GP Lideri Davutoğlu’ndan Üç Partiye “Meclis Grubu” Çağrısı

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan’ın lideri olduğu DEVA, Temel Karamollaoğlu’nun Genel Başkanı olduğu Saadet Partisi ve Gültekin Uysal’ın lideri olduğu Demokrat Parti’ye TBMM’de ortak grup kurma çağrısı yaptı.

Karar TV’de konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Millet İttifakı’nda yer alan üç partiye daha önce de bu teklifi götürdüğünü ancak kabul görmediğini söyleyerek “Meclis’te bir yeni tablo oluştu, birlikte bir grup kurmak bir zarurettir” dedi. Seçimlere CHP listelerinden giren Gelecek Partisi, 14 Mayıs’taki meclis seçimlerinde TBMM’de 10 milletvekili çıkarmıştı.

Millet İttifakı’nın AKP’den rahatsız olan seçmenleri niye kendine çekemediği konusuna değinen Davutoğlu, “Ben bu meseleyi iki sene önce gördüm. Altılı masayı kurmadan önce arkadaşlara ‘gelin ortak zemin kuralım’ dedim. ‘AK Parti’ye oy vermeye alışmış kitlelerin bir anda Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermesi mümkün değil’ dedim. Ama anlatamadım. Yani sonra da anlatamadım. İtiraf edeyim. Çok ısrar ettim. Herkes biliyor kamuoyunda bunu. Bazı şeyleri, fırtınanın geldiğini görürsünüz ama gücünüz fırtınayı engellemeye yetmez” ifadelerini kullandı.

Ahmet Davutoğlu, “Şimdi de buradan bir çağrıda bulunuyorum. Özellikle bu üç parti yetkililerine. Meclis’te bir yeni tablo oluştu, birlikte bir grup kurmak bir zarurettir. Üç parti, hatta Demokrat Parti’yle. Birlikte grup kurmak bir zarurettir” diye konuştu.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, bunun ne şekilde gerçekleşebileceği sorusunu ise “Onun formülleri bulunur. Biz çalıştık. Ya ben çalışmadığım hiçbir şeyi gündeme getirmem. Çok rahat formülleri bulunur. Yeter ki insanlar yaşadıklarından biraz ders alsınlar. Yani evet. Orada ben de suçlayamıyorum seçmeni. Alışmadığı bir yere gidip vuramıyor işte. Ve ben bunu söyledim” diye yanıtladı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Çok Sert Yanıt: Sen Nasıl Bir Müslümansın!

Sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Benim Kandil’deki teröristlerle görüştüğüme dair kasetler olduğunu söyledin. Ey Erdoğan, sen nasıl bir Müslümansın!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Böyle bir görüşmeye dair elinde uydurma ve montaj olmayan gerçek bir kaset var da bunu yayınlayamıyorsan sen büyük bir yalancısın, müfterisin demektir.”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Samimi bir Müslüman olarak inandığım bütün mukaddesler üzerine yemin ediyorum. Hem vallahi hem billahi böyle bir görüşme yoktur, yalandır, iftiradır. Milletimizden özür dilemelisin Erdoğan. Bir insana yakışır şekilde hareket et ve göz göre göre işlediğin bu suçlardan vazgeç” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu açıklamasında şunları kaydetti:

“Benim Kandil’deki teröristlerle görüştüğüme dair kasetler olduğunu söyledin. Ey Erdoğan, sen nasıl bir Müslümansın! Böyle bir görüşmeye dair elinde uydurma ve montaj olmayan gerçek bir kaset var da bunu yayınlayamıyorsan sen büyük bir yalancısın, müfterisin demektir.

Samimi bir Müslüman olarak inandığım bütün mukaddesler üzerine yemin ediyorum. Hem vallahi hem billahi böyle bir görüşme yoktur, yalandır, iftiradır. Milletimizden özür dilemelisin Erdoğan. Bir insana yakışır şekilde hareket et ve göz göre göre işlediğin bu suçlardan vazgeç.

Yeter bu iftiralar yeter. Allah’a sığınıyorum dedim. Durmuyor iftiraların, yalanların durmuyor. Müfterisin, günah ve pislik içinde boğuldun. Artık yeter.”

Paylaşın

Ahmet Türk: Kılıçdaroğlu’nu Destekleyeceğiz

Diyarbakır’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Eski Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk, “Ya faşizme destek vereceğiz ya da onun karşısında en azından halkımızın nefes alabileceği bir seçeneğe destek vereceğiz. Bu iki seçenekten biri Kılıçdaroğlu’dur ve biz tercihimizi Kılıçdaroğlu’ndan yana yapacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Son dönemlerdeki milliyetçi söylemler nedeniyle halkımızda bir kırgınlık olduğunu görüyoruz, bu kırgınlığı biz de yaşıyoruz. Ama oyuna gelmemek lazım. Bu seçimlerde bir bütün olarak sandık başında olmamız lazım. Bununla birlikte seçim kuruluna gidinceye kadar oylarımıza sahip çıkmamız lazım.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Yeşil Sol Parti ve HDP yöneticileri ile Yeşil Sol Parti milletvekilleri Diyarbakır’da basın mensuplarıyla bir araya geldi. Buluşmanın açılışında konuşan Buldan ve Türk, seçmeni sandığa çağırarak şunları söyledi:

Ahmet Türk’ün açıklamalarından öne çıkan bölümler ise şöyle:

“Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Değişimin ve dönüşümün sancılarını yaşıyoruz. Elbette tercihimiz şahıslarla ilgili değil. Kürt halkının geleceği, Türkiye’nin geleceği için mücadele ediyoruz ve seçimimizi ona göre yapıyoruz. Tabii ki son dönemlerde milliyetçi tartışmalar halkımızda kırgınlık yarattı. Buradan özellikle halkımıza ve gençlerimize şu mesajı vermek istiyorum. Sakın oyuna gelmeyin; protesto etmeniz ve sandıklara gitmemeniz Erdoğan’ın değirmenine su taşımak olacaktır. Bu bilinçle sandıklara gitmeniz gerekiyor. Önümüzde iki seçenek vardı.

Eş Genel Başkanımızın da biraz önce ifade ettiği gibi ırkçılığı, faşizmi ve tekçi anlayışı Türkiye’de hakim kılmak isteyen bir anlayış var. Bunun karşısında da en azından halkımızın nefes alabildiği demokratik bir ortam konusunda güven veren, hukukun üstünlüğünü esas alan farklı bir anlayış var. Biz bu iki seçenekten birini tercih etmek durumundayız. Elbette bizim tercihimiz demokrasiden, insan haklarından, Kürt halkının özgür geleceğinin belirlenmesinden yana olacak. Yıllardan beri sürdürdüğümüz mücadele demokratik bir gelecek içindir, halkların ortak demokratik değerlerde buluşması içindir, halkımızın özgür geleceği içindir.

Eş Genel Başkanlarımız, arkadaşlarımız yaptıkları toplantılarda ve açıklamalarda her türlü değerlendirmeyi yaptılar. Bizler bu durumda elbette tercihimizi demokrasiden yana kullanacağız. Pek çok talebimizin karşılanmayabileceği ihtimalini biliyoruz. Ancak biz inandığımız yolda mücadelemizi yine yürüteceğiz. Ama bugün başından beri söylemek istediğim şudur. Sevgili Halkımız, iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya faşizme destek vereceğiz ya da onun karşısında en azından halkımızın nefes alabileceği bir seçeneğe destek vereceğiz.

