Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu: Ya Demokrasi Ya Diktatörlük

İBB’nin Çatalca’da düzenlediği programda konuşan Kılıçdaroğlu, “İktidar için çalışacağız. ‘Nasıl olsa kazanıyoruz, oturalım’ dediğiniz anda bu iş olmaz. Çalışacağız. Hep beraber, birlikte çalışacağız. Çünkü gün, bir siyasi parti günü değil” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gün, artık bir Türkiye günüdür. Ya demokrasi ya diktatörlük; arada tercihimiz olacak. Demokrasiden, insan haklarından yana, adaletten yana, hak ve hukuktan yana, kadın ve erkek eşitliğinden yana mücadele edeceğiz. Herkesin karnının doyduğu, her evde huzurun olduğu bir Türkiye için çalışacak ve mücadele edeceğiz.”

Konuşmasının devamında 418 milyar doları hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Sanıyorlar, ‘götürdük ve bunu kimse alamaz’. Alacağım, alacağım. Bay Kemal, onların tamamını alacak. Tamamını alacağım. Onların gece yatmadığını, kabuslar gördüklerini de biliyorum. Ama kul hakkı yemek en büyük günahsa kul hakkı yiyenleri asla ve asla affetmeyeceğim” ifadelerini kullandı.

Sandık güvenliğine de değinen Kılıçdaroğlu, “Heyecanınızı 14’ünde kaybetmeyin, sandığa gidin, komşunuzu, yakınınızı alın. Aman ‘bugün hava güzel, biz pikniğe gidelim’ demeyeceksiniz. Sandığa gideceksiniz. Bütün sandıkların güvenliğini aldık, ondan emin olun. Bütün sandıkların güvencesi alınmış vaziyette. Hiç endişe etmeyin” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün İBB’nin Çatalca’da düzenlediği sığır süt yemi ve mazot dağıtımı programına katıldı. ANKA’nın aktardığına göre Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Baharı beraber, birlikte getireceğiz. Göreceksiniz, güzel Türkiye’yi göreceksiniz. Güzel Türkiye’de hep birlikte yaşayacağız. Kadını, erkeği, yaşlısı, genci, hep birlikte huzur içinde yaşayacağız. Sözüm söz. Size gerçekten de mutlu bir yaşam vadediyorum. Huzurlu bir yaşam vadediyorum.

Gerginliklerden arınmış bir Türkiye vadediyorum. Kucaklaşan bir Türkiye vadediyorum. Az önce Büyükşehir Belediye Başkanı’mızı dinlediniz, Cumhurbaşkanı Yardımcımızı dinlediniz. Çatalca’nın köylerine yaptığı yardımları da ifade etti. O Çatalca’ya, biz bütün Türkiye’ye aynı yardımları yapacağız. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye inşa edeceğiz.

Sevgili anneler; evlatlarınızı okula gönderirken beslenme çantası uygulamasına artık son. Çünkü evlatlarımız, okulda arkadaşları ile beraber suyunu içecek, sütünü içecek, yemeğini yiyecek, karnı tok evine dönecek. Böylece hiçbir anne, ‘acaba beslenme çantasına bugün ne koyayım’ diye düşünmeyecek. Evlatlar, hepimizin evladı. En iyi beslenmeyi hak ediyorlar. 20 yıldır yapamadılar. Allah nasip eder, göreceksiniz, ilköğretim döneminde yapacağız. Bütün Türkiye duyacak. Bütün dünya duyacak.

“Ya demokrasi ya diktatörlük”

İktidar için çalışacağız. ‘Nasıl olsa kazanıyoruz, oturalım’ dediğiniz anda bu iş olmaz. Çalışacağız. Hep beraber, birlikte çalışacağız. Çünkü gün, bir siyasi parti günü değil. Gün, artık bir Türkiye günüdür. Ya demokrasi ya diktatörlük; arada tercihimiz olacak. Demokrasiden, insan haklarından yana, adaletten yana, hak ve hukuktan yana, kadın ve erkek eşitliğinden yana mücadele edeceğiz. Herkesin karnının doyduğu, her evde huzurun olduğu bir Türkiye için çalışacak ve mücadele edeceğiz.

Esnaf kardeşlerimiz var etrafta. Esnafın pandemi dönemindeki aldığı kredilerin faizlerini sileceğiz. Çiftçinin aldığı kredilerin faizlerini sileceğiz. Onların huzur içinde hizmet vermelerini ve kazanmalarını sağlayacağız. Beşli Çete kazanmayacak, çiftçi kazanacak. Beşli çete kazanmayacak, esnaf kazanacak. Esnaf için, çiftçi için, üreten için çalışacağız. Bazen diyorlar ki ‘Efendim beşli çetelerden bu parayı nasıl alacaksın?’. Adalet içinde, söke söke alacağım. Hiç endişe etmeyin. Söke söke alacağım. Her kuruşu alacağım.

Götürdüler ya dışarıya 418 milyar doları. Sanıyorlar, ‘götürdük ve bunu kimse alamaz’. Alacağım, alacağım. Bay Kemal, onların tamamını alacak. Tamamını alacağım. Onların gece yatmadığını, kabuslar gördüklerini de biliyorum. Ama kul hakkı yemek en büyük günahsa kul hakkı yiyenleri asla ve asla affetmeyeceğim.

Demokrasi için beraberiz, altı lider bir aradayız. Tek hedefimiz Türkiye. Türkiye huzur içinde yaşasın istiyorum. Az önce Ekrem Başkan’ımız söyledi, ‘Partizanlık yapamayacağız’ diye. Partizanlık yok. Kişinin kimliği başımın üstüne, inancı başımın üstüne.

Ben, şuna bakacağım; o evde herkeste huzur var mı, o evde çocukların karnı tok mu, o evde anne çocuklarını huzur içinde yatağa yatırıyor mu? O evde huzur varsa benim için de bütün dünyada ve Türkiye’de huzur var demektir. Ama bir çocuk açsa, artık diyeceğim ki ’85 milyon açız’. Çünkü o çocuğun önce karnının doyması lazım.

Felsefem, inancım, dünyaya bakışım da bu. Saraylarda oturmayacağız. Çankaya Köşkü’ne, Gazi Mustafa Kemal’in oturduğu ve Türkiye’yi yönettiği yere gideceğiz. Onlar, sarayın meraklısı. Onlar, para meraklısı. Onlar, dolar meraklısı. Onlar, haram yeme meraklısı. Ama bizde öyle bir merak yok. Çok şükür mütevazı yaşıyoruz. Güzel yaşıyoruz. Herkese hizmet etmekten de onur duyuyoruz. Herkes ile beraber ve birlikte olacağız.

Geçen seçimlerde AK Parti ve MHP’ye oy veren vatandaşlarıma da seslenmek isterim. Bakınız, Türkiye’ye bakınız. Her yerde bir huzursuzluk var. Her yerde bir sorun var. Esnaf hayatından memnun değil, çiftçi hayatından memnun değil.

Evladını üniversiteye gönderen anne ve baba hayatından memnun değil. Herkeste bir endişe, ‘Ne olacak bu memleketin hali’ diye. Onlara sesleniyorum. 22 yıldır ülkeyi yönetenler, bugün Türkiye’yi nereye getirdiler? Herkese el avuç açar duruma geldik. Bakınız, Suriye’de 34 askerimiz şehit oldu. Beyefendi, koşa koşa Putin’in kapısına gitti, dakikalarca bekledi Putin’in kapısında. Kronometreyi açtı Putin, bütün dünyaya onu gösterdi.

