Karamollaoğlu’ndan “Filistin” Tepkisi: Susarak Ve Sadece Kınayarak…

TBMM’deki Saadet – Gelecek Grubu’nda konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, Filistin meselesinde 75 yıldır susuluyor… Büyük İsrail Projesi uğruna dünyayı ateşe veriyorlar. Önceliği demokrasi olanlara soruyorum; ne oldu sizin demokrasi anlayışınız?” dedi ve ekledi: “İsrail’e dur demedikçe kalıcı bir barış mümkün mü? Önceliğim İslami değerlerdir diyenlere sesleniyorum. Susarak ve sadece kınayarak, ne kadar bu vebale ortak olacaksınız?”

Haber Merkezi / Karamollaoğlu konuşmasının devamında, “ABD’nin haksız davasında İsrail’e verdiği desteği bizler haklı davamızda Filistin’i kardeşlerimize vermeceyeceksek, vay bizim halimize. ABD’nin kısa tarihi; katliamlar ve soykırımlarla doludur. Akıttığı kan ve gözyaşı ile beslendikçe obezleşmiş, ve daha fazla kan akıtmaya devam etmiştir. Kim ABD’yi kendine dost kabul etmişse başka düşmana ihtiyacı yoktur. Kim ABD yönetimi ile insan haklarını, demokrasiyi, barışı aynı cümle içinde kullanma yanlışına düşmüşse; bu yanlıştan dönmelidir, vazgeçmelidir…” ifadelerini kullandı.

SP Lideri Karamollaoğlu konuşmasını, “ABD, İsrail’in Filistin’de yaptığı insanlık dışı işler dünya kamuoyunda yer bulmasın diye ağır bir sansür uyguluyor. Askeriyle tankıyla gemisiyle verdiği destek yetmezmiş gibi bir de tüm medya imkanlarını İsrail’in hizmetine adeta seferber ediyor… Zalimin zulmü karşısında herkes sussa da biz susmayacağız. Gerçekte ne olup bittiğini herkes görmezden gelse de, biz hakikati görmeye devam edeceğiz.” Allah Filistinli kardeşlerimizin yardımcısı olsun.” sözleriyle sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, TBMM’deki Saadet-Gelecek Grubu’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Maalesef 2023 yılında ve tüm dünyanın gözü önünde günlerdir bir soykırım uygulanıyor. Üç çeyrek asırdır bir ülke adım adım işgal edildi; herkes seyretti ve hala seyrediyor! İnsanları katlettiler, kimseden ses çıkmadı! Emzikli bebekleri, kundaktaki çocukları, hamile kadınları tonlarca kiloluk bombalarla öldürdüler ve yine kimseden ses çıkmadı!

Tüm bunlar yetmedi, hastaneleri, ibadethaneleri, ambulansları bombaladılar; birkaç cılız sesten başka yine kimseden çıt çıkmadı! Sadece şu 18 günde binlerce kardeşimiz şehit oldu; Müslüman ülkelerinin liderleri de sadece kınadı, hatta bir kısmı onu bile yapamadı!

Gerçekten merak ediyoruz; daha ne olması gerekiyor?, Hep birlikte ayağa kalkmak için başımıza daha ne gelmesi lazım?, İsrail ve suç ortağı ABD daha ne yapmalı ki İslam alemi uyansın?, Irak ve Afganistan’da sustunuz, ABD durdu mu? Tunus ve Libya’da sustunuz, ABD durdu mu?, Suriye’de hepiniz seyrettiniz, ABD durdu mu? Filistin meselesinde 75 yıldır susuluyor, İsrail ve hamisi ABD bir tek geri adım attı mı?, Adına BOP denilen Büyük İsrail Projesi uğruna dünyayı ateşe veriyorlar, ne zaman farkına varacaksınız?

Önceliği demokrasi olanlara soruyorum, ne oldu sizin demokrasi söylemlerinize?, Önceliği insan hakları olanlara soruyorum, ne olacak Filistinlilerin hakları?, “Barış istiyoruz” diyenlere sesleniyorum, İsrail’e dur denilmedikçe ve İsrail katliamlarından vazgeçmedikçe kalıcı bir barış mümkün mü?, “Önceliğim İslami değerlerdir” diyenlere sesleniyorum, susarak ve sadece kınayarak daha ne kadar bu vebale ortak olacaksınız?

Muhterem arkadaşlar, değerli milletvekilleri; ABD’nin, haksız davasında ve katliamlarda İsrail’e verdiği desteği, bizler haklı davalarında Filistinli kardeşlerimize vermeyeceksek vay bizim halimize! ABD, savaş gemilerini gönderdi, tırlarla, uçaklarla silahlar gönderdi, milyarlarca dolar para gönderdi, yetmedi Dışişleri Bakanını gönderdi, o da yetmedi ABD başkanı Biden atladı geldi!

Bununla da sınırlı değil, bu çevreler ABD’de ve dünyanın her yerinde algı üretip, kamuoyu desteği vermeye çalışıyorlar. Hatta bu meseleye dair farklı yaklaşımlar taşıyan ve ABD’nin ileri gelen gazetelerinde yazanları ya işten çıkardılar ya da geri plana çektiler.

Aynı zamanda Filistin’de yaptıkları insanlık dışı işler, dünya kamuoyunda yer bulmasın diye ağır bir sansür de uyguluyorlar. Askeriyle, tankıyla, uçağıyla, gemisiyle verdiği destek yetmemiş gibi, bir de tüm medya imkanlarını İsrail’in hizmetine adeta seferber ettiler.

Yani her şeyleriyle bu meselenin içindeler ve alenen bu suça ortak olduklarını ilan etmekten de hiç çekinmiyorlar! ABD, işte budur! Biz ABD’yi sadece bugün Müslümanlara karşı tutumundan değil, dünden bugüne gerçekleştirdiği katliamlardan da biliriz.

ABD’nin kısa tarihi katliamlar, işgaller ve soykırımlarla doludur. Kızılderililerin ve Afrikalı kölelerin kanı üstüne kurulan ABD, akıttığı kan ve gözyaşı ile beslendikçe obezleşmiş, obezleştikçe hep daha fazla kan akıtmıştır! Savaş bittiği halde atom bombasını Japonların üzerinde denemekten hiç çekinmeyen de ABD’dir!

Vietnam’da My Lai katliamını gerçekleştiren yine ABD’dir. Sürekli olarak ülkelerin iç işlerine karışan, işbirlikçilerini yönetime getirmek uğruna darbeleri finanse eden, altyapısını hazırlayan, iç savaşa sürükleyen hep ABD olmuştur.

11 Eylül’ü bahane ederek, daha doğrusu 11 Eylül tezgahını hazırlayarak Afganistan ve Irak’ı tarumar eden yine bunlar değil mi? “Kimyasal silah kullanmakta tereddüt etmeyen”, “insan haklarını sürekli ihlal eden.” “barış ve demokrasi getireceğiz.” teranesiyle bölgemize gelip, çeyrek asırdır hem bölgemizi hem de bütün dünyayı daha güvensiz bir hale getiren bunlar değil mi.

Muhterem kardeşlerim; Bush gitti, Obama geldi, Obama gitti Trump geldi, o da gitti Biden geldi. Ne değişti? Hiçbir şey! ABD yönetimine kim gelirse gelsin, değişen hiçbir şey olmadı, olmaz, olamaz! Amerika’nın sözde “Cumhuriyetçileri” neyse, sözde “Demokratları” da odur!

Ülkelerinin asıl vatandaşlarına yani yerlilere ve bilahare Afrika’dan getirdikleri zencilere yaptıkları muamele ortadadır! Bugün bile bu böyledir; bunlar için varsa yoksa küçük bir azınlığın çıkarları! Her daim öncelikleri bu olmuştur. Bunların hepsinin ortak noktası sinsi Siyonizm, ırkçı emperyalizm ve vahşi kapitalizmdir!

