Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na “Gönülden Destek” Çağrısı

Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’na açıktan destek verip vermeyeceğinin önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyleyen Selahattin Demirtaş, “Tabii ki gönülden, isteyerek bir destek olması bizim arzumuzdur” dedi.

Kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nin 14 Mayıs’taki seçimler öncesinde karar alıp almayacağına ilişkin yaptığı değerlendirme ise Demirtaş, seçimden önce karar beklemediğini söyledi.

Mahkemenin, seçim gününden önce karar almasının siyasi müdahale olacağını belirten Demirtaş, “Anayasa Mahkemesi, HDP kapatma davasında seçimden önce karar alırsa açıkça siyasi bir müdahale yapmış olur. Bu kadar kısa sürede karar almakla da imkânsız olana, mucizeye imza atmış olur. Bir karar çıkmasını beklemiyorum” dedi.

HÜDA-PAR’ın fiilen Cumhur İttifakı’na katılması ve AKP listelerinden TBMM’ye taşınacak olmasını da değerlendiren Demirtaş, “Erdoğan’ın yapacağı hiçbir ittifakın ona hayrı olmaz, Hizbullah ile ittifak ise kendisine oy kaybettirir ancak. Hizbullah’ın Kürt seçmen nezdinde de ne karşılığı ne itibarı ne de gücü var. Erdoğan denize düşünce yılana sarıldı neticede” ifadelerini kullandı.

Yedi yıla yakın bir süredir Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu ve Mahmut Bozarslan’ın sorularını yanıtladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’nin Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na açıktan destek verip vermeyeceğinin önümüzdeki günlerde netleşeceğini söyledi.

2019’daki yerel seçimlerde İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’na destek verilmesi için “gerekirse bağrımıza taş basacağız” açıklaması yapan Demirtaş bu kez, “Tabii ki gönülden, isteyerek bir destek olması bizim arzumuzdur” dedi.

Demirtaş’a yöneltilen ilk soru HDP’nin Anayasa Mahkemesinde süren kapatma davasına ilişkin oldu.

Anayasa Mahkemesi’nin 14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem TBMM Genel Seçimi öncesinde karar alıp almayacağına ilişkin soru üzerine Demirtaş, seçimden önce karar beklemediğini söyledi.

Mahkemenin, seçim gününden önce karar almasının siyasi müdahale olacağını belirten Demirtaş, “Anayasa Mahkemesi, HDP kapatma davasında seçimden önce karar alırsa açıkça siyasi bir müdahale yapmış olur. Bu kadar kısa sürede karar almakla da imkânsız olana, mucizeye imza atmış olur. Bir karar çıkmasını beklemiyorum” dedi.

Yüksek Mahkeme’nin HDP’nin Hazine yardımıyla ilgili banka hesapları üzerindeki blokeyi kaldırmasına ilişkin soruya Demirtaş, kararın hukuka uygun ancak siyasi saikle alındığını söyledi.

Demirtaş, yargının durumunun içler acısı olduğunu savunarak, “Bu karar hukuka uygun olarak alınmıştır ama basına yansıyan haberlere göre Erdoğan, Anayasa Mahkemesi üyelerini arayarak bu kararı aldıkları için azarlamış. Anayasa Mahkemesi, üyeleri ise Erdoğan’a “Efendim, bu kararı siyaseten size yarar diye aldık” demişler. Yani Anayasa Mahkemesi, hukuka uygun bir kararı bile siyasi saikle verdiğini itiraf etmiştir. Türkiye’de yargının durumu gerçekten çok hazin ve içler acısı” diye konuştu.

“(TİP’in kararı) Bence doğru bir karar olmadı”

Demirtaş’a yöneltilen sorulardan biri de “Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) en az 47 bölgede ayrı listeyle adaylar çıkarmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” oldu.

TİP’in ortak listeyle seçime katılmama yönündeki kararını doğru bulmadığını vurgulayan Demirtaş, “Bence doğru bir karar olmadı. Ortak listeyle çok sayıda milletvekili çıkarma imkânı riske atılmış oldu. Düşük bir olasılık ama mesela Yeşil Sol Parti yüzde 7 barajının altında kalırsa ne olacak? Biz yine de TİP’li arkadaşlarımızın kararına saygı duyuyoruz ama tüm seçmenlerimizi de doğal olarak Yeşil Sol Parti’ye oy vermeye çağırıyoruz” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu’na ‘Gönülden destek” çağrısı

HDP Cumhurbaşkanlığı adaylarını belirlenmesi sürecinde önce kendi adayını çıkaracağını duyurdu. Ancak Millet İttifakı’nın CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday göstereceğini açıklamasından sonra HDP aday çıkarmaktan vazgeçti.

Buna rağmen Kılıçdaroğlu’na açıktan bir destek sözü verilmedi.

Demirtaş ise 2019’daki yerel seçimlerde HDP seçmenine CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu destek vermeleri çağrısı yapmıştı. Demirtaş’ın, “gerekirse bağrınıza taş basın, ama mutlaka sandığa gidip ‘Faşizme hayır’ anlamına gelecek oyunuzu kullanın” şeklinde çağrısı uzun süre tartışıldı.

Demirtaş bu kez de Kılıçdaroğlu’na destek istedi. Ancak Demirtaş, desteğin gönülden olmasını arzu ettiğini ifade ederek, “HDP’nin açıktan destek verip vermeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Tabii ki gönülden, isteyerek bir destek olması bizim arzumuzdur. Yakında sonucu hep birlikte duyarız” dedi.

“Hizbullah ile ittifak oy kaybettirir”

Son günlerin en yoğun tartışmalarından biri de HÜDA-PAR’ın fiilen Cumhur İttifakı’na katılması ve AKP listelerinden TBMM’ye taşınacak olmaları oldu.

Demirtaş, “Sizce bu bölgedeki dini ve etnik hassasiyeti olan Kürtler’in oy tercihini değiştirir mi? Bunun AKP’ye bir getirisi olur mu?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Erdoğan’ın yapacağı hiçbir ittifakın ona hayrı olmaz, Hizbullah ile ittifak ise kendisine oy kaybettirir ancak. Hizbullah’ın Kürt seçmen nezdinde de ne karşılığı ne itibarı ne de gücü var. Erdoğan denize düşünce yılana sarıldı neticede.”

“(PKK’ya) ben çağrı yaparsam zaten dikkate almaz”

Geçen hafta seçimden sonra cumhurbaşkanı ve hükümetin değişmesi halinde PKK’nın Türkiye’de silah bırakması için elinden geleni yapacağını açıklayan Demirtaş, bu sözlerine de açıklık getirdi.

Örgütün silahları bırakması sürecinin “zor veya imkânsız olmadığı” yorumunu yapan Demirtaş, örgütün sadece kendi çağrısını dikkate almayacağına vurgu yaptı.

Demirtaş, çözüm adresi olarak Meclis’i göstererek şunları söyledi: “Mesele örgütün beni dinleyip dinlememesi değil. Ben çağrı yaparsam zaten dikkate almaz, dinlemezler, bu bilinmeyen bir şey değil. Ama Meclis’te açık, şeffaf ve hukuk çerçevesinde bir çözüm imkânı, adımları atılırsa elbette muhatapları da bunu mecburen dikkate alacaktır. Benim kastettiğim; çözümün siyasi, hukuki, toplumsal zeminini yaratmak için çalışmaktı ve bunu elbette yapacağız, ‘uygun ortamı yaratıp silahların son bulduğu süreci oluşturacağız’ diyorum. Bunun zor veya imkânsız olmadığını vurgulamak istiyorum.”

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Diyarbakır’daki açılış ve temel atma töreninde söylediği, “Derdi Kürtler olanın yapacağı silah bırakmaktır” sözlerine ise “Erdoğan ne söylediğinin farkında değil. Önce bize hakaret ediyor, tehdit ediyor, sonra da içi boş çağrılar yapıyor. Ciddiye alınacak bir söylem olarak görmüyorum” yorumunu yaptı.

Serbest kalırsa siyasete kapıyı kapatmadı

Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs sonrasında serbest kalması halinde ne yapacağıyla ilgili soruya ise “Bunları çıktıktan sonra konuşalım. Şimdilik cezaevinden devam ediyorum, siyasi mücadeleye” yanıtını verdi.

Partisinin Şubat 2018’deki 3’üncü kongresinden önce bir mektup gönderen Demirtaş, aday olmayacağını söylemişti. Mektubunda, hukuken parti üyeliğinin bile mümkün olamayabileceğine dikkat çeken Demirtaş, bu yeni açıklamasıyla, eğer hapsedilme durumu sona erirse yeniden siyasette etkin olabileceği mesajını verdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a IMF Yanıtı: Ülkeyi Dilenciye Çeviren…

Kendisini IMF ile gizli pazarlıklar yürütmek ve Londra’daki tefecilerle görüşmekle suçlayan Erdoğan’a sert yanıt veren Kılıçdaroğlu, “İktidarımızda IMF’ye de tefecilere de başvurma niyetimiz yok” diyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Türkiye’yi dilenciye çevirdiğini ve bütün bunları düzelteceklerini” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, gazeteci Murat Yetkin’e açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, “IMF ile görüşmüyoruz. İktidarımızda IMF’ye de tefecilere de başvurma niyetimiz yok. Türkiye’yi dilenciye çeviren Erdoğan. Bütün bunları düzelteceğiz” dedi ve ekledi:

“Dilin kemiği yok. Dertleri Türkiye’ye yatırım getirmek değil, doları nasıl tutacakları. Benim ABD’de, İngiltere’de ne yaptığım, kimlerle görüştüğüm belli. Büyükelçiler haberli, ayrıca mutlaka bizi takip edenler, peşime taktıkları derin devlet elemanları da biliyordur. Biz faizle para istemiyoruz, yatırım, temiz para gelsin diye çalışıyoruz.

“Uyuşturucu baronlarına, kaçakçılara kapıları açtılar”

Bizi de kendileri gibi sanıyorlar. Para gelsin de nereden gelirse gelsin anlayışındalar. Türkiye Mann Adası değil. Uyuşturucu baronlarına, kaçakçılara af çıkardılar, kapıları açtılar. Türkiye’yi kara para cenneti haline getirdiler. Günay Amerika’da uyuşturucu taşıyan gemiler yakalanıyor, dünyanın her yerinden mafyalar Türkiye’nin sokaklarında çatışıyor, iktidarsa seyirci, çünkü o paraya gebe. Bunlara son vereceğiz.

Öztrak: Kendisi IMF’nin kapısını çalmak zorunda kalabilir

Murat Yetkin, ayrıca Erdoğan’ın IMF ile gizli görüşme yaptığını isim vermeden söylediği CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak’ın açıklamasını da aktardı. Öztrak, şöyle dedi:

“O dönem hükümetle görüşmeye gelen IMF heyeti bizlerle de görüşmek istedi. IMF’nin çalışma usulleri içinde var; bu temaslar da hükümetin bilgisi içindedir. Partimize davet ettik. Vakitleri kalmamış. Durmuş Bey’le (Eski Merkez Bankası Başkanı ve İYİ Parti Milletvekili) birlikte temaslarını yürüttükleri Hilton otelinde [21 Eylül 2019’da] görüştük. Her şey ortadaydı, gizli filan değildi. Mesele hükümetin dışarıdan kimsenin kendilerinden başka kimseyle görüşmesini istememesi.

“Tefecilerle görüşenler kendileri. Elin sıcak parasıyla hovardalık yaptılar. Eğer 2018’de tek adam rejimiyle birlikte bu düşük faizle enflasyonu ve dövizi düşüreceği saplantısına kapılmasaydı. Biz bugün IMF filan konuşmazdık. Zaten IMF konusunu da açan bir değiliz, kendisi oldu. Kaldı ki IMF ile son stand-by anlaşmasına imza atan da kendisi.

“Bakın, yabancı yatırımcı kaçtı. Yerli yatırımcı da kaçmaya başladı. Biz yine de Türkiye’nin IMF reçetelerine ihtiyacı olmadığını, bizim kısa süre içinde Türkiye’nin kaynaklarını harekete geçirerek ekonomiyi toparlayacağımızı söylüyoruz. Ama Erdoğan başta kaldıkça ve bu ekonomi politikaları devam ederse, üzülerek söylüyorum, kendisi IMF’nin kapısını çalmak zorunda kalabilir.”

“IMF kaynakları yorum yapmadı”

Gazeteci Murat Yetkin, Erdoğan’ın sözleri üzerine temas kurduğunu söylediği IMF kaynaklarının, yorum yapmaktan kaçındığını da aktardı.

Yetkin, şöyle yazdı: “Ama IMF konularına hakim uluslararası mali çevrelerden kaynaklar, özellikle 2019 olayından sonra IMF’nin Erdoğan ve AK Parti hükümetinin tepkisiyle karşılaşmamak için Türkiye’de muhalefet ile görüşmekten özellikle kaçındığını, IMF adına bir temas olduğunu duymadıklarını söylediler. Seçim sonrası ekonomi senaryoları ise daha çok döviz kuru ve Merkez Bankası para politikaları tartışması çerçevesinde kurgulanıyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 17 Nisan’da İstanbul Finans Merkezinin bankacılık bölümünün açılışında yaptığı konuşmada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun IMF ile gizli görüşmeler yaptığını ve seçimi kazanması durumunda Türkiye’yi IMF’ye muhtaç edeceğini söylemişti.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder: Parlamentoda Kilit Güç Olacağız

Sırrı Süreyya Önder, “Parlamento aritmetiği öyle gösteriyor ki kilit bir güç olacağız. Biz bu kilit gücü biz pazarlık unsuru olarak da yapmayacağız. Bir yaptırım aracı olarak da kullanmayacağız. Biz bunu ülkenin demokratik dönüşümü için bir payanda yapmaya hazır bir vaziyette bekleyeceğiz” dedi.

“Bu seçim çok önemli bir seçim olduğu söylenir ama bu seçim gerçekten bugüne kadar olmadık bir şekilde önemli bir seçim” diyen Önder “Özellikle Yeşil Sol Parti’nin tanıtımı, pusuladaki yeri ve bizim sandıklarda resmi gözlemci bulunduramamamızdan kaynaklı sorunlarda, sandıklara müdahil olma gibi meselelerde, yaşlılarımızı, deprem bölgesindeki yurttaşlarımızın organizasyonu, o konuda belki son kez bir özveri bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul Milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder, 2023 seçimleri, iktidarın ve muhalefetin izlediği politikayı, Yeşil Sol Parti’nin Kürt sorununun çözümü ve demokratik dönüşümdeki rolüne dair Mezopotamya Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

Memleket seçimlere gidiyor, 25 gün gibi az bir süre kaldı. Nasıl bir sürece giriliyor? 

İlk defa toplumsal güçler, kurumlar, sınıflar, yapılar, çevreler bugüne kadar devletin güttüğü paradigmanın dışında bir hizalanma arayışı içindeler. Bugün dünyanın geldiği nokta itibariyle bugüne kadar gelinen paradigmayla bundan sonrasını yürütebilmek muktedirler açısından imkansızlaşmış durumda. Bunu bir gerçeklik olarak tespit etmemiz gerekiyor. Ancak bunu tespit ettikten sonra peki yol ne? İkinci yüzyılı nasıl yaşayacağız sorusu orta yerde hayati bir şekilde duruyor olacak. Buna da bir çözüm bazlı yaklaşma yöntemini tercih edebiliriz. İki; böyle bugüne kadar getirdiğimiz gibi gidebileceğini düşünebiliriz.

İşte bugüne kadar getirdiğimiz gibi götürebiliriz diyenlerin hem kendileri açısından ağır bir yanılgı olacak. Hadi o önemli değil, oturup onların yanılgısına yanacak halimiz yok ama ülkemiz açısından, ortak geleceğimiz açısından artık toplumsal maliyetler üretecek derdimiz de budur. Bir yüz yılı daha ıskalamamak, bu seçimde tam böyle bir kavşakta hayati bir önemdedir. Aşağı yukarı her seçimde buna benzer değerlendirmeler yapılıyor. Bu seçim çok önemli bir seçim olduğu söylenir ama bu seçim gerçekten bugüne kadar olmadık bir şekilde önemli bir seçim.

Buna birçok farklı açıdan yaklaşmak mümkün. Yani sadece önemi bir kavşakta olmamız ve burada kullanacağımız tercih meselesiyle sınırlı değil. İlk defa toplumsal güçler, kurumlar, sınıflar, yapılar, çevreler bugüne kadar devletin güttüğü paradigmanın dışında bir hizalanma arayışı içindeler. Umutvar olmak için belki çok erken ama bunda da Kürt siyasi hareketinin bugüne kadar özveriyle yürüttüğü mücadelenin ödediği bedellerin önemli bir payı var. Dolayısıyla bir başka yönüyle de bu açıdan önemli. O anlamda hepimiz sahalara indik, bunu anlatmaya, bunu yaygınlaştırmaya ve mümkün olan en olumlu sonucu almaya çalışıyoruz.

Sırrı Süreyya Önder, kendi deyimiyle bütün yaşamı siyasetle geçti. 2018’den sonra sanatla ilgilendiniz. Ancak böylesi önemli bir seçimde siz de adaysınız, seçmenle buluşuyorsunuz. Nasıl bir hava var, toplumun beklentileri neler?

Sanırım Ramazan Ayı’nın etkisi, ağır geçim koşullarının etkisi, depremin yarattığı travmayla herkes açısından alanlar biraz şuan beklediğimiz noktada değil. Coşkuyu falan kast etmiyorum. Seçim havasında değil. Sanki memlekette seçim gibi gündem yokmuş gibi bir hava var.