O, Türkiye Cumhuriyeti için bizim kabul edebileceğimiz bir olay değildir. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, bir başka ülkenin başkanının kapısı önünde saatlerce, dakikalarca beklemez. Bekletmeyeceğiz ve olmayacak böyle bir tablo. Oysa ne olması gerekirdi? Şehit olan bizim askerimiz, onların bizden özür dilemesi gerekirdi, değil mi? Şehit olan bizim askerimiz. Ne diyor? ‘Dünya lideriyim’ diyor. Sen geç onları, kapıda dakikalarca beklendin mi? Kronometre açıldı mı? Geç onları geç.

“Bütün sandıkların güvenliğini aldık”

Heyecanınızı 14’ünde kaybetmeyin, sandığa gidin, komşunuzu, yakınınızı alın. Aman ‘bugün hava güzel, biz pikniğe gidelim’ demeyeceksiniz. Sandığa gideceksiniz. Bütün sandıkların güvenliğini aldık, ondan emin olun. Bütün sandıkların güvencesi alınmış vaziyette. Hiç endişe etmeyin.

Dolayısıyla kadın kardeşlerime seslenmek isterim. Acı ve sorunu yaşayan sizsiniz. Sizin huzur içinde yaşayabileceğiniz güzel bir Türkiye’yi inşa etmek istiyorum. Aile Destekleri Sigortası’nı, Allah nasip ederse uygulamaya koyacağız. Göreceksiniz, hiçbir kadını bir erkeğe muhtaç ettirmeyeceğim. Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek, hiç kimsenin yoksulluğunu afişe etmeyeceğiz. Herkesin sorunu ile ilgileneceğiz. Her sorunu çözmeye çalışacağız. Bizi şimdi suçluyorlar.

Hangi gerekçe ile suçladıklarını da biliyorum. Gaffar Okan’ın katilleri ile iş tutanlar, bizi suçlayamazlar. Gaffar Okan’ın katilleri ile iş tutanlar, bizi suçlamaya kalkanlar; çatalca meydanından söylüyorum. Bizim, CHP’nin iki kırmızı çizgisi var. Bir; vatan. İki; bayrak. Bunu her yerde söyleyin. Deyin ki ‘Gittik, Bay Kemal’e sorduk, senin kırmızı çizgin nedir diye. Bay Kemal dedi ki benim iki kırmızı çizgim var. Bayrağım ve vatanım.’

Katillerle, teröristlerle iş tutanlar, bize ders vermeye kalkamazlar. Biz, Kuvayi Milliyeciyiz. Onlar Kuvayi Milliye’nin ne olduğunu da bilmezler. Biz her şeyi biliriz. Tarihimizi biliriz, geleceğimizi inşa etmek isteriz.

Fidan gibi evlatlarımız geleceklerini yurt dışında bekliyorlar. ‘Almanya’ya mı, Fransa’ya mı, Kanada’ya mı gideyim’ diye bekliyorlar. O evlatlarımıza öyle güzel bir Türkiye inşa edeceğiz ki, gidenler de Türkiye’ye gelecek. Burada çalışacaklar, burada üretecek ve kazanacaklar. Burada evlenecek, burada anne ve babalarına güzel torunlar verecekler.

(Her şey çok güzel olacak sloganı üzerine) Her şey gerçekten de her şey çok güzel olacak. Her şeyi çok güzel yapacağız. İnanın. Bizim mala ve mülke ihtiyacımız yok. Plato’nun söylediği, 2 bin 400 yıl önce söylediği güzel bir söz var; ‘İktidar sahipleri, iktidardayken zenginleşiyorlarsa sizin haklarınızı değil kendi mallarını korumaya başlarlar’. İktidar sahiplerinin zenginleşmesini asla kabul etmiyoruz. Size hizmet, hakka hizmettir. Bunu unutmayın.”

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder: Milletvekilliğine Hazırlıktan Cezaevi Hazırlığına Geçtim

‘Kobanî Davası’ mütaalasının seçim çalışmalarını etkileyip etkilemediğine dair değerlendirme yapan Sırrı Süreyya Önder “Evet, sınırlı imkânlara ve zamana rağmen seçim kampanyası yürütüyoruz. Bunların üzerine bir de savcı, sizin de içinde olduğunuz insanların tutuklanmasını, hatta hemen yakalanmasını istiyor” dedi ve ekledi:

“Ne yapayım? Eve geldim. Valizimi hazırladım, beklemeye başladım mahkeme ne karar verecek diye. Böyle bir temsiliyet ve sorumlulukla yola çıkınca bunlara da dikkat etmek gibi büyük bir sorumluluğumuz var.”

Önder, açıklamasının devamında, “Ama özetlemek gerekirse milletvekilliğine, temsiliyete hazırlık çalışmalarından cezaevine hazırlık aşamasına geçtim. Durum budur kabaca ve kısaca.” ifadelerini kullandı.

IŞİD’in Kobanî’ye saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te gerçekleştirilen protestolar gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanî Davası’nın 24’üncü duruşmasının 3’üncü oturumu, 14 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Son görülen duruşmada okunan mütalaada savcı, aralarında Sırrı Süreyya Önder’in de bulunduğu 12 siyasetçi hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasını talep etti. Karar duruşması 3 Temmuz’a bırakıldı.

Boş salona okunan mütalaayı bianet’ten Tuğçe Yılmaz’a değerlendiren Sırrı Süreyya Önder, hâlihazırda Yeşil Sol Parti’nin İstanbul 1. Bölge 1. Sıra adayı.

Kobanî Davası’nın “garabet bir dava” olduğunu söyleyen Önder, mütalaanın seçim çalışmalarını da etkilediğini belirtti:

“Bu davayı belli bir tarihsellik içerisinde ele almak zorunlu. Bu dava, demokratik siyaset alanında faaliyet yürüten insanların, siyaset kanallarını kapatmak için bir tıkaç gibi kullanıldı. Dosya içeriğine bakan herkes –derinlemesine bir inceleme yapmadan– beş dakikada bunun böyle olduğunu anlar.

Bir partinin karar süreçlerinde yer almanız ya da bunu da geçtim, bir partinin kamuoyunca tanınan bir yüzü olmanız faillikle suçlanmanız için yeterli birer delil bu davayı yürütenlere göre. Bu dava, göz göre göre Türkiye’deki iç siyasette hakim olan baskıcı rejimin bütün kırılma ve dönüm noktalarında bir enstrüman gibi kullanılmak istendi. Bunu yine kısacık bir arşiv taraması yapan herkes görecektir.

Eve geldim, valizimi hazırladım

Açıp bakalım. Diyelim ki demokrasi güçleri güçlü bir şekilde bir araya gelecek, hemen bu dava güncellenir. Dosyanın içinden spekülatif bir-iki şey alınır ve belli bir dozda manipüle edilerek piyasaya sürülür.

Son geldiğimiz aşamada ise ne ilginçtir ki bu hasım dilli mütalaanın, Cumhurbaşkanının tam da Diyarbakır ziyaretine denk gelen bir acele ve acelecilikle okunduğunu görüyoruz. Hasım dilli diyorum, çünkü ‘Avukatlar sıvıştı’ gibi ifadeler yer alıyor.”