Bu iki seçenekten biri Kılıçdaroğlu’dur ve biz tercihimizi Kılıçdaroğlu’ndan yana yapacağız. Son dönemlerdeki milliyetçi söylemler nedeniyle halkımızda bir kırgınlık olduğunu görüyoruz, bu kırgınlığı biz de yaşıyoruz. Ama oyuna gelmemek lazım. Bu seçimlerde bir bütün olarak sandık başında olmamız lazım. Bununla birlikte seçim kuruluna gidinceye kadar oylarımıza sahip çıkmamız lazım. Hepinize teşekkür ediyorum, sizleri saygıyla selamlıyorum.”

HDP Eş Genel Başkanı Buldan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“28 Mayıs seçiminin son çalışmalarını duyurmak için buradayız. Esnaf ziyaretleri gerçekleştireceğiz, buluşmalar gerçekleştireceğiz. İkinci tur seçimlerinin artık son kavşağında olduğumuzu bilerek bu çalışmaları tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin çok eşit şartlarda, demokratik bir ortamda yapılmadığını biliyoruz. Cumhur İttifakının devletin bütün imkanlarını kullanarak yürüttüğü aşikar.

Ancak bizler muhalefet partileri olarak; bütün bu eşitsiz şartlara ve anti demokratik uygulamalara karşı halkımızın ve Türkiye’nin geleceğini, Türkiye toplumunun yarınlarını düşünerek bir seçim süreci geçirdik. Yeşil Sol Parti olarak bütün bu engellemelere rağmen bir başarı elde ettiğimizi düşünüyoruz. Bu başarının ikinci turda devam etmesi için de iki gün sonra yapılacak seçimlerin Türkiye’nin demokratik geleceği ve barışı açısından, gençlerin ve kadınların geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarihi bir kavşaktır aslında 28 Mayıs’ta yapılacak seçim.

Yeşil Sol olarak birinci turda sürdüğümüz tutumumuzu, ikinci turda da devam ettireceğimizi dün yaptığımız açıklamayla zaten kamuoyu ile paylaştık. Bugün bir kez daha Diyarbakır’dan, özellikle bölgeden ikinci tura dair önemli sonuçların çıkacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Diyarbakır halkına bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz. İkinci turda oylarımızı kullanalım, sandığa gidelim, birinci turdaki irademizi ve kararlılığımızı ikinci turda da gösterelim. Çünkü gelecek ve yarınlar bizi ilgilendiriyor.

AKP’nin ve Erdoğan’ın tekrar kazanması Türkiye toplumunun bir kez daha nefessiz kalmasına neden olacaktır. Bunu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. O yüzden Erdoğan gitmelidir. Erdoğan’ın gitmesiyle toplumun rahat bir nefes alacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Çünkü son yıllarda AKP iktidarının MHP ile birlikte Türkiye’yi nefessiz bıraktığını biliyoruz.

Her türlü hukuksuzluğun, düşmanlığın, baskı ve şiddetin bu ülkede yaratıldığını, demokrasinin kırıntılarının bile kalmadığı bir ülke yaratıldığını hepimiz gördük. Bir Kürt düşmanlığı var. Aynı zamanda bir kadın düşmanlığı var, bir barış düşmanlığı var. Bütün bunların bitmesi, Türkiye’nin rahat bir nefes alması için de Erdoğan kaybetmelidir bu seçimlerde.

Bu meselelerin rahatlıkla çözülebileceği, demokratik adımların atılabileceği, Türkiye’nin barışa, huzura ve refaha kavuşabileceği bir ortamı yaratabilmek elbette bu seçimlere bağlı. O yüzden Erdoğan’ı göndermemizle birlikte demokratik yolların açılabileceğine olan inancımı ifade etmek istiyorum. Erdoğan’ın tekrar kazanmasının çıkaracağı fermanların Türkiye açısından felaket olacağının altını çizmek istiyorum.

“İkinci tur faşizm ile demokrasi arasında bir referandumdur”

Erdoğan tekrar kazanırsa ne olacağını tek tek sıralamaya gerek yok. Son yıllarda yaşadıklarımız bunun açık göstergesi. Bizler yine direniriz, bizler yine mücadele ederiz ama toplum nefessiz kalır. Bizi en çok endişelendiren de bu. O yüzden Türkiye toplumu ve Kürtler açısından, kadınlar ve gençler açısından bu kadar önemli bir süreçte rejimi ve sistemi oyladığımızın farkında olmamız gerekir.

Bizler eğer ikinci turda kazanabilirsek demokrasinin inşasını gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden bu kadar tarihi bir seçim olacaktır. Dolayısıyla bu ikinci turun faşizm ile demokrasi arasında bir referandum olduğunu görerek hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Türkiye toplumu önemli bir karar verecek tercih yapacak. Türkiye; karanlık ile aydınlık arasında tercih yapıp aydınlığı seçerse, demokrasi ile faşizm arasında tercih yapıp demokrasiyi seçerse önümüzdeki süreçte demokratikleşme alanında, barış alanında ve huzur ve refah alanında bir başarı elde edebilir.

Bu seçim gerçekten tarihi bir seçim olacak. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim olacak. Ben başta Diyarbakır halkı olmak üzere bütün Kürtlere ve Türkiye  halklarına çağrımızı buradan tekrar yapmak istiyorum. Türkiye’nin kaderini değiştirmek bizlerin elinde. Bir kez daha 28 Mayıs’ta sandıklara giderek bu değişim ve dönüşüme katkı sunalım, geleceğimizi oyladığımızı, yarınlarımızı belirlediğimizi bilerek bu seçime yaklaşalım.

Herkese kolay gelsin, herkese başarılar diliyorum. Umut ediyorum ki 28 Mayıs’ta istediğimiz sonucu elde edeceğiz. Mesele Millet İttifakı ya da Sayın Kılıçdaroğlu değildir; biz meseleye sadece ve sadece Türkiye’nin geleceği olarak bakıyoruz ve oyumuzu da Türkiye’nin geleceğinden yana kullanıyoruz. Türkiye halklarına bir kez daha sandığa sahip çıkma ve oylarını kullanma çağrısı yapıyorum.”

Paylaşın

Akşener: Yemin Törenini HÜDA PAR İçin Seçim Sonrasına Bıraktılar

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Seçilmeyi o kadar çok istiyor ki Erdoğan, o kadar alıştı ki bu güce. Bu gücü bırakmamak için bir sürü hata, kusur, muhtemelen hukuksuzluk var. Bütün bunlara bir bütün olarak baktığınızda oradan ayrılmamak için her yolu denedi” dedi ve ekledi:

“Cumhur İttifakı’nı genişletti ve kadının sahiplendirilmesinde ön gören, bunu söyleyen, dört maddenin değişmesine ilişkin talebi olan, bayrağın Türkiye bayrağı denmesine yönelik talebi olan hem Hizbullah’ın hem PKK’nın terör örgütü olmadığını düşünen bir siyasi partiyi aldı Meclis’e getirdi”

Akşener, açıklamasının devamında, “Yemin töreni ile ilgili bir problem oldu. Mazbataların geç verilmesinin sebebi seçim. Seçim öncesinde yemin töreni yapılsaydı HÜDA PAR’ın bir milletvekili bu yemini doğru bulmadığı ifade etmişti, belki de etmeyecekti. Bilmiyoruz, sonuçta bundan kaçınmak için yemin törenini seçimden sonrasına bıraktılar” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın mitinglerde izlettiği, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hedef alındığı montaj video ile ilgili de konuşan Akşener, “Kılıçdaroğlu’nu izam eden yalan, kurgu bir video orada oynatıldı. Bir vatandaş buna inansa ve terör örgütüyle iltisaklı olarak görse ve bir saldırıda bulunsa bunun azmettiricisi Sayın Erdoğan’dır” dedi.

Akşener ayrıca AK Parti seçmenine de seslenerek Erdoğan’ın son dönemi olduğunu belirtip, “AKP’li seçmenler, Sayın Erdoğan’ı çok sevenler, bu seçimde Sayın Kılıçdaroğlu’na oy versinler ki; biz parlamenter demokrasiye geçiş yapalım ve artık şu rövanş işinden vazgeçelim” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, FOX TV’de katıldığı programda soruları yanıtladı. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“En fazla kadınlar ve gençlerle ilgili edinilmiş haklar kaçacak. Bu ülkede nefes almak izne tabi olacak. Çünkü şartlar onu getirecek. Burada benim ısrarla üzerinde durduğum şey, sistem. Yani öznem Sayın Erdoğan değil; hep örnek veriyorum. Sizlerden birini o sistemin içine seçelim koyalım altı ay sonra ya psikiyatrik durum ortaya çıkar ya da bambaşka bir insan tipi ortaya çıkar. Dolayısıyla bir ayda Sayın Erdoğan’ın seçim olduktan sonra yaptığı atamalara dair kararları bunlar.

Şimdi, inanılmaz bir güç ve o gücün kendisine de bir ışık gibi yansıması gayreti içinde bir insan kesimi var. Öyle olunca bir günde, bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden bu sistemin başında oturan kişi vazgeçti. Böyle bir kararname ile inanılmaz atamalar yapıldı. Böyle bir kararname ile sizi aldı öbürünü koydu falan filan. Şimdi, bu Meclis’e giren, seçilmeyi o kadar çok istiyor ki Erdoğan, o kadar alıştı ki bu güce. Bu gücü bırakmamak için bir sürü hata, kusur, muhtemelen hukuksuzluk var. Bütün bunlara bir bütün olarak baktığınızda oradan ayrılmamak için her yolu denedi.

Cumhur İttifakı’nı genişletti ve kadının sahiplendirilmesinde ön gören, bunu söyleyen, dört maddenin değişmesine ilişkin talebi olan, bayrağın Türkiye bayrağı denmesine yönelik talebi olan hem Hizbullah’ın hem PKK’nın terör örgütü olmadığını düşünen bir siyasi partiyi aldı Meclis’e getirdi. Yemin töreni ile ilgili bir problem oldu. Mazbataların geç verilmesinin sebebi seçim. Seçim öncesinde yemin töreni yapılsaydı HÜDA PAR’ın bir milletvekili bu yemini doğru bulmadığı ifade etmişti, belki de etmeyecekti. Bilmiyoruz, sonuçta bundan kaçınmak için yemin törenini seçimden sonrasına bıraktılar.

‘Erdoğan’ın son dönemi’

Yasağın bol olduğu, kayırmanın çok olduğu, 82 puan alsanız dahi eğer sizin AKP bünyesinde tanıdığınız yoksa 54 puanla yakın arkadaşınız atandığı, mülakatta elendiğiniz, keyfi bir sistemin, hukukun katledildiği, yargının yok olduğu bir sistemin içinde bir nefes alamaz. Önce kadınlar, gençler sonra sıra size gelir. Bütün bunları kaybederiz. Özellikle AKP’lilere seslenmek isterim; Sayın Erdoğan’ın son dönemi. Burada da öfkenin kat be kat arttığı, yumuşak davransa onu seçenlerin onun üzerine hücum edeceği bir alan birikecek.

Sonuç itibariyle bitmeyen bir rövanş. Buradan seçilecek bir başkan da bu yetkilerin keyfini çıkara çıkara bu sefer de buradakilere karşı kullanacak. Benim demem o ki; özellikle AKP’li seçmenler, Sayın Erdoğan’ı çok sevenler, bu seçimde Sayın Kılıçdaroğlu’na oy versinler ki; biz parlamenter demokrasiye geçiş yapalım ve artık şu rövanş işinden vazgeçelim. Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ayarlarına dönsün, hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı… Kadınlarla ilgili söylüyorum en çok biz nefes alamıyoruz çünkü.

Tüm yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’nda. Yürütme yetkisinin tamamı Cumhurbaşkanı’ndadır, bütün kararnameler ve yönetmeliklerle yönetebilir. Atama yetkilerinin tamamı Cumhurbaşkanı’nda. Bütçeyi Cumhurbaşkanı hazırlıyor. TBMM’ye sunuyor ama TBMM değiştirmede son söz hakkına sahip değil.

Dış politikayı Cumhurbaşkanı belirleyici… Bu çok tuhaf bir yetki, diyorum ki; Cumhur İttifakı Meclis’i aldı, kanun vs. konuların zaten Meclis’in işlevi yok ama işlevli hale getirmenin yolu bu yetkilere sahip Cumhurbaşkanının seçildiği andan itibaren Meclis’in tümünün yan yana gelişiyle güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçileceğine inanıyorum. Çünkü bu, denge ve denetleme mekanizması Erdoğan’ın ve arkadaşlarının hiç işine yaramayacak.

Birinci tura inandığımız için muhtemelen sarsıldık. Ama diğer taraftan ilk defa AKP, 21 yılda 2002’deki oy oranına döndü. Şimdi bu referandum haline dönüyor ve sıfır sıfır başlıyor. Kim o farka ulaşabilirse o kazanacak. Bizim burada şansımız iyi.

Sayın Oğan üçüncü bir aday olarak çıkmıştı, böyle olunca Sayın Kılıçdaroğlu bizimle görüştü, biz kendisine yetki verdik, herkesle görüşebilir. Sonuç olarak Sayın Oğan ile bir görüşme yapıldı. Sonucunda Oğan, Cumhur İttifakı’na katıldı. Özdağ, Millet İttifakı’na katıldı ve böyle baktığınız zaman o üçlük seçmen de duruyor. Benim başından beri iddiam şudur; hiçbir partinin ya da kişinin seçmeni marabası değildir. Sahipli mal da değildir. Seçmen velinimettir.

Şu anda bahsettiğim çocukların, o evlerin çocuklarının annelerinin anlattığını söyleyeyim size. Devlet okullarından bahsediyorum. Bıçak, alkol ve hap giriyor. Bütün bunlarla mücadele etmenin yolları var. Önce devlet gibi devlet olacaksınız. Devletin ciddiyetine sahip çıkacaksınız.

Kılıçdaroğlu’nu izam eden yalan, kurgu bir video orada oynatıldı. Bir vatandaş buna inansa ve terör örgütüyle iltisaklı olarak görse ve bir saldırıda bulunsa bunun azmettiricisi sayın Erdoğan’dır. Kimse ne yaptığının farkında değil. Gayrı ciddiliğin getirdiği sonuç bunlardır. Sokakta insanların birbirine olan davranış biçimi değişti bu ülkede.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na Oy Verin Çağrısı

Sosyal medya hesabından Kılıçdaroğlu’na destek çağrısı yapan Demirtaş, “Sandıktan değişim çıkmazsa ekonomide ve demokraside felaket olacak. Artık bu işin üçüncü turu da yok! Sayın Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı yapalım, Türkiye nefes alsın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sandığa gidin, 1 nefes için 1 oy verin.”

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine ilişkin Twitter hesabından paylaşımda bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek çağrısı yapan Demirtaş, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Sandıktan değişim çıkmazsa ekonomide ve demokraside felaket olacak. Artık bu işin üçüncü turu da yok! Sayın Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı yapalım, Türkiye nefes alsın.

Sandığa gidin, 1 nefes için 1 oy verin.”

HDP ve Yeşil Sol Parti de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuyla ilgili görüş ve tavırlarını dün Ankara’da düzenledikleriortak basın toplantısında açıklamıştı.

Basın toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanlarından Pervin Buldan, 14 Mayıs seçimleri için belirledikleri tercihlerinde bir değişikliğe gitmediklerini belirtirken ilk turda olduğu gibi yine isim vermedi ama Kılıçdaroğlu’nu işaret etti. Buldan “Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini değiştireceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun ikinci turda kendisine destek vermesi için anlaştığı Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile imzaladığı yedi maddelik protokol sonrası HDP’nin 28 Mayıs’taki tutumunun ne olacağı merak konusuydu.

Protokolde özellikle kayyum atanan belediyelerle ilgili olduğu anlaşılan “Terörle mücadele çerçevesinde, terörle bağlantısı hukuki kanıtlarla sabit olan mahalli idare yöneticileri yerine devlet görevlileri ataması uygulamasına yargı kararı çerçevesinde devam edilecektir” maddesi tartışmalara neden olmuştu.

Buldan bu konuyla ilgili olarak “Israrla vurguluyoruz. Kürtlerin politik iradesine kayyumlar yoluyla ipotek koyanlar aynı zamanda bütün Türkiye halklarının haklarına ve özgürlüklerine de ipotek koyanlardır. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumun çıkarına değildir. Bu çözümsüzlük oyunu bozulmadan cumhuriyet, demokrasi ile bütünleşemeyecektir” demişti.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar da konuşmasında yeniden başlayan kayyum tartışmalarına değinerek “Kayyum üzerinden siyaset yürütenlere dün de cevap olduk bugün de cevap olacağız. Bu siyaseti şoven ve milliyetçi dilden arındıracağız” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Sinan Oğan’a Yalanlama: Makam Talebiniz Oldu

Cumhur İttifakı’na desteğini açıklayan Sinan Oğan’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı” sözlerine yanıt veren Mansur Yavaş, “Kılıçdaroğlu’ndan makam talebiniz oldu. Hem de ‘Tabanımı ikna etmek için kamuoyuna deklare edilmesi gerekir, aksi halde ikna edemem’ dediniz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı (ABB) ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından Sİnan Oğan’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı” sözlerine yanıt verdi.

Yavaş, “Hayır @DrSinanOgan bey, Sn. @kilicdarogluk’dan makam talebiniz oldu. Hem de ‘Tabanımı ikna etmek için kamuoyuna deklare edilmesi gerekir, aksi halde ikna edemem’ dediniz. Cumhur İttifakı’ndan talebiniz olduğunu duymadık. Şimdi tabanınızı nasıl ikna edeceksiniz merak ediyorum.” ifadesini kullandı.

Cumhur İttifakı’na desteğini açıklayan Sinan Oğan, dün TRT yayınında “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı. Ben bir prensip ortaya koydum, ilkelerimizi ortaya koyduk. Seçimi kazanacağına dair hiçbir ikna edici bir şey kullanmadı.” demişti.

Oğan ayrıca “21 yıllık bir iktidar karşısında parlamento bile alamamışsınız, siz ne konuşuyorsunuz. Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı’nın ayrı taraflarda olması ülkeyi krize götürür. Parlamentoyu alanlara destek vermekten daha doğal bir şey olamaz.” ifadesini kullanmıştı.

Mansur Yavaş, bu ifadeler için şu mesajı paylaştı:

“Sn. @DrSinanOgan, Sn. @kilicdarogluk ile görüşmeyi yaptığınızda TBMM’deki tablo belli olmuştu, böyle bir konuşma da gerçekleşmedi. Baştan bu kanaatte olsaydınız ve gerçekten istikrarı düşünseydiniz Sn. Kemal Kılıçdaroğlu ile hiç görüşmemeniz gerekirdi.”

14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda oyların yüzde 5,17’sini alan Oğan, ikinci turda Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’a destek vereceğini bu hafta açıklamıştı. Sinan Oğan kararı öncesi Kılıçdaroğlu ile de görüşmüştü.

Paylaşın

HDP’li Buldan: İkinci Tur Faşizm İle Demokrasi Arasında Bir Referandum

28 Mayıs seçimleri öncesi değerlendirmelerde bulunan HDP Eş Genel başkanı Pervin Buldan, Erdoğan tekrar kazanırsa ne olacağını tek tek sıralamaya gerek yok. Son yıllarda yaşadıklarımız bunun açık göstergesi. Bizler yine direniriz, bizler yine mücadele ederiz ama toplum nefessiz kalır. Bizi en çok endişelendiren de bu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “O yüzden Türkiye toplumu ve Kürtler açısından, kadınlar ve gençler açısından bu kadar önemli bir süreçte rejimi ve sistemi oyladığımızın farkında olmamız gerekir. Bizler eğer ikinci turda kazanabilirsek demokrasinin inşasını gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden bu kadar tarihi bir seçim olacaktır.”

Buldan, açıklamalarının devamında, “Dolayısıyla bu ikinci turun faşizm ile demokrasi arasında bir referandum olduğunu görerek hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Türkiye toplumu önemli bir karar verecek tercih yapacak. Türkiye; karanlık ile aydınlık arasında tercih yapıp aydınlığı seçerse, demokrasi ile faşizm arasında tercih yapıp demokrasiyi seçerse önümüzdeki süreçte demokratikleşme alanında, barış alanında ve huzur ve refah alanında bir başarı elde edebilir.

Bu seçim gerçekten tarihi bir seçim olacak. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim olacak. Ben başta Diyarbakır halkı olmak üzere bütün Kürtlere ve Türkiye  halklarına çağrımızı buradan tekrar yapmak istiyorum. Türkiye’nin kaderini değiştirmek bizlerin elinde. Bir kez daha 28 Mayıs’ta sandıklara giderek bu değişim ve dönüşüme katkı sunalım, geleceğimizi oyladığımızı, yarınlarımızı belirlediğimizi bilerek bu seçime yaklaşalım” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Yeşil Sol Parti ve HDP yöneticileri ile Yeşil Sol Parti milletvekilleri Diyarbakır’da basın mensuplarıyla bir araya geldi. Buluşmanın açılışında konuşan Buldan ve Türk, seçmeni sandığa çağırarak şunları söyledi:

HDP Eş Genel Başkanı Buldan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“28 Mayıs seçiminin son çalışmalarını duyurmak için buradayız. Esnaf ziyaretleri gerçekleştireceğiz, buluşmalar gerçekleştireceğiz. İkinci tur seçimlerinin artık son kavşağında olduğumuzu bilerek bu çalışmaları tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin çok eşit şartlarda, demokratik bir ortamda yapılmadığını biliyoruz. Cumhur İttifakının devletin bütün imkanlarını kullanarak yürüttüğü aşikar.

Ancak bizler muhalefet partileri olarak; bütün bu eşitsiz şartlara ve anti demokratik uygulamalara karşı halkımızın ve Türkiye’nin geleceğini, Türkiye toplumunun yarınlarını düşünerek bir seçim süreci geçirdik. Yeşil Sol Parti olarak bütün bu engellemelere rağmen bir başarı elde ettiğimizi düşünüyoruz. Bu başarının ikinci turda devam etmesi için de iki gün sonra yapılacak seçimlerin Türkiye’nin demokratik geleceği ve barışı açısından, gençlerin ve kadınların geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarihi bir kavşaktır aslında 28 Mayıs’ta yapılacak seçim.

Yeşil Sol olarak birinci turda sürdüğümüz tutumumuzu, ikinci turda da devam ettireceğimizi dün yaptığımız açıklamayla zaten kamuoyu ile paylaştık. Bugün bir kez daha Diyarbakır’dan, özellikle bölgeden ikinci tura dair önemli sonuçların çıkacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Diyarbakır halkına bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz. İkinci turda oylarımızı kullanalım, sandığa gidelim, birinci turdaki irademizi ve kararlılığımızı ikinci turda da gösterelim. Çünkü gelecek ve yarınlar bizi ilgilendiriyor.

AKP’nin ve Erdoğan’ın tekrar kazanması Türkiye toplumunun bir kez daha nefessiz kalmasına neden olacaktır. Bunu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. O yüzden Erdoğan gitmelidir. Erdoğan’ın gitmesiyle toplumun rahat bir nefes alacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Çünkü son yıllarda AKP iktidarının MHP ile birlikte Türkiye’yi nefessiz bıraktığını biliyoruz.

Her türlü hukuksuzluğun, düşmanlığın, baskı ve şiddetin bu ülkede yaratıldığını, demokrasinin kırıntılarının bile kalmadığı bir ülke yaratıldığını hepimiz gördük. Bir Kürt düşmanlığı var. Aynı zamanda bir kadın düşmanlığı var, bir barış düşmanlığı var. Bütün bunların bitmesi, Türkiye’nin rahat bir nefes alması için de Erdoğan kaybetmelidir bu seçimlerde.

Bu meselelerin rahatlıkla çözülebileceği, demokratik adımların atılabileceği, Türkiye’nin barışa, huzura ve refaha kavuşabileceği bir ortamı yaratabilmek elbette bu seçimlere bağlı. O yüzden Erdoğan’ı göndermemizle birlikte demokratik yolların açılabileceğine olan inancımı ifade etmek istiyorum. Erdoğan’ın tekrar kazanmasının çıkaracağı fermanların Türkiye açısından felaket olacağının altını çizmek istiyorum.

“İkinci tur faşizm ile demokrasi arasında bir referandumdur”

Erdoğan tekrar kazanırsa ne olacağını tek tek sıralamaya gerek yok. Son yıllarda yaşadıklarımız bunun açık göstergesi. Bizler yine direniriz, bizler yine mücadele ederiz ama toplum nefessiz kalır. Bizi en çok endişelendiren de bu. O yüzden Türkiye toplumu ve Kürtler açısından, kadınlar ve gençler açısından bu kadar önemli bir süreçte rejimi ve sistemi oyladığımızın farkında olmamız gerekir.

Bizler eğer ikinci turda kazanabilirsek demokrasinin inşasını gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden bu kadar tarihi bir seçim olacaktır. Dolayısıyla bu ikinci turun faşizm ile demokrasi arasında bir referandum olduğunu görerek hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Türkiye toplumu önemli bir karar verecek tercih yapacak. Türkiye; karanlık ile aydınlık arasında tercih yapıp aydınlığı seçerse, demokrasi ile faşizm arasında tercih yapıp demokrasiyi seçerse önümüzdeki süreçte demokratikleşme alanında, barış alanında ve huzur ve refah alanında bir başarı elde edebilir.

Bu seçim gerçekten tarihi bir seçim olacak. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim olacak. Ben başta Diyarbakır halkı olmak üzere bütün Kürtlere ve Türkiye  halklarına çağrımızı buradan tekrar yapmak istiyorum. Türkiye’nin kaderini değiştirmek bizlerin elinde. Bir kez daha 28 Mayıs’ta sandıklara giderek bu değişim ve dönüşüme katkı sunalım, geleceğimizi oyladığımızı, yarınlarımızı belirlediğimizi bilerek bu seçime yaklaşalım.

Herkese kolay gelsin, herkese başarılar diliyorum. Umut ediyorum ki 28 Mayıs’ta istediğimiz sonucu elde edeceğiz. Mesele Millet İttifakı ya da Sayın Kılıçdaroğlu değildir; biz meseleye sadece ve sadece Türkiye’nin geleceği olarak bakıyoruz ve oyumuzu da Türkiye’nin geleceğinden yana kullanıyoruz. Türkiye halklarına bir kez daha sandığa sahip çıkma ve oylarını kullanma çağrısı yapıyorum.”

“Elbette faşizme karşı demokrasiden yana tutum sergileyeceğiz, Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğiz”

Buldan’dan sonra konuşan Ahmet Türk’ün açıklamalarından öne çıkan bölümler ise şöyle:

“Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Değişimin ve dönüşümün sancılarını yaşıyoruz. Elbette tercihimiz şahıslarla ilgili değil. Kürt halkının geleceği, Türkiye’nin geleceği için mücadele ediyoruz ve seçimimizi ona göre yapıyoruz. Tabii ki son dönemlerde milliyetçi tartışmalar halkımızda kırgınlık yarattı. Buradan özellikle halkımıza ve gençlerimize şu mesajı vermek istiyorum. Sakın oyuna gelmeyin; protesto etmeniz ve sandıklara gitmemeniz Erdoğan’ın değirmenine su taşımak olacaktır. Bu bilinçle sandıklara gitmeniz gerekiyor. Önümüzde iki seçenek vardı.

Eş Genel Başkanımızın da biraz önce ifade ettiği gibi ırkçılığı, faşizmi ve tekçi anlayışı Türkiye’de hakim kılmak isteyen bir anlayış var. Bunun karşısında da en azından halkımızın nefes alabildiği demokratik bir ortam konusunda güven veren, hukukun üstünlüğünü esas alan farklı bir anlayış var. Biz bu iki seçenekten birini tercih etmek durumundayız. Elbette bizim tercihimiz demokrasiden, insan haklarından, Kürt halkının özgür geleceğinin belirlenmesinden yana olacak. Yıllardan beri sürdürdüğümüz mücadele demokratik bir gelecek içindir, halkların ortak demokratik değerlerde buluşması içindir, halkımızın özgür geleceği içindir.

Eş Genel Başkanlarımız, arkadaşlarımız yaptıkları toplantılarda ve açıklamalarda her türlü değerlendirmeyi yaptılar. Bizler bu durumda elbette tercihimizi demokrasiden yana kullanacağız. Pek çok talebimizin karşılanmayabileceği ihtimalini biliyoruz. Ancak biz inandığımız yolda mücadelemizi yine yürüteceğiz. Ama bugün başından beri söylemek istediğim şudur. Sevgili Halkımız, iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya faşizme destek vereceğiz ya da onun karşısında en azından halkımızın nefes alabileceği bir seçeneğe destek vereceğiz.