O nedenle de “dostum” hitabı ile başlayan cümlelere muhatap olacak kişiler asla değildirler. Kim ki ABD’yi kendine dost görmüşse; başka düşmana ihtiyacı yoktur! Kim ki ABD’yi müttefik kabul etmişse, bilsin ki başı mutlaka belaya girecektir.

Bunun içindir ki kim ABD yönetimi ile insan haklarını, demokrasiyi, barışı aynı cümle içerisinde kullanma yanlışına düşmüşse, derhal bu yanlışından dönmelidir. Bakın İsrail, kiliseyi dahi bombaladı; bunlar yine İsrail’e sahip çıkmaya devam ediyorlar. Çünkü bunların hiçbir kutsalı yoktur! Kendi çıkarları için yapamayacakları hiçbir alçaklık yoktur!

Hastaneyi bombalayıp, sonra da çıkıp “Filistinliler kendilerini mağdur göstermek için yapmış olabilirler” diye algı üretmeye çalışacak kadar şerefsizce hareket edebiliyorlar! Tüm dünyanın gözünün içine baka baka yalan söylemekten hiç ama hiç utanmıyorlar! Bunları şunun için anlatıyorum sizlere; işte biz bugün bu denli adilik ve gözü dönmüşlükle karşı karşıyayız.

Öyle basit cümlelerle, küçük yardımlarla, bilindik kınama cümleleriyle geçiştirilecek bir noktada değiliz. Tüm imkanlarıyla bölgemizdeler, bütün kaynaklarını seferber ettiler; açık söylüyorum adeta tutuştular! Bu hazırlık, bu seferberlik hali; sadece Filistinlilere karşı değildir! Bunu görmemek için kör olmak lazım! Dünyanın her yerinde vicdan ve feraset sahibi insanlar bu gerçeği görüyor, biliyor.

Onlarca farklı ülkede, yüz binlerce insan ABD ve İsrail karşıtı gösteriler yapmak için sokaklara döküldü. Muhalefet partileri kendi ülkelerindeki iktidarlara çağrı üzerine çağrı yapıyor. Farklı dinlerden, farklı mezheplerden, inançlardan, siyasi görüşlerden insanlar ve STK’lar yardım götürebilmek için çırpınıyor.

Ama ne yazık ki icra makamında olanlar, bu gayretlerin binde birini bile göstermiyor. Türkiye, bu konuda artık öncü ülke olmalıdır. Üzülerek ifade ediyorum ki, çok geç ve pasif kalındı. Zira İsrail, az evvel tek tek zikrettiğim haliyle ABD’nin bu desteğinden çok, İslam ülkelerinin sessizliğinden güç almaktadır.

ABD’nin “anormal” desteğinden ziyade, İslam ülkelerinin “normalleşme” çağrıları ve adımlarından memnuniyet duymaktadırlar. İnanıyorum ki Netanyahu, Biden’ın ve diğer Avrupa ülkelerinin liderlerinin İsrail’e gelmesinden ziyade, hâlâ İslam ülkelerinden hiçbir liderin Filistin’e gitmemiş olmasından büyük keyif duymaktadır.

Muhterem arkadaşlar; buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Etrafımız adım adım kuşatılıyor. Bugün Kudüs’e sahip çıkmak demek, Ankara’ya sahip çıkmak demektir. Bugün İsrail ve ABD’ye engel olmak, yarın ülkemize düşebilecek ateşi bugünden söndürmek demektir. Bu koşullarda “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” ve işte o satıh bugün Filistin topraklarıdır! Dün yamyamlar gibi İstanbul’u, Çanakkale’yi kuşatanlar, bugün de Gazze’yi kuşatmışlardır.

Bu kuşatmayı yarmak hepimizin boynunun borcudur! Herkesi artık bu sorumluluklarımızı kuşanmaya davet ediyorum. 2018’de benzer bir durum yaşanmış ve iktidar o zaman yine bir miting yapma kararı almıştı. Söylemiştim, bir kez daha söylüyorum; iktidar miting yapmaz, icraat yapar! Biden, İsrail’e destek mitingi mi yapıyor ki, siz Kudüs’e destek mitingi yapacaksınız?

Acil eylem planı

Adamlar uçaklarını, gemilerini gönderirken; siz sadece selam mı göndereceksiniz? Adamlar ilk günden itibaren seferber olmuşken; siz 16 gün sonra miting kararı alıp, 3 hafta sonra da miting mi yapacaksınız! Kaybedilen her bir saniyede daha kaç çocuk katledilecek, hiç düşünüyor musunuz? Bebekler bombalar altında can verirken; bu kararı almak acizliktir daha da ötesi katliama ortak olmaktır.

Bu, sadece içeride algı oluşturmaktan başka ne işe yarar? Daha önce Acil Eylem Planı olarak 16 maddelik bir yol haritası izlenmesi gerektiğini ifade etmiştim, buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: İktidar miting yapmaz, atılması gereken adımları tek tek atar, atması gerekir:

1.İslam İşbirliği Teşkilatı, bir an önce sürece gerektiği şekilde müdahil olmalı ve zulmü durdurmak için inisiyatif almalıdır. Bu toplantılar kınama değil icraat toplantıları olmalıdır. Bunun insiyatifini Türki’ye yapmalıdır.
2.D-8 Ülkeleri ve Türk Devletler Teşkilatı acilen toplanmalı; İsrail’e karşı güçlü ve caydırıcı yaptırımlar derhal karara bağlanmalıdır.
3.İslam ülkeleri, İsrail’de bulunan diplomatik temsilciliklerinin faaliyetlerini tamamen durdurmalıdır.

4.Türkiye ve diğer tüm İslam ülkeleri İsrail ile ikili anlaşmalarını, “normalleşme” süreçlerini ve karşılıklı ziyaret programlarını derhal iptal etmelidir.
5.İslam ülkeleri, İsrail’e destek veren Batı ülkelerine petrol gönderimini yavaşlatmayı gündemlerine almalı ve gerektiğinde petrol sevkiyatını durdurmalıdır.
6.Türkiye, özellikle Filistin’e ait enerji kaynakları üzerinde İsrail ile yapılan anlaşmalara derhal son vermelidir.
7.Öncelikle çocuklar ve kadınlar olmak üzere, sivillerin can güvenliği mutlaka sağlanmalı, hastane, yetimhane, okul, ibadet yerleri gibi alanlar acilen koruma altına alınmalıdır.

8.İsrail, Filistin topraklarına ve Filistinlilere yönelik silahlı eylemlerini durdurmadıkça, İsrail ile siyasi, ticari ve sosyo-kültürel bütün ilişki ve etkinlikler sona erdirilmelidir.
9.TBMM’de bir heyet oluşturularak, teknik bir ekiple birlikte, Gazze’de bombalanan hastane ziyaret edilmeli ve oradaki durum hakkında kamuoyu bilgilendirilmelidir.
10.İnsani yardımlar için acilen Mısır Refah sınır kapısında bir koridor açılmalıdır.
11. Ülkemiz ve bölgemiz açısından büyük bir tehdit oluşturan ABD ve İngiltere, İsrail’in haksız işgaline destek vermek üzere Gazze açıklarında konuşlanmış olan deniz ve hava kuvvetleri unsurlarını bölgeden derhal çekmeli; bunun için kararlı ve dirayetli bir duruş sergilenmelidir.

12. BM nezdinde İsrail’in haksız, hukuksuz işgal girişimine karşı gerekli kararların alınması için diplomatik girişimler acilen başlatılmalıdır.
13.İsrail’in mevcut siyasi ve askeri karar verici kurumlarının, makamlarının, kişilerin tamamı hakkında Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanma süreci için girişimler başlatılmalıdır.
14.Ayrıca İsrail hakkında “soykırım suçu” temalı yargılama sürecine de başlanılmalıdır.
15.Gazze’ye yönelik büyük bir insani yardım kampanyası organize edilmeli; Gazze’nin yeniden imarı için çalışmalar da süratle gündeme alınmalıdır.