Mütaalanın, seçim çalışmalarını etkileyip etkilemediğine dair ise Önder şöyle dedi:

“Evet, sınırlı imkânlara ve zamana rağmen seçim kampanyası yürütüyoruz. Bunların üzerine bir de savcı, sizin de içinde olduğunuz insanların tutuklanmasını, hatta hemen yakalanmasını istiyor. Ne yapayım? Eve geldim. Valizimi hazırladım, beklemeye başladım mahkeme ne karar verecek diye. Böyle bir temsiliyet ve sorumlulukla yola çıkınca bunlara da dikkat etmek gibi büyük bir sorumluluğumuz var.

Ama özetlemek gerekirse milletvekilliğine, temsiliyete hazırlık çalışmalarından cezaevine hazırlık aşamasına geçtim. Durum budur kabaca ve kısaca.”

3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

14 Nisan’da görülen ve sanık avukatlarının katılmadığı duruşmada Savcı Cemalettin Şimşek mütalaanın tamamını okumadı.

Mahkemede okunamayan bölümler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Bilgi Notu” başlığıyla adliye muhabirlerine servis edildi.

Servis edilen metinde aralarında Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk, Bircan Yorulmaz, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Altan Tan, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Aysel Tuğluk, Ayşe Yağcı, Bülent Parmaksız, Cihan Erdal, Nazmi Gür, Dilek Yağlı, Emine Ayna, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Sırrı Süreyya Önder, Gülser Yıldırım, Gültan Kışanak, Günay Kubilay,

İsmail Şengül, Zeki Çelik, Pervin Oduncu, Sebahat Tuncel, Zeynep Karaman, İbrahim Binici, Mesut Bağcık, Can Memiş, Gülfer Akkaya, Berfin Özgü Köse, Meryem Adıbelli, Nezir Çakan ve Aynur Aşan’ın da bulunduğu 36 sanığın “devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçlaması” ile Türk Ceza Kanunu (TCK) 302/1’den ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca TMK kapsamındaki diğer suçlamalardan ötürü de hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

Paylaşın

Erdoğan, Rakibi Kılıçdaroğlu’nu Hedef Aldı

İstanbul Finans Merkezi’nin açılışında rakibi Kılıçdaroğlu’nu hedef alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “300 milyar dolar, İngiltere’den getirecekmiş. Demek ki tefecilerle görüştü belli sözler aldı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Şimdi burada finans sektörünün önde gelenleri var. Böyle bir şey mümkün mü? Böyle bir yalan dünyanın hiçbir liderinde görmedim. Ama bu zavallı hayatında bir SSK var ki bunu da bu batırdı. Şimdi Şehir Hastanelerimizde biz dünyaya meydan okuyoruz. Fakat Bay Bay Kemal, yap işlet devret nedir bunu öğrenelim diyor. Ben mi öğreteceğim, kitapları karıştır öğren. Ülkeye geride milyarlarca dolar borç takarak nasıl ortadan kaybolduklarını bu millet unutmaz.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “2013’e kadar biz ödemelerimizi yaptık. 2013’ten sonra bizim IMF ile ilişkimiz kalmadı. Bize tavsiyede bulundular IMF’den destek almadan bu işi kurtaramayacaksınız diye. Neden? Ekonomi kötüymüş, biz gayet iyi yürüttük. Merkez Bankası’nın döviz rezervi devamlı artış gösterdi. Şu anda da ihtiyacımız yok. Bu millet IMF’den alınan borçlarla memur ve emekli maaşlarının ödendiğini unutmaz.

Bu millet 1990’lardaki popülist eylemlerin nasıl Türkiye’yi ekonomik bir çöküşe sürüklediğini unutmaz. Ekonomi cahili, eser ve hizmet düşmanı olmuştur bunlar.” ifadelerini kullandı.

İstanbul Finans Merkezi’nin açılış töreni, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Bugün sizlerle ülkemiz ekonomisi ve finans sektörümüz açısından stratejik önemde bir açılış sebebiyle bir aradayız.

6 Şubat depremlerinin gölgesinde idrak ettiğimiz Ramazan ayını her bakımdan dolu dolu değerlendirmenin gayreti içerisindeyiz. Hem yaraları sarmanın hem de müjdeli haberler verme hedefiyle hareket ediyoruz. Depremzede kardeşlerimize yardımları ihmal etmeden kalkınma yolundaki adımlarımızı da sürdürüyoruz.

New York, Londra gibi asırlık merkezlerin yanı sıra Dubai gibi sonradan dahil olan merkezler de bulunuyor. Belirgin şekilde batıdan doğuya doğru kayan bir finans merkezi var. Bu da İstanbul’un önünde yeni fırsatlar açıyor. Bu merkezin asıl değeri, ne kadar stratejik ve vizyoner proje olduğu, önümüzdeki yıllarda çok daha iyi anlaşılacaktır.

Hedeflerimizi bir adım daha yukarıya taşıdık. Hem coğrafi hem de ticari köprü görevi üstlenen İstanbul’un günümüz finans sektöründe de aynı yapıyı kurabileceğini hedefliyoruz.

İstanbul’u dünyanın sayılı finans merkezlerinden bir tanesi haline getireceğiz demiştik ve getirdik. Türkiye’de finansın tarihinde neler olduğunu bunlar bilmiyor. Tarihte İstanbul bu ülkenin nasıl finans merkezi ise yine öyle olmaya hazır.

65 milyar TL yatırım ile ülkemizin ve dünyanın en prestijli merkezini hayata geçirdik. 600 milyon TL değerindeki fonu projemizdeki çevre dostu yeşil binalar ile kullanıyoruz.

21 ofis binasıyla, 100 bin m2’lik alışveriş merkeziyle, 26 bin 500 araç kapasitesiyle, oteliyle, akıllı şehir konseptiyle iş dünyasının tüm ihtiyaçlarına cevap verecektir. Ülkemiz ekonomisine ciddi katkılar sağlayacaktır. Bu merkez, 3 kıtanın buluşma noktası olan İstanbul’da yeni bir finansal ekosistem oluşturacaktır. Tüm bunların yanı sıra yatırım çekme potansiyelimizi de artıracaktır.

Finansal istikrarın devamını sağlayacaktır. Ekonomide öngörülebilirliğin ve istihdamın yükselmesine de katkı sağlayacaktır. Fintek ve katılım finans konusunda önemli bir merkez haline geleceğini öngörüyoruz. Yakında milli Fintek stratejik belgemizi de kamuoyumuz ile paylaşacağız. Genç girişimcileri de destekleyeceğiz ve onları yalnız bırakmayacağız. 10 yıllık çetin mücadelenin her bir aşaması zorlukla dolu ve emek dolu bir projedir. İFM ile Türkiye, yıllardır dışlandığı bir alanda ‘artık ben de varım’ diyebilme cesaretini göstermiştir. Sandığın renginden en ufak bir şüphe duymuyorum.

Sandığın renginden en ufak bir şüphe duymuyorum. Seçimler, siyasi partilerin ve ittifakların kantara çıktığı günlerdir. Millet bu dönemde vaatleri ölçüp tartar, herkesin çapı ve kapasitesi hakkında görüş sahibi olur ve gelecek 5 sene kimin zihniyeti ile yönetilmek istediğini seçer. Muhalefetin Türkiye’yi yönetebilecek, ülkemizi hayallerine ulaştırabilecek hiçbir vizyona sahip olmadığını ortaya koymuştur. Bu zihniyet 2001 öncesinde de neden Türkiye’nin geri kaldığını ortaya koymuştur.