Bu iki seçenekten biri Kılıçdaroğlu’dur ve biz tercihimizi Kılıçdaroğlu’ndan yana yapacağız. Son dönemlerdeki milliyetçi söylemler nedeniyle halkımızda bir kırgınlık olduğunu görüyoruz, bu kırgınlığı biz de yaşıyoruz. Ama oyuna gelmemek lazım. Bu seçimlerde bir bütün olarak sandık başında olmamız lazım. Bununla birlikte seçim kuruluna gidinceye kadar oylarımıza sahip çıkmamız lazım. Hepinize teşekkür ediyorum, sizleri saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Bu Sistem Değişmeli

Katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Eğer şu andaki Meclis çoğunluğu ortadayken Erdoğan kazanırsa bu ucube sistem tamamen yerleşir. Yozlaşmış, rantçı sömürü sistemi iyice yerleşir” dedi ve ekledi:

“Kadınlara karşı ayrımcı, şiddet ortamını bizatihi yaratan bu sistem yerleşecek. Yaşadığımız bu pahalılıkta çocuğuna yiyecek bir şey alamayan, besleyemeyen milyonların daha da artacağı sistem yerleşecek. Bir avuç yandaşın, rantçının sermayedarın zenginliğine zenginlik kattığı bu sistem yerleşecek.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Bu sistem değişmeli. O nedenle biz tercihimizi rejim değişikliğinden, bu rejimi durdurmaktan yana kullanıyoruz. Sandıklara mutlaka gitmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TELE1’de Zeynel Lüle’nin sunduğu Gündem Özel programına konuk oldu.

Sancar, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ arasındaki protokole itirazlarını anlattı. Sancar, kayyum maddesine ‘güçlü bir şekilde’ itiraz ettiklerini ifade etti. Sancar, görevden alınan belediye başkanının, yerine gelecek kişiyi belediye meclisinin belirlemesi gerektiğini vurguladı.

Sancar, AKP iktidarının kara propagandalarına rağmen ilk turu kazanamadığını bunun sebebinin de toplumdaki değişim isteği olduğunu dile getirdi. Sancar, değişim isteğinin farklı toplumsal kesimlerde farklı tepkilerle ortaya çıktığını belirterek, “Mesela kendisini milliyetçi olarak görüp itirazını milliyetçi bir üslupla getiriyor. Bu benim anlayışımla uyuşmayabilir ama bunu benim anlama gibi bir görevim var.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun bir referandum niteliğinde olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun değişim isteğini temsil ettiğini vurguladı. Sancar, mevcut rejimden yana olmanın HDP’nin kendisini inkar etmesi anlamına geleceğinden Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini anlattı.

Sancar, seçimin ikinci tura kalmasının ardından ilkelerinden taviz vermeyen tek parti olduklarının da altını çizdi. Sancar, özetle şunları dile getirdi:

“HDP’de karar mekanizmaları öyle basit değil. Bizim kurullarımız var, ama bazı partilerde o kurallar yok. Biz bileşenler partilerden oluşuyoruz. Şimdi, bir karar alınacağı zaman kurullarda kararın tartışılması gerekiyor. Biz de hızla bunu yaptık.

Tartışmaları yürüttük, masaya gelen ve sosyal medyada olan konuları konuştuk. Tercihimiz gerekçeleri birlikte gerçekleşti.

(Özdağ-Kılıçdaroğlu protokolü) Protokolde tabi en çok gündeme gelen konu kayyum meselesi, yer alan ifadelere itirazımız var. Güçlü bir itirazımız var. Kayyum, sadece iktidarın HDP’li belediyeleri gasbetmesi olarak görmüyoruz. Bu bir demokrasi meselesidir. Halkın iradesine karşı el koymadır.

Kayyuma karşı çıkmayan bir anlayışın demokrasi ile bağdaşan bir durumu olmadığı ortada. Bu çıkan formülde Altılı Masa’nın mutabakat metnine yakınlaştırdığına yönelik yorumlar var. Ancak, yargı kararı ile bile olsa belediye Meclis’i seçim yaparak belirler başkanı. Protokolde devlet görevlilerin de yer alacağı belirtiliyor. İtiraz ediyoruz, karşı da çıkıyoruz. Yıllardan beri sürdürüyoruz. Bu anlayışa karşı yıllardır mücadele ediyoruz, edeceğiz.

Buradan seçimdeki tutumumuzu değiştirecek bir karara gidip gitmemiz gerekiyor muydu. Tartıştığımız buydu.

Bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube rejim 2018’de geldi. İlk seçim birinci turda bitti ve şimdi yaşadığımız tartışmalar yaşanmadı.

Bu sistemin ikinci seçimi, ikinci tura kalınca acayiplikler içinde kaldı. Sistemin yarattığı handikaplar var. İktidarın kendi kurduğu tuzaklar da var. Biz ilkesel bir siyasi tutum belirlemeyi esas aldık.

Bu sistem 21 yıldır adım adım inşa edildi. Türkiye, felaketlerin eşiğine geldi. Kimse demokrasinin çöktüğünü inkar edemiyor, sadece bir kısım belki de bundan mutlu.

Hukuk dediğimiz yok, yargı bağımsız değil. Çöküş çeşitli alanlarda var. Ekonomik kriz var. Bu bir çöküş ve halkı eziyor. Sistem her alanda halkın üzerine çöküyor. Biz bu rejime açık bir şekilde karşıyız. Bu rejime karşı tavrımızı da bu verilere göre aldık.

(Yeşil Sol Parti ile okunan metin) Pervin başkanın okuduğu metin, ortak mutabakat metnimiz.

Sadece terör değil, benzeri tecavüz, yolsuzluk.. Suçu işlediğine dair mahkeme kararı olan bir belediye başkanının görevden el çektirilmesi anlaşılır. Bu demokratik hukuk devletinde olur. Şimdiki sistemde yargı kararına gerek yok, soruşturma açılınca İçişleri Bakanlığı atama yapılıyor. Bunun izahı yok.

Protokol metnindeki şeyi ikiye ayırabilirsiniz. Böyle bir yargı kararı varsa, başına şöyle eklense daha doğru olurdu: “Bağımsız ve tarafsız hale getirilmiş yargı tarafından”

İkinci devlet görevlisinin atanması asla kabul edilemez, orada seçilmiş bir organ var. Belediye meclisi var. O meclis seçim yapar, yeni belediye başkanı seçer. Bu protokol metninde o yok bunu kabul etmiyor.

Buna bakarak, seçim stratejisini değiştirmemizin nedeni var. Kayyum sistemini getiren bu iktidardır. Bütün olarak rejimi kayyum sistemi haline getirdi. Türkiye’de tek adam rejimi dediğimiz şey bir kayyum rejimidir. Biz buna da karşıyız. Kayyum sistemi halk iradesini tanımayan bir sistemdir.

Bu seçim bir referandum niteliğindedir. İki seçenek var. İlk defa ikinci tura kaldı ve tecrübe ediyoruz.

Toplumda ciddi bir değişim arzusu var. Toplumda değişimin arzusu, aynı kesimlerin aynı noktada gelmesi anlamına gelmiyor.

Değişim arzusunu farklı ifade eden toplumsal kesimler olabiliyor. İlk tur seçimlerine baktığımızda seçime katılan yurttaşların yarısından fazlası, hile hurdaya rağmen değişim arzusunu ortaya koymuştur

Çok farklı gerekçe olabilir. Her bir gerekçeyi bir ideolojik kalıba oturtulursa siyaseti okumayı zorlaştırır. Mesela kendisini milliyetçi olarak görüp itirazını milliyetçi bir üslupla getiriyor.

Bu benim anlayışımla uyuşmayabilir ama bunu benim anlama gibi bir görevim var. Neden toplumda itiraz böyle yapıcı olmayan kanallara kayabiliyor.

Irkçılığa, nefret söylemine varan yapılarda var, partilerden söz etmiyorum, toplumdan bahsediyorum.

Bizim görevimiz, bu değişim arzusunu demokratik bir odağa yönelmesidir. Yani ortak paydanın demokrasi olabileceği bir itiraz toplamı yaratmaktadır.

HDP ve YSP, kendi asli misyonu ile toplumsal itirazlar için demokratik çözümleri bulmalı. İstiyoruz ki toplumda ortaya çıkan, farklı gerekçelere dayanan itirazları demokrasi ve eşitlik ortak paydasında buluşturalım.

Karşımızda iki seçenek var. Türkiye’yi felaketlere sürükleyen pek çok alanda çöküş yaratan bir iktidar ve rejim. Bu seçimde oylanacak taraflardan biri budur. Diğeri ise toplumsal değişim isteğidir.

“Cumhurbaşkanı çıkıp her türlü kara propagandayı kullanıyor”

Yani mevcut rejim ve toplumsal değişim isteği. Biz tercihimizi mevcut rejiminde kullanırsak kendimizi inkar ederiz. Bu yüzden başından beri toplumsal değişimden tercihimizi kullanıyoruz. İki aday var. Erdoğan bu rejimi temsil ediyor. Bu rejimi daha da sağlamlaştırmak amacıyla hareket ediyor. Kılıçdaroğlu da genel anlamda bir değişim var diyor. Mevcut rejimi bir seçenek olarak görmüyoruz ve diğer seçeneği tercih ediyoruz.

Bunu da çok açık söylüyoruz. İkinci turda referandum, mevcut rejimle toplumdaki değişim istediği arasındadır. Öyle bir otoriter yapı kuruldu ki. Cumhurbaşkanı çıkıyor 30 kanalda.

Bir cumhurbaşkanı çıkıp her türlü kara propagandayı kullanıyor. Bunlar zaten gözler önünde. Geçen bir şekliyle bunu da itiraf etti, montajla.

Buna rağmen, devletin aygıtlarını kullanıyor, kara propagandayı medyanın büyük bir kısmıyla yürütüyor toplumu tek bir kalıba sokamıyor. Demek toplumda otoriterliğe karşı bir direnç var. İlk turda toplumun direndiğini görüyoruz. Bu direncin daha büyük toplum kesimini kapsadığını görüyoruz.

Sandığa gitmeyen seçmenin büyük kısmı bu rejimden rahatsız. Ya çaresizlikten ya umutsuzluktan gitmedi. Sandıkların korunması da var. Bu kadar faktörün seçime gitmeyenleri etkilediğini düşünüyorum. Daha fazla umut ve güvenle bu kesmi çekmeliyiz

Muhalefet adayı kazandığında bu iş de bitmiyor. Esas o zaman bu kadar büyük bir itirazı demokratik ve eşitlikçi bir hedefe doğru yürüteceğiz.

Biz sanki bu seçimle sorunların çözüleceğini düşünmüyoruz. Ama yolun açılacağına inanıyoruz.

Kafa karışıklığı bizim seçmenimizin girdiği bir durum değil yalnızca. İktidarın pompaladığı bir propaganda var. Onların trol ordusu zeka seviyesi düşük olsa da maşallahı var

Çeşitli adayların açıklamaları, birden bire on gün içinde Türkiye’nin panoraması alt üst oldu gibi görünüyor.

“Umutsuzluk ve çaresizlik…”

Sağlam ve ilkeli duran tek parti biziz. Bu kolay iş değil Türkiye’de Sandıkları koruyacak bizatihi halkın kendisidir. Ama partilerin hiçbir savsaklaması asla kabul edilemez.

Erdoğan, kazanırsa bu rantçı ve ucube sistem yerleşecek. Gençlerin kendi ülkelerinde gelecek aramalarını engelleyen sistem yerleşecek. Bir avuç yandaşın zengin olduğu sistem yerleşecek. Kara propaganda provokasyonlarla, sabit bir kaygıya dönüştürüyor.

Bütün imkanları ile üzerimize gelmelerine rağmen, umutlu bir atmosfer yaratıyoruz. Böyle hareket edince, iktidarın kara propagandasını etkisizleştirebilirsiniz. Herkes sandığa gitsin, oy kullanmak demokratik bir sorumluluktur. Sandığa gidelim, irademizi bu rejimi değiştirmek için kullanalım. Umutsuzluk ve çaresizlik bir insan için en kötü duygulardır. Sandığa gidip irademize sahip çıkıyoruz.

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na Sert Tepki: İspatlayamazsan Namertsin

Kemal Kılıçdaroğlu’nun TRT’deki konuşmasını da eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Kılıçdaroğlu, TRT’de bizim terör örgütleri ile görüştüğümüzü söylüyor. Bunu ispatlayamazsan namertsin. Bizim terör örgütleri ile temsilcileri ile görüşme yaptığımızı ispatlamak müddei iddiasını ispatla mükelleftir. İspatlayamazsan namertsin” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz terör örgütleri ile görüşme değil onları inlerinde vurmadık. Sen ise Kandil’den talimat alarak bunların parti binalarına bile değil parlamentoda odalarında görüşme yapıyorsun. Beraber yol haritasını çiziyorsun. Asla bizim terör örgütleri ile bir araya gelmemiz kozmik odalarda toplantı yapmamız sözkonusu değildir.”

Kılıçdaroğlu’nun karşıya karşıya televizyona çıkma çağrısına da yanıt veren Erdoğan, “Bizi televizyona çağırıyorsun. Şöhret olmak istiyorsun. Sana şöhret minderi vermeye niyetimiz yok” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, AK Parti mitinglerinde “Kılıçdaroğlu’nun reklam filmine yapılan montaj görüntilerini” paylaşması ile ilgili de şunları söyledi:

Kafası zehir gibi çalışan gençlerimizin yaptığı video üzerinden kaset kumpas geçmişinin üzerini örtmeye çalışıyor. CHP’den ayrılarak aday olan birisine dün yaptıkları ortada. Kandil’deki elebaşlarının kendisine yaptığı destek çağrıları 14 Mayıs sonrası da devam etti. Erdoğan’a böyle bir destek mesajı yayınlanmıyor. Zaten böyle bir desteği kabullenmeyiz. Bize milletimizin desteği yeter.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Güçlü Sanayi ve Güçlü Türkiye İstanbul Buluşması’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu TRT’deki açıklamasında bizim terör örgütleriyle görüşmeler yaptığımızdan bahsediyor. Sayın Kılıçdaroğlu, bunu ispatlayamazsan namertsin. Bizim terör örgütleriyle, temsilcileriyle herhangi bir yerde, herhangi bir görüşme yaptığımızı ispatlamak hukukun dili itibariyle, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. İspatlayamazsan tekrar ediyorum, namertsin.

Biz terör örgütleriyle görüşme değil, onları inlerinde vurmakla görevli olduk.  Asla bizim terör örgütleriyle bir araya gelmemiz, kozmik odalarda toplantılar yapmamız, böyle bir şey söz konusu değildir. İspat sana aittir. Erdoğan’ın ve arkadaşlarının terörle mücadelede, nerede olduğunu benim milletim çok iyi bilir.

Bu konuda Cudi’nin, Gabar’ın, Tendürek’in, Besler Deresi’nin dili olsa da konuşsalar. O zaman bu işi sen çok daha iyi öğrenirsin ama sen tam aksine sınır ötesinde bile teröristlerle nasıl adımlar atılacağının görüşmelerini ne yazık ki şu anda dirsek dirseğe beraber yürüdüğün HDP ile bu çalışmaları yaptın. Nerede yaptın? Meclis’teki odalarında yaptın. Bunu artık bütün konvansiyonel medya zaten ortaya koydu. Her şey açık, ortada.

Sen kalkıp da zaten akşam yalan, sabah yalan hayatın bununla geçiyor, bir de utanmadan sıkılmadan bizi televizyona çağırıyorsun. Senin derdin başka, şöhret olmak istiyorsun. Sana yalan şöhretliyi yeter. Bunun dışında sana ayrıca bir şöhret minderi vermeye bizim vaktimiz yok.

Çünkü hayatları yalan üzerine kurulu olanlar, mesajı yanlış anlayıp bir anda bambaşka mecralara savrulmuş olsalar da milletimizin duruşu gayet açıktır ve değişmemiştir. Seçim sonuçlarını hazmedemeyip depremzede vatandaşlarımız başta olmak üzere milletimize etmedik hakareti bırakmayanların pazar günü hangi yüzle onlardan oy isteyeceğini açıkçası biz de merak ediyoruz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Seçilirse Yapacağı İlk İşi Açıkladı

Adana’da konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, “Uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağız. Benim bu millete sözüm var. Allah nasip eder sizlerin oylarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğumda ilk yapacağım iş uyuşturucu baronlarının kökünü kazımak. Hiçbirisini Türkiye’de tutmayacağım hiçbirisini. Fakiri zengini bütün evlatlarımızı zehirlediler. Hepsinin kökünü kazıyacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepsini dışarı süreceğim. Buradaysa hepsini yakalayıp hapse attıracağım. Böyle bir rezalet olmaz. Bunun yolu sandığa gideceksiniz, elinizi vicdanınıza koyup oyunuzu öyle kullanacaksınız. Bu evlatlar hepimizin evladıdır. Bir annenin, bir babanın yaşadığı dram hepimizin ortak dramıdır.

Onun başına gelen yarın bizim de başımıza gelir. Evladınızın da başına gelebilir. Bu memlekette huzur istemiyor muyuz?  Beraber yaşayacaksak, huzur içinde yaşayacaksak bu laneti bu topraklardan temizleyip atmak zorundayız.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Afganistan’dan buraya gelirken milyar dolarlar dönüyor. Gemilerle Güney Amerika’dan gelirken milyar dolarlar dönüyor. Türkiye’de imalatçıları var. Kimin nerede uyuşturucu imal ettiğini herkes biliyor. Adresi de belli. Yeri de belli. Şahıs da belli. Herkes biliyor.

Polis yakaladığında hemen polise müdahale, sen niye yakaladın? Başı belaya giriyor, polisi sürüyorlar bu sefer. Bu memleketin namuslu polisleri var. Namuslu bürokratları var. Yeter ki siyasetçi de namuslu olsun. Hiç endişe etmeyin. Onların gözünü çıkaracağım. Bu topraklardan süreceğim. Hiç endişe etmeyin” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana Millet Buluşması’nda konuştu. Kılıçdaroğlu, konuşmasında şunları söyledi:

“Bir evde bir uyuşturucu bağımlısı varsa, ailesi bunun başkasını bilmesini istemez. Yıllardır bunu araştırıyorum. Yıllardır bunu araştırıyorum. Bu illet bulaşınca evde huzur kalmaz. Bu millete bir sözüm var. Her evde huzurun, bereketin olmasını istiyorum. Bir şehirde uyuşturucu kullanımı yaygınsa o kentte kimse sokağa çıkamaz.

Bu illetle mücadele etmek gerekiyor. Türkiye, özellikle son 10 yılda bütün uyuşturucuların merkezi haline geldi. Güney Amerika’dan Türkiye’ye getiriliyor. Nasıl olur da Afganistan’dan uyuşturucu getireceksiniz, bu sınırlar nasıl aşılıyor. Bu yoksul ailelerin derdini çözmek benim namus sorunudur.

Bunun bir siyasi tercih olduğunun altını çizmek isterim. Eğer deseler ki uyuşturucu konusunda siyasi otorite ‘bunu engelleyin’ dese, polise yetki versinler ve siyasiler dokunmasın, bütün uyuşturucu baronlarını kulaklarından tutar hakimin karşısına çıkarırlar. Ben bunu adım gibi biliyorum.

Bu işin sorumlusu neden siyasiler. Her şeyi sattılar paraya ihtiyaçları var. Kanun çıkarttılar, yurt dışındaki bütün kirli paranı getirebilirsin. Sekiz sefer kanun çıkarttılar. ‘Uyuşturucu baronlarının parasını Türkiye’ye getirin kimse size dokunmayacak’ dediler. Paraları getirirken kendileri de geldiler. İstanbul, uyuşturucu baronlarının at koşturduğu bir yer.

O kadar rahatlar ki, ‘kimse bize dokunamaz’ diyorlar. Kimse dokunmuyor onlara. Hapse girmiş uyuşturucu baronlarını bile çıkarıyorlar hapisten. Ülkeyi bu batağa sokanlara oy vermemeniz lazım. Evladınızı, huzurunuzu düşünüyorsanız, bu uyuşturucu baronları ile mücadele etmeyenlere asla oy vermemeniz lazım.

Uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağız. Benim bu millete sözüm var. Sizin oylarınızla cumhurbaşkanı koltuğuna oturunca ilk yapacağım uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağım. Hiçbirini Türkiye’de tutmayacağım. Bütün evlatlarımızı zehirlediler. Hepsini dışarı süreceğim. Hepsini hapse attıracağım. Böyle bir rezalet olmaz. Bunun yolu, sandığa gideceksiniz, elinizi vicdanınıza koyup oyunuzu öyle kullanacaksınız.

Bir devlet meşru zeminde olmak zorundadır. Bir devlet kirli paraya ihtiyaç duymaz. Eğer duyuyorsa uyuşturucu baronlarının adamı olur. Benim adaylığıma iki kesim çok karşı, birisi uyuşturucu baronları, beşli çeteler. Uyuşturucu baronlarını da beşli çeteleri de temizleyeceğim.

Uyuşturucu baronları, kendi hesaplarını da Türkiye’de yapıyorlar. Birbirlerine silah çekiyorlar, öldürüyorlar, bu ülkeyi yönetenler sadece seyrediyor. Onların hesaplaşmaları değil, onlara yer yok dememiz lazım. Eğer kalırlarsa söz veriyorum bu toprakları onlara mezar yapacağım.”

Paylaşın