CHP’lisi içinde böyle, AKP’lisi içinde böyle bir hava var. Bunun sebebini dediğim gibi ağır geçim koşulları, depremin travması, bir de toplumun terörize edilmesi gibi birçok şeye bağlayabiliriz. Bir basın açıklamasında silueti görünen insanlara yıllarca ceza verilen bir dönemden bahsediyoruz. İnsanlar sabırla o oy verme gününü bekliyorlar. Fakat bayramdan sonra o klasik alışa geldiğimiz seçim havasına gireceğimizi düşünüyorum.

Vallahi kişisel tercihime kalsaydı, evet sanat benim için hep yarıda kalmış, hatta başlangıcında kalmış bir alan olarak kaldı. Yaşım da bayağı ilerledi, orada bir şey yapma arzum hep devam ediyor. Cezaevindeyken karaladığım bir şeyler var. Bu arada yazdığım bir iki senaryo var. Biraz sağlık meseleleri yordu. Bütün bunların içinde arkadaşlarımız sorumluluk almam gerektiğini söylediler.

Bir iki kaytarmaya çalıştım ama bundan fazlası kibire girer. Ben anlayış olarak genç arkadaşlara, yeni arkadaşlara alan açılması, böyle siyasetin sürgit bir etkinlik gibi sürdürülmemesinden yanayım. Zaten bıraktığım zaman da devam edebilme opsiyonum varken, başka arkadaşlarımıza alan açmak gerektiğini düşündüm. Birçok arkadaşımız da böyle düşünüyor. Bizim yapımızın en önemli özelliği bu belki.

Bakın her dönem parlamento grubumuz yepyeni kimlikler kazandırır halka. Her birinin başka bir temsiliyet gücü vardır. O anlamda en üretken yapılardan birisiyiz. Fakat bu seçim, seçimden sonra ortaya çıkacak olan tabloda belli bir deneyimi ve hafızayı gerektiren kıvamda bir şey olacak. Bu, bugünden belli. Böyle olunca arkadaşlar da ısrarla göreve çağırınca, baş üstüne dedik, geldik.

İmralı Notları’ndan biliyoruz, PKK Lideri Abdullah Öcalan size sanatınızı sürdürmenize dair öneride bulunuyor. Tamamlayamadınız sanırım…

Yok, yüzüm kara o anlamda (gülerek), çok tamamlayamadım. Bakalım. Hayatın kendisi de bir sanat, biz politikayı da bir sanat gibi, sanatı da politik olarak yapmayı bilen ve bunu gözeten insanlarız. Hele bakalım, şuan barıştan kıymetli, demokratik bir dönüşümden kıymetli pek az şey var.

Seçim havası olmasa da siyasi partiler yoğun mesai harcıyor. İktidar ise seçim kampanyasını sizin üzerinizden, partiniz HDP üzerinden yürütüyor. Siz nasıl izliyorsunuz?

Acınacak bir şey olarak görüyorum. Bu memlekette daha önce değişik platformlarda ve parlamentoda söyledim; eğer biz olmazsak, bu parlamentonun karma olarak bütün partilerden üçte biri tercih edilmezdi. Üçte birinizin Kürt’e düşmanlık etmekten başka, özgürlüklere düşmanlık etmekten başka hiçbir vasfınız yok ve küfretmekten başka.

Siz sadece bu vasfınızla alınıp buralara istihdam ediliyorsunuz. Bu memleket düşman icat etmeden, memleket yönetebilme kabiliyetini hiç zaman gösterememiş ki. Cumhuriyetin bu yüzyıllık tarihinin önemli bir bölümünde daima bir düşman algısına ihtiyaç duymuş. Bu düşmanın adı değişmiş, günün konjonktürü neyi gerektiriyorsa. Onun için miting de yapmayacaktı, hani çok değişik bir şey olacaktı.

Bizim şu an kendimizi Türkiye toplumuna çok iyi anlatmamız gereken günler. Bu toplumun bir derin nefes almaya ihtiyacı var, hava gibi, su gibi bir ihtiyaç bu.

Şimdi sabah akşam, o miting senin, bu miting benim gezmeye başladılar. Biraz çaresizliğin, biraz paniğin ürünü bunlar. Bayramdan sonra bu çaresizlik havasının daha da artacağını düşünüyorum. Bütün medya kanalları ellerinde, bekliyor haber bültenleri girdiğinde, iftar programlarını ipotek etmiş, tartışma programı başladığında bir iki açılış, maçılış, kabul benzeri şeyler yapıyorlar.

Bu memlekette iktidarların basın yayını denetledikleri, işte denetlemeye çalıştığını, bu çabaları hepimiz gördük. Cumhurbaşkanı, başbakan konuşurken ona bağlanmayı da gördük. Yeni bir şey değil bizim için. Fakat susarken beklemeyi ilk bunların zamanında gördük. Cumhurbaşkanı bağlanıyor, ezan okunuyor, bir bekleyelim diyor. Bütün canlı yayında o sessizliği çekiyor. Geri stüdyoya dönmüyor yani. Bu sadece o paniğin ve karmaşanın havası, açıkçası onlarla ilgilenmemek gerek düşüncesindeyim.

Bizim şuan kendimizi Türkiye toplumuna çok iyi anlatmamız gereken günler. Bu toplumun bir derin nefes almaya ihtiyacı var, hava gibi, su gibi bir ihtiyaç bu. Yarınından, can güvenliğinden, özgürlüğünden, temel haklarından emin olacağı bir ülkeye ihtiyacı var. Karnının doyacağı, barınmanın sorun olmayacağı, geleceksizleştirilmeyen bir topluma ihtiyacı var. Bunlar çok yakıcı talep haline gelmişken, bize de düşen bu gerçekliği ve çözüm yollarını toplumumuza anlatabilmektir.

Muhalefeti nasıl görüyorsunuz? 

Millet İttifakı ve özelinde Sayın Kılıçdaroğlu’nu kast ediyorsak, yükü ve sorumluluğu ağır. Vaktinde çok ağır CHP eleştirileri yapmış birisiyim. Tümünün de arkasındayım, tümü de o konjonktür de bir gerçekliğe işaret ediyordu, bir gerçekliğin altını çiziyordu. Ama bugün için Sayın Kılıçdaroğlu bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu paradigmanın dışında bir cümle kurmaya çalışıyor. Bu çabayı yüksek değerde buluyorum. Ama bu sonsuz bir kredi anlamına gelmiyor. Bu krediyi verecek olan da ben değilim ayrıca.

Toplumda bu beklenti bir hayli yüksek, özellikle Kürtlerde bu çok daha yaşamsal olduğu için hem beklenti yüksek hem destek yüksek. Umuyorum ve diliyorum altında kalmadan, tekrar o kısır gelecek vaat etmeyen, nefret körüklemekten başka, nefreti yeniden yeniden üretmekten başka bir işe yaramayan o eski paradigmaya dönmez. Barışı ve özgür bir geleceği hep birlikte, bütün Türkiye halkları için ve bütün kesimleriyle geliştirmenin önünü açar. Bunun yolu çok basittir.

Demokratikleşmenin temel abecesi, yargının bağımsızlığı bir siyasi iktidarın sopa kullanılmasının önüne geçilmesi, insanların hele sosyal demokratların boynun borcu olan insanların bir sosyal devlet, barınması, temel gıdaya erişebilmesi, temiz suya erişebilmesi, temiz bir havayı soluyabilmesi, temiz bir çevrede yaşayabilmesi gibi şeyler için yükü ağır, çabaları olumlu, bekleyeceğiz, bakacağız, göreceğiz. Parlamento aritmetiği öyle gösteriyor ki kilit bir güç olacağız. Biz bu kilit gücü biz pazarlık unsuru olarak da yapmayacağız. Bir yaptırım aracı olarak da kullanmayacağız. Biz bunu ülkenin demokratik dönüşümü için bir payanda yapmaya hazır bir vaziyette bekleyeceğiz. Gerisi onların göstereceği pratiğe ve iradeye bağlı.

Kılıçdaroğlu’nun Kürtler videosunu izlediniz mi?

Şimdi artık bunun üzerinden cümle cümle, kelime kelime onu deseydi, bunu demeseydi gibi bir değerlendirmeyi faydasız buluyorum. Şuanda atılacak her adım, beyan edilecek her iradeyi kıymetli buluyorum. Fakat en önemli mesele şudur, bu mesele artık bölgesel bir mesele haline gelmişse, bunun konuşarak, müzakere edilerek çözülmesi için imkanlar sonuna kadar zorlanmalıdır. Demokratik bir dönüşümün en kestirme ve en insancıl yolu budur.

Peki bunun için ne lazım? Bunun için bu konuda her görüş kendisini herhangi bir baskı altında hissetmeden kendisini barışçıl yollarla ifade edebilmelidir. Şuan, şu konuda söylenecek 10 laftan 9’unun karşılığı, onlarca yıl hapis. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’dan beklediğimiz cümle terkibi olmamalı, onu öyle kurmalıydı, bunu böyle söylemeliydi değil. Kılıçdaroğlu’dan beklediğimiz birinci turu nitelikli bir çoğunlukla, net bir çoğunlukla alması, ardından ülkede bu meselenin kendi koyacağı iradenin yanında, bu meselenin rahatça konuşulabileceği bir demokratik düzlem yaratması.

Bu iktidar giderse çözüme kapı aralanır mı? 

Yaşayıp göreceğiz, aralanmazsa, Kürt meselesi bugün Pervin Buldan başkanımızın dediği gibi, “Çözmeyeni çözen” bir mesele.

Kürt sorununa gelmişken, İmralı, Kandil, Meclis üzerinden muhatap tartışması yürütülüyor. Siz 2013 ile 2015 yılları arasında Kürt sorununda demokratik çözümün tarihi dönüm noktası olan bir sürecin aktörlerinden birisiniz. Muhatap kim, nasıl çözülür bu sorun? 

Bütün paydaşlarını içermeyen ve bütün boyutlarıyla ele alınmayan hiçbir planın yürüme şansı yoktur. Ama dediğim gibi bütün bunlar için önce memlekette demokratik bir düzlemin oluşması gerekiyor. Bu olmadan, bunun bir sonraki aşamalarını konuşmanın hiçbir faydası yok.

Peki nasıl bir süreç bekliyorsunuz? 

Çözüm sürecinin bir döneminde umudumuz çok yükselmişti. Onun dışında hep kaygı ve kuşku hakimdi. Bu dönem, epeyce yüksek olduğu o dönem kadar umutluyum. Valla bizim kişisel olarak şeylerimizi konuşmak ayıp. Bu kadar yoldaşımız, arkadaşımız çok ağır bedeller ödediler, ödemeye devam edenler var, hayatını kaybedenler oldu. O anlamda biz kişisel olanı, bu kısımdan çıkarıp, şuraya taşımak gerekiyor. 21’inci yüzyılın paradigmasında bu işi daha üst bir kavramsallaştırmayla biraz mevcut kavram haritamızla mesele tıkandı ve ilerleyemiyor.

Bu algoritmanın dışında bir mimari yapabilir miyiz? Bunun koşullarını araştırmak… Bunu hep düşünüyorum zaten. İki, süreçte bizden kaynaklı, sürecin kendi konjonktüründen kaynaklı ve muhataplarımızdan kaynaklı sıkıntılar nelerdi, biz acaba bunda daha farklı, daha yaratıcı bir şey yapabilir miydik? Hata bizde miydi, ne kadarı bizdeydi? Karşıda mıydı, değil miydi? Kasıtlı mıydı, değil miydi? Sürekli böyle bunların muhasebesini yapmakla ve o hafızayı tekrar hatırlamakla meşgulüm.

Son olarak da dünya deneyimlerine tekrar bir göz atmakla meşgulüm. Artık bu inovasyon çağında sanki başka bir yol ve yordam yanına eklemlenebilir. Yani bir ulusun, bir halkın kendi ulusal demokratik kimliğini ötekileştirmeden, yok saymadan ifade edebilmesi boyutu baki kalmak üzere, bize düşen başka birtakım düzlemler yaratabilmek, onun için biraz böyle tefekkür halindeyiz. Bakalım.

Önümüzdeki dönem açısından umutlu musunuz? 

Evet, çözüm sürecinin bir döneminde çok umudumuz yükselmişti. Onun dışında hep kaygı ve kuşku hakimdi. Bu dönem, epeyce yüksek olduğu o dönem kadar umutluyum.

O dönem 7 Haziran sürecini getirdi. Bugünkü havayı 7 Haziran’a benzetenler var, siz bir benzetme yapıyor musunuz? 

Bir şeye benzetmemeyi tercih ediyorum. Çünkü bu tür analojiler sıkıntı doğuruyor. Dar bir alana hapsediyor. Her süreç kendi özgünlüğünü taşır. Biriciktir. Bundan sonrası da öyle olmak zorundadır. En azından biz kendimizi bu benzetmelerden beri tutmak zorundayız. O benzetilen dönemlerdeki yaşananları yok sayma anlamına gelmiyor. Oradaki benzerlikler, ortaklıklar yada aykırılıkları hep hatırda tutmak ama hiçbir dönemi başkaca hiçbir dönemin kendisi gibi ele almamak gerektiğini düşünüyorum.

HDP son seçim olan 2019 yerel seçimlerinde “kazanma ve kaybettirme” stratejisiyle hem kayyım atanan belediyeleri geri aldı, hem de büyükşehirlerde AKP’ye kaybettirdi. Bu dönem için aynı stratejisi sonuç alır mı? 

Biz bu sürecin, bu dönüşümün yapısal mimarlarından birisi olacağız. Onun için kazanma-kaybettirmenin üstünde bir yerdeyiz.

Bu dönemin kazanma ve kaybettirme aralığının dışında bir karakteri var. O noktadan daha ilerideyiz. Bu dönem bir demokratik dönüşümün kurucu mimarları arasındayız. Muhalefet yada iktidar bu konumumuzu istediği kadar tahfif etsin. Başka türlü anlamlandırsın yada adlandırsın önemli değil. Biz bu sürecin, bu dönüşümün yapısal mimarlarından birisi olacağız.

Bizdeki birikim ve deneyim, bizdeki politik perspektifin dışında süreci karşılayacak bir siyasal pratik yok. Ne sağda ne solda. Onun için kazanma-kaybettirmenin üstünde bir yerdeyiz. Biz demokratik bir cumhuriyete dönüştüreceğiz. Bundan da diktatörler hariç kimsenin korkmasına gerek yok. Hatta onların da korkmasına gerek yok, çünkü evrensel ve genel bir hukuk içerisinde sorumlulukları tartışılacak. Onun için biz kazanma-kaybettirme aralığından çıkmış bir durumdayız şuanda.

Seçime 25 gün gibi kısa bir zaman kaldı. Seçmene bir çağrınız var mı? 

Şimdi epeyce seçim yaşadım, birçoğunda adaydım, birçoğunun da temel mutfağında çalıştım. Neredeyse 4-5 ayrı bölgede ve ülke genelinde. Açıkçası halklarımıza çağrı yaparken bir parça mahcubuz. Onlar her çağrımızın hakkını verdiler, biz zaman zaman yetemedik onların ortaya koyduğu iradeyi daha da güçlendirmeye.

Ama bu dönem özellikle Yeşil Sol Parti’nin tanıtımı, pusuladaki yeri ve bizim sandıklarda resmi gözlemci bulunduramamamızdan kaynaklı sorunlarda, sandıklara müdahil olma gibi meselelerde, yaşlılarımızı, deprem bölgesindeki yurttaşlarımızın organizasyonu, o konuda belki son kez bir özveri bekliyoruz. Özellikle bayramdan sonra hep beraber mobilize olacağız. Şuan benim evimde yapıyoruz, sabah çıktık, bu saate geldik, röportajı da ancak bu saate bırakabildik.

Önümüzde yaklaşık bir ay var, gece demeden, gündüz demeden çalışırsak, bu çabaların sonucunu en net alabileceğimiz bir seçim olacak. Bu başka bir siyasal parti seçmeni için yaşamsal önemde olunduğunun farkında olmayabilir. Herkes için yaşamsal ama bunu en iyi biz biliyoruz, bu seçim ortaya çıkacak sonucun yaşamsal öneme haiz olduğunu. Onları saygıyla selamlıyorum, hep birlikte başarı dileklerimiz gönderiyorum ve başarı sözü veriyorum. Şimdiden iyi bayramlar dileğimi de eklemiş olayım.

Paylaşın

Erdoğan: CHP’nin Geçmişinde Din Düşmanlığı Var

TRT’de gündeme dair açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Masanın altındaki üstüne çıktı ve 7’li masa oldu. Bu 7’li masa bizim Kürt vatandaşımızı istismar ediyor. CHP’nin benim Kürt kardeşlerimi sevmekle ilgili bir derdi yok, bunlar yalan. Doğu’da CHP’nin esamesi bile okunmuyor. Oradan bir şeyler elde etmeye çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Güneydoğu ve Doğu’daki Kürt kardeşlerimle benim hiçbir problemim yok. Yaptığımız mitinglerde dayanışmamız Kürt kardeşlerimizle çok iyiydi. Neymiş Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldıracaklarmış. Kendilerine göre yeni bir kurumdan bahsediyorlar. Bunların din düşmanlığı yeni değil. CHP’nin geçmişinde zaten din düşmanlığı var.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “CHP ile HDP kapalı kapılar arkasında yaptıkları pazarlıklarla mesaj veriyorlar. Biz Batı’da ne var ise Doğu’da da o olacak dedik ve oldu mu? Bakın şimdi havalimanlarına, üniversitelere. Üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. Ben oradaki kardeşlerimi Kürt’tür diye üniversitesi olmadan bırakamazdım. Oradaki kardeşim de okuyor gidiyor üniversitesine.

Kandil HDP üzerinden kendisine kanlı bir alan açma hazırlığı yapıyor. ‘Bay Bay Kemal’ de makam kapma derdinde değil mi? Diyarbakır’da 51 vatandaşımızın ölümüne neden olan ‘Selo’ değil mi? İmralı’daki niye yatıyor? Bunlar ‘Selo’yu çıkarma sözü veriyor, evlat katilini İmralı’dan çıkarma sözü veriyorlar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TRT’de gündeme dair açıklamalarda bulundu.

“Daha önceki afet tecrübelerimizle deprem bölgesinde süreci hızla tamamlayacağız. Tünel kalıp sistemiyle temelleri atıyoruz.

Gayrimenkullerde hak kaybı olmaması için ekiplerimiz titiz bir çalışma yürütüyor. Daha önce bunu İzmir’de, Elazığ’da yaptık. Şehirlerimizde inşa edilen yeni yerleşim alanlarıyla yeni cazibe merkezleri ortaya çıkıyor böylece ev sahibi olmak da kiralık da kolay hale geliyor.

Bayramın ikici ve üçüncü günü deprem bölgesinde olacağız. Konut teslimi programlarımız var. İftar sofralarında depremzede kardeşlerimizle olduk. Köy evlerini teslim edeceğiz. Devlet halkı için var. Biz bu evlerin benzerlerini Manavgat’ta da yaptık. Başta inanmıyorlardı bize.

Büyükşehirlerde kira sorunlarını görüyoruz. Bu fırsatçılığa asla izin vermeyeceğiz. Seçimden sonra yasal zeminde adımlar atacağız.

“Barbaros’un torunları gücünü Barbaros’a gösterecek”

‘Bay Bay Kemal’ senin devlet diye bir derdin var mı? Bir tarafta şu anda terör örgütünün parlamentodaki uzantısıyla iş yapan, Kandil’deki teröristlerden haber gönderen teröristlerin savunduğu 7’li masa var, diğer tarafta milleti için çalışan Cumhur İttifakı var. TCG Anadolu’yu milletimize anlatıyoruz, insanlar çıkıp üzerine bize dua ediyorlar. Ama bunlar çıkıyorlar Togg maket, TCG Anadolu maket diyor. Bir kere de teşekkür edin.

Bizim savunma sanayiimizde bu kadar hijyen koşuluna dikkat edilen bir gemi olamaz. Her yeri pırıl pırıl. 1300’ün üzerinde personeli var. Mavi denizlere açılacak oradan Türk’ün gücünü dünyaya haykıracak. Bununla da yetinmiyoruz, İspanya ile görüşüyoruz. İngilizlerle de görüşüyoruz. Şimdi bunun 2 katı büyüklüğündekini yapacağız. Uçak gemimizi daha da büyütüp denizlerdeki gücümüzü artıracağız. Barbaros’un torunları gücünü Barbaros’a gösterecek.

“Biraz yüksek enflasyon ama daha da inecek”

Ekonomiden zerre kadar alakası olmayan kişilerin bir tanesi ‘Bebecan’dır. Davos’ta bir görüşme yaptık dedim ki İMF’ye ‘Sen bize elemanlarını gönderiyorsun. Ama bu elemanlar bizi yönetemezler. Başbakan benim Türkiye’yi ben yönetirim’ dedim.

Biz 2013 civarı İMF’nin ipini kestik. O zaman bizim Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar liraydı. Başbakanlığım döneminde 135 milyar dolara kadar çıktı. Şimdi hava atıyor. Son imzayı koyan başbakandır sen kimsin?

Bunlar varya bunlar ben 6 sıfırı atacağız dediğim zaman ‘olmaz’ diyenler. Hatta bazı köşe yazarları ‘Taksim’e çıkıp anırırım’ diyorlardı. 2013’ten sonra IMF ile işi bitirdik.

CHP’nin çok övdüğü bir zat var, otel kapılarında İMF ile görüşmeler yaptılar. Dediler ki ‘IMF’den mali destek almalı’. Biz borçlanmadık da battık mı? Ne oldu bizi batırabildiler mi? Faizi düşüreceğiz dedik ve düşürdük. Ne oldu? Battık mı? Bu arada enflasyon da düşüyor. Biraz yüksek enflasyon ama buralara kadar indi, daha da inecek. Bizim için önemli olan düşük faizle yüksek yatırım. Haklılığımız dünyada takdir ediliyor.

“Ben bunlara LGBT masası diyorum”

Önümüzdeki dönemde aile ve gençleri hizmet noktamızın odağına alıyoruz. Aile ve geçlere özel önem vereceğiz. Aile ve gençlik bankasıyla bunu destekleyeceğiz. Dünyada bunun en güzel örneği Norveç. Orada gençlere ait bir fon vardır. Kendi gençlerine belli yüzdeliği ayırıyorlar.

Biz bunun benzerini Karadeniz gazıyla tahsisini yapacağız aile ve gençlerimize. Buna hiç dokunulmayacak. Bu destekle gençler evleneceği zaman belli bir zaman ödeme yapmadan faizsiz kredi kullanabilecek. Ev hanımlarının emekliliğinde sigorta primlerinin bir kısmını da ödeyeceğiz. Her ailede en az bir çalışan olmasını sağlayacağız. Yeni evlenen çiftlere 2 yıl geri ödemesiz 48 ay vadeli 150 bin lira kredi vereceğiz.

LGBT gibi sapkın bir yapıyla mücadele edeceğiz. 7’li masa LGBT’ye karşı bir hamle yapıyor mu? Ne İyi Parti ne de diğer ortaklar bunu diyemiyorlar. Ben bunlara LGBT masası diyorum.

Kadınlarımızı şiddetten ve diğer türlü ayrımcılıktan korumayı sürdüreceğiz. Kadına şiddette Cumhur İttifakı ve AK Parti çok kararlı. Burada hiçbir tavizimiz yok. Kadınlarımızın desteğine karşı kadınımızın şiddetine asla taviz veremeyiz. Bunun karşısında yasal mevzuatlarımızı kararlı bir şekilde işleteceğiz.

“CHP’nin geçmişinde zaten din düşmanlığı var”

Masanın altındaki üstüne çıktı ve 7’li masa oldu. Bu 7’li masa bizim Kürt vatandaşımızı istismar ediyor. CHP’nin benim Kürt kardeşlerimi sevmekle ilgili bir derdi yok, bunlar yalan. Doğu’da CHP’nin esamesi bile okunmuyor. Oradan bir şeyler elde etmeye çalışıyorlar.

Güneydoğu ve Doğu’daki Kürt kardeşlerimle benim hiçbir problemim yok. Yaptığımız mitinglerde dayanışmamız Kürt kardeşlerimizle çok iyiydi.

Neymiş Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldıracaklarmış. Kendilerine göre yeni bir kurumdan bahsediyorlar. Bunların din düşmanlığı yeni değil. CHP’nin geçmişinde zaten din düşmanlığı var.

CHP ile HDP kapalı kapılar arkasında yaptıkları pazarlıklarla mesaj veriyorlar. Biz Batı’da ne var ise Doğu’da da o olacak dedik ve oldu mu? Bakın şimdi havalimanlarına, üniversitelere. Üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. Ben oradaki kardeşlerimi Kürt’tür diye üniversitesi olmadan bırakamazdım. Oradaki kardeşim de okuyor gidiyor üniversitesine.

Kandil HDP üzerinden kendisine kanlı bir alan açma hazırlığı yapıyor. ‘Bay Bay Kemal’ de makam kapma derdinde değil mi? Diyarbakır’da 51 vatandaşımızın ölümüne neden olan ‘Selo’ değil mi? İmralı’daki niye yatıyor? Bunlar ‘Selo’yu çıkarma sözü veriyor, evlat katilini İmralı’dan çıkarma sözü veriyorlar.

“Kürt düşmanı arıyorlarsa HDP’ye CHP’ye bakacaksın”

Bu ülke terör devleti değildir. Bu ülkeden teröristlere ekmek çıkmaz. PKK’nın İmralı’daki elebaşını bırakmak istiyor. Aynı şekilde ‘Selo’yu bırakmak istiyor.

Batı bunlara şu anda ciddi gaz veriyor. Batı’da özellikle Biden’ın yaptığı açıklama ilk gazı veren oldu. Avrupa’da Almanya bu işin başını çekiyor. Fransa aynı şekilde bu işin başını çekiyor. Bizim gözümüzde PKK ayrıdır, Kürt kardeşlerim ayrıdır.

Kürt düşmanı arıyorlarsa HDP’ye CHP’ye bakacaksın. Kürtlere yıllarca zulmeden CHP ve HDP zihniyetidir. AK Parti, Kürtlere özgürlüğü verendir. Kürt kardeşlerim en çok oyu AK Parti’ye vermiştir. Şu anda tam manasıyla yalan üzerine bina edilmiş bir konuşma serisi devam ettiriliyor. Değmez ‘Bay Bay Kemal’ gidicisin. Benim milletim teröristlerle kol kola olanlara fırsat vermez.

“3 yılda 40 milyon metreküpe çıkaracağız”

Müjdemizi 20 Nisan’da açıklayacağız. Karadeniz gazının ilk fazını Filyos’ta devreye alacağız. 16 Nisan itibariyle kuyulardaki vanalar açılarak gaz verilmeye başlandı.

Sahadaki üretimi 3 yılda 40 milyon metreküpe çıkaracağız.

İkinci faz bitince tüm konutların gaz ihtiyacını karşılayacak seviyeye ulaşacağız. Burada bir yandan da yeni keşifler için hazırlık yapıyoruz. Orta Karadeniz’de çalışmalar yapıldı, değerlendirmeler sürüyor. Batı Karadeniz’deki keşif potansiyelin yüksek olduğunu gösteriyor.”

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Yüzde 15’in Altını Başarısızlık Olarak Görüyoruz

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Yüzde 15’in altını başarısızlık olarak görüyoruz. Vekil hedefimizi de yine daha önce açıkladığımız gibi 100 vekil olarak belirledik. Karşımızda iki ittifak var. Biri Cumhur İttifakı, onlara zaten kaybettirme hedefimiz var” dedi ve ekledi:

“Millet İttifakı’nın da bizim programlarımızda ve bildirgemizde öngördüğümüz derinlikte, çapta yeni başlangıç tasarlamadığını düşünüyoruz. Bu nedenle bizim çok güçlü bir parlamento temsiliyeti elde etmemiz lazım. Değişimin ve dönüşümün hem motor gücü hem güvencesi olmayı hedefliyoruz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Tele1’de katıldığı programda seçime dair değerlendirmelerde bulundu.

Mithat Sancar, “Yüzde 15’in altını başarısızlık olarak görüyoruz. Vekil hedefimizi de yine daha önce açıkladığımız gibi 100 vekil olarak belirledik. Karşımızda iki ittifak var. Biri Cumhur İttifakı, onlara zaten kaybettirme hedefimiz var. Millet İttifakı’nın da bizim programlarımızda ve bildirgemizde öngördüğümüz derinlikte, çapta yeni başlangıç tasarlamadığını düşünüyoruz. Bu nedenle bizim çok güçlü bir parlamento temsiliyeti elde etmemiz lazım. Değişimin ve dönüşümün hem motor gücü hem güvencesi olmayı hedefliyoruz” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın HDP seçmenlerine “katil” demesine dair de konuşan Sancar, şöyle devam etti: “Söylenecek çok şey var ama kendimi tutarak cevap vereyim. Bu düşmanlık politikası ve ülkeyi parçalama zihniyetinin çok açık bir yansımasıdır. 10 milyon insana katil diyen bir zihniyetin Türkiye’ye nasıl bir gelecek vadettiğini halkın takdirine bırakıyorum. Bu kadar ağır aşağılayan ve itham eden bir anlayış sadece bir kelime ifade edilebilir: Ağır ırkçı faşist zihniyet. Bu hakaretleri kaale almıyoruz ve demokratik siyasette ısrarımızı sürdürüyoruz. Halkımıza çağrım bu zihniyete lütfen prim vermeyin, uyanık olun. Bunların dili iktidarın dilinden daha zehirli. İktidar partisine çalışıyor bunlar.”

“Türkiye’nin dört bir yanındayız”

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün akşam yayınladığı “Kürtler” başlıklı videodaki “Her gün milyonlarca Kürt’e ‘terörist’ muamelesi yapılıyor” açıklamasını değerlendiren Sancar, “Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışını gayet olumlu değerlendiriyoruz. Gelecekte daha demokratik daha barış içinde bir yaşam için bir irade beyanı olarak kabul ediyoruz. Doğru bir adımdır. Bizler bunun daha da yaygınlaşması ve sonuca ulaşması için çalışıyoruz zaten. Bakın istedikleri kadar uğraşsınlar bu ‘terörist’ ithamı artık tutmuyor. Çünkü bu ülkede kendi dışında ‘terörist’ ilan etmedikleri kimse kalmadı. Kılıçdaroğlu’nun buna bu kadar açık tavrı almasını değerli buluyoruz. Her yolu denediler ama toplumu ‘terörist’ ithamında ikna edemiyorlar. Biz büyüyoruz, güçleniyoruz. Sadece belli bir bölgeye sıkışmış değiliz, Türkiye’nin dört bir yanındayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Yanıt: Tefecilerin Peşinde Koşmaya Alışmışlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik söylediği “300 milyar dolar İngiltere’den getirecekmiş. Demek ki tefecilerle görüştü belli sözler aldı” ifadelerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, iktidarın son 20 yılda ödediği faizin 537 milyar dolar olduğunu belirterek, “Alışmışlar tefecilere para vermeye sanıyorlar biz tefecilerin peşinde koşuyoruz” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu ayrıca, “Herkese söz veriyoruz konut sorununu çözeceğiz ama önce deprem bölgesindeki vatandaşların sorununu çözeceğiz. Bunu söylediğim zaman parayı nerden bulacak sözleri geliyor. Kimse merak etmesin bu kardeşiniz 27,5 yılını Maliye Bakanlığı’na harcadı. Bütçe nasıl yapılır, paralar nasıl toplanır, israf nasıl engellenir bunları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Büyükşehir Belediyesi Temel Atma ve Proje Tanıtım Töreni’ne İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le birlikte katıldı. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu önemli adım umarım tüm Türkiye için örnek olur. Konut sorununu çözeceğiz ama önce deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın sorununu çözeceğiz. Konutunu evini dükkanını yapacağız kendisine teslim edeceğiz, bir kuruş almayacağız, sonra o vatandaşla oturup helalleşeceğiz. Bunu söylediğimde parayı nerden bulacaksınız diye laflar geliyor, hiç merak etmeyin bu kardeşiniz yıllarını maliyeye harcadı. Bir söz verdiysek o sözün arkasında duracağız ve bu vaadi yapacağız. Bütün deprem bölgesindekiler duysun sözümüzü tutacağız.

Şimdi Erdoğan konuşuyor ‘300 milyar dolar alacakmış, nasıl alacak?’, Nebati konuşuyor ‘Bu para nasıl buraya gelecek?’ diye. 300 milyar dolar tefecilerin parası değil, helal para, temiz para. Yatırım için gelecek, tefeciler gelmeyecek buraya. Gelecekler helalinden yatırım yapacaklar, üretim yapacaklar, istihdam yaratacaklar. İstedikleri demokrasi, istedikleri insan hakları, istedikleri mal ve can güvenliği ve onu da her halükarda mutlaka yapacağız. Alışmışlar tefecilere para vermeye sanıyorlar biz tefecilerin peşinden konuşuyoruz. Hayır efendim. Size bir rakam vereyim, son 20 yılda bunların ödedikleri faiz 537 milyar dolar.

Haram yemekten hoşlanıyorlar ben bunları da biliyorum. Rüşvet alandan büyükelçi olur mu? Olmaz, izin vermeyeceğiz bunlara. Bize pek çok iftiralar atıyorlar. Değerli Ankaralılar, bizim iki kırmızı çizgimiz var. Bayrak ve vatan bizim için kutsaldır. Gözümüzü kırpmadan ölüme gideriz. Süleymanşah türbesini kaçırdılar, bayrağımızı indirdiler. Süleymanşah türbesini kendi topraklarına getireceğiz. Görsünler bakalım milliyetçi kimmiş. Türkiye’nin kaderini değiştirecek sizlersiniz. Benden de size söz, göreceksiniz, gençliğin bu ülkenin caddelerinde nasıl özgürce dolaştığını. Yer geldiğinde cumhurbaşkanını nasıl eleştirdiklerini göreceksiniz.

Gaffar Okkan’ın katilleriyle işbirliği yapanlar bize hesap soramazlar. Ülkemizi seviyoruz ve ülkemize hizmeti kutsal sayıyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan 85 milyona hizmet etmek görevimiz ve bunu yapacağız. Belediye başkanlarımızı seçimler sırasında da çok şey söylediler. Sosyal yardımlar kesilecek sakın oy vermeyin dediler. Sosyal yardımlar kesilmeyecek tam tersine artacak. Sosyal devlet o insanların yanında olacak. Kim ihtiyaç duyuyorsa sosyal devlet onun yanında olacak.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Seçimi Kazanacağız

Ankara’da katıldığı bir programda konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Ben Meral Akşener, hakkımda söylenmedik kalmadı. Ama Allah’a şükür hırsız denmedi. Sayın Kılıçdaroğlu, söylenmedik şey kalmadı ama hırsız diyemediler. Çünkü, yaşantımız meydanda. Çünkü çoluğumuzun, çocuğumuzun hayatı meydanda. Çünkü bütün bilgiler ellerinde, o her türlü bilgi ellerinde dolayısıyla onu söyleyemediler” dedi ve ekledi:

“Hepimizin namusuna, şerefine laf, iftira atıldı. Diyordum ki, yahu bunu niye yapıyorlar? Bu nasıl bir şeydir? Bugün o önce Sedat Peker’in iddialarıyla, dün izlediğim o Muhammed Yakut’un sözlerinden gördüğüm kadarıyla kendi günahlarını, kendi hırsızlıklarını, kendi adaletsizliklerini, kendi acımasızlıklarını ve kendi hayasızlıklarını örtmek için bu kadar gürültü çıkarmışlar. Dünden itibaren, and olsun ki Allah şahidimdir; derim soyuluncaya kadar çalışacağım, İYİ Partililere sesleniyorum: Size önderlik edeceğim ve bu seçimi kazanacağız.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Bir şey daha istiyorum buradaki İYİ Partililerden. Tek tek çalışacaksınız; hem İYİ Parti’ye oy isteyeceksiniz hem Sayın Kılıçdaroğlu’na oy isteyeceksiniz ve 15 Mayıs sabahı hem güneş doğacak hem baharlar gelecek, hem hep birlikte tarih yazacağız.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ev sahipliğinde temel atma ve proje tanıtım törenine katıldı. Akşener, burada yaptığı konuşmasında şunları söyledi:

“14 Mayıs akşamı, yani o güzel günde inşallah ülkemize baharların geleceği, hep birlikte tarih yazacağımız, 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve değerli hazirun, bu davetin sahibi Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş, sizlerin şahsında burada bulunan bütün hanımefendileri, bütün beyefendileri, bütün gençleri en derin saygı ve sevgilerle selamlıyorum.

Mansur Başkan konuşurken yıllar evvel anneannemin anlattığı bir kıssa aklıma geldi. Anneannem, 30 yaşlarında gözlerini kaybetmiş bir kadındı ama bilge bir kadındı, devrin lise mezunu bir kadındı. Çok dini, ahlakıyla ve kul hakkıyla yaşayan bir kadındı. Bize de onu öğreten bir kadındı. Hz. Adem kıssasını anlatmıştı, hiç unutmadım. Hz. Adem kıssasının en büyük özelliği, haramdır. Mansur başkan konuşurken o geldi aklıma. Çılgın projelerin yapılma nedeni başkanım harama el uzatmak. Kul hakkına girmek, ona el uzatmak.

Çok enteresan bir tarafta binlerce konut yapıp gerçekten ihtiyacı olan ailelere ucuz, onların oturabileceği konutlar imal etmek… Hani siz hiçbir şey bilmezdiniz ya bunu Paris’te, Lyon’da Fransızlar yapar biliyor musunuz? Yani sosyal devlet kavramı, o ülkenin eğer demokrasisinin içinde varsa onlar yapar. Fransa’da yaparlar, Almanya’da yaparlar ve kuzey demokrasilerinde yaparlar. Evlenir bir çift. Birinin işi vardır, birinin yoktur. Onu yapıyorsunuz… Veya emekli bir çift, hayat boyu ev alamamış; onlara… O evler üretilir, o evlerde minicik bir kira vermek kaydıyla otururlar.

Hiç kira veremeyecek durumda olanlar kira vermez. ‘Devlet konutu’ denir onlara. Sonra durumları iyileştikçe o insanların, kredi yöntemiyle geçerler; oraya tekrar başkaları gelir. Bunun adı Batı demokrasilerinde, kuzey demokrasilerinde sosyal devlet, fırsat eşitliği kavramıdır. Siz aslında onu yapıyorsunuz. Batı demokrasilerinin hesap verebilir, vergim nereye gitti diye sorulabilir kavramı içinde yapıyorsunuz. Allah bin kere razı olsun. Burada çalmaya, çırpmaya zaten yer olmaz, zaten imkan olmaz. İsteseniz de yapamazsınız. Bu sistemi yönetim anlayışına koyan, zaten dürüsttür, dürüst olmak zorundadır. Allah bin kere razı olsun zaten ve arkadaşlarından. Büyük bir imkanın oluşacağı bir projenin açılışındayız, temel atma törenindeyiz. Hesap verilebilirlik önde…

Dün akşam tesadüfen Muhammed Yakut diye bir arkadaşın ortaya koyduğu iddiaların olduğu bir video izledim. Muhtemelen bir çoğunuz izlediniz. Daha evvel de Sedat Peker’in videolarını izledik. Bu iddiaların binde biri doğruysa sokakta gezemez bu arkadaşlar. Hayatımda ilk defa duydum Pırlanta Konutları, sitesi… Şehrazat Sitesi… Bu ülke ne olmuş? Bu ülkeyi yönetenler ne olmuş? Ne olmuş biliyor musunuz? Hz. Adem kıssasına göre harama el uzattığın dakikada edep yerlerin açılır. Edep yerlerinin açıldığı andan itibaren edep duygun, haya duygun, utanma duygun, hicap duygun kaybolur ve senin için hiçbir şeyin önemi kalmaz. O videodan ve daha önceki videolardan gördüm ki haramın dibine gidilmiş.

Eğer doğruysa sokakta gezemeyecek insanlar, döndürüp bize iftira atıyorsa, Sayın Kılıçdaroğlu’na iftira atıyorsa, Meral Akşener’e iftira atıyorsa, Mansur Yavaş’a iftira atıyorsa batsın bu dünya. Bunları yapanlar sokakta gezemeyecekse ve hiç utanmadan sırıta sırıta geziyorsa evet 14 Mayıs’ta her birimize düşen şey şu: Eğer milli gelirimizin çalınmasını istemiyorsanız, gençler nefes almak istiyorsa, bu hırsızlardan hesap sorulmak isteniyorsa; bu arsızlarda, edepsizlerden, hayasızlardan hesap sorulması isteniyorsa 14 Mayıs’ta herkes sandığa gidecek. Herkes yanında bir kişi getirecek, Sayın Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı seçeceğiz inşallah.

Ben Meral Akşener, hakkımda söylenmedik kalmadı. Ama Allah’a şükür hırsız denmedi. Sayın Kılıçdaroğlu, söylenmedik şey kalmadı ama hırsız diyemediler. Çünkü, yaşantımız meydanda. Çünkü çoluğumuzun, çocuğumuzun hayatı meydanda. Çünkü bütün bilgiler ellerinde, o her türlü bilgi ellerinde dolayısıyla onu söyleyemediler. Hepimizin namusuna, şerefine laf, iftira atıldı.

Diyordum ki, yahu bunu niye yapıyorlar? Bu nasıl bir şeydir? Bugün o önce Sedat Peker’in iddialarıyla, dün izlediğim o Muhammed Yakut’un sözlerinden gördüğüm kadarıyla kendi günahlarını, kendi hırsızlıklarını, kendi adaletsizliklerini, kendi acımasızlıklarını ve kendi hayasızlıklarını örtmek için bu kadar gürültü çıkarmışlar. Dünden itibaren, and olsun ki Allah şahidimdir; derim soyuluncaya kadar çalışacağım, İYİ Partililere sesleniyorum: Size önderlik edeceğim ve bu seçimi kazanacağız.

Bir şey daha istiyorum buradaki İYİ Partililerden. Tek tek çalışacaksınız; hem İYİ Parti’ye oy isteyeceksiniz hem Sayın Kılıçdaroğlu’na oy isteyeceksiniz ve 15 Mayıs sabahı hem güneş doğacak hem baharlar gelecek, hem hep birlikte tarih yazacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na: Emperyalistlerin Truva Atı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bay Bay Kemal Londra’dan ne kadar para aldın da geldin? Emperyalistlerin Truva Atı. Bay Bay Kemal, çıkmış her zamanki iğrenç üslubuyla bize antiemperyalizm dersi vermeye çalışıyor” dedi.

Haber Merkezi / “Şimdi birileri çıkmış bize tıpkı seccade edebiyatı yaptığı gibi bir de emperyalizm edebiyatı yapıyor” diyen Erdoğan “Bu edebiyatı yapan kim. Terör örgütleriyle kol kola yürüyen kişi. Bay bay Kemal, acaba Londra’dan ne kadar para aldın da geldin? Emperyalistlerin Truva Atı. Bay Bay Kemal, çıkmış her zamanki iğrenç üslubuyla bize antiemperyalizm dersi vermeye çalışıyor” sözleriyle devam etti.

Erdoğan, “15 Temmuz gecesi bay bay Kemal tankların arasından kaçıp belediye başkanının evine giderken halkla beraber olduklarını” belirtirken, ‘Faiz lobilerine geçit vermeyerek emperyalistlerin musluklarını biz kestik. Savunma Sanaayinde yerlilik oranını yüzde 80’e çıkardık. TCG Anadolu, İstanbul Sirkeci’de halkın ziyaretine açıldı. Ama bu CHP logosu masanın etrafındaki 7’liler TCG Anadolu’yu gördükçe kuduruyorlar. Biz yaptık. Çünkü onlar yapamazdı.” şeklinde konuştu.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı da hedef alan Erdoğan şöyle devam etti: “Bu kardeşiniz, Başbakan olduğunda, Davos’ta IMF Başkanı ile görüşme yapıyoruz. Şu anda masada olan birisi daha vardı. O zaman ekonomi ile ilgileniyordu. IMF Başkanı’na dedim ki adamlarınızı gönderiyorsunuz, bu adamlarınız geliyor. Bizden taksitleri alıyor. Taksitleri alırsınız ama Türkiye’yi yönetemezsiniz, ben yönetirim ben. Yanımızda olan kimdi, bebecan… Şimdi atıyor tutuyor. Vah zavallı.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyonkarahisar Zafer Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:

“Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum. Bugün burada sizinle buluşarak bayramı erken yaşamış olduk. Biliyorsunuz geçtiğimiz Ağustos ayında Büyük Taarruz’un 100. yılında sizlerle buluşmuştuk. Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye Yüzyılı’na giden yolu Afyon’dan başlatıyoruz.

Şimdi birileri çıkmış bize tıpkı seccade edebiyatı yaptığı gibi birde emperyalizm edebiyatı yapıyor. Bu edebiyatı yapan kim. Terör örgütleriyle kol kola yürüyen kişi. Bay bay Kemal, acaba Londra’dan ne kadar para aldın da geldin? Aldın mı, laf… Bay bay Kemal şimdi de her zamanki iğrenç üslubuyla bize antiemperyalizm dersi vermeye kalkıyor.

Başbakan olduğumda Davos’ta yanımdaki birisi daha vardı, ekonomiyle ilgileniyordu, ona o görevi vermiştik. IMF başkanına dedim ki adamlarınızı gönderiyorsunuz bizden taksitleri alıyor musunuz? Taksitleri alırsınız ama Türkiye’yi alamazsınız, Türkiye’yi ben yönetirim. Yanımızda bebecan vardı. 2013 yılında tüm ödemeleri bitirdik ve IMF ile yolları ayırdık. İşte AK Parti budur. Bay bay Kemal’in adamları otellerde görüşmeler yaptılar, dediler ki IMF’den para almanız lazım dediler. Almadık. 2013’den sonra IMF’le ilişkimiz yok. Merkez Bankamızın o zamanki rezervi 27 buçuk milyar dolar.

15 Temmuz gecesi bay bay Kemal tankların arasından kaçıp belediye başkanının evine giderken biz halkımızla beraberdik. Faiz lobilerine geçit vermeyerek emperyalistlerin musluklarını biz kestik. Savunma Sanaayinde yerlilik oranını yüzde 80’e çıkardık. TCG Anadolu, İstanbul Sirkeci’de halkın ziyaretine açıldı. Ama bu CHP logosu masanın etrafındaki 7’liler TCG Anadolu’yu gördükçe kuduruyorlar. Biz yaptık. Çünkü onlar yapamazdı.

TCG Anadolu, İstanbul Sirkeci’de halkın ziyaretine açıldı. Ama bu CHP logosu masanın etrafındaki 7’liler TCG Anadolu’yu gördükçe kuduruyorlar. Biz yaptık. Çünkü onlar yapamazdı. İHA’mız-SİHA’mız, Kızılelma’mız var. Hepsi de şu anda TCG Anadolu’nun güvertesinde. Biz yaparız. Yaparsa Cumhur İttifakı yapar.

Bizim kime secde ettiğimizi, kime direnişimizle diz çöktürdüğümüzü anlatsınlar. Biz sadece Allah’ın huzurunda eğilir secdeye varırız. Bay bay Kemal unutma sen ayakkabılarınla seccadenin üzerinde gezinirsin. Biz secdeyi de seccadeyi de kıbleyi de Kabe’yi de çok iyi biliriz. Biz 1 metre karelik başörtüsü dediğin başörtüsünü de biliriz.

Bay bay Kemal’e sesleniyorum, bizim emperyalizme karşı duruşumuzu öğrenmek istiyorsan git, sırtını sıvazlayan Batı’daki ağa babalarına sor.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Bakan Nebati’ye “300 Milyar Dolar” Yanıtı

Bakan Nurettin Nebati’nin “300 milyar dolar nasıl gelecek?” sözlerine yanıt veren Kemal Kılıçdaroğlu, “Kişi kendinden bilir işi. Erdoğan buna kim, niye yatırım sözü versin? Ancak borç verirler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ben oradayken sen bunu göndermiştin Londra’ya; bir tarafta bizim şampiyonlar ligi ekonomistlerimiz, diğer tarafta bu. Tabii ki kimse takmaz bunu.”

Cumhur4iyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs’ta seçilmesi halinde yurtdışından “300 milyar dolarlık temiz yatırım” getireceğini söyledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu vaadine ilişkin “300 milyar dolar nasıl gelecek? 300 milyar dolarlık fonun buraya gelmesi için çok özel bir ikramı olması lazım. Bunun Türkçesi tefeciliktir, size tefeci faizi vereceğim bana o parayı getirin demektir” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu da Bakan Nebati’nin bu sözlerine sosyal medya hesabından yanıt vererek şunları kaydetti:

“Kişi kendinden bilir işi. Erdoğan buna kim, niye yatırım sözü versin? Ancak borç verirler. Ben oradayken sen bunu göndermiştin Londra’ya; bir tarafta bizim şampiyonlar ligi ekonomistlerimiz, diğer tarafta bu. Tabii ki kimse takmaz bunu.”

Paylaşın

DEVA Lideri Ali Babacan’dan Eski AK Partililere Çağrı

Partisinin Ankara’da düzenlenen il başkanları toplantısında konuşan DEVA Lideri Babacan, daha önce AK Parti’ye oy veren seçmenlere, “Sizleri de seçimin şafağında aramıza bekliyoruz. Bu büyük yürüyüşte hep beraber olacağız” diye seslendi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Ankara’da düzenlenen il başkanları toplantısında konuştu. Daha önce AK Parti’ye oy veren seçmenlere önemli çağrı yapan Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Bu seçim özünde bir referandum. İki temel ittifak ve cumhurbaşkanı adayı var. Özünde iki seçenek var: Demokrasi mi, otoriterlik mi? Ortak akıl mı, tek akıl mı? Huzur mu, kriz mi? Zenginlik mi, fakirlik mi? Özgürlük mü, baskı mı? Hukuk mu, keyfilik mi? Umut mu, korku mu? Sevgi mi, öfke mi? Bereketli, huzurlu sofralar mı; kilosu 30 liraya çıkan soğan mı? Herkesi kucaklayan kapsayıcı bir bakış mı, kendinden olmayan herkese terörist diyen nobran bir dil mi? Koşa koşa dönenlerin ülkesi mi, gidemeyenlerin ülkesi mi? Bahar mı, karakış mı?

“Evet eliniz AK Parti’ye gitmiyor”

Ben kendimi bildim bileli bazı mahallelerde söylenen bir tabir vardır: ‘Elim altı oka gitmiyor, elim CHP’ye gitmiyor’. Bu seçim, tam da o mahallelerde ve pek çok evde ‘Elim AK Parti’ye gitmiyor’ dendiği bir seçim. Sessiz sessiz, kısık sesle ‘Elim AK Parti’ye gitmiyor’, ‘Elim ampule gitmiyor’ diyen çok sayıda insan olduğunu gayet iyi biliyoruz. İnsanlar artık ‘Elim bu yoksulluğa, bu fakirliğe, bu açlığa, bu zulme gitmiyor’ diyor. Önceki seçimlerde AK Parti’ye oy vermiş arkadaşlarıma sesleniyorum. Evet, eliniz AK Parti’ye gitmiyor. Çünkü eliniz, yoksulluğa gitmiyor.

Yolsuzluğa gitmiyor. Yüzde 100’ü aşan enflasyona gitmiyor. Eliniz, sınavı kazanan başarılı gençler torpilsiz işe giremezken, birilerinin haksız kazançla servetine servet katmasına gitmiyor. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, baskıya, zulme gitmiyor, biliyorum.

Zamanında AK Parti’ye gönül vermiş kardeşlerim; biliyorum, yüksek sesle itiraz etmiyorsunuz. Yüksek sesle sokaklarda bağırmıyorsunuz ama sabırla sandık gününü bekliyorsunuz. O sandık günü sakince gidip, kabinde mührü bu kez bahsettiğim referandum için kullanacaksınız. İki temel tercih var: Ya şu andaki tablonun daha da kötüleşerek devam etmesi ya da Türkiye için yeni bir nefes, yeni bir ümit, özgürlük, zenginlik ve adalet…

O seçeneklerin altında ne yazdığının belki çok önemi yok. Bizim özgürlük, adalet, zenginlik tercihimizi altında yazan isimler; birinci sandıkta Sayın Kılıçdaroğlu, ikinci sandıkta da DEVA için Cumhuriyet Halk Partisi. Değişim için, kaybedeni olmayan bir zafer için oy vereceksiniz. Biz buradayız. Sizleri de seçimin şafağında aramıza bekliyoruz. Bu büyük yürüyüşte hep beraber olacağız. Endişeye mahal yok.”

Paylaşın