300 milyar dolar, İngiltere’den getirecekmiş. Demek ki tefecilerle görüştü belli sözler aldı. Şimdi burada finans sektörünün önde gelenleri var. Böyle bir şey mümkün mü? Böyle bir yalan dünyanın hiçbir liderinde görmedim. Ama bu zavallı hayatında bir SSK var ki bunu da bu batırdı. Şimdi Şehir Hastanelerimizde biz dünyaya meydan okuyoruz. Fakat Bay Bay Kemal, yap işlet devret nedir bunu öğrenelim diyor. Ben mi öğreteceğim, kitapları karıştır öğren.

Ülkeye geride milyarlarca dolar borç takarak nasıl ortadan kaybolduklarını bu millet unutmaz.

2013’e kadar biz ödemelerimizi yaptık. 2013’ten sonra bizim IMF ile ilişkimiz kalmadı. Bize tavsiyede bulundular IMF’den destek almadan bu işi kurtaramayacaksınız diye. Neden? Ekonomi kötüymüş, biz gayet iyi yürüttük. Merkez Bankası’nın döviz rezervi devamlı artış gösterdi. Şu anda da ihtiyacımız yok. Bu millet IMF’den alınan borçlarla memur ve emekli maaşlarının ödendiğini unutmaz.

Bu millet 1990’lardaki popülist eylemlerin nasıl Türkiye’yi ekonomik bir çöküşe sürüklediğini unutmaz. Ekonomi cahili, eser ve hizmet düşmanı olmuştur bunlar.

Üniversitesi olmayan ilimiz kalmasın istedik ve bunu başardık. Iğdır’daki, Ağrı’daki, Hakkari’deki, Muş’taki gençlerim kendi ilindeki üniversitesine gidebiliyor. Yol yenmez ama yol sayesinde üretim olur, turist seyahat eder, nakliyeci eşyasını taşır. Yol yenmez ama yol sayesinde ekonomi büyür.

Biz bunun için her fırsatta yol medeniyettir diyoruz. Yol yapmasaydık 251 milyar dolardan fazla yatırım çekebilir miydik? İstihdamı 31 milyona çekebilir miydik? İstanbul Havalimanı milli gelire 23,75 milyar Euro ihracata 4,2 milyar Euro, vergiye 1,23 milyar Euro katkıda bulunurken, istihdama katkısı 972 bin kişi oldu.

Göreve geldiğimizde bu bölge çukurdu, çamurdu. Bütün pisliklerle dolu olan bir yerdi. İsminin Ataşehir olmasına bakmayın, Ata ile uzaktan yakından ilişkisi yoktu. Bugün Fikirtepe’de kentsel dönüşümün açılışını yapacağız. Orası da rezaletti. Orayı da aldık bugünkü hale getirdik. Buraları rezaletten biz kurtardık. İBB Başkanı olduğum dönemde buralarda çektiğimiz çileleri gayet iyi bilenler var. Ümraniye çöplüğünün ne hale geldiğini biliyorsunuz. Oranın belediye başkanı CHP’li bir belediye başkanıydı. Çöplük patladı, vatandaşlarımız öldü. Orayı yeşil hale biz getirdik.

Gelince uçakları satacakmış. Şu anda uçak kiralıyorsun, onunla gidiyorsun… Bu millet, bu devletin kendi uçaklarını bunlara devretmeyecek. Ben bunlara inanıyorum. Şu an itibariyle büyükşehirlerimizden 19 tanesinde şehir hastanelerimiz yapıldı ve devam ediyor. Bu ülkeyi en büyük projeleri yıkmak olanların insafına bırakmayacağız.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’ndeki İhlal Dosyaları Sayısı 35 Bini Buldu

Adalet Bakanlığı’nın 2015-2022 dönemine yönelik Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) bireysel başvuru istatistikleri çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. AYM’deki bireysel başvuru dosyası sayısı, 2015-2022 döneminde yüzde 364 arttı.

Yalnızca 2022 yılında Anayasa Mahkemesi’ne 109 bin başvuru dosyası açıldı, 35 bin ihlal kararı alındı.

Yurttaşlara ilk kez 2012 yılında tanınan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı, 10’uncu yılında rekor başvuruya ulaştı.

Türkiye’de giderek artan hak ihlalleri ve hukuk dışı uygulamalara ayna tutan verilere göre, yalnızca 2022 yılında AYM’de 109 bin 779 bireysel başvuru dosyası açıldı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, 2022 yılında yapılan bireysel başvuruların sayısı, darbe girişiminin yaşandığı 2016 yılında yapılan 80 bin başvuruyu geride bırakırken 2022’de 35 bin 407 hak ihlali kararı alındı.

Adalet Bakanlığı’nın 2015-2022 dönemine yönelik AYM bireysel başvuru istatistikleri de çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. AYM’deki bireysel başvuru dosyası sayısı, 2015-2022 döneminde yüzde 364 arttı.

2022 yılında AYM’deki 168 bin 509 bireysel başvuru dosyasının 73 bin 36’sı karara bağlandı. Kara bağlanan dosyalarda, “En az bir hakkın ihlal edildiği” yönündeki hüküm sayısı ise 35 bin 407 oldu. 2022 yılında karara bağlanan 73 bin 36 bireysel başvuru davasından 646 da ret kararı çıktı.

Hak ihlali iddiasıyla yapılan başvuruların 36 bin 763’ü ise “Kabul edilemezlik” gerekçesiyle geri çevrildi. AYM, 2022 yılında karar bağladığı dosyaların 120’sinde ise herhangi bir hak ihlali yaşanmadığına hükmetti.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan İçin ‘Zaman Daralıyor’

Londra merkezli uluslararası haftalık haber dergisi The Economist’in son sayısında yayımlanan Türkiye analizinde, 6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan depremlerinin ardından toparlanmanın yıllar alacağı vurgulanırken, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için ‘zamanın daraldığı’ belirtildi.

The Economist’in görüştüğü uzmanlar da toparlanmak için zamanın Erdoğan’ın vaat ettiği kadar kısa olmadığını belirtirken, ayrıca mevcut politikaların da toparlanma için engel teşkil ettiğini belirtiyor. The Economist, seçimler yaklaşırken Erdoğan’ın daha fazla baskı hissettiği kanaatinde.

Sol Haber’in aktardığı The Economist’te yer alan Türkiye analizi şöyle:

“Şubat başında Türkiye’yi vuran depremin yerle bir ettiği ilçelerden biri olan Nurdağı’nın kuzeyindeki çamlarla kaplı tepelerin arasından kıvrıla kıvrıla uzanan uzun bir yolda buldozerler, yeni toplu konutların yerlerini açmak için toprağı delip geçiyor. Evler tamamlandığında, yerinden edilmiş yaklaşık 450 aileyi barındıracak. Ama çok daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Deprem, Nurdağı genelinde binden fazla binayı yerle bir etti. Kalanlarsa ayakta duramayacak kadar hasarlı. Yerelden bir yetkili, daha büyük binaların hiçbirinin güvenli olmadığını söylüyor. Yeniden ayağa kalkmadan önce, depremin öncesinde 40 bin kişiye ev sahipliği yapan ilçenin bir bütün olarak yıkılması gerekecek.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında afet bölgesini gezerken “Sıfırdan inşa edeceğiz” vaadinde bulunarak, “Bize bir yıl zaman verin” dedi. İki ay sonrasında bölgeyi kaplayan 200 milyon tonluk molozun makul bir kısmı kaldırıldı; bölgede yapılacak bir gezintide görüleceği üzere bazı kasabaların varoşlarında inşaat çalışmaları başladı. Ancak yaklaşmakta olan zorluk, Erdoğan’ın öne sürdüğünden daha ürkütücü. 14 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sağ çıkacağını varsayarsak, Erdoğan’ın sözünü tutması için bir yıldan çok daha fazlasına ve bol miktarda dış yardıma ihtiyacı olacak.

Kabaca Bulgaristan büyüklüğüne eş değer olarak 110 bin kilometrekarelik bir alanda 300 binden fazla bina yıkıldı, onarılamayacak şekilde hasar gördü veya yıkılması planlanıyor. 50 binden fazla insan yaşamını yitirdi ve 3 milyon kişi yerinden edildi. Türkiye’nin strateji ve bütçe dairesinin yakın tarihli bir raporu, yeniden yapılanma maliyetinin 104 milyar dolar veya GSYH’nin yüzde 11’ine karşılık geleceğini ortaya koyarken, felaketin bu yıl büyüme oranını en az yüzde bir puan azaltacağı tahmin ediliyor.

Hiç kimse Erdoğan’ın takvimini gerçekçi bulmuyor. Düşünce kuruluşu TEPAV’da araştırmacı olan Burcu Aydın Özüdoğru, yapılması gereken konut sayısının, geçen yıl tüm Türkiye’de verilen konut ruhsatı sayısından fazla olduğunu söylüyor. TMMOB Mimarlar Odası Hatay Şubesi Mustafa Özçelik, 400 bin nüfuslu Antakya gibi, artık sakinlerinin çoğunun gittiği ve bunun yerine yıkılan evlerin ve ağır makinelerin yaşadığı yerlerde, tek başına temizlik ve enkaz kaldırma çalışmalarının bir altı ay daha süreceğini tahmin ediyor. An itibariyle enkazın ancak yarısı temizlendi. Eski şehrin çoğu, enkazla tıkanmış sokaklar ve geçitlerle, yürüyerek bile geçilemez durumda. Analistler, yeniden inşa sürecinin beş yılı bulabileceğini söylüyor.

Yeniden inşa maliyetleri, deprem öncesinde bile GSYH’nin yüzde 3,5’ine ulaşacak gibi görünen bu yılki bütçe açığını en az birkaç yüzde puan artıracak. Özellikle büyük bir deprem riskinin endişe verici derecede yüksek olduğu İstanbul’da, gelecekteki felaketlerin etkisini azaltmak için daha fazla harcama yapılması gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehrin yaşlanan konut stokunun, özellikle de çökme riski en yüksek olan 90 bin binanın depreme dayanıklı hale getirilmesinin 19 milyar dolara mal olabileceğini tahmin ediyor.

Yeniden yapılanma için paranın büyük bir kısmının yurt dışından gelmesi gerekecek. AB ve diğer yabancı bağışçılar, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan alınan 1,6 milyar dolar ve Dünya Bankası’ndan alınan 1,8 milyar dolar krediye ek olarak yaklaşık 7,6 milyar dolar taahhütte bulundu. Lakin merkez bankasının bağımsızlığını ortadan kaldırarak, dört nala koşan enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürerek ve döviz kurunu kontrol etmek için döviz rezervlerini yakarak yabancı yatırımcıları korkutan bir hükümet için ek finansman bulmak maliyetli ve zor olacaktır. Türkiye hala uluslararası piyasalardan borçlanabiliyor, ancak yüksek bir bedel karşılığında. Yabancı yatırımcılar dolar cinsinden Türk tahvillerinden yüzde 9’un üzerinde getiri elde edebilirler.

Erdoğan yerel borç verenlerden biraz para koparmayı deneyebilir. Geçtiğimiz yıl boyunca hükümet, Türk bankalarını gülünç derecede düşük oranlardan hazine tahvili almaya zorladı. Yeniden yapılanma faturasının karşılanmasına yardımcı olmak için bunu tekrar yapabilir. Ancak bu hamle bankaları aşırı derecede zor durumda bırakırken, hükümetin ihtiyaçlarının yalnızca bir kısmını karşılayabilir. “Dış finansmana ihtiyacımız var” diyen Koç Üniversitesi’nden Kamil Yılmaz, “Ancak mevcut politikalarla bu mümkün değil” ifadesini kullandı.

Seçmenlerin inşaat girişimini kendisine emanet edip etmemeye karar vermesinden önce Erdoğan’ın bir ayı var. Üzerinde baskı hissediyor olmalı. Mart ayı sonlarında Antakya dışında yeni bir hastanenin temel atma töreni olarak lanse edilen bir törene başkanlık etti. Daha sonrasındaysa hastanenin ihalesinin henüz yapılmadığı ortaya çıktı.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş, PKK’ya Silah Bıraktırabilir Mi?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından, PKK’nın silah bırakmasıyla ilgili tartışmaları bir kez daha gündeme taşımıştı:

“Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nın Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız.”

Selahattin Demirtaş’a, PKK tarafından olumlu ya da olumsuz bir tepki gelmedi. Peki Demirtaş’ın bu açıklaması ne kadar gerçekçi? Demirtaş örgüte silah bıraktırabilir mi?

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’a değerlendirmede bulunan Siyaset Bilimci Akademisyen Vedat Koçal, Kürt sorununun çözümünün sadece Kürtlerin sırtına yüklenemeyeceğini söyledi.

2023 seçimlerine giderken, iktidar kanadının, terörle mücadeleyle birlikte, silah teknolojisini ve üretimini, savunma hizmetleriyle ilgili bir kamu politikasından çok, siyasal partinin seçim propagandasının unsuru olarak kullandığına vurgu yapan Koçal, “Bu ‘Kürt sorunu’ da onun içerisinde çatışmanın da asıl işlevini apaçık ortaya koyan güncel bir örnek” dedi.

Koçal, ‘Kürdofobi’ye dikkat çekerek Demirtaş’ın girişiminin hayata geçmesinin, Türkiye toplumunun önemli bir kısmını belirleyen ‘Kürdofobi’den kurtulmasına bağlı olduğunu savundu. Bir sorunun, aynı zamanda neden olamayacağına, bu bakımdan Kürt sorununun, onu ortaya çıkaran nedenlere ulaşılmadan ve müdahale edilmeden çözülemeyeceğine dikkat çeken Koçal, çatışmanın Türkiye siyasal sistemindeki işlevine ve Türk toplumunun siyasal bilincindeki temellerine odaklanılmadığı sürece, örgüt silah bıraksa bile bunun sorunun tespitine ve çözümüne kayda değer bir katkı sağlamayacağını ifade etti.