Buradan iktidara sesleniyorum. Miting yapmak yerine bunlardan sadece bir tanesini dahi yapmış olsanız, emin olun çok daha büyük bir iş başarmış olursunuz. Bu vesileyle, şehit olan Filistinli kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Saadet-Gelecek Grubu olarak, elimizden gelen her ne varsa tüm gayretimizle seferber etmeye devam edeceğimizin altını bir kez daha çiziyorum. Sözlerimin sonunda, dünden bugüne Filistin davamıza büyük bir hassasiyetle sahip çıkan Anadolu Gençlik Derneğimize, ve bütün sivil toplum örgütlerimize bu süreçte de aynı hassasiyeti gösterdikleri için teşekkür ediyorum. Özellikle 18 gündür çeşitli eylemlerle bu meseleyi gündemde tutan genç kardeşlerime, çağrılarımıza kulak vererek katılan farklı kesimlerden vatandaşlarımıza ve en azından söylemleriyle de olsa destek veren herkese de teşekkür etmeyi de bir borç biliyorum.

Ve herkes bilmelidir ki; Zalimin zulmü karşısında herkes sussa da biz susmayız ve asla susmayacağız. Gerçekte ne olup bittiğini herkes görmezden gelse de biz hakikati haykırmaya devam edeceğiz.

Paylaşın

CHP’li Cihaner: Partide Koltuklarını Kaybedince Bir Gün Bile Durmayacaklar Var

CHP’de genel başkan adayı İlhan Cihaner, “Bu partide koltuklarını kaybedince bir gün bile durmayacak olanlar var. Parti içinde bir şey yapmak için değil bir şey olmak için bulunanların ayrışması gerekir. Ayrışma kanserli hücrelerden, partiye tebelleş olan AKP artıklarından, sağ siyasi partilerde tutunamayan ve kafalarındakini CHP’ye egemen kılmak isteyenlerle olmalı” dedi ve ekledi:

“Referandumda rejim değiştiğinde, yeni bir yönetim anlayışının hâkim kılınması gerektiğini söylemiştik. Ama CHP’nin elitleri hiçbir şey olmamış ve sorumlulukları yokmuş gibi davrandılar. Bir hata olursa itiraz edersin ikincisi olunca gereğini yaparsın. Etkisiz, sonuç almayan siyasetin Türkiye için ne ifade ettiğinin farkında değiller.”

Sözcü’den Başak Kaya’ya konuşan Cihaner, CHP’nin 4-5 Kasım tarihlerinde yapılacak büyük kurultayında Genel Başkanlık için aday olan İlhan Cihaner, partinin çöküş halinde olduğunu ileri sürdü ve umudu yeniden diriltmek için yola çıktıklarını söyledi. Mevcut yönetimi ve değişimcileri eleştiren Cihaner, şunları kaydetti:

“Partiyi bu hale getiren yapının ikiye ayrılıp yine partiyi yönetme arzusu var. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, ‘Memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz’ diyordu. Bunlar da ‘Değişim yapılacaksa onu da biz yaparız’ diyor. Deniz Baykal’ın Anadolu solu olarak ortaya çıkan hareket, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle biraz daha muhafazakârlaşarak milliyetçiliğe doğru saptı. Bu lümpen bir siyaset tarzı. ‘Yine baharlar gelecekçiler’ ile ‘Her şey çok güzel olacakçılar’ arasındaki tartışmada siyaset yok.

Partide AKP’nin politikalarının hiçbirine engel olamamış bir yapı var. ‘Yetkiyi aldım istediğimi yaparım, laiklikle ilgili ters konum alırım, ittifak yaparım’ düşüncesi olmaz. Değişimcilere bakarsak bütün suç Kemal Kılıçdaroğlu’nun… Ama hepiniz oradaydınız… Bu sadece son seçim olayı değil. ‘Ben MYK’da itiraz ettim’ diyerek de çekilemezsiniz.

“Çürümeyi ortadan kaldırmamız lazım”

Çöküş halindeyiz. Umudu yeniden diriltmeliyiz. Değişimciler ve genel merkezciler süreci çok sertleştirdiler. Sürecin sonrasında keskin bir tasfiye kaçınılmaz gibi görünüyor ya da partiyi besleyen ana damarların bir arada devam edememe riski var. CHP savunduğu değerler ve destekleyen kitleler açısından Türkiye’nin kilit taşıdır. Kilit taşını ortadan kaldırdığınızda Türkiye toplumsal çatışmalara çok daha açık bir hale gelir. Bunun için doğru bir CHP inşa edilmeli. Kilit taşındaki çürümeyi ortadan kaldırmamız lazım.  Umudu yeniden diriltmeliyiz ama bu kadrolarla olmaz.

Bu partide koltuklarını kaybedince bir gün bile durmayacak olanlar var. Parti içinde bir şey yapmak için değil bir şey olmak için bulunanların ayrışması gerekir. Ayrışma kanserli hücrelerden, partiye tebelleş olan AKP artıklarından, sağ siyasi partilerde tutunamayan ve kafalarındakini CHP’ye egemen kılmak isteyenlerle olmalı. Referandumda rejim değiştiğinde, yeni bir yönetim anlayışının hâkim kılınması gerektiğini söylemiştik. Ama CHP’nin elitleri hiçbir şey olmamış ve sorumlulukları yokmuş gibi davrandılar. Bir hata olursa itiraz edersin ikincisi olunca gereğini yaparsın. Etkisiz, sonuç almayan siyasetin Türkiye için ne ifade ettiğinin farkında değiller.”

Paylaşın

Davutoğlu, İktidara “Biz Düşersek Gazze Düşer, Kudüs Düşer” Sözlerini Hatırlattı

TBMM’deki Saadet – Gelecek Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Seçimlerden önce iktidar ‘Biz düşersek Gazze düşer, Kudüs düşer’ diyordu. Uyanın, uyanın. Gazze siz iktidarken düştü. Bunun hesabını dünyada da ahirette de vereceksiniz” dedi.

Haber Merkezi / Davutoğlu konuşmasında ayrıca, “Beş arkadaşımız dün itibariyle Gazze’ye gitmek üzere müracaatta bulundu. Sizlerin selamını iletecekler” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TBMM’deki Saadet-Gelecek Grubu’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bu hafta hem bir onur hem de hüzün haftası. Onur haftası; çünkü cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağız. Herhangi bir yıl değil, 100 yıllık bir geçmişi hep beraber muhasebe etme dönemindeyiz. Hüzün haftası; çünkü hala Filistin’de Gazze’de her hanede yanan bir yangın var.

4 gün sonra Cumhuriyetimizin 100. yılı ve iktidarın herhangi bir hazırlığı yok. Birileri Cumhuriyet öncesi geçmişi hafızalardan silmeye çalışırken diğerleri de maalesef bütün bu sürekliliği yok etmeye çalışıyor.

İktidarın propaganda makinası, Türkiye’nin gündemini belirlemeye çalışırken gündemde 100 yılın muhasebesi yok. Türkiye Yüzyılı üzerinden bir hayal üretme çabası var. Şimdi tam da vaktiydi; Cumhuriyetimizin gelecek yüzyılı ancak geçmiş yüzyılını anlayarak inşa edilebilirdi. Hafızasını kaybetmiş bir milletin geleceğini kuramayacağının farkında değiller. Birileri cumhuriyet öncesi geçmişi hafızalardan silmeye çalışırken diğerleri de maalesef bu sürekliliği yok etmeye çalışıyor.

Beş arkadaşımız dün itibariyle Gazze’ye gitmek üzere müracaatta bulundu. Sizlerin selamını iletecekler.

Basit bir Anadolu denklemiyle anlatayım; Komşuda yangın var, 2 bina ötede ve binalar ahşap. O yangının size geleceği belli. Bir grup diyor ki; “Bana ne bu yangından, bırakalım yansın komşunun evi. Zaten o komşuda geçmişte bize ihanet etmişti.” Günlerdir bana ve Karamollaoğlu’na hakaret edenler bu güruhtan. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gittiğini söyleyenlere ama bugün İsrail’in yanında duranlara bilsinler ki söyleyecek çok sözümüz var.

“İktidar icraat yapar, miting yapmaz” dedi Karamollaoğlu. Çok doğru. Biz de miting yaptık, biz yaparız çünkü toplumda bir farkındalık oluşturuyoruz. Ve biz miting yaptığımızda 600 milletvekiline de davet gitti, 14 parti il başkanları davet edildi İstanbul’dan. Ayrım yapılmadı. İktidar miting yapmaz. Hem de Cumhuriyet’in 100. yılından bir gün önce. Tamam toplumsal duyarlılık oluşturmak isteyebilirsiniz, peki haftalardır neredeydiniz? Niye bu 3 haftada kan ve gözyaşını sadece seyrettiniz?

Cumhuriyetimizin 100. yılına onurla ama hüzünle giriyoruz. Hepimizin görevi, bütün tarihimizi bir bütün halinde okumaz, Cumhuriyetimizin olumlu, olumsuz mirasıyla gerektiğiyle yüzleşmek, gerektiğinde yeniden inşa etmek ve gelecek yüzyıla öyle hazırlanmak zorundayız. Mazlumların cumhuriyetine sahip çıkmak zorundayız.

Seçimlerden önce iktidar ‘Biz düşersek Gazze düşer, Kudüs düşer’ diyordu. Uyanın, uyanın. Gazze siz iktidarken düştü. Bunun hesabını dünyada da ahirette de vereceksiniz.”

“Filistin meselesinde 75 yıldır susuluyor”

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler ise şu şekilde:

“Her gün bir öncekini aratıyor gibi. Ama biz grup toplantılarımızda bir araya geldiğimizde, mümkün olduğu kadar her meseleyi gündeme getirmeye çalışıyoruz. Şimdi kapıdan girdikten sonra Grup Başkanımızın verdiği bilgiye istinaden. Sizleri de bilgilendirmek istiyorum. Biz mecliste insan hakları komisyonu olarak. 6 partinin de iştirakı ile Gazze’ye bir heyet göndermeyi arzu etmiştik.

Bu talep mecliste iktidar partinin oyları ile kabul görmedi. Bunun üzerine arkadaşlarımız iktidar partisinin dışındaki 5 partinin temsilcileri ile bir heyeti, Filistin’de olup biteni yerinde görmek üzere, gönderme kararı almışlar. Dış işleri Bakanlığı’na iletmişler.. Gerekli formaliteler tamamlandıktan sonra Filistin’i ziyaret edebilecekler.

Filistin meselesinde 75 yıldır susuluyor… Büyük İsrail Projesi uğruna dünyayı ateşe veriyorlar. Önceliği demokrasi olanlara soruyorum; ne oldu sizin demokrasi anlayışınız?

İsrail’e dur demedikçe kalıcı bir barış mümkün mü? Önceliğim İslami değerlerdir diyenlere sesleniyorum. Susarak ve sadece kınayarak, ne kadar bu vebale ortak olacaksınız?

ABD’nin haksız davasında İsrail’e verdiği desteği bizler haklı davamızda Filistin’i kardeşlerimize vermeceyeceksek, vay bizim halimize. ABD’nin kısa tarihi; katliamlar ve soykırımlarla doludur. Akıttığı kan ve gözyaşı ile beslendikçe obezleşmiş, ve daha fazla kan akıtmaya devam etmiştir. Kim ABD’yi kendine dost kabul etmişse başka düşmana ihtiyacı yoktur. Kim ABD yönetimi ile insan haklarını, demokrasiyi, barışı aynı cümle içinde kullanma yanlışına düşmüşse; bu yanlıştan dönmelidir, vazgeçmelidir…

ABD, İsrail’in Filistin’de yaptığı insanlık dışı işler dünya kamuoyunda yer bulmasın diye ağır bir sansür uyguluyor. Askeriyle tankıyla gemisiyle verdiği destek yetmezmiş gibi bir de tüm medya imkanlarını İsrail’in hizmetine adeta seferber ediyor.

Zalimin zulmü karşısında herkes sussa da biz susmayacağız. Gerçekte ne olup bittiğini herkes görmezden gelse de, biz hakikati görmeye devam edeceğiz.” Allah Filistinli kardeşlerimizin yardımcısı olsun.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği İçin “28-29 Kasım” İşaret Edildi

Türkiye’nin ve Macaristan’ın onay süreçlerini tamamlamasının ardından NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) katılması beklenen İsveç için, NATO dışişleri bakanlarının toplanacağı 28-29 Kasım tarihleri işaret edildi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek 2022’nin Mayıs ayında NATO’ya üye olabilmek için resmi başvuruda bulunmuştu. Finlandiya 4 Nisan 2023’te NATO’nun 31’inci üyesi olarak İttifak’a katılırken, İsveç ise Türkiye’nin itirazı nedeniyle NATO’ya katılma hedefini gerçekleştirememişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü’nü dün imzalamasının ardından İttifak üyesi ülkelere bir yazı gönderdi. Alman haber ajansı dpa’nın diplomatik çevrelerden edindiği bilgilere göre Stoltenberg, İsveç’in resmen üyeliğe kabulü için, Brüksel’de NATO dışişleri bakanlarının toplanacağı 28-29 Kasım tarihlerine işaret etti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü’nü imzaladığını duyurmuştu. İletişim Başkanlığı’nın X hesabından yapılan paylaşımda,” İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 23 Ekim 2023 tarihinde imzalanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmiştir” ifadeleri yer almıştı. İsveç’in üyeliği için NATO üyelerinden sadece Türkiye ve Macaristan’da meclis süreci henüz tamamlanmadı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, dün X hesabından yaptığı açıklamada şimdi konuyu ele alma sırasının meclise geldiğini belirterek NATO’ya üye olmayı “sabırsızlıkla beklediklerini” ifade etti. Stoltenberg de İsveç’in “hızlı bir şekilde” NATO üyesi olmasını beklediklerini açıkladı.

TBMM’den geçmesine kesin gözüyle bakılıyor

İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü’nün ne zaman TBMM’nin gündemine geleceği henüz bilinmiyor. Protokolün TBMM Genel Kurulu’nda oylamaya sunulmasından önce, TBMM’nin Dışişleri Komisyonu’ndan da geçmesi gerekiyor.

TBMM Başkanlığı’nın protokolü önce Dışileri Komisyonu’na göndermesi, komisyonun onayının ardından protokolün TBMM Genel Kurulu’na gönderilmesi bekleniyor. TBMM Genel Kurulu’nda yapılacak oylamanın ardından İsveç’in NATO’ya üye olması için gereken onay süreci tamamlanmış oluyor. Uzmanlar protokolün TBMM’den geçmesine kesin gözüyle bakıyor.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek 2022’nin Mayıs ayında NATO’ya üye olabilmek için resmi başvuruda bulunmuştu. Finlandiya 4 Nisan 2023’te NATO’nun 31’inci üyesi olarak İttifak’a katılırken, İsveç ise Türkiye’nin itirazı nedeniyle NATO’ya katılma hedefini gerçekleştirememişti.

Türkiye, “PKK gibi terör örgütleri ile yeterince mücadele etmediği” gerekçesiyle İsveç’in üyeliğini uzun süre bloke etmişti. İsveç, Türkiye’nin talepleri üzerine terörle mücadele yasalarını sertleştiren değişiklikleri yürürlüğe sokmuştu. İsveç’in Türkiye’nin taleplerini karşılamaya yönelik adımları neticesinde Türkiye Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan zirvede İsveç’in üyeliğine yönelik itirazını kaldırmıştı.

