Marksist Düşünür Zizek, ‘Filistinlilerin haklarını savunmalıyız’ dedi, kitap fuarı karıştı

Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılış konuşmasını üstlenen ”marksist felsefeci” Slavoj Zizek, ”Hamas’ın İsrail halkına yönelik terör saldırılarını” kınarken, ”Fakat aynı zamanda Filistinlileri de dinlemek ve çatışmayı anlamak için olayların arka planına dikkat etmek gerektiğini” söyleyince büyük tepki gördü.

Aralarında Almanya Hessen Eyalet Hükümeti Antisemitizm Sorumlusu Uwe Becker’in de bulunduğu çok sayıda konuk konuşmayı protesto etti. Protestoların yanında, birçok konuk da salonu terk etti.

Çarşamba sabahı, 75. Frankfurt Kitap Fuarı kapılarını sektör uzmanlarına ve ticari ziyaretçilere açtı. Fuara 95 ülkeden 4 bin 200’den fazla katılımcının gelmesi bekleniyor. Organizatörler Gazze’deki savaşı göz önünde bulundurarak ilk gün kısa bir süre içinde ”İsrail için Endişe” konulu bir panel düzenlemeye karar verdi.

Sol Haber’in aktardığına göre; Kitap fuarının açılış konuşmasını üstlenen ”marksist felsefeci” Slavoj Zizek, Filistinlilerin de dinlenmesi gerektiğini söyleyince, küçük çapta bir skandala neden oldu.

Bu yılki konuk ülkenin Slovenya olduğu fuarda söz alan Zizek, Gazze Şeridi’nde İsrail ve Hamas arasında süren savaşı da ele aldığı konuşmasında, ”Hamas’ın İsrail halkına yönelik terör saldırılarını” kınarken, ”Fakat aynı zamanda Filistinlileri de dinlemek ve çatışmayı anlamak için olayların arka planına dikkat etmek gerektiğini” söyleyince büyük tepki gördü.

Aralarında Hessen Eyalet Hükümeti Antisemitizm Sorumlusu Uwe Becker’in de bulunduğu çok sayıda konuk konuşmayı protesto etti. Uwe Becker, Zizek’i hem konuşması sırasında sahne önünde ve hem de daha sonra sahneye çıkıp söz alarak sert sözlerle eleştirdi. Ünlü felsefeciyi Hamas’ın suçlarını küçük gösterip önemsizleştirmekle suçlayan Becker, birkaç kez salonu terk edip geri döndü.

Zizek’in sözleri, İsrail’in acılarına hakaret, suçu önemsizleştirmek ve antisemitizme kapı açmak olarak gören çok sayıda konuk tarafından protesto edildi. Birçok konuk da salonu terk etti.

Olayların ardından Frankfurt Kitap Fuarı Müdürü Juergen Boos bir ”eleştirel açıklama” yayımladı. ”Ne olursa olsun Zizek’in ifade özgürlüğü olduğunu” hatırlatan Boos, bu özgürlüğe sahip çıkılmasını istedi. Boos, tartışmalı ve tepkilere yol açacan bir konuşmayı kesmenin de mümkün olabileceği görüşünü savunurken, ”Hoşumuza gitmese, kınamış bile olsak, konuşmayı sonuna kadar dinlediğimiz için memnunum” dedi.

Slavoj Zizek ne dedi?

Zizek konuşması kesilmeden önce de bu tartışmalı konudaki ”analiz yasağını” eleştirmişti. Filistinlilerin sadece bir sorun olarak görüldüğünü, kendilerine olumlu bir rol verilmediğini kaydeden Zizek, ”Filistin sorunu çözülmeden Orta Doğu’da barış olamaz” diye konuşmuştu. Dinleyicilerden gelen İsrail’deki terör saldırılarını önemsizleştirdiği ve küçük gösterdiği yolundaki suçlamaları ”Ben hiçbir şeyi önemsizleştirmiyorum, suçu meşrulaştırmıyorum: İsrail’in kendini savunma hakkı vardır” diyerek yüksek sesle reddeden Zizek, ”Filistinlilerin haklarını savunmak ve antisemitizmle mücadele etmek gerekir” demişti.

Kendisinden önceki konuşmacıların hepsinin İsrail hakkında konuştuğunu, ancak Filistinliler hakkında konuşmadıklarının altını çizen Sloven felsefeci, Filistinli yazar Adania Shibli’ye kitap fuarında ödül verilmemesi kararını da ”skandal” olarak nitelemişti.

Orta Doğu’daki çatışmalarla ilgili tartışmaların fuarda tartışmalı bir konu olmaya devam etmesi bekleniyor. Bu arada bazı organizatörler Endonezya ve Malezya’nın katılımlarını iptal ettiğini duyurdu. Ajansların haberlerinde, bir fuar sözcüsünün, ”Bu iptaller İsrail ile dayanışmamıza bir tepkidir” açıklamasında bulunduğu belirtildi. Aynı sözcünün, ”Fuar aynı zamanda Hamas yönetiminde acı çeken Filistinlilerin de yanındadır” diye konuştuğu aktarıldı.

Paylaşın

Gazze’deki Hastane Katliamı; Türkiye, 3 Günlük Milli Yas İlan Edecek

Türkiye, İsrail gerçekleştirdiği ve en az 500 kişinin hayatını kaybettiği Gazze’deki hastane saldırısı nedeniyle 3 günlük ulusal yas ilan edecek. Açıklama, AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’den geldi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin bugün, gün içinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 3 gün ulusal yas ilan edeceğini söyleyen Özlem Zengin, “Bu konuyu hangi seviyede algıladığımızın görülmesi açısından önemlidir. Türkiye’nin bir örneklik teşkil edeceğini inanıyorum.” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan altı siyasi parti, hastane saldırısını kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, “İnsanlık suçu olan bu saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, Yeşiller ve Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül, İYİ Parti Grubu Temsilcisi Dursun Ataş ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin tarafından imzalanan ortak bildiride, Filistin ve İsrail’deki gelişmelerin dikkatle izlendiği belirtilerek “Gazze’de hastanelerin hedef alınması sonucunda, yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin üzüntü duyuyoruz” denildi.

“İsrail’in Gazze halkına karşı uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka aykırı saldırılarını artırarak sürdürmesini esefle karşılıyoruz” denilen bildiride, dünya parlamentoları, uluslararası toplum ve kuruluşları saldırılara karşı tutum ve inisiyatif almaya çağrıldı.

Uluslararası kurumlardan saldırıya kınama

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, Gazze’de hastanenin bombalanmasıyla ilgili, “Çok fazla ölü var. Bu, orada yaşayan insanlar için sahadaki dramatik durumu gösteriyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınayarak, siviller ve sağlık tesislerine yönelik saldırıların sonlandırılması çağrısında bulundu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesine yapılan saldırıyı güçlü şekilde kınadı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya platformundan el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırıya ilişkin paylaşımda bulundu.

Ghebreyesus, “İlk haberler yüzlerce ölü ve yaralı olduğuna işaret ediyor. Sivillerin ve sağlık hizmetlerinin derhal korunması için çağrıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Direktör Ghebreyesus, Gazze’nin kuzeyindeki hastanelerin tahliye talebinin (İsrail tarafından yapılan) geri alınmasını talep ettiklerini kaydetti.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, “İsrail’in Gazze Şehrinde hastaları tedavi eden ve yerinden edilmiş Gazzelilere ev sahipliği yapan hastanenin bombalaması karşısında dehşete düştük. Yüzlerce insanın öldürüldüğü bildiriliyor. Bu bir katliamdır. Kesinlikle kabul edilemez” açıklaması yaptı.

İsrail, Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği operasyonun ardından Gazze’yi havadan vurmaya başlamıştı. Gazze’ye su, gıda, elektrik ve yakıt tedarikine izin vermeyen ve bölgeye yönelik ablukayı sürdüreceğini duyuran İsrail, olası bir kara harekâtı için hazırlıklarını da sürdürüyor.

Filistinli yetkililer, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarında şu ana kadar 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise Hamas saldırıları sonucunda bin 400’ü aşkın vatandaşının yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Milli yas (ulusal yas) nedir?

Ulusal yas veya millî yas, bir ülkenin halkının büyük bölümü tarafından yerine getirilen yas tutma ve anma eylemlerinin gerçekleştirildiği günlerdir. Bu günler; o ülkeden veya başka bir yerden önemli bir kişinin veya kişilerin ölümü, cenazesi veya bunların yıl dönümü nedeniyle hükûmetler tarafından ilan edilir.