Demirtaş’ın olası girişimlerinin örgütün silah bırakması konusunda etkili sonuçlar üretmesine dair umutlu olmadığını söyleyen Koçal, şunları ekledi:

“Sonuçta, düşman üretiminin ve ‘vatan tehlikede’ söyleminin kadim devlet geleneğinden güncel toplumsal bilinçaltına uzanan tarihsel ve geleneksel sürekliliği ışığında, ‘Kürt sorunu’nun adı ‘Kürdofobi’ye, muhatabı da Kürtler’den Türk toplumsal bilinçaltına ve hafızasına yönlendirilmediği sürece, iyi niyetli ve samimi olsa bile, her söz ve eylem, öldüremediğini güçlendirmekten, yani çözümsüzlüğün sürdürülebilirliğini sağlamaya katkı olmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Demirtaş’ın, PKK’nın silah bırakmasına dair irade bildirimi ve vaadi de maalesef bu genellemeye dahildir. Sorunu ve dolayısıyla çözüm imkanını, istemini, gerçek sahibine iade ederek işe başlanmadığı için, gerçeğin etrafında dolaşma alışkanlığının bir tekrarından öteye geçmesi mümkün olmayan, bu bakımdan herhangi bir somut yarar üretme potansiyeli bulunmayan sayısız denemelerden biri olarak heba olup gitmeye adaydır”

“Demirtaş’ın ya da HDP’nin bunu tek başına gerçekleştirecek gücü yok”

Kürt Çalışmaları Merkezi Koordinatörü Reha Ruhavioğlu, yaptığı değerlendirmede, çağrının kendisi kadar söylenebilmiş olmasının da önemli olduğuna vurgu yaptı.

Demirtaş’ın Kürt siyasetindeki ağırlığının arttığını ifade eden Ruhavioğlu, “Açıklama bize bunu söylüyor. Dolayısıyla önemli bir şey ama elbette ki Demirtaş’ın ya da HDP’nin, bunu tek başına gerçekleştirecek gücü yok. Fakat bu beraberinde şunu gösteriyor; HDP yeni dönemde, mecliste Kürt meselesinin önemli bir muhatabı olacak ve meclisteki diğer muhatap, yani seçim CHP ve muhalefet tarafından kazanılırsa -ki CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu meseleyi meclis çatısı altında çözmek istediğini biliyoruz- dolayısıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun işini kolaylaştırmak üzere önemli bir aktör olacak. İki tarafın, sorunu meclis çatısı altında çözme iradesi, bu konuda hem HDP’yi güçlendiriyor hem de silah bıraktırma konusunda HDP’nin işini kolaylaştırıyor” dedi.

Demirtaş’ın açıklamasının Kürt hareketinin sivilleşmesi açısından önemli bir anlam taşıdığını ifade eden Ruhavioğlu, örgütün Demirtaş’a olumsuz karşılık vermemesinin de dikkat çekici olduğunu söyledi.

Seçime kadar eylem yapmama kararının da örgütün arayış içinde olduğuna işaret ettiğini dile getiren Ruhavioğlu, “Bunun Demirtaş’ın sözüne katıldıkları anlamına gelir dersek de çok iyimser bir yorum yapmış oluruz. Fakat Demirtaş’ın bu sözüne çok karşı çıkmamış olmaları da olumlu bir gelişme” diye konuştu.

Ruhavioğlu, PKK’nın Türkiye’de silahlı mücadele yürütme şartlarının kalmadığına dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:

“PKK’nın Türkiye’ye karşı silah bırakmasının önemli şartlarından birisi de Rojava’da (Suriye) Türkiye ve Kürtler arasında iki tarafın da memnun olmasalar bile tahammül edeceği bir sınırda karşılıklı uzlaşmak. Bu iki tarafın karşılıklı uzlaşmasıyla olmaz ama uluslararası aktörlerin uzlaştırmasıyla mümkün olabilir. Yine de Türkiye’de PKK’nın silah bırakmasının zor olduğunu düşünmüyorum, şartlar bunun için elverişli”

PKK’nın son yıllardaki “eylemsizlik” kararları

PKK, AKP hükümetinin Kürt sorununa çözüm bulmaya çalıştığı 2009 yılında, eylemsizlik kararı aldı. 13 Nisan 2009’daki eylemsizlik kararını 31 Mayıs 2009’da tek taraflı uzattığını duyurdu.

Çözüm süreci devam ederken Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nden gönderdiği mektup, 21 Mart 2013’te nevruz kutlamalarında okundu. Mektup, PKK’nın silahlı güçlerini Türkiye topraklarından çekmesinin ve ateşkesin başlangıcı oldu.

Bu mektuptan sonra, 8 Mayıs’ta PKK üyeleri Türkiye topraklarını terk etmeye başladı. 11 Ekim 2014’te örgüt yöneticilerinden Cemil Bayık, Kobani ve Türkiye’de yaşananlardan hükümeti sorumlu tuttu ve Meclis’ten geçen tezkerenin bir savaş ilanı olduğunu, bu nedenle de çektikleri bütün militanlarını Türkiye’ye geri gönderdiklerini söyledi.

21 Mart 2015’te Öcalan, Diyarbakır Nevruz’unda okunan mektubunda, PKK’ya silahsızlanma kongresi çağrısı yaptı. Demirtaş, 12 Haziran 2015’te de Öcalan’ın çağrısıyla, PKK’nın silah bırakabileceğini açıkladı. Ancak örgüt yönetimi, kararın sadece kendilerine ait olduğu yanıtını verdi.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: 14 Mayıs Akşamı Erdoğan Saygıyla Yolcu Edilecek

“AK Parti’ye oy veren ve sayın Erdoğan’ı çok seven arkadaşlara sesleniyorum” diyen İYİ Parti Lideri Akşener, “Diyelim ki sayın Erdoğan kazandı. 5 yıl o kadar çabuk geçer ki bir daha da aday olamayacak. Partisinde damatlardan başka kimse kalmadı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu ucube sistemin üzerinde bu tarafta haksızlığa uğramış, 82 puan almasına rağmen 52 puanlık dayısı, ayısı olan insanlar atanmış. 82, 92 puanla ortada kalmış gençlerin öfkesi… Bu ülkede nefes alamayan, sürekli itilip kakılan, tecavüze, tacize uğrayan ondan sonra da kendileri suçlanan kadınların öfkesi… Gece çocuğunu aç uyuttuğu için, sabah okula giderken yanına yiyecek koyamadığı için öfkeyle uyuyan annelerin öfkesi”

Meral Akşener ayrıca, “14 Mayıs akşamı, sayın Erdoğan’ın saygıyla yolcu edildiği, Kılıçdaroğlu’nun da alkışla makama oturduğu bir akşam olacak” diye konuştu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara’da Milletvekili Seçim Koordinasyon Merkezinin Açılışı’nda konuştu. Akşener, konuşmasında şunları söyledi:

“Bu seçim önemli bir seçim. Parlamenter sisteme geçişin son defa konuşulduğu bir seçim. Tek adam sisteminin devam ettiği bir sonuç elde edildiği takdirde bir daha bu ucube sistemenden kurtulmayı konuşmak mümkün olmaz. AK Parti’ye oy veren ve sayın Erdoğan’ı çok seven arkadaşlara sesleniyorum.

