Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu: Tayyip Bey Panik İçinde

Cumhur İttifakı’nın beşli yapı haline dönüşmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Saadet Partisi Lideri Karamalloğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’a kazandıracağı oylar olduğu gibi kaybettireceği oylar da olduğunu söyledi.

Erdoğan’ın TBMM’de sandalye çoğunluğunu dikkate aldığını ancak esasen Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmayı hedeflediğini kaydeden Karamollaoğlu, “Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu partilerden azar azar da olsa oy devşirebilirse bu avantajına. İşte HÜDA PAR için ortadaki rakamlar belli. Buna demek ki ihtiyaç duyuyor.

Onun için Tayyip Bey’in yaklaşımında nerede küçük de olsa bir oy potansiyeli görüyorsa onu alabilmek için bir hamle yapmayı gerekli gördüğünü düşünüyorum. Ben şu anda Tayyip Bey’i biraz panik içinde görüyorum. İnsan endişeli ve tedirgin olunca, bir yerden bir şeyler kazanıyorum derken öbür taraftan da kaybeder” dedi.

Karamollaoğlu, ayrıca, Millet İttifakı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi ilk turda kazanacağına inandığını ancak dört adayla girmenin olumsuz etki yapma ihtimali bulunduğunu söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, gazetecinin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, Saadet Partisi lideri seçime dört adayla gidilse de “birinci turda dahi tahminlerin ötesinde bir netice alınacağı” kanaatinde olduğunu söyleyerek bunun nedenini şöyle açıkladı:

“Çünkü vatandaşların büyük bir kısmı kamuoyu yoklamaları dahil kendi fikirlerini beyan etmekten endişe duyuyor. ‘Başıma bir sıkıntı gelir mi? Yakınlarım zarar görür mü?’ gibi… Bundan dolayı ben bu seçimlerde Kılıçdaroğlu’nun tahminlerden daha fazla oy alacağını ve fark ortaya koyacağını tahmin ediyorum.”

“Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna şu an dört adayla gidiliyor gibi göründüğüne işaret edilerek bunun seçimin sonucunu nasıl etkileyeceğinin” sorulması üzerine ise Karamollaoğlu “Dört adayın girmiş olması ister istemez neticeyi birinci turda etkileyecek gibi gözüküyor” yanıtını verdi.

Karamollaoğlu, bu durumun “Millet İttifakı’nı olumsuz yönde mi etkileyebileceği” sorusuna karşılık ise şunları kaydetti:

“Büyük ihtimalle öyle bir durum var. Ben geçen seçim normalde aday olmazdım. Herkes olunca ben de olayım dedim. Ama seçimi kazanmayacağını bile bile bir seçime girmek bir niyet gerektirir. O da cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemektir, başka bir şey olmaz. O zaman niye giriyorsunuz? ‘Ben 1 milyon, 2-3 milyon oy alacağım’… Bu niyetle girdiğiniz zaman kimden oy alacağınıza bağlı olarak denklem değişir. Bundan dolayı içinde bulunduğumuz şartlardan ve seçim sürecinden dolayı bu hesaplanarak yapılan bir iştir.”

“Tayyip Bey panik içinde”

Karamollaoğlu, Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) Cumhur İttifakı’na katılım kararının Saadet’i nasıl etkilediğinin sorulmasına karşılık da şunları kaydetti:

“Elbette bize etkisi olur, yani faydası olur. Onun için bunu ortadan kaldırmak için şimdi kazansak da kazanmasak da ‘biz de seçime girelim, oylarımız başka bir tarafa gitmesin’ diyorlar. Yani hem nalına hem mıhına gibi.”

Saadet lideri, Cumhur İttifakı’nın YRP’nin katılımının yanı sıra HÜDA PAR’ın da desteğiyle genişlemesini ise şu sözlerle değerlendirdi:

“Tayyip Bey elbette meclisteki çoğunluğu da dikkate alacak ama esas itibariyle cumhurbaşkanlığı (önemli). Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu partilerden azar azar da olsa oy devşirebilirse bu avantajına. İşte HÜDA PAR için ortaya konan rakamlar belli. Buna demek ki ihtiyaç duyuyor. Onun için ben Tayyip Bey’in yaklaşımında nerede küçük de olsa bir oy potansiyeli görüyorsa onu alabilmek için bir hamle yapmayı gerekli görüyor.”

Karamollaoğlu, HÜDA PAR’ın Cumhur İttifakı’nda başta kadınlar olma üzere bazı kesimleri de tedirgin ettiğinin anımsatılmasına karşılık ise “Ben şu anda Tayyip Bey’i biraz panik içinde görüyorum” diyerek şunları kaydetti:

“İnsan endişeli ve tedirgin olunca, bir yerden bir şeyler kazanıyorum derken öbür taraftan da kaybeder. Bu tabii bir şey. Yani Tayyip Bey orada somut bir tabanın oyunu almak istiyor. Yani HÜDA PAR’a bugüne kadar oy vermiş olanlar bu seçimde Tayyip Bey’e oy verebilirler. Ama belli miktarda insanı buradan kazanacağız derken daha fazlasını kaybetme ihtimali de olabilir.”

Erdoğan’ın kaybetme ihtimalinin arttığını gördüğünü ve bunun için de her yola başvurmaya ihtiyaç duyduğunu belirten Karamollaoğlu, “Bu durumda insan çok rahatlıkla hata yapar. Yani ‘Ben şu oyu alırken neyi kaybederim’ düşüncesi orada yürümüyor anladığım kadarıyla” diye konuştu.

Karamollaoğlu, Erdoğan’ın şu anda yaptığı hamleler ve son açıkladığı zamlarla grup grup insanları etkilemeye çalıştığını kaydetti.

Kadına şiddetin önlenmesi ve 6284 sayılı kanun

Cumhur İttifakı’nın YRP ve HÜDA PAR gibi partilerle genişlemesinin kadına şiddeti önlemeye yönelik 6284 sayılı kanuna ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getirdiğinin hatırlatılması ve bu konuya bakışının sorulması üzerine Karamollaoğlu şöyle konuştu:

“Biz aslında İstanbul Sözleşmesi meselesi ile ilgili olarak da bunu her fırsatta dile getiriyorum. Kadına şiddetin önlenmesi devlet için bir vecibe. Bunu mutlaka sağlamak icap eder. Ama bugüne kadar alınan tedbirler bunu sağlamadı. Çok açık ve net olarak görülüyor. Gerekirse yaptırım gücü daha fazla olacak tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var.”

Karamollaoğlu, caydırıcılığın artırılması gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Misal; bir insan çıkacak, kendi küçük çocuklarını, eşini hiç acımadan hunharca katledecek. Mahkemeye gidecek, onlar da belki diyecek ki ‘sen büyük bir cinayet işlemişsin, gene yaşamına devam et ama hapishanede’. Ama ben de diyorum ki niye? Gerekirse böyle durumlarda, yani kesin olan durumlarda idam cezası bile getirilebilmeli. Caydırıcı olunmak mecburiyetinde. Ama ben idamı herhangi bir konu için söylemiyorum.”

Karamollaoğlu, “Ben hunharca kendi çocuklarını ve karısını katleden bir insanın idam edilmesinin gerekli olduğu kanaatindeyim” diyerek kesin olması ve şahitler huzurunda bir katliam gerçekleştirilmesi durumunda bu cezayı savunduğunu da kaydetti.

Kadın cinayetlerinin önlenmesinin yıllardır konuşulduğunu ama bir azalma değil aksine artış olduğunu belirten Karamollaoğlu, 6284 sayılı kanunda bir revizyona ihtiyaç görüp görmediklerinin sorulmasına karşılık şu yanıtı verdi:

“Bazı noktalar mutlaka olur, değiştirilmesi gereken. Yani biz kanunları illa ki olduğu gibi alıp Batı’dan, kendi parlamentomuzdan geçirmemeliyiz. Her madde ayrıca görüşülmeli, tartışılmalı ve onun üzerine inşa edilmeli. Ama bu noktada şahsen benim de zannediyorum büyük bir kesimin de ihtiyaç duyduğu husus ailenin korunmasıdır. Aile toplumun temelidir. Aile bir erkek bir kadından ve çocuklardan meydana gelir. İki kadın, iki erkek aile mefhumunun karşılığı değildir. Çünkü toplum giderek zaafa uğramaya başladı.”

İttifak içinde ittifak görüşmeleri

Millet İttifakı içinde Saadet Partisi, DEVA ve Gelecek Partisi arasında “ittifak içinde ittifak” kurulmasına yönelik çabaların sonuca ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Karamollaoğlu şu yanıtı verdi:

“Henüz bir neticeye varılmadı. Birkaç gün daha sabredeceğiz. Bu ittifakın olması hakikaten her üç parti için de önemli. Parlamentoda Millet İttifakı olarak bizim çoğunluğu teşkil edebilmemiz için de önemli. Çünkü ayrı ayrı seçime girdiğimizde aynı neticeyi elde edemiyoruz. Bundan dolayı da ittifak elzem gözüküyor.”

Karamollaoğlu, bu küçük ittifakın kurulamaması durumunda ise seçime tek başlarına 81 ilde girmelerinin yüksek ihtimal olduğunu söyleyerek “Tabii bu şekilde girmekle alacağımız neticenin ne olacağını net olarak göremeyiz. Ama birlikte girdiğimiz zaman çok daha büyük bir başarı elde ederiz” diye konuştu.

SP’nin CHP ya da İYİ Parti listelerinden girmesinin söz konusu olup olamayacağının sorulmasına karşılık ise “Belki birkaç kişi olabilir ama şimdiden bir şey söylemek doğru değil” diyen Karamollaoğlu, ancak bu kişilerin sayısının da sınırlı olacağını ve ortada dolaşan grup kuracak kadar vekil iddialarının doğruyu yansıtmadığını belirtti.

Karamollaoğlu, bu sistemle ortak liste tartışmalarının Cumhur İttifakı için de geçerli olduğuna işaret ederek MHP’nin grup kurmaya yetecek kadar vekil çıkarma ihtimalini zayıf gördüğünü ve bu nedenle MHP’nin AKP listelerinden gireceği kanaati taşıdığını da belirtti.

SP lideri ittifak içinde ittifak görüşme sonuçlarının bu hafta ya da en geç Pazartesi gününe kadar netleşebileceğini, çünkü artık ardından 9 Nisan’a kadar ortak listelerin yapılması gerektiğini belirtti.

Millet İttifakı içinde bakanlık paylaşımları yapıldığı iddialarını ise yalanlayan Karamollaoğlu, bakanlıklara seçimde alınacak sonuca göre karar verileceğini belirtti.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti Seçim Bildirgesi: Türkiye’yi Bu Karanlıktan Kurtaracağız

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçime listelerinden gireceği Yeşil Sol Parti, Ankara’da bulunan bir otelde seçim beyannamesini açıkladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın’ın açıkladığı beyannamede “Birlikte değiştireceğiz” vurgusu yapıldı.

Beyanname kamuoyu ile paylaşılmadan önce Maraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşundu bulunuldu.

Seçim sloganı “Buradayız, birlikte değiştireceğiz” ve “Dîsa em” olan Yeşil Sol Parti, etkinlik salonuna, Kürtçe, Türkçe sloganların yer aldığı pankartlar asıldı.

Etkinliğe, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İbrahim Akın ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Berdan Öztürk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, SODAP Sözcüsü Kezban Konukçu, SYKP Eş Genel Başkanı Cavit Uğur, TÖP Sözcüler Kurulu üyeleri Perihan Koca ve Pelin Kahiloğulları, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Kürt siyasetçiler Ahmet Türk ve Sırrı Sakık, eski Devlet Bakanı Halil Ziya ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

“Tüm ittifaklarımızla birlikte değiştirmeye geliyoruz”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar konuşmasında şu noktalara değindi: “Kürt sorununda demokratik çözüm için, savaş ret ve inkar politikalarına karşı buradayız. Nefrete, kine, düşmanlaştırmaya karşı büyük barış için buradayız. Birlikte değiştireceğiz. Ölümün yüceltilmesine karşı yaşamı savunmak için buradayız, birlikte değiştireceğiz.

“Yeşil Solun ağacı altında buluştuk şimdi buradayız. Tüm ittifaklarımızla birlikte değiştirmeye geliyoruz. Doğayı sömüren, kadını köleleştiren gençliği esir alan bu düzeni değiştirmek için buradayız; geleceği hep birlikte, eşit, özgür bir demokratik cumhuriyet çatısı altında kurmak için buradayız, kararlıyız, gücümüz var, irademiz sağlam.”

“Türkiye’yi bu karanlıktan kurtaracağız”

Buldan ise şöyle dedi: “Bildirgemiz, Türkiye’nin demokratik çözüm programıdır. Özgürlüklerin, barışın, adaletin ve yeni bir yaşam mücadelesinin manifestosudur. Tabi ki bugünlere kolay gelmedik. Önümüze çıkarılan tüm engelleri, barajları, baskı ve kumpasları yıka yıka, direne direne, geldik. Başarıya hep beraber gideceğiz.

Evet, cumhuriyetin ikinci yüz yılına girerken tarihi bir dönemecin tam da arifesindeyiz. 14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kaldı. Seçimler, kurulacak yeni bir dönemin, yani büyük değişimin başlangıcı olacaktır. Ama aynı zamanda, 14 Mayıs, ülkeye yıllardır en büyük kötülükleri, yıkımları, karanlıkları yaşatan AKP-MHP faşizm düzeninin de biletinin kesileceği tarihi bir gün olacaktır. Evet, buradan en güçlü şekilde ifade ediyorum: AKP-MHP rejimini 14 Mayıs’ta sona erdireceğiz. Yolun sonuna geldiler. Onları kesinlikle göndereceğiz! Türkiye’yi bu karanlıktan kurtaracağız.”

“İstanbul Sözleşmesi için geliyoruz”

Ciğdem Kılıçgün Uçar şunları söyledi: “Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli yapısına uygun yeni bir demokratik anayasayı, toplumun anayasasını demokratik katılım ve toplumsal müzakere ile birlikte yazmak için Biz Hazırız.

İktidarların estirdiği faşizme ve kapitalist erkek egemenliğine karşı örgütlenmeyi ve dayanışmayı büyütmek için geliyoruz; eşbaşkanlık ile eşit temsiliyet ilkesi ve İstanbul Sözleşmesi için geliyoruz.”

“Temsiliyete dayalı yerel yönetimleri güçlendireceğiz”

İbrahim Akı ise şöyle konuştu: “Meclisler, kent konseyleri, platformlar, meslek kuruluşları ve demokratik kitle örgütlenmeleri ile yönetime ve karar süreçlerine katılan halkın iradesiyle demokrasiye ve eşit temsiliyete dayalı yerel yönetimleri güçlendireceğiz.

Halk iradesine ve seçim adaletine ipotek koyan ve bir yönetim biçimi haline gelen kayyım rejimine son vermek için geliyoruz.”

Ekololji, çalışma hayatı, kadın ve çocuk hakları, adalet, ekonomi gibi başlıklarda 4 bölüm ve 50 başlıktan seçim vaatlerinin yer aldığı 2023 Seçim Bildirgesinde öne çıkan noktalar şöyle:

Kürt sorununun demokratik barışçı çözümü
İkinci yüzyılda demokratik anayasa
Bağımsız ve tarafsız yargı ile herkes için adalet
Kadınlar için özgürlük ve eşitlik
Ekolojik yeni yaşam
Herkes için adil yargılanma hakkını güvence altına alacağız
KHK’leri iptal edeceğiz
Çocukların, bugünün hak sahipleri ve toplumsal özneleri olmaları için geliyoruz…
Toplumun ihtiyaçlarını esas alan demokratik ekonomi ile geliyoruz
Sendikal hak ve özgürlükler için geliyoruz

Paylaşın

“CHP’de Muharrem İnce Defteri Daha Kapanmadı” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Memleket Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’yi ziyaretini değerlendiren Gazeteci Murat Yetkin, CHP’nin Muharrem İnce defterini daha kapatmadığını öne sürdü.

Murat Yetkin, bir CHP yöneticisi ile yaptığı görüşmeyi aktardı: “Daha durun bakalım” diyen CHP yöneticisi, “Cumhurbaşkanı adayları kesinleşmedi. Daha milletvekili listelerinin kesinleşmesine de çok var” dedi ve ekledi: “Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir.”

Gazeteci Murat Yetkin, YetkinReport’taki yazısın ilgili bölüm şöyle:

“Dün çoğu kişi Muharrem İnce’nin kendisiyle görüşmeye gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Hoş geldiniz, ayağınıza sağlık, güle güle” diye adeta bir an önce gidin de ben de TV canlı yayınına yetişeyim der gibi yolcu etmesine takıldı. Yapılan ilk yorumlara göre İnce adaylıktan çekilmediğine göre CHP de artık İnce defterini kapatabilirdi.

Oysa görüşmeden bilgiler sızdıkça, İnce’nin üst perdeden çıkışlarına Show TV’de Ece Üner karşısında devam etmesine rağmen CHP’nin İnce defterini henüz kapatmadığı anlaşılıyordu. Zaten içeride -1 saat- İnce’nin adaylıktan çekilmesi, ya da Millet İttifakına katılması konuşulmamıştı bile; inanıp inanmamakta serbestsiniz elbette.

Depremden konuşmuşlardı, İnce’nin Kılıçdaroğlu’ndan daha eski CHP üyesi olduğundan söz etmişlerdi, bir nezaket ziyaretiydi işte. Ne Kılıçdaroğlu’ndan İnce’nin talepleriyle karşılanacağı belli bir teklif gelmişti ne de İnce konuyu açıp eli boş desteğe mahkûm kalmak istemişti. Bu defter kapanmıştı; hatta kapanması iyi de olmuştu.

CHP kaynaklarına göreyse henüz hiçbir defter kapanmamıştı.

Gelişmelere aşina bir CHP yöneticisi “Daha durun bakalım” dedi; “Cumhurbaşkanı adayları kesinleşmedi. Daha milletvekili listelerinin kesinleşmesine de çok var.” İnce ile konuşan arabulucular mı vardı? Ağza çekilen fermuar jesti… Çok var dediğiyse, 9 Nisan’da sona eren 10 günlük bir süreydi. “Unutmayın” dedi kaynağım; “Siyasette 24 saat bile çok uzun bir süredir. CHP yöneticisi Süleyman Demirel’in meşhur sözünü hatırlatıyordu.,

Aslında Ankara siyasetinde son birkaç günkü gelişmelere bakılacak olursa sadece CHP’nin İnce defteri değil, başka partilerde, hatta üç ittifakta da hiçbir defterin henüz kapatılmadığını görmek mümkün.

Örneğin, Yavuz Ağıralioğlu’nun İYİ Parti’den istifasıyla Ağıralioğlu defterinin de İYİ Parti’deki başka defterlerin de kapatıldığını söylemek mümkün mü?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün, 29 Mart’ta seçimden önceki son AK Parti Grup toplantısı için hazırlattığı videoyu ağırlıkla Ağıralioğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ve onun HDP ile görüşmesini eleştirileri üzerine kurgulamıştı. Bir gün önce Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğini ilan eden Ağıralioğlu ise TBMM’deki basın toplantısında “millete vaat edilenlere göre” kararını vereceğini söyleyiverdi.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Papatya Çayı Tavsiyesi: İyi Gelir

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hakkındaki sert sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Akşener, “Giderayak seni çok gergin gördüm Recep Bey. Akşamları papatya çayı iç, iyi gelir” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hakkındaki sert sözlerine kısa bir yanıt verdi.

Erdoğan’ı sakinlik öneren Akşener, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Giderayak seni çok gergin gördüm Recep Bey. Akşamları papatya çayı iç, iyi gelir” diyerek Erdoğan’ın sosyal medya hesabını etiketledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında İYİ Parti Lideri Akşener’in grup toplantısında yaptığı açıklamalara yanıt vererek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bakıyorsunuz hanımefendi inşaat mühendisi olmuş, bu da konuşuyor. Bizim hastanelerle ilgili attığımız temelleri küçümsüyor. Ben hemen Sağlık Bakanımı aradım, neyin nesidir. Ondan sonra da süratle Murat Kurum kardeşimi aradım.

O da bazı eksiklikler olsa bile ben bizzat bakanımla da konuştum, buna biz müdahale edeceğiz dedi. Müdahalelerini de yaptılar. Yalana gerek yok. Biz bir şeyi eğer yapıyoruz, yaptık dersek, biz bunu yaparız Meral Hanım.

Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et, Tayyip ismine de dikkat et. Konuştuğun zaman buna göre konuş.

Belediye başkanlığımdan buraya kadar attığımız her adımı tartarak biçerek atarız. Ve 20 yıllık iktidarımız döneminde İstanbul-İzmir bu otoyoldaki atılan adımlara dikkat et. Bu otoyollarda bir fire var mı?

Kocaeli’nde yaşıyorsun, Kocaeli’nde attığımız adımlara da bak. Eğer orada bir çürük çarık ortaya koyarsan ayrı mesele. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere maalesef kafanı çarpıyorsun dikkat et. Beni kendinle de uğraştırma.

Paylaşın

MHP Ve AK Parti Seçimde Ortak Liste Çıkarabilir Mi?

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça ittifaklarda seçimlerde en iyi sonucu almak için çalışmalarını devam ediyor. İttifaklar, cumhurbaşkanlığının yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) de çoğunluğu sağlayabilmeyi hedefliyor.

Hem CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı hem de AK Parti, MHP, BBP ve YRP’den oluşan Cumhur İttifakı, Meclis’te çoğunluğa yani en az 301 milletvekiline ulaşma hedefiyle seçimlere hazırlanırken bu noktada yapılan ince hesaplar arasında seçimlere ortak liste ile gitmek de yer alıyor.

Cumhur İttifakı’nın iki ana partisi AK Parti ve MHP arasında da ortak liste konusu çeşitli toplantılarda ele alınırken ve AK Partili yöneticilerden çeşitli dönemlerde “ortak liste konusunda çalışmaların sürdüğü” yönünde açıklamalar gelirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “ortak liste olmayacak” çıkışı yaptı.

Bahçeli Salı akşamı Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Yeniden Refah ve BBP’ye işaret ederek “Cumhur İttifakı’nı teşkil eden 2 partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, Meclis’te gazetecilerin soruları üzerine, “Diğer 3 parti de kendi listesinden seçime girme hazırlığı yapıyor. Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu tavır da bizim aktardığımız durumun aynısı. Yeni seçim yasasına göre; zorlayan birtakım şeyler var; hem Millet İttifakı’nı hem bizi. Çünkü ‘en demokratik bir tablo gerçekleşsin’ dediğimizde, en kolayı olmuş olmuyor. Bazı zorluklar da yaşanıyor. Kim, hangi partiyi kastetmiş, oyunu vermişse; o partiden milletvekili çıkacak. Çıkartamıyorsa da o oylar yok sayılacak. Bunu hem Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak hepimiz biliyoruz hem de Millet İttifakı’nın bileşenleri bence biliyordur” değerlendirmesi yaptı.

AK Parti “umutlu”

Seçimlerde partilerin kendi logosu ile yer alması için en az 41 ilde aday çıkarması şart. AK Parti’de MHP ile en az 10-15 ilde “ortak liste” yapılması gerektiği savunuluyor. Ancak iktidar partisi olması nedeniyle 81 ilde milletvekili çıkarmak isteyen AK Parti’de, MHP’nin 10-15 ilde çıkarmayarak AK Parti listelerine destek vermesi gerektiği görüşü hakim.

Edinilen bilgiye göre, MHP ise bu çerçevede bir “ortak liste” yapılmasına mesafeli. Bu arada hiçbir formülde MHP’li isimlerin AK Parti listelerinden yazılması gibi bir seçenek olmadığı da vurgulanıyor. Eğer ortak liste yapılırsa, hangi illerde ortak liste olması gerektiğine ilişkin olarak da iki parti arasında görüş ayrılığı bulunuyor.

MHP kurmayları, “Cumhur İttifakı’nın 4 partisinin de birlikte karar almasına dikkat çekerken bir partinin ortak listeye ‘hayır’ bir partinin ‘evet’ demesinin doğru olmayacağını” savunuyor. Kurmaylar, MHP’nin 50 yılı aşkın bir tarihi olduğuna ve “küçük bir parti” gibi değerlendirilemeyeceğini de ifade ediyor.

Milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslimi için son gün 9 Nisan Pazar. AK Parti yetkilileri 9 Nisan’a kadar yapılacak görüşmelere göre MHP, BBP ve Yeniden Refah ile ortak liste konusunda uzlaşmaya varılabileceği değerlendiriliyor. Bir kurmay, “9 Nisan’a kadar çok uzun süre var. O günü beklemek lazım” değerlendirmesi yaptı.

Liste tartışmaları yaşanırken, Cumhurbaşkanı ve Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan partilere ziyaretlerini sürdürüyor. Salı günü Yeniden Refah’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çarşamba günü de BBP’ye bir ziyaret gerçekleştirerek BBP lideri Mustafa Destici ile görüştü. BBP de, seçimlere kendi parti logosu ile 81 ilde girileceğini açıklamıştı. Ancak BBP’de bazı kritik yerlerde ortak liste ile seçime girilebileceği görüşü de hakim.

Sencar: Ortak girmeleri mantıklı

Peki, AK Parti ve MHP’nin ortak liste ile seçime girmemesinin sonuçlara nasıl bir etkisi olur?

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan Metropoll Araştırma’nın Kurucusu Özer Sencar “AK Parti ve MHP ortak liste ile girerlerse açık ve net daha fazla milletvekili çıkarırlar. MHP’nin şu anda yüzde 7-8 civarında oyu var ve İttifak olarak girdiği için baraj tehlikesi yok. Bazı illerde ortak girmeleri mantıklı olacaktır” tahmini dile getirdi. Sencar, MHP’nin seçime kendi logosuyla girmek istemesini de “MHP, 50 yıllık bir parti. ‘Küçük bir parti’ gibi başka listeden girmek itibar kaybettirici. Bahçeli’nin endişe ettiği de budur diye düşünüyorum” sözleriyle değerlendirdi.

“AK Parti tavizi göze almalı”

Sencar, AKP’nin 81 ilde girip MHP’nin bazı illerde aday çıkarmama fikrine ilişkin de, “Eski AK Parti yok, yüzde 50 alan bir AK Parti bugün yok, oyları yüzde 35’lerde. AK Parti bence bu tavizi göze almalı. Örneğin Osmaniye’den ve bazı illerden aday çıkarmamalı. Taviz vermek AK Parti için çok incitici olmaz. Ben AK Parti olsam bunu yaparım” görüşünü kaydetti.

MHP’nin bazı illerde vekil adayı çıkarmayarak AKP’ye destek verebileceğini kaydeden Sencar, “Burada sadece şöyle bir riskleri var. A ilinde MHP girmedi AK Parti girdi diyelim. MHP seçmeni kendini serbest hisseder. Başka partiye oy verebilir. MHP’li seçmen milliyetçi bir partiye oy verebilir. Parti tüm seçmenini bu şekilde kontrol edemez, bu nedenle kendi listesinden aday çıkarmak isteyebilir. İYİ Parti veya Memleket Partisi’ne kaymaları durdurmuş olurlar” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Akşener’e Yanıt: Beni Kendinle Uğraştırma

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında İYİ Parti Lideri Akşener’in grup toplantısında yaptığı açıklamalara yanıt vererek, “Bakıyorsunuz hanımefendi inşaat mühendisi olmuş, bu da konuşuyor. Bizim hastanelerle ilgili attığımız temelleri küçümsüyor. Ben hemen Sağlık Bakanımı aradım, neyin nesidir. Ondan sonra da süratle Murat Kurum kardeşimi aradım. O da bazı eksiklikler olsa bile ben bizzat bakanımla da konuştum, buna biz müdahale edeceğiz dedi. Müdahalelerini de yaptılar.” dedi ve ekledi:

“Yalana gerek yok. Biz bir şeyi eğer yapıyoruz, yaptık dersek, biz bunu yaparız Meral Hanım. Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et, Tayyip ismine de dikkat et. Konuştuğun zaman buna göre konuş.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Belediye başkanlığımdan buraya kadar attığımız her adımı tartarak biçerek atarız. Ve 20 yıllık iktidarımız döneminde İstanbul-İzmir bu otoyoldaki atılan adımlara dikkat et. Bu otoyollarda bir fire var mı? Kocaeli’nde yaşıyorsun, Kocaeli’nde attığımız adımlara da bak. Eğer orada bir çürük çarık ortaya koyarsan ayrı mesele. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere maalesef kafanı çarpıyorsun dikkat et. Beni kendinle de uğraştırma.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Erdoğan, Hatay’da kullandığı “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine tepki gösteren ve deprem sonrası atılan temeller üzerinden eleştiren Akşener hakkında konuşan Erdoğan, “Deprem bölgesinde yeni konutların temellerini attık, atmaya devam ediyoruz. İYİ Parti’nin Başkanı çıkmış inşaatlara ‘çukur’ diyor. Hayatında inşaat görmemiş, tepeden tırnağı bunların ne kadar derinliği olması gerektiğini bilmiyor.

Biz bir şeye yapıyoruz dersek biz bunu yaparız Meral Hanım. Bizim adımıza dikkat et. Benim adım Tayyip, soyadım da Erdoğan. Erdoğan’a da dikkat et. Tayyip ismine de dikkat et. Konuşurken buna göre konuş. 20 yıllık iktidarlık dönemimizde İstanbul ve İzmir’de atılan otoyollara dikkat et. Bunlardan bir fire var mı? Kocaeli’de yaşıyorsun oraya da iyi bak. Yalanla dolanla iş yapma. Yanlış yere kafanı çarpıyorsun. Beni kendinle uğraştırma” dedi.

Ne olmuştu?

Erdoğan’ın Hatay’da katıldığı törenle temeli atılan Defne Devlet Hastanesi’nin, beton dökülerek temelinin atıldığı alanın görüntüsü sosyal medyada gündem olmuştu. Söz konusu olayı eleştiren Akşener grup toplantısında, sarf ettiği “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine de sert tepki göstermiş ve “Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Ayıptır, günahtır. Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun?” demişti.

“Sıkıntılar yaşadık, sonra da bunları aştık”

Muhalefet herkesi kendisi gibi beceriksiz zannediyor. Yaptıkları herhangi bir şey yok. 11 vilayette Elazığ hariç hepsini gezdim. Hiçbir zaman oralarda gerçekten muhalefetin büyükşehir belediyelerinden kimseyi göremedim. Herzamanki gibi suistimal, ayrıştırma üzerinden bir tarzla hareket ediyor.

Partimizin büyükşehir belediyeleri, ilçe belediyeleri istisnasız, sağolsun kardeş belediyeler ilan etmek suretiyle deprem bölgelerinde kendilerine zemin oluşturdular. Burada çılışıyorlar. Yemek, su, A’dan Z’ye. Hatay Valisine dedim, açıklamanı yap diye. Kullanma suyu ile içme suyunu karıştırmasınlar. Biraz bu noktada sıkıntılar yaşadık, sonra da bunları aştık.

“Avucunuzu yalarsınız”

Hala benim askerime, benim Mehmedime, jandarmama, polisime ‘yoklar burda bunlar’ diyor. Elinize, dilinize dursun. Hepsi oradalar. Buyrun. Bu askere böyle ihanet olur mu? Bu ihaneti askerime yaptılar. Ey muhalefet size, askerime, Mehmedime, jandarmama, polisime, güvenlik görevlilerime hakaret etmekle ekmek çıkmaz. Avucunuzu yalarsınız. Biz asrın felaketinin üstesinden asrın dayanışması ile gelirken muhalefeti yalanları, iftiraları, hezeyanlarıyla başbaşa bırakıyoruz.

Ne yazık ki bizim muhalefetimiz çok konuşur ama hiçbir iş yapamaz. İzmir’de deprem oldu. İzmir belediyesi ana muhalefette. Ne yaptılar? Hiç. Biz gidene kadar bunlar ortada yoktu. İçişleri Bakanım, Çevre Şehircilik oraya gittiler, süratle işleri başlattılar. Milletimiz ne demeye başladı; ‘yaparsa AK Parti yapar’ dediler. Rezerv alanlarında hala çalışmalar ediyor. Ey Bay Bay Kemal, Karabağlar’da kim var? Oraya kim bakıyor? CHP belediyesi. Peki ne yapıyorsunuz siz Karabağlar’da?

“Süratle değişim, dönüşüme gidiyoruz”

İmarla ilgili zaten yasal düzenlemelerimiz var. Bu olaylardan sonra en son İstanbul’da 120-130 bu alanlarda söz sahibi olan mühendislerle, mimarlarla, jeoloji mühendislerle, hocalarımızla genişçe bir toplantı yaptık. İkincisini Gaziantep’de Çevre Şehircilik Bakanım yaptı. Yeni bir düzenlemeyi yapmak mukadderdir diye düşünüyorum. Allah bize lütfederse, yeni dönemde hocalarımızla teferruatla şekilde ele alıp bir adım atabiliriz.

Artık ‘bu evde filanca oturuyor, ne olacak bunun hali’ diye düşünmeden ‘Buna ne yapılır’ kararını vermemiz lazım. İstanbul’da Fikirtepe’yi, Çamlıca’nın altında Küplüce, Ferah Mahallesi’ni hatırlayın. Oralarda evleri yıkamadık. Oralar bizim oy depomuzdur. Bakanım tek tek oraları ziyaret etti. Kira ise kira, bir an önce buradan sizi kiraya taşıyalım, daha sonra evlerinizi yapalım ve gelin evlerinizde oturun.

Bazıları ‘benim şu kadar çocuğum var en az 2 daire isterim’, bazıları ‘3 daire isterim’. Bunları yapmakta zorlanıyorsunuz. Bazı şeyleri dinlemedik oraları yaptık. Zemin +3 gibi binalar yapıldı. 15 gün önce yolumu çevirdiler. Evlerini yıktırmayanlar bu defa ‘Başkanım ne olur bizim evleri de yık’ dediler. Yapılanları gördüler. Halbuki benim bunlara 3-4 sene önce söylediğimde bugün o binalar bitmiş olacaktı. Anlatamıyorsun. İnanmıyor, açıkta kalırım zannediyor. Şimdi de bu felaketler olunca hepsi buraları süratle değişim, dönüşüme gidiyoruz.

Bunlar ne millidir ne yerlidir? Askerimize bu tür hakarette bulunanlar vatan hainidir. Bunların bir defa vatanını, milletini sevmek gibi bir derdi yok. Açık, net söylüyorum; bunlar vatan haini, asker düşmanıdır. Jandarmanın, polisin düşmanıdır. Bütün bunlar şu anda Bay Bay Kemal’in, ana muhalefetin başındaki zâtın kimi ziyaret ettiği belli değil mi? Terörün parlamentodaki uzantılarını ziyaret ediyor.

“Sen nerede dolaşıyorsun?”

Ana muhalefetin başındaki zât kimi kurtarmaktan bahsediyor. Demirtaş’ı kurtarmaktan, Apo’yu kurtarmaktan bahsediyor. Sen nerede dolaşıyorsun? Diyarbakır’da yavrularımızı, insanlarımızı öldürenler, Demirtaş’ın talimatıyla sokaklara dökülüp, onları şehit etmediler mi? Şu anda Meral Hanım da içinde olmak kaydıyla birlikte 6’lı Masa şimdi 7 oldular. Bunları nasıl çıkaracaklarının planını yapıyorlar. Milletim hesabı 14 Mayıs’ta bunlardan soracaklardır.

Paylaşın

Kahramanmaraş Depremleri; Her Dört Kişiden Birinin Oy Tercihi Değişti

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası her dört seçmenden birinin oy tercihi değişti.

Kahramanmaraş merkezli depremlerin; sosyal, demografik, ekonomik ve siyasi etkilerine odaklanan Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, 10-15 Mart 2023 tarihleri arasında 10 ilde araştırma yaptı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, İstanbul, Diyarbakır, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Samsun, Kayseri, Erzurum ve Trabzon’da bin 446 kişi ile yüz yüze yapılan araştırmanın sonucunda hazırlanan “Depremin Etkileri ve Siyasi Eğilimler Raporu”nda Maraş depremlerinin politik etkilerinin 14 Mayıs’taki seçimlerin sonuçlarına etki etme potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Rapora göre depremden sonra her dört kişiden birinin oy tercihi değişti.

Yaşanan deprem ve afet süreci başta olmak üzere ülke gündemindeki son gelişmelerin oy verme tercihlerinde bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sorusuna, katılımcıların 4’te 1’ine yakını, “evet, değişiklik yarattı” yanıtını verdi. Oy verme tercihi değişenlerin yüksek oranda genç ve düşük gelir grubunda olduğu gözlendi.

Deprem sonrası oy tercihleri

Katılımcılar ‘bu pazar seçim olması durumunda hangi partiye oy verecekleri’ yönündeki soruya yüzde 30.9 oranında AK Parti, yüzde 21.8 oranında CHP, yüzde 9.3 oranında HDP, yüzde 7.3 oranında İYİ Parti, yüzde 6.6 oranında MHP, yüzde 2.2 oranında Memleket Partisi, yüzde 1.1 oranında TİP yanıtını verdi. Bu oranlara kararsızlar ve oy kullanmayacağım diyenler dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo ise şöyle oldu:

AK Parti: Yüzde 37.6

CHP: Yüzde 26.5

HDP: Yüzde 11.3

İYİ Parti: Yüzde 8.8

MHP: Yüzde 8

Memleket Partisi: Yüzde 2.7

TİP: Yüzde 1.4

Bu tercihlerin ittifaklar bazında yansımasını da araştıran Spectrum House, bu pazar seçim olması durumunda kararsızlar dağıtılmadan Cumhur İttifakı’nın yüzde 38.1, Millet İttifakı’nın yüzde 30.5, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise yüzde 10.4 oranında oy aldığı sonucuna ulaştı. İttifakların kararsızlar dağıtıldıktan sonraki oy oranlarıysa şöyle sıralandı:

Cumhur İttifakı: Yüzde 46.3,

Millet İttifakı: Yüzde 37

Emek ve Özgürlük İttifakı: Yüzde 12.7

Spectrum House, katılımcılara depremden sonra oy verme tercihinin hangi yönde değiştiğine ilişkin sorular da yöneltti. Buna göre 2018’de AK Parti’ye oy vermiş seçmenin yüzde 75.7’si bu pazar seçim olsa yine AK Parti’yi tercih edeceğini söylerken, yüzde 6.8’i CHP’yi tercih edeceğini, yüzde 10.4’ü ise kararsız olduğunu belirtti.

2018’de CHP’ye oy vermiş seçmenin yüzde 79.9’u tekrar CHP’ye oy vereceğini söylerken yüzde 4.2’si AK Parti’yi, yüzde 4.6’sı Memleket Partisi’ni tercih edeceğini ifade etti. 2018’de HDP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 78.6’sı tekrar HDP’yi, yüzde 10.3’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtti.

2018’de MHP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 63’ü tekrar MHP yönünde oy kullanacağını söylerken yüzde 11.6’sı kararsız olduğunu ifade etti.

2018’de İYİ Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 67.5’i tekrar İYİ Parti’yi tercih edeceğini kaydederken yüzde 9.5’i bu seçimlerde CHP’yi, yüzde 4.8’i ise Memleket Partisi’ni tercih edeceğini belirtti.

Tüm bu sonuçların değerlendirildiği Spectrum House raporunda kendisini “kararsız” olarak tanımlayan ve oy kullanmayacağını beyan eden “gri alandaki” seçmenin oranının yüzde 17,8 olduğu belirtilirken, Cumhur ile Millet İttifakları arasındaki matematiği bu grubun çözeceği ifade edildi.

Muharrem İnce kilit pozisyonda

Cumhurbaşkanı adayı tercihleri de sorulan araştırmada, katılımcıların yüzde 37,7’si Recep Tayyip Erdoğan’ı, yüzde 31,1’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu, yüzde 7,9’u HDP’nin adayını, yüzde 7’si de Muharrem İnce’yi destekleyeceklerini söyledi, yüzde 15,8’i de gri alanda (kararsız, oy vermek istemeyen, cevap vermek istemeyen) kaldı. ‘Erdoğan karşıtı’ blokun yüzde 55 bandında olduğu kaydedilen raporda, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunda gri alandaki seçmenin belirleyici olduğu, HDP’nin aday çıkarmama kararının Kılıçdaroğlu’nu avantajlı konuma getirdiği belirtilirken Muharrem İnce’nin, seçim sonuçlarının iktidar ya da muhalefet lehine sonuçlanmasında kilit pozisyona geçtiği değerlendirmesi yapıldı.

Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçsa şöyle oldu:

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 44.7

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 36.9

HDP adayı: Yüzde 9.4

Muharrem İnce: Yüzde 8.2

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle önümüzdeki seçimler arasındaki oy geçişkenliğinin de değerlendirildiği araştırmada 2018’de Recep Tayyip Erdoğan’a oy veren seçmenlerin yüzde 77.70’inin bugün yine Recep Tayyip Erdoğan’a, yüzde 8.30’unun Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceği, yüzde 7’sinin ise kararsız olduğu sonucuna ulaşıldı. 2018’de Muharrem İnce’ye oy veren seçmenin ise yüzde 73.30’unun bugün seçim olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu’na, yüzde 15.20’sinin ise tekrar Muharrem İnce’ye oy vereceği tespit edildi. 2018’de Selahattin Demirtaş’a oy veren seçmenin yüzde 66’sı HDP adayını destekleyeceğini söylerken, yüzde 18.70’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini ifade etti.

İYİ Parti’nin Millet İttifakı’na itirazı ve daha sonra tekrar ittifaka dahil olmasına ilişkin sorular da yöneltilen araştırmada, katılımcıların yüzde 60’ı İYİ Parti’nin bu çıkışının yanlış olduğunu, yüzde 18’i doğru olduğunu, yüzde 22’si kararsız olduğunu söyledi. Bu soruya İYİ partili katılımcıların verdiği yanıtlara bakıldığında onaylamama oranı yüzde 52.40 olarak ölçüldü.

Depremler sonrası hükümet başarısız bulundu

Katılımcıların yüzde 52.5’i hükümetin deprem başta olmak üzere doğal afet yönetim hazırlığını yetersiz bulduğunu belirtirken, yüzde 52,6’sı hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yapılan çalışmalarını başarısız bulduğunu ifade etti. “Hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yaptığı çalışmaları başarılı buluyor musunuz” sorusuna daha önce Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiş katılımcıların yüzde 67.20’si başarılı bulduğunu söyleyerek cevap verdi. İlk defa oy kullanacak seçmenin yüzde 83.30’u, bu soruyu “başarısız bulduğunu” söyleyerek yanıtladı.

Araştırmada deprem sırasında ve sonrasında yapılan çalışmalar ve açıklamalara ilişkin sorular da yöneltildi. Buna göre katılımcıların 3’te 2’sinin deprem sonrası açıklanan ölü ve yaralı sayılarını güvenilir bulmadığını söyledi. Deprem verilerine güvensizliğin en yüksek olduğu seçmen grubunun da incelendiği araştırmaya göre AK Parti seçmeninin yüzde 50’sinin depremde açıklanan verileri güvenilir bulmadığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırma grubunda yer alan katılımcıların yüzde 53.7’si deprem sonrasında üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesinin, yüzde 52’si Twitter’a erişimin sınırlandırılmasının doğru olmadığını söyledi. Depremden sonra daha etkin bir dayanışma ve yardımlaşma mekanizmasının kurulması konusunda katılımcıların yüzde 76,6’sı yerel yönetimlerin önemine işaret etti.

Yıkımdan hükümet ve müteahhitler sorumlu

Deprem sonrası ortaya çıkan yıkımdan kimi sorumlu tuttuğu sorusuna katılımcıların yüzde 32’si hükümeti, yüzde 30’u müteahhitleri, yüzde 29,9’u belediyeleri diyerek yanıt verirken yüzde 7.50’si ise ‘doğal afet olmasından kaynaklı’ dedi.

Spectrum House’un raporunda, “Türkiye’de müteahhitlerin siyaset ve bürokrasi ile ilişkileri göz önüne alındığında, katılımcıların yaklaşık 3’te ikisinin yıkımdan en çok hükümet ve müteahhitleri sorumlu tutması, depremi doğal bir afetten ziyade bir yönetim konusu olarak gördüklerini ortaya koymaktadır” tespiti yapıldı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Kadınlara Seslendi: Türkiye Sizleri Çok Yordu, Biliyorum

Sosyal medya hesabından kadınlara seslenen Kılıçdaroğlu, “Kadınların sırtında zaten devasa bir yük var. Çocuğa, yaşlıya, hastaya, evin işine; her şeye yetmeye çalışıyorlar. Ve çoğu ev kadınının hiçbir güvencesi yok bu ülkede. Bu yük yeterince ağır değilmiş gibi bir de şimdi en temel haklarının alınması tehdidiyle karşı karşıyalar. Çok ama çok büyük talihsizlik. Onlar için değil, tüm Türkiye için bu çok büyük bir talihsizlik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu gece kadınlara seslenmek istiyorum: Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum. Özellikle genç muhafazakar kadınlara, Bay Kemal gelirse, kazanımlarınızı kaybedeceksiniz, propagandasını yaptılar. Aylarca yaptılar, günlerce yaptılar. Sürekli yalan söylediler, iftira attılar, karalamalar yaptılar”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Bunu yapanlar sonra pazarlık masalarına oturdular, sonra sizler bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Mübalağa etmiyorum, üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Aslında bu yaptıklarının bir adı var ama söylemeye dilim varmıyor. Altını özellikle çizmek isterim: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından kadınlara seslendi. 6284 sayılı kadına şiddeti önleyen yasada değişiklik isteyen Cumhur İttifakı’nın birkaç oy için kadınların geleceklerini karartmayı göze aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, açıklamalarında şunları söyledi:

“Bu aralar, gittiğimiz her yerde, kadınlar sessizce yanıma geliyor. Seçim ile ilgili sorular soruyorlar. Çok ama çok kaygılılar. Başörtülüsü, başı açığı, bekarı, evlisi, annesi… İnanın hiç fark etmiyor. Hepsinin kaygısı aynı. Temel kadın haklarının bir seçimde oylanmasını anlayamıyorlar. Haklarının bir seçim havucu olarak radikal unsurlara sunulması onları dehşete düşürmüş durumda. Kadınların sırtında zaten devasa bir yük var. Çocuğa, yaşlıya, hastaya, evin işine; her şeye yetmeye çalışıyorlar. Ve çoğu ev kadınının hiçbir güvencesi yok bu ülkede.

‘Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum’

Bu yük yeterince ağır değilmiş gibi bir de şimdi en temel haklarının alınması tehdidiyle karşı karşıyalar. Çok ama çok büyük talihsizlik. Onlar için değil, tüm Türkiye için bu çok büyük bir talihsizlik. Bu gece kadınlara seslenmek istiyorum: Türkiye sizleri çok yordu, bunu biliyorum. Özellikle genç muhafazakar kadınlara, Bay Kemal gelirse, kazanımlarınızı kaybedeceksiniz, propagandasını yaptılar. Aylarca yaptılar, günlerce yaptılar. Sürekli yalan söylediler, iftira attılar, karalamalar yaptılar.

Bunu yapanlar sonra pazarlık masalarına oturdular, sonra sizler bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Mübalağa etmiyorum, üç beş oy için yarı yolda bıraktılar. Aslında bu yaptıklarının bir adı var ama söylemeye dilim varmıyor. Altını özellikle çizmek isterim: Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu İle İnce Görüştü: Erdoğan Gitmeli

Kemal Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce görüştü. Kılıçdaroğlu, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Halil İbrahim sofrasını büyütmeye çalışıyoruz. Sorunları masaya yatırmak, çözümler üretmek benim ve Sayın İnce’nin görevi” dedi.

Muharrem İnce ise, “İlkeler etrafında bu memleketi ayağa kaldırabiliriz. Bu Erdoğan gitmelidir. Bu Erdoğan yorgundur, kibirlidir. Akla, bilime, hukuka inanmamaktadır. 5 dakika dahi bu ülkeyi yönetmemelidir” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’yi ziyaret etti. Görüşme sonrası ortak basın açıklaması yapıldı.

Kılıçdaroğlu sözlerine “Sayın Genel Başkan’a bizi kabul ettikleri için teşekkür ediyorum” diyerek başladı.

“Başta deprem bölgesi olmak üzere Türkiye’nin pek çok sorununu görüştük. Hangi çözümleri ürettiğimizi ifade ettik karşılıklı. Deprem bölgesine yönelik kanun teklifi hazırlıyoruz. Sayın Genel Başkan’a ayrıntılı bilgi verdim. Önümüzdeki günlerde teklifi sunacağız. İşin özeti Halil İbrahim sofrasını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

“Yaşadığımız sorunlar Türkiye’nin sorunları, bireysel değil. Çözümler üretmek bizim görevimiz” sözlerini ekledi.

Muharrem İnce ise, “Bizler Memleket Partisi olarak diyoruz ki, ittifaklar olmalıdır fakat bu ittifaklar menfaat ittifakları olmamalı ilke ittifakları olmalıdır” dedi şunları ekledi:

“Bizim ilkelerimiz nettir. Atatürk’ü tartıştırmayız. Teröre karşı mesafeliyiz. Kadın hakları konusunda çok kararlıyız, geri adım atmayız. Mültecilerin gönderilmesi konusunda çok kararlıyız. Bizim ilkelerimiz bunlar. Bunlardan asla taviz vermeyiz.

İlkeler etrafında bu memleketi ayağa kaldırmalıyız. Bu Erdoğan gitmelidir, yorgundur, ortak aklı temsil etmez, kibirlidir; akla, hukuka, bilime inanmamaktadır. Bu konuda da her tür görüşümüzü açık ifade ediyoruz”.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a Tepki: Kendine Gel, Ağzından Çıkanı Kulağın Duysun

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hatay’da sarf ettiği “Burası CHP’li demedik, onlar da bizim vatandaşımızdır dedik” ifadelerine, “Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Ayıptır, günahtır. Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun?” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, bakanlara milletvekili adayı olmaları durumunda kabinedeki görevlerinden istifa etmeleri yönünde çağrıda bulunan Akşener, “Şimdi bu atanmış bakanlar, arkalarında devletin gücüyle, seçime girip; bir de buna, adil ve dürüst bir seçim mi diyecekler? Seçim sürecinde, devletin kaynaklarını, diledikleri gibi kullanıp; Sonra da buna, demokrasi mi diyecekler? Hayır! Böyle bir ilkesizliği, böyle bir ciddiyetsizliği, kabul etmiyoruz” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, ‘Kayıp Balık Nemo’ filmine göndermeyle Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin ‘ortalıkta gözükmediğine’ dikkat çekerek, “Sıra dışı ekonomi politikalarıyla ‘Türkiye’nin uçacağını’ söyleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, işler istediği gibi gitmeyince ekonomide eskiye dönmek için eski bakan Mehmet Şimşek’e yanaşmıştı. Nebati’yse pek ortalıkta gözükmüyor.

Şimşek, Erdoğan’ın talebini reddedince Nebati, sessizliğini bozarak ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ni uzunca hatırlatmıştı. Nebati’nin son dönemde ekonomiyle ilgili yegane çıkışı da bu oldu. O ışıltılı gözleri gören var mı? Ekonomi perişan, esnaf kan ağlıyorken, kayıp bakan Nemo’nun nerede olduğunu bilen var mı? Kendisi bir tek Sayın Erdoğan’ın basın açıklaması olduğunda bir anda beliriveriyor.” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, kadına şiddetle mücadeleyi düzenleyen 6284 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin kaldırılmasını şart koşan Yeniden Refah Partisi’nin ve HÜDA PAR’ın; AKP, MHP ve BBP’nin yer aldığı Cumhur İttifakı’na katılmasına ilişkin, “Bir tarafta seçim kazanmak uğruna kadına şiddeti, ölümü, tecavüzü reva görenler var; diğer tarafta kadınların, gençlerin, çocukların haklarını koruyup hukukunu iyileştirmek isteyenler var. Bir tarafta başkentin göbeğinde yaşanan alçak bir cinayete, Sinan Ateş’in katillerin göz yumanlar var, diğer tarafta Sinan Ateş’i unutturmayacak, katillerinden hesap soracak olanlar var” diye konuştu.

Akşener, Altılı Masa’daki aday belirleme süreci ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili sert söylemlerde bulunan Yavuz Ağıralioğlu’nın istifasına ise değinmedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Bugün maalesef insanların vicdansızca fakirleştirildiği, kutuplaştırıldığı, devletimizin ise şuursuzca güçsüzleştirildiği ucube bir dönemden geçiyoruz. Çok büyük bir sınav veriyoruz.

Her gün saçma sapan açıklamalarla yıpratılan sinirlerimiz var, her gün akıl dışı kararlarla söndürülen umutlarımız var.

Türk siyasetinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bu ucube döneme milletçe yapacağımız kritik bir seçim var.

Vereceğimiz çok önemli bir karar var. Tam 1.5 ay sonra milletçe tarihi bir karar vereceğiz. Ya millet iradesini yeniden hakim kılacağız ya da sarayın büyüyen gölgesinde kaybolup gideceğiz.

Ya cumhuriyetin yeni asrını hep birlikte müjdeleyeceğiz ya da ucube bir sistemin ilelebet devamına boyun eğeceğiz. Ya güç hırsından yolunu kaybetmiş bir kişinin ihtiraslarına teslim olacağız ya da istibdatın karşısında ‘Yaşasın Hürriyet’ diye bağıracağız.

1,5 ay sonra tarihi bir karar vereceğiz. Ya millet hakimiyetini kuracağız ya sarayın gölgesinde yok olup gideceğiz. Ya Cumhuriyetin yeni asrını müjdeleyeceğiz ya da ucube bir sistemin devamına boyun eğeceğiz.

Hiç şüphem yok ki 45 gün sonra milletimiz en doğru kararı verecek. O büyük ferasetini cümle aleme gösterecek. Kendisini unutanlara, yok sayanlara iradesinin gücünü yeniden hatırlatacak. O kutlu gün geldiğinde kazanan Türkiye olacak.

Milletimizin önündeki tarihi seçimin arifesinde Türkiye’nin geleceği için vaat edilen seçenekler net bir şekilde ortada duruyor.

Bir tarafta kadınlara şiddeti, tacizi, tecavüzü, ölümü reva görenler var; bir tarafta kadınların ve çocukların haklarını hukuklarını genişletmek isteyenler var. Bir tarafta Cumhuriyet değerlerine gıcık olanlar; diğer tarafta her 10 Kasım’da hüzünlenenler var.

Bir tarafta ekonomiden eğitime hemen her alanda ülkemizi krizler yumağına sokan beceriksizlik abideleri var; diğer tarafta krizleri çözmeye talip olan liyakatli kadrolar var.

Bir tarafta Sinan Ateş’in katillerine göz yumanlar var; diğer tarafta katillerinden teker teker hesap soracak olanlar var. Bir tarafta gücünü rant şebeklerinden, mafyalardan alanlar var; diğer tarafta gücünü milletin kutlu iradesinden alanlar var.

Devletin kaynaklarını kullanıp buna demokrasi mi diyecekler? Madem tüm kabine üyeleri vekil adayı olmaya karar verdiler, istifa etsinler; görelim çapları neymiş!

İktidarın başı ve arkadaşları bu kadar açık ve net tablo karşısında illetin kararının ne olacağını gördükleri için paniğin pençesine düşmüş durumdalar.

Daha dün Millet İttifakı’na bakanlık dağıtmakla uğraşanlar, bugün bakanlarını milletvekili yapma derdindeler.

“Kayıp bakan Nemo”

Bu bakanlar devletin gücüyle seçime girip buna ‘Adil bir seçim’ mi diyecekler? Böyle bir ilkesizliği kabul etmiyoruz.

Madem kabine üyeleri aydınlanmayla vekil adayı olmaya karar verdiler, hodri meydan buyursunlar istifa etsinler. Madem milletin iradesine teslim olmaya adaylar o zaman devletin zırhını çıkarıp öyle aday olsunlar.

Ama yapamazlar, vazgeçemezler. Bir Nebati Bakan vardı ne oldu ona? O ışıltılı gözleri gören var mı? Ekonomi perişan, esnaf kan ağlıyorken, kayıp bakan Nemo’nun nerede olduğunu bilen var mı? Kendisi bir tek Sayın Erdoğan’ın basın açıklaması olduğunda bir anda beliriveriyor.

Bay kriz ve arkadaşlarının yaşadığı paniğin bir başka yansımasını da son dönemki vaatleri ve icraatlarında da görüyoruz.

İlk 4,5 yılında yapamadıklarını şimdi yapmaya başladılar. Sadece kendilerine çalıştılar, seçime aylar kala nedense milletimizi hatırlamaya başladılar. Seçime 6 ay kala emeklileri hatırladılar, EYT’li kardeşlerimizi, atanamayan öğretmenlerimizi hatırladılar.

Geçtiğimiz hafta emeklilere verilecek bayram ikramiyesi ve maaşları belirlendi. Ancak 7500 liradan fazla alanların maaşında bir değişiklik yaşanmayacak. Asgari ücretin 8 bin 506 lira olduğu ülkede 7500 lira emekli maaşı vermek hakarettir.

Milletimizi, ayın yarısına bile gelmeden, eriyen maaşlar ile, açlığa, yokluğa ve çaresizliğe, mahkûm ettiler.

Yandaşları, üç kuruş zarar etti diye, dünyaları yerinden oynattılar; ama milletimizi utanmadan, geçim sıkıntısıyla, borçlarla bir başına bıraktılar. Kendi eşlerini, dostlarını, akrabalarını ihya ettiler; ama bu milletin evlatlarını, ısrarla görmezden geldiler.

Artık hesap vakti geldi, çattı, Sayın Erdoğan. 14 Mayıs akşamı, milletimizin gür sesini, iliklerine kadar hissedeceksin. Görmezden geldiğin millet iradesini, dimdik karşında göreceksin. Neden olduğun, tüm çilelerin hesabını, teker teker, sandıkta vereceksin.

Hiç kusura bakma. 5 yılda yapmadığını, son 6 aya sığdırmaya çalışarak, bu hesaptan kaçamazsın.

Milletimizin, senin ve beceriksiz arkadaşların için, tuttuğu kabarık defter, 14 Mayıs’ta açılacak. Milletimizin şaşmaz terazisi, seni 14 Mayıs’ta tartacak. O sandık gelecek ve 14 Mayıs’ta, hak yerini bulacak! Hazır ol, artık çok az kaldı.

Geçtiğimiz hafta, bu iktidarın gerçek yüzünü, çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, çok acı bir örnek daha yaşadık. Ülkemiz adına, bir kez daha üzüldük; iktidar adına da, bir kez daha utandık.

Artık her şeyiyle, göstermelik hale gelmiş bir iktidarın; günü kurtarmaktan başka, hedefi kalmamış bir hükûmetin; ucuz, utanmaz ve ahlaktan yoksun, bir yönetim anlayışının; acınası hâline, şahit olduk. Evet, şu sahte temel atma töreninden bahsediyorum.

Yıllarca, büyük büyük konuşup; ‘Ben, temel atma törenlerine katılmam, ben biten işin, açılışını yaparım’ diyecek kadar, şişmiş bir egonun, balon gibi öterek sönüşünün, ibretlik vesikasından bahsediyorum.

Bu fevkalade parlak, bir o kadar da, cüretkar arkadaşlarımız; Boş araziye beton döküp, ‘Hastane temeli atıyoruz’ diye, Türkiye’ye yutturmaya kalktılar. Evet yanlış duymadınız. Boş araziye, bir demir kafes koymuşlar.

Görseniz, çocuk havuzu kadar. Üstüne de, mikserden beton döktüler. Saray medyasının, köpürteceği kadar da görüntü alıp, servis ettiler. Alın size, AK Parti usulü, temel atma töreni. Güler misin, ağlar mısın?

Şu ciddiyetsizliğe bakar mısınız? Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, şu şuursuzluğa, bir bakar mısınız? Nitekim artık, bu iktidarın, tüm işleri de, aynı bu sahte temel atma töreni gibi…

Hiçbir şey umurlarında değil. Yüzleri kızarmıyor, utanmıyorlar. Göz göre göre yalan söylemekten, hiç mi hiç gocunmuyorlar. Palavralara, masallara sığınmadan, tek bir cümle bile kuramıyorlar. Yazık ki ne yazık…

“Arkadaş, madem bir yılda yapılabiliyordu, 21 yıldır neredeydiniz?”

Şimdi de çıkmışlar; ‘Bir yılda, tüm depremzedelere, konutlarını teslim edeceğiz’ diyorlar. Arkadaş, madem bir yılda yapılabiliyordu, 21 yıldır neredeydiniz?

Madem bir günde, sadece kamu kuruluşlarından, 90 milyar lira para toplanabiliyordu; 21 yıldır, neden toplamadınız? 21 yıldır, ‘Deprem geliyor’ diye bas bas bağıran, bilim insanlarımızı, neden dinlemediniz? 21 yıldır topladığınız, deprem vergilerini, neden çarçur ettiniz?

‘Bir yılda, 650 bin konut yapacağız’ diyen bir iktidar, 21 yıldır, bunu neden yapamadığını, milletimize anlatmak zorundadır. Bu kadar basit. Önümüzde, koskoca Marmara Depremi riski var.

Eğer bir yılda, 650 bin konut yapıyorsanız; İstanbul’da, Yalova’da, Tekirdağ’da, Kocaeli’nde olası bir depremde, yıkılmasına kesin olarak bakılan, binlerce bina var. Bu binaları yenilemek için, daha ne bekliyorsunuz?

Depremde yıkılıp, çökmelerini mi bekliyorsunuz? Yine binlerce insanımıza, mezar olmalarını mı bekliyorsunuz?

Şehirlerimizi depreme hazırlamak, bu kadar zor bir iş değil. Bunu zor gösteren, 21 yıldır hiçbir şey yapmayan, bu beceriksiz iktidardır.

Nitekim; Ekrem Başkan’ın çalışmaları ortada… İnşallah, 14 Mayıs’tan sonra da, bunun ne kadar kolay olduğunu, tüm Türkiye’ye göstereceğiz. 14 Mayıs’tan sonra, Artık kimse, kendine mezar olacak evlerde yaşamayacak. Hiç kimseyi, geride bırakmayacağız. Hiç kimseyi, bile bile, ölüme terk etmeyeceğiz! Üstelik öyle, sahte temeller atarak da değil…

Elbette, bu kepazeliklere şaşırmıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; seçimi kazanmak için, her şeyi mubah görenler; gerçekleri çarpıtırken de, hiçbir ahlaki sorumluluk taşımazlar.

Olmayan temellerin önünde, atıp tutarken de, hiçbir utanç duymazlar. Yalan söylemekten de, iftira atmaktan da, hakaret etmekten de, zerre rahatsız olmazlar. Biz, millet olarak, 21 yıllık AK Parti iktidarı döneminde, bu durumun, sayısız örneğine şahit olduk.

Nitekim; Sayın Erdoğan’ın, Hatay ziyaretindeki, tek rezalet, temel atma töreninden ibaret değildi…

Kendisi önce, kürsüye çıkıp dedi ki; ‘Burası CE-HA-PE’li demedik. Bunlar da, vatandaşımız dedik’ Yaaa… ‘Bunlar da’ vatandaşıymış… Şu edepsizliğe bir bakar mısınız? Şu nobranlığa bir bakar mısınız? Şu bilinç altına bir bakar mısınız? Şaka gibi ama gerçek…

Üstelik; işine gelince, ‘Milletin adamıyım’ diye, ortalıkta gezinen, bu zat; bu sözleri, depremzede vatandaşlarımıza söyledi.

Bu sözleri, acılı annelere, babalara, çocuklara söyledi. Ve bu sözleri, bir Cumhurbaşkanı olarak söyledi…

Kendine gel Sayın Erdoğan, kendine gel. Ağzından çıkanı kulağın duysun. Sen, 85 milyonun, tamamına karşı sorumlusun. 45 günün kalmış olsa da, sen hâlâ, bu ülkenin, Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyorsun. Ayıptır, günahtır.

Bir de, bu edepsizlikten sonra, çıkmışsın, devletin ne olduğuna dair, en ufak bir fikrin varmış gibi, bize, devlet ahkamı kesmeye kalkıyorsun…

Sen önce git, bir aynaya bak Sayın Erdoğan. Sen bu ülkeyi, yönettiğini mi sanıyorsun? Ben sana söyleyeyim: sen ülke mülke yönetmiyorsun; sen ihale yönetiyorsun, sen rant yönetiyorsun, sen algı yönetiyorsun.

Ama sen devleti yönetemiyorsun. ‘Seçilmiş Cumhurbaşkanı’yım’ diye, kasıla kasıla geziyorsun; ama daha Cumhurbaşkanı gibi davranmayı bile, beceremiyorsun.

‘Kabile ülkesi değil’ diyorsun ama kabile reisi yetkileriyle, devlet yönetmeye kalkıyorsun. Neymiş? Devlet böyle yönetilmezmiş. Neymiş? Belediye Başkanlarının, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması yanlışmış. Neymiş? Bu devlet, kabile devleti değilmiş…

Ya öyle mi Sayın Erdoğan? Hayırdır, neden bu kadar rahatsız oldun? Neden bu kadar korktun? Neden bu kadar çekindin? Günaydın! Biz sana zaten yıllardır, aynı şeyi söylüyoruz.

Evet doğrudur; bu devlet, elbette kabile devleti değildir. Ama mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti senin kabile devleti standartlarına, mecbur da değildir.

Mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti; ekonomide, hukukta, eğitimde, keyfiyet ve vasatlığa, layık da değildir. Mesela; Türkiye Cumhuriyeti Devleti; rantçı dostlarının, kasasını dert ettiği kadar, milletinin kesesini dert etmeyenlere, mahkum da değildir.

Ez cümle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ne sana, ne ucube sistemine, ne de ‘kadro’ diye yutturmaya çalıştığın, beceriksiz kabilene, hiç ama hiç mecbur değildir. İşte bu yüzden, biz geliyoruz!

Engelleri, yıka yıka geliyoruz. İftiraları, boza boza geliyoruz. Yalanları, yene yene geliyoruz.

Nitekim sen meydanlara çıkıp; ‘Hani belediyeler nerede? Deprem bölgelerine uğradılar mı?’ diye iftira atarken; biz Mansur Başkan’la, Ekrem Başkan’la Kahramanmaraşlı, Hataylı kardeşlerimizi ziyaret ediyoruz.

Sen ‘belediyeler buralara gelmediler’ diye, kendini kandırıyorsun ama vatandaşlarımız, onlara ‘Allah sizden razı olsun’ diyor. Sen, durmadan çamur atıyorsun; ama vatandaşlarımız, onlara ‘Yüzümüz sizin sayenizde güldü’ diyor.

Sen ‘bu belediyeler çalışmıyor’ diye, karalama yapıyorsun ama, vatandaşlarımız onlara; ‘AK Partili belediyelerin yapmadığı güzelliği, siz yaptınız’ diyor.

Bak, bunları, ben söylemiyorum Sayın Erdoğan. Bunları bizzat, vatandaşlarımız söylüyor. Depremin olduğu ilk günden beri; 11 Büyükşehir Belediyemizin de; nasıl canla başla çalıştığını, nasıl yardıma koştuğunu, nasıl kucak açtığını en iyi, deprem bölgesindeki insanlarımız biliyor.

O nedenle; sen artık giderayak, daha fazla nefesini yorma; kendini de, daha fazla rezil etme, Sayın Erdoğan… Çünkü; Büyük Türk Milleti, artık sizin gerçek yüzünüzü gördü. Geri sayım başladı. Bunun artık dönüşü yok.

Sandık geldiğinde, milletimizin kutlu iradesi, sizi o sandığa gömecek. Bundan kaçış yok. Ve milletimizin iradesi, 15 Mayıs’ta iktidara gelecek. Korkunun ecele faydası yok.

Sana söz, Sayın Erdoğan; o güzel bahar gününde, biz iktidara geldiğimizde, sen utanacaksın. Attığın iftiralardan utanacaksın.

Millete söylediğin yalanlardan utanacaksın. Ne kadar aciz, ne kadar beceriksiz olduğunu görecek ve aynadaki suretinden utanacaksın. Üstelik bir gün de değil, her gün utanacaksın. Sana söz, çok az kaldı.”

Paylaşın