Kılıçdaroğlu’ndan Sert Mesajlar: Hepinizle Hesabımız Var

“Hükümet istifa” sloganı atan taraftarları tehdit eden organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’ya tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beşli Çeteler, mafyalar, çantacılar, rantçılar… İnanın hiç fark etmez, hiç! Hepinizle hesabımız var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şimdi oturun bana tehdit mektupları yazın. Herkes olması gerektiği yere gidecek, bu da benim sözüm olsun.”

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından oynanan ilk Süper Lig karşılaşmalarında Fenerbahçe ve Beşiktaş tribünlerinde “hükümet istifa” sloganları atıldı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabından “Türk futbolunu zillet ve rezalete mahkum etmek isteyenlere göz yummak, alttan almak, sessiz durmak geldiğimiz bu aşamada mümkün değildir” ifadelerini kullanarak taraftarları hedef gösterdi.

Devlet Bahçeli’nin girişimiyle çıkarılan infaz indirimi paketi kapsamında tahliye edilen organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı da muhalefeti ve hükümeti istifaya çağıran taraftarları sosyal medya hesabından tehdit etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün yaptığı paylaşımda isim vermeden hedef gösterme ve tehditlere tepki gösterdi.

Alaattin Çakıcı’nın ‘tehdit mektubu’nu hatırlatan CHP Lideri Kılıçdaroğlu “Hepinizle hesabımız var” diyerek şunları kaydetti:

“Türk milletini, gençlerimizi hiçbir illegal oluşumun tehdit etmesine izin vermeyiz. Herkesin safı netleşsin. Depremde canla başla mücadele eden gençlerden mi yanasınız, yoksa sosyal medyadan tehdit mesajları yayınlayanlardan mı?

Beşli Çeteler, mafyalar, çantacılar, rantçılar… İnanın hiç fark etmez, hiç! Hepinizle hesabımız var. Şimdi oturun bana tehdit mektupları yazın. Herkes olması gerektiği yere gidecek, bu da benim sözüm olsun.”

Paylaşın

Muhalefetten Helallik İsteyen Erdoğan’a İstifa Çağrısı

Adıyaman’da “Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava nedeniyle ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Bunun için sizden helallik istiyorum” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalefet partilerinden tepki geldi.

Haber Merkezi / Ayrıca, sosyal medyada Cumhurbaşkanı ve üst düzey yetkililerin, depreme erken müdahale edilmediği yönündeki eleştirilere geçen günlerde verdikleri sert yanıtlar hatırlatıldı.

“Sorumluluktan kaçamazsınız”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da sosyal medya hesabından, “Sayın Erdoğan, helalliği kalanlardan değil ihmaliniz yüzünden vefat edenlerden istemeniz gerekiyor. Sadece helallik isteyip sorumluluktan da kaçamazsınız” ifadelerini kullandı ve “İlk 48 saatteki gecikmeler nedeniyle kaç kişi hayatını kaybetti?” sorusunu yöneltti.

İnce: Hesabını yargıda vereceksiniz!

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce de, “Ben deprem bölgesinde ‘Ordu sahaya geç çıktı, ekipler müdahalede geç kaldı’ dediğimde hakaret eden Erdoğan, geç kalındığını itiraf edip helallik istiyor. Demokrasi helallik isteme değil hesap verme rejimidir. Erdoğan sen ve ekibin yapamadıklarınızın hesabını yargıda vereceksiniz!” ifadelerini kullandı.

CHP: Hakaret edenler siz değil miydiniz?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı, Ordu milletvekili Seyit Torun; Erdoğan’ın açıklamasının, görevini yapamadığının itirafı olduğunu belirterek “Sormak lazım: ‘Devlet nerede’ diyen vatandaşa hakaret edenler siz değil miydiniz? O zaman neden dert yanan vatandaşı tehdit ediyordunuz” sorusunu yöneltti.

Torun, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda da “Erdoğan, görevini yapamadığını itiraf edip helallik istemiş. Peki “birkaç gün” gecikme nedeniyle hayatını kaybedenlerin hesabını kim verecek? Bu itirafın gereği helallik istemek değil, istifa etmektir. Çünkü enkaz altında bıraktığınız bu milletten asla helallik alamayacaksınız!” dedi.

“Hakkımızı helal etmiyoruz”

Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda “Deprem vergilerini amacı dışında kullananlara, inşaat lobilerine milyonlar akıtanlara, binlerce insanın donarak ölmesine neden olanlara, AFAD ve Kızılay’ı arpalık olarak kullandıranlara, imar afları çıkaranlara hakkımızı helal etmiyoruz” denildi.

“Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız”

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda da, “Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız” ifadeleri kullanıldı.

Paylaşın

Dünya Bankası: Depremlerin Türkiye’ye Doğrudan Maliyeti 34,2 Milyar Dolar

Dünya Bankası, 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin 34,2 milyar dolarlık fiziksel tahribata neden olduğunu; yeniden inşa ve toparlanma maliyetlerinin ise iki kat daha yüksek olabileceğini açıkladı.

Dünya Bankası, 9 Şubat tarihinde enkaz kaldırma çalışmaları ve yardımlar için ilk etapta 1 milyar 780 milyon dolarlık bir paket açıklamıştı.

Dünya Bankası’nın Türkiye’deki depremlerle ilgili Afet Sonrası Genel Acil Hasar Tahmin Raporunda (GRADE), bu miktarın 2021 GSYİH’sının yüzde 4’üne denk geldiği belirtilerek doğrudan hasarın yanı sıra enkaz kaldırma ve yeniden imar maliyetinin bu miktarın iki katını bulabileceği tahminine yer verildi.

Raporda, depremin ekonomiye olumsuz etkileri nedeniyle GSYİH’da yaşanacak kaybın ve süren artçı depremlerin de maliyeti artıran etki yaratabileceği uyarısı yapıldı.

Dünya Bankası Grubu ve partner kuruluşların acil destek çalışmalarının koordinasyonu ve Türk hükümetinin yeniden imar planlamalarına destek amacıyla hazırlanan acil değerlendirme raporunda, depremden en ağır etkilenen 11 ilin en yoksul bölgeler arasında olduğuna ve 1,7 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yaptığına da işaret edildi.

“1,25 milyon kişi evsiz kaldı”

Türkiye’deki depremlerin yol açtığı doğrudan maddi hasara odaklanan GRADE raporunda, ayrıca 1 milyon 250 bin kişinin evlerinin yıkılması, ağır ya da orta derece hasar alması sonucu evsiz kaldığı, tahmin edilen hasarın yüzde 81’lik bölümünün Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya ve Adıyaman’da meydana geldiği kaydedildi. Raporda, bu illerde 6 milyon 450 bin kişinin, yani Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 7,4’ünün yaşadığına işaret edildi.

GRADE raporunda hasarın yüzde 53’ünü oluşturan 18 milyar dolarlık bölümünün özel konutları, 9,7 milyar dolar tutarındaki yüzde 28’lik bölümünün ise sağlık kuruluşları, okullar, hükümet binaları ve özel sektöre ait binalar gibi mesken vasfına haiz olmayan yapılarda meydana geldiği kaydedildi. Hasarın 6,4 milyar dolar tutarındaki yüzde 19’luk bölümünün ise yol, enerji, su şebekeleri gibi altyapıda oluştuğu bildirildi.

“Türkiye’nin depreme dayanıklı altyapıya ihtiyacı var”

Raporda, söz konusu doğrudan hasarın ötesinde, depremin ekonomiye daha geniş kapsamlı etkilerinin çok daha yüksek olacağı ve bu zararı hesaplamak için daha derinlemesine değerlendirmelere ihtiyaç olduğu kaydedildi.

Dünya Bankası Grubunun Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu Başkan Yardımcısı Anna Bjerde, “Bu afette yaşanan büyük kayıp ve acı karşısında kalplerimiz Türkiye ve Suriye halklarıyla birliktedir. Kitlesel yardım ve kurtarma çalışmalarına yardım için uluslararası toplumun nasıl harekete geçtiğini görmek cesaret verici. Dünya Bankası Türkiye’deki çalışmalara destek için teknik uzmanlık ve finansmanını derhal devreye sokmuştur” açıklaması yaptı.

Dünya Bankası’nın Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez de, bu afetin Türkiye’nin depremlere karşı yüksek risk altında olduğunu ve altyapının sağlamlaştırılması gerekliliğini bir kez daha hatırlattığını belirtti.

Lopez, “Afet risk yönetiminde dünyada öncü rol oynayan Dünya Bankası, afete dayanıklı bir ekonomik toparlanma sürecindeki çabalarında Türkiye’ye eşlik etme taahhüdüne bağlıdır” açıklaması yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Adıyaman’da Konuşan Erdoğan, Helallik İstedi

Deprem bölgelerini ziyareti kapsamında Adıyaman’da açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, depremden sonraki ilk günlerde yaşanan sıkıntılar nedeniyle “Sizden helallik istiyorum” dedi.

Haber Merkezi / Deprem bölgesinde 44 bin 374 can kaybı, 115 bin yaralı olduğunu hatırlatan Erdoğan, Adıyaman’daki yaralı sayısını 17 bin 494 olarak açıkladı; “62 bin 500 Adıyamanlı vatandaşımız, yarısı İstanbul olmak üzere başka illere tahliye edildi, kendi imkanlarıyla başka illere gidenlere de her türlü kolaylık gösterildi” diyen konuştu.

Deprem bölgesindeki 185 bini aşkın binanın yıkık, acil hasarlı ve yıkılacak durumda olduğunun tespit edildiğini belirten Erdoğan, Adıyaman’da bu sayının 24 bin 497 bina ve 64 bini aşkın bağımsız bölüm olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunmak üzere Adıyaman’a gitti. Esenboğa Havalimanı’ndan bölgeye hareket eden Erdoğan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de eşlik etti.

Adıyaman’da açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:

“Bugün 21’nci günü geride bırakıyoruz. Ülkemizin 6 Şubat sabahı yaşamış olduğu büyük felaketten bu yana gerçekten 10 bin artçı deprem yaşadık. Tüm Adıyaman’a, tüm bölgeye geçmiş olsun derken hep birlikte vefat edenlerimiz için Fatiha okuyalım.

Hamd olsun Adıyaman çok değişti. Dünyada eşi benzeri görülmedik şekilde yaşadığımız güçlü depremlerin en çok etkilediği şehirlerden biri Adıyaman’dır. Maalesef ilk birkaç gün Adıyaman’da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Sizden helallik istiyoruz. Her şeyin farkındayız. Gereğini yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Bakanlarımızın şehrimizde görevlendirdiğimiz kamu personelinin, gönüllülerin çalışmalarını düzene soktuk. 44 bin 374 vatandaşımız vefat etti. Adıyaman’da da milletvekilimiz Yakup Taş’ın da aralarında bulunduğu 6 bin 13 vatandaşımız hayatını kaybetti.

62 bin 500 Adıyamanlı vatandaşımız diğer şehirlerimize tahliye edildi. Yanımızda olan hiç kimseyi unutmayacağız. Depremin bölgesinin tamamında 553 bin 415 bölümün yıkık ve ağır hasarlı olduğu görüldü. Arama kurtarma çalışmalarının bitmesiyle enkaz kaldırma işlemleri hızlandı. Zarar tespit işlemleri de tamamlanmak üzere. Çadır kentlerdeki 4 bin 600 çadırda 14 bine yakın vatandaşımız hayatını sürdürüyor.”

Ülke genelinde ödeme yapılan kişi sayısı 1 milyona yaklaştı. Sosyal marketler depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılıyor. Yakacak yardımı sürüyor. Hayvanları telef olan ve hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimizi unutmuyoruz.

Adıyaman genelinde altyapı sıkıntıları önemli ölçüde çözüldü. Onarılan hatlar ve kurulan depolarla su sorunu hal yoluna sokuldu. Etap etap doğalgaz veriliyor. Adıyaman için hemen şimdi diyerek şehrimizi beraberce yeniden inşa edeceğiz.

Deprem bölgesinde inşa aşamasına gelinen konut sayısı 309 bini buldu. İnşası başlayan konut sayısı 14 bin 500’e ulaştı. Deprem bölgesi genelinde 75 bin 681 köy evi yapacağız. Bunlara altyapısıyla, okuluyla, sağlık merkeziyle, camisiyle bir yerleşim yerinin ihtiyaç duyacağı müştemilatı da yerine getireceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan “Aday” Açıklaması: Uzlaşmayla Belirleyeceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, 2 Mart’ta yeniden bir araya gelecek.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu. Önceki gün partisinden seçimlerde Cumhurbaşkanı adayını belirleme dahil tam yetki alan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Altılı Masa’nın adayı ilk turda kazanacak” dedi.

YetkinReport’a konuşan Kılıçdaroğlu, “Tek kişilik hükümet artık yönetemiyor. Devletin iyi yönetilmediğini deprem bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. Altılı Masa adayı ilk turda cumhurbaşkanı seçilecek, buna inanıyorum” diye konuştu.

Bugün (27 Şubat) İYİ Parti lideri Meral Akşener’le ikili bir görüşme gerçekleştirecek olan Kılıçdaroğlu, “Altılı Masanın dağılacağı söylentileri asılsız, kopma ihtimali yok. Her ne kadar uyumsuz olduğumuz havası yaratılmak isteniyorsa da Masa uyumlu çalışıyor.

Elbette ki zaman zaman masada ya da belli alanlarda birlikte çalışan arkadaşlarımız arasında farklı görüşler dile getiriliyor. Ancak biz uygar insanlar gibi görüşüp, sorunları aşıyoruz. Adayımızı uzlaşmayla belirleyeceğimizi daha önce açıklamıştık” ifadelerini kulandı.

CHP lideri, HDP ve Kürt seçmen sorusu üzerine de “Altılı Masanın belirleyeceği cumhurbaşkanı adayı toplumun her kesiminden, yurdun her bölgesinden, her kimlikten, her inançtan ayırt etmeden oy isteyecektir. Bu da doğal. Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen herkesin de bunu göreceğine inanıyorum. 2 Mart toplantısında bütün bunları görüşme imkanımız olacak” ifadesini kullandı.

‘Deprem her şeyi ortaya çıkardı’

“Halkın tek kişilik hükümete tepkileri daha deprem felaketinden önce birikmeye başlamıştı” diye Kılıçdaroğlu, seçimin ilk turda kazanılacağından nasıl emin olduğu sorusu üzerinde şunları sıraladı:

“- Demokrasi söylemi, demokrasiye duyulan ihtiyaç toplumun dokusuna çoktan sirayet etmeye başladı,

– Ekonomideki olumsuzluklar mutfağı vurmuş vaziyette,

– Toplumda ciddi bir gelecek endişesi baş gösterdi, özellikle gençlerde bu çok belirgin olarak ortaya çıkıyor,

– Gelir dağılımındaki eşitsizlik uçurumu artıyor, açıkça ifade etmek gerekirse alt gelir gruplarından sınırlı sayıdaki üst gelir grubuna milyarlar akıtılıyor,

– Dış politika itibarsız ve güvenilmez bir çizgide,

– Yönetim yolsuzlukları önlemiyor, aksine devleti soyanlar ya da rüşvetçiler devlet katında itibar görüyor,

– Devlet kadrolarında liyakat yok, AFAD olayında bu çok net görüldü,

– Cumhuriyet kurumları çürütüldü; Kızılay’ın Türk Hava Kurumunun, üniversitelerin hali ortada.

– Deprem felaketi devletin iyi yönetilmediğini bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkardı.”

Paylaşın

“AK Parti Başörtüsü Teklifini Geri Çekiyor” İddiası

“Depremden sonra ülkenin gündemi ve öncelikleriyle birlikte siyasetin gündemi de değişti. Seçime üç aydan az bir zaman kalmışken, gerginliği ve kutuplaşmayı körükleyen bazı yaklaşımlardan da imtina ediliyor. Bunlardan biri de başörtüsü meselesi…

AK Parti grubunda yapılan değerlendirmede başörtüsüne anayasal güvence getiren teklifin, Genel Kurul’a getirilmemesi kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, TBMM gündemine getirilecek öncelikli konular belirlenirken, başörtüsü meselesi kapsam dışında bırakıldı. Bu süreçte, yeni bir gerginliğe ve kutuplaşmaya yol açacak bu düzenlemede AK Parti ısrarcı olmayacak.”

Habertürk yazarı Bülent Aydemir, AK Parti’nin başörtüsü teklifini gündeme getirmeyeceklerini yazdı. Bülent Aydemir’in bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

“Depremden sonra ülkenin gündemi ve öncelikleriyle birlikte siyasetin gündemi de değişti. Seçime üç aydan az bir zaman kalmışken, gerginliği ve kutuplaşmayı körükleyen bazı yaklaşımlardan da imtina ediliyor. Bunlardan biri de başörtüsü meselesi…

AK Parti grubunda yapılan değerlendirmede başörtüsüne anayasal güvence getiren teklifin, Genel Kurul’a getirilmemesi kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, TBMM gündemine getirilecek öncelikli konular belirlenirken, başörtüsü meselesi kapsam dışında bırakıldı. Bu süreçte, yeni bir gerginliğe ve kutuplaşmaya yol açacak bu düzenlemede AK Parti ısrarcı olmayacak.

Başörtüsüne anayasal güvence getiren ve evlilik birliğini tanımlayan anayasa değişikliği kanun teklifi, depremden önce TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmişti. Teklifle, Anayasa’nın 24’üncü maddesine, bazı hükümler ekleniyor. Buna göre, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ile kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanılması, hiçbir kadının başının örtülü veya açık olması şartına bağlanamayacak.

Teklif, evlilik birliğini, “Ancak kadın ile erkeğin evlenmesi ile kurulabilir” şeklinde yeniden tanımlıyordu.

Türkiye yaralı bir şekilde seçime gidiyor. Ulusça kenetlenmemiz, birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken bir süreçten geçiyoruz. Halkın hissiyatı böyleyken, siyasetin de bundan uzak kalması beklenemez.

En azından ulusal meselelerde birlik ve beraberlik sergilenmesi, gerginliğe yol açacak yaklaşımlardan uzak durulması bütün toplumun beklentisi…

Umarım, bu dönemde benzer adımlar atılmaya devam edilir…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

NATO Üyeliği: Üçlü Görüşmeler 9 Mart’ta Yeniden Başlayacak

Ankara’da Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Szijjarto ile ortak basın toplantısında konuşan Çavuşoğlu, “Üçlü muhtıranın (Türkiye, İsveç, Finlandiya) unsurlarının uygulanıp uygulanmadığı gözden geçirilecek. İki toplantı oldu, üçüncü toplantıyı Kuran yakma eyleminden sonra erteledik. Üçüncü toplantının Brüksel’de olmasında fayda var. 9 Mart’ta düzenlenecek. İsveç’in yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkça görsünler” dedi ve ekledi:

“Terörle ilgili endişelerimizin iki aday ülke tarafından karşılanması gerektiğini söylüyoruz. Diğer müttefiklerimizin de katkıları ile Madrid’de üçlü bir mutabakat muhtırası imzaladık. O günden bu yana özellikle bu üçlü muhtıranın uygulanması konusunda maalesef İsveç tarafından tatmin edici adımlar gelmedi.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile Ankara’da ortak basın toplantısı düzenledi.

Çavuşoğlu, “(Üçüncü Daimi Ortak Mekanizma Toplantısı) 9 Mart’ta düzenlenecek. Açıkça herkes, İsveç’in özellikle yükümlülüklerini yerine getirmediğini görsün. O nedenle Brüksel’de yapılmasına biz ‘evet’ dedik” diye konuştu.

Söz konusu mekanizmanın bir müzakere olmadığını belirten Çavuşoğlu, bunun iki ülkenin üyeliği için müzakere amacıyla kurulmadığını, mekanizmanın İsveç ve Finlandiya ile imzalanan muhtıranın uygulanıp uygulanmadığını görmek ve anlamak için kurulduğunu söyledi.

Ancak İsveç’in muhtıranın uygulanması bakımından tatmin edici adımlar atmadığını ifade eden Çavuşoğlu, “Bazı açıklamalar, kararlılık ve yeni hükümet var. Bunları görüyoruz. Diğer taraftan anayasa ve bazı kanunlarda, özellikle terörle mücadele kanunlarında değişiklikler yaptılar. Bu değişikliğin amacı mutabakat muhtırasında açıkça yer aldığı gibi terörizmin finansmanı, terör örgütüne insan devşirme ve terör propagandası gibi hukuka aykırı eylemlerin durdurulması” dedi.

İsveç’te tüm bu faaliyetlere devam edildiğini belirten Çavuşoğlu, Türkiye’nin üyelik sürecini yalnızca Kur’an-ı Kerim yakılmasına bağlamadığını söyledi. Çavuşoğlu, “NATO üyeliği konusunda taahhütler var. Bizim bu adımları görmeden İsveç’in NATO üyeliğine ‘evet’ dememiz mümkün değil” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecini birbirinden ayırabileceklerini yineleyen Çavuşoğlu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan da açıkça söyledi. Peter’a (Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto), Blinken’a (ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken) ve NATO Genel Sekreteri’ne (Jens Stoltenberg) söyledik. ‘İsveç ve Finlandiya’nın üyelik sürecini ayırabiliriz’ dedik. Finlandiya’nın üyeliğine İsveç’e göre daha olumlu baktığımızı bizzat sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan da söylemişlerdir” ifadelerini kullandı. Bakan Çavuşoğlu, “sorunlu olanla, az sorunlu olanı ayırdıklarını” sözlerine ekledi.

Temmuz hedefi

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Erdoğan ile gerçekleştirdikleri görüşmelerde Finlandiya, İsveç ve Türkiye’nin Mart ayında bir araya gelmesi konusunda mutabık kaldıklarını belirtmişti. Stoltenberg bu toplantıda, “Türkiye’nin İsveç’in üyelik protokolünün onaylanması konusunda karşılaşılan güçlüklerin ele alınacağını” belirtti. Litvanya’da 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek NATO zirvesine işaret eden Stoltenberg, hem Finlandiya’nın hem de İsveç’in o zirvede İttifak’a tam üye olmasını hedeflediğini söylemişti.

NATO’ya katılmak için geçen Mayıs ayında birlikte resmi başvuruda bulunan İsveç ve Finlandiya, üyeliklerine güvenlik gerekçeleriyle karşı çıkan Türkiye ile şu ana kadar iki kez Daimi Ortak Mekanizma Toplantısı gerçekleştirdi. Üç ülkenin geçen Haziran ayında Madrid’deki NATO zirvesinde imzaladığı mutabakat kapsamında yapılan toplantılarda İsveç ve Finlandiya verdikleri çeşitli taahhütlerle Ankara’nın çekincelerini gidermeye çalışıyordu.

Ancak Türkiye, İsveç’in başkenti Stockholm’deki Türk Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen Kur’an yakma eylemi üzerine Ocak ayında üçlü görüşmeleri askıya aldı. Bu eylemin ardından İsveç’in Türkiye’den NATO üyeliğine izin vermesini beklememesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, Ankara’nın Finlandiya konusundaysa farklı bir tutum sergileyebileceğinin sinyalini vermişti.

Finlandiya ise NATO’ya İsveç’le birlikte katılma planından vazgeçmemekte kararlı olduğunu göstermişti.

Finlandiya ve İsveç’in üye olabilmesi için NATO bünyesindeki 30 ülkenin onayı gerekiyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine Türkiye dışında meclis onayı vermeyen tek ülke Macaristan. Budapeşte, Macar meclisindeki oylamanın Mart ayının ikinci yarısında yapılabileceği mesajı vermişti.

Paylaşın

Olası İstanbul Depremi; Binalar Nasıl Güçlendirilecek?

Türkiye’nin güney bölümünde yer alan 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası gözler İstanbul’a çevrildi. 

Peki yıkıma neden olabilecek şiddetteki olası bir depreme karşı İstanbul’daki yapılar nasıl güçlendirilecek?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 6 Şubat depremlerinin ardından yıkılmayan Antakya Sümerler Mahallesi Belediye Kooperatif Evleri A2 Blok’ta inceleme yaptı.

Yıkılmayan binanın duvarlarında 13 yıl önce karbon lifli polimerle yapılan güçlendirme çalışması nedeniyle ayakta kaldığı öğrenildi.

Üç şiddetli depreme rağmen yıkılmayan binada yapılan incelemenin ardından İmamoğlu aynı çalışmayı İstanbul’da yapmayı düşündüklerini açıkladı.

İmamoğlu önerisi, karbon lifli polimer yöntemini ve İstanbul’da binaların depreme karşı nasıl güçlendirileceğini, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şube Başkanı Füsun Sümer, bianet’ten Helen Sarıgül’e anlattı.

“İki yöntem söz konusu”

Sümer, Lifli polimer sargı ile güçlendirmenin tek başına veya başka yöntemlerle birlikte kullanılabilen yöntemlerden biri olduğunu ve söz konusu binanın tek başına lifli polimerle güçlendirilmediğini, örnekteki binada betonarme perde ilavesi ve lifli polimerle güçlendirme yönteminin birlikte kullanıldığını hatırlattı. Uygulamanın yapıldığı binada betonarme perde ilavesinin de lifli polimerle sarmanın da tek başına yeterli olmaması nedeniyle iki yöntemi birlikte değerlendirdiklerini söyledi.

Sümer, şunları söyledi:

“Bu yöntem İstanbul ‘da elde olan veya yapılacak envanter çalışmaları da göz önünde bulundurularak bölgesel veya tekil olarak kullanılması mümkün olabilir. İstanbul bir megakent.

Çok geniş bir alan üzerine kurulu, fay hattına uzaklık, zemin özellikleri, mevcut yapı stokunun niteliği gibi faktörlere bağlı olarak olası bir depremde farklı etkilerle karşılaşmasını beklediğimiz bölgeleri var.

İstanbul için öncelikle yapılması gereken sürmekte olan hızlı tarama ve envanter çalışmalarının bir an evvel tamamlanıp belli bir plan ve program dahilinde en etkili çözümlerin uygulamaya konmasıdır.

Bu çalışmalar üniversitelerin, uzman kuruluşların, meslek odalarının birlikte çözüm aradıkları bilim kurulları ve danışma kurulları ile istişare edilerek yürütülmelidir. İstanbul genelinde kaçak yapı sayısının veya ilave kaçak katları olan bina sayısının çok fazla olması diğer yöntemler gibi bu yöntemin de uygulanmasında dikkat gerektiriyor.

Düşey yüklerini dahi taşımakta zorlanan, deprem yüklerine karşı koyacak gücü hiç olmayan, malzeme kalitesi düşüklüğü nedeniyle davranışı öngörülemeyecek binalar için uygulanamayabilir.”

Karbon lifli polimerle güçlendirme çalışmalarının aşamaları

Bu özel yöntemin bir binaya uygulanabilmesi için öncelikle mühendislik ilkelerine bağlı bir inceleme ve araştırma sürecinin önemine değinen Sümer, lifli polimerle sarma, malzemenin özelliğinin yapının şekil değiştirme kapasitesini artırmak ve göçmesini engellemek için başvurulan yöntemlerden biri olduğunu ve tespit edilen zaaflara göre yapı üzerinde bölgesel veya genel olarak taşıyıcı sistemde ve duvarlarda uygulanabileceğini söyledi.

Sümer sözlerinin şöyle sürdürdü:

“Lifli polimerle sarma yürürlükteki deprem yönetmeliğimize göre deprem etkisi altındaki betonarme binaların özellikle şekil değiştirme kapasitelerinin artırılmasında başvurulan yöntemlerden biridir.

Yalnızca betonarme elemanların değil, duvarların da benzer biçimde lifli polimerle sarılarak enerji yutma kapasitelerini artırılması, dağılmasının önüne geçilerek taşıyıcı sisteme destek vermelerinin sağlanması mümkündür.

Etriye dediğimiz sargı donatılarının eksikliği, yanlış yerleştirilmesi, detay işçiliğinin kusurları veya zamanla korozyona uğramış olmalarından dolayı ortaya çıkan kapasite kayıplarının giderilmesinde ve artırılmasında kullanılır.”

“Yeni binalar için zorunlu değil”

Karbon lifli polimerle güçlendirmenin mevcut binalardaki imalat kusurlarını veya zamanla ortaya çıkan ve kapasite kayıplarını bertaraf etmek için kullanılan yöntemlerden biri olduğuna dikkat çeken Sümer, yönetmeliklere uygun tasarlanıp inşa edilen ve yapım yönteminin gerektiği şekilde denetlenen yeni binalar için daha baştan zorunlu bir unsur olarak gündeme gelmesi gerekli olmadığını vurguladı.

Sümer son olarak şunları söyledi:

“Lifli polimer çok yeni bir malzeme olmasa da depreme karşı güçlendirmede diğer malzemelere alternatif olarak ortaya çıkması, davranışına dair deneysel çalışmaların yapılması, yönetmeliklerde kendine yer bulması yenidir.

“Lifli polimerle sarmanın da başka yöntemlerle birlikte veya tek başına nerelerde, nasıl uygulanacağının belirlenmesi, uygulanması, denetlenmesi bu konuda eğitimli ve deneyimli inşaat mühendislerinin işidir.”

Karbon elyaf nedir?

Tübitak’ta 2009 yılında yer alan bir makalede Karbon Elyaf Nedir? sorusuna şu yanıt verilmiş: Arapça “elyaf” sözcüğü, lif ya da ipliğin çoğulu. Karbon elyaf (ya da karbon fiber) ileri teknoloji ürünü, ipliksi bir tür plastik madde. Üretildiği hammadde karbonlaşmış akrilik elyaf, yani orlon.

Bu karbon lifleri, dokunmuş kumaş ya da bobine sarılı iplik olarak pazarlanıyor. Bu noktadan itibaren ürüne “karbon elyaf” deniyor. Bu hammaddeden üretilen kullanımdaki malzemeler de karbon elyaf kompozit ürünler oluyor.

Karbon fiber lifli polimer ile güçlendirme projesi nedir?

Hatay’ın Defne ilçesinde ikiz bloklardan biri depremde tamamen çöktü, diğeri ise ayakta kaldı. NTV’nin haberine göre (henüz hasar tespiti yapılmadan önce) binadaki 50’den fazla insanın hayatının kurtulduğu düşünülüyor.

NTV binanın öyküsünü şöyle haberleştirmişti:

ODTÜ’den inşaat mühendisliğinden Prof. Dr. Güney Özcebe’nin yürüttüğü bir proje… 2007 yılında başlamış bir proje bu. ODTÜ inşaat mühendisliğinden bir ekip burada bir güçlendirme çalışmasının örneğini göstermek istiyorlar ve Antakya İnşaat Mühendisleri Odası’yla işbirliği yapıyorlar. Buradaki bir binaya güçlendirme çalışması yapıyorlar.

Peki, bu nasıl bir güçlendirme? ‘Karbon fiber lifli polimer ile iyileştirme çalışması’. Öncelikle binanın temeli güçlendiriliyor. Böylece binanın gelecek depreme daha dayanıklı olması sağlanıyor. Ardından duvarlara çapraz şekilde karbon fiber malzeme döşeniyor. Bu da aslında şokların emilimini ve duvarın bütünlüğünü, herhangi bir darbede yıkılmamasını sağlıyor.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener Masa’ya İsim Mi Götürecek?

Parlamenter Sisteme Geçiş Mutabakat Metni’ni imzalayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı yaklaşık 1 yıllık çalışmanın ardından ortak cumhurbaşkanı adayını belirlemek için bir araya gelecek.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan habere göre, 2 Mart’ta, Saadet Partisi ev sahipliğinde yapılacak toplantıda 6 lider ilk kez yüz yüze aday ismi konuşacak. Toplantı gündemi için liderleri ziyaret eden Karamollaoğlu’nun görüşmelerde aday belirleme ile ilgili yöntemin yanı sıra isim önerilerini de aldığı, konuşulan isimlerle ilgili değerlendirmeleri de not ettiği biliniyor. Öneriler Karamollaoğlu tarafından ikinci liderler turunda bir kez daha değerlendirilecek.

Altılı Masa’da İYİ Parti dışında diğer partilerin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili büyük itirazı bulunmadığı kaydediliyor. Sık sık, “Noter değiliz, kazanacak aday gösterilmeli” çıkışı yapılan İYİ Parti’de ise durum farklı.

Partide, “Bizim Kemal Bey’e karşı olduğumuz algısı yanlış. Hiç kimsenin adaylığına veto koymayız ancak bizim de önerimiz olabilir. Siz adaysınız, ama şu isim de olabilir, hangisi daha iyi sonuç getirecekse bakalım, onu tercih edelim, diyebiliriz. Başka partiler de önerebilir. Masa’dan çoklu aday çıkmaz ama çoklu aday adayı neden konuşulmasın, tartışılmasın” değerlendirmesi yapılıyor.

Bu değerlendirme hafta başı toplanacak İYİ Parti kurullarından bir aday önerisi çıkabileceği ve Akşener’in de bu ismi Masa’ya götürebileceği anlamına geliyor.

İYİ Partili yetkililer Cumhurbaşkanı adaylarının sayısının artmasının birden fazla adayla seçime gidilmesi anlamına gelmeyeceğine dikkat çekerken, “İki ay sonra millete soracağımız aday için bugün neden yoklama yapılmasın?” diyerek kamuoyu anketi talebinden vazgeçmiyor. Şimdi gözler kritik zirve öncesinde İYİ Parti kurullarında yapılacak toplantılarda…

Liste pazarlığı mı?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayını belirleyeceği toplantıdan 6 gün önce yaptığı, “Kazanacak aday gösterilmeli, noter değiliz” yönündeki açıklamaları kritik buluşma öncesi gerilimi yükseltti. Akşener’in sözleri Cumhurbaşkanı adayına dair olsa da kulislerde bu çıkışı parlamento seçimleri ile ilişkilendiren siyasetçiler de var.

Millet İttifakı’nın bir aday üzerinde mutlaka uzlaşacağını, masanın hiçbir şekilde dağılmayacağını savunan bazı siyasetçiler, “Akşener masadan daha çok şey almak istiyor olabilir. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi liderlerin konumu dışında Meclis aritmetiğine göre belirlenecek görünüyor. Akşener bunun için milletvekili sayısını artırmak zorunda. İttifak bileşenleri olarak ülkenin yarısında, yaklaşık 40 ilde ortak liste ile seçime girmeyi konuşuyoruz. Bu açıdan illerde belirlenecek listeler şimdiden pazarlık konusu olabilir” deniliyor.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: 25 Gazeteci Hayatını Kaybetti

11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerde 25 gazetecinin hayatını kaybettiği açıklandı. Depremlerden sonra gazetecilere yönelik 14 saldırı gerçekleştiği de bildirildi.

Adıyaman 11 kişi ile en fazla gazeteci kaybının gerçekleştiği il oldu. Hatay’da dokuz, Kahramanmaraş’ta üç, Adana ve Gaziantep’te birer gazeteci depremde yaşamını yitirdi.

Merkezi Diyarbakır’da bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra gazetecilere yönelik meydana gelen hak ihlallerini bir raporda topladı. Derneğin internet sitesinde yayınlanan rapora göre depremde 25 gazeteci yaşamını yitirdi.

Adıyaman 11 kişi ile en fazla gazeteci kaybının gerçekleştiği il oldu. Hatay’da dokuz, Kahramanmaraş’ta üç, Adana ve Gaziantep’te birer gazeteci depremde yaşamını yitirdi. DFG, 25 gazetecinin “kurtarma çalışmalarının geç başlaması” nedeniyle yaşamlarını yitirdiğini savundu. Raporda gazetecilerin arşiv ve büro malzemelerini kaybettikleri de vurgulandı.

Depremle ilgili gelişmelerin izleyen gazetecilerin engellendiğine dikkat çekilen raporda, şu görüşlere yer verildi: “OHAL ile birlikte de ilk iş olarak sahada, enkaz başlarında yaşananları görüntüleyen gazeteciler engellendi. Yapılan itirazlar üzerine ise gazetecilerin ya iktidar yandaşları dışında kimseye verilemeyen ‘turkuaz kart’ taşımaları istendi ya da valiliklerden izin almaları istendi. Gözaltına alınan gazeteciler ‘sahtecilikle’ ya da haber kaynaklarının kullandığı ve henüz yayınlanmayan ifadeleri nedeniyle ‘yanlış bilgi yaymak’ iddiasıyla suçlandı.”

Raporda yer alan diğer bilgilere göre, Şubat ayında 14 gazeteci saldırıya uğradı, 4’ü gözaltına alındı, 5’i kötü muameleye maruz kaldı, 19’u haber takibi sırasında fiili olarak engellendi ve 6’sına soruşturma açıldı.

“Toplumun mücadelesine ihtiyaç var”

Raporu VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan değerlendiren DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, ihlallerin OHAL ile arttığını savundu. Depremde yaşananların insanlara ulaşmasının iktidar tarafından engellendiğini öne süren Müftüoğlu, bunun önüne geçilmesi için OHAL’in ve kamuoyunda sansür yasası olarak bilinen Dezenformasyon yasasının kaldırılması gerektiğini söyledi.

Sadece meslek örgütlerinin mücadelesinin yetmediğini vurgulayan Müftüoğlu, “Toplumun bir bütün olarak mücadele etmesine ihtiyacımız var. Toplumun haber alma hakkını savunmak adına hem sansür yasası hem OHAL noktasında gazetecilere yönelik gelişen engellemelere birlikte ses çıkarması lazım. Seçimler yaklaşıyor ve biz biliyoruz ki depremde bu kadar sıkışan iktidar, bu baskılarını bir şekilde daha da arttıracak ve seçime doğru giderken gerçeği manipüle etmeye çalışacak” dedi.

“Deprem yerel medyada yıkıcı bir etki yarattı”

Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mücahit Ceylan, depremin yerel medyada yıkıcı bir etki yarattığını söyledi. Ceylan, ekonomik olarak zaten zor bir süreci yaşayan yerel yayın kuruluşlarının tamamıyla yok olduğunu söyledi.

Bu yayın kuruluşlarının yeniden ayağa kaldırılması gerektiğine dikkat çeken Ceylan şunları söyledi:

“Kendi imkanlarıyla bunu yapacak güçleri yok. Bu nedenle İletişim Başkanlığı, Basın İlan Kurumu ve Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun yerel medyadaki kayıpları tespit ederek araç, gereç ve ekipman sağlaması olmazsa olmazdır.

Ekipman temininin yanı sıra ekonomik destek sağlanması da gerekiyor. Meslek örgütlerinin imkanları sınırlı olduğu için yeteri kadar destek sağlanamıyor, ancak düzenlenecek bağış kampanyalarıyla katkı sunulabilir. Deprem bölgesinde çaresiz kalan yerel medyayı yeniden işlevsel hale getirmek sorumluluğunu herkes üstlenmelidir.”

Paylaşın