Diyelim ki sayın Erdoğan kazandı. 5 yıl o kadar çabuk geçer ki bir daha da  aday olamayacak. Partisinde damatlardan başka kimse kalmadı. Bu ucube sistemin üzerinde bu tarafta haksızlığa uğramış, 82 puan almasına rağmen 52 puanlık dayısı, ayısı olan insanlar atanmış. 82, 92 puanla ortada kalmış gençlerin öfkesi…

Bu ülkede nefes alamayan, sürekli itilip kakılan, tecavüze, tacize uğrayan ondan sonra da kendileri suçlanan kadınların öfkesi… Gece çocuğunu aç uyuttuğu için, sabah okula giderken yanına yiyecek koyamadığı için öfkeyle uyuyan annelerin öfkesi…

Tarım, dışarıdan mercimeği, buğdayı, nohutu geçtik saman ithal edildiği, Sırbistan’dan et ithal edildiği, Venezuela’dan hayvan ithal edildiği bir ülkenin tarımında çalışan insanların öfkesi… Evini geçindiremeyen, işsiz kalmış, babanın, erkeklerin öfkesi… Birikecek, birikecek bunlar. Ondan sonra seçilen kişi aynı öfkeyi bu tarafa aktaracak. Çok samimiyetle söylüyorum.

Özellikle sayın Erdoğan’ı çok sevenler, AK Parti’ye yıllarca oy vermiş, bugün de oy vermek isteyenler öncelikle 14 Mayıs’ta İYİ Parti’ye ve Kılıçdaroğlu’na oy vermeliler. Bu ucube sistemin değişmesi lazım. Bu ucube sistem değiştiğinde hukukun üstünlüğü gelecek, liyakat gelecek ve kayırma ortadan kalacak. 82 puan alan çocuk tayin olacak, 100 bin öğretmen hemen atanacak, köy okulları yeniden açılacak. Kepenk kapatan esnafın derdi giderilecek.

Yargıda, adalette, tarafsızlık, bağımsızlık, korkusuzluk, objektiflik sağlanacak. Ayrıca kevgire dönen sınırlar tahkim edilecek. Avrupa’nın hendeği haline getirilen Türkiye’nin inanılmaz bir sığınmacı sorunu var. Bu insanlar tırlara dolduurulup değil, davulla zurnayla iki yıl içinde memleketlerine gönderilecek.

Türkiye kendi potansiyelini kullanacak, Türkiye’nin imkanları geniş. Türkiye öyle bir coğrafyada ki milletle kavga edeceğimize onlarla ticaret, üretim yapsak Türkiye’nin 7 trilyon dolarlık bir ticaret hacmi var sadece birinci sınırdaşlarıyla. Avrupa’yı, Asya coğrafyasını koyduğunuzda 21 trilyon dolarlık bir ticaret hacmi var.

Bunu başardığınız gün bir kişi işsiz kalır mı, kalmaz. Bir genç yurt dışına gitmek ister mi istemez. İstemez. Doktorlarımızı her gün dövdüren bir zihniyetin ortadan kalkması demek. Dolayısıyla 14 Mayıs önemli bir seçim, inşallah ülkemize, milletimize, vatanımıza katkısı olacak.

14 Mayıs akşamı, sayın Erdoğan’ın saygıyla yolcu edildiği, Kılıçdaroğlu’nun da alkışla makamına oturduğu bir akşam olacak. 15 Mayıs sabahı bu ülkeye güneş doğacak. İYİ Parti bu ülkenin sigortasıdır. İYİ Parti’yi birinci parti çıkaracağız, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de Başbakan olacak.”

Paylaşın

Babacan’dan Mehmet Şimşek Açıklaması: bakanken Erdoğan’dan Aylarca Randevu Alamadı

DEVA Ldieri Babacan, Erdoğan’la görüşmesiyle gündeme gelen ve aktif siyasete dönmeyeceği belirtilen eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e ilişkin olarak, “Mehmet Şimşek, ben ayrıldıktan sonra çok zor dönemler yaşadı” dedi ve ekledi:

“Bakanken Erdoğan’dan aylarca randevu alamadı. Erdoğan; sistemden uzaklaştırdığı, meydanda yuhalattığı Mehmet Şimşek’in ismini kullanmaktan medet umar hale geldi. O kadar panik içinde.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Fox TV’de İlker Karagöz ile “Çalar Saat” programında gündemi değerlendirdi.

Babacan, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesiyle gündeme gelen ve aktif siyasete dönmeyeceği belirtilen eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le ilgili olarak, “Mehmet Şimşek, ben ayrıldıktan sonra çok zor dönemler yaşadı. Bakanken Erdoğan’dan aylarca randevu alamadı. Erdoğan; sistemden uzaklaştırdığı, meydanda yuhalattığı Mehmet Şimşek’in ismini kullanmaktan medet umar hale geldi. O kadar panik içinde” dedi.

AK Parti dönemlerine atıfta bulundu ve projeler üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren Babacan, “Çok vardı, birçok saçmalığı önledik biz. Varlık Fonu dimi, Varlık Fonu kurdular, ben önledim. Ortak politikalar mutabakat metnine yazdık, ‘Varlık Fonu’nu derhal kapatacağız’ dedik. yerine ‘Konut Finansmanı Kurumunu’nu kuracağız’ dedik. Bu Türkiye’deki bütün konut piyasasının finansmanı için yepyeni bir sistemdir. Bugün gelişmiş ekonomilerde olan ama Türkiye’de henüz olmayan bir sistemdir. Konut piyasasının finansmanı için sürekli uygun kaynak bulmanın formülü budur. Teknik detaylarına girmeyeyim ama her şeyini hazırladık bunun…” ifadelerini kullandı.

Babacan, açıklamalarının devamında şunları söyledi:

“Allah bu milleti cehaletten korusun. Cehalet başa dert. Bilmek, bilerek hareket etmek gerekiyor. Allah’ın verdiği aklı kullanmak gerekiyor ve ilimle hareket etmek gerekiyor. Siz bunu yapmazsanız bu ülkenin başı dertten kurtulmaz. Bunu için biz her şeyle hazırlanıyoruz. Biz her şeyimizi hazırladık, bunlar bitti biz ondan sonra Cumhurbaşkanı adayımızı açıkladık. Şu anki iktidarın kafası önce kim sorusu? Ne diyor Erdoğan ‘Önce ben, ben’ diyor. Ondan sonra ne olacağı, nasıl olacağı geliyor ama hiç bir şey ortaya çıkmıyor” diye konuştu.

Plan ve programla kendisini bağlamak istemiyor. Sabah uyandığında aklına ne geliyorsa yapmak istiyor. Böyle bir yönetim tarzı var. Halbuki biz plana, programa inanıyoruz, hesap ve kitaba inanıyoruz.”

Paylaşın

Bayram Alışverişi Yaparken Merdiven Altı Üretime Dikkat

TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, gıda fiyatlarındaki artışla bu alanda merdiven altı üretimin çoğaldığını belirterek, vatandaşlara bayram alışverişi yaparken dikkatli olmaları uyarısında bulundu.

Hangi koşullarda üretildiği bilinmeyen, hijyen koşullarını sağlamayan merdiven altı ürünlerin insan sağlığını tehlikeye attığını vurgulayan Palandöken, şu ifadeleri kullandı:

“Şekerin, yağın, fıstığın, cevizin, unun fiyatı belliyken kimse maliyetinin altında baklava satamaz. Ev yapımı diye maliyetinin altındaki fiyatlara satılan baklava ve böreklerden uzak durulmalı. Özellikle de yol kenarında araç arkalarında satılan tatlı, şeker, çikolata gibi yıkamadan yenebilen ürünlere dikkat edilmeli. Fason kıyafetlere, taklit kozmetik ürünlerine itibar edilmemeli. Bayram alışverişlerinin adresi her zaman mahalle esnafı olmalı çünkü esnafımız kendi yemediği ürünü müşterisine yedirmez.”

