde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşadıkları ile IŞİD’in bugün Irak ve Suriye’deki eylemleri arasında paralellik de kurdu.

Valérie Boyer, Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı döneminde gündeme gelen ve “Ermeni soykırımını inkârın cezalandırılmasını” öngören yasal girişimlerin de öncülüğünü yapmıştı.

Fransız hükümeti “soykırım” kararına karşı

Oturumda söz alan Dış Ticaret Bakanı Ollivier Becht ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve hükümetinin tasarıyı desteklemedikleri mesajı verdi. Tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğini belirten Fransız Bakan, “Bir soykırımı tanımak için Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme ve uluslararası mahkemelerin tüzükleriyle oluşan uluslararası bir organ temelinde hukuksal bir karar gerektiğini” söyledi.

1915 olayları ile IŞİD kurbanları arasındaki paralelliğe de karşı çıkan Fransız Bakan, “1915’de kurbanların tamamı Hristiyan’dı. Oysa IŞİD’in kurbanlarının çoğunu Müslümanlar oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Senato’daki oturumdan bir gün önce Paris’te Fransa Asuri-Keldani Koordinasyon Komitesi’nin yıllık yemeği düzenlendi. Fransız hükümetinin Enerji Bakanı Agnes Pannier-Runacher tarafından temsil edildiği yemeğe eski Cumhurbaşkanı François Hollande ve eski başbakanlar François Fillon ve Bernard Cazeneuve de katıldı.

Ankara tepki gösterdi

Senato’da geniş oy çoğunluğuyla kabul edilen, ancak hukuksal planda bağlayıcılığı olmayan karara Ankara’dan tepki gecikmedi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç, konu hakkındaki bir soruya, “Türkiye’nin kimseden tarih dersi almaya ihtiyacı yoktur. Hukuki ve tarihi temelden yoksun bu basiretsiz teşebbüsün Fransa Senatosu’nun itibarsızlığını pekiştirmekten başka bir sonucu ya da ciddiye alınacak bir yönü bulunmamaktadır. Fransa Senatosu, başkalarına tarih dersi vermek yerine, kendi tarihine bakmalıdır” yanıtını verdi.

Meclis gündemine geliyor

Senato’nun kararı sonrası benzer bir girişim şimdi de Fransız Ulusal Meclisi’nde gündeme getiriliyor. Meclis’teki girişimin arkasında da LR mensubu parlamenterler var. Ancak LR Senato’da olduğu gibi Meclis’te çoğunluğa sahip değil. LR bu nedenle “Asuri-Keldani soykırımı” tezine ilişkin olarak Meclis’e bir karar tasarısı, bir de yasa teklifi sundu. Karar tasarısı Senato’daki karar metni ile tamamen aynı ifade ve tezleri içeriyor.

Yasa teklifi ise iki maddeden oluşuyor. İlk maddede “Fransa, Birinci Dünya Savaşı sırasında Asuri ve Keldaniler’e yönelik soykırımı açıkça tanır” ifadeleri kullanılıyor. İkinci maddede ise “Fransa her yıl 24 Nisan’da Birinci Dünya Savaşı’ndaki Asuri soykırımının kurbanlarını anar” önerisine yer veriliyor.

Karar tasarısı ve yasa teklifinin Meclis genel kurul gündemine ne zaman geleceği henüz belli değil. Hükümetin Senato’da olduğu gibi karar tasarısına karşı çıkması bekleniyor. Karar tasarısı kabul edilse dahi, son söz hükümet ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a ait.

Yasa teklifi için durum daha karmaşık. Teklif Meclis’ten geçerse Senato’ya gidecek. Yasalaşması için burada da kabul edilmesi gerekiyor. Senato’nun, konuyu ilk gündeme getiren ve ilk kararı alan yasama organı olarak yasa teklifini de kabul edeceği tahmininde bulunuluyor.

Yasalaşırsa Anayasa Konseyi’nden dönebilir

Parlamentonun bu şekilde oylayacağı yasaya Cumhurbaşkanı, Başbakan, yasama organlarının başkanlarından biri ya da 60 milletvekili veya senatör tarafından “Anayasaya aykırılık” temelinde Anayasa Konseyi önünde itiraz edilebiliyor.

Benzer bir senaryo Şubat 2012’de yaşanmış, “Ermeni soykırımını inkârın cezalandırılması” konusunda Fransız parlamentosu tarafından oylanan yasa, bir grup parlamenterin itirazı üzerine Anayasa Konseyi tarafından “ifade özgürlüğüne aykırı olduğu” gerekçesiyle iptal edilmişti. Anayasa Konseyi’nin iptal kararı öncesi Paris-Ankara hattında siyasi ve diplomatik ilişkiler kopma noktasına gelmişti.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Dikkat Çeken KHK’lılar Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işten çıkarılanlara ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı. AYM, kamu iştiraki olan ancak kamu kurumu niteliği bulunmayan şirketlerde çalışamamasına dair kanun hükmünü iptal etti.

Bugün mahkemenin resmi internet sitesinde yayınlanan kararda, kuralın, çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna varıldığı, Anayasa’nın 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu belirtildi.

Konuyla ilgili bianet’ten Ayça Söylemez‘e açıklama yapan Avukat Ali Şafak, kamunun ortak olduğu anonim şirketler gibi özel şirketlerin ticarethane hükümlerine göre yönetildiğini, kamuda çalışmanın koşullarını gerektirmediğini belirtti.

Avukat Şafak, AYM’nin iptal kararında, uygulanan kuralın belirsizliğine vurgu yapıldığını, bu haliyle çalışma hürriyetini ortadan kaldırabileceğinin ifade edildiğini söyledi.

Milli güvenlik kapsamında olan yazılım veya bilişim şirketleri örneğini veren Şafak, bu tür şirketlerin iptal edilen kural kapsamında olmadığını ancak KHK’lıların bugünkü kararla, milli güvenlikle ilgisi olmayan kamu ortaklı şirketlerde çalışabilmesinin önünün açıldığını ifade etti.

“Tedbirin ölçülü olması şarttır”

İptal talebi, CHP milletvekilleri Engin Altay, Özgür Özel, Engin Özkoç ile birlikte 114 milletvekilinden geldi.

“7081 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un Bazı Kurallarının İptali” başlıklı AYM kararında, çalışanlara yönelik tedbirlerin ölülü olması gerektiğine vurgu yapıldı:

“İş sözleşmesi feshedilen kamu işçilerinin bir daha kamunun hissesi bulunan tüzel kişiler bünyesinde istihdam edilmesinin yasaklanmasının millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunmasına, kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olsa da alınan tedbirin amaçla ölçülü olması şarttır.”

Kanun’un 7. Maddesinin “…bir daha bu teşebbüs ve ortaklıklar…” ibaresinden sonra gelen “…ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler…” ibaresi iptal edildi.

Dava konusu kuralda, devletin veya kamu tüzel kişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs, ortaklık ve iştirakler ile kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde çalışmaktayken iş sözleşmesi feshedilen işçiler hakkında düzenleme yapıldığı belirtildi.

Buna göre, bu kurum ve kuruluşlarda çalışırken “terör örgütleri veya millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen kamu işçilerinin, bir daha bu teşebbüs ve ortaklıkların yanı sıra kamunun hissesi bulunan diğer tüzel kişiler bünyesinde de istihdam edilemeyeceği hükme bağlanmıştı.

“Bu şirketler kamu kurumu değil”

AYM, bu hükümle, kamunun hissesinin bulunduğu anonim şirketler arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması açısından stratejik önemi olan alanlarda faaliyet gösteren anonim şirketler ile diğer anonim şirketler arasında herhangi bir ayrım yapılmadan kamunun hissesinin bulunduğu bütün tüzel kişiler yönünden bir yasaklama hükmünün öngörüldüğüne dikkat çekti:

“Bir başka deyişle kamu işçilerinin iş sözleşmesinin feshi tedbirinin ardından uygulanan tedbir, kamunun (teşebbüs ve bağlı ortaklıkların) hissesinin bulunduğu bütün tüzel kişileri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.”

AYM bu kapsamdaki şirketlerin kamu kurumu olmadığını vurguladı:

“Ancak kamu iştiraki olarak adlandırılan bu anonim şirketlerin bahsi geçen özellikleri ile birlikte kamu kurumu niteliğinin olmadığı dikkate alındığında kuralda öngörülen yasaklama tedbirinin kamu iştirakinin bulunduğu bütün anonim şirketleri kapsayacak şekilde düzenlenmesinin kamu hizmetinin devlete sadakat ve güven temelinde etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve millî güvenliğin sağlanması amacına hizmet ettiği söylenemez.

Bu durumda millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanması açısından stratejik önemi bulunan ve daha farklı bir konumda değerlendirilmesi gereken sektörlerde faaliyet gösteren kamunun hissesi bulunan tüzel kişilerin yanı sıra millî güvenlik ve kamu düzeni ile doğrudan bir bağlantısı olmayan ve bunları olumsuz etkileme ihtimali zayıf olan sektörlerde ticari faaliyetlerini yürüten kamunun hissesinin bulunduğu tüzel kişiler bünyesinde de çalışmayı yasaklayan kuralın bu yönüyle millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile kamu hizmetinin sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından gereklilik unsurunu taşıdığı söylenemez.”

Paylaşın

İYİ Partili Türkkan Ve CHP’li Başarır’ın Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Kararı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu, İYİ Parti Milletvekili Lütfü Türkkan ve CHP Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar verdi.

Haber Merkezi / CHP’li Başarır hakkında Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamaya müdahalesi nedeniyle “duruşma hakimlerine alenen hakaret” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlarından fezleke hazırlanmıştı.

İYİ Partili Türkkan hakkında da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile 5 Kasım 2021’de Bingöl’de esnaf ziyareti sırasında yaşamını yitiren askerin ağabeyi Tahir Gümren’e küfrettiği gerekçesiyle “hakaret” suçundan fezleke düzenlenmişti.

Genel Kurul’a gidecek

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor.

Genel Kurul’da yapılacak oylamada, dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde karar çıkarsa, iki milletvekili için kendilerine yöneltilen suçlamalardan yargılanma yolu açılmış olacak.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

HDP’li Oluç: Yüzyılın Değil 900 Yılın Felaketini Yaşattılar

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen HDP’li Oluç, “AKP Genel Başkanı bugünkü grup toplantısında Türkiye Yüzyılından, yüzyılın felaketine geçmiş oldu. Gerçekten Türkiye’ye yüzyılın felaketini yaşatmış olan bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yüzyıl diyorum ama tarih kitaplarına baktığımız zaman, 909 yıl önce 1114 yılında Maraş’ta bir deprem yaşanmış ve tarih kitaplarına göre o depremde 40 bin civarında insan hayatını kaybetmiş. Yani 909 yıl önce Maraş’ta yaşanan felaketi bugün AKP Türkiye’ye ve topluma bir kez daha yaşattı. Hani yüzyılın felaketi diyorlar ya, yüzyılın değil 900 yılın felaketini yaşattılar. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Oluç, şöyle konuştu:

AKP Genel Başkanı bugünkü grup toplantısında Türkiye Yüzyılından, yüzyılın felaketine geçmiş oldu. Gerçekten Türkiye’ye yüzyılın felaketini yaşatmış olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Yüzyıl diyorum ama tarih kitaplarına baktığımız zaman, 909 yıl önce 1114 yılında Maraş’ta bir deprem yaşanmış ve tarih kitaplarına göre o depremde 40 bin civarında insan hayatını kaybetmiş. Yani 909 yıl önce Maraş’ta yaşanan felaketi bugün AKP Türkiye’ye ve topluma bir kez daha yaşattı. Hani yüzyılın felaketi diyorlar ya, yüzyılın değil 900 yılın felaketini yaşattılar. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

“AFAD’ın bütçe payı ne kadar?”

Bugün AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan dedi ki “Resmi verilere göre 45 binden fazla insanımızın hayatını kaybetmiş olmasına rağmen, afet riski yönetimi açısından Türkiye, son 20 yılında geçmişle kıyaslanamayacak kadar ilerleme kaydetmiştir”. Bu mu ilerlemeniz? Son 20 yılda geçmişle kıyaslanamayacak ilerlemenin sonucunda 45 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi mi ilerlemeniz? Ne ilerlemesinden bahsediyorsunuz böyle bir felaket yaşanmışken?

Geç kaldınız, hazırlıksız yakalandınız, ortada bir ilerleme falan yok. Rakamlarla, bazı gerçeklere bakıp konuşalım. AFAD, sorumlu değil mi bu meseleden, afet yönetiminden? AFAD’ın bütçe payı ne kadar? 2023 bütçesinde AFAD’ın payı 0,25. Bu AFAD afet hazırlığı yapabilir mi? AFAD’a yüzde 0,25 bütçe payı veren iktidar afet hazırlığı yapabilir mi? Kaç personeli var bu AFAD’ın? Rivayet muhtelif 6-7 bin personel ile AFAD bir afet planı sürdürebilir mi?

Siyasi sorumluluk imar afları nedeniyle de iktidarınızdadır Tayyip Erdoğan!”

Diyor ki Erdoğan, depremde yıkık-ağır hasarlı 203 bin binada 583 bin bağımsız bölüm var. Bunların yüzde 98’i de 2000 öncesi yapılan binalardan oluşuyormuş. Hiç sıkılma yok! Ya siz 10 yılda 10 tane imar affı çıkardınız. Bunu kim çıkardı? Bu iktidar çıkardı. En son 2018’de imar affı çıkardınız. Peki, bu kadar bina yıkılmış, güya 2000 öncesi yapılan binalar bunlar, o zaman niye af çıkardınız da bütün bu binaları affettiniz?

Bunun hesabı sorulmayacak mı? 3 milyon 252 bin bina, yapı faydalanmış 2018’de çıkarılan en son imar affından. Bunun 10 bin 629’u Adıyaman’da, yıkılan yerlerden bahsediyoruz. Hatay’da 56 bin 464 imar affından yararlanmış bina. Maraş’ta 39 bin imar affından yararlanmış bina, Malatya’da 22 bin, diğer illere gelmiyorum.

Bu imar aflarını çıkaracaksınız, ondan sonra kalkıp Kahramanmaraş’ta 144 bin 556 vatandaşımızın imar affından faydalandığını açıklıyorum diyeceksiniz. Malatya’da 88 bin vatandaşımızın imar affından faydalandığını açıklıyorum diyeceksiniz, ondan sonra diyeceksiniz bu binalar 2000 öncesi yapılmış.

Doğru değil. Yani siyasi sorumluluk imar afları nedeniyle de bu iktidardadır Tayyip Erdoğan! Bak bir kez daha söylüyoruz. İmar aflarını çıkararak bütün eski binalara ruhsat veren, aslında içine oturulmaması gereken binaları affeden sizin iktidarınızdır. Öyle boş konuşmayacaksınız.

“OHAL ile plansız yapılaşmanın önünü açtınız”

Bugün diyorsunuz ki güvenlik konusunda ilk günlerdeki birkaç hadise dışında kayda değer bir hadise yaşanmadı. O zaman neden OHAL’i ilan ettiniz. Biz OHAL’e gerek yok, afet bölgesi ilanı yeterlidir dediğimizde neden dinlemediniz. Kaldırın o zaman OHAL’i güvenlik sorunu yoksa. Ama siz OHAL’i başka bir şey için ilan ettiniz. Bugün bir kez daha ortaya çıktı. Niye ilan ettiniz? Çevre Bakanlığına OHAL sayesinde çok büyük yetkiler verdiniz.

Bak ben birkaç tanesini sayayım size. Plan gerekmeksizin yapılaşma yapabilecek ve yerel yönetimleri devre dışı bırakma imkanını sağlayacak adımları ve imkanları verdiniz Çevre Bakanlığına. Ormana ve mera alanlarına inşaat yapılmasının önünü açtınız. İskan alanlarında plan ve imar uygulamaları olmaksızın harekete geçilebilecek ve itiraz edilemeyecek. Bunu sağladınız. Taşınmaz mülkiyetini kısmen ya da tamamen başka bir alana aktarmanın imkanını sağladınız.

Acele kamulaşmanın önünü açtınız. Askı ve itiraz süreçlerini devre dışı bırakma süreçlerini devre dışı bıraktınız. Taşınmazları başka yere aktarma imkanı sağladınız. İşte siz bunları sağladınız OHAL yönetimi ile ve Çevre Bakanlığına da bu yetkileri toptan vermiş

“Afet Bakanlığının kurulması gerekiyor”

Bugün diyor ki AKP Genel Başkanı, “Devletin bekası ile birlikte milletin bekasını düşünen yeni bir stratejik akıl oluşturacağız”. Neymiş peki bu Ulusal Risk Kalkanı Modeli? Ortada bir model vardı, çöktü. Türkiye Afet Müdahale Planı çöktü. Sizin bir tane planınız vardı ve çöktü. Şimdi bir tane model oluşturacağız diyorsunuz, o da çökecek. Y

apılması gereken birinci iş nedir biliyor musunuz? Fay hatları üzerinde imar yasağını getiren kanunu çıkarmaktır. Bu kanun teklifini verdik, çıkarmayacağınızı biliyoruz. Örnekleri var Avrupa ve Amerika’da, bu kanunları çıkarmadan sizin yapacağınız modellerin hepsi çökmeye mahkumdur. Siz Çevre Bakanlığına bu yetkileri veriyorsunuz ama mesele böyle çözülmez.

AFAD İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Bütçesi, personeli ve ekipmanı doğru dürüst yok. Olması gereken şudur. Türkiye’de ‘Afet Bakanlığı’nın kurulması gerekiyor. Çünkü Türkiye bir deprem ülkesi.

Kaçıncı defadır depremde çok sayıda can kaybı oluyor. Bir afet ülkesi aynı zamanda. Merkezi bütçeden güçlü payı olan, yerel yönetimlerle birlikte çalışan, yerel ayakları olan bir ‘Afet Bakanlığı’nın kurulması gerekiyor. Öyle uyduruk modeller icat ederek değil, yetkili bir bakanlıkla bu meselenin üstüne gidilmesi gerekiyor. İçişleri Bakanlığı “AFAD’da az personel var, AFAD’a personel alınmalıdır” diye bir gün Meclis’e geldi mi? Gelmedi. Ne için geliyor; bekçi lazım, bekçilere kadro lazım, polis lazım, özel harekatçı lazım, özel harekatçılara kadro lazım. Bunun için geliyor. AFAD için bir kez geldiğini görmedik. Çünkü dert değil. Öyle bir anlayışları yok, öyle liyakatli bir AFAD yönetimi de yok ortada.

“Kızılay Başkanı şaibeli bir insan”

Şimdi sözde bir atraksiyon yapıldı televizyonlarda, 116 milyar TL bağış toplandı. Nereye geldi bu bağışlar, nereye yattı, hangi hesaplara yattı, nasıl kullanılıyor bu para? Buna ilişkin bir şeffaflık var mı? Buna ilişkin hesap verme niyeti var mı? Yok. O zaman bu “Afet Yeniden İmar Fonu”nun da bir ciddiyeti olmaz.

Ekonomistim diyerek ekonomiyi batırdınız, Türkiye Varlık Fonu’nun başına geçtiniz, her kuruma yandaşlarınızı doldurdunuz. Bilenin değil, itaat edenin önünü açtınız. Nepotizmin en güçlü uygulamalarını gerçekleştirdiniz, yani kayırmacılığın. Ortada ne rasyonel bir bürokrasi kaldı ne liyakat kaldı. İşte bu Kızılay rezaletinden görüyoruz. Kızılay, holding gibi çalışmış maşallah. Deprem olmuş, çadır satıyor. Sen holding patronu musun? İnsanlar çadır diye bas bas bağırıyor, soğukta insanlar üşüyor, donuyor, tepelerinde naylonlardan bir şeyler yapıp yaşamaya çalışıyorlar.

Kızılay maşallah çadırları satıyor. Kim onay verdi bu çadırların satılmasına, kim onay verdi? Bu onay veren bir hesap verecek mi? Sadece Kızılay Başkanından bahsetmiyorum, o zaten şaibeli bir insan. Kızılay ile ilgili yaptıkları bir değil iki değil, geçmiş yıllarda da tartıştık. Şaibeli bir insan. Şaibeli olduğu için orada tutuyorlar zaten.

İnsan yüzüne bakabilecek bir hali yok. Peki, onun da tepesinde ondan sorumlu olan kim, hangi siyasi? Ondan da hesap soracak mısınız Sayın Erdoğan, yani kendinizden hesap soracak mısınız? O yüzden bu tür laflarla ortaya çıkmış olan felaketi örtmeniz mümkün değil.

“Halk hesabını soracak”

Bir kez daha şunu söylüyorum; fay hatları ve aktif fay zonları üzerine inşaat yapılması ile ilgili kanun bir an önce çıkarılmalıdır. Bu çıkarılmadan, 45 binden fazla insanın hayatını kaybettiği deprem bölgesinde inşaat yapmak demek bir şovdur.

Bu kanunu çıkaracaksınız ki aktif fay zonları üzerinde inşaat yapılamayacak ve yeniden o bölgeler inşa edilirken güçlü bir kamu ve proje denetimiyle, zemin etütleriyle bu yapılacak. Ama bu iktidarın öyle bir zamanı da kalmadı.

Gerçekten bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının söylediği bir söze çok katılıyorum. “14 Mayıs’ta millet hesabı soracak” dedi ya, gerçekten 14 Mayıs’ta seçim olduğunda millet bu hesabı kesecek.

Deprem ve afet konusunda yapılmamış olanların, hazırlıksızlığın, bu kadar insanın hayatını kaybetmiş olmasının siyasi sorumlusundan, iktidar ittifakından, yani Cumhur İttifakı’ndan hesabı soracak. Tek söylediği doğru bugün maalesef buydu.”

Paylaşın

MHP’den Bahçeli Açıklaması: Depremzedelere Hakaret Ettiği İftira

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte dün deprem bölgelerini ziyaret eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kahramanmaraş Elbistan’da AFAD’ın (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) kurduğu konteyner kentte inceleme yaptı.

Haber Merkezi / Sosyal medyada dolaşıma giren videoya göre konteynerin önündeki depremzedelerle görüşen MHP Lideri Bahçeli, ‘Elbistan il olsun’ sloganı atılınca sinirlendi.

Devlet Bahçeli, “Acımızın olduğu böyle bir günde, böyle sloganlarla sayın cumhurbaşkanımızın ve diğer yetkililerin burayı ziyaretini sabote etmeye hakkınız yok. Sessizlik olacak. Dağılın gitsin, indirin şunları” diye bağırarak ortamı terk etti.

Sosyal medyada oluşan tepkiler üzerine MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Bahçeli’nin sözlerinin çarpıtıldığını ileri sürdü.

Büyükataman “Zillet (millet) ittifakı vekilleri ve medyası, genel başkanımız sayın Devlet Bahçeli’nin Elbistan ziyareti sırasında ‘Elbistan İl Olsun’ pankartı altında slogan atmanın yeri ve zamanı olmadığını dile getirdiği sözlerini çarpıtarak depremzedelere hakaret ettiği iftirasını atmışlardır” ifadesini kullandı.

İsmet Büyükataman’ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamalar şöyle:

“Asrın Felaketi’ni yaşadığımız 6 Şubat gününden itibaren Türkiye Cumhuriyeti bir yandan milletimizin yaralarını sarmak için olağanüstü bir gayretle çalışırken diğer taraftan yaşanan depremlerden siyasi rant elde etmeye çalışan siyasi yağmacılara karşı mücadele vermektedir.

İlk günden itibaren kirli bir oyun tezgâhlayan Zillet İttifakı’nın taşeronluğuna soyunan tribün simsarları da futbol sahalarını siyaset arenasına çevirmeye çalışarak adeta milli iradeye saldırmışlardır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, deprem şehitlerimize saygısızlık yaparak futbol sahalarına siyaset bulaştıran ve statlardan kaos doğurmaya heveslenen milli irade karşıtlarına geçit vermeyen örnek bir duruş sergilemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin duruşu karşısında oyunları bozulunca telaşa kapılan Zillet İttifakı aziz milletimizin acılarını siyasete malzeme yapmaya ve millet iradesine ipotek koymaya çalışarak partimizi hedef almışlardır.

Zillet İttifakı vekilleri ve medyası, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin Elbistan ziyareti sırasında “Elbistan İl Olsun” pankartı altında slogan atmanın yeri ve zamanı olmadığını dile getirdiği sözlerini çarpıtarak depremzedelere hakaret ettiği iftirasını atmışlardır.

Felaketin ilk gününden itibaren milletimizin acılarını istismar ederek siyasi rant peşinde koşan Zillet İttifakı partileri ve zillete payandalık yapan ufak tefek tek kişilik particikler de bu karalama kampanyasına dahil olmuş ve acılarımızı oya çevirme yarışına girmişlerdir.

Henüz bir aday belirlemeyi dahi beceremeyen Zillet İttifakı, kendi içerisindeki kavgayı, tutarsızlığı ve teslimiyetçi anlayışı gizleme telaşıyla milletimizin karşısına her gün yeni bir algı operasyonu ile çıkmaya devam etmektedir.

Deprem bölgelerinde gezerken bile adaylık kavgası yapmaktan vazgeçmeyen, birbirlerini gerizekalı olmakla tanımlayan, yaşanan felaketten kaos doğurup iktidar devşirmeye heveslenen Zillet İttifakı’nın içine düştüğü çukur siyaseti açıkça ortadadır.

Türk milleti bu çukur siyasetine,zilletten iktidar devşirmeye çalışan 6+1 masası ve yancılarına,Türk futbolunu zillete kurban etmek isteyen siyaset holiganlarına ve Sayın Genel Başkanımızın sözlerini çarpıtarak algı operasyonlarından beslenen zillete gereken cevabı verecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Türk milletinin iradesini ipotek altına almaya çalışanların, acılarını istismar edenlerin, istikbalini kargaşaya mahkûm etmek isteyenlerin dün olduğu gibi bugün de karşısında, aziz milletimizin ise daima yanında olmaya devam edecektir.”

Paylaşın

HDP’li Tayip Temel: Altılı Masa’yı Dikkatle İzliyoruz

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde 2 Mart’ta yeniden bir araya gelecek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Altılı Masa (Millet İttifakı) adayının kendilerine yönelik tutumunu görmek istediklerini belirterek, “Stratejik bir konum alacağız” dedi.

T24’ten Eray Görgülü‘ye konuşan Temel, şunları söyledi:

“Tüm bileşenlerimiz, kurullarımızla tavrımızı, tutumuzu belirleyeceğiz. Muhalefetin de iktidarın da bu aşamada tutumunu takip ediyoruz. İki türlü hazırlığımız var, bileşenlerimizle yaptığımı değerlendirmeler sonucunda aday çıkarma fikri vardı, yeni değerlendirmemizde bu düşünce baskın gelirse, tüm sorunlara çözüm iddiası taşıyacak bir aday çıkmazsa elbette biz aday çıkaracağız.

Ama bir yandan da Altılı Masa’daki tartışmaları da dikkatle izliyoruz. Orada geçen isimleri telaffuz ederek isimle ilgili tartışmalara şu aşamada girmek istemiyoruz.

Aday olarak gösterilecek aktörün partimiz HDP’ye ve ittifakımıza yönelik tutumunu da görmek istiyoruz. Kürt sorunu, adalet sorunu, deprem sonrası ortaya çıkan sorunlara yönelik yaklaşımını görmemiz gerekiyor. Bunlar netleştikçe bu çerçevede muhalefetin tutumu karşısında stratejik bir konum alacağız.

Konuşulan isimler arasında yer alan her aktörün de tüm bu sorunlara, adalet sorununa, deprem sorununa Kürt sorununa, partimize ve ittifakımıza karşı nasıl bir yaklaşım geliştireceğinin öyküsü de bizde biliniyor ve öngörüyoruz zaten. İktidarın seçim takvimi ve muhalefetin tutumu karşısında stratejik bir konum alacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Seçim Tarihi Mesajı: Millet İnşallah 14 Mayıs’ta Gereğini Yapacak

Partisinin grup toplantısında konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sorulması gereken hesapları adli, idari, siyasi olarak sormak boynumuzun borcudur. Şunu iyi bilin ki bu millet inşallah 14 Mayıs’ta gereğini yapacak.” dedi.

Konuşmasında muhalefete depremi “suistimal etme” suçlaması yönelten Erdoğan, “Onlar deprem bölgesine gidip sadece konuşacak, sadece poz verip dönecek, sadece kameralar önünde yaşanan acıların istismarını yapacak. Çünkü bunların sırtında ülkenin yükü, milletin sorumluluğu, insanların vebali yok” ifadelerini kullandı.

Muhalefete “Ey muhalefet!” diye seslenen Erdoğan, altılı masaya deprem gündemini hiçe sayarak “bakanlık paylaşımı ve koalisyon hesapları” yapma suçlaması yöneltti.

Hükümetin “tek gündeminin deprem” olduğunun altını çizen Erdoğan, “11 ili vuran deprem milletimize büyük acı yaşattı. Sorulması gereken hesapları da adli, idari, siyasi olarak sormak boynumuzun borcudur” dedi.

Depremin izlerini kısa sürede silmek istediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı, deprem bölgesinde arama kurtarma çalışmalarının ardından başladıkları enkaz kaldırma faaliyetlerinin sürdüğünü ve yeniden inşa sürecine ivme kazandıracaklarını vurguladı.

Halihazırda kamu bankalarının bölgeye 80 milyar lira destekte bulunduğunu aktaran Erdoğan, “Hiçbir şekilde yatay mimariden taviz vermeyeceğiz. Yıkılan yerlerin yeminleri sıkıntılıysa, oralarda asla yapılaşma olmayacak” açıklamasını yaptı.

Deprem bölgesindeki yıkık, yıkılacak ve hasarlı binaların geçmişe dönük tüm borçlarını sildiklerini kaydeden Erdoğan, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya illerinin tamamında ve Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerinde elektrik ve doğalgaz faturalarını 3 az süreyle ertelediklerini söyledi.

Eldeki verilere göre, 203 bin 958 binanın yıkık veya ağır hasarlı olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı, bu yapıların yüzde 98’inin 2000 yılı öncesinde yapıldığını sözlerine ekledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“Ülke olarak her ne kadar birileri kabul etmese de asrın felaketi diye nitelenen 7.7 ve 7.6 ve sonrasında gelen büyüklüğü 6.6’ya kadar çıkan 11 bin 400 sarsıntı yaşadık. Bölgede 62 ilçede ve 10 bin 190 köyde çok ciddi yıkımlara neden olan depremleri yaşamaya devam ediyoruz. Büyüklükleri 4’ün, 5’in üzerine çıkabilen tedirginlik sürüyor. Sürecin normal olmadığını tüm bilim insanları söylüyor. Türkiye bir çeşit deprem fırtınasına tutulmuş durumdadır.

Depremleri engelleyebilmemiz mümkün değildir. Bize düşen göre şudur; evvela deprem öncesi altyapısıyla, konutlarıyla, işyerleriyle güvenli yerleşim yerleri inşa etmek, hazırlık yapmaktır. Ardından ise en etkin acil yardım çalışmalarını yürütmek, yaraları sarmaktır. Her iki konuda da ülkemiz son 20 yılda geçmişle mukayese edilemeyecek ilerleme kaydetmiştir.

Seliyle, heyelanıyla, yangınıyla, kuraklığıyla daha farklı afetlerle de yüzleştik. terörden sığınmacı akınına, siyasi ve sosyal kaos denemelerine ve darbe teşebbüslerine kadar diğer sınamaları da bunların üzerine eklememiz gerekiyor.

6 Şubat’ta 11 ilimizi vuran deprem fırtınası milletimize hepsinden büyük bir acıyı yaşattı. 500 km’lik çapa sahip 14 milyon insanımızı doğrudan etkiledi. Ağır kış şartlarının etkili olduğu günde karşı karşıya kaldık. Yıkılan altyapının ve yaşanan karmaşanın getirdiği zorluklar ve hava şartları bizi zorladı.

Son tespitlere göre yıkık, acil yıkılacak 203 bin 958 binada 583 bin 628 bağımsız bölüm var. Bunların yüzde 98’i de 2000 öncesi yapılan binalardan oluşuyor. Yıkık bina sayısı 31 binin üzerindedir. Ülkemizdeki tüm arama kurtarma ekiplerinin, dünyadaki çok önemli arama kurtarma ekiplerini topladık. 35 bin arama kurtarma görevlisine ulaşabildik. 271 bin kamu görevlisi, 15 bin iş makinesi, 78 uçak, 115 helikopter, 38 gemi görevlendirdik. Gönüllülerle neredeyse yarım milyon insan depremzedelerin imdadına koştu.”

İdeal bir arama kurtarma ekibi 80 kişiden oluşurken, en küçük birimde 20 kişiden oluşması gerekiyor. İdeal olarak 437 binaya, asgari 1750 binaya müdahale edebilecek kapasiteye ulaştık.

Felaketin haberini alır almaz, şartları zorlayarak yapılacak her şeyi yapma gayreti içinde olduk. OHAL, mücbir sebep ilanlarını yaparak hukuki altyapıyı kurduk. Askerimizi, polisimizi, jandarmamızı, madencimizi, ormancımızı, din görevlimizi, savcımızı, gönüllülerimizi sahada ihtiyaç duyulacak herkesi seferber ettik. Bölgeye intikal eden 90 ülkeden ekipleri de devreye aldık.

Buna rağmen kimi eksiklikler, aksaklıklar yaşanmıştır. Herkes şahittir ki var gücümüzle ve en hızlı şekilde depremzedelerin yardımına koştuk. İlk andaki eksikler tamamlanıp arama kurtarmadan enkaz kaldırmaya, geçici barınma alanı ve kalıcı konutların inşasına kadar her şey yoluna girince bunlar da kimliklerine büründüler. Bütün bu sirk cambazları bölgeye kaç kere gittiler. Şahsım ve Cumhur İttifakı olarak bölgeye 2 kez gittik, arkadaşlarımız sürekli bölgede, vekillerimiz bölgede telefon diplomasisiyle, valilerimizle, kaymakamlarımızla, belediye başkanlarımızla bölgeyi tarıyoruz.

“Bu millet inşallah vakit geliyor, 14 Mayıs’ta gereğini yapacaktır”

Siz birilerinin asker üzerinden, çeşitli kurumlarımız üzerinden, insanımızın acısı üzerinden kısır tartışmalar açmaya kalkmalarına bakmayın. Bölge halkının, devletin tüm unsurlarıyla harekete geçtiğini bizzat yaşayarak görüyor. Buradan bir kez daha depremin ilk anlarından itibaren sahada çalışan herkese şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Ülkemizin yardım çağrısına destek veren dost ve kardeş ülkelere de şükranlarımı sunuyorum. Daha önce eşi ve benzerine rastlanmamış bu felaketin muhasebesini yapıyoruz. Sorulması gereken hesapları da adli, siyasi olarak sormak boynumuzun borcudur.

Yavru muhalefet yargıyı bizim yönlendirdiğimizi, yargıya yön verdiğimizi… Ayıptır. Erdoğan’ın nasıl davrandığını Rabbim bilir, sen anlamazsın. Sen önce kendini düzelt. Bu millet inşallah vakit geliyor, 14 Mayıs’ta gereğini yapacaktır. Asla bu tür kuru sıkı atanlara prim vermeyecektir.

Birileri için atıp tutmak, frensiz şekilde konuşmak kolay. Onlar deprem bölgesine gidip konuşacak, poz verecek, acıların istismarını yapacak. Bunların sırtında ülkenin yükü, insanların vebali yok. Pek çok konuyu düşünmek, planlamak, uygulamak ve neticelendirmek mecburiyetindeyiz.

Enkazları kaldıracağız, yaraları saracağız. Yıkılanların yerine yenisini yapacağız, gönülleri alacağız, insanlarımızın önüne yeni bir gelecek yeni bir hayat sereceğiz. Helallik istemek, milletimizle aramızdaki samimi muhabbetin neticesidir. Deprem turisti edasıyla bölgeden gelip geçenler bu hasbi muhabbeti kavrayamaz. Biz can derdindeyiz onlar mal derdinde.

Rahatsız oluyorlar ama not ediyoruz. Vakti geldiğinde açacağız. Kulağımızı sadece millete veriyoruz, sözümüzü sadece millete söylüyoruz. Adaylık kavgasından, bakanlık paylaşımından, birbirlerine laf yetiştirmekten milletin derdine gidemeyenleri kendi hesaplarına bırakıyoruz. Ülkenin gündemine dönemeyenleri millete havale ediyoruz.”

Enkaz kaldırma faaliyetlerine başladık. Geçici barınma alanlarını önce çadır, ardından konteynerlerle ağırlıklı olarak dayadık, döşedik ve vatandaşlarımızı taşımaya başladık. Şehir merkezlerinde ticaretin devamı için geçici ticari alan yapıyoruz. Deprem bölgesinde 392 bin 350 konut ve 75 bin köy evinden oluşan 468 bin hane inşa etmeyi planlıyoruz.

Hatay’da 145 bin 650 konut, 15 bin 224 köy evi, Kahramanmaraş’ta 83 bin konut, 18 bin 681 köy evi, Malatya’da 62 bin konut, 16 bin 714 köy evi, Adıyaman’da 43 bin 400 konut, 11 bin 400 köy evi, Gaziantep’te 30 bin 150 konut, 8 bin 162 köy evi, Osmaniye’de 11 bin 600 konut, bin 598 köy evi, Diyarbakır’da 6 bin konut, 634 köy evi, Elazığ’da 4500 konut, 588 köy evi, Şanlıurfa’da 3 bin konut, 700 köy evi, Adana’da bin 800 konut, 293 köy evi, Kilis’te bin 250 konut, bin 681 köy evi inşa edeceğiz.

Bölgede kurduğumuz 356 bin çadırda 1,4 milyon, faaliyete geçirdiğimiz konteyner kentlerde ise 34 bin vatandaşımız barınıyor. Afet bölgesinde buralarda kalanlardan valiliklerimize ve kaymakamlıklarımıza başvuran 1,6 milyon kişiye barınma imkanı sağladık. Gelen yardımları da vatandaşlarımıza ulaştırıyoruz. Dağıttığımız battaniye sayısı 3,8 milyonu, yatak sayısı 350 bini, ısıtıcı sayısı yarım milyonu buldu.

Deprem sonra şehirlerin hızla ayağa kalkmasını temin için Afet Yeniden İmar Fonu kuruyoruz. Afetler için uzun vadeli kaynak sağlayarak bütçe üzerindeki yükü azaltacaktır. Yıkık, ağır ahasarlı binaların geçmişe dönük borçlarını siliyoruz. Depremzedelerin yaralarını sarmaya, bölgenin ihyasını sağlamaya kararlıyız.”

“Sivil yardım kuruluşlarına, bunlara yapılan hakaretleri de asla unutmadığımızı, kayıtlarımıza aldığımızı ifade etmek istiyorum”

Afet riski bakımından ülkemizin 20 yıl öncesiyle bugünkü fotoğrafı arasındaki fark herkes için gayet açıktır. Eğitimden sağlığa, güvenlikten adalete, tarımdan sanayiye kadar ülkemize yaptığımız tüm hizmetler bugünler için bir hazırlıktır. Türkiye’de bütünleşik afet yönetimi dediğimiz anlayışla 2009’da AFAD’ı kuran biziz. AFAD’ın ve diğer STK’ların pek çok afette, insani krizde gösterdiği çalışmaları yakından takip ettik. Sivil yardım kuruluşlarına, bunlara yapılan hakaretleri de asla unutmadığımızı, kayıtlarımıza aldığımızı ifade etmek istiyorum.

Bizim son 20 yılda sadece kentsel dönüşüm projeleriyle güvenli konut seferberliği başlı başına devrimdir. İstanbul’da 93 bin konutun dönüşümü sürüyor. Ancak bu gayretimizin her adımında yaşadığımız zorlukların siyasi ve hukuki engelleri sizler biliyorsunuz.

Bay bay Kemal kentsel dönüşüme karşı, yanındaki hanımefendi karşı. Beykoz’a gidiyor orada kentsel dönüşüme karşı olduklarını söylüyorlar. Hadi bakalım bu neticenin altından kalk. Ama Erdoğan kalkıp Çamlıca Camisi’nin altında vatandaşa ‘Yarın istemediğimiz bir durumla karşı karşıya kalırız, kimse hesap soracaksınız; bana. Gelin şuraları boşaltalım güzel binalar yapalım’. Her yönüyle orada oturan vatandaşlarımız çok memnun. Eğer başında önümüzü açsaydılar, şimdi oralar bitmiş olacaktı. Ne ana muhalefet, ne yanındaki yavru muhalefetler kentsel dönüşümden anlamazlar. Bunlar depremi göremiyorlar.

Kahramanmaraş merkezli depremler bize artık bu konunun en hızlı şekilde, en kısa sürede çözümünün şart olduğunu göstermiştir. İstanbul başta olmak üzere kentsel dönüşüm projelerin bitirecek yeni çalışma modeli benimseyeceğiz. Bir kentsel dönüşüm süreciyle bu işi bitireceğiz. Meclis’in yeni döneminde gereken hukuki çalışmaları yapıp, hemen işe girişeceğiz.

Türkiye için hemen şimdi diyerek ülkemizi depremlere ve diğer afetlere karşı hazırlıklı hale getirmeyi milletimize karşı sorumluluğumuz olarak görüyoruz.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Cürmün Ve Haramın Helalleşmesi Olmaz

Partisini TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Adıyaman’da helallik isteyen Erdoğan’a yönelik, “Depremden sonra 72 saat boyunca milletimizin yardımına gidemeyenlerin, organize olamayanların, saray korkusuyla karar alamayanların, sivil toplumla kavgaya tutuşanların, interneti kesip kapılara polis gönderenlerin tamamı sorumludur.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Başımıza ucube sistemi bela edip bu keşmekeşin müsebbibi olan bay kriz baş sorumludur. Sorumluluk hissedenler istifa eder, hesap verirler. Bu artık bir algoritma haline geldi. İktidarın beceriksizliği nedeniyle başımıza gelen her felakette Erdoğan milleti suçlamaya başlıyor. Doğruları konuşanları bastırmaya çalışıyor. Yetmiyor, sosyal medyayı kısıtlıyor. Baktı olmuyor, anketler istediği gibi gelmiyor, bu sefer de yeniden ekranlara çıkıp helallik istiyor. Ne kendisinin, ne tek bir bürokratın sorumluluk almadığı yerde sorumluluğu vatandaşa yıkıyor.”

Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Depremin üzerinden 23 gün geçti. “Tuttuğumuz defteri açacağız” dedin, milleti tehdit ettin. Hangi yüzle helallik istiyorsun? Dün kader planı diyorsun, bugün utanmadan helallik istiyorsun. Beş dakika gecikmişsin, borcunu 2 gün geciktirmişsin gibi helallik istiyorsun. Cürmün ve haramın helalleşmesi de olmaz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

“Başkent’in göbeğinde Sinan Ateş’e kıyılmasının üzerinden 61 gün geçti. Devleti yönetenlerin mafyalara, simsarlara, uyuşturucu kaçakçılarına bir kez daha boyun eğen acizliğiyle 61 gün geçirdik. 61 günde adaletsizlik daha da derinleşti. Sinan Ateş’in ailesinin bildiği gerçekler henüz daha yargının gündeminde bile değil.

Ülkemizi içine hapsettiğin tek adam yönetiminde görevini yapabilen bir kurum kalmadı Sayın Erdoğan. Ben de sana soruyorum; söylesene yargının işini yapmasına neden engel oluyorsun? Kimden korkuyorsun? Adalet yerini bulana kadar unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu cinayetin asıl sorumluları ortaya çıkana kadar unutmayacağız, unutturmayacağız. Sinan Ateş’i unutmayacağız, unutturmayacağız.

“Utanmadan kampanya, propaganda yapıyorlar”

Gerçekleşen her artçı sarsıntıda yaşadığımız büyük felaketi tekrar hatırlıyoruz. Ülkemizin bir gerçeği olan depreme karşı nasıl hazırlıksız kaldığını hatırlıyoruz. Kendini devlet yerine koyanlara ne kadar güvenmediğimizi hatırlıyoruz. Depreme karşı hazırlık yapmayanlar felaketten sorumludurlar. Milletimize ev diye mezar yapılmasında payı olan herkes bu büyük felaketten sorumludur.

Bir suç mahaliyle karşı karşıya kalmamıza neden olan herkes sorumludur. Saray korkusuyla karar alamayanların, sivil toplumla kavgaya tutuşanların, interneti kesip kapılara polis gönderenlerin hepsi sorumludur. Başımıza ucube sistemi bela eden bay kriz baş sorumludur. Tüm sorumsuzluklarına rağmen hiç utanmıyorlar, hiç yüzleri kızarmıyor. Aralarından bir kişi bile istifa etmiyor. Sorumlu olanlardan beklenen şey budur. Utanmadan kampanya, propaganda yapıyorlar.

İktidarın beceriksizliği nedeniyle başımıza gelen her felakette önce Sayın Erdoğan milleti tehdit etmeye başlıyor. Her gün bağırıyor, çağırıyor, hakaret ediyor. Sonra çıkıyor helallik istiyor. Sayın Erdoğan yeter artık. Depremin üstünden 23 gün geçti. Hangi yüzle çıkıp helallik istiyorsun? Dün ‘Kader planı’ diyordun, bugün helallik istiyorsun.

Dün ‘Ahlaksız, namussuz, adi’ diyordun bugün helallik istiyorsun. Dün ‘Hain’ diyordun, bugün helallik istiyorsun. Bir idarecinin vatandaşlarıyla helalleşmesi istifayla, sorumluları görevden almakla olur. Cürmün ve haramın helalleşmesi olmaz. Enkazlar bu iktidarın suçlarının enkazıdır. Hükümetin başının cürümlerinin ve haramlarının enkazıdır. Bir Allah’ın kulunun istifa etmediği yerde helallik istemek Allah’ın ‘Adil olun’ emrine isyandır.

“Madem helallik alacağına eminsin, derhal sandığı getireceksin”

Meydanlarda sadaka vererek helallik alamazsın. Paranın kölesi olan yandaşların bekçiliğini yaparak helallik alamazsın. Senin bulamadığın vinci getiren ama valinin izin vermediği için ailesini kaybedenlerden helallik alamazsın. Kimsesiz kalan çocuklardan helallik alamazsın. Takdiri çok gördüğün sağlıkçılardan takdiri alamazsın. Cenazesine kefen arayan babalardan helallik alamazsın.

Tuvalet için çırpınanlardan helallik alamazsın. Günahına girdiğin masumlardan helallik alamazsın. Böyle yüzsüzlük, utanmazlık, terbiyesizlik olmaz, olamaz. Milletimizden helallik alamazsın Sayın Erdoğan. İlla helalleşmek istiyorsan yolunu söyleyeyim: Siyasetçi milletiyle sandıkta helalleşir. Önce aziz milletin önüne sandığı getireceksin öyle helallik isteyeceksin. Öyle televizyondan üfürmekle olmaz. Madem helallik alacağına eminsin, derhal sandığı getireceksin.

“Türk Kızılay’ı; tümüyle yozlaşmış, çürümüş, bir yer hâline gelmiş”

Binlerce depremzede kardeşimiz soğukta beklerken,  kendi vatandaşına çadır satmak; sadece bir organizasyon sorunu değildir. Bu, düpedüz bir ahlak sorunudur! 155 yıllık Hilal-i Ahmer, yani Kızılay’ımızda yaşananlara bakın. Hilal’e adanmış tüm hayatların anısına çalışan Türk Kızılay’ı bunların elinde zaten, bir ‘naylon bağış’ kurumuna dönüşmüştü. Belli ki bu da yetmemiş olacak, gelinen noktada tam anlamıyla paravan bir şirket olmuş. Ecdat yadigarı, kötü gün dostu, iyiliklerin sembolü, Türk Kızılay’ı; tümüyle yozlaşmış, çürümüş, bir yer hâline gelmiş. Memleketin, yarasını saracağına, çadır tüccarı olmuş.

Düşünebiliyor musunuz? Deprem olmuş. İnsanlarımız, 20 gündür çadır bekliyor. Kızılay ise, deposunda, çadır stoklayıp satıyor. Böyle bir kepazelik olabilir mi? ‘Gıda stoklanıyor’ diye, memleketi birbirine kattınız. ‘Soğan stokluyorlar’ diye, depoları bastınız. ‘Patates stokluyorlar’ diyerek milleti suçladınız, ‘terörist’ ilan ettiniz. Peki şimdi çadır stoklayan Kızılay’a ne diyeceksiniz? Kızılay’ın deposunu da basıp, çadırlara el koyacak mısınız? Stokçu diye Kızılay Başkanı’nı da aldıracak mısınız?

“Bu ülkenin Kızılay’ı, utanmadan, kendi vatandaşına, çadır sattı”

‘Ak-Kızılay’ ne yaptı? Milletimizin, topyekûn darda olduğu bir günde; milletimizin, soğuktan donduğu bir günde; tüm Türkiye’nin, seferber olduğu bir günde; alın teri ile emanet edilen, milletin helal yardımlarını, ticari bir şirket gibi, utanmadan satışa çıkarttı. Yabancı ülkeler, hiçbir karşılık beklemeden, arama kurtarma ekipleri gönderdiler. Düşman diye kötülenenler, seferber olup, yardıma koştular. ‘El oğlu’ dediklerimiz, milyarlarca lira, yardım parası topladılar. Ama bu ülkenin Kızılay’ı, utanmadan, kendi vatandaşına, çadır sattı. 85 milyon tek yürek oldu.  Ama bu ülkenin Kızılay’ı, kendi vatandaşına, çadır sattı.

Bu ahlaksızlığa, bu alçaklığa, bu rezalete şaşıranlar olduğunun farkındayız. Ama biz hiç şaşırmadık. Neden şaşıralım? Geçtiğimiz sene, kendi yargısının bağımsızlığını, ihlal edip Kaşıkçı Davası’nı Suudi Arabistan’a satan yine bu hükumet değil miydi? Memleketi, sığınmacı hendeğine çevirip, Avrupa rahatsız olmasın diye, milletimizin huzur ve refahını, satılığa çıkaran yine bu hükumet değil miydi?  Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını, ev karşılığında, yabancılara satan yine bu hükumet değil miydi?  Çukurova’nın tertemiz toprağını, İngiltere’den gelen çöpleri gömmek için satan, yine bu hükumet değil miydi?  İşte o nedenle biz; Kızılay’ın, bu ülke insanı için ürettiği çadırları, depremzede vatandaşına satmasına, hiç mi hiç şaşırmıyoruz.

Çünkü, Sayın Erdoğan’ın dünyasında, bu ülkenin, satılık olmayan hiçbir değeri olmadığını, çok iyi biliyoruz. Nitekim, bir de çıkıp; ‘Büyütülecek bir hadise değil. Günün sonunda, vatandaşımıza hizmete gitmiş’ diye, utanmadan, açıklama yaptılar.  Vatandaşa kim hizmet etmiş? Yine vatandaşın kendisi. Para kimin parası? Milletin parası. İşsizlikten kıvranan gençlerimizin parası. Mutfağı alev almış, annelerin parası. Geçinemeyen, emeklinin parası. Tarlasını süremeyen, çiftçinin parası. Hayatta kalma mücadelesi veren, esnafın, memurun, asgari ücretlinin parası.

Madem hiçbir işe yaramıyorsun bir zahmet istifa edin. Ülke yönetmekten acizsiniz milletin huzurunu bozmayın. Kızılay’ı daha fazla lekelemeyin. Ahlaksız, şuursuz yönetim anlayışıyla tüm kurumları delik deşik ettiniz bari Kızılay’ın surlarında gedik açmayın.”

Paylaşın

2 Mart Perşembe: Millet İttifakı’nda “Kılıçdaroğlu” buluşması

Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Gelecek Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, Saadet Lideri Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde 2 Mart’ta yeniden bir araya gelecek.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre, “Millet İttifakı’nın adayı 13’üncü Cumhurbaşkanı olacak” iddiasıyla yola çıkan ve bir yılı aşkın süredir çalışmalarını sürdüren altılı masa, ortak adayını belirlemek için toplanıyor.

Kaynaklar, adayın 2 Mart toplantısında belirlense dahi seçim takvimi sürecinin belirlenmesi sonrasında açıklanacağını ifade ediyor. CHP ve İYİ Parti arasındaki aday belirlemeye dair tartışmalarda ise belli bir yol alındığı söylense de İYİ Parti’de “Kemal Kılıçdaroğlu” ismine dair endişeler sürüyor.

12 Şubat 2022 tarihinde ilk kez bir araya gelen altı muhalefet partisi lideri, süreç içinde 13’üncü buluşmayı Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirecek. 12’ncisi “deprem özel” gündemli olması dışında diğer 11 buluşmada seçimlere dair konuları ele alan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti liderlerinin bu seferki ana gündemi ise ortak cumhurbaşkanı adayı. Aday ile birlikte geçiş sürecinin yol haritası da toplantıda ele alınacak.

“Aday belirlenecek”

Toplantı öncesi en net açıklamalardan biri İYİ Parti’den gelirken Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Milletimiz müsterih olsun. 2 Mart’ta Millet İttifakı 13’üncü Cumhurbaşkanı’nı belirleyecek. Bu iradeyi gösterecek ve en kısa zamanda da bunu milletimizle paylaşacağız” dedi.

Toplantı öncesi Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu liderleri iki kez ziyaret ederek adaya dair isimler ve görüşleri aldı. Masada ele alınacak üç isim var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dışında başka bir ismin adaylık konusunda gündeme gelmesi beklenmiyor.

Mansur Yavaş’ın toplantı öncesi son olarak yaptığı “Masa beni aday gösterirse görev olarak kabul ederim” çıkışı da siyasette önemli başlıklardan olurken CHP kaynakları, “Mansur Yavaş, Ankara’ya hizmete devam edecektir” yorumunu yaparak adaylığının masada olmadığına vurgu yapıyor.

Toplantıdan “Kılıçdaroğlu” ismi çıkar mı?

Masada gündeme gelecek en güçlü aday ise Kemal Kılıçdaroğlu. İYİ Parti dışında Kılıçdaroğlu’na güçlü bir itiraz bulunmuyor. İYİ Parti cephesinde ise CHP liderine ilişkin geçtiğimiz haftalardaki yoğun endişelerin azaldığı yorumları yapılıyor. Akşener’in toplantıda hangi isim gündeme gelirse gelsin, açıklanmadan önce kapsamlı bir kamuoyu araştırması yapılması fikrini gündeme taşıyacağı, bu kapsamda daha önce yapılan anket ve çalışmaların da değerlendirilmesini isteyeceği kaydediliyor.

CHP’de Kılıçdaroğlu’nun ortak adaylığı konusunda görüş birliği oluşurken kurmaylar, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığı açıklandıktan sonra var olan tartışmalar sona erer ve altı parti de seçimi kazanmaya odaklanır. Burada yaratılacak sinerji Millet İttifakı’nın adayını 13’üncü Cumhurbaşkanı yapacak güçte. CHP’nin buna inancı tam, diğer partilerin de aynı inançta olduğunu görüyoruz” değerlendirmesi yaptı.

Hem CHP hem de İYİ Parti kurmayları 2 Mart toplantısında bir isim üzerinde prensipte uzlaşma olsa da adayın açıklanmasının o gün olmayacağına dikkat çekiyor. Adayın Mart ayı ortasında gerçekleşecek büyük bir programla açıklanması hedefleniyor. Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta seçimlerin olması için 10 Mart’ta karar alması halinde bu tarihten sonraki bir hafta içinde hemen adayın açıklanacağına dikkat çekiliyor.

Geçiş süreci konuşulacak

İYİ Parti’de Kılıçdaroğlu isminden daha çok ise “eşit temsil”e itiraz var. Partilerin seçimi kazanması halinde oy oranlarına göre kabinede temsil edilmesini savunan İYİ Parti kurmaylarında, “tüm partiler eşit haklara sahip söylemi parti tabanlarında rahatsızlığa yol açıyor. Bu nedenle bu konu sık sık kamuoyu önünde değerlendirilmemeli” görüşü hâkim.

Eğer altılı masa seçimi kazanırsa, Cumhurbaşkanının hükümeti kurabilmesi ihtimali nedeniyle kabine dağılımı da yol haritasının önemli başlıklarından olacak. Kabinenin hangi partilerden oluşacağı, nasıl belirleneceği başlıkları netleştirilecek. Her partiye bir bakanlık verilmesi ancak oy oranları ve vekil dağılımına göre de diğer bakanlıkların dağılımının yapılacağı belirtiliyor. Geçiş sürecine dair yol haritasına son şeklinin toplantıda verilmesi hedefleniyor.

Listeler konuşulacak

Millet İttifakı, seçim kararı alınmasından sonra resmi olarak “ittifak” olacak. Adayın ve yol haritasının belirlenmesi sonrası ittifakın ortak protokolü de hazırlanacak ve Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edilecek.

Ayrıca ittifakın seçime nasıl gireceğine dair çalışmalar da sürüyor. Altı partinin kendi logosu ile seçime girmesi için en az 41 seçim bölgesinde milletvekili adayı çıkarması gerekiyor. Bu durumda “en az 360 vekil” parolasıyla hareket eden altı parti, il il, bölge bölge hangi partinin hangi listede yer alacağına dair çalışmada da sona yaklaştı. Bu konuda seçim takviminin netleşmesi ile çalışmalara son şekli verilmesi de hedefleniyor.

Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den bazı isimlerinin CHP ve İYİ Parti listelerinden de seçime girebileceği ifade ediliyor.

HDP ne yapacak?

Seçimde en kritik partilerden olan HDP’nin de aday belirleme çalışmaları sürüyor. Millet İttifakı’nın belirleyeceği aday HDP’nin adayını belirlemesini de etkileyecek. HDP’de birçok kurmay Kılıçdaroğlu ismine olumlu bakıyor. HDP, adayın netleşmesi sonrası yapılacak bir çağrı ile CHP liderine destek verebileceği gibi kendi adayını açıklama sürecini de başlatabilecek.

Bu noktada HDP’nin aday çıkarması halinde seçimlerin ikinci tura kalıp kalmayacağına dair çalışmalar da etkili olacak. HDP kurmayları, deprem sürecine dikkati çekerek “Yeni bir siyasi tablo var. Aday çıkarıp çıkarmama konusu değerlendiriliyor” açıklaması da yapıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Aday” Açıklaması: 2 Mart’ta Belirleriz Ama…

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, Saadet Partisi ev sahipliğinde 2 Mart’ta yeniden bir araya gelecek.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, toplantıya ilişkin, “Nasıl ki ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metnini, Anayasa taslağımızı belirledik ve belirlediğimiz başka bir tarihte açıkladık, Cumhurbaşkanı adayını da belirledikten sonra başka bir tarihte açıklarız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek‘e konuştu.

Deniz Zeyrek, yazısında şu bilgileri aktardı:

“AK Parti, CHP ve MHP kulislerinde seçimin ne zaman yapılacağına dair konuşmaları dinleme şansım oldu. Gördüm ki seçim tarihinde bir değişiklik yok: 14 Mayıs.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’deki odasında yaptığımız görüşmede YSK’nın bu tarihe “yetiştiremem, yapamam” gibi gerekçelerle itiraz etme hakkının olmadığına dikkat çekti. Kılıçdaroğlu, YSK’dan böyle bir talep gelirse bunun kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tespiti AK Parti’li ve MHP’li yetkili isimler de teyit etti. Ortak görüş şu: Cumhurbaşkanı veya TBMM seçimleri yenileme kararı alırsa YSK yasadaki takvime göre hazırlıklarını tamamlamak zorunda.

Depremzedeler için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak da YSK’nın ödevi.

Bu arada Kılıçdaroğlu’na Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı’nı da sorduk. Yarın yapılacak toplantıda adayın belirlenebileceğini ama hemen açıklanmayabileceğini söyledi. Kılıçdaroğlu şöyle dedi:

“Nasıl ki ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metnini, Anayasa taslağımızı belirledik ve belirlediğimiz başka bir tarihte açıkladık, Cumhurbaşkanı adayını da belirledikten sonra başka bir tarihte açıklarız.”

“Cumhurbaşkanı adayını açıklamak için özel bir tören düzenler misiniz” sorumuza da Kılıçdaroğlu “Hepsini 2 Mart’ta belirleyeceğiz” karşılığını verdi.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 10 Mart’ta Parlamento’yu yenileme kararı almasının Millet İttifakı’nın aday belirleme takvimini etkilemeyeceğini söyledi.”

Paylaşın