Kılıçdaroğlu’ndan “Kürt Sorunu” Yorumu: Demokratik Yollardan Çözmeye…

Sezgin Tanrıkulu’nun ‘Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?’ kitabına önsöz yazan Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır” dedi ve ekledi:

“O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.”

ANKA’dan Tamer Arda Erşin’in haberine göre CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, Scala Yayıncılık’tan çıkan “Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?” başlıklı kitabı çıktı. Kitabın önsözünü; CHP Genel Başkanı, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kaleme aldı. Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bir Türkiye hayalim var benim! Ağır bir atmosferin altında, büyük bir değişim umuduyla, halkımızın sonsuz güveniyle yeni bir düzen için yola çıkıyoruz… Çünkü bir hayalim var… Yurttaşlarını korkunun değil güvenin, nefretin değil sevginin birleştirdiği bir Türkiye hayali bu. Ayrıştıran değil barıştıran, çatıştıran değil buluşturan, düşmanlaştırılan değil kardeşleştirilen bir Türkiye hayali bu.

Yurttaşını birbirinden ayıran, kin, nefret, öfke, hınç ve korku salan, insan haklarını ayaklar altına alan, adalet mekanizmalarının adaletsizlik ürettiği, kayırmacılığın, liyakatsizliğin, kanunsuzluğun diz boyu olduğu, komşularıyla ve hatta tüm dünyayla kavga eden değil; iç barışını kurmuş, yurttaşlarının kendilerini eşit, özgür, güvende ve dolayısıyla mutlu hissettiği bir Türkiye hayali bu. Birbirinden farklı dillerin, inançların, etnik kimliklerin, fikirlerin tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü, yurttaşların etnik, inançsal veya fikirsel farklılıklarının kutuplaşmaya değil, ülkenin güçlenmesi için kusursuz çalışan bir organizmaya dönüştürüldüğü, demokratik, laik bir Türkiye hayali bu.

Devletin yurttaşa kaygı değil güven saldığı bir Türkiye hayali bu. Kolluk güçlerinin insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiği değil, koruduğu bir Türkiye hayali bu. Suçlulara kalkan olan, suçları cezasız bırakan değil, yargılayan adalet sisteminin eksiksiz işlediği bir Türkiye hayali bu. Yoksulun ekmeğine göz diken bir avuç yandaşın palazlandığı değil, yatağa tek bir çocuğun aç girmediği, sosyal devletin hayata geçirildiği bir Türkiye hayali bu. Devletin yoksul yurttaşa sadaka değil, insanlık onuruna yaraşır yöntemlerle; yandaş-muhalif ayrımı yapmadan destek sunduğu bir Türkiye hayali bu.

“Gizli bir ajandam yok”

Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza vererek, kıtlık zamanlarında ekmeğini, suyunu paylaşarak zafere ulaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni beraber kuranların da hayali buydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesi bu hayalin bir cümlede billurlaşmış ifadesidir. Gizli bir ajandam yok; yıllardır tüm halkımızla paylaştığım açık bir Türkiye hayalim var benim. Ülkemizin ilerlemesi, büyümesi, genişlemesi, iç barış ve huzurun sağlanması önündeki en büyük engellerden biri olan Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır.

O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

“Türkiye’nin ortak sorunudur”

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.

Kürt sorununun bu ülkedeki tüm yurttaşların kişisel hikâyelerine çarpan acı yansımaları var. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, bu ülkenin her şehir, köy, kasaba ve mezrasına kadar bu sorundan kaynaklı acıların izdüşümleri oldu. 100 yaşını dolduran Türkiye Cumhuriyeti, bu cumhuriyeti ayakta tutan cefakâr yurttaşlar, gelecek yüzyıllarda da bu acıları çekmeyi hak etmiyor. Birtakım ideolojik veya siyasi hesaplarla, koltuk sevdasıyla bu acıları istismar edenlerin devrini kapatmaya, AKP’nin yarattığı enkazın altındaki ülkeyi kurtarmaya, enkazı tamamen kaldırıp yeni bir Türkiye inşa etmeye kararlıyız.

“TBMM çatısı altında tartışmaya açtık”

Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak masamızda ziyadesiyle bilgi ve birikim bulunuyor. Üstelik biz bu birikimi kendimize saklamadık, seçimden seçime kullanmak üzere tozlu raflarda tutmadık. Tüm önerilerimizi TBMM çatısı altında tartışmaya açtık. Fakat çözüm sürecinde bile AKP, bu önerilerimizin önüne set çekmeye, CHP’yi çözüm karşıtı olarak göstermeye çalıştı. Ömrünü insan hakları savunuculuğuna adamış, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adalet ve insan hakları mücadelesine önemli katkılar sağlamış olan milletvekilimiz Sezgin Tanrıkulu’nun bu kitapta aktardıkları, Kürt sorununun çözümü konusundaki çalışmalarımızın ne kadar gerçekçi ve somut olduğunu ortaya koyuyor.

Eğer çözüm sürecinde CHP’nin sesine kulak verilseydi, Türkiye Cumhuriyeti; yüzüncü yaşına ekonomik krizle, toplumsal kutuplaşmayla değil, bayram havasında girecekti. Nitekim bu kitapta okuyacağınız üzere CHP’nin sunduğu öneriler, çözümün ancak toplumsal mutabakatla, iç barışla mümkün olduğu gerçeği üzerine kuruludur. Bizim CHP olarak bir Türkiye hayalimiz var. O hayal, ülkemizin birlik ve beraberlik, yurttaşlarımızın barış ve kardeşlik içinde, eşit ve özgür bir yaşam sürdürebildiği müreffeh bir Türkiye’dir.

6 Şubat 2023 günü yaşanan deprem felaketinden önce yapı denetim mekanizmalarını işletmeyen, deprem sonrasında da erken müdahaleye girişmeyen ve böylece felakete felaket ekleyerek on binlerce yurttaşımızı kaybetmemize neden olan bu iktidardan ülkemizi kurtaracağız. Bu iktidarın açtığı yaraları birbirimize sarılarak, barışarak saracağız.

Bu gemiyi o güzel limana ulaştırmakta, gelecek kuşaklara yapısal sorunlarından kurtulmuş, sarsıntılar karşısında temeli sağlamlaştırılmış, güçlü, demokratik, laik bir Türkiye bırakmakta kararlıyız ve mutlaka başaracağız!”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Toplumu Kutuplaştırarak, Bölerek Yönetmeye Çalışıyorlar

BBP Lideri Destici’nin kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelik kullandığı ırkçı ifadelere ilişkin değerlendirmede bulunan TİP Lideri Baş, “Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Artı TV ekranlarında yayınlanan “Nalin Öztekin ile Yarının Seçimi” programının konuğu oldu. TİP Lideri Baş, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin kendisine yönelik iftiralarına ve kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelttiği ırkçı ifadelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Erkan Baş, Destici’nin söz konusu ifadelerinin Cumhur İttifakı’nın bir politikası olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

“4-5 yıldır parlamentodayım ve ilgili şahıs da parlamentoda, bugüne kadar kendisini ciddiye alıp herhangi bir konuda bir cevap vermişliğimiz falan da yok. Ciddiye alınacak bir kişi olarak görmüyorum ve emin olun, yine söz konusu olan sadece benimle ilgili ifadeleri olsaydı tenezzül edip cevap vermezdim, fakat bugün bunu kamuoyuyla da paylaşmak istedim çünkü ırkçılık nedir görülsün istedim.

Gerçekten ırkçılık nedir? Bir insan ırkçı düşüncelerin esiri olduğunda dünyaya, çevresine, topluma, insanlara nasıl bakıyor, nasıl yaklaşıyor, bunun en somut örneklerinden bir tanesiyle bugün karşı karşıyayız. Bakın bu çok önemli, çok somut bir örnek olarak ortaya çıktı.

Bir de ilgili şahsın Cumhur İttifakı’nı oluşturan 4 partiden bir tanesinin genel başkanı olduğunu unutmamamız lazım. Biz çok uzun zamandır Cumhur İttifakı’nın bir faşist ittifak olduğunu, kadın düşmanı olduğunu, emek düşmanı olduğunu, Kürt düşmanı olduğunu, Alevi düşmanı olduğunu anlatmaya çalışıyorduk aslında. Bugün bunun örneklerinden bir tanesiyle karşı karşıyayız. Kendinden başka herkese düşman. Karakteristik örneği budur, ırkçılık böyle bir şeydir zaten, kendinden başka herkese düşman olursun.

Hatırlayın, İmamoğlu belediye başkanıyken ona ‘Pontus’ diyorlardı, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı tartışıldığında ona ‘Alevi’ diyerek ötekileştiriyorlardı. Bunların zaten ağababası ‘Affedersin Ermeni’ diye konuşan bir zihniyete sahip. Bunlar herkesi terörist ilan eden, kendilerinden olmayan herkesi düşmanlaştıran yaklaşıma sahipler. Bu sefer de bundan ben nasibimi almış oldum.

Ama önemli olan şey şu, bu ülkede yaşayan milyonlarca Balkan göçmeni insan var ve bunların büyük bir bölümü büyük acılar çektikleri için, doğdukları topraklarda hayatlarını devam ettiremedikleri için, iş için, can güvenliği için, ailesini korumak için bu topraklara göçmüş insanlar. Çok uzun yıllardır, tarihin çeşitli evrelerinde hep Balkanlardan bu yana göç dalgaları olmuştur. Balkan Savaşı’nda olmuştur, Kurtuluş Savaşı’nda olmuştur, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur, 60’lı yıllarda olmuştur, bu sürekli olarak devam etmiştir.

Hepsi kendisini bu ülkenin, bu toprakların bir parçası saymıştır, yerleşmiştir bu topraklara. Herhangi bir biçimde zarar verici tek bir eylem, etkinlik, düşünce içerisinde olmamıştır. Ama şimdi burada neyle karşı karşıyayız biz? Tito artığı, o kendince bunu küçümseyici bir ifade olarak değerlendiriyor ama Tito örnek alınacak bir siyasi liderdir. Bugün hala Türkiye’deki pek çok göçmen açısından bir dizi eleştiriye rağmen hep bunu biliriz.

Tito, bizim oraların deyimiyle söylüyorum, ‘5 benzemez’i faşizme karşı birleştirip Hitler’i, Nazileri yenilgiye uğratan bir sürecin lideridir. Mesela en meşhur Tito sloganlarından biridir, ‘Bizi barış ve kardeşlik kurtarır, barış ve kardeşlikle birlik sağlanır’ teziyle, oradaki bütün halkları bir araya getirmiş. Kime karşı? Nazilere karşı. Şimdi aynı zihniyetin Türkiye’deki yansıması sizi suçluyor, düşmanlaştırıyor, hakir görmeye çalışıyor. İkincisi, soyadını gizlemek falan gerçekten cahiliyet. Cahiliyet. Tam tarihini hatırlamıyorum ama 10 sene kadar önce bunu ben söyledim zaten.”

İktidarın kutuplaştırıcı politikalarına ilişkin kurguların, emek eksenli siyasetle bozulabileceğini belirten Erkan Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Esas olarak Tayyip Erdoğan’la simgelenen, onda cisimleştirebileceğimiz, ama bütün Cumhur İttifakı’nın da benimsediği bir politika. Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar. Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.

Şimdi bu gerçekler ortaya çıktı ve artık şunu çok görüyorum, geçmişte kendi mahalleleri olarak gördükleri, sadece kendilerinin temsil edebileceklerini iddia ettikleri toplumsal kesimler içerisinde de ciddi bir kırılma var ve bu onları daha çok rahatsız etmeye başladı. Şöyle bakıyorlar, mesela Balkanlardan gelmiş ‘Evlad-ı Fatihan’ın bir parçası bir kişi, nasıl olur da muhalefet saflarında yer alır? Bu sindiremedikleri bir şey.

Nasıl olur da kendisi Alevi olmasa bile Alevilerin hakkını savunur, nasıl olur da Kürtlerin yanında olur, bunu kabullenemiyorlar, bunu bir ihanet gibi görüyorlar. O yüzden sizi daha fazla hedef tahtasına yerleştiriyorlar, ama toplumun tüm kesimlerinde, bu düşmanlaştırıcı politikaları iktidarın koltuğunu korumak için, toplumu zehirlemek için kullandığı bir dilin ürünü olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı ve açıkçası, sadece Cumhur İttifakı açısından söylemiyorum, Millet İttifakı’nı da ekleyeyim, toplum şu anda bu kutuplaştırılan alanlarda siyasetin daha önünde.

Bakın çok açık. Sokağa çıkın, sokakta Türklerle Kürtler arasında bir barış arayışı daha güçlüdür bugün, 3 yıl önceye, 5 yıl önceye, 10 yıl önceye göre. Ya da Alevilerle Sünniler arasında barış, toplumun içerisinde barış, mesela kadınlarda başı açıklarla kapalılar arasında iktidarın istediği gibi bir kutuplaşma artık yaratılamıyor.

O yüzden ben, içinde bulunduğumuz dönemde siyasetçilere ayrıca bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Toplum birçok sorunu kendi içinde, bir arada yaşam kültürüyle aşmaya bu kadar hazırken, siyasetçilerin biraz daha cesur olması, topluma biraz daha önderlik etmesi ve bu sorunları gerçekten artık köklü biçimde, bir daha geri dönülmez biçimde çözmek üzere sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum. Biz elimizden geldiğince bunu yapıyoruz. Tabii ki sınırlı bir güçle bugüne kadar bunu yaptık ama bunun rahatsızlık verdiği gözüküyor. Rahatsızlık vermeye devam edeceğiz, çok açık söylüyorum.”

Paylaşın

Almanya’da “AK Parti’nin Seçim Kampanyaları” Alarmı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde Almanya’da kullanılacak oylar, özellikle AK Parti ve Erdoğan açısından önemli rol oynayabilecek.

2018 yapılan seçimlerde Almanya’da yaşayan ve sandık başına giden seçmenin yüzde 64,8’i Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a, meclis seçimleri içinse yaklaşık yüzde 56’sı AK Parti’ye oy vermişti.

AK Parti’nin Almanya’daki seçim kampanyaları Alman politikacıları harekete geçirdi. Adalet Bakanı Marco Buschmann’ın İçişleri Bakanı Nancy Faeser ve Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’a bir yazı göndererek nefret söylemi içeren kampanyalara karşı önlem alınmasının önemine dikkat çektiği bildirildi.

Rheinische Post gazetesi, Hür Demokrat Partili (FDP) Buschmann’ın mektupta “Seçimler göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan taraftarlarının önümüzdeki haftalarda Almanya’da da daha güçlü bir şekilde seçim kampanyası yürütmesi beklenmektedir. Kampanya etkinlikleri çerçevesinde, insan onurunu zedeleyen nefret söylemi içerikli mesajlar yayılmasını hesaba katmak zorundayız” dediğini aktardı.

AK Parti milletvekili “Yok edeceğiz” demişti

AK Parti milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün 13 Ocak’ta Neuss kentinde yaptığı konuşmada sarf ettiği, PKK ve Gülen yapılanması mensupları için “Saklandıkları deliklerden çıkarıp yok edeceğiz” ifadesi Almanya’da nefret söylemi olarak değerlendirilerek yoğun tepkiye yol açmış, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.

Adalet Bakanı Buschmann mektubunda, “Yaşanan vakalar, bazı Türk yetkililerin seçim kampanya etkinliklerinde siyasi rakiplere karşı bilinçli olarak insan onurunu zedeleyici dil kullanacaklarını gösteriyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez ve düşünce özgürlüğü sınırlarının açık bir şekilde ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

Buschmann, içişleri ve dışişleri bakanlarına yazdığı mektupta toplanma hukuku çerçevesinde yabancı yetkililerin etkinliklerine izin zorunluluğunun dikkatli bir şekilde uygulanması ve kuralların Türkiye’ye -gerekirse bir kez daha- açık bir şekilde hatırlatılması gerektiğini vurguladı, eyaletlerde toplanma hukuku konusunda ilgili makamlarda da konuyla ilgili duyarlılık yaratılmasını istedi.

Almanya’da 2017 yılında yürürlüğe giren düzenlemeyle, AB dışındaki ülkelerden yetkililerin Almanya’da yaşayan vatandaşlarına yönelik resmi seçim kampanyası etkinliklerinde bulunması, Alman hükümetinin iznine tabi hale getirildi. Seçimler öncesindeki üç aylık süreçte ise seçim kampanyası etkinliğinde bulunulmasına izin verilmiyor.

Yeşiller partisinin iç politika sözcüsü Lamya Kaddor, gazeteye yaptığı açıklamada, bu kurala rağmen “gri alanlar” bulunduğunu, Türkiye bağlantılı Alman dernek ve kuruluşları ya da resmi sıfatı bulunmayan Türk kişiler yoluyla seçim etkinliği yürütülebildiğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Demirbaş, Papa’dan Kürt Sorununun Barışçıl Çözümü İçin Dua Etmesini İstedi

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Vatikan’da görüştüğü Katolik Hristiyanların ruhani lideri Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi.

Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti.

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde 2004 ve 2009 olmak üzere iki dönem belediye başkanlığı yapan, ancak hakkındaki siyasi davalar nedeniyle şu anda Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, Katolik Hristiyanların ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Françesko ile görüştü. Vatikan’da gerçekleşen görüşmenin Demirbaş’ın randevu talebinde bulunması üzerine gerçekleştiği öğrenildi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti. Demirbaş ayrıca Papa’ya bir mektup ile İran’dan gelen ve üzerinde Kürt kadın motifi bulunan halı hediye etti.

Görüşmeye ilişkin DW Türkçe’den Felat Bozarslan’ın sorularını yanıtlayan Sur Belediyesi’nin eski Başkanı Abdullah Demirbaş, Papa’nın kendisini çok sıcak karşıladığını ifade etti. Daha önce de Papa ile görüştüklerini belirten Demirbaş, görüşmeyi Sur Belediyesi’nin eski Başkanı ve Kırklar Meclisi üyesi olarak yaptığını söyledi:

“Bu topraklarda barış ve bir arada yaşamın gerçekleşmesi, Kürtlerin sorunlarının ve statüsüzlüğünün bitmesi için dua etmesini istedik. ‘Seve seve dua edeceğim’ şeklinde yanıt verdi. Kürt dili ve kültürü açısından Mem û Zin kitabını verdik. Bir de İran’dan gelen bir halı takdim ettik. Kürt kadın motifi işlenmiş bu halı, Kürt kadınların fundamentalist İslamcılara karşı yaklaşımını gösteren bir mesajdı. Kitabın Kürtçe olup olmadığını sordu. Ben de ‘Evet’ dedim. Çok pozitif yaklaştı. 100 bin kişilik bir seremoni sırasında kabul edilen altı kişiden biriydik” dedi.

“Kürtler tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlandı”

Kürt siyasetçi Demirbaş görüşme sırasında Papa Françesko’ya üç sayfalık bir mektup da verdi. Mektupta, dört ayrı ülkenin boyunduruğu altında yaşayan Kürt halkının tarih boyunca çeşitli acılara maruz kaldığı belirtilerek, “Hazreti İsa nasıl Tanrı tarafından kendisine bahşedilen yüksek mertebenin misyonunu yayma uğruna çarmıha gerilmeyi göze aldıysa, Kürt halkı da kendisine Tanrı tarafından bahşedilen bir kimlik ve bu kimliğin bir sonucu olarak kendi diline ve kültürüne sahip çıkmak uğruna tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlanmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Mektubunda Diyarbakır’dan ve Sur Belediyesi bünyesinde dinler arası hoşgörü için atılan adımlardan bahseden Demirbaş, bu amaçla kurulan Kırklar Meclisi’nin bütün inanç ve kültürler için bir barış köprüsü modeli olduğunu belirtti. Son yıllarda Kürtler üzerinde sistematik taarruzların olduğunu ifade eden Demirbaş, bunlardan birinin de IŞİD’in dini azınlıklar, özellikle de Ezidilere yönelik saldırıları olduğuna dikkat çekti:

“İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden olan bu vahşet, Irak ve Suriye’de barış ve demokrasi isteyen halklar ve inançların dik duruşu sayesinde durduruldu. Özellikle Kuzeydoğu Suriye’de gösterilen direniş DAEŞ’in durdurulmasında büyük bir katkı yaptı. İnançlar ve kimliklerin korunmasında diyalog kanallarının ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesinde zatıâlinizin rol alması bizlere büyük bir umut ışığı olacaktır.”

Abdullah Demirbaş kimdir?

Halen hakkındaki siyasi davalar nedeniyle 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle yargılanan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, 2004 yerel seçimlerde Diyarbakır’ın Sur ilçe Belediye Başkanı seçildi.

Belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik kararı aldığı için 2007 yılında görevden alınan ve yerine kayyum atanan Demirbaş, 2009 yılındaki KCK operasyonları kapsamında cezaevine girdi. Daha sonra sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılan Demirbaş 2015 yılında farklı bir soruşturmadan bir kez daha tutuklandı.

Bu kez 4,5 ay cezaevine kalan Demirbaş, sağlık sebebiyle yeniden tahliye edildi. Bir süre İstanbul’da öğretmenlik yapan Demirbaş hakkında açılan davalar nedeniyle 2019’da yurt dışına çıktı. O günden beri bir Avrupa ülkesinde yaşayan Demirbaş halen 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle çok sayıda davada yargılanıyor.

Demirbaş, 2014 yılında Ermeni, Süryani, Müslüman, Ezidi ve Alevi temsilcilerle birlikte Vatikan’da Papa’yı ziyaret etti. Demirbaş, 2015 yılında Türkiye’ye gelen Papa’nın Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ziyaret törenine de davet edildi ve burada da Vatikan Devlet Başkanı ile görüştü. Demirbaş, 2015 yılında Chobani yoğurtlarının sahibi olan Kürt iş insanı Hamdi Ulukaya ile birlikte bir kez daha Papa’yı ziyaret etmişti.

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu İçin Suikast Girişimi Uyarısı

Gelecek Partili Selçuk Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir suikast girişiminde bulunabileceğini belirtti. CHP’li Erdoğan Toprak ise iddiaları doğruladı ve bu konuda devlete güvendiklerini söyledi.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir suikast girişiminde bulunabileceğini belirtti.

Selçuk Özdağ, Cumhuriyet gazetesine yaptığı değerlendirmede, “Geçmişte siyasetçilere ve gazetecilere yönelik çok sayıda suikast girişimi oldu. Seçime az bir zaman kala Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kesinleştikçe suikast girişimi ihtimalini de daha çok düşünmek gerekiyor. Bu nedenle koruma tedbirlerini artırmak gerekiyor” dedi.

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak ise iddiaları doğruladı. Toprak, “Duyumlar almadığımızı söyleyemeyiz. Ancak devletin bu konuda duyarlılık göstereceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu konuda devlete güvendiklerini söyleyen Toprak, “Devletin elinde istihbarat imkânı var. Bu konuda deneyimli, namuslu insanlar var. Onlara güveniyoruz. Bu ihbarları gözden geçiriyorlardır” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Hazineden Çalınan 418 Milyar Doları Getireceğim

Adıyaman’da katıldığı iftar programında konuşan Kılıçdaroğlu, “Hazineden çalınan 418 milyar doları getireceğim ve bu milletin cebine koyacağım. Kimse endişe etmesin.‘Efendim, parayı nasıl alacaksın’ diyorlar. Hiç endişe etmeyin. Bu kardeşiniz, son kuruşuna kadar alacak. Son kuruşuna kadar alacak ve getireceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sanıyorlar ki, ‘çaldık götürdük, Kılıçdaroğlu onu bulamaz.’ Bulurum efendim, bulurum, Fizan’a götürseler bulacağım, Fizan’a! O paraların bir kısmını değil, tamamını getireceğiz; bu millet zenginleşecek, bu ülke zenginleşecek. Çalanın yanına bırakmayacağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, afet bölgesi Adıyaman’da; Millet İttifakı Liderleri Meral Akşener, Ali Babacan, Gültekin Uysal, Temel Karamollaoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte Saadet Partisi’nin organize ettiği iftar programında depremzede vatandaşlarla bir araya geldi.

Kılıçdaroğlu, iftarın ardından yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Kul hakkı yiyenlere oy vermeyin. Kul hakkı yiyenlere oy vermek, kul hakkı yiyenlerle ortak olmak demektir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

Millet İttifakı olarak şu sözü verdik: Sizden alınan her kuruş, vergi olarak ödediğiniz her kuruşun hesabını size vermek bizim boynumuzun borcudur. Parayı yerinde harcayacağız ve hesabını vereceğiz. Millet için harcayacağız, kendimiz için değil. Siyaset zenginleşme aracı değildir, siyaset halka hizmet etme aracıdır; bu kadar açık, bu kadar net söylüyoruz.

Biz sizden helalliği şöyle isteyeceğiz; evinizi yapacağız, dükkânınızı yapacağız, ahırınızı yapacağız. Sizden beş kuruş, bir kuruş dahi almayacağız. Ondan sonra geleceğiz, anahtarlarınızı teslim ederken diyeceğiz ki, ‘yakınınızı kaybettiniz, öleni geri getirmek mümkün değil, ama size evinizi, dükkânınızı, ahırınızı ne varsa yaptık, anahtarınızı teslim ediyoruz, gelin şimdi helalleşelim.’ Bizim helalleşmemiz böyle olacak.

Hazineden çalınan 418 milyar doları getireceğim ve bu milletin cebine koyacağım. Kimse endişe etmesin.‘Efendim, parayı nasıl alacaksın’ diyorlar. Hiç endişe etmeyin. Bu kardeşiniz, son kuruşuna kadar alacak. Son kuruşuna kadar alacak ve getireceğiz.

Sanıyorlar ki, ‘çaldık götürdük, Kılıçdaroğlu onu bulamaz.’ Bulurum efendim, bulurum, Fizan’a götürseler bulacağım, Fizan’a! O paraların bir kısmını değil, tamamını getireceğiz; bu millet zenginleşecek, bu ülke zenginleşecek. Çalanın yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın

Türkiye Merkezli İki Şirkete ABD’den Yaptırım: Bu Bir Uyarı Atışı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye merkezli Dexias Türkiye ve Azu International’a, Rusya’ya Ukrayna işgalinin ardından uygulanan yaptırımların delindiği gerekçesiyle yaptırım getirildiğini açıkladı.

Açıklamada Dexias Türkiye’nin, Rusya’daki Radioavtomatika şirketi için aracılık yaptığı aktarıldı. Rusya’daki bu şirket hali hazırda ABD yaptırımlarına tabiydi.

Dexias’ın Batılı şirketlerle iletişime geçerek ABD menşeili elektronik ürünler almaya çalıştığı öne sürüldü. Dexias Türkiye’nin yanı sıra Rusya’daki kolu olan Dexias Rusya ve bu iki şirketin de yöneticisi olan Alim Khazişmeloviç Firov’a da yaptırım açıklandı.

Yaptırım uygulanacak Türkiye merkezli ikinci şirket ise Azu International. ABD Hazinesi’ne göre Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin hemen ardından, Mart 2022’de kurulan bu şirketin amacı yaptırımlara takılan elektronik ürünleri Rusya’ya göndermekti.

ABD bu şirketin Rusya’ya birden fazla bilgisayar çipi sevkiyatı yaptığını açıkladı. Reuters ajansı da Aralık ayında Rus gümrük kayıtlarını inceleyerek yaptığı haberde bu şirketi Rusya’ya en az 20 milyon dolarlık elektronik parça sattığını yazmıştı.

ABD’nin yaptırım listesine aldığı şirketlerin ABD’deki varlıkları donduruluyor, SWIFT sistemini kullanarak uluslararası para transferi yapmaları da yasaklanıyor.

Dışişleri Bakanlığı’ndan da yaptırımlarla ilgili henüz bir açıklama gelmedi.

NATO üyesi Türkiye, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara ilkesel olarak karşı çıkmakla birlikte yaptırımların, Türkiye’de delinmeyeceğini ve sevk edilen ürünlerin Rus ordusu tarafından kullanılamayacağını belirtmişti.

Türkiye, geçen ay Batı ülkelerinin yaptırım listesinde olan malların Rusya’ya iletilmesini durdurmak üzere adım atmıştı.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Kremlin kapsamlı, çok taraflı yaptırımların ve ihracat kontrollerinin etrafından dolanmanın yollarını ararken ABD müttefik ve ortaklarıyla birlikte Putin’i savaşta destekleyen yaptırımların delinmesine yönelik girişimleri, sekteye uğratmaya devam edecek.”

Brian Nelson geçtiğimiz Ocak ayında Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan bir ziyaret gerçekleştirmiş ve yaptırımların uygulanması odaklı ziyaret kapsamında Türkiye’de iş dünyası ve banka yöneticilerine yönelik yaptığı konuşmada uyarıda bulunmuştu.

Paylaşın

Erdoğan, Mansur Yavaş Ve Ekrem İmamoğlu’nu Hedef Aldı

AKM-Gar-Kızılay Metro Hattı açılışında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu da hedef aldı.

Haber Merkezi / Son 7 yılda Ankara’ya 44,5 kilometrelik metro hattı kazandırıldığını söyleyen Erdoğan, “Yerel yönetimin iş bilmezliğine rağmen Ankara’da kayda değer trafik sıkışıklığı yaşanmıyorsa arkasında bu metro yatırımları var” dedi ve devam etti:

“İstanbul’da da benzer bir durum yaşanıyor. Çünkü Belediye Başkanları kendi şehirlerine hizmet etmek yerine başka hayaller, hevesler peşinde koşuyor. Ama biz ülkemizin 81 vilayeti gibi bu şehirlerimizi de asla sahipsiz bırakmadık.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da AKM–Gar–Kızılay Metrosu Açılış Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarında öne çıkan bölümler şöyle:

“AKM Gar hattı Ankara’nın farklı alanlarını birbirine bağlayan bir öneme sahip. Bu hattın ülkemize yapacağı katkıların yıllık değeri 9 milyar lirayı bulacak. Toplamda 44 km’lik metro hattını Ankara’ya kazandırmış olduk.

Eğer bugün Ankara’da kayda değer bir trafik sıkıntısı yaşanmıyorsa gerisinde inşa ettiğimiz metro istasyonları var. Bu şehir ve İstanbul’un belediye başkanları ise başka hayallerin peşinden koşuyor. Biz ise şehirlerimizi Türkiye Yüzyılı’na hazırlamak için gece gündüz çalışıyoruz.

Metro hatlarında çalışan araç sayısının da 4 katına artırarak kapasiteyi artırdık. Şimdi buradan soruyorum. 14 Mayıs’ta geleceğimize sahip çıkıyor muyuz. Kazanımlarımızı daha da ileri taşıyor muyuz? Türkiye Yüzyılı için doğru adımlarla ilerlemeye devam ediyor muyuz.

Şimdi Türkiye Yüzyılı için kolları sıvama vaktidir. Geçtiğimiz 21 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma adımlarını bundan sonra yapacaklarımızın girizgahı olarak görüyoruz.

Şimdi soruyorum. İP hani sen yerliydin. Bay bay Kemal neden terör örgütünün uzantısı olan partiyle partilerinde değil de Meclis’te görüştü. Şimdi ne yaptılar, partilerinin ismini değiştirdiler. Ayaklar altına alınmadık değer bırakmadılar.

Kumar masası dediler sonra tıpış tıpış o masaya oturdular. Bizi beğenmeyip ayrı parti kuranlar yedili masanın dolgu malzemeliğine razı oldular. Kirli bir ortaklık kurdular.

Seçimden sonra neymiş Selo’yu bırakacaklarmış. Yetmiyor Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da kaldıracaklarını söylüyorlar. Tabi bir de çocuklarımızı geçlerimizi sapkın akımların malzemesi yapmak için yanıp tutuşanlar var. Neymiş bu LBGT.

Hiçbirinin adını vermeme gerek yok. İP’i de DEVA’sı da diğerleri de ne millidir ne yerlidir. Bunun adı asla siyaset değildir. Bugüne kadar yedili masadan terör örgütleriyle mücadelede taviz verilmeyeceğine dair bir söz duydunuz mu?

Sapkın akımların ülkemizden uzak tutulması konusunda bir söz duydunuz mu? Şu anda ana muhalefetin Ankara, İzmir ve İstanbul gibi büyükşehir belediyeleri onlarda. Ya bir eserleri var mı? Onlar yapmaya değil yıkmaya geliyor. Biz ise yaptıklarımızın üzerine daha fazlasını koymaya geliyoruz.

14 Mayıs’ta bunları siyasi mevta yapamaya hazır mıyız? Öyleyse evlatlarımızın geleceğinin yedili kumar masasında harcanmasına izin vermeyelim. Türkiye Yüzyılı Vizyonuz gibi varsa bir vizyonları çıksınlar görelim. Unutmayın 14 Mayıs’ta sandığa gidince atacağınız oylarla 15 Mayıs sabahı nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımıza karar vereceğiz. “

Paylaşın

Meral Akşener: Çalanlar Ve Yiyenler Hukukla Hesap Verecek

Ankara Büyükşehir Belediyesi Projeleri’nin Tanıtım ve Açılış Töreni’nde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Türkiye’de sizin paranızı çalanlar hesap verecek. Çalanlar ve yiyenler hukukla hesap verecek. Cumhurbaşkanı parmağını uzatıp ‘Meral Akşener bu daha iyi günlerin, daha başına nelere gelecek’ demeyecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çünkü siyasetçi intikam makamı değildir; ama çalanın hırsızlık yapanın ensesinde olması için de yargıyı hür objektif bağımsız kılandır. Gençler az sabredin siz burada kalıp iş sahibi olacaksınız. Yurt dışına giden çocuklarımız Türkiye’ye dönüp hizmet edecek.”

Akşener, konuşmasının devamında, “14 Mayıs günü sandıklara sahip çıkılacak. 14 Mayıs akşamı sayın Erdoğan’ı elbette gayet büyük bir saygıyla yolculayacağız, Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanlığı makamında alkışlayacağız.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Büyükşehir Belediyesi Projelerinin Tanıtım ve Açılış Töreni’nde konuştu. Akşener’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu ülkenin gençlerini işsiz bırakanlara, buna karşılık danışmanlarına 5-10 maaş ödeyenlere yuh olsun yuh!

Mansur Başkanım, hep hayırlı hizmetler sana nasip oldu, niye, çalmıyorsun, kayırmıyorsun, cebe atmıyorsun be başkanım. Harama el uzatmadığın zaman, yandaş kayırmadığın zaman yapılamayan hizmetler, son derece uygun paralarla yapılabiliyormuş.

14 Mayıs günü kullanacağınız oyların önemi burada. Sayın Mansur Yavaş, Ankara’da aday olduğu zaman su, elektrik paralarını toplayacak olan DHKP-C’li ve PKK’lıydı. Sizin evinize PKK’lı geldi mi kardeş? Ben biliyorum Ankaralı kadınlar PKK’lı gelse var ya ayakkabının tersiyle kadınlar kovalar. Sizin gibi ailelerin iş bulmaktan yorulmuş çocukları okuyor faturalarınızı.

15 Mayıs’ta inşallah Millet İttifakı iktidar olacak. İyi Parti bu ülkenin sigortasıdır. 13. Cumhurbaşkanı dürüstlüğüne, namusuna kefil olduğu Kılıçdaroğlu olacak.

Türkiye’de sizin paranızı çalanlar hesap verecek. Çalanlar ve yiyenler hukukla hesap verecek. Cumhurbaşkanı parmağını uzatıp ‘Meral Akşener bu daha iyi günlerin, daha başına nelere gelecek’ demeyecek. Çünkü siyasetçi intikam makamı değildir; ama çalanın hırsızlık yapanın ensesinde olması için de yargıyı hür objektif bağımsız kılandır. Gençler az sabredin siz burada kalıp iş sahibi olacaksınız. Yurt dışına giden çocuklarımız Türkiye’ye dönüp hizmet edecek.

14 Mayıs günü sandıklara sahip çıkılacak. 14 Mayıs akşamı sayın Erdoğan’ı elbette gayet büyük bir saygıyla yolculayacağız, Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanlığı makamında alkışlayacağız.”

Paylaşın

Oğan, Kılıçdaroğlu’nu Ziyaret Etti: Gündem Seçim Güvenliği

Kılıçdaroğlu ile görüşme gerçekleştiren Oğan, görüşmede gündemin sadece seçim güvenliği olduğunu söyledi. Oğan seçim güvenliği konusunu görüşmek üzere diğer cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce ve Recep Tayyip Erdoğan’dan da randevu talep edeceklerini söyledi.

Zafer Partisi, Adalet Partisi, Ülkem Partisi ile Türkiye İttifakı Partisi’nden oluşan ATA İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek için CHP Genel Merkezi’ne gitti.

Kısa süren görüşmenin ardından açıklama yapan Sinan Oğan, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmede gündemin sadece seçim güvenliği olduğunu söyledi.

“Bugün seçim güvenliği ile ilgili endişelerimizi paylaşmak için kendisini ziyaret ettik. Kendisinin Millet İttifakı olarak yaptıkları çalışmalardan bahsettiler. Karşılıklı veri alışverişinde bulunmak için arkadaşları görevlendirdik. Bu seçimin selameti için bundan sonra da diyalog kapılarını açık tutacağımızı ifade ettik. Seçmen listesinde oldukça fazla sayıda Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı, Pakistanlı, başka bölgelerden seçmenlerin olduğunu tespit ettik. Bu yönde endişelerimiz var.

“Diğer endişe kaynağımız, deprem dolayısıyla bölgeyi terk eden 2 milyonun üzerinde seçmenin sadece 450 bininin kayıt altına alınması. Yani oy kullanacak noktaya getirilmesi. Ama 1 milyon 626 bin seçmenin kayıt yaptırmamış olmasıdır.”

ATA İttifakı ve onu oluşturan siyasi partilerle birlikte STK’larla sandık güvenliği için ortaklıklar yaptıklarını belirten Oğan, ülkenin en önemli seçiminde “hala gri noktaların olduğunu” belirtti. Oğan seçim güvenliği konusunu görüşmek üzere diğer cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce ve Recep Tayyip Erdoğan’dan da randevu talep edeceklerini söyledi.

Sinan Oğan, dün yaptığı açıklamada yabancı uyruklu kişilerin e-Devlet’ten isim değişikliği yaptığını belirtmiş, seçim güvenliğinin Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu savunarak tüm cumhurbaşkanı adalarına çağrı yapmıştı. Oğan, “Seçim güvenliğini azıcık olsa önemsiyorlarsa bir araya gelip seçim güvenliğini konuşmamız lazım” demişti.

Paylaşın