Dünya gazetesinin haberine göre Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, yazılı açıklamasında, bu yıl bayram tatilinin kısa olması sebebiyle seyahatlerin sınırlı olacağını ve vatandaşların daha çok kendi evlerinin ihtiyaçları için alışveriş yapacaklarını bildirdi.

Bu durumun esnaf ve sanatkar açısından olumlu olduğuna işaret eden Palandöken, “Bakkaldan kasaba, şekerciden tatlıcıya, ayakkabıcıdan konfeksiyoncuya, berberden kuaföre, taksiciden dolmuşçuya tüm sektörlerdeki esnaf ve sanatkarımız Ramazan Bayramı için hazırlıklarını hızlandırdı. Bu yıl fiyatlar biraz yüksek seyrediyor, vatandaşın alım gücü daha düşük ancak yine de az çok demeden herkes bayram alışverişi yapacağı için ekonomi ivme kazanacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Palandöken, bayrama sayılı günler kala çarşıda bayram hareketliliğinin başladığını ifade ederek, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle bu yıl esnaf ve sanatkarın işlerinin düştüğünü vurguladı.

İnsanları motive etmek için deprem bölgelerinde çarşılar kurulduğuna dikkati çeken Palandöken, şunları kaydetti:

“Yapılan devlet destekleriyle ticari faaliyetin başlamasıyla esnaf rahat nefes alabilecek. Her özel günde olduğu gibi bu bayramda da esnaf ve sanatkarlarımız yapılacak alışverişlerle piyasanın canlanmasını dört gözle bekliyor. Bu yıl 30 milyar liralık beklenen ciro, yüzlerce sektördeki esnafımızın yüzünü güldürecek. Özellikle küçük çocuklar için bir gelenek haline gelen bayramlık kıyafet ve ayakkabı alışverişleri, kolonya, şeker, çikolata gibi ikramlıklar, baklava ve su böreği gibi bayramın vazgeçilmez ürünlerinin satışları günler öncesinden başladı. Tüm sektörlerdeki esnaf ve sanatkarlarımız Ramazan Bayramı için hazır. Bayram alışverişleri esnafımıza can suyu olacak.”

Merdiven altı üretime karşı uyarı

Palandöken, gıda fiyatlarındaki artışla bu alanda merdiven altı üretimin çoğaldığını belirterek, vatandaşlara bayram alışverişi yaparken dikkatli olmaları uyarısında bulundu.

Hangi koşullarda üretildiği bilinmeyen, hijyen koşullarını sağlamayan merdiven altı ürünlerin insan sağlığını tehlikeye attığını vurgulayan Palandöken, şu ifadeleri kullandı:

“Şekerin, yağın, fıstığın, cevizin, unun fiyatı belliyken kimse maliyetinin altında baklava satamaz. Ev yapımı diye maliyetinin altındaki fiyatlara satılan baklava ve böreklerden uzak durulmalı. Özellikle de yol kenarında araç arkalarında satılan tatlı, şeker, çikolata gibi yıkamadan yenebilen ürünlere dikkat edilmeli. Fason kıyafetlere, taklit kozmetik ürünlerine itibar edilmemeli. Bayram alışverişlerinin adresi her zaman mahalle esnafı olmalı çünkü esnafımız kendi yemediği ürünü müşterisine yedirmez.”

Paylaşın

Demirtaş: Erdoğan Tarihi Bir Yenilgiyle Siyaset Sahnesinden Silinecek

14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Demirtaş, “Bu seçim ekonomi ile demokrasi ekseninde yürüyor. Sonucu da Erdoğan’ın çökerttiği ekonomi ve yoksulluğa mahkum ettiği milyonlar ile adaletsizlik ve baskıyla ezmeye çalıştığı mağdurlar belirleyecek. Tabii ki kazanan, ezilenler olacak, Erdoğan tarihi bir yenilgiyle siyaset sahnesinden silinecek, benim öngörüm bu.” dedi.

Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verilmesine ilişkinde değerlendirmede bulunan Demirtaş, “Partimizin aday çıkarmaması Erdoğan’ın en büyük kabusuydu, bu gerçekleştiği için şimdi bizim üzerimizden Sayın Kılıçdaroğlu’nu yıpratmaya çalışıyor. Aynı taktiği yerel seçimlerde de uyguladı ve ters tepti. Çünkü halk yalan ve karalamalara kanmıyor artık” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın emek ve özgürlük ittifakına yönelik söylemleriyle ilgili de, “Erdoğan, HDP’nin ve Kürtlerin oyunu alabileceğinden emin olsa HDP Genel Merkezi’nin önüne çadır kurar, orada yatar kalkardı” dedi.

Demirtaş, bugünkü seçim matematiğinde Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’ye oy vermekle, Erdoğan’a oy vermek arasında bir fark olmadığını belirterek, “Bu durumda İnce seçmenlerine şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Erdoğan ile bir beş yıla daha hazırlarsa seçimi ikinci tura bırakabilirler” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş’ın cevaplarından öne çıkanlar şöyle:

“Bu seçim ekonomi ile demokrasi ekseninde yürüyor. Sonucu da Erdoğan’ın çökerttiği ekonomi ve yoksulluğa mahkum ettiği milyonlar ile adaletsizlik ve baskıyla ezmeye çalıştığı mağdurlar belirleyecek. Tabii ki kazanan, ezilenler olacak, Erdoğan tarihi bir yenilgiyle siyaset sahnesinden silinecek, benim öngörüm bu.

Partimizin aday çıkarmaması Erdoğan’ın en büyük kabusuydu, bu gerçekleştiği için şimdi bizim üzerimizden Sayın Kılıçdaroğlu’nu yıpratmaya çalışıyor. Aynı taktiği yerel seçimlerde de uyguladı ve ters tepti. Çünkü halk yalan ve karalamalara kanmıyor artık. Erdoğan, HDP’nin ve Kürtlerin oyunu alabileceğinden emin olsa HDP Genel Merkezi’nin önüne çadır kurar, orada yatar kalkardı. Şimdi, kedi ulaşamadığı ciğere mundar diyor.

İnce’nin adaylığının seçimi ikinci tura bırakma olasılığı

Seçmenlerin, sandık başına gittiklerinde akılcı bir tercihle seçimi ilk turda bitireceğini düşünüyorum. Ama bu şekilde ince hesaplar yaparak seçimi ikinci tura bırakmayı düşünen seçmenler varsa onlara naçizane tavsiyem, doğrudan Erdoğan’a oy vermeleri. Çünkü bugünkü seçim matematiğinde İnce’ye oy vermekle Erdoğan’a oy vermek arasında fark yok. Zaten seçim ola ki ikinci tura kalırsa Erdoğan’ın kazanamayacağının garantisi yok.

Bu durumda İnce seçmenlerine şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Erdoğan ile bir beş yıla daha hazırlarsa seçimi ikinci tura bırakabilirler. Bizim için bir sakıncası yok!

Umarım seçim gecesi büyük bir pişmanlık oluşmaz. TİP’in kendi kararıdır, biz ancak saygı duyup başarılar dileyebiliriz. Ama halen, yanlış bir karar olduğunu düşünüyorum. Yeşil Sol Parti seçmeninin partisi bellidir, oyu da Yeşil Sol Partiyedir tabii ki. Başka türlü nasıl olabilir ki?”

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın