HDP’li Sancar: Zalimlere Kaybettireceğiz, Mazlumlara Kazandıracağız

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Israrla sorunlarımızın çözüm yolu demokratik siyasettir diyoruz. Bu açıdan parlamentonun önümüzdeki dönem hayati bir önem taşıyacağını da görüyoruz. Bu nedenle parlamento seçimlerine çok büyük önem veriyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Zulme karşı buradayız, birlikte değiştireceğiz. Yıkıma ve talana karşı yeniden inşa için buradayız, birlikte değiştireceğiz. Kadınların mücadelesiyle buradayız birlikte değiştireceğiz. Söz veriyoruz hep birlikte değiştireceğiz. Zalimlere kaybettireceğiz, mazlumlara kazandıracağız. Yeşil Sol kazanacak, ittifaklarımızla birklikte kazanacağız. Tüm Türkiye halklarına kazandıracağız.”

Sancar, konuşmasında ayrıca, “Büyük bir değişimin arifesindeyiz. Kendi menfaatinden ve koltuğundan başka hiçbir şey düşünmeyen, halkı büyük buhranla, depremin yıkımı ve enkazıyla baş başa bırakan AKP-MHP saltanatının son bulacağı aydınlık günler için geri sayım başladı” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Halka yoksulluğu, sefaleti reva gören AKP- MHP iktidarından bu ülkenin kurtulacağı tarihi ana sayılı günler kaldı. Büyük bir değişimin arifesindeyiz. Kendi menfaatinden ve koltuğundan başka hiçbir şey düşünmeyen, halkı büyük buhranla, depremin yıkımı ve enkazıyla baş başa bırakan AKP-MHP saltanatının son bulacağı aydınlık günler için geri sayım başladı. Bu iktidar bloğu varlığını devam ettirmek için her yola başvuruyor, tarihimizin en karanlık, en tehlikeli ittifakı oluşmuş durumda.

Bu ittifaka karşı tüm demokrasi güçlerinin birlikteliği ve ortak iradesi her zamankinden daha hayati önemdedir. Hiç kimse bu sorumluluğu bir an bile aklından çıkarmamalıdır. Bu karanlık tehlikeli ittifakı durdurmak için hep birlikte ortak mücadele ve ortak irade göstermenin zamanıdır, bu tarihi anda hata yapanın tarih önünde de halkların vicdanında da affedilmesi mümkün olmayacaktır.

Seçim bildirgemiz son aşamasına gelmiş durumda. 30 Mart’ta büyük bir buluşmayla seçim bildirgemizi açıklayacağız. Açıklayacağımız bildirge Türkiye’nin demokratik çözüm programı olacaktır. Seçim sürecinde tam kadro sahada olacağız. Partimizden aday olmak için her kesimden yoğun bir ilgi var. Bu bizi gururlandırıyor. Umut HDP’dir, umut kurduğumuz ittifaklardadır.

HDP ve ittifakları altındaki bu büyük buluşma Türkiye’ye ve demokrasiye büyük kazandıracaktır. HDP’nin önünü kesmeye yönelik kumpas ve davalar hâlâ devam ediyor. Her türlü oyunu oynamaya da devam edeceklerini biliyoruz. Böyle bir dönemde bile hiç geri durmayacakları kumpasların hepsini boşa çıkaracağız. Bugüne kadar ne yaptılarsa hepsine karşı direndik, yol bulduk.

Başından bu yana tuzakların farkındayız. 14 Mayıs seçimlerinde halkımızın sandığa yansıyacak tarihi iradesini riske etme hakkımız yoktu. Yeni bir dönem başlarken bu büyük dönüşüm gücünü mutlaka parlamentoya taşımamız gerekiyordu. Kapatma davası devam ederken başvurular yaptık. Bu davanın seçimden sonraya bırakılmasını meşru, siyasal ve hukuksal gerekçelerle talep ettik. AYM, 24 aydır süren davada bir ay daha beklememe kararını verdi. Biz bunun ne anlama geldiğinin elbette farkındayız. Bu planın neyi hedeflediğini elbette biliyoruz.

“Zalimlere kaybettireceğiz, mazlumlara kazandıracağız”

Seçimlere Yeşil Sol Parti ile girmeyi kararlaştırdık. Onlar akıllarınca tuzaklar oluştururken bizler aklın, inancın ve kararlılığın ışığında yürüdük. En büyük dersi sandıkta vereceğiz. Biz onların hileleriyle de, oyunlarıyla da baş etmeyi öğrendik, bu da onlara büyük dert olsun.

Yolumuz üçüncü yoldur. Yolumuz şimdi yeşilin ve solun yoludur. Değişim yolu ve adresi bu seçimlerde Yeşil Sol’dur. İnanıyoruz ki 14 Mayıs’ta tüm seçim sandıklarını yeşile boyayacağız. Mayıs’ın baharıyla Yeşil Sol’un baharı sandıklarda buluşacaktır.

Israrla sorunlarımızın çözüm yolu demokratik siyasettir diyoruz. Bu açıdan parlamentonun önümüzdeki dönem hayati bir önem taşıyacağını da görüyoruz. Bu nedenle parlamento seçimlerine çok büyük önem veriyoruz.

Zulme karşı buradayız, birlikte değiştireceğiz. Yıkıma ve talana karşı yeniden inşa için buradayız, birlikte değiştireceğiz. Kadınların mücadelesiyle buradayız birlikte değiştireceğiz. Söz veriyoruz hep birlikte değiştireceğiz. Zalimlere kaybettireceğiz, mazlumlara kazandıracağız. Yeşil Sol kazanacak, ittifaklarımızla birklite kazanacağız. Tüm Türkiye halklarına kazandıracağız.”

Paylaşın

Üç Anket Şirketi: Kılıçdaroğlu Seçimi İlk Turda Kazanıyor

14 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine haftalar kala kamuoyu şirketleri de partilerin ve liderlerin oy oranlarına ilişkin değerlendirmelerini açıklamaya devam ediyorlar.

Kemal Özkiraz, Özer Sencar ve Mehmet Pösteki, 14 Mayıs’ta CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimini birinci turda kazanacağını aktardı.

14 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine sayılı günler kaldı. Seçime giderken Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın Cumhurbaşkanı adaylıkları netleşti.

Seçimlerin gündeme girmesi ile kamuoyu şirketlerinin seçim anketleri önem kazanıyor. Peki adaylıkların kesinleşmesiyle birlikte seçim sonuçları ile ilgili anket şirketleri ne diyor?

Artı Gerçek’ten Cengiz Anıl Bölükbaş’ın haberine göre, ORC Araştırma Genel Müdürü Mehmet Pösteki, MetroPOLL Araştırma Genel Müdürü Prof. Dr. Özer Sencar ve Avrasya Araştırma Merkezi Kurucusu Kemal Özkiraz seçimleri değerlendirdi.

ORC Araştırma Genel Müdürü Mehmet Pösteki,1,5 – 2 yıldır Cumhur İttifakı’nın mecliste çoğunluğu kaybetmesinin verilerine yansıdığını aktardı. Cumhur İttifakı’nda yüzde 53’lerden yüzde 38-40’lara bir gerileme olduğunu söyleyen Pösteki’ye göre, bunun en önemli sebepleri arasında ekonomi, adalet ve sığınmacı konuları yer alıyor:

“Başta ekonomi, sığınmacı ve adalet konusundan dolayı iktidarı hedef alma söz konusu. Gençlerde de özgürlük endişesi, kendilerini dünyanın diğer ülkelerindeki yaşıtlarıyla karşılaştırıyor olmaları ve ekonomik konuda sıkıntı yaşıyor olmaları söz konusu. Diğer taraftan baktığımızda muhalefet bloğunun hem psikolojik üstünlük olarak hem de oy üstünlüğü olarak önde olduğunu görüyoruz. Muhalefet bloğu içinde sadece Millet İttifakı yok. HDP, Zafer ve Memleket Partisi de var. Türkiye’de şu an yüzde 60’lık gözüken ve ileride daha da artacak bir değişim talebi olduğunu söyleyebiliriz. Tabii adaylar belli olana kadar cumhurbaşkanlığı ile ilgili eğilimlere de baktık. Erdoğan, karşısındaki aday kim olursa olsun yüzde 38-40 bandında bir oya sahip”

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Oyları Azalınca Batı’ya Göz Kırptı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala uluslararası basında Türkiye ile ilgili haberlerini sürdürüyor. Son olarak The Economist dergisinde seçimlere dair yayınlanan yazıda Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade edildi.

Yazının devamında, “Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi.

Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.” ifadelerine yer verildi.

Birleşik Krallık merkezli haftalık haber dergisi The Economist, 14 Mayıs’taki seçime ilişkin ‘Kritik seçim öncesi Türkiye ekonomisinin vakti daralıyor’ başlıklı bir yazı yayınladı.

ODA TV’nin aktardığına göre yazıdan öne çıkanlar şöyle:

“Türk lirasının yüzde 80’den fazla değer kaybetti, enflasyon resmi olarak açıklanan yüzde 55’ten daha fazla hissedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla marketlerin ve restoranların doluluğundan bahsediyor. Evet, Türkiye’de bir tüketim var ama bu tüketim bir balon. İnsanlar enflasyon yüzünden yatırım yapamıyor. Enflasyon sebebiyle yatırımlarının eriyeceğinden korkan orta gelir grubu, kendisini tüketime veriyor. Tüketimin fazla olma sebebi bu.

Erdoğan’ın yerli üretimi ve ihracatı desteklemeye dayalı politikası tepetaklak oldu. İthalatın yanında ihracat oranları devede kulak kaldı. Kur değişimi ilk başta ihracatçıları sevindirse de giderek kazançları azalmaya başladı. İnsanlar kur oranlarını takip etme bağımlısı oldu adeta. Üstelik yerel üretim, enflasyon karşısında fiyatları ucuzlatmaya yetmedi.

Her iki ülke de (Yunanistan ve Türkiye) seçime giriyor. Bir sürtüşme yaşanması muhtemel. Bu en hafif haliyle liderlerin atışması şeklinde olur. En ağır ihtimal de yer yer silahlı sınır çatışmalarının yaşanması şeklinde cereyan edebilir.

‘Oyları azalınca Batı’ya göz kırptı’

(Dergi, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade etti).Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi. Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.

Türk ekonomisi en fazla seçimlere kadar bu şekilde devam edebilir. Bir yerden sonra bu sistem patlayacak ve ekonomi çökecek. Türk Lirası, yepyeni bir kriz yaşayacak ve değerini kaybedecek. Açıkçası yeni seçilecek hükümet bile enflasyonu düşürmekte çok güçlük çekecek. Şu noktada enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmek mümkün gözükmüyor.

Paylaşın

Demokrasiler İttifakı Zirvesi Yine Türkiye’siz Yapılacak

ABD’nin oluşturduğu demokrasiler ittifakının ikinci zirvesi bu hafta gerçekleştirilecek. ABD Başkanı Joe Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, Türkiye ve Macaristan liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri,  İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

ABD’nin Rusya ve Çin ile rekabetinin sertleştiği bir dönemde dikkatler, Biden yönetimi öncülüğünde ve 121 ülkenin katılımıyla düzenlenecek ikinci Demokrasi Zirvesi’ne çevrildi.

ABD yönetimi, ilk Demokrasi Zirvesi’ni Aralık 2021’de düzenlemiş, hedefini de, “otoriter yönetimlere karşı demokrasiler ittifakı oluşturmak” olarak açıklamıştı.

Bu hafta gerçekleştirilecek ikinci zirve, yeni bir formatta düzenlenecek. Zirve yine ABD’nin öncülüğünde ancak aynı zamanda Kosta Rika, Güney Kore, Hollanda ve Zambiya ile ortaklaşa gerçekleştirilecek.

Ağırlıklı olarak video konferans aracılığıyla yapılacak zirvenin açılış konuşmalarını çarşamba günü beş kıtadan, beş ülkenin liderleri, ABD Başkanı Joe Biden, Kosta Rika Cumhurbaşkanı Chave Robles, Zambiya Cumhurbaşkanı Hakainde Hichilema, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Güney Kore Cumhurbaşkanı Yoon Sum Yeol birlikte yapacak.

ABD yönetiminin toplantıyı her kıtadan bir ülke ile ortaklaşa gerçekleştirme hedefinde, otoriter yönetimlere karşı cepheyi genişletme ve güçlendirme hedefinin yattığı belirtiliyor.

Zirve öncesinde gündem Ukrayna

Çarşamba günü resmen başlayacak zirve öncesinde, Salı günü, özel oturumlar düzenlenecek. Bunlardan biri “Ukrayna’da adil ve kalıcı barış” başlığını taşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in başkanlık edeceği ve farklı bölgelerden dışişleri bakanlarının katılacağı oturuma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy video konferans aracılığıyla katılacak. Programda oturumun, Rusya’nın savaşını sona erdirmek ve Ukrayna’da Birleşmiş Millerler (BM) Şartı’nda yer alan ilkeler doğrultusunda kalıcı barış tesis etmek için gereken unsurlara ilişkin çeşitli perspektifleri dinleme fırsatı sunacağı belirtiliyor.

Çarşamba günü ise zirvenin resmi açılışı yapılacak. Beş ev sahibi liderin açılış konuşmalarının ardından oturumlara geçilecek. Bu oturumlarda, demokrasinin ekonomik büyümeye, küresel sorunlarla başa çıkmaya, adalete, güçlü kurumlara ve katılımcılık ile eşitliğe sağladığı katkılar ele alınacak.

Oturumlara, hükümet temsilcilerinin yanı sıra sivil toplum temsilcileri de katılacak.

Zirvenin ikinci günündeyse beş ülke liderinin ev sahipliği yapacağı toplantılar düzenlenecek. Dijital çağda demokrasi ve internet özgürlüğünü geliştirmek, gelişen teknolojileri insan hakları ve demokratik ilkelere saygıyı güvence altına alabilmek için şekillendirmek, yolsuzlukla mücadeledeki sorunlar, demokratik yönetişimin gerekliliği olarak özgür, adil ve şeffaf seçimler bu başlıklardan bazılarını oluşturuyor.

Rekabetin odağındaki Afrika’ya özel ilgi

Bu arada ikincisi düzenlenen zirveye 121 ülke lideri davet edildi. Yeni davetli ülkeler arasında Bosna-Hersek, Gambiya, Honduras, Fildişi Sahili, Lichtenstein, Moritanya, Mozambik ve Tanzanya bulunuyor.

ABD’nin Rusya ve Çin ile aynı zamanda Afrika’da güçlü bir rekabet içinde olması nedeniyle, Afrika’dan beş ülkenin daha zirveye davet edilmesi dikkat çekici bulunuyor. Amerikan Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bu hafta zirve ile eşzamanlı olarak, Gana, Tanzanya ve Zambiya’yı kapsayan Afrika turuna çıkmıştı.

Türkiye ve Macaristan yine ittifak dışında kaldı

Biden, tıpkı 2021’deki zirvede olduğu gibi bu haftaki zirveye de, NATO müttefikleri olmalarına rağmen Türkiye ve Macaristan’ın liderlerini davet etmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Macaristan Başbakanı Victor Orban, başta ABD olmak üzere Avrupalı ülkeler tarafından, ülkelerinde demokratik gerilemeye yol açmak, yolsuzlukla mücadele etmemek, basın özgürlüğünü kısıtlamak ve liberal demokratik değerlerden uzaklaşmakla eleştiriliyor.

Her iki liderin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda takındıkları tavırlar da eleştirilen diğer konular arasında.

İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü tarafından açıklanan 2023 Demokrasi Raporu’na göre dünya genelinde otoriterleşme sorunu büyüyor.

2012’de dünya nüfusunun yüzde 46’sı otoriter yönetimler altında yaşarken günümüzde bu oran yüzde 72’yi aştı, yani günümüzde 5 milyar 700 milyonu aşkın insan, otoriter yönetimler altında yaşıyor.

V-Dem Enstitü’ne göre dünya nüfusunun yüzde 44’ü Türkiye, Nijerya, Pakistan ve Rusya gibi seçimle işbaşına gelen otokrasilerde, yüzde 28’i ise Çin, İran ve Vietnam gibi kapalı otokrasilerde yaşıyor.

Dünyada liberal demokrasi olarak tanımlanabilecek 33 ülkede yaşayanların oranı ise sadece yüzde 13.

ABD destekli araştırma grubu Freedom House da Mart ayında açıklanan son raporunda dünya genelinde demokrasideki gerilemenin sürdüğüne dikkat çekmişti.

Demokrasi Zirvesi’nde Freedom House’un koordinatörü olarak görev yapan Katie LaRoque, otoriterleşme ile mücadelede tek başına zirvelerin belirleyici olmadığını vurgulamakla birlikte, demokrasilerin bu zirveler sayesinde, otoriter saldırganlığa karşı politikaları koordine etme imkanına sahip olduklarını kaydetti.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Direktörü Marti Flacks ise zirve hakkında kaleme aldığı analizde demokrasilerin bugün çok ciddi olarak tehdit altında olduklarına vurgu yaparak, “Bu geçmişte ciddi ama yavaş yavaş büyüyecek bir tehdit olarak görülüyordu. Artık hem ciddi, hem de acil olarak karşı konulması gereken bir tehdit olarak görülüyor” dedi.

Zirvenin sadece siyasetçileri değil, insan hakları savunucuları ve gazetecileri de bir araya getirdiğine dikkat çeken Flacks, bunun demokrasinin direncinin güçlendirilmesinde, sivil toplumun rolünün pekiştirilmesinde, “daha geniş bir demokratik ekosistemin” inşasında önem taşıyacağına vurgu yaptı.

Zirvenin odak noktasında teknolojinin yer aldığına işaret eden Flacks, demokrasi için mücadele edenlere, yolsuzlukları ifşa edenlere teknolojik destek ve mali taahhütler verilmesi halinde, değişime somut katkı sağlanabileceğinin altını çizdi.

Biden eleştiri oklarının hedefinde

ABD Başkanı Joe Biden, Demokrasi Zirvesi’ni ilk kez 2020 yılındaki seçim kampanyası sürecinde gündeme getirmişti. Biden, her ne kadar verdiği sözü tutarak ilk zirveyi 2021 yılında gerçekleştirmiş olsa da insan hakları savunucularının eleştirilerine hedef oluyor.

Hak savunucuları Biden’ı ABD’nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını öncelik olarak görmek, bu nedenle de otoriter rejimlere karşı net bir tavır sergilememekle eleştiriyor.

Biden’ın geçen yıl hem Suudi Arabistan hem de Mısır’ı ziyaret etmiş olması yoğun tepkilere yol açmıştı.

Alman Marshall Fonu (GMF) uzmanlarından Nicolas Bouchet de yayımlanan makalesinde, iyi niyetlerle olsa da Demokrasi Zirvesi ile başlatılan sürecin somut sonuç vermekte zayıf kaldığına işaret etti.

Bouchet, Rusya’nın Şubat 2022’deki saldırısı ile başlayan Ukrayna savaşının uluslararası gündemi tamamıyla değiştirdiğine, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin siyasi kapasitelerini ağırlıklı olarak bu savaşa yöneltmek durumunda kaldıklarını aktardı.

Demokrasi Zirvesi’nden beklentilerin karşılanıp karşılanmadığı konusunda Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki uzmanlardan görüş topladıklarını aktaran Bouchet, “Bazı olumlu yönlerine rağmen, tablo parlak değil” bilgisini paylaştı.

Bouchet, uzmanlarda gidişat konusunda genel bir karamsarlığın mevcut olduğuna dikkat çekerken, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Uzmanlarımız arasında, Biden yönetiminin Demokrasi Zirvesi ile ilgili gündeminin iyi niyetli olduğu, bunun Orta ve Doğu Avrupa’da bazı olumlu yansımaları olduğu, ancak uygulamanın zayıf kaldığı yönünde görüş birliği var diyebilirim.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Tahkim’den Türkiye’ye 1,4 Milyar Dolar Ceza

Uluslararası Tahkim, Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında 2014’te imzalanan petrol ihraç sözleşmesinin Irak merkezi yönetiminin haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye 1,4 milyar dolar tazminat cezası verdi.

Karar üzerine Türkiye’nin istemiyle IKYB’den petrol boru hatları üzerinden yapılan sevkiyat da durduruldu.

Irak Merkezi yönetimi, Türkiye’nin IKBY’le yaptığı petrol sevkiyat anlaşmasına karşı açtığı Uluslararası Tahkim davasını kazandı.

Bağdat’ın 30 milyar dolar tazminat talebiyle açtığı davada mahkeme Irak’ı haklı buldu ve Türkiye’nin Irak hükümetine 1,4 milyar dolar ödemesine karar verdi.

Ankara ve Erbil  arasında 2014’te imzalanan Kerkük-Ceyhan boru hattından petrol sevkiyatı anlaşmasını Bağdat hükümeti, IKBY’nin anlaşma yapmaya yetkisiz olduğu ve petrol sevkiyatı yapamayacağı gerekçesiyle uluslararası yargıya götürmüştü.

Mahkeme kararı 2014-18 arası dönemi kapsayan sevkiyatı kapsıyor, 2018-23 arası dönemle ilgili dava görülmeye devam edecek.

Karar üzerine Türkiye’nin istemiyle IKYB’den petrol boru hatları üzerinden yapılan sevkiyat da durduruldu.

Irak merkezi yönetimi memnun

Irak Petrol Bakanlığı, Uluslararası Tahkim’in kararının Irak’tan yapılacak petrol ihracatında Bağdat’ın tek yetkili olduğunu tescil ettiğini vurgulayarak kararı memnuniyetle karşıladığını açıkladı.

Irak Federal Yüksek Mahkemesi de, 15 Şubat 2022’de IKYB Petrol ve Gaz Yasasının anayasaya aykırı olduğu ve elde edilen petrol ürünlerinin Bağdat yönetimine teslim edilmesi kararına varmıştı.

Erbil yönetimiyse kararı kınayarak, “verilen siyasi hükmün” çözüme hizmet etmediğini açıkladı.

IKYB boru hattı şirketi vanayı kapattı 

IKYB’deki petrol şirketleri, tahkim sonrası Ankara’nın talebi üzerine Kürdistan Boru Hatları Şirketi’nin Kerkük-Ceyhan boru hattını kapattığını açıkladılar.

Şeykan sahasından günde 55 bin varil petrol çıkartan Gulf Keystone Petroleum (GKP.L), Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “tesislerinin önümüzdeki günlerde üretimini azaltarak sürdüreceği depolama kapasitesinin bulunduğunu, daha sonra üretime ara vereceğini” açıkladı.

Bölgede faaliyet gösteren şirketlerden DNO ve Genel Enerji, halen ellerindeki tanklarda birkaç günlük üretimi depolayabileceklerini söylediler. İki firma, geçtiğimiz yıl, günde 107 bin varil petrol üreten Tawke ve Peşkabir sahalarında hisse sahibi.

Genel Enerji’nin ayrıca geçtiğimiz yıl 4 bin 500 varil petrol çıkarttığı Tak Tak ve 4 bin 710 varil çıkarttığı Sarta alanlarında da hissesi var.

Kürt şirketler grubu Kar tarafından işletilen Hurmala petrol sahasında halen devam eden günde 135 bin varil hacmindeki üretim yeni durumdan etkilenmiyor.

Şahmaran Petroleum (SNM.V) şirketi de “IKYB’deki diğer petrol üreticileri ve ilgili hükümet yetkilileriyle yakın teması koruyarak durumu yakından izlemeye devam edeceğini” açıkladı.

Bölgede üretim yapan bütün şirketlerin hisse senetlerinde yüzde 10’u aşkın değer kaybı kaydedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Seçim Kampanyasını Başlatan Kılıçdaroğlu’ndan Yeni Video

Seçim kampanyasını sosyal medya hesabından paylaştığı bir video ile başlatan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yeni video geldi.

Haber Merkezi / “#SanaSöz” etiketi ve “Bay Kemal sözünden dönmeyecek…” notuyla paylaşılan videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer aldı:

“Yıkıldın, usandın, bunaldın. Her defasında bu son olsun istiyorsun. Al benden de o kadar. O zaman sana şunu söyleyebilirim. Sana söz! Bu güzel ülkenin insanları hayal kurabilsin diye geliyoruz. Sadece bu boş çantayı doldurmak için değil, evladının gözlerine bakabilmen için geliyoruz.

Dünyanın bir ucundan “Anne ben dönmem diye evlat” sana söz içinde öyle bir umutla döneceksin ki, geliyoruz. Ben Kemal sana söz veriyorum. Kaybettiğin her yıl, her an, her kuruş her gülüş sana fazlasıyla dönsün istiyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek”

Kılıçdaroğlu, daha öncede resmi hesabından “Sana Söz yine baharlar gelecek…” notuyla bir video yayınlamıştı.

Videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer almıştı:

“Sana söz…  Birbirini incitmeyen, farklı olanı olduğu gibi seven, sayan; uzaklaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye. Karnı tok, gönlü bol; yaşamayı seven bir Türkiye. Bilime, sanata, geleceğe inanan; ayakları yere sağlam basan, uzmanlığa saygı duyan bir Türkiye. Seyirci kalmayan, korkusundan susmayan, sözü dinlenen, kıymeti bilinen, en güzel şarkılarını bağıra çağıra söyleyebilen, neşesi çocuklarının gözünden okunan bir Türkiye için geliyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek.”

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu Seçim Kampanyasını Başlattı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kampanyasını sosyal medya hesabından paylaştığı video ile başlattı.

Haber Merkezi / CHP’den yapılan bilgilendirmede “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Twitter hesabından saat 18.50’de paylaşacağı video, kendisinin Cumhurbaşkanı adaylığı kampanyasının resmi başlangıcıdır” denildi.

Kılıçdaroğlu saat 18.50’de resmi hesabından “Sana Söz yine baharlar gelecek…” hashtagiyle bir video yayınladı. Videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer aldı:

“Sana söz…  Birbirini incitmeyen, farklı olanı olduğu gibi seven, sayan; uzaklaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye. Karnı tok, gönlü bol; yaşamayı seven bir Türkiye. Bilime, sanata, geleceğe inanan; ayakları yere sağlam basan, uzmanlığa saygı duyan bir Türkiye. Seyirci kalmayan, korkusundan susmayan, sözü dinlenen, kıymeti bilinen, en güzel şarkılarını bağıra çağıra söyleyebilen, neşesi çocuklarının gözünden okunan bir Türkiye için geliyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini “14 Mayıs’ta İklim Değişecek! #SanaSöz” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini sosyal medya sayfasından paylaştı. Akşener, paylaşımına “#SanaSöz umut bitmeyecek…” notunu düştü.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini “#SanaSöz demokrasi gelecek, adalet gelecek, hürriyet gelecek. #SanaSöz yine baharlar gelecek” notuyla sosyal medya hesabından paylaştı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini sosyal medya sayfasından paylaştı. Davutoğlu, paylaşımına “#SanaSöz yine baharlar gelecek…” notunu düştü.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun kampanyasının ilk filmini, “7’den 70’e, doğudan batıya, kuzeyden güneye tüm Türkiye kazanacak #SanaSöz” sosyal medya hesabından notuyla paylaştı.

Paylaşın

İnce Ve Oğan’ın Adaylığı Millet İttifakı’nın Oylarını Nasıl Etkileyecek?

14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine sayılı haftalar kaldı. Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve ATA İttifakı adayı Sinan Oğan’da cumhurbaşkanı adayı olabilmek için yeterli imzayı topladı.

Peki Muharrem İnce ve Sinan Oğan’ın adaylığı CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı’nın oylarını nasıl etkileyecek?

İktidarın seçime çoklu adayla gitme çabasının meyve verdiği ve iki büyük ittifak dışındaki adayların etkisiyle seçimin ikinci tura kalmasının yolunun açıldığına dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak isteyenlerin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı başvurunun ardından 100 bin imza toplama süreci Pazartesi günü saat 20.00’de sona eriyor. Başvuran 11 isimden Muharrem İnce sürecin dördüncü gününde, Oğan ise beşinci günde 100 bin imzayı toplayarak aday olmaya hak kazandılar. Aralarında Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek ve Türkiye İttifakı’nın adayı Ahmet Özal gibi isimlerin de bulunduğu adayların 100 bin imzaya ulaşması beklenmiyor.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan imza için başvurmuş ancak Cumhur İttifakı ile anlaşınca adaylığını geri çekmişti.

Seçim takvimine göre YSK’nın imza sürecinin Pazartesi akşamı tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı seçimi için geçici aday listesini Salı günü ilan etmesi bekleniyor. Kesin aday listesi ise 31 Mart günü yayımlanacak ve aynı gün propaganda dönemi başlayacak.

İnce ve Oğan’la seçim ikinci tura mı kalır?

Mart ayında yapılan çeşitli kamuoyu araştırma kuruluşlarının anketlerine göre İnce’nin oyları şu an için ortalama yüzde 2-3, Oğan’ınki ise yine ortalama yüzde 1-2 civarında görünüyor. Bu iki adaya verilen oylar, genelde Millet İttifakı’ndan geldiği düşünüldüğü için muhalefet için önem taşıyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in edindiği bilgiye göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Memleket Partisi lideri İnce arasında beklenen görüşme için henüz bir takvim belirlenmedi ancak tarihin çok da uzaması beklenmiyor.

İnce ve Oğan’ın cumhurbaşkanı adaylıkları ile birlikte seçimin ikinci tura kalması artık daha yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilirken, uzmanlara göre iktidarın başından beri istemiş olduğu ikinci tur muhalefet için önemli riskler içeriyor.

Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, bu seçimin aslında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin toplum nezdinde başarılı bulunup bulunmadığının bir oylaması olacağına dikkat çekiyor. Son yerel seçimde büyük şehirlerin biraz da bu kampanya ile kazanıldığını hatırlatan Yıldırım şöyle konuşuyor:

“Şimdi ise ikili adaylı sistemden dört adaylı bir seçime doğru geçiş bir yönüyle bu referandum görüntüsünü sekteye uğratacak.”

Yıldırım, Cumhur İttifakı’nın bir taraftan kendisini genişletirken diğer taraftan “karşı kampı bölme stratejisi” izlediğini belirterek, iktidarın amacının seçimin ikinci tura kalmasını sağlamak olarak okuyor.

Yıldırım, muhalefet için bir diğer riskin ise seçimin ikinci tura kalması durumunda parlamento ile Cumhurbaşkanı seçimlerinde oluşabilecek farklılık olduğunu söylüyor.

Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz, İnce’nin aldığı oy yüzde 2-3 bile olsa muhalefet için riskli olacağını belirterek, iktidarın kendisine göre kurguladığı seçim sistemi ile yüzde 41-43 oy ile parlamentoda çoğunluğu kazanabileceğini ve ikinci tura bu avantajla gidebileceğini aktarıyor. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İktidarın nispi seçim sistemini kullanarak yapmaya çalıştığı şey muhalefetin bölünmüşlüğü üzerinden parlamento çoğunluğunu elde etmek. İktidar, ilk turda parlamento çoğunluğunu kazanıp cumhurbaşkanlığı seçimlerini ikinci tura bırakarak Meclis ve cumhurbaşkanlığının aynı partide olmasının bir yönetim krizini aşmakta tek yol olduğunu ve istikrarı vurgulayarak seçmeni ikna etmeye çalışacak.”

İnce kimlerden oy alıyor?

Her ne kadar sosyal medyada çok etkin görünse de İnce ile ilgili en önemli eleştiriler ülke sorunları ile ilgili kalıcı çözüm önerilerinin bulunmaması ve etrafında iyi bir ekip olmaması olarak sıralanıyor.

100 bin imzaya dördüncü günde ulaşabilen İnce’nin partisinin değil ama kendisinin oyları Mart ayının ilk haftalarında yapılan anketlerde yüzde 5’e kadar ulaşmış görünüyordu. Ancak bu oyların ne kadar kalıcı olduğu şu an için bilinmiyor ve İnce’ye oy veren kesimlerin genelde tepkisel oy verme eğiliminde oldukları belirtiliyor ve bu oy oranının seçime az bir süre kala düşme ihtimali olduğuna dikkat çekiliyor.

Yılmaz, İnce’nin oy tabanını şöyle açıklıyor:

“Sayın İnce’nin iki grubun oyuna talip olduğunu söylememiz mümkün. Bunlardan birincisi küskün CHP’liler. İkincisi de merkez siyasetten umudunu yitirmiş, kendisine alternatif arayan ve o nedenle merkezin dışına evrilen bir söylemi benimseyen daha ziyade gençlerin olduğu bir grup.”

Yıldırım da İnce ve Oğan’a verilen oyların daha çok tepkisel oylar olduğunu söyleyerek, “Yüzde 50 artı 1’i kazanmanın dayattığı sisteme çok uygun bir durum değil. Belki parlamenter sistem olsaydı şu an, bu iki aday daha farklı bir pozisyonda olabilirlerdi. Ama tepkisel oylar bu seçimde kazanmaya yol açmayacaktır” diyor.

Macron ile benzerlik kurulabilir mi?

İnce’nin, kendisi ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında paralellik kurduğunu hatırlatan Yıldırım, Türkiye ile Fransa arasındaki önemli farkları şöyle aktarıyor:

“Türkiye’de şu anda Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da gördüğümüz şekilde gençlerin siyasetten tamamen uzaklaşması, sandıktan kopması ve tercihsiz kalması gibi bir durum söz konusu değil. Aksine iktidarın gençlikten özellikle çekindiğini görebiliyoruz.”

Yapılan pek çok araştırmaya göre gençlerin en az yüzde 60’ı oyunu Cumhur İttifakı’ndan yana kullanmayı düşünmediğini dile getiriyor.

Yıldırım, cumhurbaşkanı adayları için henüz propaganda döneminin resmen başlamadığını ve iki büyük ittifakın kampanyalarının henüz görülmediğini de hatırlatıyor. İttifakı olmayan tek adayın İnce olduğuna dikkat çeken Yıldırım şu tespiti yapıyor:

“Bu sistem şu anda ittifakları dayatıyor. Millet İttifakı niye ittifak kurdu? Çünkü tek başına hiçbir parti anayasayı değiştirecek, hatta yasa yapabilecek çoğunluğa ulaşmayı mümkün görmüyor. İnce diyelim ki Meclis’e girdi, hangi yasayı geçirecek ya da hangi anayasa değişikliğini yapabilecek?”

Millet İttifakı ne yapmalı?

İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından CHP’nin nasıl bir tutum izleyeceği ve Kılıçdaroğlu’nun İnce ile olası görüşmesinde nelerin konuşulacağı da merak konusu.

Yılmaz, İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından Kılıçdaroğlu ile görüşmeye eli daha güçlü gidebileceğini söylerken, şunları da ekliyor:

“100 bin imzayı belki sadece pazarlık için koz olarak kullanma noktasında toplamış olsa da İnce kitlelerin manipülasyonuna kolay gelebilen bir durumda. O yüzden niyeti o olsa dahi imzayı topladıktan sonra etrafının da zorlamasıyla bu seçimde ‘illa yarışacağım’ noktasına da gelebilir. Tahmin etmek çok zor.”

Yıldırım ise muhalefetin önünde iki yol bulunduğunu şu sözlerle aktarıyor:

“Millet İttifakı için bence iki yol var. Ya Erdoğan’ın yaptığı gibi kendi rakibi olan, kendinden oy alabilecek partilerle bir şekilde görüşme yolunu seçer ve kendine katar. Örneğin İnce’yi de ittifakın bileşeni haline dönüştürür. Ya da ikinci yol kendinden kaçan kesimlerin endişelerini giderebilecek bir kampanya yapar.”

“Laikliğin tabutuna çivi”

Siyaset bilimcilere göre seçimin çoklu aday nedeniyle muhalefet tarafından kazanılamaması, orta ve uzun vadede siyasi sistem ve temel haklar açılarından farklı olumsuz sonuçlara da yol açabilir.

Yıldırım gerek İnce gerekse Oğan’ın sık sık Atatürkçülük ilkesine vurgu yaptığını ve Millet İttifakı’nı Atatürkçü olmamakla itham ettiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Öte yandan iktidar muazzam bir İslamcı ittifakı kurmuşken ve laikliğin tabutuna belki de son çiviyi çakacak, kadın haklarının tabutuna son çiviyi çakacak bir ittifakı yapmışken bunu Atatürkçülük açısından asıl tehlike olarak görmeyip muhalefeti hedefe koymanın tabanda geleceğe dönük olumsuz yansımaları da olabilir. Çünkü böyle kritik bir seçimi kaybettiren adaylar olarak görülmeleri halinde, hitap ettikleri cumhuriyetçi kitlelerle bağları onarılmaz duruma gelebilir.”

Yılmaz ise “İnce’nin belki kendi siyasi bekası açısından yapmış olduğu ya da belki kendisine alan açmak için siyaseten yapmış olduğu bu hamle bir daha Türkiye’de hiç demokratik siyasetin zemininin olmamasına sebep olabilir” uyarısında bulunurken, şöyle konuşuyor:

“Batı’ya karşı kendisini meşrulaştırma arayışında olan her rejimde mutlaka bir muhalefet olur. Günün sonunda Türkiye’de de bir muhalefet olacaktır. Ama iktidara karşı denge, denetleme, fren mekanizması yaratmanın ve iktidar değişimi umudunun Türkiye’de diri tutulabilmesinin tek yolu muhalefetin birleşmesi. Seçimin kaybedilmesi durumunda pek böyle bir ihtimal kalmayacağını söylememiz mümkün.”

Paylaşın

Yeşil Sol Parti: Kazanmak Zorundayız

Yeşil Sol Parti (YSP), Parti Meclisi sonuç bildirgesinde, “Bu seçimden başarıyla çıkmak sadece bu ülkenin insanları için değil tüm bölge halkları için de önem taşıyor. Bölgenin barışa kavuşması, halkların ve savaştan kaçarak mülteci olan insanların geleceği için de kazanmak zorundayız” denildi.

Bildirgenin devamında, “Bugün için görevimiz tek adam rejimine son vermektir. Bu baskıcı ve tekçi düzeni yıkıp yerine her türlü dışlama ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, özgürlükçü, demokratik bir siyasal yaşamın temellerini atmaktır.

İçinde bulunduğumuz sürecin sadece seçim ittifaklarıyla aşılamayacağını, toplumsal bir mücadeleyi gerektirdiğini biliyoruz. Bu mücadeleyi Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve dışında kalan tüm sol, sosyalist ve devrimci güçlerle birlikte örmekte kararlıyız.” ifadelerine yer verildi.

Yeşil Sol Parti (YSP), Parti Meclisi’nin Sonuç Bildirgesi’ni bugün açıkladı. Yeşil Sol Parti’nin kamuoyuna duyurulmasını kararlaştırdığı hususlardan bazıları şöyle:

Toplumun eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve adalet talepleri için HDP bileşenleriyle birlikte çalışacak, bu talepleri meclis çatısı altına savunacağız.

Bu seçimlerde milyonlarca yeni seçmen oy kullanacak. Gençlerin söyleyecek sözü, verilecek oyu var. Bu sözlerini söylemeleri, eğitim, barınma, seyahat hakları ve diğer tüm taleplerini dile getirebilmeleri için gençlere her türlü zemini sunmakta kararlıyız.

Yetersiz beslenme, eğitim hakkından yoksun kalma gibi mevcut ekonomik politikaların sonuçlarıyla yüz yüze kalan ve şiddete, istismara uğrayan çocukların hakları için her türlü çabayı harcayacağız.

Yükseltilen LGBTİ+ düşmanlığı

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidar bugün de içinde bulunduğu ittifak ile 6284 sayılı yasayı tartışmaya açıyor. Yükseltilen LGBTİ+ düşmanlığı, kadına yönelik şiddetle mücadele araçlarının etkisizleştirilmesi ve tüm diğer cinsiyetçi politikalar karşısında yükselen bir ses olacağız.

Kürt halkı başta olmak üzere tüm ezilenlerin halklar için özgürlük mücadelesini sürdürecek geniş bir örgütlenmeyi yaratacağız. İktidar tarafından sürdürülen güvenlikçi ve savaş yanlısı politikaların karşısında kalıcı barışı sağlamak için mücadele edeceğiz.

Bu seçimden başarıyla çıkmak sadece bu ülkenin insanları için değil tüm bölge halkları için de önem taşıyor. Bölgenin barışa kavuşması, halkların ve savaştan kaçarak mülteci olan insanların geleceği için de kazanmak zorundayız.

Halklara çağrı

Bugün için görevimiz tek adam rejimine son vermektir. Bu baskıcı ve tekçi düzeni yıkıp yerine her türlü dışlama ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı, özgürlükçü, demokratik bir siyasal yaşamın temellerini atmaktır.

İçinde bulunduğumuz sürecin sadece seçim ittifaklarıyla aşılamayacağını, toplumsal bir mücadeleyi gerektirdiğini biliyoruz. Bu mücadeleyi Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri ve dışında kalan tüm sol, sosyalist ve devrimci güçlerle birlikte örmekte kararlıyız.

Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüleceği, kadınların şiddete uğramayacağı, gençlerin gelecek sahibi olacağı, halkların ve inançların özgürce yaşayabileceği, emek sömürüsüne son verildiği, toplumun kolonların altında can vermeyeceği ekolojik bir yaşam her zamankinden daha mümkündür.

Bu inanç ve kararlılıkla tüm halklarımızı Yeşil Sol Partiyi desteklemeye, faşizmi yenmeye ve demokratik cumhuriyeti birlikte inşa etmeye çağırıyoruz. Buradayız, birlikte kazanacağız!”

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden Deprem Bölgeleri İçin “Salgın” Uyarısı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin büyük yıkıma neden olduğu 11 il için salgın uyarısında bulundu. 

Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri (ODSH) Kolu ve sağlık emek-meslek örgütlerinin oluşturduğu Deprem Kriz Masası, Deprem Bültenlerinin 19. bugün açıkladı.

“Havalar Isınırken Salgın Riski” temalı çevrimiçi açıklamada, TTB Pandemi Çalışma Grubu üyesi Dr. Muzaffer Eskiocak deprem sonrası kalabalık, yıpratıcı yaşam koşulları sonucu sık görülebilecek hastalıklara ilişkin bir sunum yaptı.

İshal, kolera, kızamık ve sıtma hastalıklarının ortaya çıkma koşulları, türleri ve yaygınlığı hakkında bilgiler veren Eskiocak, “Yeterli miktarda güvenli içme ve kullanma suyu ile atıkların uzaklaştırılması şarttır” diyerek sunumunu noktaladı.

Sinek ve böcek yoğunluğu arttı

Saha aktarımları bölümünde Dr. Onur Erden ve Dr. Selçuk Atalay Malatya’dan, Dr. Mihriban Yıldırım Hatay’dan; Dr. Gamze Varol ise Adıyaman’dan bilgi aktardı.

Hekimlerin bölgeden tespitleri şöyle:

Kamuoyu ilgisinin azalması ve dezenformasyon ile birlikte sağlık hizmetlerinin organizasyonundaki eksiklikler artıyor.

Adıyaman’da koruyucu sağlık hizmetlerinde eksiklik dikkat çekiyor.

Sel sonrası içme ve kullanma suyuna erişimde büyük sorunlar gözleniyor. Su ve tuvalet ihtiyaçlarının karşılanamaması, salgın riskinin artmasına sebep oluyor.

Sinek ve böcek yoğunluğuna bağlı hastalıkların önlenmesi için ilaçlama yapılmıyor.

Uyuz vakalarının arttığı gözlemleniyor.

Geçici yerleşim alanlarında yangın tüplerinin dağıtılmaması olası bir yangına hızlı müdahale olanaklarını güçleştiriyor.

İdari yetkililer normalleşme ve tüm poliklinikleri açma yöneliminde olsa da, fiziki koşullar buna elverişli değil.

Acil servislere olan başvuru sayısında, nüfus azalmasına paralel bir azalma söz konusu değil.

Sağlık emekçilerinin barınma sorunu 50 gün geçmesine karşın halen çözülemedi.

Sağlık emekçilerinin ücret ve özlük haklarında sorunlar yaşanıyor. Aile hekimler ve hastanelerde çalışan hekimler teşviklerini alamadıkları gibi nöbet ücretlerini de alamadı.

Hekimlerin çok büyük çoğunluğu temel haklarının gasp edilmesine bağlı olarak tükeniyor ve atama istiyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın