Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu, İlk 100 Günün Yol Haritasını Açıkladı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanması durumunda ilk 100 günde yapacakları bir broşürle yayımlandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu’nun seçim sloganı olan “Sana söz yine baharlar gelecek, Bay Kemal sözünden dönmeyecek” ifadelerinin yer aldığı “İktidarımızın İlk 100 Gününde Yapacaklarımız” başlıklı broşürde, ilk 100 günde yapılacaklara ilişkin şu maddeler sıralandı:

“Kızılay ticarethane olmayacak.

Tarımda çalışan kadın ve gençlerin sosyal güvenlik primlerini devlet karşılayacak.

Kamu Özel İşbirliği projelerinde “Dolar, Avro” bazlı soyguna son verilecek. Yükümlülükler TL’ye çevrilecek. Devletin ve milletimizin soyulmasına izin verilmeyecek. 418 milyar dolar bu milletin cebine konulacak. Milliyetçilik demek Türk Lirasının değerini korumaktır.

Uyuşturucu baronları, devletten beslenen mafya ve 5’li çeteler temizlenecek.

TBMM’de “Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu” kurulacak.

Kadının güvencesi devlet olacak. Aile Destekleri Sigortası Kanunu yürürlüğe konacak.

Savurganlığa son vereceğiz, israf olmayacak. İsrafı önleme Saray’dan başlayacak. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü’ne taşınacak. 16 uçaklı bir Cumhurbaşkanı olmayacak. Devleti yöneten, israfı itibar olarak görmeyecek. Cumhurbaşkanı yaşayış tarzı itibariyle topluma örnek olacak. Hiç kimse unutmasın kişiler-partiler geçicidir, devlet bakidir.

Kamuda adam kayırma olmayacak.

Akçeli işlere bulaşan, rüşvet alan büyükelçiler, bürokratlar görevden alınacak.

4-5 yerden maaş alma dönemi bitecek.

Ekonomik ve sosyal konsey ilk toplantısını yapacak.

Tank palet fabrikası ordumuza teslim edilecek.

Şehircilik ve afet yönetimi bakanlığı kurulacak.

Esnaf bakanlığı kurulacak.

Esnafın faiz borçları silinecek. Esnafın kira stopaj vergisi sıfırlanacak.

Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığı kurulacak, pahalılığın önüne geçmek için acil eylem planı hazırlanacak.

Piyasadaki yangına son vereceğiz.

Çiftçilerin ve balıkçıların kredi faizleri silinecek.

Şehit yakınları ve gaziler için toplanan yardımlar hak sahiplerine teslim edilecek.

Süleyman Şah Türbesi vatan toprağına geri getirilerek, orada şanlı bayrağımız dalgalanacak.

Siyasi Ahlak Kanunu çıkarılacak.

Kalıcı yaz saati uygulamasına son verilecek.

Cumhuriyetin yüzüncü yılında 100 bin öğretmen ataması yapılacak, köylerimiz yeniden okullara kavuşacak.

Devlet okullarındaki evlatlarımıza beslenme desteği başlatılacak.

KHK ile kamudan çıkarılan ancak haklarında adli bir süreç işletilmeyen, soruşturmalarda takipsizlik kararı verilen ya da haklarında beraat kararı verilenler için iade süreci başlatılacak.

GATA ve askeri hastaneler yeniden açılacak, ordumuz hastanesiz kalmayacak.

Yolsuzluktan elde edilen ve yurtdışına kaçırılan gelirleri ülkemize geri getireceğiz. “Malvarlıklarının Geri Alınması Ofisi” kurulacak.”

Paylaşın

HDP’li Meral Danış Beştaş, Trafik Kazası Geçirdi: Durumu Ağır

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili ve Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, seçim çalışmaları kapsamında bulunduğu Erzurum’un Karayazı ilçesinde trafik kazası geçirdi. Hastaneye kaldırılan Beştaş’ın durumun ağır olduğu bildirildi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Meral Danış Beştaş ile şoförü Mehmet Vefa ve parti yöneticisi Mehtap Demirkaya, seçim çalışmaları kapsamında gittiği Erzurum’un Karayazı ilçesinde trafik kazası geçirdi.

Araçta sıkışan Beştaş, olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin çalışmaları sonucu araçtan çıkarıldı. Sağlık durumu ağır olduğu öğrenilen Beştaş, ambulansla Erzurum Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Hayati riskinin olmadığı öğrenilen Mehmet Vefa ve parti yöneticisi Mehtap Demirkaya da hastaneye kaldırıldı. Beştaş ve partili Demirkaya, Sağlık Bakanlığı’na ait ambulans uçak ile Ankara’ya götürüldü.

Beştaş da hastaneden havalimanına nakli sırasında durumunu soran gazetecilere, seçim çalışmaları sırasında trafik kazası geçirdiğini anlatarak,”İlgi gösteren, dayanışma gösteren herkese çok teşekkür ediyorum. Bütün Erzurumlulara en içten sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Birlikte iyileşeceğiz, ben de iyileşeceğim” ifadelerini kullandı.

Beştaş’ın yapılacak tetkikler sonucunda ameliyata alınacağı bilgisini veren HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu kazaya ilişkin olarak şunları söyledi:

“Anladığım kadarıyla omurga kemiğinde ve ayaklarında kırık var. Burada MR çekecekler. Buna göre ortopedistler karar verecekler. Muhtemelen ameliyata alınacak. Kar başlamış ve yol kayganken şoför dönemeci alamamış.

90 kilometre hızla gidiyormuş. Çok süratli değilmiş. Fakat kaza işte, iki arkadaşımızın böyle bir sorunu oldu. Buraya aldılar doçent bir arkadaş bakacak. Umuyoruz ki ameliyatsız bir şekilde çözülsün. Meral hanım Erzurum 1’inci sırada adaydı. Seçim çalışmaları için gitmişti. Maalesef böyle bir kaza oldu. Umuyoruz ki çabuk atlatır.”

Meral Danış Beştaş Kimdir?

1967 yılında Diyarbakır’da dünyaya gelen Meral Danış Beştaş, 1990 yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Diyarbakır Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yaptı. Baro yönetiminde görev aldı, kadın hakları ve insan hakları alanlarında uzmanlaştı. AİHM’e götürülen hak ihlalleri davalarında avukatlık yaptı.

Aile içi şiddet konusunda Türkiye’nin mahkum edildiği ilk davanın (Opuz davası) başvurucu avukatı olarak yer aldı.

Barış ve Demokrasi Partisi Eş Başkan Yardımcılığı yaptı, hukuk komisyonunda yer aldı.

HDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Başkan Yardımcılığı da yapan Danış-Beştaş 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimleri’nde milletvekili seçildi.

Evli olan Danış-Beştaş’ın iki çocuğu var.

Paylaşın

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Adaylığı AİHM’e Taşındı

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını AİHM’e taşıyan Avukat Turgut Kazan, YSK’nin son kararı ile bir kişinin en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceğini öngören Anayasanın 101/2. maddesini yok saydığını belirtti.

YSK’ye itiraz dilekçesi sunan Turgut Kazan, başvurunun reddedilmesi ve adaylığın onanması üzerine AİHM’e başvurdu.

İstanbul Barosu  eski Başkanı Avukat Turgut Kazan, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olabileceği yönündeki kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

YSK’ye itiraz dilekçesi sunan Kazan, başvurunun reddedilmesi ve adaylığın onanması üzerine AİHM’e başvurdu.

MA’nın haberine göre; Kazan, dilekçesinde şöyle dedi: “Anayasada yer alan dönem sınırlaması kuralı, YSK dahil bütün organ, makam, merci ve kişileri bağlar. Türkiye 2017 değişikliği ile sistemi değiştirmiştir, tek adam rejimine geçilmiştir gibi yorumlarla 2018 seçimini yeni sistemin ilk seçimi, 2023 seçimini de ikinci seçimi saymak asla kabul edilemez”

Sosyal medya hesabından da açıklama yapan Kazan, YSK’nin 2017 referandumunda 2,5 milyon mühürsüz oyu geçerli saydığını hatırlattı ve  şunları söyledi: “Oysa, 298 sayılı yasanın 77 ve 101. maddeleri çok açıktı. Sandık mührü bulunmayan pusulalar geçerli olamazdı. Ama AKP temsilcisinin uyduruk bir dilekçesi esas alındı. Ve tek adam rejimine geçiş sağlandı”

Kazan, YSK’nin son kararı ile bir kişinin en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceğini öngören Anayasanın 101/2. maddesini yok saydığını belirtti.

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘PKK’ Açıklaması: Silah Bırakması İçin Elimizden Geleni Yapacağız

PKK’nın silah bırakması için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Demirtaş, “Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nin Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TBMM’de usulünce, hukuk çerçevesinde sorunlarımızı çözüp büyük toplumsal barışı kesinlikle sağlayacağız.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmemesi halinde PKK’nın silah bırakması için ellerinden geleni yapacaklarının sözünü verdi.

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nin Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız.

TBMM’de usulünce, hukuk çerçevesinde sorunlarımızı çözüp büyük toplumsal barışı kesinlikle sağlayacağız.

Bunları çoktan yapabilirdik ama; Erdoğan barışı isteyenleri içeri attı, tecride aldı, partilerini kapatmaya çalıştı, belediyelerine kayyım atadı, provokasyonlarla çatışmayı körükleyip “terör” söylemi üzerinden halkı korkutup oy toplamaya çalıştı. Halen de bunu yapıyor.

Sahtekarlara inanmayın, barış ve huzur mümkündür. PKK eylemsizlik kararı alıp çözüme kapı araladı. Ama ısrarla provokasyonlar yapılıyor. Allah korusun, seçimi etkilemek için birileri kan dökmeye de kalkabilir. Hep birlikte dikkatli olacağız, oyuna da gelmeyeceğiz.

Lütfen unutmayın, biz barış ve demokrasi istiyoruz. Birlikte eşit ve kardeşçe yaşamak istiyoruz. Yeşil Sol Parti en çok da bunun için çalışacak. Oy için halkı kışkırtan yalancılara değil, sahtekarlara değil, bize güvenin. Hep birlikte ve mutlaka kazanacağız.” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Kürt Sorunu” Yorumu: Demokratik Yollardan Çözmeye…

Sezgin Tanrıkulu’nun ‘Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?’ kitabına önsöz yazan Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır” dedi ve ekledi:

“O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.”

ANKA’dan Tamer Arda Erşin’in haberine göre CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, Scala Yayıncılık’tan çıkan “Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?” başlıklı kitabı çıktı. Kitabın önsözünü; CHP Genel Başkanı, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kaleme aldı. Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bir Türkiye hayalim var benim! Ağır bir atmosferin altında, büyük bir değişim umuduyla, halkımızın sonsuz güveniyle yeni bir düzen için yola çıkıyoruz… Çünkü bir hayalim var… Yurttaşlarını korkunun değil güvenin, nefretin değil sevginin birleştirdiği bir Türkiye hayali bu. Ayrıştıran değil barıştıran, çatıştıran değil buluşturan, düşmanlaştırılan değil kardeşleştirilen bir Türkiye hayali bu.

Yurttaşını birbirinden ayıran, kin, nefret, öfke, hınç ve korku salan, insan haklarını ayaklar altına alan, adalet mekanizmalarının adaletsizlik ürettiği, kayırmacılığın, liyakatsizliğin, kanunsuzluğun diz boyu olduğu, komşularıyla ve hatta tüm dünyayla kavga eden değil; iç barışını kurmuş, yurttaşlarının kendilerini eşit, özgür, güvende ve dolayısıyla mutlu hissettiği bir Türkiye hayali bu. Birbirinden farklı dillerin, inançların, etnik kimliklerin, fikirlerin tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü, yurttaşların etnik, inançsal veya fikirsel farklılıklarının kutuplaşmaya değil, ülkenin güçlenmesi için kusursuz çalışan bir organizmaya dönüştürüldüğü, demokratik, laik bir Türkiye hayali bu.

Devletin yurttaşa kaygı değil güven saldığı bir Türkiye hayali bu. Kolluk güçlerinin insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiği değil, koruduğu bir Türkiye hayali bu. Suçlulara kalkan olan, suçları cezasız bırakan değil, yargılayan adalet sisteminin eksiksiz işlediği bir Türkiye hayali bu. Yoksulun ekmeğine göz diken bir avuç yandaşın palazlandığı değil, yatağa tek bir çocuğun aç girmediği, sosyal devletin hayata geçirildiği bir Türkiye hayali bu. Devletin yoksul yurttaşa sadaka değil, insanlık onuruna yaraşır yöntemlerle; yandaş-muhalif ayrımı yapmadan destek sunduğu bir Türkiye hayali bu.

“Gizli bir ajandam yok”

Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza vererek, kıtlık zamanlarında ekmeğini, suyunu paylaşarak zafere ulaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni beraber kuranların da hayali buydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesi bu hayalin bir cümlede billurlaşmış ifadesidir. Gizli bir ajandam yok; yıllardır tüm halkımızla paylaştığım açık bir Türkiye hayalim var benim. Ülkemizin ilerlemesi, büyümesi, genişlemesi, iç barış ve huzurun sağlanması önündeki en büyük engellerden biri olan Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır.

O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

“Türkiye’nin ortak sorunudur”

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.

Kürt sorununun bu ülkedeki tüm yurttaşların kişisel hikâyelerine çarpan acı yansımaları var. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, bu ülkenin her şehir, köy, kasaba ve mezrasına kadar bu sorundan kaynaklı acıların izdüşümleri oldu. 100 yaşını dolduran Türkiye Cumhuriyeti, bu cumhuriyeti ayakta tutan cefakâr yurttaşlar, gelecek yüzyıllarda da bu acıları çekmeyi hak etmiyor. Birtakım ideolojik veya siyasi hesaplarla, koltuk sevdasıyla bu acıları istismar edenlerin devrini kapatmaya, AKP’nin yarattığı enkazın altındaki ülkeyi kurtarmaya, enkazı tamamen kaldırıp yeni bir Türkiye inşa etmeye kararlıyız.

“TBMM çatısı altında tartışmaya açtık”

Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak masamızda ziyadesiyle bilgi ve birikim bulunuyor. Üstelik biz bu birikimi kendimize saklamadık, seçimden seçime kullanmak üzere tozlu raflarda tutmadık. Tüm önerilerimizi TBMM çatısı altında tartışmaya açtık. Fakat çözüm sürecinde bile AKP, bu önerilerimizin önüne set çekmeye, CHP’yi çözüm karşıtı olarak göstermeye çalıştı. Ömrünü insan hakları savunuculuğuna adamış, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adalet ve insan hakları mücadelesine önemli katkılar sağlamış olan milletvekilimiz Sezgin Tanrıkulu’nun bu kitapta aktardıkları, Kürt sorununun çözümü konusundaki çalışmalarımızın ne kadar gerçekçi ve somut olduğunu ortaya koyuyor.

Eğer çözüm sürecinde CHP’nin sesine kulak verilseydi, Türkiye Cumhuriyeti; yüzüncü yaşına ekonomik krizle, toplumsal kutuplaşmayla değil, bayram havasında girecekti. Nitekim bu kitapta okuyacağınız üzere CHP’nin sunduğu öneriler, çözümün ancak toplumsal mutabakatla, iç barışla mümkün olduğu gerçeği üzerine kuruludur. Bizim CHP olarak bir Türkiye hayalimiz var. O hayal, ülkemizin birlik ve beraberlik, yurttaşlarımızın barış ve kardeşlik içinde, eşit ve özgür bir yaşam sürdürebildiği müreffeh bir Türkiye’dir.

6 Şubat 2023 günü yaşanan deprem felaketinden önce yapı denetim mekanizmalarını işletmeyen, deprem sonrasında da erken müdahaleye girişmeyen ve böylece felakete felaket ekleyerek on binlerce yurttaşımızı kaybetmemize neden olan bu iktidardan ülkemizi kurtaracağız. Bu iktidarın açtığı yaraları birbirimize sarılarak, barışarak saracağız.

Bu gemiyi o güzel limana ulaştırmakta, gelecek kuşaklara yapısal sorunlarından kurtulmuş, sarsıntılar karşısında temeli sağlamlaştırılmış, güçlü, demokratik, laik bir Türkiye bırakmakta kararlıyız ve mutlaka başaracağız!”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Toplumu Kutuplaştırarak, Bölerek Yönetmeye Çalışıyorlar

BBP Lideri Destici’nin kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelik kullandığı ırkçı ifadelere ilişkin değerlendirmede bulunan TİP Lideri Baş, “Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Artı TV ekranlarında yayınlanan “Nalin Öztekin ile Yarının Seçimi” programının konuğu oldu. TİP Lideri Baş, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin kendisine yönelik iftiralarına ve kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelttiği ırkçı ifadelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Erkan Baş, Destici’nin söz konusu ifadelerinin Cumhur İttifakı’nın bir politikası olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

“4-5 yıldır parlamentodayım ve ilgili şahıs da parlamentoda, bugüne kadar kendisini ciddiye alıp herhangi bir konuda bir cevap vermişliğimiz falan da yok. Ciddiye alınacak bir kişi olarak görmüyorum ve emin olun, yine söz konusu olan sadece benimle ilgili ifadeleri olsaydı tenezzül edip cevap vermezdim, fakat bugün bunu kamuoyuyla da paylaşmak istedim çünkü ırkçılık nedir görülsün istedim.

Gerçekten ırkçılık nedir? Bir insan ırkçı düşüncelerin esiri olduğunda dünyaya, çevresine, topluma, insanlara nasıl bakıyor, nasıl yaklaşıyor, bunun en somut örneklerinden bir tanesiyle bugün karşı karşıyayız. Bakın bu çok önemli, çok somut bir örnek olarak ortaya çıktı.

Bir de ilgili şahsın Cumhur İttifakı’nı oluşturan 4 partiden bir tanesinin genel başkanı olduğunu unutmamamız lazım. Biz çok uzun zamandır Cumhur İttifakı’nın bir faşist ittifak olduğunu, kadın düşmanı olduğunu, emek düşmanı olduğunu, Kürt düşmanı olduğunu, Alevi düşmanı olduğunu anlatmaya çalışıyorduk aslında. Bugün bunun örneklerinden bir tanesiyle karşı karşıyayız. Kendinden başka herkese düşman. Karakteristik örneği budur, ırkçılık böyle bir şeydir zaten, kendinden başka herkese düşman olursun.

Hatırlayın, İmamoğlu belediye başkanıyken ona ‘Pontus’ diyorlardı, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı tartışıldığında ona ‘Alevi’ diyerek ötekileştiriyorlardı. Bunların zaten ağababası ‘Affedersin Ermeni’ diye konuşan bir zihniyete sahip. Bunlar herkesi terörist ilan eden, kendilerinden olmayan herkesi düşmanlaştıran yaklaşıma sahipler. Bu sefer de bundan ben nasibimi almış oldum.

Ama önemli olan şey şu, bu ülkede yaşayan milyonlarca Balkan göçmeni insan var ve bunların büyük bir bölümü büyük acılar çektikleri için, doğdukları topraklarda hayatlarını devam ettiremedikleri için, iş için, can güvenliği için, ailesini korumak için bu topraklara göçmüş insanlar. Çok uzun yıllardır, tarihin çeşitli evrelerinde hep Balkanlardan bu yana göç dalgaları olmuştur. Balkan Savaşı’nda olmuştur, Kurtuluş Savaşı’nda olmuştur, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur, 60’lı yıllarda olmuştur, bu sürekli olarak devam etmiştir.

Hepsi kendisini bu ülkenin, bu toprakların bir parçası saymıştır, yerleşmiştir bu topraklara. Herhangi bir biçimde zarar verici tek bir eylem, etkinlik, düşünce içerisinde olmamıştır. Ama şimdi burada neyle karşı karşıyayız biz? Tito artığı, o kendince bunu küçümseyici bir ifade olarak değerlendiriyor ama Tito örnek alınacak bir siyasi liderdir. Bugün hala Türkiye’deki pek çok göçmen açısından bir dizi eleştiriye rağmen hep bunu biliriz.

Tito, bizim oraların deyimiyle söylüyorum, ‘5 benzemez’i faşizme karşı birleştirip Hitler’i, Nazileri yenilgiye uğratan bir sürecin lideridir. Mesela en meşhur Tito sloganlarından biridir, ‘Bizi barış ve kardeşlik kurtarır, barış ve kardeşlikle birlik sağlanır’ teziyle, oradaki bütün halkları bir araya getirmiş. Kime karşı? Nazilere karşı. Şimdi aynı zihniyetin Türkiye’deki yansıması sizi suçluyor, düşmanlaştırıyor, hakir görmeye çalışıyor. İkincisi, soyadını gizlemek falan gerçekten cahiliyet. Cahiliyet. Tam tarihini hatırlamıyorum ama 10 sene kadar önce bunu ben söyledim zaten.”

İktidarın kutuplaştırıcı politikalarına ilişkin kurguların, emek eksenli siyasetle bozulabileceğini belirten Erkan Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Esas olarak Tayyip Erdoğan’la simgelenen, onda cisimleştirebileceğimiz, ama bütün Cumhur İttifakı’nın da benimsediği bir politika. Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar. Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.

Şimdi bu gerçekler ortaya çıktı ve artık şunu çok görüyorum, geçmişte kendi mahalleleri olarak gördükleri, sadece kendilerinin temsil edebileceklerini iddia ettikleri toplumsal kesimler içerisinde de ciddi bir kırılma var ve bu onları daha çok rahatsız etmeye başladı. Şöyle bakıyorlar, mesela Balkanlardan gelmiş ‘Evlad-ı Fatihan’ın bir parçası bir kişi, nasıl olur da muhalefet saflarında yer alır? Bu sindiremedikleri bir şey.

Nasıl olur da kendisi Alevi olmasa bile Alevilerin hakkını savunur, nasıl olur da Kürtlerin yanında olur, bunu kabullenemiyorlar, bunu bir ihanet gibi görüyorlar. O yüzden sizi daha fazla hedef tahtasına yerleştiriyorlar, ama toplumun tüm kesimlerinde, bu düşmanlaştırıcı politikaları iktidarın koltuğunu korumak için, toplumu zehirlemek için kullandığı bir dilin ürünü olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı ve açıkçası, sadece Cumhur İttifakı açısından söylemiyorum, Millet İttifakı’nı da ekleyeyim, toplum şu anda bu kutuplaştırılan alanlarda siyasetin daha önünde.

Bakın çok açık. Sokağa çıkın, sokakta Türklerle Kürtler arasında bir barış arayışı daha güçlüdür bugün, 3 yıl önceye, 5 yıl önceye, 10 yıl önceye göre. Ya da Alevilerle Sünniler arasında barış, toplumun içerisinde barış, mesela kadınlarda başı açıklarla kapalılar arasında iktidarın istediği gibi bir kutuplaşma artık yaratılamıyor.

O yüzden ben, içinde bulunduğumuz dönemde siyasetçilere ayrıca bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Toplum birçok sorunu kendi içinde, bir arada yaşam kültürüyle aşmaya bu kadar hazırken, siyasetçilerin biraz daha cesur olması, topluma biraz daha önderlik etmesi ve bu sorunları gerçekten artık köklü biçimde, bir daha geri dönülmez biçimde çözmek üzere sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum. Biz elimizden geldiğince bunu yapıyoruz. Tabii ki sınırlı bir güçle bugüne kadar bunu yaptık ama bunun rahatsızlık verdiği gözüküyor. Rahatsızlık vermeye devam edeceğiz, çok açık söylüyorum.”

Paylaşın

Almanya’da “AK Parti’nin Seçim Kampanyaları” Alarmı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde Almanya’da kullanılacak oylar, özellikle AK Parti ve Erdoğan açısından önemli rol oynayabilecek.

2018 yapılan seçimlerde Almanya’da yaşayan ve sandık başına giden seçmenin yüzde 64,8’i Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a, meclis seçimleri içinse yaklaşık yüzde 56’sı AK Parti’ye oy vermişti.

AK Parti’nin Almanya’daki seçim kampanyaları Alman politikacıları harekete geçirdi. Adalet Bakanı Marco Buschmann’ın İçişleri Bakanı Nancy Faeser ve Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’a bir yazı göndererek nefret söylemi içeren kampanyalara karşı önlem alınmasının önemine dikkat çektiği bildirildi.

Rheinische Post gazetesi, Hür Demokrat Partili (FDP) Buschmann’ın mektupta “Seçimler göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan taraftarlarının önümüzdeki haftalarda Almanya’da da daha güçlü bir şekilde seçim kampanyası yürütmesi beklenmektedir. Kampanya etkinlikleri çerçevesinde, insan onurunu zedeleyen nefret söylemi içerikli mesajlar yayılmasını hesaba katmak zorundayız” dediğini aktardı.

AK Parti milletvekili “Yok edeceğiz” demişti

AK Parti milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün 13 Ocak’ta Neuss kentinde yaptığı konuşmada sarf ettiği, PKK ve Gülen yapılanması mensupları için “Saklandıkları deliklerden çıkarıp yok edeceğiz” ifadesi Almanya’da nefret söylemi olarak değerlendirilerek yoğun tepkiye yol açmış, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.

Adalet Bakanı Buschmann mektubunda, “Yaşanan vakalar, bazı Türk yetkililerin seçim kampanya etkinliklerinde siyasi rakiplere karşı bilinçli olarak insan onurunu zedeleyici dil kullanacaklarını gösteriyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez ve düşünce özgürlüğü sınırlarının açık bir şekilde ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

Buschmann, içişleri ve dışişleri bakanlarına yazdığı mektupta toplanma hukuku çerçevesinde yabancı yetkililerin etkinliklerine izin zorunluluğunun dikkatli bir şekilde uygulanması ve kuralların Türkiye’ye -gerekirse bir kez daha- açık bir şekilde hatırlatılması gerektiğini vurguladı, eyaletlerde toplanma hukuku konusunda ilgili makamlarda da konuyla ilgili duyarlılık yaratılmasını istedi.

Almanya’da 2017 yılında yürürlüğe giren düzenlemeyle, AB dışındaki ülkelerden yetkililerin Almanya’da yaşayan vatandaşlarına yönelik resmi seçim kampanyası etkinliklerinde bulunması, Alman hükümetinin iznine tabi hale getirildi. Seçimler öncesindeki üç aylık süreçte ise seçim kampanyası etkinliğinde bulunulmasına izin verilmiyor.

Yeşiller partisinin iç politika sözcüsü Lamya Kaddor, gazeteye yaptığı açıklamada, bu kurala rağmen “gri alanlar” bulunduğunu, Türkiye bağlantılı Alman dernek ve kuruluşları ya da resmi sıfatı bulunmayan Türk kişiler yoluyla seçim etkinliği yürütülebildiğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Demirbaş, Papa’dan Kürt Sorununun Barışçıl Çözümü İçin Dua Etmesini İstedi

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Vatikan’da görüştüğü Katolik Hristiyanların ruhani lideri Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi.

Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti.

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde 2004 ve 2009 olmak üzere iki dönem belediye başkanlığı yapan, ancak hakkındaki siyasi davalar nedeniyle şu anda Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, Katolik Hristiyanların ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Françesko ile görüştü. Vatikan’da gerçekleşen görüşmenin Demirbaş’ın randevu talebinde bulunması üzerine gerçekleştiği öğrenildi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti. Demirbaş ayrıca Papa’ya bir mektup ile İran’dan gelen ve üzerinde Kürt kadın motifi bulunan halı hediye etti.

Görüşmeye ilişkin DW Türkçe’den Felat Bozarslan’ın sorularını yanıtlayan Sur Belediyesi’nin eski Başkanı Abdullah Demirbaş, Papa’nın kendisini çok sıcak karşıladığını ifade etti. Daha önce de Papa ile görüştüklerini belirten Demirbaş, görüşmeyi Sur Belediyesi’nin eski Başkanı ve Kırklar Meclisi üyesi olarak yaptığını söyledi:

“Bu topraklarda barış ve bir arada yaşamın gerçekleşmesi, Kürtlerin sorunlarının ve statüsüzlüğünün bitmesi için dua etmesini istedik. ‘Seve seve dua edeceğim’ şeklinde yanıt verdi. Kürt dili ve kültürü açısından Mem û Zin kitabını verdik. Bir de İran’dan gelen bir halı takdim ettik. Kürt kadın motifi işlenmiş bu halı, Kürt kadınların fundamentalist İslamcılara karşı yaklaşımını gösteren bir mesajdı. Kitabın Kürtçe olup olmadığını sordu. Ben de ‘Evet’ dedim. Çok pozitif yaklaştı. 100 bin kişilik bir seremoni sırasında kabul edilen altı kişiden biriydik” dedi.

“Kürtler tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlandı”

Kürt siyasetçi Demirbaş görüşme sırasında Papa Françesko’ya üç sayfalık bir mektup da verdi. Mektupta, dört ayrı ülkenin boyunduruğu altında yaşayan Kürt halkının tarih boyunca çeşitli acılara maruz kaldığı belirtilerek, “Hazreti İsa nasıl Tanrı tarafından kendisine bahşedilen yüksek mertebenin misyonunu yayma uğruna çarmıha gerilmeyi göze aldıysa, Kürt halkı da kendisine Tanrı tarafından bahşedilen bir kimlik ve bu kimliğin bir sonucu olarak kendi diline ve kültürüne sahip çıkmak uğruna tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlanmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Mektubunda Diyarbakır’dan ve Sur Belediyesi bünyesinde dinler arası hoşgörü için atılan adımlardan bahseden Demirbaş, bu amaçla kurulan Kırklar Meclisi’nin bütün inanç ve kültürler için bir barış köprüsü modeli olduğunu belirtti. Son yıllarda Kürtler üzerinde sistematik taarruzların olduğunu ifade eden Demirbaş, bunlardan birinin de IŞİD’in dini azınlıklar, özellikle de Ezidilere yönelik saldırıları olduğuna dikkat çekti:

“İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden olan bu vahşet, Irak ve Suriye’de barış ve demokrasi isteyen halklar ve inançların dik duruşu sayesinde durduruldu. Özellikle Kuzeydoğu Suriye’de gösterilen direniş DAEŞ’in durdurulmasında büyük bir katkı yaptı. İnançlar ve kimliklerin korunmasında diyalog kanallarının ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesinde zatıâlinizin rol alması bizlere büyük bir umut ışığı olacaktır.”

Abdullah Demirbaş kimdir?

Halen hakkındaki siyasi davalar nedeniyle 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle yargılanan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, 2004 yerel seçimlerde Diyarbakır’ın Sur ilçe Belediye Başkanı seçildi.

Belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik kararı aldığı için 2007 yılında görevden alınan ve yerine kayyum atanan Demirbaş, 2009 yılındaki KCK operasyonları kapsamında cezaevine girdi. Daha sonra sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılan Demirbaş 2015 yılında farklı bir soruşturmadan bir kez daha tutuklandı.

Bu kez 4,5 ay cezaevine kalan Demirbaş, sağlık sebebiyle yeniden tahliye edildi. Bir süre İstanbul’da öğretmenlik yapan Demirbaş hakkında açılan davalar nedeniyle 2019’da yurt dışına çıktı. O günden beri bir Avrupa ülkesinde yaşayan Demirbaş halen 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle çok sayıda davada yargılanıyor.

Demirbaş, 2014 yılında Ermeni, Süryani, Müslüman, Ezidi ve Alevi temsilcilerle birlikte Vatikan’da Papa’yı ziyaret etti. Demirbaş, 2015 yılında Türkiye’ye gelen Papa’nın Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ziyaret törenine de davet edildi ve burada da Vatikan Devlet Başkanı ile görüştü. Demirbaş, 2015 yılında Chobani yoğurtlarının sahibi olan Kürt iş insanı Hamdi Ulukaya ile birlikte bir kez daha Papa’yı ziyaret etmişti.

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu İçin Suikast Girişimi Uyarısı

Gelecek Partili Selçuk Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir suikast girişiminde bulunabileceğini belirtti. CHP’li Erdoğan Toprak ise iddiaları doğruladı ve bu konuda devlete güvendiklerini söyledi.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik bir suikast girişiminde bulunabileceğini belirtti.

Selçuk Özdağ, Cumhuriyet gazetesine yaptığı değerlendirmede, “Geçmişte siyasetçilere ve gazetecilere yönelik çok sayıda suikast girişimi oldu. Seçime az bir zaman kala Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kesinleştikçe suikast girişimi ihtimalini de daha çok düşünmek gerekiyor. Bu nedenle koruma tedbirlerini artırmak gerekiyor” dedi.

CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak ise iddiaları doğruladı. Toprak, “Duyumlar almadığımızı söyleyemeyiz. Ancak devletin bu konuda duyarlılık göstereceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu konuda devlete güvendiklerini söyleyen Toprak, “Devletin elinde istihbarat imkânı var. Bu konuda deneyimli, namuslu insanlar var. Onlara güveniyoruz. Bu ihbarları gözden geçiriyorlardır” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Hazineden Çalınan 418 Milyar Doları Getireceğim

Adıyaman’da katıldığı iftar programında konuşan Kılıçdaroğlu, “Hazineden çalınan 418 milyar doları getireceğim ve bu milletin cebine koyacağım. Kimse endişe etmesin.‘Efendim, parayı nasıl alacaksın’ diyorlar. Hiç endişe etmeyin. Bu kardeşiniz, son kuruşuna kadar alacak. Son kuruşuna kadar alacak ve getireceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sanıyorlar ki, ‘çaldık götürdük, Kılıçdaroğlu onu bulamaz.’ Bulurum efendim, bulurum, Fizan’a götürseler bulacağım, Fizan’a! O paraların bir kısmını değil, tamamını getireceğiz; bu millet zenginleşecek, bu ülke zenginleşecek. Çalanın yanına bırakmayacağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, afet bölgesi Adıyaman’da; Millet İttifakı Liderleri Meral Akşener, Ali Babacan, Gültekin Uysal, Temel Karamollaoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte Saadet Partisi’nin organize ettiği iftar programında depremzede vatandaşlarla bir araya geldi.

Kılıçdaroğlu, iftarın ardından yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Kul hakkı yiyenlere oy vermeyin. Kul hakkı yiyenlere oy vermek, kul hakkı yiyenlerle ortak olmak demektir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

Millet İttifakı olarak şu sözü verdik: Sizden alınan her kuruş, vergi olarak ödediğiniz her kuruşun hesabını size vermek bizim boynumuzun borcudur. Parayı yerinde harcayacağız ve hesabını vereceğiz. Millet için harcayacağız, kendimiz için değil. Siyaset zenginleşme aracı değildir, siyaset halka hizmet etme aracıdır; bu kadar açık, bu kadar net söylüyoruz.

Biz sizden helalliği şöyle isteyeceğiz; evinizi yapacağız, dükkânınızı yapacağız, ahırınızı yapacağız. Sizden beş kuruş, bir kuruş dahi almayacağız. Ondan sonra geleceğiz, anahtarlarınızı teslim ederken diyeceğiz ki, ‘yakınınızı kaybettiniz, öleni geri getirmek mümkün değil, ama size evinizi, dükkânınızı, ahırınızı ne varsa yaptık, anahtarınızı teslim ediyoruz, gelin şimdi helalleşelim.’ Bizim helalleşmemiz böyle olacak.

Hazineden çalınan 418 milyar doları getireceğim ve bu milletin cebine koyacağım. Kimse endişe etmesin.‘Efendim, parayı nasıl alacaksın’ diyorlar. Hiç endişe etmeyin. Bu kardeşiniz, son kuruşuna kadar alacak. Son kuruşuna kadar alacak ve getireceğiz.

Sanıyorlar ki, ‘çaldık götürdük, Kılıçdaroğlu onu bulamaz.’ Bulurum efendim, bulurum, Fizan’a götürseler bulacağım, Fizan’a! O paraların bir kısmını değil, tamamını getireceğiz; bu millet zenginleşecek, bu ülke zenginleşecek. Çalanın yanına bırakmayacağız.”

Paylaşın