Ayrıca, bir ülkede gerçekleşen doğal afet, facia, kaza, savaş veya terör saldırısı sonrasında da ulusal yas ilan edilebilir. Bayrakların yarıya indirilmesi ve saygı duruşu yaygın olarak gerçekleştirilen bir ritüeldir.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti Adaylarını Herkesten Önce Açıklamaya Hazırlanıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen “ittifak” tartışmalarının önünü ise belediye başkan adaylarını diğer partilerden önce açıklamaya hazırlanıyor.

Seçim takvimine göre siyasi partilerin genel olarak adaylarını Şubat ayında ilan etmesi beklenirken, İYİ Parti, adaylarını Aralık ayı başında ilan etmeyi planlıyor.

Adaylık için çok sayıda başvuru olduğunu, adaylarını erken açıklanmasının bir “ivme kazandıracağını” savunan İYİ Parti kurmayları, Ankara ve İstanbul adaylarının açıklanmasının, “daha sonraya bırakılması” gibi bir durum olmayacağını, tüm adayların aynı anda açıklanabileceğini ifade ediyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Genel Başkanı Meral Akşener’in, partisinin altıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle cumartesi günü düzenlenecek etkinlikte açıklayacağı “Milli Yükseliş Beyannamesi” ile de ittifak tartışmalarına son noktayı koyacağı belirtiliyor.

İttifak tartışmalarının önünü kesmek için de Ankara ve İstanbul dahil, partinin belediye başkan adaylarının, en geç Aralık başında kamuoyuna açıklanması için çalışma yürütülüyor. 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifi götüren İYİ Parti, içinde yer aldığı Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimi kaybetmesinin ardından, yerel seçimlere “tek başına girme” kararı aldı.

Ancak, eski ittifak ortağı CHP, 4-5 Kasım’da yapılacak olan 38. Olağan Kurultay’dan sonra, yerel seçim işbirliği için İYİ Parti’nin kapısını çalmaya hazırlanıyor. CHP’de “değişimciler”, CHP’deki yönetim değişikliğinin; Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek verenler ise taban baskısının, Akşener’in tutumunu esneteceğini düşünüyor.

CHP’deki beklentinin tersine, İYİ Parti yönetimi, “ittifak tartışmaları”nın önünü kesecek daha net adımlar atmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede Akşener, Cumartesi günü partisinin altıncı kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenecek etkinlikte, partisinin yeni vizyonunu, “Milli Yükseliş Beyannamesi” adı altında ilk kez kamuoyuna açıklayacak.

İYİ Parti kurmayları, yerel seçimlere tek başına girme kararının ilk sinyalini 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’da verdiğini ve sonrasında kararı Genel İdare Kurulu’ndan geçirdiğine dikkat çekerek, “Aslında, Cumartesi günü yapacağı açıklamanın sinyalin orada vermişti. Kararlardan hiçbir geri adım olmadı, olmayacak. Cumartesi günü, ittifak konusunda daha net, keskin ifadeler duyacaksınız” görüşünü dile getiriyor.

Akşener’in açıklayacağı Milli Yükseliş Beyannamesi’nin aynı zamanda, partinin yeni siyaset anlayışının nasıl olacağına dair bir gösterge niteliğinde olacağı ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen haftaki grup toplantısında, “Milletinin bekası ve istiklali uğrunda verdiğimiz mücadeleye katılmak isteyen herkese, Cumhur İttifakı’nın kapısının tabii ortaklarımızın rızası şartıyla açık olduğunu belirtmek isterim” çağrısı yapmış, gazetecilerin “Çağrınız İYİ Parti’ye miydi?” sorusuna, “Katılmak isteyen herkese kapımız açık. İYİ Parti’ye de olabilir” yanıtı vermişti. Akşener’in yanıtı ise “Gelin, siz de aynı bizim gibi 81 ilde kendi adaylarınızla seçime girin” olmuştu.

Kulisleri hareketlendiren görüşme

Ancak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, AKP’li eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’le, Aygün’e ait TOGO kulelerinde yemekte bir araya gelmesi kulisleri hareketlendirdi. Kulislerde bu görüşmenin, “ittifak arayışı” çerçevesinde yapılıp yapılmadığı sorusunu da akıllara getirdi.

Gazeteci Barış Yarkadaş ise Akşener’in, Aygün’e belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddiasını dile getirdi, ancak bu iddia parti yönetimi tarafından yalanlandı. Görüşmenin, geçtiğimiz günlerde rahatsızlanan Akşener’in, kendisini arayan Aksu ve Çiçek’e teşekkür mahiyetinde gerçekleştiği ifade edildi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan parti kurmayları, görüşmenin Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “yıkım kararı” aldırdığı TOGO kulelerinde gerçekleşmesine ilişkin ise “Buradaki yemeğin asıl teması Çiçek- Aksu, Akşener buluşması olmasıdır. Bu iki isim Sinan Aygün’le de arada bir görüştüğü için onun davetiyle orada bir araya geldiler. Buluşmanın TOGO kulelerinde olması önemsiz bir detay” değerlendirmesi yaptı.

Akşener’in, Erdoğan’a verdiği yanıtı anımsatan parti yöneticileri, “AKP ile ittifak gündemimiz yok, böyle bir konu hiç konuşulmadı” görüşünü dile getirdi.

İYİ Partililer, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen veya gelebilecek ittifak önerlerine kapalı olduklarını ısrarla vurgularken, “geri adım atacakları” yönündeki söylemlerin ise “algı yaratmaya dönük bir iletişim stratejisi” olduğunu savunuyor.

İYİ Parti, gerek iktidar, gerekse muhalefet kanadından gelen “ittifak” tartışmalarının önünü ise belediye başkan adaylarını diğer partilerden önce açıklamaya hazırlanıyor. Seçim takvimine göre siyasi partilerin genel olarak adaylarını Şubat ayında ilan etmesi beklenirken, İYİ Parti, adaylarını Aralık ayı başında ilan etmeyi planlıyor.

Adaylık için çok sayıda başvuru olduğunu, adaylarını erken açıklanmasının bir “ivme kazandıracağını” savunan İYİ Parti kurmayları, Ankara ve İstanbul adaylarının açıklanmasının, “daha sonraya bırakılması” gibi bir durum olmayacağını, tüm adayların aynı anda açıklanabileceğini ifade ediyor.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan İktidara “İsrail” Tepkisi: Konuşarak Bir Yere Gidemezsiniz

TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren SP Lideri Karamollaoğlu, Biz İsrail’in hangi dilden anlayacağını biliriz ve o dilden konuşuruz. Biliriz ki çocuk hastanesini bile bombalama cüretini gösteren, insanlık dışı bir tavrı benimseyenlerle konuşulmaz. Bir yere gidemezsiniz. Onlar güçten anlar” dedi ve ekledi:

“Tepesine yumruğu vurmadığın müddetçe her zaman başını yukarıya kaldırmaya çalışır. Biz buna rıza kesinlikle gösteremeyiz. Biz süratle bir takım adımları atmak mecburiyetindeyiz. İnsani yardım malzemelerini biz göndeririz. Sivil toplum kuruluşları gönderir. Halk gönderir ama iktidarda bulunanlar çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindedirler. Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla, üç beş yardım paketiyle kendi vicdanını rahatlatmaya çalışmamalı.”

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi ortak grup toplantısı TBMM’de yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık grup konuşmasını yaptı. Karamollaoğlu, grup konuşmasında şunları söyledi:

“Dün gece yaşananlar hepimizi derinden etkiledi. Aslında bu kadar büyük bir vahşeti bekliyor muydunuz deseydiniz ben beklemediğimi söylerdim ama vahşetin vahşi insanların tavrının maalesef bir ölçüsü ve zamanı olmuyor. Bundan dolayı da hem bir şok yaşıyoruz hem de aslında yaşadığımız bu şoktan dolayı da kendi kendimize de biraz hayret ediyoruz. Dün toplama kamplarından şikayet edenler bugün Gazze’de 21. yüzyılın toplama kampını oluşturdular.

Dün soykırımdan şikayet edenler bugün Gazze’de çocuk genç yaşlı kadın demeden tarihin en acımasız katliamlarından birini gerçekleştirdiler. Sürgünden zulümden kıyımdan şikayet edenler bugün dünyanın gözü önünde ne büyük zulmedenlerden birini gerçekleştirmekten geri durmuyorlar… Hem yapıyorlar hem de bu işin boyutlarını tepkilerin boyutlarını görünce bundan imtina etmek için yol arıyorlar. Hakikaten hiç arlanma, utanma duygusu yok.

