“Peru’da Ele Geçirilen 2.3 Ton Kokain Türkiye’ye Gönderiliyordu” İddiası

Latin Amerika ülkesi Peru’da ele geçirilen 2 bin 310 kilo kokainin Türkiye’ye gönderileceği öne sürüldü. Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Peru’da DP World Limanı’nda narkotik ekiplerinin yaptığı incelemelerde, seramikler arasında gizlenmiş kauçuk kalıplar içinde 2 bin 310 kilo 760 gram kokain ele geçirildi. Yerel kaynaklar kokainin gönderilmek istenen ülkenin Türkiye olduğunu bildirdi.

VOA Türkçe’den Mustafa Özdemir’in aktardığına göre, ele geçirilen kokainin yurt dışına gönderilmesinin planlandığını belirten yetkililer bununla birlikte uyuşturucunun hangi ülkeye gönderilmek istendiğini açıklamadı. Yetkililer, konuyla ilgili soruşturmanın sürdürülmesi için yakalanan kokainin bir süre daha uzman birimin gözetiminde kalacağını söyledi.

Peru Cumhuriyet Savcılığı, Peru Polis Teşkiları Narkotik Birimi uzmanları ve gümrük uzmanlarının koordinasyonuyla yürütülen operasyonun zorlu bir istihbarat süreci sonucunda yapıldığını belirten yetkililer, bu miktardaki bir kaybın ulusları uyuşturucu kartellerine ‘güçlü bir darbe’ olduğunu belirtti.

Peru’daki ve Latin Amerika’daki bazı medya kurumları ele geçirilen kokainin Türkiye’ye gönderilmek istendiğini ileri sürdü. Peru’da El Comercial Gazetesi, Andina Haber Ajansı, RPP Haber gibi çok sayıda medya organın yanı sıra, Arjantin’den La Nacion Gazetesi, Brezilya’dan UOL, Bolivya’dan El Deber, Şili’den Portal Portuario ve İspanya’dan Europa Press gibi yayın organları da uyuşturucunun Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığını iddia etti.

Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Yılda 400 ton kokain üretiliyor

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Türkiye Farklı Çekilme Seçenekleri Üzerinde Çalışıyor

Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı.

Ancak Lübnan’da yayınlanan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta Suriye’yle ilgili gerek sahada gerekse de diplomatik alanda birçok dikkat çekici gelişme yaşandı. Bunlardan biri, Suriye’nin doğusundaki bölgelerde bulunan Amerikan kuvvetlerine yönelik İran’a yakın silahlı gruplar tarafından düzenlenen saldırılar ve ABD’nin buna karşılık vermesiyle tansiyonun yükselmesi oldu.

İran’ın Ortadoğu’da başını çektiği “direniş ekseni”ne yakın Rai Al Youm gazetesinin başyazarı Abdulbari Atvan, Amerikan güçleri ile İran’a bağlı gruplar arasındaki gerilimin Suriye’de angajman kurallarının değiştiğini gösterdiğini yazdı. Atvan’a göre bu değişiklik, artık Direniş Ekseni’nin (İran-Suriye-Lübnanlı Hizbullah Örgütü ve Iraklı bazı milis gruplardan oluşuyor) Suriye’de Amerikan varlığıyla beraber yaşamak yerine saldırı pozisyonuna geçtiği şeklinde.

Son dönemde Suriye yönetimi ile diplomatik kanalları açmaya hazırlanan ülkelere Suudi Arabistan da katılıyor. Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki ağırlığından kaynaklı olarak bu adımın, Suriye’nin başta Arap Birliği’ne geri dönmesi gibi birçok gelişmeye etki edeceği konuşuluyor.

Suriye yönetimine karşı 2011’den itibaren muhalefeti destekleyen en önemli ülkelerden Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Suriye ile normalleşme yoluna giderken, Katar’ın Esad karşıtı tutumunda bir değişikliğe gitmemesi ise göze çarpıyor.

Peki, Türkiye ve Suriye arasında ilişkilerin normalleşmesi için başlatılan süreç ne durumda? Türkiye’yi yakından takip eden bazı yazarlara göre süreç tökezlemiş durumda. Bu da Suriye dosyasının birçok farklı dosyayla bağlantılı olmasıyla alakalı. Ancak Lübnan El Akhbar gazetesinin geçtiğimiz hafta bazı Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Türkiye bu sürecin işlemesi için Suriye’den çekilmek dahil olmak üzere farklı seçenekler üzerinde çalışıyor.

“Türkiye ve Suriye normalleşmesi tökezledi mi?”

Çok açıktır ki, Suriye ve Mısır dosyaları Türkiye açısından benzerlerine nazaran daha farklı bir konumda. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri, Suud ve İsrail ile ilişkiler konularında Türkiye’nin diğer ülkelerle olan uzlaşma adımları başarıya uğrarken, Suriye ve Mısır ile olan uzlaşma girişimleri sekteye uğradı.

Peki, Türkiye’nin BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerindeki normalleşme görüşmeleri başarılı olurken Suriye Mısır ile normalleşme çabaları neden başarısız oldu?

Bu sorunun cevabı çok merkezi bir konuya dayanmaktadır. Suriye ve Mısır ile olan ilişkiler konusu BAE, Suud ve İsrail ile olan ilişkilerden farklı olarak zorlu olan başka konularla bağlantılıdır. Mısır’la ilişkilerin normalleşmesi, Doğu Akdeniz’de enerji alanındaki çekişmelerle ve Libya’daki karmaşık durumla bağlantılıdır.

Türkiye’nin ilişkileri normalleştirme listesinde en sona bıraktığı Suriye dosyası ise Türk dış politikası açısından bir mihenk taşı konumundadır. Bu konu, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle doğrudan bağlantılıdır.

Mısır ve Suriye ile olan normalleşme girişimlerinin başarısız olması veya tökezlemesi, Türkiye’nin dış politikada daha ciddi dönüşümler yapması gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hayati çıkarları ve Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve Irak’a hâkim olma arzusu söz konusu olduğunda Ankara’nın katı davrandığını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki iki ay boyunca yapılabilecek tek şey Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını beklemek olacaktır.” (BAE El Haliç Gazetesi / Muhammed Nureddin)

Suriye rejiminin on yıllık bölgesel tecridinin bitmesinin yolu açılmış görünüyor. Özellikle de Arap Dünyasındaki ağırlığıyla bilinen Suudi Arabistan’ın Şam ile ilişkilerin kesilmesine neden olan gelişmelerin gözden geçirilmesi çağrısı yapmasının ardından.

Bu, başta Ankara’nın Suriye’deki rejime ilişkin yeni pozisyonu olmak üzere, büyük sürprizlere yol açan siyasi dönüşümlerle dolu bir döneme denk gelmektedir. Bunun yanı sıra Kahire ve Şam’ın yakınlaşma adımları ve BAE ile Suud’un Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesi için yürüttüğü gizli ve aleni çalışmalar da devam etmektedir.

Peki Katar neden ısrarla Esad’ın Suriye’nin başında kalacağı bir çözümü ve bu bağlamdaki bir normalleşmeyi reddetmektedir. Mısır’da Sisi ile arasındaki derin anlaşmazlıklara rağmen yeni bir sayfa açmayı kabul ederken Esad’la aynı duruma neden yanaşmıyor?

Katar’ın Suriye’yle ilgili tutumunu Suriye’de aynı tonda konuşan Amerika Birleşik Devletleri’nin tutumuyla bağdaştırabiliriz. ABD’nin NATO dışındaki en önemli müttefiklerinden biri olan Katar, Moskova ve Washington arasındaki çekişmenin Suriye’de de devam ettiğini düşünüyor ve Esad yönetimiyle herhangi bir yakınlaşmanın ABD ile arasındaki stratejik ortaklığa bir darbe indireceği görüşünde.” (Fadel El Munasafa / Londra Merkezli El Arab Gazetesi)

Öyle görünüyor ki, Amerikan güçlerinin Suriye’nin petrol, gaz ve tahıl zengini olan doğu bölgesinde sayılı günleri kaldı. Bölgede direniş eksenine yakın grupların ABD güçlerine yönelik insansız hava araçları ve füzelerle yaptığı saldırılar göz önüne alındığında, ABD’yi burada küçük düşürücü bir yenilginin beklediği görülüyor.

Amerikan kuvvetleri bunun üzerine F15 savaş uçaklarıyla karşı saldırılarda bulundu ve bu saldırılarda 19 kişi hayatını kaybetti. Ancak bunun üzerine Amerika’nın Deyr Ez Zor kentinin doğusundaki bir petrol bölgesindeki üssüne yönelik 10 füzeyle karşılık verildiği de doğru.

Bize göre bu gelişmelerdeki tehlike, direniş ekseni savaşçılarından kaç kişinin şehit olduğu değil. Aksine füzelerin ve insansız hava araçlarının savaş meydanına girmesi ve sayıları 900’ü aşan Amerikan kuvvetlerinin güvenliğini tehdit etmesidir. 10 senedir ilk defa Amerikan güçlerine can kaybı verdirildi. Askerî açıdan en önemli gelişme budur.

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bu gelişmelere bakıldığında, direniş ekseninin Suriye ve Irak sınırındaki komutasında bir angajman değişikliğine gidildiği göze çarpar. Bu değişiklik, artık bölgedeki Amerikan işgaliyle beraber yaşama ve onun saldırılarına karşı koymaya çalışmak yerine doğrudan hücum durumuna geçmesidir. Bu da daha büyük stratejik bir hedef doğrultusundadır. Bu hedef, Amerikan güçlerini bölgeden çekilmeye zorlama, ona bağlı olan Suriye Demokratik Güçleri’nin tasfiye edilmesi ve bölgenin tekrar Suriye’nin egemenliğine girmesidir.” (Abdulbari Atvan / Rai Al Youm Gazetesi)

“Türkiye, Suriye’den çekilmek için farklı seçenekler üzerinde çalışıyor”

Suriye’nin geçtiğimiz haftalarda Moskova’da Türkiye, İran ve Rusya ile dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantı yapılmasını reddetmesine ve yapılacak herhangi bir zirveye şart olarak başta Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi olmak üzere bazı şartlar öne sürmesine rağmen, Türkiye söz konusu görüşmenin gerçekleştirilmesi konusunda ısrarcı davranıyor. Moskova da, şu ana kadar herhangi bir tarihin belirlemeksizin bu toplantının mühendisliğini yapıyor.

Suriyeli muhalif kesimlerin Türk kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Türkiye söz konusu görüşmenin önümüzdeki Mayıs ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce gerçekleşmesi yönündeki çabalarını sürdürmektedir. Hem de Suriye tarafının Türkiye – Suriye ilişkilerinin Türkiye’deki seçimlerle herhangi bir şekilde ilişkilendirilmemesi yönündeki ısrarına rağmen.

Aynı kaynaklar, Türk yetkililerinin Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ve bunun sonlandırılması için farklı seçenekler ve bu seçeneklerin arabulucu Rusya ve İran’a sunulması üzerinde çalıştıklarını belirtiyor. Belki de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söz konusu görüşmenin yakında yapılacağıyla ilgili konuşması bununla ilgilidir. (Alaa Halebi / Lübnan El Akhbar Gazetesi)

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Demirtaş’tan “Cumhur İttifakı” İçin Dikkat Çeken Benzetme: Taliban İttifakı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala ittifaklar da netleşmeye başlıyor. Son olarak Yeniden Refah Partisi (YPR) Cumhur İttifakı’na katılmıştı. Hür Dava Partisi’de (HÜDA PAR) seçimlere AK Parti listelerinden katılacağını açıklamıştı.

6 yılı aşkın süredir Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Artı Gerçek’te yayımlanan “Taliban İttifakı’na karşı hep birlikte kazanacağız” başlıklı yazısında gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhur İttifakı’nı Taliban’a benzeten Demirtaş’ın yazısı şöyle:

“Cumhur İttifakı, Türkiye siyasi tarihinin en sağcı, en gerici bloku haline geldi. Bir tür Taliban İttifakı oluştu.

Bu Taliban İttifakı, yüzde 50+1’i yakalamayı ve TBMM’de çoğunluğu almayı istiyor.

Ülkeyi her anlamda yıkıma sürüklediler. Yeni hikayeleri de yeni çözüm projeleri de yok. Buna rağmen halen seçim kazanma iddiaları varsa bunun tüm sorumluluğu muhalefettedir.

Muhalefetin tüm gücünü ve enerjisini şehirlerin yeniden inşası, ekonomi, demokrasi, adalet, tarım, hayvancılık, turizm, eğitim ve sağlık gibi temel konulardaki somut çözüm projelerine harcaması gerekir.

Taliban İttifakının yol açacağı tehdit ve tehlikelere ilişkin toplumu uyarması, bilinçlendirmesi de önemli bir başlıktır.

Görünen o ki Taliban İttifakı, seçim kampanyasını sadece karalama çalışmaları ve algı operasyonlarıyla yürütecek. Bu kampanyalarının en önemli ayağı olarak da HDP’yi düşman olarak seçmiş durumdalar. HDP’nin de buna karşın dikkatli, duyarlı olması, kampanya süresince parti programını ve çözüm politikalarını sağduyuyu elden bırakmadan tüm Türkiye’ye en makul dille anlatması gerekiyor.

Taliban İttifakı dışında, bir de muhalif tarafta yer aldığı halde HDP’yi düşman kategorisinde gören bir kanat var. Ulusalcılık, ırkçılık ve faşizm arasında seyreden bu kafalar, Türkiye’yi babalarının mülkü sanıyorlar. Kürt sözünü duyduklarında tüyleri diken diken olan bu zihniyete kalsa Erdoğan’la devam etmeyi tercih ederler. Demokrat, barış isteyen, birlikte eşit yaşamı savunan bir Kürt yerine Taliban’ı tercih edecek kadar ırkçılığın zehrine bulanmış bu kafalar, seçimin en büyük kaybedeni olacaklarının henüz farkında değiller.

14 Mayıs akşamı, her iki sandıktan da muhalefetin büyük bir zaferle çıkacağından eminim. Ancak rehavet ve başıboşluk, önümüzde kalan günlerin en ciddi hatası olur. Herkes seçim çalışmalarına canla başla katılmalı, şimdiden sandık gönüllüsü olmak üzere hazırlanmalıdır.

Özellikle kadınların görüp görebileceği son seçim, bu olabilir. Çünkü Taliban İttifakı, ilk olarak kadınların haklarının gasp edilmesi için kolları sıvayacaktır. Dolayısıyla kadınlar, bu seçimin öncü gücü olarak öne çıkmalı ve seçime renklerini, damgalarını vurmalıdırlar. Umarım tüm muhalefet listelerindeki seçilebilecek yerlerde en az yüzde 50 kadın aday da yer alır. Aksi durum, tam bir ikiyüzlülük olur.

Tüm gücümüzle seçim kampanyalarına yüklenelim, bu seçimin tarihi bir kırılma anı olduğunu bir an bile unutmayalım.

Seçimlerin kazanılmasıyla birlikte, büyük bir demokratik değişim durumu belirecek. Bununla birlikte, 15 Mayıs sabahı tüm sorunlarımız çözülmüş olmayacak. Ama tersi durumda, hepimiz Taliban yönetimine uyanacağız.

Türkiye Cumhuriyeti, ikinci yüzyılında Afganistan’a mı benzeyecek İsviçre’ye mi?

Bu sorunun yanıtını siz vereceksiniz çünkü mühür sizde.”

Paylaşın

Son 11 Seçim Anketi Ve Partilerin Oy Ortalaması

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerine haftalar kala kamuoyu şirketleri de partilerin oy oranlarını açıklayan anket sonuçlarını duyurmaya devam ediyor. Peki anketlere göre hangi parti ne kadar oy alıyor?

Yöneylem, MAK, ArtıBir, GENAR, Saros, ORC, Türkiye Raporu, AR-G, Aksoy, PİAR ve ALF’ten oluşan 11 firmanın açıkladığı sonuçlara göre partilerin oy oranını toparladık.

Anket ortalamalarına göre ilk sırada yüzde 32,8 ile AK Parti yer alıyor. CHP’nin oy ortalaması yüzde 27,6. Üçüncü sıradaki HDP ise yüzde 10,7 oy alıyor.

Mart 2023’te yapılan son seçim anketlerinin ortalama sonuçları

İYİ Parti’nin oy oranı yüzde 10,5. MHP ise yüzde 6,5 oy alıyor. Yöneylem anketi hariç diğer firmaların verileri kararsızlar dağıtıldıktan sonraki sonuçları içeriyor. Yüzde 3’ün altındaki partilerin ortalaması daha az ankete dayanıyor.

Yüzde 3’ün altında kalan diğer partilerin oy oranları ise her anket firmasının açıkladığı sonuçlarda yer almıyor. Aşağıdaki tabloda hangi partinin hangi ankette ne kadar oy aldığınızı görebilirsiniz.

Mart 2023’te yapılan son seçim anketleri ve partilerin oy ortalamaları

Bu partilerin ortalama oy oranlarını açıklanan anket sayısına göre yaptık. Mesela Memleket Partisi’nin oy oranı 11 değil; 9 anket sonucunun ortalamasını gösteriyor.

Buna göre Memleket Partisi’nin ortalama oy oranı yüzde 2,9. Gelecek Partisi ve DEVA’nın ortalaması ise yüzde 1,6. Yeniden Refah Partisi’nin oy ortalaması yüzde 1,3. Türkiye İşçi Partisi (TİP) yüzde 1,2; Zafer Partisi ise yüzde 1,1 oy alıyor. Saadet Partisi ise yüzde 0,9’da kalıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Kürtler Nasıl Bir Rol Oynayacak?

Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı, 6 Şubat’taki depremlerinden önce cumhurbaşkanı adayı çıkaracağını açıkladı.

Ancak Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklanmasının ardından Emek ve Özgürlük İttifakı aday çıkarılmayacağı duyuruldu. Kılıçdaroğlu’na fiilen destek anlamına gelen bu açıklamanın ardından Kürtlerin siyasette oynayacağı rol daha fazla tartışılmaya başladı.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın aktardığına göre Merkezi Diyarbakır’da bulunan Dicle Toplumsal Aramalar Merkezi (DİTAM) isimli düşünce kuruluşu da bu tartışmalara katıldı. DİTAM tarafından düzenlenen “Türkiye Siyasetinde Kürtler ve Seçimler” konulu toplantıda Kürtlerin siyasette nasıl bir rol oynayacakları sorusuna yanıt arandı.

Toplantıya Fransa’nın başkenti Paris’ten online olarak katılan siyaset bilimci ve tarihçi, Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu (EHESS)Öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Türkiye’nin çok kritik bir noktada olduğunu belirterek, “Uzun yıllardır böyle bir beklenti söz konusu değildi” dedi.

“Altılı Masa demokratik bir masa değil”

HDP’nin fiilen destek olacağı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olduğu altılı masaya değinen Bozarslan, altılı masanın demokratik bir masa olmadığını savundu. İyi Parti için “Susurluk geleneğinden gelmekte” ifadesini kullanan Bozarslan, “CHP, İttihat ve Terakki ile ilişkilerini koparmayan bir parti” yorumunu yaptı.

Altılı masanın çözmesi gereken sorunlar arasında Kürt sorununun bulunmadığını hatırlatan Bozarslan, “Bu söylediklerim altılı masanın desteklenmemesi anlamına gelmemekte. Ama altılı masanın mutabakat metninde çözülmesi gereken 2 bin küsur sorun sayılıyor ama bunların içinde Kürt meselesi yok” şeklinde konuştu.

Türkiye’de büyük bir değişim beklentisi olduğunu vurgulayan Bozarslan, “Değişim beklentisi en azından şimdilik demokrasi beklentisi değil. Demokratik hareketin ve Kürt hareketinin değişim beklentisini demokrasi beklentisine dönüştürmesi gerekiyor. Demokrasi beklentisinin oluşturulması için Kürt meselesinin kendi başında meşru bir mesele olarak kabul edilmesi zorunluluğu var. Bu aynı zamanda azınlık haline getirilen diğer Türkiye halklarının meşruluğu anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

“Her şey seçimlere indirgenemez”

Bütün beklentilerin seçimlere indirgenemeyeceğini ifade eden Bozarslan, Türkiye’yi demokratikleştirecek faktörler üzerinde yoğunlaşılmasını önderdi. Bozarslan Türkiye’de baskı rejimine rağmen direniş sahalarının da olduğuna dikkat çekerek, “Direniş sahalarının korunması, güçlendirilmesi, uzun bir zaman dilimine yayılması gerekmekte. Türkiye’deki dengeler iktidarın değil direniş sahalarının lehine çalışmakta” dedi.

HDP neden cumhurbaşkanı adayı çıkarmadı?

AK Parti yıllarca Kürt siyasetinin temsil ettiği partilerle birlikte bölgede Kürt seçmenden en fazla oy alan parti oldu. Ancak son aylarda yapılan anketler AKP’nin oylarının düştüğünü gösteriyor. Bozarslan’dan sonra söz alan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun da, Kürt seçmenle AKP arasındaki makasın açıldığına dikkat çekti.

AK Parti oylarının erozyona uğradığını söyleyen Coşkun, CHP’nin iktidar umudu olmasıyla birlikte, HDP’nin oylarının bir kısmının CHP’ye gidebileceğini savundu. Seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesinin HDP seçmeni arasında motivasyon bozukluğuna yol açabilme ihtimali olduğuna da vurgu yapan Coşkun, ilk kez oy kullanacak seçmenlerin de HDP için avantaj olduğuna değindi.

Coşkun, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarmamasını beş neden bağladı. HDP’nin 2015’ten bu yana sürdürdüğü AK Parti karşıtlığının tabanda hissiyat yarattığını savunan Coşkun, “HDP istese de artık kendi tabanında AK Parti karşısında nötr ya da destekleyecek pozisyona giremez” dedi.

AK Parti’nin Kürt karşıtı siyasetinin aday çıkarılmamasında önemli bir etken olduğunu dile getiren Coşkun, diğer nedenleri şöyle sıraladı:

“HDP ile ittifak yapan özellikle sol grupların aday hiç çıkartılmaması konusundaki yaptıkları deklarasyon. Kılıçdaroğlu’nun Kürt seçmenin,cumhurbaşkanlığı adayları içerisinde kendisine en yakın adamı olarak görmeleri. Demirtaş gibi gösterebileceği popüler bir adayın olmaması bunlar önemli nedenler. HDP aday göstermiş olsaydı dahi, seçmelerin önemli bir kısmı ilk turda Kılıçdaroğlu’nu tercih edebilirlerdi, bu parti yönetimi açısından doğru bir tablo olmazdı” dedi.

“Kürtler çaba içerisine”

14 Mayıs seçimlerinden iktidar değişimi olacak mı? Toplantının ardından soruları yanıtlayan DİTAM Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş, iktidar değişiminin sağlanabileceği görüşünde. Peki bu değişim Kürtlere ne getirir? Cumhur ittifakının yerini alması beklenen ve Kürtlerin de destekleyeceği varsayılan Millet İttifakı Kürt sorununu çözebilir mi? Yurtdaş’a göre Millet İttifakı Kürtlerin taleplerine açıkça cevap vermiyor.

Ancak Yurtdaş, Millet İttifakının çabalarına dikkat çekerek, “Genel gidişat bu iktidarın, Erdoğan’ın Kürt karşıtlığı politikasının Kürtler de artık bir karşılığının olmadığıdır. Millet İttifakı’nın her ne kadar Kürtlerin genel özgürlük, hak taleplerine açıkça cevap veren bir konumda olmasa da genel demokrasiyi, hukuk, özgürlükler konusunda ortak bir çaba içerisinde hareket edilebileceğini, dolayısıyla iktidar değişimi sağlanabileceği konusunda genel bir yaklaşım var” diye konuştu.

Kürtlerin de kendi hakları için çaba içinde olduğunu anlatan Yurtdaş, “Şunu gördük ki tek tek bireyler, kurumlar, katılımcıların hepsi bu süreçte en etkili bir şekilde dil, kimlik hakları, yönetime katılma hakları için bir çaba içerisinde olduğunu gösteriyor” dedi.

Paylaşın

Bitcoin 27 Bin 800 Doların Üzerinde; Litecoin Ve Dogecoin Sert Düştü

Kripto para piyasalarında dalgalı seyir devam ediyor. Haftanın ilk işlem gününde Bitcoin, Tron ve BNB yatırımcısına kazandırırken, Ethereum, Cardano ve Litecoin ise yatımcısına kaybettirdi.

Haber Merkezi / Dünyanın en büyük kripto para birimi Bitcoin (BTC), yüzde 1,16 artışla 27 bin 832 dolara yükselirken, Dünyanın en büyük ikinci kripto para birimi Ethereum (ETH) ise bin 750 dolar seviyesinin altında işlem görüyor.

Bitcoin (BTC), hacmi, son 24 saatte yüzde 10,14 artışla yaklaşık 14,36 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bitcoin’in piyasa değeri ise 535.94 milyar dolar civarında.

Küresel kripto para piyasasının değeri, son 24 saatte yüzde 0,68 artışla 1,16 trilyon dolar civarında işlem görüyor.

Tüm stabilcoinlerin hacmi 28.84 milyar dolar, bu da toplam kripto piyasası hacminin %88.95’i.

Bazı kripto para birimlerinde son durum ise şöyle:

Bitcoin 27.832 dolar, değer kazancı yüzde 1,16

Ethereum 1.748 $ dolar, değer kaybı yüzde 0,15

Tether 1 dolar, değer kaybı yüzde 0,07

BNB 327,19 dolar, değer kazancı yüzde 0,99

XRP 0,4509 dolar, değer kaybı yüzde 0,82

Cardano 0,3484 dolar, değer kaybı yüzde 2,09

Poligon 1,09 dolar, değer kaybı yüzde 0,21

Dogecoin 0,0733 dolar, değer kaybı yüzde 1,83

Solana 20,53 dolar, değer kaybı yüzde 1,22

Polkadot 5,96 dolar, değer kaybı yüzde 0,94

Tron 0,0641 dolar, değer kazancı yüzde 0,44

Shiba Inu 0,00001048 dolar, değer kaybı yüzde 0,65

Litecoin 91,49 dolar, değer kaybı yüzde 3,16

Paylaşın

ATA İttifakı’nın Adayı Sinan Oğan 100 Bin İmzaya Ulaştı

Adalet Partisi ve Zafer Partisi’nden oluşan ATA İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) verilerine göre 100 bin imzaya ulaştı.

Haber Merkezi / Böylece Sinan Oğan; Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce’nin ardından dördüncü cumhurbaşkanı adayı oldu.

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine sayılı günler kala 100 bin seçmenin imzası ile cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmak isteyenler için süreç devam ediyor.

Adalet Partisi ve Zafer Partisi’nden oluşan ATA İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, cumhurbaşkanlığı seçimine katılmak için gerekli olan 100 bin imzaya ulaştığını açıkladı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Oğan, “Türk milletinin aziz evlatları, Bütün zorluklara rağmen 120.000 imza hedefine ulaşacağız inşallah. Bu adaletsiz düzende sakın ola 100.000’e ulaştık, artık imza atmamıza gerek yok demeyin zira bu zaferimizi elimizden almak için her şeyi yapacaklar. Yok imzalar mükerrer diyecekler, yok kenarı ıslanmış diyecekler yok bilmem ne diyecekler… O sebeple 120 bin sayısına ulaşana kadar devam edeceğiz” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da sosyal medyadan 100 bin imzanın aşıldığını duyurdu. Oğan; Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce’nin ardından dördüncü cumhurbaşkanı adayı oldu.

Sinan Oğan kimdir?

Sinan Oğan, 1 Eylül 1967 tarihinde Azerbaycan Türkü bir ailenin çocuğu olarak Iğdır’ın Melekli beldesinde doğdu. Marmara Üniversitesi İktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu olup yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitede tamamlamıştır.

Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi’nde (MGİMO) doktora çalışmasını tamamlamıştır. İleri düzeyde Rusça ve akademik düzeyde İngilizce bilmektedir. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde araştırma görevlisi, Azerbaycan Devlet Ekonomi Üniversitesinde öğretim görevlisi ve Dekan Yardımcısı olarak görev yaptı.

TİKA Azerbaycan Temsilcisi oldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı tarafından “Devlet Nişanı” ile ödüllendirilmiştir. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Rusya Ukrayna Araştırmaları Masası Başkanlığı yaptı. TÜRKSAM’ı kurdu ve Başkanlığını yaptı. Yayınlanmış 3 kitabı ve 500’den fazla makalesi bulunmaktadır.

Milliyet Gazetesi “Sosyal Bilimler”, Marmara Üniversitesi “Akademik Üstün Başarı” ve Ekoavrasya Derneği “Türk Dünyasına Hizmet” ödüllerinin sahibidir. “İnterpress Media Takip Merkezi” tarafından 2010 yılında televizyon ekranlarında en çok tartışılan konu ve en çok ekranda yer alan isimler üzerine yapılan bir çalışmada 131 haberle, Türkiye’de televizyon ekranlarında en fazla boy gösteren isimleri arasında yer aldı.

2011 Türkiye genel seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nden Iğdır milletvekili seçilmiştir. Türkiye-Arnavutluk ve Türkiye-Nijer Parlamentolararası Dostluk Grupları üyesi ve Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu Genel Sekreteridir.

26 Ağustos 2015 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi’nden ihraç edildi. Açtığı davayı kazanarak 2 Kasım 2015 tarihinde ihraç edildiği MHP’ye geri döndü. 10 Mart 2017 tarihinde Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Isparta Milletvekili Nuri Okutan ile birlikte MHP’den tekrar ihraç edildi.

2023 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi için ATA İttifakı tarafından aday gösterildi.

Paylaşın

Bahçeli’den Dikkat Çeken “HÜDA PAR” Açıklaması

Seçime AK Parti listelerinden gireceğini açıklayan HÜDA PAR’a ilişkin değerlendirmede bulunan MHP Lideri Bahçeli, Hür Dava Partisi ekseninde temerküz ve tezahür eden sanal tartışmalar, maksatlı polemikler, Milliyetçi Hareket Partisi’ni hedef alan asılsız ve ahlaksız isnatlar tarafımızca dikkatle takip edilmektedir” dedi ve ekledi:

“Hür Dava Partisi’nin hiçbir terör örgütüyle bağ ve bağlantısı olmadığı açıklanmış ve muhataplarınca da ifade edilmiştir. Sık sık gündeme taşınan Hizbullah terör örgütünün ise nasıl ve ne zaman çökertildiği malumdur.”

Cumhur İttifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ilgili açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Son günlerde Hür Dava Partisi ekseninde temerküz ve tezahür eden sanal tartışmalar, maksatlı polemikler, Milliyetçi Hareket Partisi’ni hedef alan asılsız ve ahlaksız isnatlar tarafımızca dikkatle takip edilmektedir.

Hür Dava Partisi’nin hiçbir terör örgütüyle bağ ve bağlantısı olmadığı açıklanmış ve muhataplarınca da ifade edilmiştir. Sık sık gündeme taşınan Hizbullah terör örgütünün ise nasıl ve ne zaman çökertildiği malumdur. Bu hususta da ara sıra vermiş olduğu beyanlarla ’emperyalist güçlere karşı oyunu bozacak Türk milletidir’ görüşünü paylaşan eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın kamuoyuna açıklama yapması boynunun borcudur.

HDP’nin bir kez de olsa PKK’yı kınadığına, aralarında hiçbir bağın olmadığını itiraf ettiğine hiç kimse, hiçbir millet evladı tanık olmamıştır. Ancak Hür Dava Partisi terörü tümden reddetmiş, hiçbir yasa dışı örgütle bağının olmadığını eğip bükmeden milletimizle paylaşmıştır.”

“Sadettin Tantan’ın kamuoyuna açıklama yapması boynunun borcudur”

Bahçeli açıklamasının devamında şunları kaydetti:

“Bu hususta da ara sıra vermiş olduğu beyanlarla ’emperyalist güçlere karşı oyunu bozacak Türk milletidir’ görüşünü paylaşan eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın kamuoyuna açıklama yapması boynunun borcudur.”

Her fırsatta konuşmayı alışkanlık haline getiren Tantan’ın bu konuda sessizliğe gömülmesi, bakanlık sorumluluğunu üstlendiği dönemde Hizbullah terör örgütüne karşı hangi operasyonel faaliyetlerin yapıldığını dürüst şekilde paylaşmaktan şu ana kadar imtina etmesi doğru değildir.”

57’inci Hükümet döneminde, 17 Ocak 2000 tarihinde Hizbullah’a yapılan seri ve kapsamlı operasyonlarda hunhar militanlar ve örgüt lideri etkisiz hale getirilmiştir. Beykoz vakası sonrası, Türkiye çapında icra edilen arama, kurtarma, baskın ve yakalama süreçlerinde 200’ün üzerinde mezar Hizbullah terör örgütünün hücre evlerinde tespit edilmiştir. Cumhurbaşkanımızı ve Cumhur İttifakı’nı destekleme kararı alan Hür Dava Partisi’nin ise 19 Aralık 2012 tarihinde kurulduğu bilinen bir gerçektir. Hizbullah terör örgütüyle Hür Dava Partisi arasında berrak bir ilişkiye, bu çerçevede ikna ve tevsik edici bir bilgiye bu zamana kadar tesadüf edilmemiştir.”

HDP’nin bir kez de olsa PKK’yı kınadığına, aralarında hiçbir bağın olmadığını itiraf ettiğine hiç kimse, hiçbir millet evladı tanık olmamıştır. Ancak Hür Dava Partisi terörü tümden reddetmiş, hiçbir yasa dışı örgütle bağının olmadığını eğip bükmeden milletimizle paylaşmıştır.”

Sadettin Tantan’dan yanıt:

Tantan, Sözcü TV’ye bağlanarak Bahçeli’nin açıklamalarına yanıt verdi. Tantan şunları kaydetti:

“HÜDA-PAR’la Hizbullah arasında tabii ki bağ vardır. İsimleri tek tek saymaya gerek yoktur. 57. Hükümet döneminde Hizbullah evlerinin nasıl ortaya çıkarıldığına, Gaffar Okkan’ın nasıl öldürüldüğüne, Başbakan Yardımcısı olarak şahit olmuş biri. Bunları nasıl söyleyebiliyor anlamak mümkün değil.”

HÜDA-PAR’ın alt yapısının kimlerden oluştuğunu gazetelerde, televizyonlardan bir bir saydık. Paraların kimden geldiği biliniyor. Oradaki faaliyetleri nasıl ortaya çıkardığımızı yakinen takip eden bir isim Bahçeli. İnanarak söylediğini düşünmüyorum yeniden parlamentoya girebilme kaygısıyla söylediğini düşünüyorum.”

Sadettin Tantan daha önceki açıklamada ‘bitirildiğini’ öne sürdüğü Hizbullah’ın AKP döneminde yeniden ‘dirildiğini’ iddia etmişti.

HÜDA PAR Cumhur İttifakı’nda

Cumhur İttifakı AK Parti listelerinden seçime girecek HÜDA-PAR’ı ve kendi adı ve amblemiyle listelerde yer alacak Yeniden Refah Partisi’ni de kapsayan ittifak protokolünü cuma günü Yüksek Seçim Kurulu’na teslim etti. Cuma gününe kadar AK Parti, MHP ve BBP’den oluşan Cumhur İttifakı, son katılımlarla birlikte beş partili oldu.

Yapıcıoğlu ne demişti?

HÜDA Par Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu yaklaşık bir yıl önce 23 Mart 2022’de TVNET yayınında yaptığı açıklamada “Türkiye Cumhuriyeti’ne göre Hizbullah bir terör örgütü olabilir ama bana göre bir terör örgütü değil” diye konuşmuştu.

Yapıcıoğlu, Hizbullah üyelerine avukatlık yapmasına ilişkin ise, “Onları savunmam bir tesadüf değildi. Medyatik isimler olduğu için gündem oluyordu” ifadelerini kullanmıştı.

“Hizbullah’ın devamı falan değiliz”

Yapıcıoğlu geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında ise “Hizbullah’ın devamı mısınız?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

*Değiliz. Bak bunu çok net söylüyorum. Bunu onlarca defa söyledim. Biz Hizbullah’ın devamı falan değiliz. Onun mirasçısı da değiliz. Biz başka bir örgütün devamı ya da siyasi kolu değiliz. Bizim devamı olduğumuz iddiası gerçekleri yansıtmıyor. Şiddetin her türlüsünü reddettiğimizi söyledik. Hiçbir cinayeti tasvip etmeyiz.”

Paylaşın

Millet İttifakı Aday Kılıçdaroğlu’ndan “418 Milyar Dolar” Çıkışı

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, “Haksız olarak alınan, Hazine’den çalınan 418 milyar doları alacağım bu milletin cebine koyacağım. Bana karşı çıktıklarını biliyorum, Kılıçdaroğlu gelmesin diye çaba harcadıklarını biliyorum. Benim tek güvencem bu ülkenin insanları, sizlersiniz.” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ayrıca, “Türkiye’yi yönetirken hiçbir ayrım yapmayacağız, herkesi kucaklayacağız. Bizim kitabımızda ayrımcılık yoktur herkes bilsin” dedi ve ekledi:

“Harcadığımız her kuruşun hesabını millete vereceğiz. Biz kul hakkını gözeteceğiz, atama bekleyen öğretmenleri öğrencileriyle buluşturacağız.Hiç kimse aç ve açıkta kalmayacak. Bütün mücadelemiz bunun için.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bağcılar Ebubekir Meydanı ve Kadın Merkezi Açılış Töreni’nde konuştu. Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

“Teşekkür ederim. Ekrem Başkan, oldukça güzel bir konuşma yaptı ve hepimizi heyecanlandırdı. Ne için iktidar? Kadın erkek eşitliği için iktidar. Her evde huzurun ve bereketin olması için iktidar. İktidar; adalet için iktidar, hukuk için iktidar, insanlar için iktidar, dezavantajlı gruplar için iktidar. Başı açık, başı kapalı ayrımını ortadan kaldırmak için iktidar. Kucaklaşmak için iktidar. Kavga etmemek için iktidar. Her evde huzurun, bereketin olması için iktidar. Evet iktidar; halk için iktidar, millet için iktidar.

Başkan dedi ki, ‘Kılıçdaroğlu Bağcılar’ı çok seviyor.’ İstanbul’u da seviyorum, Bağcıları da seviyorum. Bağcılar’da yaşayanları da seviyorum. Oyumuzun düşük olduğunu biliyorum. Ama hiç kimse endişe etmesin, oy versin vermesin, nasıl Ekrem Başkan hiçbir ayrım yapmıyorsa, Türkiye’yi yönetirken de hiçbir ayrım yapmayacağız. Herkesi kucaklayacağız. Bizim kitabımızda ayrımcılık yoktur herkes bilsin.

Biz harcadığımız her kuruşun hesabını millete vereceğiz. Biz kul hakkını gözeteceğiz. Biz atama bekleyen öğretmenleri Ferhat ile Şirin’in buluştuğu gibi onları öğrencileriyle buluşturacağız. Ziraat mühendislerimiz var, onlara görev vereceğiz. Hiç kimse aç ve açıkta kalmayacak. Bütün mücadelemiz bunun için.

Ekrem Başkan, evet İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, evet İstanbul’a hizmet veriyor. Ama Ekrem Başkan’la beraber bütün Belediye Başkanlarımız soluğu depremde hemen deprem bölgesinde aldılar. Herkese hizmet veriyorlar. Herkese hiçbir ayrımcılık yapmıyorlar. İstanbul hepimizin gözbebeği ve kadim bir şehir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Allah nasip ederse Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak da aynı zamanda görevini yapacak. O zaman, İstanbul’a hizmet ederken bugün önüne konan bütün engelleri tek tek kaldıracak ve hedef İstanbul diyecek, hedef Türkiye diyecek, hedef kalkınma diyecek, hedef büyüme diyecek. Bunların hepsini gerçekleştirecek.

İkinci adayımız Cumhurbaşkanı Yardımcımız Mansur Yavaş. Elinden gelen bütün gücü gösterecek. Neden Ekrem İmamoğlu, neden Mansur Yavaş? Bizim tarihimizde iki önemli başkent var; Osmanlı’nın Başkenti İstanbul, Cumhuriyet’in Başkenti Ankara. Demek ki, iki başkenti yöneten güç, iki başkenti yöneten aktör aynı zamanda cumhuriyetimizin en önemli yılında yani yüzüncü yılında Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapacaklar. İki başkente de, iki kadim kente de hizmet verecekler.

Sevgili İstanbullular, sevgili kardeşlerim, zor durumda olduğunuzu biliyorum. Geçim sıkıntısını biliyorum, işsizliği biliyorum. Ama bunun karşılığında malı götürenleri de çok iyi biliyorum. Benim bu millete sözüm var. Haksız olarak alınan, hazineden çalınan o 418 milyar doları alacağım ve bu milletin cebine koyacağım. Bana karşı çıktıklarını biliyorum. Kılıçdaroğlu gelmesin diye çaba harcadıklarını biliyorum. Büyük mücadeleler verdiklerini de biliyorum. Ama benim tek güvencem bu ülkenin insanları, sizlersiniz. Beraber, birlikte; adalet için, hak için, hukuk için mücadele edeceğiz, emin olun bunu gerçekleştireceğiz.

Ekrem Başkan uzun yıllardır İstanbul’da yapılamayanı yaptı. Gerçekten hepinizin huzurunda kendisine yürekten teşekkür ediyorum. Hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklayarak hizmetini yaptı. Göreceksiniz aynı hizmeti hem İstanbul, hem Türkiye için yapacak. Hepinizin huzurunda onu yürekten kutluyorum.

Beraber yapacağız bunu, birlikte yapacağız. Birlikte ve beraber yapacağız. Hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.”

Paylaşın

“İttifakın Amacı Saray Rejimi’nden Kurtuluşa En Büyük Katkıyı Yapmaktır”

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan TİP Lideri Baş, ““Emek ve Özgürlük İttifakı’nda şöyle bir ortak kaygımız var: Doludizgin kurtuluşa doğru gidiyoruz. Cumhur İttifakı, Türkiye’de azınlık iktidarıdır. Son kullanma tarihi geçti. Saray Rejimi’nden kurtulduğumuz gün cumhuriyetin ikinci yüzyılına adım atmış olacağız” dedi ve ekledi:

“Tartışmamız şu: Burayı nasıl en eşitlikçi, en özgürlükçü, en barışçıl, herkesin eşit yurttaş olarak hissedebildiği bir ülke haline getirebiliriz? Bizim Millet İttifakı’yla neyin gitmesi gerektiği konusunda ortaklığımız açık ama neyin gelmesi konusunda tartışmak istiyoruz. Farklı görüşlerimiz var. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın temel kuruluş amacı da budur. Türkiye’nin Saray Rejimi’nden kurtuluşunda en büyük katkıyı yapmaktır.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Halk TV’deki Lider Masası programında bu akşam gazeteciler Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Baş’ın açıklamasından satır başları şöyle:

“Seçimi depremle ilgili bir mücadele alanı olarak görmemiz gerekiyor. Acaba Tayyip Erdoğan söylediklerine inanıyor mu? Depremde sadece bu ülkenin yurttaşları birbirlerine yardım ettiler.

İktidar özür dilemesi gereken bir noktada. Ancak yine meseleyi seçime, siyasi tartışmaya götürüyor. O zaman Tayyip Erdoğan’a sormak lazım; neden insanlardan helallik istiyorsun?”

TİP’in diğer siyasi partilerden farkı ne? Arama-kurtarma yapmak için talimat bekleyenlerin partisi değiliz, bizde tüm üyeler inisiyatif sahibidir. Sorumluluk sahibi yurttaşların örgütlendiği bir parti TİP.

Mesela tarikatlar, ‘Hocaefendimizin selamını getirdik’ diye içeri girip ‘Siz bunları adil dağıtırsınız’ diyerek yardımlarını bize getirdiler.

Türkiye’de en önemli problemimiz hafıza. Unutmamamız lazım. İlk günlerde müdahale edilebilseydi belki de on binlerce yurttaşımız hayatta olacaktı. Kendi selasını dinleyerek öldü insanlar. Bu tarif edilemez bir şey.”

Bu seçim sürecinin sonrasında adil, tarafsız, bağımsız, evrensel hukuk normlarının geçerli olduğu mahkemelerde bu sürecin tüm sorumlularının yargılanması lazım.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nda şöyle bir ortak kaygımız var: Doludizgin kurtuluşa doğru gidiyoruz. Cumhur İttifakı, Türkiye’de azınlık iktidarıdır. Son kullanma tarihi geçti. Saray Rejimi’nden kurtulduğumuz gün cumhuriyetin ikinci yüzyılına adım atmış olacağız.

Tartışmamız şu: Burayı nasıl en eşitlikçi, en özgürlükçü, en barışçıl, herkesin eşit yurttaş olarak hissedebildiği bir ülke haline getirebiliriz? Bizim Millet İttifakı’yla neyin gitmesi gerektiği konusunda ortaklığımız açık ama neyin gelmesi konusunda tartışmak istiyoruz. Farklı görüşlerimiz var. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın temel kuruluş amacı da budur. Türkiye’nin Saray Rejimi’nden kurtuluşunda en büyük katkıyı yapmaktır.

Seçime girme yeterliliği olan Yeşil Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi ve Emek Partisi, Emek ve Özgürlük İttifakı adı altında bu seçime katılacak. Parlamentoda Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı tarafından temsil edilmediğini hisseden milyonlarca yurttaşımızı bu mücadelenin parçası haline getirmek istiyoruz.

Türkiye’de bir kadın hareketi, iklim hareketi, emek hareketi var. Bunların temsilcilerinin parlamentoda olması lazım.

Bizim hedefimiz 50-55 ilde seçime girmektir. Buralarda da herhangi bir muhalif güce zarar verecek hiçbir yaklaşım içerisinde bulunmayacağız.

60 yıl sonra ilk defa sosyalistler baraj tehlikesi yaşamadan bir seçime giriyor. Yüzde 10 barajı Kürtler ve sosyalistler parlamentoda temsil edilemesinler diye uygulandı.  1965’te barajsız bir seçime girdik biz, 15 milletvekiliyle parlamentoya girdik. Türkiye siyasetinde yepyeni bir dönem açıldı. Bunu engellemek için baraj uyguluyorlardı.

“Sosyalistler 60 yıl sonra ilk defa baraj olmayan bir seçime girecekler”

HDP yüzde 10’u geçerek bunu işlevsizleştirdi. Şimdi o barajı yüzde 7’ye indirdiler. Bir şey daha var, ittifak barajı geçtiği zaman ittifak içindeki tüm partiler de barajı geçmiş sayılır. Bunu bütün yurttaşlarımızın birbirine anlatmalarını çok rica ediyorum. Hiçbir oy boşa gitmez. Sosyalistler 60 yıl sonra ilk defa baraj olmayan bir seçime girecekler.

Tüm yurttaşlara TİP Genel Başkanı olarak söz veriyorum. Vereceğiniz her oy en kıymetli şekilde değerlendirilecek. Eğer bir ilde TİP seçime girecekse sizin verdiğiniz oylarla vekil çıkarabileceğini bildiği için girecek.

İlk defa sosyalizmi insanlara sosyalistler anlatır hale geldi. TİP bunu başardı. Biz, sosyalizmin değerleri ışığında ülkemizin bugünkü sorunlarına bakıp bunlara ilişkin yanıtlar üretmeye çalıştığımız için insanlar teveccüh ediyorlar.

Türkiye siyasetinde şeffaflık eksik. Yurttaşlarımız bizde onu buldular. Benim söylediğim şeyin aynısını söyledi’ diyor insanlar. Aslında milyonlarca insan olarak aynı şeyleri hissediyoruz. Bakmayın iktidarın bizi bölmeye çalıştığına, sokağa çıktığımızda ekmek hepimiz için pahalı.

Türkiye’deki bu kurtuluş arayışının her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Hiç kimsenin kendisini, kendi partisini ve kendi ittifakını memleket çıkarlarının üstüne koyma lüksü yoktur.

Geçen seçimde imzayla aday olanların imzaları toplama hızına bakınca, şu anki adayların 60 milyon seçmenin olduğu bir ülkede şimdiye kadar toplamda 100 bin imzayı ancak bulmuş olması bir mesajdır. ‘Üçüncü adaya ihtiyacımız yok’ mesajıdır bu.

İktidarın toplumu bölme çabasına karşın toplumun derinliklerinde inanılmaz bir birleşme arzusu var. Türkiye’de kimin yerli-milli olduğunu belirleyecek kişi Tayyip Erdoğan değildir. Kendilerinden olan herkes yerli ve milli, olmayan terörist. Bunu değiştireceğiz.

Ben 15-16 yaşımdan beri devrimciyim. İnsanların eşit, özgür olmasını istiyorum. Bütün hayalim bu. Tüm dünyada insanların eşit ve özgür olması.

O İletişim Başkanlığı, propaganda metinleri basacak diye o paranın onda biriyle bu memleketteki 30 bin çocuğu ve ailelerini rahat yaşatamıyoruz. Bu eşitsizliklere isyan etmek beni siyasete taşıyan şeydir.

Ben Deniz Gezmiş’in yoldaşıyım. İdam sehpasında tek başına da kalsan doğru bildiğini söyleyeceksin. Galilei, ‘Dünya dönüyor’ dediğinde herkes mahkum etmeye çalıştı ancak dünya yine de dönüyordu. Halkın yararına olan bir şey önümüze geldiğinde kim yaparsa yapsın, ‘Doğrudur’ diyoruz. Halkın aleyhine bir şeyi kim yaparsa yapsın ‘Yanlıştır’ diyoruz.

içbir zaman gömlek değiştirdiğimizi söylemedik. Ben sosyalistim. Sosyalist kalmaya, mümkün olursa sosyalist olarak ölmeye hazırım. Sosyalizmin, Türkiye’nin ve dünyanın aydınlık geleceğinde bir pusula görevi göreceğini düşünüyorum.”

Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfını merkeze alan bir sosyalist parti. Biz, bu ülkenin yüzde 99’unun çıkarlarının savunucusuyuz aynı zamanda. Bize üye olmak, oy vermek için sosyalist, komünist, devrimci olmanız gerekmiyor; insan olmanız, emekten yana olmanız yeterli.

“Türkiye’nin birtakım kırmızı çizgilere ihtiyacı var. Bazı şeyler tartışılmamalı. Laiklik meselesinde TİP bir kırmızı çizgidir. Eşit yurttaşlardan bahsediyorsak bunun zemini laikliktir. Laikliğin olmadığı yerde biat vardır, kölelik vardır.”

Paylaşın