Uzmanlardan Anket Uyarısı: Seçmen Manipüle Ediliyor

Kamuoyuna seçimlerle ilgili araştırma sonucu sunan şirketlerin araştırma sektöründen olmadığını söyleyen siyaset bilimci Emre Erdoğan, kökü 70’lere dayanan Türkiye’nin en büyük araştırma şirketlerinin hiçbirinin seçim anketi sonucu açıklamadığını belirtiyor.

Emre Erdoğan, “Sadece seçim dönemleri ortaya çıkan, kamuoyuna istenmeyen bilgi sunan, bunun karşılığında da ya partilerden ya da adaylardan iş alan ve ünlü olan birtakım kişiler var. Türkiye’de bence esas sorun araştırma şirketleriyle bu merdiven altı kuruşları ayırt etmeyi bilmek. Medya bilmiyor” diye konuşuyor.

Anket şirketinin finansman kaynağını açıklamamasının büyük bir sorun olduğunu vurgulayan siyaset bilimci Mert Moral da “Herkes sayının büyüsüne kapılıp ‘Bak işte CHP’nin oy oranı şu kadar artmış’ büyüsüne kapılıp anket yayınlama gayretine giriyor. Köşe yazarları yapıyor, bunu televizyonlar da yapıyorlar. Yetmiyor, YouTube’da yapılıyor, Twitter’da yapılıyor. Bunu kim yaptı diye soruyorsunuz, bilmem ne firması. E kim sponsor oldu buna? Bilmiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Bilimsel kriterleri karşılamayan anketlerin medya tarafından süzgeçten geçirilip yayınlanmaması gerektiğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de bu konuda bir bilinçlenme olmadığı için kötü mal piyasadan silinmiyor, önceki seçimlerde ‘çuvallayan’ şirketler yeni seçim döneminde anket açıklamaya devam ediyor.

Seçimlere iki aydan kısa bir süre kala kamuoyu oluşturmada kritik bir rolü olan seçim anketleri de gündemi meşgul ediyor.

Kritik seçimlerde bir oy bile önemli, ancak kamuoyuna yansıyan anket sonuçları birbirinden büyük farklılıklar gösterebiliyor. Uzmanlara göre bu durum Türkiye’deki seçim anketlerinin bilimsel standartlara dayanmadığının bir göstergesi.

Uzmanlar, anketlerin ne kadar güvenilir olduğunu değerlendirebilecek bilimsel bir kriter olmadığına işaret ediyor.

Son anketler ne söylüyor?

Yurt içi ve yurt dışında toplam64 milyon 191 bin 285 seçmenin sandığa çağrıldığı seçimlerle ilgili çok sayıda şirket, anket sonuçlarını paylaşmaya devam ediyor.

MAK, Türkiye Raporu, Yöneylem, Asal Araştırma, AR-G Araştırma, Bulgu, Aksoy ve SAROS araştırmanın son anketlerine göre AKP en fazla oy alan parti olurken, PİAR, ALF, Themis Araştırma’nin anketlerinde CHP ilk sırada yer alıyor.

ORC’ye göre Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 53,1, Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 42,3 oy alırken MetroPoll’ün son anketinde Cumhur İttifakı’nın oyu yüzde 42,1, Millet İttifakı’nın yüzde 37,6 oldu. Orthus Araştırma ve Danışmanlık şirketinin anketinde ise Recep Tayyip Erdoğan yüzde 46,4, Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 44,9, Muharrem İnce yüzde 4,5, Sinan Oğan yüzde 0,8 oy oranına sahip.

Peki anket şirketlerinin açıkladığı bu sonuçlar sahadaki durumu ne kadar yansıtıyor?

“Gizli oy değişikliği yapabiliyorsunuz”

Kamuoyu oluşturma gibi bir işlevi olan anketler, seçmenlerin tercihlerini etkileme gücüne sahip. DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Emre Erdoğan, bunu “Gizli oy değişikliği yapabiliyorsunuz, stratejik oy verebiliyorsunuz. Bunun da vahim, sorunlu sonuçları olabiliyor” şeklinde açıklıyor.

Erdoğan’a göre şu anda kamuoyunda paylaşılan seçim anketlerinin çoğu güvenilir değil.

Anketlerin toplumsal sorumluluğu olduğu için manipülasyona karşı uluslararası alanda kabul görmüş bilimsel kriterlere uyulması gerektiğini ifade eden Erdoğan, Türkiye’de yakın zamanda yapılan regülasyonların ise anket şirketleriyle ilgili sorunları pratikte çözmediğini aktarıyor.

“Seçime bir hafta kala anket yayınlamayı bırakıyorsunuz. Daha önce yayınlarsanız onu belli bir künye bilgisi paylaşmak zorundasınız gibi yasa koyucunun koyduğu bazı tedbirler var. Ancak kimse umursamıyor” diyen Erdoğan, ekliyor: “Çünkü şu anda getirisi çok fazla.”

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Doç. Dr. Mert Moral da seçimlerle ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarının ne kadar güvenilir olduğunu değerlendirebilecek bilimsel bir kriter olmadığı görüşünde.

Anket şirketlerinin başka başka sonuçlar açıklamasının şans olma ihtimalinin çok düşük olduğunu söyleyen Moral, “Ya bu şirketlerin çektikleri örneklemler sadece belirli bir seçmen kitlesini temsil ediyor ya da o seçmen kitlesi o örneklemin içinde daha çok temsil ediliyor. Gerçekten Türkiye seçmen popülasyonunu temsil eden örneklemden çekiyor olsalar bir ankette Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranı yüzde 40, öbüründe yüzde 28 olamaz” diye konuşuyor.

Siyasi partilere çalışan şirketler var

Sürekli yanlış prosedür takip ediliyorsa anket sonuçlarında kayma olabileceğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de başka bir sorun daha gözlemleniyor. Farklı siyasi partiler tarafından finanse edildiği konuşulan anket şirketlerinin, maddi ya da ideolojik nedenlerle o partilerin lehine sonuçlar üretttiği görülüyor.

Anketlerin kimlerle yapıldığından soruların soruluş biçimi ve sıralamasına kadar pek çok kriter bilimsel anlamda anket sonuçlarını etkiliyor.

Sonuçlarda hata payının (margin of error) düşük olması için anketin öncelikle düzgün bir örneklemle yapılmış olması gerekiyor. Düzgün bir örneklem için ise anketin yapıldığı bölge ya da ülkedeki herkesin o örnekleme dahil olma olasılığının eşit olması, yani rassal olması gerekiyor.

Sabancı Üniversitesi’nde 2017 yılından bu yana seçmen davranışı, siyaset metodolojisi ve anket metodolojisi alanlarında dersler veren Moral, Türkiye’de 2011’den 2019’a kadar toplam sekiz seçim için yapılan 295 seçim anketini incelediklerini ve bu anketlerin uluslararası alanda kabul görmüş bilimsel kriterlere ne kadar uyduğuna dair bir çalışma hazırladıklarını anlatıyor. Çalışmanın sonucunda Türkiye’de anket şirketlerinin açıkladığı sonuçların rassal bir örneklemeye dayanmadığını, hata payı marjının çok yüksek ve bilimsel standartlardan uzak olduğunu gördüklerini aktarıyor. Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin de 2015’te benzer bir rapor açıkladığını belirten Moral, Türkiye’de yapılan anketlerin bu alanda sınıfta kaldığını ifade ediyor.

Moral’a göre bunun birinci nedeni ise örneklem seçimi. “Yeterince büyük rassal örneklem çekerseniz bunlar zaten popülasyondaki gibi dağılırlar” diyen Moral, Türkiye’deki anketlerin bu kurala uyarak yapılmadığını söylüyor.

“Telefon numaralarını satın alıyorlar”

Anket firmalarının genellikle belli bir firmadan telefon numaralarını satın aldıklarını, dolayısıyla aynı mağazadan ya da marketten alışveriş yapan, maddi olanakları ya da eğitim seviyesi birbirine yakın olan insanlarla anket yaptıklarını anlatan Moral, “Eğer ben listeyi buradan alırsam bunlar gibi olmayan insanların ne düşündüğünü, kime oy verdiğini, nasıl oy verdiğini bulma ihtimalim yok” diyor.

Türkiye’de bir telefon veri tabanı olmadığına işaret eden Emre Erdoğan da dolayısıyla telefon üzerinden yapılan anketlerde örneklemin doğru seçilemediğini aktarıyor.

Buna göre numaralar rassal olarak çevrilse bile sabit telefon oranının yüzde 30 civarında olması sorun oluşturuyor. Cep telefonları üzerinden yapıldığında da cep telefonu olmayanların varlığı ve birden fazla cep telefonu olanlar da düşünüldüğünde operatörlerin yaygınlık oranları tam bilinmediği için yine seçilen örneklem tüm nüfusu temsil etmiyor. İnternet üzerinden yapılan anketlerde de benzer sorun mevcut.

“Türkiye’yi temsil etmiyor”

Bazı anket şirketlerinin ise kahvede, sokakta ya da parklarda anket yaptığını söyleyen Erdoğan, bu tür anketlerin de temsili olmadığını söylüyor. Erdoğan, “Bu çok ciddi bir sorun. Kamuoyunun eriştiği araçlarla yapılan anket çalışmalarının büyük bir kısmı temsili değil. Türkiye’yi temsil etmiyor. Temsil etmediği için de genelleme yapılamaz” diyor.

Anketlerle ilgili bir diğer sorun ise kotalı örneklem. Türkiye’de anket şirketleri yaş, cinsiyet, siyasi parti vs gibi örneklem sayısına bir kota koyuyor. Örneğin bir yaş grubuna kota konulduysa kota dolduğunda o yaş grubundaki insanlar artık ankete dahil edilmiyor. Ancak bilimsel olarak bir örneklemin rassal olması, yani hata payının düşük olması için kota örneklem kullanılmaması gerekiyor.

“Yanlış yöntem ısrarla kullanılıyor”

Mert Moral, kotalı örneklemin teorik olarak ispatlanmış yanlış bir yöntem olduğunu belirterek “Bu yanlış yöntem ısrarla Türkiye’de kullanılıyor. Türkiye’deki seçim anketlerini dünyada kabul görmüş bilimsel yöntemlerle yapılan anketlerle mukayese ettiğimizde akla kara gibi bir fark var” diyor.

Uzmanlara göre anket şirketlerinin soru tekniklerinde de hatalar var.

Emre Erdoğan, teknik olarak soruların yanlış sorulduğunu, soru sıralamasında da sorunlar olduğunu vurguluyor. Erdoğan, soruların sıralamasına göre olumlu ve olumsuz yanıtların değişebileceğini belirtiyor.

Mert Moral da seçim anketi yapan şirketlerin yöntem olarak daha çok hangi soruyu sorduklarının bilinmediğini, soruların bilimsel olarak sınanmış sorulardan oluşmadığını ve ölçmek istenen şeyi gerçekten ölçüp ölçmediğinin belirsiz olduğunu anlatıyor: “İstediğiniz cevabı aldırmak çok zor bir şey değil insanlarda. Evet, doğru hatırlatmaları yaptığınız müddetçe bambaşka yanıtlar gelebilir.”

Moral, bilimsel yöntemlerle yapılan anketlerin çok maliyetli olduğuna da işaret ediyor. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden tesadüfi yeterince büyük bir örneklem çekilebildiğini ifade eden Moral, “Bununla ilgili yüz yüze görüşmelerle yapmak çok maliyetli işler. Anket yapılacak kişi adreste yoksa bir daha o adrese gitmeniz gerekiyor” diyor.

Önceki sonuçlar ne gösterdi?

24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan yüzde 54, Muharrem İnce ise yüzde 29 oy aldı.

1 Mayıs ve 22 Haziran tarihleri arasında açıklanan seçim anketleri Erdoğan’ın oyunu yüzde 39.7 ila yüzde 53.5 arasında gösteriyordu. Seçimden iki gün önce yayınlanan Adil Gür anketine Erdoğan’ın oyu yüzde 53.5 olarak yansımıştı. Sonucu buna en yakın olan yüzde 52.7 ile ORC’nin 17-19 Haziran’da yaptığı anketti. Haziran ayında yapılan 15 anketin dokuzu Erdoğan’ın oyunu yüzde 50’nin üzerinde gösteriyordu.

Aynı tarihli milletvekilliği seçimlerinde ise AKP’nin oyu yüzde 43, CHP’nin yüzde 22 oldu. 1 Mayıs ve 22 Haziran tarihleri arasında açıklanan anketlere göre AKP’nin oyu yüzde 34,8 ile 46,7, CHP’nin oyu yüzde 22,7 ile 28,2 arasında değişiyordu.

Kasım 2015 seçimlerinde ise AKP yüzde 49,5 oy oranıyla iktidara geldi. Ekim 2015’te yapılan anketler AKP’nin oyunun yüzde 39.1 ila 44,45 arasında olduğuna işaret ediyordu. Aynı seçimlerde CHP yüzde 25,3 ile ikinci parti olurken anket sonuçları oy oranının Ekim ayında 25,3 ila 29,2 arasında olduğunu gösteriyordu.

Peki anket şirketleri teknik olarak yaptıkları hatalara rağmen seçim sonuçlarına nasıl yaklaştı?

“Bilimsel sonuç ürettiği anlamına gelmez”

Emre Erdoğan’a göre seçim sonucunu doğru tahmin etmek akademik açıdan bilimsel bir sonuç üretildiği anlamına gelmiyor. “Anket şirketlerinin performansları da iddia edildiği kadar iyi değil. En itibarlı kurumların birçok yanlış sonuç verdiğini duyduk” diyen Erdoğan, “Mesela bir anket şirketi haziranda seçim sonucunu tutturmuş ama martta çok yanlış yapmışken haziran sonuçlarını paylaşarak reklamını yapabiliyor” şeklinde konuşuyor.

Anket şirketleriyle ilgili en büyük sorunlardan birinin de finansman kaynaklarıyla ilgili olduğunu ifade eden Erdoğan’a göre araştırma şirketlerinin işi kendi kendine araştırma yayınlayıp açıklamak değil.

Araştırmanın parasını kim veriyor?

Kamusal bir mesele olduğu için bu araştırmaları kimin finanse ettiğinin önemli olduğunun vurgulayan Erdoğan, Avrupa ve Amerika’da bunun birinci kriter olduğunu Türkiye’de ise buna dikkat edilmediğini aktarıyor.

“Piyasada bu kadar araştırma şirketi var. Neden ben bu araştırmanın bilgisine bedava ulaşıyorum? Hiçbir bilgi yok” diyen Erdoğan, Türkiye’deki şirketlerin sadece birkaç tanesinin finansman kaynağını açıkladığını söylüyor. Bu konuda ciddi bir kirlilik olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Mesela bir araştırma şirketindeki arkadaşların bir partide çalıştığı kulaktan kulağa biliniyor ve o firma sonuç açıklıyor. O sonucu okuyan kişinin bunu bilmesi gerekmiyor mu? O arkadaş parayı o partiden alıyor. Önemli bir bilgi değil mi? Peki nereden biliyoruz bunu, dedikoduyla biliyoruz. Sadece bilen biliyor. Ama çok basit bir etik kural. O bilgi taraflıdır. Tarafsız değildir. Doğru olsa bile taraflıdır” ifadelerini kullanıyor.

“Seçmen manipüle ediliyor”

Kamuoyuna seçimlerle ilgili araştırma sonucu sunan şirketlerin araştırma sektöründen olmadığını söyleyen Erdoğan, kökü 70’lere dayanan Türkiye’nin en büyük araştırma şirketlerinin hiçbirinin seçim anketi sonucu açıklamadığını belirtiyor. Erdoğan, “Sadece seçim dönemleri ortaya çıkan, kamuoyuna istenmeyen bilgi sunan, bunun karşılığında da ya partilerden ya da adaylardan iş alan ve ünlü olan birtakım kişiler var. Türkiye’de bence esas sorun araştırma şirketleriyle bu merdiven altı kuruşları ayırt etmeyi bilmek. Medya bilmiyor” diye konuşuyor.

“Muharrem İnce’nin oy oranının 3 olmasıyla 9 olması arasında fark yok mu? Siz manipüle ediyorsunuz bunu yaparak” diyen Erdoğan’a göre Türkiye’de olması gereken medyanın, üniversitelerin ya da araştırma merkezlerinin elini taşın altına koyup seçim araştırmaları yapmaları ve kamuyu bilgilendirme sorumluluklarını yerine getirmeleri. Erdoğan, “Ama kaçıyorlar. Medya bedava içerik kullanıyor, üniversite ve sivil toplum kaçıyor” diye ekliyor.

Anket şirketinin finansman kaynağını açıklamamasının büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Mert Moral da “Herkes sayının büyüsüne kapılıp ‘Bak işte CHP’nin oy oranı şu kadar artmış’ büyüsüne kapılıp anket yayınlama gayretine giriyor. Köşe yazarları yapıyor, bunu televizyonlar da yapıyorlar. Yetmiyor, YouTube’da yapılıyor, Twitter’da yapılıyor. Bunu kim yaptı diye soruyorsunuz, bilmem ne firması. E kim sponsor oldu buna? Bilmiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Bilimsel kriterleri karşılamayan anketlerin medya tarafından süzgeçten geçirilip yayınlanmaması gerektiğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de bu konuda bir bilinçlenme olmadığı için kötü mal piyasadan silinmiyor, önceki seçimlerde ‘çuvallayan’ şirketler yeni seçim döneminde anket açıklamaya devam ediyor.

Aday listeleri sunuldu

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak 28. Dönem milletvekili genel seçimleri için siyasi partiler Yüksek Seçim Kurulu’na milletvekili aday listelerini sunarken Cumhurbaşkanlığı için dört aday yarışacak.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri 14 Mayıs’ta yapılacak, ancak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 50+1’e ulaşılamazsa ikinci tur 28 Mayıs’ta gerçekleşecek.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti Sandık Kurullarında Yer Alabilecek Mi?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Peki seçim güvenliğinin çok önemli olduğu göz önünde bulundurulduğunda, HDP adaylarının da yer aldığı Yeşil Sol Parti sandık kurullarında görev alabilecek mi?

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, YSP’nin bazı yerlerde sandık kurullarında yer almasının mümkün olduğunu belirterek, bunu şöyle açıkladı:

“YSP son seçimlere girmediği için sandık kurulu üyesi olamıyor. Ama son seçimlerde en çok oy almış beş parti üye veriyor ya, diyelim ki biz sandık kuruluna girmedik, bizden sonraki parti kurula giriyor. Ama o ilçede eğer örgütü olan başka bir parti yoksa o zaman seçime giren partilere bakıyorlar. O parti seçime giriyorsa, ki giriyor ve ilçede teşkilat varsa, ki çoğunda var, o zaman bazı ilçelerde sandık kurulu üyesi verebiliyor.”

Bunun örneğinin 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşandığını söyleyen Tiryaki, İYİ Parti’nin o dönemde henüz bir seçime girmediği halde bazı sandık kurullarına üye verdiğini hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nde devam eden kapatma davası nedeniyle Yeşil Sol Parti (YSP) listesinden seçime girecek olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve diğer bileşenler adaylarını geniş bir organizasyonla tanıtırken, Yeşil Sol Parti’nin bazı ilçelerde sandık kurullarında yer alabileceği belirtiliyor.

TBMM’nin üçüncü büyük partisi olan HDP, hakkındaki kapatma davasında tam seçim öncesi bir karar alınabileceği riskini düşünerek seçime Emek ve Özgürlük İttifakı çatısında yer alan Yeşil Sol Parti’nin listesinden girmeye karar vermişti.

Cumhur ve Millet ittifaklarına alternatif olan Emek ve Özgürlük İttifakı; HDP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan (SMF) oluşuyor.

İttifak içinde uzun süren görüşmelerin ardından HDP, EHP, EMEP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve TÖP seçimlere 81 ilde Yeşil ve Sol Parti çatısından ortak listelerle katılmaya karar vermişti. İttifak içinde yer alan TİP ise seçimlere 49 il ve 52 seçim çevresinde kendi listeleriyle girerken, diğer tüm il ve seçim bölgelerinde Yeşil ve Sol Parti’yi destekleyecek.

Ankara’da bugün düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıyla YSP adaylarını tanıttı.

Adaylar arasında iki dönem kuralının esnetildiği HDP Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, Meral Danış Beştaş, Sezai Temelli ve Saruhan Oluç gibi bazı isimler bulunuyor. HDP’li 33 HDP milletvekili ise iki dönem kuralı nedeniyle bu seçimde aday olmadı.

HDP’nin kapatılması durumunda ise şu anda aday gösterilen Saruhan Oluç ve Meral Danış Beştaş gibi bazı isimlerin durumları tehlikeye girebilir. Bu durumda bu isimden sonra gelen adayın seçime girmesi söz konusu olacak. Kapatma davası kapsamında HDP’li 53 milletvekili için siyasi yasak isteniyor.

Bu arada iki tecrübeli gazeteci Hasan Cemal ve Cengiz Çandar seçilecek yerlerden aday olurken, çözüm sürecinin aktif isimlerinden Sırrı Süreyya Önder, barış akademisyeni Sevilay Çelenk, hukukçu Mehmet Emin Aktar, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, babası ve iki abisi AKP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve akrabaları tarafından öldürülen Ferit Şenyaşar gibi isimler de adaylar arasında.

Aday tanıtım toplantısının yanı sıra Yüksek Seçim Kurulu’nun yurt dışı seçim bölgesi ile ilgili aldığı son karar da gündemin önemli konularından biri.

YSK’nın 14 Mayıs seçimindeki sandık kurullarına ilişkin aldığı son kararla seçimlere Yeşil Sol Partisi listelerinden girme kararı alan HDP’nin sandık kurullarında temsilci hakkı bulunduramayacağına hükmettiği basına yansımıştı. Bu kararın MHP’nin başvurusu üzerine yapıldığı da belirtilmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aday tanıtım toplantısında konuştuğu HDP’nin YSK Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, konunun basına yansıdığından biraz daha farklı olduğunu belirterek, son durumu ve genel yasa hükmünü şöyle aktardı:

“YSK’ya biz başvurduk. Çünkü yurt içindeki sandık kurulu üyelerinin oluşumuna dair şöyle bir hüküm var; eğer son seçimlerde ilk beş parti içinde yer alıyorsa ve o ilçede teşkilatı varsa sandık kuruluna o parti üye verebiliyor. Ama parti seçime girmezse eğer, sandık kuruluna üye verme hakkını da kaybediyor.”

Tiryaki, seçimden çekilen partinin aynı şekilde ilçe seçim kurulu üyeliği hakkının da sona ereceğini ve yasada bu konularda açık hüküm bulunduğunu belirterek, yurt dışı seçim bölgesi ile ilgili farklılığı ise şöyle açıkladı:

“Ancak yurt dışındaki sandık kurulları için böyle kesin bir hüküm yok, genel kural son seçimlerde en çok oy almış üç siyasi partinin yurt dışı sandık kurullarına üye vermesi şeklinde. Yurt dışı için üç partiden birisi seçime girmezse sandık kurulu üyeliğinin düşüp düşmeyeceğine ilişkin açık hüküm yok. Biz de yasa koyucu yurt içi hakkında açık hüküm koyarken yurt dışı için koymamış diyerek YSK’ya başvurup sandık kuruluna üye vermek istediğimizi belirttik.”

YSK’nın HDP’nin bu başvurusu ile birlikte aynı anda başvuran MHP’nin başvurusunu da değerlendirdiğini aktaran Tiryaki, “YSK bu iki başvuruyu birlikte değerlendirdi ve yurt içindeki sisteme paralel olarak yurt dışı için de bir parti seçime girmiyorsa sandık kuruluna üye veremeyeceğine hükmetti” diye konuştu.

Yeni Sol Parti sandık kurullarında yer alabilecek mi?

Peki seçim güvenliğinin çok önemli olduğu göz önünde bulundurulduğunda, HDP adaylarının da yer aldığı Yeşil Sol Parti sandık kurullarında görev alabilecek mi?

Tiryaki YSP’nin bazı yerlerde sandık kurullarında yer almasının mümkün olduğunu belirterek, bunu şöyle açıkladı:

“YSP son seçimlere girmediği için sandık kurulu üyesi olamıyor. Ama son seçimlerde en çok oy almış beş parti üye veriyor ya, diyelim ki biz sandık kuruluna girmedik, bizden sonraki parti kurula giriyor. Ama o ilçede eğer örgütü olan başka bir parti yoksa o zaman seçime giren partilere bakıyorlar. O parti seçime giriyorsa, ki giriyor ve ilçede teşkilat varsa, ki çoğunda var, o zaman bazı ilçelerde sandık kurulu üyesi verebiliyor.”

Bunun örneğinin 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşandığını söyleyen Tiryaki, İYİ Parti’nin o dönemde henüz bir seçime girmediği halde bazı sandık kurullarına üye verdiğini hatırlattı.

Paylaşın

Dikkat Çeken Analiz: Erdoğan’ı Başa Baş Bir Seçim Yarışı Bekliyor

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, dünya basını da seçimler ve muhtemel sonuçlarını değerlendirmeye devam ediyor. Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin ‘kesin olmadığını’ yazdı.

Gazete Duvar’ın aktardığı ABD merkezli Bloomberg’de yer alan Selcan Hacaoğlu imzalı analizde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yeniden seçilmek istediği ancak seçilmesinin kesin olmadığı’ yazıldı.

“Erdoğan, neden başa baş bir seçim yarışı ile karşı karşıya?” başlıklı analizde yedi madde açıklayan Hacaoğlu, Maraş merkezli depremlerin etkileri, ekonomik kriz, bireysel hak ve özgürlükler ve Erdoğan’ın adaylık süreci gibi bir dizi konunun etkili olacağını ifade etti.

“Ülke ekonomik krizle karşı karşıyayken ve yıkıcı depremlerden sonra toparlanmaya çalışırken anketler, Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarına tehdit olabilecek sıkı bir yarışa işaret ediyor” diyen Hacaoğlu, ilk olarak 20 Ocak’ta yayınladığı ve 11 Nisan’da güncellenen analizde, “Depremler, on binlerce kişinin yaşamını yitirmesine ve hükümetin müdahalesine ilişkin eleştirileri beraberinde getirdi. Seçim kuralları, Erdoğan ve müttefiklerine avantaj sağlamak için yeniden yazıldı. Cumhurbaşkanını eleştirenler, seçim kurulunun Erdoğan’a yeniden aday olma hakkı tanımasına itiraz ediyor” yorumunu yaptı.

Maraş depremleri ve etkileri

Erdoğan’ın adaylık süreci ile ilgili ilk sorun olarak 6 Şubat tarihli Maraş depremlerine atıfta bulunan Bloomberg, “En az 173 bin binanın yıkılması, inşaat artışı sırasında inşaatçıların hız ve tasarruf için güvenliği feda etmesine izin verildiğine dair uzun zamandır süregelen şikayetleri yeniden gündeme getirdi” diye yazdı.

“İnşaat şirketlerinin bazı dükkanlardan ve otoparklardan taşıyıcı kolonları kaldırdığı ve destekleyici duvarlarda değişikliğe gittiği, kapı ve pencere yaptığı biliniyor” hatırlatmasında bulunan Bloomberg, “Depremlerden hayatta kalanlar ve muhalefet partileri ayrıca hükümetin Türkiye’de yaşanmış en kötü doğal afetlerden birine yeterli müdahalede bulunmadığını söylüyor” dedi.

Bloomberg, ayrıca “Erdoğan, ağır kış koşullarında 11 şehrin tamamına acil yardım göndermede zorluklar yaşandığını kabul etti ama bütün mevcut yardımın seferber edildiğini vurguladı” bilgisini paylaştı.

Erdoğan ve ‘otoriter yönetimi’

İkinci olarak, Erdoğan’ın ‘2018’de Türkiye’yi geniş çaplı yetkilerle başkanlık sistemine geçirdikten sonra giderek otoriterleşen bir lider olarak görüldüğünü’ aktaran Bloomberg, “Seçim, ülkenin son 20 yıldaki en kötü geçim kriziyle boğuştuğu bir dönemde yapılıyor” hatırlatmasında bulundu.

Bloomberg, “Her ne kadar Erdoğan hâlâ Türkiye’nin en popüler siyasetçisi olsa da Adalet ve Kalkınma Partisi, partinin en sadık destekçileri arasında yer alan yoksullar arasındaki desteğini yitirdi. Erdoğan bu sefer altı partili bir muhalefet bloğunun ve Kürt siyasetinin ciddi bir meydan okumasıyla karşı karşıya” değerlendirmesini yaptı.

Ekonomik kriz, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı

Haberinde üçüncü olarak ekonomik krize değinen haber sitesi, “Türkiye’de ekimde yüzde 85,5 ile son 24 yılın zirvesini gören enflasyon nisanda yüzde 50,5’e düştü. Pandemiden kaynaklı aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş birçok ülkede enflasyonu körükledi ama, Erdoğan’ın alışılmadık ekonomik görüşleri, Türkiye’deki sorunu artırdı” diye yazdı.

Buna göre, “Merkez Bankası enflasyonla mücadele için faiz oranlarını yükseltirken Erdoğan, bunu yapmanın aksi yönde bir etkisi olacağı konusunda sıra dışı bir tutum sergiledi. Erdoğan’ın baskısı altında olan Merkez Bankası da faiz indirdi.”

Bloomberg, bu noktada, “Erdoğan, ülkenin mali durumunu test edecek olan seçim öncesi vaatler kapsamında, emekli ve memur maaşlarının yanı sıra asgari ücreti de önemli ölçüde arttırarak vatandaşların alım gücünü korumaya söz verdi” bilgisini de paylaştı.

Erdoğan ve siyasi rakipleri

Dördüncü olarak Millet İttifakı’nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterdiğini hatırlatan Bloomberg, seçim sürecine ilişkin şu öngörüleri paylaştı:

“Halkların Demokratik Partisi (HDP) kendi adayını çıkarmak yerine Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğinin sinyallerini verdi. Cumhurbaşkanı adaylarının ilk turda kazanması için oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması gerek; aksi takdirde, iki hafta sonra ikinci tur yapılacak.

“Kılıçdaroğlu’nun eski bir müttefiki olan merkez sağ aday Muharrem İnce muhalefetin oylarının bölünmesine neden olabileceği için ikinci tur ihtimaller dahilinde. Son aday ise bir grup milliyetçi parti tarafından desteklenen Sinan Oğan.”

Adaylık sürecindeki ‘Anayasa çıkmazı’

Erdoğan’ın adaylığını hukuki olarak da ele alan Bloomberg, “Erdoğan’ı eleştirenler, bunun Anayasa’yı ihlal ettiğini söylüyor; Anayasa, ikinci dönem sırasında meclis erken seçim çağrısında bulunmazsa cumhurbaşkanlarını peş peşe iki beş yıllık dönemle sınırlıyor” diye yazdı.

Bloomberg, tartışmalara ilişkin şu bilgiyi paylaştı: “Erdoğan’ın aday olabileceğini savunanlar ise Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili tartışmaları başkanlık sistemiyle başlatıyor.

“Daha öncesinde Erdoğan 11 yıl Başbakan olarak görev yaptıktan sonra 2014’te Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmişti. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına uygun olduğu, bu konuda son sözü söyleyen Yüksek Seçim Kurulu tarafından kabul edildi.”

Yeni seçim sistemi

Altıncı olarak yeni seçim sistemini ele alan Bloomberg, “Anketler, Erdoğan’ın partisi ile, küçük ortağı MHP’nin Meclis çoğunluğunu korumakta zorlanabileceğini gösteriyor. Şayet bu partiler ve öteki küçük ortakları ortak listelerle aday çıkarma konusunda anlaşırlarsa şansları artabilir” yorumunda bulundu.

“Türkiye’deki göreceli temsile dayalı D’Hondt sistemi, ittifakların ve daha büyük partilerin lehine” değerlendirmesini yapan haber sitesi, “Şu anda meclisteki en büyük üçüncü blok olan HDP kapatma davasıyla karşı karşıya fakat Yeşil Sol Parti’yle bundan sıyrılabilir” dedi.

Değişen seçim kuralları

Bloomberg, son olarak “Seçim kuralları nasıl değişti?” başlığı altında, ‘6 Nisan’da yürürlüğe giren değişikliklerin, kampanya düzenlemek veya mitinglere katılmak için devlet kaynaklarını kullanma konusunda bakanlara getirilen yasaktan cumhurbaşkanının muaf tuttuğunu’ yazdı.

Söz konusu değişikliklerin seçim barajını yüzde 10’dan 7’ye indirdiğini de hatırlatan Bloomberg, kuralların ‘küçük partilerin kendi başlarına mecliste sandalye kazanmasını zorlaştırdığını ve bu partilerin daha büyük ittifaklar tarafından domine edilmek durumunda kaldıklarını’ ifade etti.

Paylaşın

Erdoğan, Seçim Beyannamesini Açıkladı: Yeter Söz Milletin

AK Parti’nin seçim beyannamesini açıklayan Erdoğan, “Yine bir 14 Mayıs arifesinde, bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ demek için biz bir aradayız. Bizim yeter dememiz Bay Bay Kemal’in yeter demesine benzemez” dedi ve ekledi:

“Hayatlarını bu mücadeleye adamış milletin adamlarının kiminin sonu darağacında bitmiş olsa da yüreklerde yaktıkları hak, hukuk, özgürlük, kalkınma ateşi hiç sönmedi.”

Erdoğan “Darbeciler süngüleriyle, bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Vesayetçilerin millete tepeden bakan kibirleri bu ateşi söndürmeyi başaramadı.” dedi.

Seçim beyannamesi ve aday tanıtım toplantısı Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle açıklandı.

Erdoğan konuşmasında, “Şu karşımdaki tabloyu gerek salon dışında, gerek salon içinde Türkiye Yüzyılı’nın muştusu olarak görüyorum. Sevginiz, coşkunuz, ahdevefanız, düşmana korku salan aslan yürekleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

“Yine bir 14 Mayıs arifesinde, bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ demek için biz bir aradayız” diyen Erdoğan Bizim yeter dememiz Bay Bay Kemal’in yeter demesine benzemez. Hayatlarını bu mücadeleye adamış milletin adamlarının kiminin sonu darağacında bitmiş olsa da yüreklerde yaktıkları hak, hukuk, özgürlük, kalkınma ateşi hiç sönmedi” diye konuştu.

Erdoğan “Darbeciler süngüleriyle, bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Vesayetçilerin millete tepeden bakan kibirleri bu ateşi söndürmeyi başaramadı.” dedi.

Cumhurbaşkanı şöyle devam etti;

“Hamdolsun milletimiz her seferinde iradesine sahip çıktı, istiklaline ve istikbaline sahip çıktı. Yönünü aydınlık geleceğine çevirdi. AK Parti işte bu kutlu mirasın son 21 yıldaki temsilcisi olarak milletimizle gönül gönüle, omuz omuza tarihi bir demokrasi ve kalkınma mücadelesi yürütüyor. Kurulduğumuz günden beri girdiğimiz her seçimi bu çetin mücadelenin yeni adımı yeni safhası olarak yaşadık.

2002 seçimlerine “Tek başına, iş başına” diyerek gittik. Milletimiz bizi tek başımıza iktidara getirdi. 2007 seçimlerine “Durmak yok, yola devam “ diyerek gittik. Milletimiz yolumuzu açtı.

2011 seçimlerine “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün” diye gittik. Milletimiz tercihini istikrardan yana kullandı.

2013 seçimlerine “Sen, ben yok, Türkiye var” diyerek gittik. Türkiye’yi yanımızda bulduk. 2018 seçimlerine “Vakit Türkiye vakti” diye gittik, yeni sistem için onay aldık .

Bugün de “Türkiye Yüzyılı için doğru adımlar” diyerek bir kez daha milletimizin huzurundayız. Darbecilere, vesayetçilere, küresel emperyalistlere, siyasi ve sosyal mühendislik projelerine karşı milletimizle birlikle Türkiye Yüzyılı’nın kapısını aralamak için buradayız.

AK Parti’nin 14 Mayıs’ta milletimizin huzuruna çıkacak kadrosu olarak ahdimizi yenilemek için bir aradayız.”

Türkiye Yüzyılı’nın sadece Türkiye’nin değil, İslam aleminden Türk Dünyasına, Balkanlardan Kafkaslara, Asya’dan Afrika’ya tüm dostlarının, tüm insanlığın ortak vizyonu olduğunu” belirten Erdoğan “Çünkü Türkiye sadece 780 bin kilometrekareden ibaret bir ülkenin, Türk Milleti sadece 85 milyon nüfustan ibaret bir toplumun adı değildir. Kalbi bizimle atan her kardeşimiz bu ülkenin ve bu milletin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.

‘Depremlerin izini sileceğiz’

Deprem felaketlerine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ülkemizin bir köşesindeki insanların evleri başlarına yıkılmışken, diğer hiçbir yerdeki insanımız hayatını hiçbir şey olmamış gibi sürdüremez” dedi ve deprem haberinin alındığı andan itibaren istisnasız her şehrin, her ilçenin, her hanenin, mağdurların imdadına koşmak için seferber olduğunu” belirtti ve şöyle devam etti;

“Devletimiz de, şartların zorluğunu kısa sürede aşarak, tüm gücü, kurumları, personeli ve imkânlarıyla deprem bölgesinde vaziyet aldı. Bu tablo, devletin milleti için var olduğu gerçeğini, her bir insanımızın yüreğine tekrar işledi.”

Allah’ın izniyle, 6 Şubat depremlerinin izlerini de, ‘kerim devlet’ anlayışıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde, kısa sürede sileceğiz.”

Önümüzdeki dönemde önceliğimiz elbette, 6 Şubat depremlerinin yıktığı şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak olacaktır.

Allah’ın izniyle, 319 bini bir yılda teslim edilecek şekilde, toplam 650 bin yeni konut yaparak, afetin 11 ilimizde ve mücavirinde açtığı yaraları tamamen saracağız.

Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Modeliyle, ülkemizin 81 ilinin tamamını, afetlere dirençli şehirler haline dönüştüreceğiz.

Bütüncül risk yönetimiyle, ülkemizi sadece depreme karşı değil, her türlü afete, felakete, tehdide karşı, tüm boyutlarıyla hazırlayacağız. ”

Ekonomi vaatleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi alanındaki vaatlerini de şöyle sıraladı:

Hayata geçireceğimiz “gelir tamamlayıcı aile destek sistemiyle”, hiçbir hanenin gelirinin belirli bir seviyenin altına düşmemesini temin edeceğiz.

Aile Koruma Kalkanı Programıyla, ev hanımlarının emekliliğine destek vermekten, her ailede en az bir çalışan olmasını sağlamaya kadar pek çok uygulamayı başlatacağız.

Gençlerimizi aile kurmaya teşvik etmek için, eğitiminden istihdamına, evliliğinden çocuk bakımına kadar her alanda kendilerine maddi katkı vereceğiz.

Bu hedeflere ulaşmak için, kaynağı ülkemizin kendi ürettiği doğalgaz ve petrol gelirlerinden sağlanacak bir Aile ve Gençlik Bankası kuracağız.

Yükseköğrenimdeki gençlerimize bir defaya mahsus olmak üzere cep telefonu ve bilgisayar ediniminde vergi muafiyeti sağlayacağız, ayrıca aylık 10 cigabayt ücretsiz internet vereceğiz.

Sosyal yardımlarımızı, yoksul insanlarımıza destek vermenin ötesinde, insanlarımızın yoksulluk seviyesine düşmesini önleyecek bir yaklaşımla yeniden yapılandıracağız.

Sahip olduğumuz kültür-sanat değerlerimizin, her alanda işlenmesini sağlayacak mekanizmalar kurarak, ülkemizin potansiyelini en üst düzeyde harekete geçireceğiz.

Ekonomimizi; yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyütmeyi sürdüreceğiz.

Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek, ülkemizi bu sorundan mutlaka kurtaracağız.

Memurundan emeklisine ve işçisine kadar çalışanlarımızın ücretlerini daima enflasyonun üzerinde artırarak, refah düzeylerini yükselteceğiz.

Turizmde 90 milyon turist ve 100 milyar dolar turizm geliri hedefiyle, yatırımı ve tanıtımı hızlandıracağız.

Ülkemizin halen 300 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayısını, 1 milyonun üzerine çıkartarak, küresel pazarın yüzde 10’unu elde edeceğiz.

Bilişim ihracatında 15 milyar dolara ulaşarak, ülkemizi bu alanda küresel bir merkez haline dönüştüreceğiz.

Ülkemizi 1 trilyon dolar dış ticaret hacmine ulaştırmaya yönelik hedefimize ulaşana kadar yatırıma, üretime, ihracata yükleneceğiz.

Önümüzdeki dönemde yıllık 5,5 büyüme oranıyla, milli gelirimizi bu dönemde 1,5 trilyon dolara, ardından da asıl hedefimiz olan 2 trilyon dolara çıkartacağız.

Kişi başına düşen milli gelirimizi 3 bin 600 dolardan 10 bin 600 dolara yükselttiğimiz gibi, önümüzdeki dönemde önce 16 bin dolara, ardından da daha yüksek seviyelere ulaştıracağız.

Bu büyüme sayesinde 5 yılda 6 milyon yeni istihdam oluşturarak, işsizlik oranımızı yüzde 7 seviyesine gerileteceğiz.
Kadın ve genç istihdamına özel önem vermeyi sürdüreceğiz.

Kamuya işe alımları, görevin getirdiği zorunluluklar dışında mülakatı kaldırarak, gençlerimizin sınavlardaki başarı sıralamasına göre yapacağız.

Girişimcilerimize verdiğimiz destekle ülkemizden en kısa sürede 15 adet milyar dolar ve 5 adet on milyar dolar değerinde şirket çıkmasını sağlayacağız.

Üretimin tabana yayılmasında çok önemli görev ifa eden KOBİ’lerimizi, büyüyen ekonomimizin lokomotifleri olarak, finansmandan istihdama her alanda daha güçlü şekilde destekleyeceğiz.

Bugüne kadar hassasiyetle devam ettirdiğimiz bütçe disiplininden önümüzdeki dönemde de taviz vermeyeceğiz.

Tasarım ve kriptoloji altyapısını kurduğumuz yeni nesil Dijital Türk Lirası projemizi hayata geçireceğiz.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Aday Listeleri Kürt Seçmene Ne Anlatıyor?

Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun, Millet İttifakı’nın güçlü bir listeyle seçmenlerin karşısına çıktığını söyledi. Mevcut adayların Kürt sorununun çözümünde etkili olabileceğini düşünmediğini vurgulayan Girasun, “Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlerin varlığı önemli. Bunlar Kürt meselesini iyi bilen olanlara, bir döneme şahit olan, Türkiye kamuoyuna taşımış ve kamuoyunun da yakından tanıdığı isimler. Olumlu etkileri olabilir” dedi.

Cumhur İttifakı’nın Kürt sorunu bağlamında aktör üretemediğini savunan Girasun, Millet İttifakı’ndaki CHP’nin adaylarının 2002 seçimlerinden beri en güçlü isimler olduğunu söyledi.

Cumhur İttifakı’nın son yıllarda Kürt sorununa ilişkin siyaset üretemediğine vurgu yapan Girasun, “Cumhur İttifakı’nın listesinin sönük olmasının sebebi, yeni aktör üretemiyor olmasına bağlı. Eski siyasetçilerden az isim var. Kürt meselesiyle ilgili isimlerin ortaya çıkması, konuşan isimlerin ortaya çıkması, siyaset üretmeyle mümkün oluyor. Galip Ensarioğlu dışında AK Parti’nin bölgede bir aktörü olduğunu söyleyemeyiz” diye konuştu.

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Kürt seçmenler gündeme geldiğinde akla ilk gelen parti Halkların Demokratik Partisi (HDP) oldu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası süren HDP, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) adıyla seçime girecek. YSP Kürt seçmenlerin yoğun yaşadığı illerde, Kürt seçmen arasında tanınan bazı isimlere listelerde yer verdi.

Diyarbakır’da ilk sırada Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Berdan Öztürk aday gösterildi. Bu seçimin sürpriz ismi gazeteci Cengiz Çandar üçüncü sırada yer aldı. Eski Baro başkanlarından Emin Aktar, Barış Bildirisi’ne imza attığı için Ankara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden ihraç edilen Doç. Dr. Sevilay Çelenk Özen, HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren de listede yer alanlar arasındaydı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar Şanlıurfa’dan aday gösterildi. HDP’nin önceki dönem 4 koltuk kazandığı Şanlıurfa’da Abdullah Öcalan’ın yeğeni Ömer Öcalan da ikinci sıradan listeye girdi. Diğer Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise Van’dan aday oldu. 1990’larda dokunulmazlıkları kaldırılan ve meclisten yaka paça gözaltına alınarak tutuklanan dönemin DEP Milletvekili Orhan Doğan’ın kızı Gazeteci Ayşegül Doğan da Şırnak 3. sıradan aday listesine girdi.

HDP’nin bölgedeki en önemli rakibi olan AK Parti’de ise Diyarbakır’ın tanınmış ailelerinden olan Ensarioğlu ailesine mensup eski milletvekillerinden Galip Ensarioğlu ilk sırayı aldı. Ensarioğlu’nun kuzeni Vejdin Ensarioğlu da İYİ Parti’den Diyarbakır 1. Sıradan aday gösterildi.

Kürt sorunu ile ilgili tartışmalarda adı öne çıkan Abdurrahman Kurt ile eski Tarım Bakanı Mehdi Eker listelerde yer almadı. Cumhur İttifakı’na desteği tartışmalara neden olan HÜDAPAR’ın iki adayı bölge illerindeki listelere konuldu. AK Parti, Şanlıurfa’da ilk sırayı Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a verirken, Mardin, Van gibi iddialı olduğu illerde tanınan isimlere yer vermedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise Diyarbakır’da insan hakları, hukuk ve Kürt sorunu alanındaki çalışmaları ile tanınan Sezgin Tanrıkulu’nu listenin ilk sırasında aday gösterdi. İkinci sırada DEVA Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Ali İhsan Merdanoğlu, üçüncü sırada ise Saadet Partisi İl Başkanı Abdurrahman Ergin yer aldı. Şanlıurfa’da ilk sırayı Mahmut Tanal’a veren CHP Van’da, tanınan isimlerinden Seracettin Bedirhanoğlu’nu ilk sırada aday gösterdi.

“Adayların çoğu toplumda tanınmıyor”

Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun’a göre toplumda bilinen aday sayısı az. VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın sorularını yanıtlayan Girasun, sadece Millet İttifakı’nın güçlü bir listeyle seçmenlerin karşısına çıktığını söyledi. Mevcut adayların Kürt sorununun çözümünde etkili olabileceğini düşünmediğini vurgulayan Girasun, “Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlerin varlığı önemli. Bunlar Kürt meselesini iyi bilen olanlara, bir döneme şahit olan, Türkiye kamuoyuna taşımış ve kamuoyunun da yakından tanıdığı isimler. Olumlu etkileri olabilir” dedi.

Cumhur İttifakı’nın Kürt sorunu bağlamında aktör üretemediğini savunan Girasun, Millet İttifakı’ndaki CHP’nin adaylarının 2002 seçimlerinden beri en güçlü isimler olduğunu söyledi. Cumhur İttifakı’nın son yıllarda Kürt sorununa ilişkin siyaset üretemediğine vurgu yapan Girasun, “Cumhur İttifakı’nın listesinin sönük olmasının sebebi, yeni aktör üretemiyor olmasına bağlı. Eski siyasetçilerden az isim var. Kürt meselesiyle ilgili isimlerin ortaya çıkması, konuşan isimlerin ortaya çıkması, siyaset üretmeyle mümkün oluyor. Galip Ensarioğlu dışında AK Parti’nin bölgede bir aktörü olduğunu söyleyemeyiz” diye konuştu.

“Kürt birlikteliği önemli”

Aday listelerini değerlendiren Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş, Kürt partileri arasında yapılan ittifakların Kürt karşıtlığı üzerinde yürütülen politikalara karşı kurulduğunu söyledi.

YSP’nin aday gösterdiği Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi isimlerin Kürt sorununun tartışılması açısından önemli olduğuna vurgu yapan Yurtdaş, “Cengiz Çandar gazeteci olarak Turgut Özal’a, Celal Talabani’ye danışmanlık yapan, Kürt meselesinin çok temel düzeyde çözülmesi için çok önemli katkılarda bulunmuş biri. Hasan Cemal 2009’dan beri Kürt meselesinin her düzeyde konuşulması tartışılması, çözülmesi için çok önemli yazıları yazmış, tutum sergilemiş. Takındığı tutum nedeniyle de bir anlamda cezalandırılmış ötekileştirilmiş bir yerde duruyor. Dolayısıyla bundan sonra da gazeteci, siyasal yorumcu yazar olarak birikimini çok önemli oranda aktaracaklarından şüphe duymuyorum” dedi.

Kürt yazar ve dil bilimci Zana Farqini’nin listeye alınmamasını eleştiren Yurtdaş, eksikliklere rağmen, Kürt siyasetinde yaratılan birlikteliğin önemli olduğuna vurgu yaptı.

Cumhur İttifakı adaylarını da değerlendiren Yurtdaş, ittifakın ‘Kürt sorunu yoktur’ teziyle oy isteyeceğini söyledi. Aday listelerinde Kürt meselesine duyarlı isimlerin bulunmadığına dikkat çeken Yurtdaş, şöyle konuştu: “Cumhur İttifakı, AK Parti, Erdoğan, Türkiye cephesinden MHP, Kürt cephesinde hem MHP hem de HÜDAPAR çizgisinde bir yandan milliyetçiliği diğer yandan da Hizbullah çizgisinde politika yürüttüğü son derece açık. Kürtler oy verecekse de benim bu tercihime, benim ittifak anlayışıma, benim ‘Kürt sorunu yoktur’ düşüncesine katılarak oy versinler demeye getiriyor. “

Dört kuzen dört partiden aday

Bölgedeki en ilginç aday listesi ise Şırnak’ta hazırlandı. Botan aşireti Hacı Beyran koluna mensup Tatar Ailesinden dört isim dört partinin ilk sırasına yer aldı. AK Parti’den Aslan Tatar, MHP’den Halil Tatar, Yeniden Refah Partisi’nden Sabri Tatar ve Zafer Partisi’nden Mahmut Tatar aday oldu. Girasun , bunun bölgede sıkça karşılaşılan bir durum olduğuna dikkat çekerek, aynı aileden isimlerin farklı partilerden aday olması, rakiplerinin elini güçlendirdiğini ifade etti.

Emek ve Özgürlük İttifakı içinde yer alan ama seçime en az 41 ilde kendi adı, amblemi ve adaylarıyla gireceğini açıklayan Türkiye İşçi Partisi, Güneydoğu’nun hiçbir ilinde aday göstermedi.

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu: Kul Hakkı Yiyenden Hesabını Soracağım

Çanakkale’deki Millet Buluşması’nda halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Amerika’ya, İngiltere’ye gönderdikleri paranın tamamını getireceğim. Beşli Çeteler beni istemezler. Sakın ha Kılıçdaroğlu olmasın derler. Beşli Çeteler değil beş binli çeteler olsa da kul hakkı yiyenden hesabını soracağım. Son kuruşuna kadar getireceğim o paraları ve milletimize vereceğim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir hafta içinde siyasi ahlak yasasını çıkaracağız. İş takipçiliği yapan, malı götüren milletvekili olmayacak. O defteri tamamen kapatacağız. O nedenle istemiyorlar Bay Kemal’i… Kimin olursa olsun, halkın cebine hortum bağlıysa, onu keseceğim. Hiç endişe etmeyin”

Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile cumhurbaşkanı yardımcısı adayları Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Çanakkale’deki Millet Buluşması’nda halka seslendi.

Kürsüye ilk önce Mansur Yavaş, çıktı. Yavaş “Her seçim bıktık artık, kendileri gibi düşünmeyen herkes terörist”dedi.

Yavaş’ın ardından mikrofonu alan İmamoğlu,“Yağmur yağıyor. Yağmurda da ıslanacağız, pırıl pırıl güneşte de hep beraber güzel günlere adım atacağımız günler yaklaşıyor” dedi.

Yavaş ve İmamoğlu’ndan sonra kürsüye çıkan Kemal Kılıçdaroğlu ise şunları söyledi:

“Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getireceğiz, gerçekten de hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, gerçekten de bu ülkeye işi aşı getireceğiz. Gerçekten de hiçbir anne çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını düşünmeyecek.

Emekliler… Hiç merak etmeyin. 2015’ten bu yana emeklilere asgari ücret kadar ramazan ve kurban bayramında birer maaş ikramiye verilsin dedik. Yapmadılar. Eksik yaptılar. Göreceksiniz önümüzdeki kurban bayramında emeklilerin aylığı 15 bin lira olarak banka hesaplarına yatacak.

Hiçbir ailede yoksulluk sınırının altında gelire izin vermeyeceğiz. Her ailenin asgari gelir güvencesi olacak. Gençler en büyük şikayetinizin torpil olduğunu biliyorum. Ama size sözüm söz devlette liyakati sağlayacağız. Sözlü sınavı kaldıracağız. KPSS’den ne aldıysanız atamanızı yapacağız. Aşınız olacak, işiniz olacak. Çalışmanız için her türlü çabayı göstereceğiz. Sizin hayalleriniz Bay Kemal’in hedefi olacak.

Biz tek adam rejimine karşıyız, bu ülkenin çıkarları için tek adam rejimine karşıyız. Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir ülkeyi tek adama teslim edemeyiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınki gibi lafta değil. Bizim milliyetçiliğimizi öğrenmek istiyorlarsa rahmetli Ecevit’e bakacaklar.

Dünyada hastanesi olmayan tek ordu bizim ordumuz. Hastanelerini ellerinden aldılar. Bir ordunun hastanesi yoksa ciddi sorun var demektir. Bir hafta. Bir hafta içerisinde GATA’yı açacağız, askeri hastaneleri açacağız. Şanlı ordumuza teslim edeceğiz.

Onlar ayrıştırmaya çalışıyorlar, biz ayrışmayacağız. Bayrağımızın altında bir olacağız. Ne yaparlarsa yapsınlar. Bakın hâlâ ne yapacaklarını söylemediler. Biz neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz.

İklim değişikliği var. Yaz aylarında Akdeniz havzasında ciddi yangınlar çıkabilir. Bunun için yangınları söndürecek uçaklara ihtiyacımız var. Size sözüm söz 16 cumhurbaşkanlığı uçağını satacağım, yangın söndürme uçakları alacağım.

“Beşli çeteler beni istemeler”

Amerika’ya, İngiltere’ye gönderdikleri paranın tamamını getireceğim. Beşli Çeteler beni istemezler. Sakın ha Kılıçdaroğlu olmasın derler. Beşli Çeteler değil beş binli çeteler olsa da kul hakkı yiyenden hesabını soracağım. Son kuruşuna kadar getireceğim o paraları ve milletimize vereceğim.

Bir hafta içinde siyasi ahlak yasasını çıkaracağız. İş takipçiliği yapan, malı götüren milletvekili olmayacak. O defteri tamamen kapatacağız. O nedenle istemiyorlar Bay Kemal’i… Kimin olursa olsun, halkın cebine hortum bağlıysa, onu keseceğim. Hiç endişe etmeyin.”

Paylaşın

Kapatma Davası: AYM’den HDP Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM) kapatma davasında Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) “sözlü savunmasını” dinlemek üzere toplandı. AYM, partinin sözlü savunma yapmama kararını tutanak altına aldı.

Haber Merkezi / HDP, seçim yoğunluğunu gerekçe göstererek sözlü savunma yapmayacağını bildirmiş, ve Yüksek Mahkeme’ye dilekçe sunmuştu.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, partinin dilekçesinde belirttiği hususları yerinde görmeyerek, davanın esası hakkındaki raporu düzenlemek üzere dosyanın Anayasa Mahkemesi raportörüne verilmesini kararlaştırdı.

Hazırlanacak raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından AYM Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için bir gün belirleyecek ve kapatma istemi esastan görüşülmeye başlanacak.

Yüksek Mahkeme heyetinin, karar verene kadar aralıksız her gün bir araya gelmesi ve çalışmalarını sürdürmesi bekleniyor. HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan AYM heyeti karara bağlayacak.

HDP kapatma davasında süreç nasıl başladı, parti neyle suçlanıyor, hangi isimlere siyaset yasağı isteniyor?

Bahçeli konuştu, başsavcılık harekete geçti

HDP hakkında açılan kapatma davasında süreç, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrılarla başladı. 11 Aralık 2020 ve 11 Ocak 2021’de iki çağrıda bulunan Bahçeli, 16 Şubat 2021’de de “Bahçeli, “HDP’yle hesaplaşmadan ‘PKK’yı bitirdik, yok ettik, mahvettik.’ diyemeyiz. Bu itibarla HDP’nin kapatılması elzemdir, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı inanıyorum ki gereğini yapacaktır” şeklinde ifadelerini sürdürdü. 2 Mart 2021’de de konuşan Bahçeli, HDP’nin “kapatılmasının acil bir gereklilik olduğunu” söylerken “Başka bir isimle tekrardan faaliyette bulunmasına izin verilmemelidir” dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Mart 2021’de HDP hakkında inceleme başlatarak, Ankara Başsavcılığı’ndan HDP’li üst düzey yöneticilerin de arasında bulunduğu 108 sanıklı Kobani İddianamesi ile HDP’liler hakkında düzenlenen fezlekelerin birer örneğini istedi.

Başsavcı 4’üncü sıradan seçilmişti

Bu işlemleri yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 4 Haziran 2020 tarihinde bu görev atanmıştı. Şahin, Yargıtay Genel Kurulu’nda yapılan seçimlerde en fazla oy alan 5 kişi arasında 4’üncü sırada yer almıştı.

İlk iddianame iade edildi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı kısa sürede tamamlayarak 17 Mart 2021’de HDP’nin kapatılması talebiyle iddianame hazırlayarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İddianamede, HDP’nin temelli kapatılmasının yanı sıra Hazine yardımına el konulması istendi. Ayrıca partinin Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile tutuklu eski yöneticileri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın arasında bulunduğu 687 HDP’li hakkında siyasi yasak istendi.

Ancak Anayasa Mahkemesi, 31 Mart 2021’de iddianamenin Yargıtay Başsavcılığı’na iade edilmesine karar verdi. AYM’nin iade gerekçesinde, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olduğu ileri sürülen, ancak soruşturma ve kovuşturma konusu olması dışında bir gerekçeye yer verilmeyen eylemler ile partinin bu eylemlerin odağı haline gelmesi arasındaki ilişkinin kurulmadığı belirtildi.

451 kişiye siyasi yasak istendi

Yargıtay Başsavcısı Şahin, eksikleri tamamlayarak 7 Haziran 2021’de iddianameyi bir kez daha AYM’ye gönderdi. 843 sayfalık iddianamede, 451 HDP’li hakkında 5 yıl süreyle siyasi yasak istendi. İddianamede, partinin “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” savunuldu.

İmralı görüşmeleri de delil

Yargıtay Başsavcısı’nın kapatma davasına delil olarak gösterdiği olaylar arasında “Kobani” ile “Hendek” olayları, Diyarbakır Anneleri’nin eylemleri yer aldı. 2013 yılında çözüm süreci kapsamında İmralı Adası’na giden Pervin Buldan, Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken’in Abdullah Öcalan ile yaptığı konuşma içerikleri de iddianamede suçlama konusu yapıldı. İddianamede, şöyle denildi:

“Davalı Partinin silahlı terör örgütü PKK/KCK/PYD ile süreklilik ve çeşitlilik arzeden eylemleri itibariyle organik bir bağ içinde bulunduğunun anlaşıldığı, silahlı terör örgütü ile aynı saikle gerçekleştirdiği eylemler itibariyle yakın ve açık tehlike halinin var olduğu, bu bağlamda kapatma yaptırımının demokratik toplum gereklerine uygun olduğu, orantılılık koşuluna haiz bulunduğu değerlendirilmiştir.”

Kapatma davası 21 Haziran 2021’de başladı

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 21 Haziran 2021’de iddianameyi kabul etti ve resmen kapatma davası açılmış oldu. HDP’nin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesabına bloke konulması yönündeki tedbir talebinin bu aşamada reddine hükmedildi. İddianame, 9 Temmuz’da HDP’ye 70 ek klasör ve flaş bellekler içinde resmi olarak gönderildi.

HDP, davaya ilişkin 173 sayfalık ön savunmasını 5 Kasım 2021’de AYM’ye sundu. 29 Kasım 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, davaya ilişkin esas hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Partinin kapatılmasında ısrarcı olan başsavcılık, davalı partinin ön savunmasında belirtilen itiraz ve taleplerin reddini istedi.

20 Ocak 2022’ye gelindiğinde mahkeme, başsavcılığın mütalaasını göndererek, buna karşı savunma yapmasını istedi. Ayrıca, İrfan Fidan’a yönelik reddi-hakim talebi de kabul edilmedi. HDP, 19 Nisan 2022’de davaya ilişkin yazılı savunmasını AYM’ye verdi. Savunmada, başsavcının iddialarına tek tek yanıtlar verilirken, davanın “HDP’yi demokratik siyasetin dışına itme operasyonu” olduğu iddia edildi.

Semra Güzel’in davası da dosyaya girdi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 12 Nisan 2022’de ise “ek deliller” içeren bir dosyayı AYM’ye verdi. Bu ek deliller arasında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla eski HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın davası ve öldürülen bir PKK üyesiyle fotoğrafları ortaya çıkan, bu nedenle dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dosyası yer aldı.

Hazine hesaplarına bloke konuldu

Seçimlerin yapılacağı 2023 yılına girilmesiyle birlikte ise davada hareketlilik yaşandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, AYM’ye başvurarak “terör örgütü ile organik bağının devam ettiği, Hazine kaynaklarının terör örgütüne aktarıldığı” gerekçesiyle HDP’nin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulmasını istedi. AYM, 5 Ocak 2023’te toplanarak 7’ye karşılık 8 oyla HDP’nin buna ilişkin savunması alınıncaya kadar hesaplarına bloke konulmasına karar verdi.

Başsavcı Bekir Şahin, 10 Ocak’ta ise bu kez AYM üyelerinin önünde HDP kapatma davasına ilişkin sözlü beyanda bulundu. 45 dakikalık sözlü beyanda bulunan Şahin, çıkışta gazetecilere “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini delillerle ortaya koyduğumuzu bildirdik” dedi.

Bloke kararı kaldırıldı, dava seçim sonrasına bırakılmadı

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatma davasının görüşülmesinin seçim sonrasına bırakılması talebini ise 26 Ocak’ta reddetti. Anayasa Mahkemesi, 9 Mart’ta ise sürpriz bir karar alarak HDP’nin Hazine hesaplarına konulan blokenin kaldırılmasına karar verdi. Karar, 7’ye karşılık 8 oyla alındı.

Kararda, daha önce bloke kararının altında imzası bulunan üye Rıdvan Güleç’in görüşünü değiştirmesi etkili oldu. Ayrıca HDP’nin 14 Mart’ta yapacağı sözlü savunma ise Kahramanmaraş depremleri gerekçe gösterilerek 11 Nisan’a ertelendi. HDP’nin sözlü savunma yapmayacağını bildirmesinin ardından AYM’nin vereceği karar bekleniyor.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Erdoğan’ın Sunduğu “Dev Projeler” Seçmeni Nasıl Etkiler?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi 23 Nisan’da sona erecek Ramazan Bayramı sonrasında da yoğun bir seçim kampanyasına başlamaya hazırlanıyor.

Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesindeki dönemde neredeyse her hafta “dev” bir projeye dair törenlere katılması hedefleniyor.

Araba, tank, helikopter, doğalgaz…

AK Parti, seçim döneminde savunma projeleri ağırlıklı tanıtımlara da hız verecek. Erdoğan 10 Nisan Pazartesi günü de yerli SİHA gemisi TCG Anadolu’nun donanmaya teslimini gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yaptığı konuşmada şu anda 60 milyar dolar olan savunma sanayii bütçesinin 75 milyar dolara yükseltileceğini açıkladı.

Yüzde 70’i yerli üretim olan, yaklaşık 750 milyon dolara mal olan TCG Anadolu, “Dünyanın ilk SİHA gemisi” olarak tanıtıldı. Gemiye Türkiye’nin programından çıkarıldığı F-35 uçaklarının da iniş kalkış yapabilecek şekilde tasarlandığı kaydedildi. 12 insanlı veya insansız muharip uçak, farklı tipte 21 helikopter ve SİHA’lar konuşlandırabilecek TCG ANADOLU, kara aracı olarak 13 tank, 27 amfibi hücum aracı, 6 zırhlı personel taşıyıcı ve zırhlı muharebe aracı, 33 muhtelif araç, 15 römork taşıma kapasitesine sahip.

Erdoğan, yerli imkanlarla üretilen yüksek çözünürlüklü gözlem uydusu İMECE’nin uzaydaki yörüngesine fırlatılacağını da sosyal medya hesabından açıkladı. Uydu SpaceX firması tarafından uzaya gönderilecek.

Erdoğan önümüzdeki günlerde de yerli üretim iki Altay tankının Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) teslim törenine katılacak. 10 prototipi üretilen Altay tankı projesinde her bir tankın maliyetinin yaklaşık 14 milyon euro olduğu belirtiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından 2019 yılında başlatılan “Ağır Sınıf Taarruz Helikopteri Projesi” kapsamında çalışmalar devam ederken “Atak-2” olarak da bilinen taarruz helikopterinin ilk uçuşunun gerçekleştirileceği tören de önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımı ile gerçekleştirilecek.

Erdoğan, seçime kadar Türk Havacılık ve Uzay Sanayi (TUSAŞ) tarafından geliştirilen ve ilk ileri seviye jet eğitimi uçağı olan Hürjet’in ilk seri üretim, ilk uçan kanat formundaki insansız savaş uçağı Anka-3’ün ilk uçuş törenine katılacak. Ayrıca 20 milyar dolarlık bir maliyeti olan Milli Muharip uçağın hangardan çıkış töreni de bu süreçte gerçekleşecek.

Erdoğan, geçen hafta Ankara Beştepe’de düzenlenen törende 22 milyar TL’lik yatırımla fabrikası hayata geçirilen yerli otomobil TOGG’un ilk teslim törenine katılmıştı. TOGG’a 177 bin ön sipariş gelirken bazı illerde satış merkezleri de açıldı.

Cumhurbaşkanı, 20 Nisan’da Karadeniz doğalgazının vatandaşlara ulaştırılması için sisteme verilmesi, 27 Nisan’da da Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilk nükleer yakıtın getirilerek faaliyetlerine resmen başlamasına dair törenlere katılacak. Bu törene Rusya Devlet Başkanı Putin de davet edilmişti.

Erdoğan’ın Mayıs ayının ilk haftası da hem memur hem de işçi ücretlerine Temmuz ayında yapılması beklenen yeni zamlara dair mesajlar verebileceği ifade ediliyor.

“Bu strateji işe yaradı”

Seçimlere giderken bu yoğun proje tanıtımları ve törenlerin seçmenlere etkisi de merak konusu. Panorama TR Araştırma Direktörü Osman Sert, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2022 yılı Eylül ayından bu yana böyle bir strateji yürüttüğünü kaydederek, “TOGG o zaman da gündemdeydi. Doğal gaz o zaman da vardı. Bir icraat performansı sergiliyor. Bu işe yaradı. Geçen Eylül ayından 6 Şubat depremine kadar yürüttüğü strateji AK Parti adına bir momentum üretti. Muhalefet kendi içerisindeki çıkmazlarla, aday belirleyememe ile gündemdeyken Erdoğan icraatlar ile gündemdeydi ve bunun sonucu aldı, oyunu da ciddi oranda artırdı. Bunun bir devamı olarak görüyorum, bir tutarlılık var stratejisinde” açıklaması yaptı.

“Kendi kitlesinin erimemesini sağlar”

Erdoğan’ın seçimde yapabileceği ve elindeki “en iyi” ihtimalin bu strateji olduğunu söyleyen Osman Sert, “Kendisi açısından doğrusunu yapıyor, icraat gücünü kullanıyor. Seçmen üzerinde etkili olmasını umut ediyor. Bu stratejinin en kötü ihtimalle Erdoğan’a oy veren kitlenin erimemesinde etkili olacağını düşünüyorum. Karşılığında ise muhalefet toplumu bütüncül çıkış sağlamayan mikro krizler üzerinden strateji üretiyor. Bir tarafta Erdoğan TOGG, TCG Anadolu, uydu fırlatma diyor diğer tarafta ise Kılıçdaroğlu stopaj erteleme veya soğan gibi polemiklerle gündeme geliyor. Bu ikisinden seçmen nezdinde hangisi etkili olur çok emin değilim” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun vaatlerinden bazılarının “toplum nezdinde karşılığı olmadığını” savunan Sert, “Gerçekçi bir iktidar profili çizmiyor, en kolayı stopaj konusu olabilir. Kimse stopajı kaldırmasını beklemiyor. Kaldı ki ekonomik kriz içerisinde kaldırmaya gücü yeter ki o da ayrı tartışma. 418 milyar doları alıp sahibine vermek mesela ne kadar uygulanabilir tartışmalı. Seçmeni gerçekçi olmayan söylemlerle; doğrudan dokunulabilir icraatlar arasında tercihe zorluyor Erdoğan. Bu Erdoğan’a seçim kazandırır mı, soru işareti, ekonomik krizin ağırlığı ve mevcut hukuksuzluklar hâlâ ortada duruyor. Karşısında muhalefete göre seçmeni etkileyebilir, kazanmaya yetmeyebilir ama Erdoğan açısından en doğru taktik bu” ifadelerini kullandı.

“Millilik ekseni kurulacak”

DW Türkçe’den Kıvanç El’e değerlendirme yapan Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım,  “Erdoğan seçimde millilik/gayrı-millilik ekseni kurmak istiyor. HÜDA PAR varlığı AKP içerisinde millilik/gayrı-millilik tartışmasında tam anlamıyla istenilen organik bütünlüğe yol açmadı. HÜDA PAR programı ile ilişkilendirilince biraz daha siyasal İslam ile ilişkili. İttifak içerisinde de MHP’nin ve BBP’nin ayrı liste ile girmesi ‘ittifakta çatlak’ görüntüsü veriyor. Hem bunu gidermek adına hem de muhalefet içindeki farklılıkları daha fazla kaşımak için kampanyanın zorunluluklarından birinin dev projeler olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın ekonomiye dair bir vaadinin kalmadığını “tek haneli enflasyon,” “tek haneli işsizlik” şeklindeki daha önceki vaatlerin gerçekleşmediğini kaydeden Yıldırım, “Ekonomiye dair tüm vaatleri çökmüş durumda. Başkanlık sistemini güçlü bir savunma sanayisi olan, kendi arabasını yapan bir milli ekonomi modeli olarak sunmak zorunda. Hem kendi çatlaklarını gidermek hem de rakibin çatlaklarını güçlendirmek için bunu yapıyor” dedi.

Tabanına ne mesaj veriyor?

“Muhalefetin ne vaat ettiğini anlatamadığını” ifade eden Yıldırım, Erdoğan’ın seçmenlerine verdiği mesaja ilişkin şu yorumu yaptı:

“Türkiye Yüzyılı söylemi ile özellikle dünyaya hükmeden ve yön veren neo-Osmanlıcılık dediğimiz gündeme gönderme yapan, milliyetçi tonla yapan, tabanı sıkı tutmaya çalışan güçlü lider vurgusu ile bunu yapıyor. Tabanına ‘ekonomi iyi demiyoruz ama bunları yaptığımız için bunlar başımıza geliyor’ gibi bir çerçeve çiziyor. ‘Biz bağımsız ülke kurmaya çalıştığımız, enerjide savunmada bunları yaptığımız için ekonomide bunlar başımıza geliyor bize biraz daha güç verin, süre verin’ propagandasını yapacak. Yerel seçimlerde biraz bunu yaptı. Şimdi daha güçlü yapacak. Ne kadar etkili olur ciddi tartışma konusu, hayat pahalılığı geçim dertleri bunların sorgulandığı bir konuma yol açtı. Kim daha iyi anlatırsa kim ikna ederse seçimin sonucunu onlar belirleyecek.”

Paylaşın

Kaftancıoğlu’ndan Muharrem İnce’ye Yanıt: İnce Hesaplarla Uğraşanlara…

MP Lideri İnce’nin “Millet İttifakı kurulurken davet edilmedik, yok sayıldık” sözlerine CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Kendi gerçekliğini görmeden ince hesaplarla uğraşanlara da halk dersini verecek” şeklinde yanıt verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Muharrem İnce’nin “Millet İttifakı kurulurken davet edilmedik, yok sayıldık” sözlerine sosyal medya hesabından yanıt verdi.

Canan Kaftancıoğlu, İnce’nin sözlerini alıntıladığı paylaşımında “Yaptıklarını ya da yaşadıklarını gerekçelendirmek için aynaya bakmak yerine bahanelere sığınanlardan hazzetmedim hiç. Ne güzel söylemiş atalarımız Sorumluluk denilen şey önce iğneyi kendine batırmakken, kendi gerçekliğini görmeden ince hesaplarla uğraşanlara da halk dersini verecek.

29 Mart’ta CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye ilişkin de konuşan Muharrem İnce, şu ifadeleri kullanmıştı:

“29 Mart’tan önce veya sonra Kılıçdaroğlu’yla hiçbir görüşmem olmadı. Yakınındaki kişilerin bazıları kendilerini siyasi aktör yapmak için çıkıp açıklamalar yaptı. Önemsemedim. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’yla görüşmeyen birisi değilim.

Özel telefonlarımızı bilmeyen insanlar değiliz. Ama herhangi bir görüşmemiz olmadı. Millet İttifakı’nı kurarken davet edilmedik, mutabakat metinleri yapılırken davet edilmedik. Yok sayıldık. Biz ittifaklara karşı değiliz ama ittifaklar omurgalı olmalıdır. Onlarınki menfaat ittifakı.”

Paylaşın

DSP’den “Cumhur İttifakı” İstifaları: CHP’ye Katıldılar

Demokratik Sol Parti’nin (DSP) Cumhur İttifakı’na katılmasının ardından DSP Yunak İlçe Başkanı Hüseyin Atıcı ve önceki dönem DSP Tuzlukçu İlçe Başkanı Nevzat Şahin, partilerinden istifa ederek Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldılar.

Her iki ismin CHP rozetini, CHP Konya 1. sıra milletvekili adayı Barış Bektaş ve Konya İl Başkanı Bekir Yaman taktı. CHP’ye katılımlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Barış Bektaş, şu ifadeleri kullandı:

“DSP Yunak ilçe başkanı Hüseyin Atıcı ve yönetim kurulu ve DSP Tuzlukçu önceki dönem ilçe başkanı Nevzat Şahin partilerinin Cumhur İttifakı’na katılması nedeniyle istifa ederek partimize katıldılar. İl Başkanımız Sn. Bekir Yaman ile birlikte kendilerine CHP rozetlerini takma onurunu yaşadık.”

Ne olmuştu?

Adalet ve Kalkınma Partisi yetkilileri, Demokratik Sol Parti Genel Merkezi’ni ziyaret etmişti. AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım bugün sabah saatlerinde beraberindeki heyetle birlikte Demokratik Sol Parti’yi (DSP) ziyaret etmişti. Ziyarete AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de katılmıştı.

Yıldırım ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada, “Bu seçimlerde beraber yol yürüyebileceğimizi düşündüğümüzü Sayın DSP Genel Başkanı ve arkadaşlarına ilettik” demişti. Aksakal da “Bu değerli öneriye biz de karşılık olarak, TBMM’de katkı sunmak istediğimizi paylaştık. Bugün saat 14’te başkanlar kurulu toplantısından sonra kararı duyuracağız ve AK Parti’yi ziyaret edeceğiz” demişti.

DSP Genel Başkanı Aksakal da, “Bu değerli öneriye biz de karşılık olarak, TBMM’de katkı sunmak istediğimizi paylaştık. Bugün saat 14’te başkanlar kurulu toplantısından sonra kararı duyuracağız ve AK Parti’yi ziyaret edeceğiz” demişti.

Sabah saatlerindeki görüşmenin ardından Aksakal, AK Parti Genel Merkezi’ne gitmişti. Ziyaretin ardından açıklama yapan Aksakal, “Erdoğan’ın desteklenmesi yönünde görüş oluşturduk” dedi. Aksakal, ayrıca, DSP’nin AK Parti listelerinden seçime gireceğini açıklamıştı.

DSP’li 74 bakan ve milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini açıklamıştı.

DSP Lideri Aksakal’ın Cumhur İttifakı’nı destekleyeceklerini açıklamasının ardından Genel Başkan Yardımcıları Onur İste, Dilara Tambova ve Selçuk Karakülçe partiden istifa ettiklerini açıklamışlardı.

Paylaşın