Bu bir milat oldu. Neredeyse bir hastanenin hem de o bölgenin en büyük hastanesini tam kalbinden vurmak hasta, perişan, ayakta duramayan insanlar katledildi. İnsan şöyle geriye dönüp baktığında ben başka bir ülkede şöyle bir durumun tezahür edeceğini düşünmezdim. İsrail yönetimi kendi yönetimi dışındaki insanları insan olarak tarif etmek istemiyorlar. Hayvan tabirini kullanıyor hayvandan kendilerinin daha aşağı olduğunu ispat etmek için…Hayvanlara bile böyle bir muamele yapılamaz. Yaşadığımız dünya garip dünya. Biz bu dünyanın nasıl bir dünya olduğunu yavaş yavaş öğreneceğiz.

Dün Gazze’de hastaneye yapılan saldırı bunun en açık delilidir. Bunlar bu kadar utanmaz. Hem yapar hem de yeri geldiği zaman ‘kim demiş’ bunu bizim yaptığımızı diye iddiada bulunmaya kalkarlar. Ne yapıyoruz şu anda biz? İnsanlığa karşı hak ilan edenlerin karşısında şikayetlerimizi dile getiriyoruz. Üzülerek ifade ediyorum ama bizim yaptığımız hakikaten doğru mu, yeterli mi? Böyle zulümler karşısında sadece acziyetini ifade etmek sadece zaafa işarettir. Neden somut adımlar atmıyoruz da sadece şikayetle uğraşıyoruz. Sormamız icap ediyor Amerikan uçak gemisinin Akdeniz’de ne işi var? Biri yetmedi ikincisi geliyor. İngilizler daha büyük bir güçle Doğu Akdeniz’e yığınak yapmaya başladı. Kim var karşılarında? Aslında bütün İslam ülkeleri sıraya girdiler. Ne için? İsrail’in varlığını kabullenmek için.

Tabii biz Amerika İngiltere gemileri bu bölgeye gelirken yığınak yapanken ‘biz ne yapıyoruz’ diye sorma ihtiyacını duyuyoruz. Sayın Erdoğan son zamanlardaki çıkışlarıyla kısmen yüreğimize su serpti onu da söyleyeyim. Bu gidişata rıza göstermediğini söyledi ama yetmez. Çünkü hükümetlerin tavrı bizim gibi sadece sözle geçiştirilemez. Biz İstanbul’da bir araya geldik yüz binleri topladık haykırdık, lanetledik yapılan yanlış işleri. Buna bizim gücümüz yeter de iktidar bunun çok ama çok ötesinde adımlar atmaya mecbur.

Neden İslam İşbirliği Teşkilatı toplanmıyor? Hemen, ilk günden itibaren. Neden D-8’lerle ilgili adım atılmıyor? Aslında bugün iktidarın bu adımları atmaya bu adımların atılmasına imkan sağlamaya ihtiyacı var. Biz kendi coğrafyasında kendi planlarını yapamayanların başka planlar içinde bir figüran haline düşeceklerinden endişe ederiz. Onun için tekrar tekrar sorma ihtiyacı duyuyoruz Amerika ve İngiltere’nin yaptığını Türkiye neden çevresindeki İslam ülkeleri ile birlikte bir araya gelip çözüm üretemiyor? Fiili çözüm. Sadece fikri bazda değil.

Ben şundan eminim eğer biz iktidarda olmuş olsaydık bugün muhalefetin bizim gösterdiğimiz tepkiyi göstermesine ihtiyaç duyulmazdı. Neden? Gereği yapılıyor olurdu. Çünkü biz İsrail’in hangi dilden anlayacağını biliriz ve o dilden konuşuruz. Biliriz ki çocuk hastanesini bile bombalama cüretini gösteren, insanlık dışı bir tavrı benimseyenlerle konuşulmaz. Bir yere gidemezsiniz. Onlar güçten anlar. Tepesine yumruğu vurmadığın müddetçe her zaman başını yukarıya kaldırmaya çalışır. Biz buna rıza kesinlikle gösteremeyiz.

“Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla…”

Biz süratle bir takım adımları atmak mecburiyetindeyiz. İnsani yardım malzemelerini biz göndeririz. Sivil toplum kuruluşları gönderir. Halk gönderir ama iktidarda bulunanlar çok daha fazlasını yapmak mecburiyetindedirler. Hiç kimse kuru açıklamalarla, kınamalarla, üç beş yardım paketiyle kendi vicdanını rahatlatmaya çalışmamalı. Tıpkı milli mücadele yıllarında olduğu gibi bugün de yedi düvel bir araya geldi, aynı mücadeleyi bu sefer kendi topraklarımızda değil Filistin’de sergilemek mecburiyetinde bırakıldı.

Mavi Marmara’nın hesabını sormazsanız mavi vatanı koruyamazsınız. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliği Kudüs’ün güvenliğinden bağımsız değildir. Bunu bilmek mecburiyetindeyiz. Yedi düvel yine bir araya geldi. Biz bunun karşısında durmaya mecburuz. ABD Başkanı ta Amerika’dan hem de bu yaşına rağmen kalkıp İsrail’e destek vermek için geliyorsa, bu zulmüne rağmen İngiliz başbakanı gelebiliyorsa, biz neden çevremizdeki İslam ülkelerini ayağa kaldırmak için bir gayretin içine girmeyelim?”

Paylaşın

Davutoğlu: İsrail Büyükelçisi Derhal Türkiye’den Gönderilmeli

TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren GP Lideri Davutoğlu, “İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; dün yapılan Filistin’e destek için toplanan vatandaşlarımıza sıkılan biber gazı ahirette hesabı sorulacak bir eziyettir. Hiçbir gösteri engellenmesin. Burası İngiltere değil, Almanya da değil. Türkiye derhal insani yardım koridoru açılmasına öncülük etsin. Mısır’la derhal görüşülsün ve Vefa kapısından koridor açılsın” dedi ve ekledi:

“İsrail büyükelçisi derhal Türkiye’den gönderilmelidir. Kendisi dün bana sataşmış, beni tehdit etmiş üstü örtülü. Biz sizin ağababalarınızı gördük. Diplomatik kurallara uy, haddini bilerek otur. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanını da harekete geçmeye çağırıyorum. Bir ülkenin eski bir başbakanına, siyasi partinin genel başkanına ya da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hitap eden bir tweet atamaz. Attırmayız. Git senin selefin olan büyükelçiye sor.”

Saadet Partisi ile Gelecek Partisi ortak grup toplantısı TBMM’de yapıldı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ardından haftalık grup konuşmasını yaptı. Davutoğlu, grup konuşmasında şunları söyledi:

“Dün gece Gazze’de yaşananları izlerken yürekleri parçalanan ve muhtemelen bütün gece dualarla ve hüzünle geçirip bugün bu salona teşrif eden değerli kardeşlerim, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gazze kuşatması tam 17 yıldır sürüyor. 17 yıldır bir halk, dünyayla iletişimi kesilmiş, her türlü baskıya, her türlü hava saldırısına açık halde vicdanlara seslenmeyi bekliyor.

Hastane bombalamak da mı terörle mücadele? Gazze’de hastane bombalayarak 500 masum canı katleden eli kanlı İsrail’i lanetliyorum. Bunun adı savaş suçudur, bunun adı katliamdır, bunun adı devlet terörüdür. Son nefesime kadar Filistinli kardeşlerimin yanındayım.

Gazze’yi bir terör devleti gibi görenlere sesleniyorum: Stalingrad kuşatmasının kahramanlarını ananlar; Nazilere Hitler’e karşı, Bosna’da hep beraber yüreği çarpanlar, neden Gazze’ye sessiz kalıyor? Gazze kuşatmasını içinde yaşadım 22 Kasım 2012’de bir takım benzerlikleri gösterip, bazı sorular soracağım. Vicdanları kararanlara soracağım. Gazze’de bir terör mü var, direnen bir şehir mi var? Ya da Saray Bosna gibi.

Benzerliklere bakınız; Alman hava kuvvvetleri Stalingrad’ı bombaladığında binlerce insanı öldürdü. Aynen Gazze’yi havadan bombalayan Gazze uçakları gibi. Stalingrad savunmasını yapan general çok temel bir prensip söyledi. ‘Volga’dan gerisi yok’ Sırtını Volga’ya vermiş. Volga’nın etrafında dar bir alana sıkışmış Stalingrad savunucuları tam 5 buçuk ay o muazzam Alman ordusuna direnirken tek düşünceleri vardı ‘Volga’dan gerisi yok’…

Gazze’dekilerin ise Volga’sı da yok. Arkasını verdiği devletler desteklerini çekmiş, kaderlerine terk etmiş. Stalingrad savunması kanalizasyon sistemini kullanarak yapıldı biliyor musunuz?. Kanalizasyon, alanları şehir içindeki geçişleri sağladı. Aynen bir şehrin savunması için yerin altında bir şehir inşa eden Gazze’lilerin yaptığı savunma gibi.

Bir halka empati yapılmasını istiyoruz. Bir farkı var Gazze’nin Stalingrad’dan. Stalingrad savunulurken arkalarında bir koalisyon kuvvetleri vardı. Kızılordu, İngilizler, Fransızlar yani bir ittifak vardı. Saraybosna’yı küresel güçler ihmal ettiler ama en sonunda yine de Bosna’nın arkasında durmak zorunda kaldılar. Şimdi ise küresel güçler de islam dünyası da ip gibi dizildiler İsrail’in arkasında.

İsrail’i ziyaret ederek arz-u hürmet eden Amerikan Başkanı Joe Biden, “Ben kalben bir siyonistim” dedi. BM’nin kararı var siyonizmi ırkçılık olarak tanımlayan. Gazzeliler yalnız, Gazzeliler suçlu muamelesi gören masumlar… Amerikan donanması dizildi Doğu Akdeniz’e. Küçücük bir koridora, Yalova’dan daha küçük bir alana sıkışmış 2 buçuk milyon insan için 2 uçak gemisi geldi Doğu Akdeniz’e.

İngiliz Kraliyet Donanması geldi, İngiliz başbakanı gitti ve dün hastane bombalanırken Almanya başbakanı İsrail’deydi. Bir haber gelince havaalanında bomba geliyor diye başbakan ve bütün heyet yere yattılar. Peki ya Gazzeliler ne yapsın sayın Alman başbakanı?

Batı’da gizli bir suçluluk duygusu vardır Yahudilere karşı. Çünkü defalarca onları katlettiler, defalarca onları gettolara hapsettiler. Onlar için İsrail’e karşı konuşmak kolay değil. Ama biz asla böyle bir suçluluk duygusuna sahip değiliz. Hiçbir İslam şehrinde Yahudi gettosu yoktur. İslam tarihinin hiçbir yerinde Yahudi katliamı yoktur.

Biz Osmanlı torunları 1492’de İspanya’da yok edilmek üzere olan Yahudileri Selanik’e İzmir’e kabul eden bir tarihin temsilcileriyiz. Herkes çekinebilir İsrail’e karşı ama biz Türkler, biz Müslümanlar asla bu duyguya sahip değiliz. Onlara üstün ırk olmadıklarını söyleyecek yegane millet biziz. Geçmişte olsaydık Nazilere karşı Stalingrad’ın yanında olur isek şimdi de Gazzelilerin yanındayız, yanlarında olmaya devam edeceğiz.

Uluslararası hukukta diyor ki; tarih 1947 BM kararı: Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. BM’nin ilk kararlarından biridir. Peki Gazzelilere kendi kaderlerini tayin etme hakkı verildi mi? Filistinlilere verildi mi? Hayır. 75 yıldır kendi kaderi için mücadele eden yiğit bir halktan bahsediyoruz Gazze’den bahsederken.

İçişleri Bakanlığı’na sesleniyorum; dün yapılan Filistin’e destek için toplanan vatandaşlarımıza sıkılan biber gazı ahirette hesabı sorulacak bir eziyettir. Hiçbir gösteri engellenmesin. Burası İngiltere değil, Almanya da değil. Türkiye derhal insani yardım koridoru açılmasına öncülük etsin. Mısır’la derhal görüşülsün ve Vefa kapısından koridor açılsın.

İsrail büyükelçisi derhal Türkiye’den gönderilmelidir. Kendisi dün bana sataşmış, beni tehdit etmiş üstü örtülü. Biz sizin ağababalarınızı gördük. Diplomatik kurallara uy, haddini bilerek otur. Bu konuda sayın Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanını da harekete geçmeye çağırıyorum. Bir ülkenin eski bir başbakanına, siyasi partinin genel başkanına ya da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hitap eden bir tweet atamaz. Attırmayız. Git senin selefin olan büyükelçiye sor.

Biz arabuluculuk yapmayı da biliriz. 3 savaşta da arabuluculuk bizzat benim üzerimden yürütüldü. Bugün de resmi görevimiz olmasa da arabuluculuk görevimizi sürdürüyoruz.”

Paylaşın

Sinan Aygün Sorusunu Beğenmeyen Akşener, Gazetecileri Tersledi

Eski CHP Milletvekili ve ATO Başkanı Sinan Aygün’e Ankara belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddiaları sorulan İYİ Parti Lideri Akşener, soruya cevap vermeyeceğini belirterek, gazetecileri tersledi.

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in Sinan Aygün’e Ankara adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Sinan Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği öne sürülmüştü.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e, partisinin TBMM grup toplantısının ardından gazeteciler tarafından, Sinan Aygün’e belediye başkan adaylığı teklifi götürdüğü iddialarına ilişkin soru yöneltildi.

Soruya cevap vermeyeceğini belirten İYİ Parti Akşener, “Basın mensuplarımızın iznini almadığım için hepinizden özür dilerim. Bundan sonra görüştüğüm her kişi için ‘acaba izin veriyor musunuz?’ diye soracağım size. Ne kadar büyük saygısızlık. Büyük saygısızlık. Gizli görüşme yok, bir şey yok.” ifadelerini kullandı.

Sinan Aygün’e Ankara adaylığı iddiası

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener; Sinan Aygün, Cemil Çiçek ve Abdülkadir Aksu ile bir araya geldiği iddia edildi. Buluşmada, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural’ın da yer aldığı öne sürüldü.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, buluşma Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı çıkardığı; eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı ve eski CHP Milletvekili Sinan Aygün’ün sahibi olduğu Togo Kuleleri’nde organize edildi.

Eski TBMM Başkanı AK Partili siyasetçi Cemil Çiçek ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun Togo Kuleleri’nde bulunduğu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Aygün’ü ziyaret etmek istedi. Akşener, Togo Kuleleri’nde bu iki isimle bir araya gelirken, ziyarete eski MHP’li olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural da katıldı.

Görüşmede İYİ Parti’nin yerel seçimlerde çıkaracağı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayının da gündeme geldiği öğrenildi. İddiaya göre, Akşener’in Aygün’e Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifinde bulunduğu ancak Aygün’ün bu teklifi kabul etmediği belirtildi.

İYİ Parti’den açıklama

İYİ Parti’den bu iddiaları yalanlayan bir açıklama yaptı: “Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in, dün Ankara’da katıldığı bir sohbet toplantısı, bazı yayın organlarında spekülatif bir şekilde gündeme getirilmiştir. Sayın Genel Başkanımızın rahatsızlığı döneminde, Sayın Çiçek ve Sayın Aksu, telefonla arayarak, geçmiş olsun dileklerini iletmiş, o görüşmede biraraya gelme temennisi de dile getirilmiştir.

Sayın Cemil Çiçek, Sayın Abdülkadir Aksu, Sayın Oktay Vural’ın katılımıyla, Sayın Sinan Aygün’ün evsahipliğinde davet üzerine gerçekleşen sohbette, iddia edildiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylık konusu asla gündeme gelmemiştir. Sözkonusu buluşma gizli bir buluşma olmadığı gibi, gizli bir gündemi de yoktur.”

Paylaşın

Babacan: Hedefleyerek, Bilerek Hastaneleri, Sivilleri Vurmak İnsanlık Suçudur

Dün akşam gerçekleşen El Ehli Hastanesi saldırısı da dahil olmak üzere savaşta sivillerin yaşadıkları acılara dikkat çeken DEVA Lideri Babacan, “Bölgemizde 10 gündür büyük bir insanlık faciası yaşanıyor. Gazze’de hayatını kaybeden tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Filistin halkıyla bizim halkımız arasında 500 yıllık bir beraber yaşama tecrübesi vardır. Filistin davası bizim davamızdır. İktidar, muhalefet ayrımı olmadan her dönemde Türkiye Filistin davasına sahip çıkmıştır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Filistin davası evrensel bir adalet ve vicdan meselesidir. Haklı ve meşru davaların da tüm dünyada sembolü haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler kararları ile de uluslararası hukuki meşruiyeti olan bir davadır. Dün akşam Ahli Arab Hastanesi’ne yapılan saldırıda 500’den fazla insan hayatını kaybetti, muhtemelen yarısı çocuk. O enkazın altında gerçekten kaç can vardı bilemiyoruz. Bugüne kadar hayatını kaybeden sivillerin sayısı 3.000’i geçti, çocukların sayısı bin civarında. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum; hedefleyerek, bilerek sivilleri, hastaneleri, okulları vurmak, bombalamak savaş suçudur, insanlık suçudur.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Filistin Büyükelçisi Faed Mustafa’yla bir araya geldi. Görüşmenin ardından Babacan ve Mustafa ortak basın açıklaması yaptı. Ali Babacan’ın sözlerinden öne çıkan ifadeler şöyleydi;

“Bölgemizde 10 gündür büyük bir insanlık faciası yaşanıyor. Gazze’de hayatını kaybeden tüm Filistinli kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Filistin halkıyla bizim halkımız arasında 500 yıllık bir beraber yaşama tecrübesi vardır. Filistin davası bizim davamızdır. İktidar, muhalefet ayrımı olmadan her dönemde Türkiye Filistin davasına sahip çıkmıştır.

Filistin davası evrensel bir adalet ve vicdan meselesidir. Haklı ve meşru davaların da tüm dünyada sembolü haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler kararları ile de uluslararası hukuki meşruiyeti olan bir davadır. Dün akşam Ahli Arab Hastanesi’ne yapılan saldırıda 500’den fazla insan hayatını kaybetti, muhtemelen yarısı çocuk. O enkazın altında gerçekten kaç can vardı bilemiyoruz. Bugüne kadar hayatını kaybeden sivillerin sayısı 3.000’i geçti, çocukların sayısı bin civarında. Şunu açıkça ifade etmek istiyorum; hedefleyerek, bilerek sivilleri, hastaneleri, okulları vurmak, bombalamak savaş suçudur, insanlık suçudur.

Af Örgütü İsrail’in beyaz fosfor bombası kullandığıyla ilgili de bir açıklama yaptı. Sadece bomba da değil; su kesik, elektrik kesik, sınırlar kapalı. En temel ihtiyaç malzemelerine erişim yok. Gıda, ilaç gibi temel malzemelere ulaşımın engellenmesi hukuka aykırıdır, zulümdür. Aynı zamanda su kesik, elektrik kesik sınırlar kapalı, en temel ihtiyaç malzemeleri ulaştırılamıyor. Gıda, ilaç gibi temel ihtiyaç maddelerinin ulaşmasını engellemek hukuka aykırıdır, zulümdür.

Bir milyondan fazla insanı göçe zorlamak hukuka aykırıdır, zulümdür. Milyonlarca sivil insanın toplu cezalandırılması insanlık değildir. Şu anda Filistin’in Gazze şeridinde 50.000’in üzerinde bebek bekleyen kadın var, bunların yüzde 10’u önümüzdeki bir ay içinde doğum yapacak. Hastanelerin bombalandığı, suyun, elektriğin kesik olduğu bir ortamda sadece hayattakilerin değil, daha doğmamış bebeklerin bile canı tehlike altındadır.

Şu ana kadar uluslararası toplumun ateşkes ve insani yardım konusundaki çabalarını yeterli bulmuyoruz. Şu anda iki acil konu var: Bombalamanın durması ve insani yardımın ulaştırılması. Fakat uluslararası toplum çok sessiz, çok pasif. Avrupa’da bazen vicdan sesleri yükseliyor, o yükselen sesleri de hemen bastırmaya çalışıyorlar.

İsrail’in Gazze’yi işgal planı çok uzun sürecek bir insanlık faciasına sebep olacaktır, çok uzun sürecek bir güvenlik kaosuna sebep olacaktır. Bu akıldışı plandan derhal vazgeçilmelidir. Çözüm açık; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, 1967 sınırlarına uygun bir şekilde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurulmalıdır. Çözüm, Filistin halkının zaten meşru hakkının uluslararası hukuk ve uluslararası camia tarafından da teslim edilmesidir.”

“Tek isteğimiz bağımsız bir vatan”

Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, Ali Babacan ve beraberindeki heyete dayanışmaları için teşekkür etti ve şu ifadeleri kullandı: “Tüm dünyanın vicdanını yaralayan hastane saldırısı kabul edilemez. 21. yy.’da uluslararası toplum olanları nasıl kabul edebiliyor? Türk halkı birçok şehirde protesto eylemleri gerçekleştirdi. Gösterdikleri dayanışma için Allah herkesten razı olsun. Tek isteğimiz bağımsız bir vatan, vatanımızın başkenti de Doğu Kudüs’tür. Aksi halde bölge güvene ve istikrara kavuşamayacaktır; yalnız bölge değil, tüm dünya kriz halinde olacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Netanyahu 21. Yüzyılın Hitler’idir

Partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze’deki El Ehli Hastanesi’nin vurulmasına tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “Dün gece yaşananlar, 1938 yılı Almanya’sında yaşayan Yahudilerin, bir soğuk kasım akşamı yaşadıklarının, günümüzdeki gölgesidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hitler canisinin, Kristal Gece Komplosu’nun, mağduru olan bir halkın lideri bugün çıkmış, yeni bir kristal gecenin, faili olmuştur. Önce çıktılar ‘Hastaneyi Hamas bombaladı, biz yapmadık.’ dediler. Kimse bu yalana inanmayınca bu sefer de, ‘İslami Cihad Örgütü’nün attığı füze, yolunu şaşırdı’ diyecek kadar alçaldılar.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Bu saatten sonra, katil Netenyahu için, söylenecek hiçbir söz kalmamıştır. O, 21’inci yüzyılın, yeni Hitler’idir. Holokost’u yaşamış bir halkın, yüz karasıdır. Zaman farklı, zihniyet aynı zihniyettir. Ve derhal yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener, konuşmasında şunları söyledi:

“Dün akşam Gazze’den gelen haberle sarsıldık. Teröre karşı savaş iddiasıyla yola çıkan İsrail’in sivilleri bile hedef alan gaddarlığı hastaneyi bombalayacak kadar alçalmıştır. Bunun adı terörle mücadele değil düpedüz terörizmdir. Bu bizzat Netanyahu terörüdür.

Önce çıktılar hastaneyi Hamas bombaladı dediler, kimse inanmayınca füze yolunu şaşırdı diyecek kadar alçaldılar. Netanyahu 21. yüzyılın yeni Hitler’idir. Zaman farklı zihniyet aynı zihniyettir. Derhal yargılanmalıdır. Medeni değerleri savunduğunu söyleyen her ülke bu vahşete karşı tutum almalıdır.

“Küresel koşullar bozulunca kapı kapı yardım arıyor”

Ekonominin gündemi değişmiyor ama üzerimizde yarattığı yıkım her gün büyüyor ve derinleşiyor. Ekmek aslanın ağzında yatar midesinde biter demişler. Artık o aslan ağzı da midesi de boş geziyor. Çocuklarımız derinleşen yoksulluğu daha fazla hissediyor.

Okullar açıldı, kitap, giyim kuşam, servis masrafı derken aileler çıkmaza sürükleniyor. Temmuzda büyük gürültülerle ilan edilen maaş zamları eridi gitti. Milletimizin payına zamdan başka bir şey düşmüyor. Ekonominin hikayesi ağustos böceğiyle karıncanın hikayesine benziyor. İktidar, küresel ekonomi iyiyken, gerekli yatırımları yapmadı, hatta olanları da sattı sattı yedi. Şimdi küresel koşullar bozulunca kapı kapı yardım arıyor.

Ne diyorlardı? 50 milyar dolar gelecekti değil mi? Peki ne oldu? Ne gelen var ne de yatırım yapan. Neden biliyor musunuz? Çünkü iktidara ve sahip olduğu yönetim anlayışına güven yok. Ülkemizdeki hukuka, adalete, demokrasiye, güven yok. Yıllarca, beceriksiz ellere mahkûm edilen, ekonomi yönetimini, bugün devralan arkadaşların vadesine güven yok.

E hal böyle olunca da akıl veren, sırt sıvazlayan, ‘iyi yoldasınız’ diyen çok olur; ama parasını veren, yatırım yapan kimse olmaz. Seçimlerden önce, sırf iktidarları sürsün diye elde avuçta ne varsa harcadılar. Siyasi propaganda uğruna, akıl dışı politikalar uyguladılar. Sahte bir bahar havası estirmek için ucuz krediyle enflasyonu azdırdılar. Seçimler bittikten sonra da vatandaşa dönüp, ‘Zaman, kemer sıkma zamanı’ dediler. Zam üzerine zam yaptılar. Ekonomiyi soğutup, kaynak yaratmaya çalıştılar. Nitekim, hâlâ da çalışıyorlar. Değerli milletvekili arkadaşlarım, durum aslında bu kadar açık ve net.

Ama burada, büyük bir haksızlık, büyük bir adaletsizlik, büyük bir vicdansızlık var. Çünkü seçimlerden önce, servetine servet katanlar ile seçimlerden sonra bedel ödeyenler, aynı insanlar değil. AK Parti iktidarı, milletimize kaşıkla verip kepçeyle alırken, kendi zenginlerineyse kepçeyle verip kaşıkla almaya devam ediyor. Emeklimizin, asgari ücretlimizin aldığı maaş, açlık sınırının altında kaldı. Çalışan nüfusumuzun, neredeyse yarısı asgari ücretli.

Yani; çalışanlarımızın neredeyse yarısı, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edildi. Milletimiz âdeta can çekişiyor. Ama iktidar, kendi elleriyle sebep oldukları enflasyon için bile faturayı yine milletimize kesiyor. Böyle bir utanmazlık, böyle bir vicdansızlık olabilir mi? Daha dün meydanlarda, bülbül gibi şakıyıp bol keseden vaatler verirken bugün dut yemiş bülbüle döndüler.

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta emeklimize 5 bin liralık ‘ödeme’ yapılacağı söylendi. Şimdi bu arkadaşların, ‘ödeme’ dedikleri, maaş mı? Değil. İkramiye mi? Değil. Öyleyse nedir? Belli değil. Üstelik, bu UFO’ya benzeyen, ‘tanımlanamayan uçan ödeme’; ‘yalnızca bir kereye mahsus olarak’ ödenecek. Aslında söylemek istedikleri şu: ‘Biz emeklilere, önümüzdeki seçimler için para veriyoruz’ Yani, akıllarınca emekliye, ‘yerel seçim sadakası’ veriyorlar. Bu kadar basit. Üstelik de bu ‘ödemeden’ emekli olup, fiilen çalışmaya devam edenler de yararlanamayacakmış.

Şimdi ben de buradan iktidardakilere sormak istiyorum: Allah aşkına; emekli olup da çalışmaya devam edenler, acaba keyfinden mi çalışıyor? Emekli maaşıyla geçinebilseler, sizce ikinci bir işte çalışırlar mı? Böyle bir akıl tutulması olabilir mi? İşte bu akılsızca hazırlanan, adaletsiz düzenlemeden faydalanabilmek için şimdi emekli çalışanlarımız, belki de işlerinden çıkıp çalışmaya kayıt dışı olarak devam edecekler. Devletimiz de prim kaybına uğrayacak. Biz bu uygulamada, neye üzüleceğimizi şaşırdık.

Türk Devleti’nin, emeklisini kayıt dışı ekonomiye itecek kadar, akılsızca yönetildiğine mi üzülelim? İktidardakilerin, seçim uğruna, emeklilerimize sadaka verecek kadar, şirazeden çıktığına mı üzülelim? Yoksa emekli çalışanlarımızın, bu paraya muhtaç hâle gelmesine mi üzülelim? Gerçekten ibretlik. Geçen hafta, bu kürsüden iktidara yaptığım çağrıyı, bu hafta da yinelemek istiyorum: Aklınızı acilen başınıza alın.

Böyle haksızlık, böyle adaletsizlik olmaz. Emekli maaşlarını derhâl asgari ücret seviyesine çıkartın. Asgari ücreti de gerçek enflasyona göre ayarlayın. Kış artık kapıda. Milletimizin, yılbaşına kadar dayanacak gücü kalmadı. Ya enflasyonun önüne geçin ya da milletimizin, enflasyonun altında ezilmesine, behemehâl bir çare bulun. Türk milletinin hiçbir ferdi, açlık sınırın altında bir yaşam standardını hak etmiyor. Ayıptır, günahtır.

Bildiğiniz üzere ülkemizde, yerel seçimler ile genel seçimlerin dinamikleri arasında bazı farklar var. Yalnız, ben burada sadece seçim süreçlerinin teknik farkından bahsetmiyorum. AK Parti iktidarının ilkesiz siyasetinin oluşturduğu bir yaklaşım farkından bahsediyorum. Kendisine, icraatlarına, memleket için çözümlerine ve vizyonuna güvenmeyen AK Parti, bugüne kadar seçim rekabetini sürdürmenin yolunu ya rakiplerine çamur atmakta ya da çamura bizzat kendisi bulanmakta bulmuştur.

Her türlü ahlaksızlığı mübah gören, bu ilkesiz siyaset anlayışıyla genel seçimlerde bizi terörle yan yana gelmekle, teröre destek vermekle ve en nihayetinde hızlarını alamayıp teröristlikle suçlarken; yerel seçimlerde ise terörden ve teröristlerden bizzat kendilerinin medet umduğu, bir büyük çelişkiye, bir büyük iki yüzlülüğe mahkûm olmuşlardır. AK Parti’nin bitmek bilmeyen, bu kısır döngüsünün, biz zaten en başından beri farkındaydık. Bu yüzden, geçtiğimiz seçim süreci boyunca biz, terör üzerinden iftira atmalarına da şaşırmamıştık. Şimdiyse önümüzde, yerel seçimler var.

Yani bu ne demek, biliyor musunuz? Bize attıkları, ne kadar iftira varsa şimdi hepsini yapmak, kendileri için mübah demek. Yani Cumhur ittifakı için ‘2’nci geleneksel terörist başından oy dilenme festivali’ başlıyor demek. Ez cümle, artık AK Parti iktidarı için İmralı’nın yolları taştan demek. Şimdi biz, böyle söyleyince kızacaklar. Ama aslında, bunu biz söylemiyoruz. Bunu, 2019’da çevirdikleri filmin figüranı ve posta güvercini olan sözde akademisyenleri söylüyor.

Biliyorsunuz; 2019 yılında tekrarlattıkları İstanbul seçimleri öncesinde, bir oyun sahneye koyulmuştu. Bu oyunda, akademisyen olduğu iddia edilen ancak esasında, kurye olduğu anlaşılan bir kişi, terör örgütü elebaşından bir mektup getirmişti. Bu mektupta, terörist başı İstanbul seçimlerinde tarafsız kalınması çağrısını bu şahıs üzerinden yapmıştı.

Bizi, utanmadan terörle iş birliği yapmakla suçlayanlar ise o günlerde, ‘terörist başına özgürlük’ naraları atmaya başlamıştı. Hatırlayın: O mektup üzerine; ne değerlendirmeler ne yorumlar ne analizler yapılmıştı. Ne övgüler dizilmişti. Hiç beklemediğimiz siyasetçiler, terörist mektubunda ne büyük hikmetler bulmuştu. Utanmasalar, Apo’dan bir Türkiye sevdalısı bile çıkartacaklardı. Ama olmadı. Olduramadılar. Ve çevirdikleri bu kirli dümenin cevabını, sandıkta bizzat milletimizden aldılar.

Şimdi de belli ki, aynı mahiyette, yeni oyunlar peşindeler. Açıktan konuşarak, seçimi kaybettiler. O nedenle, bu sefer işi aracılarla çözmeye uğraşıyorlar. Cumhur İttifakı’nın, pek de gizli olmayan gayri resmi ortağına, şimdiden ulaşmaya çalışıyorlar. Nabız yoklamak için olsa gerek; ilk önce de 2019’daki posta güvercinlerini konuşturmuşlar. Bu arkadaş, 2019 seçimlerindeki rezaleti hatırlatarak diyor ki; ‘Ben kendimi kullandırdım. Bu kullanılmaksa benim için şereftir’. Ve ekliyor: ‘Yeni bir İmralı odaklı sürecin başlatılma ihtimali, kuvvetle muhtemeldir’

Ama dahası var. Ve ne tesadüftür ki bu açıklamanın hemen devamında, biliyorsunuz geçtiğimiz hafta sonu bir kongre yapıldı. Terör örgütünün, siyasi şubesinin yaptığı kongrede, artık milletçe alıştığımız, ‘Acaba terörün siyasi bacağına, bu dönem ne isim versek’ konulu çalışmanın haricinde; bir de İmralı için özgürlük haykırışları, Apo posterleri eşliğinde seslendirildi. Şimdi, buradan iktidara sormak istiyorum: Hayırdır muhteremler?

Neyin peşindesiniz? Yerel seçimler yaklaşınca, terörist başıyla olan aşkınızı tazelemeye mi karar verdiniz? Yoksa, ‘yeni anayasa’ adı altında kamuoyunda propagandasını yürüttüğünüz süreci, el altından İmralı’daki katille mi yürütüyorsunuz? ‘Milletin çeşitliliği’ diyerek, İmralı’ya selamlarınızı, muhabbetlerinizi mi gönderiyorsunuz? Belli ki siz unutmuşsunuz. Ama ne milletimiz ne de bizler unutmadık. Çözüm süreci diye teröristin kazdığı hendeği görmezden geldiğinizi unutmadık. Habur’u, Oslo’yu unutmadık. Maceralarınızın bedelini, 793 şehidimizle, gazilerimizle ödediğimizi unutmadık.

Bu yüzden, İYİ Parti olarak sonda söylenecek sözü, en baştan söyleyelim. Biz sizin ortaklarınıza da diğer rakiplerinize de benzemeyiz. Yaptıklarınızı unutmayız, unutturmayız. Bugün aslan kesilip, yarın kedi gibi susmayız, Okullarımıza, üniversitelerimize kadar sıçrayan terör belasını, tekrardan bu ülkenin başına saramayacaksınız. Meydanlarda konfetili gözyaşları döküp, türküler söylerken, faşist ilan ettiğiniz, vatansever öğrencilerimizi ezdiremeyeceksiniz. Varsın İmralı’ya gitmek isteyenler, koşa koşa gitsin. Varsın, terörist başıyla haşır neşir olmak isteyenler, doya doya olsun. Varsın, kuryeler mekik dokusun, kendilerini kullandırsın.

Herkes emin olsun ki; Türk Devletini, sözde çözüm sürecindeki gibi, zafiyete düşürmeye çalışan girişimlere karşı, artık İYİ Parti var. Türk Milleti’nin, kırmızı çizgisi olan Anayasa’nın ilk dört ve 66’ncı maddesine uzanan ellerin karşısında İYİ Parti var. Anayasa tartışmaları üzerinden terör örgütüne, terör örgütü yöneticilerine, iş birlikçilerine ve şakşakçılarına alan açma girişimlerine karşı dimdik duran bir İYİ Parti var. Tarihimiz, hem başkalarının hem de kendimizin hakkını ve hukukunu korumak uğruna verdiğimiz nice mücadelelerle doludur.

Çünkü adalet, Türk’ün karakteridir. Çünkü Türk Milleti’nin doğasında mağdurun yanında, haksızlığın karşısında dimdik durmak vardır. Hatta bu yüzden, milli mücadele için kurduğumuz en önemli teşkilatlarımızdan biri de Müdafaa-i Hukuk ismini taşır. Ve Türk Milleti’nin hukukunu koruma idealimiz, tarihin hiçbir döneminde değişmemiştir. Ancak, geçtiğimiz 21 yılda, bu idealimiz adım adım tahrip ediliyor. ‘Adalet mülkün temelidir’ düsturunun üzerine inşa edilen devlet geleneğimiz, gittikçe daha da yaralanıyor ve yozlaştırılıyor.

“Sayın Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette”

Nitekim, bu yozlaşmanın artık daha da görünür olduğu günlerden geçiyoruz. Biliyorsunuz geçen hafta, İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcısı’nın yazmış olduğu bir ihbar dilekçesine şahit olduk. Sayın Başsavcı, bu dilekçesinde hepimizi az çok tahmin ettiği gerçeklerin dehşet verici boyutlarını dile getirdi. Yargıdaki çürümüşlüğü anlattı. Para karşılığı alınan kararları anlattı. Uyuşturucu satıcılarının nasıl serbest kaldığını anlattı. Gaspçıların nasıl elini kolunu sallayarak gezdiğini anlattı. Bahis çetelerinin nasıl ayakta kaldığını anlattı.

Dürüst hakimlere nasıl baskı yapıldığını anlattı. Ez cümle ülkemizdeki hukuk sisteminin nasıl çöktüğünü anlattı. Konuyla ilgili soruşturma başlatılmış. HSK Teftiş Kurulu da bir müfettiş görevlendirmiş. Bakalım, sonucu hep beraber göreceğiz. Yalnız, ortada böylesine büyük bir rezalet varken, Sayın Erdoğan yine sessizliğe bürünmüş vaziyette… Çünkü, o da aslında her şeyin farkında. ‘Daha adil bir dünya mümkün’ diye kitap yazdırmayı biliyor. Ama, daha kendi yönettiği ülkede adaleti sağlayamıyor. Gittiği ülkelerde, katıldığı toplantılarda, başka milletler için adalet istemeyi biliyor.

Ama kendi ülkesinin çocuklarına adaleti getiremiyor. Meydanlardan konuşmaya gelince; ‘Adaletin olmadığı bir devlet, tıpkı temelsiz bina gibi eninde sonunda yıkılıp gitmeye mahkûmdur’ diyor. Ama, kendi yönettiği devletin yıkımına seyirci kalıyor. Çünkü, kendisi de bal gibi biliyor ki bu çürümüşlüğün sebebi, iktidarın kendisidir. Bu hukuksuzluğun sebebi, iktidarın kendisidir. Para uğruna, tüm ilkelerini çiğneyen bu kirli zihniyet, bizzat kendi eseridir. Yargıyı, milletimizi koruyan bir zırh olmaktan çıkartıp insanlarımızın tepesindeki sopa hâline getirdiler.

Şimdi de açtıkları yoldan gidenleri, ürettiği pisliklerle, milletimizi baş başa bıraktılar. Ama, şunu asla unutmayın ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, hiç kimse sahipsiz değildir. Çünkü Cumhuriyetimiz, hiçbir evladını yalnız bırakmaz. Biz hangi şart ve dönemde olursa olsun, filler çoğalsa da ebabilden umut kesmeyenleriz.

Firavun azsa da Nil’den umut kesmeyenleriz. Batılın zulmü karşısında Hakk’tan umut kesmeyenleriz. Bugün, meydanı boş bilip ortalıkta fink atan sırtlan sürüleri varsa, bizim de bu sırtlanları dağıtacak bozkurtlarımız var. Bugün, milletin karşısında dikilmiş düzenin mankurtları varsa bizim de millete özünü hatırlatacak Hayme analarımız var. Bugün, görevini kötüye kullanan ahlak yoksunları varsa bizim de görevini namus bilen, haksızlık karşısında susmayan bozkurtlarımız var.

Kimse merak etmesin. Şartlar ne olursa olsun, bu milletin hakkını-hukukunu savunacak, bu çürümüşlüğün hesabını soracak, onurlu savcılarımız, hakimlerimiz de var. Türkiye’nin İYİ ve cesur evlatları; Türk milleti, tarihin her döneminde şartlar ne kadar ağır olursa olsun, kendisine boyun eğdirmeye çalışanların karşısında dimdik durmayı bilmiştir. Nice taştan surları, nice sıra dağları, nice demir kapıları parçalayıp geçmiştir. Dayatmalara razı gelmemiş, eğilmemiş, bükülmemiştir.

Çünkü imkânsızları mümkün kılmak, yapılamaz denileni başarmak, seçeneksizliklerin içerisinden yepyeni bir yol açmak, Türk milletinin karakteridir. Asırlar boyu verdiğimiz bağımsızlık mücadelemizin özü budur. ‘Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ sözü budur. ‘Ya istiklal, ya ölüm’ parolamızın gücü budur. Zalimin zulmüne de mücrimin gücüne de boyun eğmeyişimizin sebebi, işte budur. O nedenle iki yumruk arasına sıkıştırılmak istenen Türk milleti; her zaman ve her şartta, kendisine yeni bir yol açmıştır. Ve işte o yeni yol, bugün İYİ Parti’nin ta kendisidir.

Biz, bundan tam 6 yıl önce iki kutuplu bir siyasi iklimde doğduk. İki ateş arasında doğduk. İki cephe arasında doğduk. Biz, 6 yıl önce, zifiri bir karanlıkta doğduk. Adaletin olmadığı bir ülkede doğduk. Umudun kalmadığı bir ülkede doğduk. Akılsızca yönetilen bir ülkede doğduk. Kaynakları, ahlaksızca sömürülen bir ülkede doğduk. Ve biz, 6 yıl önce; Bu karanlığa güneş olup, geceyi gündüz yapmak için doğduk. Bundan 6 yıl önce, İYİ Parti’nin kuruluşuyla Türkiye’deki tüm siyasi dengeler değişti.

Ve bazıları, bundan çok korktular. Daha yeni doğmuş bir İYİ Parti’den korktular. Ve doğduktan 6 ay sonr, İYİ Parti’yi, siyasi denklemin dışına atmak istediler. Bizi, baskın bir seçimle durdurmaya çalıştılar. Ama başaramadılar. İftiralar, dedikodular, yalanlar söylediler.

Ama milletimizi inandıramadılar. Hukuku eğdiler, büktüler. Ama bize zincir vuramadılar. Medyada sansür uyguladılar. Ama sesimizi kısamadılar. Biz doğar doğmaz, tüm güçleriyle bizi yıldırmaya çalıştılar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar yıldıramadılar. O taarruzdan sağ çıkamayacağımızı düşündüler. Sendeleyip düşeceğimizi sandılar. Çünkü o gün, korktukları neydi biliyor musunuz? İYİ Parti’nin ayakta kalmasıydı.

Ama çok yanıldılar. İşte çok şükür, bugün buradayız. Ve dimdik ayaktayız. O gün korktukları İYİ Parti’nin kök salmasıydı. İşte çok şükür, bugün on binlerce teşkilat mensubumuz ve yarım milyonu aşkın üye kardeşimizle Türkiye’nin dört bir yanına kök saldık. Biz, her daim doğru olanı yaptığımız için büyüdük. Ama gelin görün ki en çok eleştirilen parti olduk. Sokaklara çıkmaya korkanlar, geçmedik sokak bırakmayan İYİ Parti’yi eleştirdiler.

Yenilgi yenilgi küçülenleri alkışlayanlar, her geçen gün güçlenen İYİ Parti’yi eleştirdiler. Millete rağmen ve millete karşı siyaset yapanlar, milletin sesi olan İYİ Parti’yi eleştirdiler. Onsuz olmaz, şunsuz olmaz dediler; ama değişimin İYİ Parti sayesinde olduğunu unutuverdiler. Ve bugün geldiğimiz noktada, yıllardır İYİ Parti’ye iftira atanlar, haksızlık edenler, hakikatin izinden sapmamız ve yanlışa ortak olmamız için çabalıyorlar. Çünkü dün ayakta kalıp kök salmamızdan korkanlar, bugün de en çok İYİ Parti’nin tek başına bir seçenek olmasından korkuyorlar. Çünkü, 21 yıldır kendi yazdıkları senaryoya, figüranlık yapan bir muhalefete alıştılar.

Çünkü 21 yıldır kutup siyaseti üzerinden milleti kendilerine mahkûm etmeye alıştılar. Çünkü 21 yıldır arka sokaklara giremeyen, toplumdan kopuk siyasete alıştılar. Çünkü, 21 yıldır fevkalade konforlu bir kayıkçı siyasetine alıştılar. Çünkü 21 yıldır siyasi rantın, statükonun nimetlerine ve rahat koltuklarına fena alıştılar. Onun için bugün, İYİ Parti’den korkuyorlar. Çünkü hür ve bağımsız bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü yan gelip yatmayan, çalışkan bir muhalefetten korkuyorlar. Çünkü gün geçtikçe kalabalıklaşan, büyüyen bir muhalefetten korkuyorlar. Ve bu muhalefetin kendi alıştıkları elverişli muhalefetin, yerini almasından korkuyorlar.

“Geçtiğimiz 6 yıl, bize çok şey öğretti”

Çünkü alışık oldukları muhalefet düzenini kaybettiklerinde, iktidarı da kaybedeceklerini çok ama çok iyi biliyorlar. Evet. Geçtiğimiz 6 yılda, iktidarı devralamadık. Seçimlerden galip çıkamadık. Ama her seçimden haklı çıktık. Zaman kaybettik, ama onurumuzu kaybetmedik. Zaman kaybettik, ama direncimizi yitirmedik. Zaman kaybettik, ama inancımızı kaybetmedik. Geçtiğimiz 6 yıl, bize çok şey öğretti. Çok dersler aldık. Büyük acılar çektik.

Büyük haksızlıklar yaşadık. Büyük fedakarlıklar yaptık. Ez cümle biz, bu 6 yılda üstümüze düşen ne varsa tereddütsüz yaptık. Ve bunu da hep birlikte yaptık. İYİ Parti, hiçbir namerde muhtaç olmadan, hür ve bağımsız olarak doğdu. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki hür ve bağımsız olarak yaşamaya devam edecek. Gerçekleri savunurken tek başımızaydık. Milletin sesine kulak verirken tek başımızaydık. Hain ilan edilirken, iftiralara maruz kalırken, medya eliyle yerden yere vurulurken, hep tek başımızaydık!

Seçimlerden sonra hesap günü geldiğinde de herkes kayboldu ama; biz yine, milletimizle baş başaydık. Bundan sonra da sadece ve sadece milletimizle baş başa olacağız. 21 Ekim Cumartesi günü Ankara’da, Atatürk Spor Salonu’nda İYİ Parti’mizin, 6’ncı yaş gününü kutlayacağız. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılının sevincini hep birlikte paylaşacağız.

Aynı zamanda hür ve müstakil siyaset anlayışımızın vizyonunu ortaya koyan, ‘Demokratik Millî Yükseliş Beyannamemizi’, milletimizin takdirine sunacağız. Bu vesileyle, sizlerin aracılığıyla milletimizin, her bir ferdini, bu güzel günde bizlerle birlikte olmaya davet ediyor; hem Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının hem İYİ Parti’mizin yeni yaşının hem de Demokratik Milli Yükseliş Beyannamemizin milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.”

Paylaşın

Meclis’te Grubu Bulunan Altı Partiden Hastane Saldırısına Kınama

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) grubu bulunan altı siyasi parti, İsrail tarafından vurulan ve en az 500 kişinin hayatını kaybettiği hastane saldırısını kınayan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, “İnsanlık suçu olan bu saldırıları en şiddetli biçimde kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, Yeşiller ve Sol Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, MHP Grup Başkanvekili Levent Bülbül, İYİ Parti Grubu Temsilcisi Dursun Ataş ve Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin tarafından imzalanan ortak bildiride, Filistin ve İsrail’deki gelişmelerin dikkatle izlendiği belirtilerek “Gazze’de hastanelerin hedef alınması sonucunda, yüzlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesinden ve bir o kadarının da yaralanmasından derin üzüntü duyuyoruz” denildi.

“İsrail’in Gazze halkına karşı uluslararası hukuka ve uluslararası insancıl hukuka aykırı saldırılarını artırarak sürdürmesini esefle karşılıyoruz” denilen bildiride, dünya parlamentoları, uluslararası toplum ve kuruluşları saldırılara karşı tutum ve inisiyatif almaya çağrıldı.

Uluslararası kurumlardan saldırıya kınama

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, Gazze’de hastanenin bombalanmasıyla ilgili, “Çok fazla ölü var. Bu, orada yaşayan insanlar için sahadaki dramatik durumu gösteriyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesi’ne yönelik saldırıyı şiddetle kınayarak, siviller ve sağlık tesislerine yönelik saldırıların sonlandırılması çağrısında bulundu

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Gazze’deki El Ehli Vaftiz Hastanesine yapılan saldırıyı güçlü şekilde kınadı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, X sosyal medya platformundan el-Ehli Baptist Hastanesine yönelik saldırıya ilişkin paylaşımda bulundu.

Ghebreyesus, “İlk haberler yüzlerce ölü ve yaralı olduğuna işaret ediyor. Sivillerin ve sağlık hizmetlerinin derhal korunması için çağrıda bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Direktör Ghebreyesus, Gazze’nin kuzeyindeki hastanelerin tahliye talebinin (İsrail tarafından yapılan) geri alınmasını talep ettiklerini kaydetti.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, “İsrail’in Gazze Şehrinde hastaları tedavi eden ve yerinden edilmiş Gazzelilere ev sahipliği yapan hastanenin bombalaması karşısında dehşete düştük. Yüzlerce insanın öldürüldüğü bildiriliyor. Bu bir katliamdır. Kesinlikle kabul edilemez” açıklaması yaptı.

İsrail, Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği operasyonun ardından Gazze’yi havadan vurmaya başlamıştı. Gazze’ye su, gıda, elektrik ve yakıt tedarikine izin vermeyen ve bölgeye yönelik ablukayı sürdüreceğini duyuran İsrail, olası bir kara harekâtı için hazırlıklarını da sürdürüyor.

Filistinli yetkililer, İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırılarında şu ana kadar 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise Hamas saldırıları sonucunda bin 400’ü aşkın vatandaşının yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Paylaşın

Irak Ve Suriye Tezkeresi 2 Yıl Daha Uzatıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e gönderilen Irak ve Suriye tezkeresi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Tezkereye 357 vekil kabul oyu verirken, 164 vekil ise hayır oyu verdi.

Haber Merkezi / Tezkerede yer alan, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” ifadeleri dikkat çekti.

Cumhurbaşkanına Irak ve Suriye’ye asker gönderme yetkisi veren tezkere Meclis’te görüşüldü. Görüşmelerin sonunda tezkere, 357 kabul oyuna karşılık 164 ret oyuyla kabul edildi.

Tezkereye, AK Parti, MHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve Deva Partisi evet oyu, CHP ise, “yabancı askerlerin Türkiye’de bulunmasına” ilişkin bölüm gerekçesiyle hayır oyu vereceğini açıklamıştı.

Yeşil Sol Parti ise tezkerenin bölgedeki istikrara zarar vereceği görüşünü dile getirmiş ve tezkereye hayır oyu vereceğini açıklamıştı.

Tezkerede yer alan, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” ifadeleri dikkat çekti.

Paylaşın