Türkiye’nin ve Macaristan’ın onay süreçlerini tamamlamasının ardından İsveç’in 32’inci üye olarak NATO’ya katılması bekleniyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan 100. Yıl Kutlamalarının Ertelenmesine Sert Tepki

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “‘Filistin’de bunlar oluyor, biz şenlikleri erteleyelim’ diyorlar. Bir 100 yıl sonra mı şenlik yapacaksınız? Bunlar şenliği başka türlü anlıyorlar galiba. Anmak demek, 100. yılı kutlamak demek, bilim insanlarının, sanatçıların, esnafın konuşması demek. Anıtkabir’i ziyaret etmek demek. Şehitlerimizin mezarını ziyaret etmek demek. Eğlenmek, gülmek dolayısıyla 100. yılı kutlamak demek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bizim belediyelerimizin olduğu her yerde her yer bayrağımızın renginde kırmızı beyaz olacak ve Cumhuriyetin 100’üncü yılı şenlik havasında turnuvalarla, konserlerle, yürüyüşlerle kutlanacak. Yani Cumhuriyet Halk Partisi 100’üncü yılımızı coşkuyla halkımızla birlikte kutlayacak.”

Kılıçdaroğlu, Filistin – İsrail savaşına ilişkin ise, “2 binden fazla çocuk katledildi, 5 binden fazla insan hayatını kaybetti. Hastane bombalanır mı ya? Akıl var mantık var. Ama bir insanın gözü dönmüşse, koltuğun derdine düşmüşse, bunu Netanyahu için diyorum, elbette hastaneyi bombalarlar… Ortadoğu ateş topuna döndü, bizimkiler bağırıyorlar: ‘Biz gelip arabulucu olalım mı?’ diye. Kimse bu sesi duymuyor. Niçin kimse duymuyor? Çünkü artık Türkiye dış politikasında güven veren bir devlet olmaktan çıktı” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının önemli bir bölümünü, Cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarının ertelenmesine ve Filistin – İsrail savaşına ayırdı: Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bütün dünyanın gözünün önünde masum çocukların katledildiğini görüyorsunuz, kadınların öldürüldüğünü, yaşlıların öldürüldüğünü görüyorsunuz. Nerede? Filistin’de. Kendilerini uygar bir dünyanın parçası olarak tanımlayan o sözde devletlerin yöneticileri ne yapıyor? Akan kanı mı durduruyorlar, hayır. Ellerinden gelse, utanmasalar alkış tutacaklar. 21. yüzyılın dünyasından söz ediyorum.

İki bini aşkın çocuk katledildi. Beş bini aşkın insan hayatını kaybetti. Hastane bombalanır mı? Akıl var, mantık var. Ama bir insanın gözü dönmüşse, artık bir şeyi görmüyorsa, kendi koltuğuna düşkünse, Netanyahu için söylüyorum; onlar giderler, elbette hastaneyi de bombalarlar. Bunun bütün dünyanın gözünün önünde yapılması, 21. yüzyılın dünyası için en büyük ayıplardan birisidir.

Geçmişte, Türkiye Ortadoğu’nun en güven veren ülkesiydi. Avrupa ve Ortadoğu arasında güzel bir coğrafyamız var. Güzel bir köprüdeyiz, Asya ile Avrupa arasında güzel bir köprüyüz. Türkiye Ortadoğu’da yaşanan bütün sorunlar açısından sorunu ilk çözecek ülke olarak akla gelirdi. Çünkü Türkiye dış politikası ile güven veren bir ülkeydi… Bugün geldiğimiz noktada Türkiye güven veren bir ülke olmaktan çıktı. Oysa pek çok uluslararası kuruluşun oluşumunda, özellikle İslam dünyası ve Orta Doğu’da Türkiye önderlik yapardı.

Bir sorun çıktığı zaman gelir Türkiye’nin kapısını çalarlardı. Bizim bu sorumuzu gelin çözün, diye. Bunun temelinde güven yatardı. Ama üzülerek ifade edeyim, son yıllarda Türkiye bu güveni kaybetti. Orta Doğu ateş topuna döndü. Bizimkiler bağırıyorlar, ‘Biz gelip arabulucu olalım mı, bizi arabulucu olarak görün’ diye. Kimse bu sesi duymuyor. Soru şu, ne için kimse duymuyor? Hangi gerekçe ile kimse duymuyor? Çünkü artık Türkiye, dış politikasında güven veren bir devlet olmaktan çıktı. Güven vermiyoruz…

Ortadoğu’nun yüzünü bize dönmesi ne demektir biliyor musunuz? Demokrasiye dönmesi demektir. Kadın ve erkek eşitliğine dönmesi demektir. Ortadoğu halkları bize imreniyor. Bizim gibi olmak istiyorlar. Özgür bir ülkede yaşamak istiyorlar. Ama bizim ülkenin yöneticileri de Orta Doğu’nun kralları gibi olmak istiyorlar.

Aramızda derin bir görüş ayrılığı var. Eğer dış politikayı, iç politikadan ayırmazsanız, iç politikanın malzemesi olarak kullanıp, oraya eklemlerseniz, o zaman dış politika dış politika olmaktan çıkar ve siz güven kaybına uğrarsınız. Türkiye geçmişte sorular çözmeye talip olmazdı, sorunları çözmeye davet edilirdi. Şimdi bizimkiler bağlıyorlar, ‘Gelin biz size arabuluculuk yapalım’. Ama kimse dinlemiyor. Sözü dinlenen bir Türkiye’den Orta Doğu’da dışlanan Türkiye konumuna geldik.

Arabuluculuk rolünü Katar’a verdiler. Katar yapıyor bunu. Bazen öyle bir dil kullanıyoruz ki, herkesi kırıp geçiyoruz. Sözümüzün nereye gittiğini bile hesaplayamıyoruz. Amerika iki uçak gemisi gönderdi. Erdoğan bağırıyor, ‘ABD nere, Akdeniz nere? Ne işin var senin orada?’ Allah aşkına biz de sormaz mıyız? Senin damadının Amerikan uçak gemisinde ne işi var? Ben bunu sormaz mıyım? İkili oynamayacaksınız, dürüst ve namuslu olacaksınız. Devlette ikili politika olmaz. Açık ve net olacaksınız.

Evet, söyleyebilirsin. Neden o gemi oraya gidiyor, diyebilirsin. Ama derken, damadına bakacaksın. Yakınlarına bakacaksın. Neyi, nasıl yaptığına da bakacaksın. Türkiye güven kaybetti, doğru… Dışişleri Bakanlığı’ndaki bürokratlar, sırada bürokratlar değildir. Dışişleri Bakanlığı da sıradan bir bakanlık değildir. Türkiye’nin dış politikasını belirler… Rüşvet alandan büyükelçi yaparsanız, Türkiye’nin dış politikası güven vermez. Bunu 50 sefer söyledim… Güveni temelden sarsıyoruz biz… Güven kaybı, dış politikada çok temel bir kayıptır.

Cumhuriyetin 100’üncü yaşını kutlayacağız. Biz Cumhuriyeti kan ve gözyaşı ile kurduk. Ağır bedeller ödedik. Ülke düşman işgali altındayken; babalarımız, dedelerimiz, annelerimiz büyük mücadele verdiler. ‘Gözüm Sakarya’da ama düşüncem İstiklal Yolunda, yani İnebolu’da. Acaba silahlar gelir ve biz Milli Kurtuluş Savaşı’nı verir miyiz diye.’ Milli Kurtuluş Savaşı sıradan bir savaş değil. Ağır bedellerin ödendiği bir savaştır. Biz Cumhuriyeti kurarken, Milli Kurtuluş Savaşını verirken bütün mazlum milletlere örnek olduk… 100’üncü yılını kutluyoruz, şu iktidarın ve onun destekçisi bir partinin oyları ile yabancı askerler Türkiye’ye davet ediliyor.

100’üncü yılında. Ne için, terörle mücadele edecekmişiz. Eğer bir iktidar Türkiye Cumhuriyeti devletinin 100’üncü yılında; terörle mücadele konusunda kendi ordusuna, kendi güvenlik güçlerine güvenmeyip de yabancı bir ülkenin askerini Türkiye’ye davet ediyorsa, artık o iktidarın bu ülkeye vereceği hiçbir şey yoktur. Ben onun vatanseverliğinden kuşku duyarım. Vatansever değildir bu insanlar. Ne demek? 35-40 yıldır mücadele ediyor bu ülkenin ordusu, korucusu. Gittiğiniz her yerde anlatın. Cumhuriyetin 100’üncü yılında yabancı askerleri bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletine davet edecekler, çağıracaklarmış. Neymiş, terörle mücadele için. Söyledim, bir daha söyleyeyim. Bu topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz.

‘Filistin’de bu oluyor, olaylar var, çocuklar katlediliyor. Efendim biz, şenlikleri erteleyelim.’ Bunlar şenliği başka anlıyor galiba. Anmak demek, 100’üncü yılı kutlamak demek, bilim insanlarının, sanatçıların, esnafın konuşması, gençlerin sokaklarda yürümesi, meşale taşıması, Anıtkabir’i ziyaret etmesi demek. Şehitlerimizin mezarını ziyaret etmek, eğlenmek, gülmek, dolayısıyla 100’üncü yılı kutlamak demek. Dışişleri Bakanlığı’nın içinde bulunduğu fecaati az önce anlattım. Katar Büyükelçimiz, efendim Cumhuriyetin 100’üncü yılını kutlamayı ertelemiş. Ama beyefendi kendisi gitmiş düğüne.

Fotoğrafa baktım, dedim ki ‘Bu bir Dışişleri mensubu olamaz.’ Bürokratik hayatımda çok büyükelçi ile karşılaştım. Bizim büyükelçilerimiz onurlu dururlar. El pençe kimsenin önünde durmazlar. Bilirler ki ‘biz Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil ediyoruz.’ O temsilden asla ödün vermezler. Düğünde çekilen fotoğrafı gördüm, iki eli önünde. Süt dökmüş kedi gibi iki kişinin arasında duruyor. Vallahi bu dışişlerinin yetiştirdiği bir büyük elçi olamaz dedim. Telefon ettim. Yahu bu adam kim? Gerçekten bu adam dışişlerinin yetiştirdiği birisi mi? Hayır öyle değil. Fotoğraf bile bunu söylüyor aslında. Türkiye’de Dışişleri Bakanlığını bu hale getirirseniz, Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürürsünüz.

“Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti”

Bütün hedefimiz, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmaktır. Göreceksiniz bizim belediyelerin olduğu yerlerde bütün sokaklar ve caddeler kırmızı beyaz olacak. Bayrağımızın rengi olacak. Cumhuriyetimizi sevinç ve coşku ile kutlayacağız. Konserler, bordo gösterileri, fener alayları, dans gösterileri, tiyatro gösterileri, müzik dinletileri… Bütün bunların tamamı gerçekleşecek… Yani CHP 100 yıllık Cumhuriyeti coşku ile kutlayacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün üç cümlesini de ifade edeyim. ‘Demokrasinin tam ve en belirgin hükümet şekli cumhuriyettir’ diyor. Yani Cumhuriyet, demokrasiyi inşa etmenin ilk ve en temel adımıdır. Cumhuriyeti kurarsınız, oturtursunuz, arkasından demokrasiyi inşa etme süreci gelir. Bu söylüyor Mustafa Kemal Atatürk. ‘Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.

Biz cumhuriyeti kurduk, cumhuriyet 10 yaşını doldururken, demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe koymalıdır.’ Ve ‘Cumhuriyet bilhassa, kimsesizlerin kimsesidir’ diyor. Yani Cumhuriyet’te kimse kendini kimsesiz hissetmesin. O nedenle diyoruz ki, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti ve 100 yaşını dolduran yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi.”

Paylaşın

HEDEP’den İktidara Filistin Tepkisi: Timsah Gözyaşı Dökerek Dayanışma Olmaz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız” dedi ve ekledi:

“İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.”

Hatimoğulları konuşmasının devamında, “Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Gazete Penecere’nin aktardığına göre, Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Biz bu grup toplantımızı yaptığımız anda bile İsrail Filistin’i vurmaya devam ediyor. Ağır bir savaş bölgeyi esir almış durumda. 7 Ekim’den bu yana yüzlerce sivil katledildi. Binlerce yaralı var. Yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. İsrail insanlık suçu, savaş suçu işlemeye devam ediyor.

2 Milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze, yıllar içerisinde İsrail tarafından açık cezaevine dönüştürüldü, şimdi ise topraklarından sürülmeye çalışılıyor. Hastaneler bombalanıyor. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı bağış çağrısı yapmış. Sağlık bakanlığı neyin bağışını isteyebilir ki? Akla ilk gelen kan bağışı. Ama değil. Yakıt bağışı istemiş. Yakıtın bittiği yerde sağlık malzemelerinin ve Filistin’de sağlık hizmetinin ne hale geldiğini varın siz düşünün.

Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız. İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.

Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.

Filistin halkı gerçek bir destek ve dayanışma bekliyor. Kudüs, Mescidi Aksa, Gazze… Bir asırdır yaşadıkları şiddete karşı yaşamlarını, topraklarını savunmaya devam eden, İntifada’larla tarih yazan mazlum Filistin halkının yanındayız. Bu bizim tarihsel bir sorumluluğumuzdur aynı zamanda.

İsrail’in saldırılarını acilen durdurması için muhatapları; bölge ve bütün dünya kamuoyunu seferberlik ruhuyla tavır koymaya çağırıyorum. Savaşlar karşısındaki sessizlik, ölümleri, vahşetleri, yıkımları onaylamak demektir. Vicdanı olan herkesi, tüm insanlığı savaş karşıtlığında birleşerek barışın tarafı olmaya ve sesini gür çıkarmaya çağırıyorum.

Savaşı dayatanların değil, barıştan taraf olanların sesi gür çıktığında dünya ve bölge değişecektir. O halde; Barışın sesini savaşı bastıracak kadar gür çıkaralım.

Filistin’in yaşadığı acıların benzerini Kürt halkı da on yıllardır yaşıyor. Ortadoğu’nun kanayan iki yarasının biri Filistin davası ise diğeri kuşkusuz Kürt sorunudur. Suriye’de 2011’den bu yana devam eden savaş sürecinde Kürtler komşumuz olarak kalmasın diye Türkiye’deki iktidarın yapmadığı şey kalmadı. Kürtleri Afrin’den sürdü. Şimdi İsrail’in Gazze’de yaşayan Filistinlileri Sina Yarım Adası’na ya da Necef Çölü’ne sürmek istediği gibi. Rojava’da kalan Kürtleri ve diğer halkları oradan sürerek demografik yapı değiştirilmek isteniyor. İşte Türkiye’ye neden

Suriye topraklarından elinizi çekin. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmek üzere hala dört parçada sorun olarak durmaya devam ediyor. Siz öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz.

Türkiye barış Meclisi’nin kuruluşunda büyük emek veren değerli Yaşar Kemal “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.” der. Evet Yaşar Kemaller barış için çalıştı, çabaladı. Biz Yaşar Kemallerin çağrısını yineliyoruz. Barışa sahip çıkalım, barışı bölgemizde tesis edelim, akan kanı durduralım.

Bugün otomotiv sanayisinde çalışan bir işçi kendi imal ettiği arabaya hayatı boyunca binemeyecek. Çünkü onu alabilecek parası yok.

2024 bütçesi görüşülmeye başladı. Bu bütçe Türkiye’de 84 milyon yurttaşımızı doğrudan ilgilendiren bir bütçe. Sunulan bütçe de göreceğiz ki hiçbir şey değişmemiş. Bu bütçede yine iktidar bir türküde söyler ya ‘tahsildar da çıkmış köyleri gezer, elinde kamçısı yoksulu ezer.’

“15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz”

Deprem bizden çok şey götürdü. Depremin üzerinden 8 ay geçti. Orada değişen hiçbir şey yok. İktidar, ana akım medyanın büyük kameralarının olduğu yerde çadırlar ve aşevi kurdu, bunları servis etti. Ama koca bir yalan. 15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz. Deprem bölgesinde insanlar hijyen malzemelerine, temiz içme suyuna ihtiyaç var.

Birçok bölgede taş üstüne taş konmamış. Okul bile yapılmamış. Çocukları servislere mahkum ederek 1-1.5 saatlik yol almalarını istiyorlar. Depremzedelere derhal konut inşa edilmelidir. 2024 bütçesinin temel odaklanacağı noktalardan biri depremzedelere verilecek konutların karşılanması olmalıdır.

Paylaşın

Bahçeli’den “24 saat” Açıklaması: Bizde Geri Adım Yoktur

“İsrail saldırıları 24 saat içinde bitmezse Türkiye gereğini yapmalıdır” açıklamasının arkasında olduğunu söyleyen MHP Lideri Bahçeli, “24 saat dolmuştur. Türkiye Cumhuriyeti insanlık nam ve hesabına, barış ve çözüm iklimini yeşertmek, garantörlük mekanizmasını kurmak adına her türlü müdahale ve mücadeleye hazır ve kararlı olmalıdır. Bizde geri adım yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birleşmiş Milletler etkisizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Refah Sınır Kapısı’nda boy göstermekten başka bir şey yapamamıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan umut yoktur. “Gazze için Kahire Barış Zirvesi”nden bir sonuç çıkmamıştır. İslam ülkeleri atıl ve aciz şekilde Gazze’nin bombalanmasını izlemektedir. O halde Gazze’yi koruma ve kollama misyonu Türk milletinin üzerindedir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, konuşmasında Filistin – İsrail savaşına değinerek şunları söyled:

“Bugün Gazze’de yaşanan felaketler bir insanlık suçudur. Kadim devlet aklımız ve irademizle devrede olmazsak, siyasi ve diplomatik temaslarımızı askeri caydırıcılıkla desteklemezsek, günü geldiğinde Gazze’deki dramların bir benzerine, Allah muhafaza ama, Anadolu’da da mahkum olmamız kaçınılmazdır.

Bu düşüncemin muhatapları zeka özürlüsü işbirlikçiler değildir. Bu düşüncemin muhatapları iç ihanet ve işgal cephesinde birleşen ciğeri beş para etmez soysuzlar hiç değildir.

21 Ekim 2023 akşamı sosyal medyadan yaptığım açıklamalar milletine, devletine, insanlık onuruna ve gelecek nesillere duymuş olduğum tartışılmaz sorumluluğun tanımı ve tavzihidir. O günden bugüne destek mesajları kadar haksız eleştiriler de tarafımca takip edilmiştir. Hatırlarsanız dediklerim şuydu:

‘Milliyetçi Hareket Partisi olarak çağrımız şudur: Eğer bugünden itibaren 24 saat içinde ateşkes sağlanamazsa, saldırılar durmazsa, mazlumların üzerine bombalar bırakılmaya ısrarla devam ederse, milletimle açık açık paylaşıyorum ki, Türkiye süratle devreye girmeli, tarihi, insani ve inanç sorumluluğunun gereği her neyse yapmalıdır. Gazze’yi koruma ve kollama misyonunu üstlenmek bize ecdadımızın mirasıdır.’

Bazıları şahsıma yönelik “önden siz buyurun” diye alaycı bir üslupla karalama kampanyasına alet oldular. Hiç merak buyurmasınlar, bizim anlayış ve anılarımızda kimin arkadan geleceğine bakmadan önden gider şehit Önkuzular.

Devletim istesin, milletim destek versin, şartlar da öyle gerektirsin, şayet Gazze’deki çocuklara kol kanat germek, füzeye karşı sapan taşıyla insanlık mevziisine girmek için yola revan olmazsam namerdim.

Bu vatanın çocuklarını ateşe atmak istiyormuşuz. Gazze’yi ecdad mirası olarak göremezmişiz. Ne işimiz varmış Gazze’de. İsrail-Filistin çatışması bizim meselemiz de değilmiş. Bu ifade sahiplerinin hepsi birden vicdanen ve kalben yanmış ve küle dönmüş bir avuç çapulcudur.

Gazze’deki toplu katliamı ve soykırıma varan İsrail şiddetini idrak etmek için Filistinli olmaya gerek yoktur, birilerinin iddia ettiği gibi Arap olmaya gerek yoktur, hatta Müslüman olmaya da gerek yoktur, sadece insan olmak, insani değerleri savunmak kafidir.

Hastaneler bombalanıyor. Okullar, camiler, kiliseler vuruluyor. Ey vicdansız dünya, çocuklar Kelime-i Şehadet getirerek can veriyor. Ey suskun insanlık, hayatta kalan Filistinli çocuklar sırayla kefenlenmiş cansız bedenler arasında anne ve babalarını ağlayarak arıyor ve araştırıyor.

Mazlumların ahı yüreklerimizi yakıyor. ABD-İsrail işbirliğiyle hazırlanmış planlar Gazze’nin yutulmasına hizmet ediyor. Gazzelilerin Sina Yarımadası’na, Batı Şeria’da yaşayanların da Ürdün’e sürülmesi için hazırlık yapılıyor. Bugün Filistin, yarın tüm bölge ve nihayet Türkiye’nin kuşatılması amaçlanıyor. Zulüm karşısında tarafsızlık namussuzluktur.

Biz çok şükür namussuz değiliz, tarafız, haklının, masumun, insan onurunun, tarih ve inanç bağlarımız olan kardeşlerimizin tarafıyız. 24 saat dolmuştur. Türkiye Cumhuriyeti insanlık nam ve hesabına, barış ve çözüm iklimini yeşertmek, garantörlük mekanizmasını kurmak adına her türlü müdahale ve mücadeleye hazır ve kararlı olmalıdır. Bizde geri adım yoktur.

Birleşmiş Milletler etkisizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Refah Sınır Kapısı’nda boy göstermekten başka bir şey yapamamıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan umut yoktur. “Gazze için Kahire Barış Zirvesi”nden bir sonuç çıkmamıştır. İslam ülkeleri atıl ve aciz şekilde Gazze’nin bombalanmasını izlemektedir. O halde Gazze’yi koruma ve kollama misyonu Türk milletinin üzerindedir.

Ya kalıcı barış ortamı sağlanarak iki devletli çözüm için taraflar masaya oturur ya da Gazze’nin imhasına Türkiye Cumhuriyeti her ihtimali dikkate alarak tepkisini üst düzeyde, en seri ve sert şekilde gösterir. Bizim tavrımız, tutumumuz ve duruşumuz budur.

Gazze’ye gitmek gerekirse de, hiç kimse meraklanmasın, Mescid-i Aksa’nın manevi ihtişamıyla, Allah’ın inayetiyle aranılan ve beklenilen her yerde şafak sökmeden olmasını da gayet iyi biliriz. Çocuklar ölmesin, bebekler ölmesin, kadınlar ölmesin, zalimler mahvolsun, caniler kahrolsun; huzur, barış ve istikrar derhal ve önşartsız çatışma bölgesine hakim olsun.”

Paylaşın

HEDEP’in Yeni “Merkez Yönetim Kurulu” Belli Oldu

15 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen Yeşil Sol Parti’nin (YSP) 4. Olağan Büyük Kongresi’nde partinin ismi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirildi.

İsmini değiştiren ve yeni eş genel başkanları ile Parti Meclisi’ni belirleyen HEDEP’in yeni Merkez Yönetim Kurulu da netleşti. Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre; HEDEP MYK’daki görev dağılımı şöyle oldu:

Parti Sözcüsü: Ayşegül Doğan
Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcıları: Vezir Coşkun Parlak ve Elif Bulut
Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcıları: Yardımcıları Ebru Günay ve Berdan Öztürk
Halklar ve İnançlardan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcıları: Mahfuz Güleryüz ve Yüksel Mutlu

Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü: Hatice Betül Çelebi
Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Öztürk Türkdoğan ve Nuray Özdoğan
Basın Yayın ve Propagandadan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Tayip Temel
Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu: Mehmet Tiryaki

Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Sözcüsü: Kerem Fırtına
Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu Eş Sözcüsü: Sevtap Akdağ Karahanlı
Sağlık Politikalarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Onur Hamzaoğlu
Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü: İbrahim Akın.

Kongrede belirlenen HEDEP’in 80 kişiden oluşan Parti Meclisi (PM) üyeleri ise şöyle:

Aysel Batyar Önsel, Bahattin Karaman, Hülya Kavuk, Öztürk Türkdoğan, Berdan Öztürk, İbrahim Akın, Perihan Pakize Sinemillioğlu, Berkat Kar, İdil Uğurlu, Recep Demirci, Beybün Aslan, İlknur Birol, Sami Evren, Beyza Zeyno Bayramoğlu, Kemal Bülbül, Selçuk Odabaşı, Burcugül Çubuk, Kerem Fırtına, Selda İlgöz Kocayiğit, Bülent Uyguner, Livan Orman, Sema Koç, Cabbar Leygara, Lütfü Kaya, Semiha Şahin, Canan Çalağan, Mahfuz Güleryüz, Semra Kıratlı,

Canan Kebenç Özkan, Mediha Yüksel, Senem Eriş, Cemile Turhallı Balsak, Mehmed Ali Yavuz, Serhat Eren, Derya Arslan, Mehmet Bozgeyik, Servin Kararkoç, Diyadin Fırat, Mehmet Rüştü Tiryaki, Several Ballıkaya Çelik, Ebrü Günay, Mehmet Saltoğlu, Sevtap Akdağ Karahalı, Edanur İbrahimoğlu, Melis Emine Tantan, Sezai Temelli, Elif Bulut, Metin Kılıç, Sinem Seven, Emirali Türkmen, Muhammed Ayten, Şakire Şeyda Ataş, Ender İmrek,

Murat Gökdağ, Tayip Temel, Evgil Türker, Murad Mıhçı, Tülay Korkutan, Fatma Çelik, Musa Piroğlu, Umut Vedat Açar, Fatma Koçyiğit Öner, Naciye İskender, Ümit Küçükbayatlılı, Funda Buyruk, Nevroz Şanlı, Ünal Yusufoğlu, Haci Erdemir, Nuray Özdoğan, Vedat Çınar Altan, Halime Bayram, Onur Hamzaoğlu, Vezir Coşkun Parlak, Hatice Betül Çelebi, Ömer Görünmek, Yüksel Mutlu, Hatice Doğan, Hülya Ateş, Özlem Gündüz, Özcan Teker.

Merkez Disiplin Kurulu Asil üyeleri: Cumhur Ege, Garip Kandemir,  Zeynep Nilgün Salmaner, Emine Akyazılı, Hüseyin Gözen, Eylem Arzu Kayaoğlu, Tülay Kılınç.

Uzlaşma Kurulu Asil üyeleri : Aylin Hacaloğlu, Ayşe Erdem, Nevzat Onuk, Ayşe Elif Ela Hasanoğlu, Mehmet Salih Yıldız.

Paylaşın

İsveç’in NATO’ya Üyeliği: Erdoğan Katılım Protokolü’nü İmzaladı

İletişim Başkanlığı, “İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 23 Ekim 2023 tarihinde imzalanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmiştir” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Erdoğan’ın kararından memnuniyet duyduklarını belirterek “Artık bu meseleyi ele alma sırası Meclis’te” dedi ve NATO üyesi olmayı umduklarının altını çizdi.

İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Katılım Protokolü’nün Meclis’te ne zaman oylanacağı henüz bilinmiyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 7 Eylül’de yaptığı açıklamada,  “TBMM bu sonbaharda yeniden açıldığında İsveç’in üyeliğinin en kısa sürede onaylanmasını bekliyorum” demişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç’in Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılım protokolünü imzalayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ye (TBMM) sevk etti.

İletişim Başkanlığı’nın sosyal medya hesabında yapılan paylaşımda, “İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 23 Ekim 2023 tarihinde imzalanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Ancak Türkiye, 2023 Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO zirvesinde sağlanan mutabakatın ardından İsveç’in üyeliğine itirazı kaldırmıştı. Mutabakat metninde NATO desteği karşılığında İsveç’in oluşturulacak Güvenlik Paktı çerçevesinde terörle mücadele konusunda Türkiye’ye güvence verdiği belirtilmişti.

Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için İttifak üyesi ülkelerin hükümetlerinin yanı sıra meclislerinin de onay vermesi gerekiyor. İttifak ülkeleri arasında Türkiye gibi Macaristan da İsveç’in üyeliğini henüz onaylamadı. Macaristan’dan yapılan açıklamada, Türkiye’nin tutumunun beklendiği bildirilmişti.

Türkiye ne aldı?

Ankara daha önce Finlandiya ve İsveç’in üyeliklerini onaylamayacağını, bu iki ülke terör konusunda gerekli adımları atmadıkları ve istenilen isimleri iade etmedikleri sürece NATO’ya üye olamayacaklarını söylemişti.

Özellikle İsveç’te yapılan Kuran yakma eylemleri Ankara tarafından sert tepkiyle karşılandı. Ne var ki, önce Finlandiya ardından da İsveç’in NATO üyeliklerine dair vetolar arka arkaya kaldırıldı.

Her iki ülke de NATO üyelik sürecinde terör yasalarında yeni düzenlemeler yaptı ancak Türkiye’ye herhangi bir terör suçlusunun iadesini gerçekleştirmiş değil.

Ancak Türkiye’nin vetoları kaldırarak ABD ile olan uçak satışları konusunda ilerleme kaydedebileceği düşünülüyor.

Paylaşın

“İYİ Parti İle AK Parti Yerel Seçimler İçin Anlaştı” İddiasına Yalanlama

İYİ Parti ile AK Parti’nin 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler için anlaştı iddialarına İYİ Parti kanadından yalanlama geldi: Bu iddiaların ciddiye alınacak bir yanı yok. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil.

İYİ Parti Sözcüsü ve Medya İlişkileri Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Başkanlık Divanı toplantısı ardından basın toplantısı düzenledi.

Gazze’de yaşananlar sonrası milli yas dolayısıyla ertelenen İYİ Parti’nin 6. kuruluş yıl dönümü etkinliğinin 28 Ekim Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda düzenleneceğini belirten Zorlu, “Bunun bizim için önemli bir yanı var. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan bir gün önce büyük Atatürk, Çankaya Köşkü’nde “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” demişti. Ve artık Cumhuriyetimizin ikinci asrına adım atmaya kısa bir süre kaldı. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında Milli Yükseliş’in coşku ve kararlılığını hep birlikte göstereceğimiz buluşmamıza vatandaşlarımızı davet ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamalarının sönük ve amacından uzak bir şekilde gerçekleştiğini savunan Zorlu, İletişim Başkanlığı’nın açıkladığı programın kutlamadan ziyade anma etkinliği olduğuna dikkat çekti. Kutlamaların bir kanun çerçevesinde gerçekleşmesi için hazırladıkları kanun teklifinin AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlatan Zorlu, “Kanun teklifimiz kabul edilseydi kutlamalar ülke sathında 23 Ekim saat 13.00’de başlayacak ve 30 Ekim saat 24.00’te sona erecekti. Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışan da buydu. Onlar bilmiyor ya da hatırlamak istemiyorlar ancak Cumhuriyet’in 10. yıl dönümü için 11 Haziran 1933’te 1305 sayılı kutlama kanunu çıkarılmıştı. Onuncu Yıl Marşı da burada doğmuştur” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Toplumsal Politikalar Başkanlığı tarafından Gazze’ye ulaştırmak üzere, Genel Başkan Meral Akşener’in himayesinde bir yardım çalışması başlattıklarını açıklayan Zorlu, “Dış ilişkiler başkanlığımız ve ayrıca Balıkesir Milletvekilimiz Turhan Çömez de süreci hızlandırmak üzere görüşmelere başlamıştır. Partimizin Gençlik Kolları ve İstanbul İl Başkanlığı da bu ilde toplanmak üzere yardımların toplanmasını koordine edecek. Bu kapsamda bir kargo uçağı kiralamak üzere THY ile görüşme halindeyiz. Mısır üzerinden karayolu ile, Refah Kapısı’na ulaşımın imkanları da araştırılmaktadır. Şartların uygun olması durumunda Gazze’de bir sahra hastanesi kurabilmek için koordinasyon çalışmalarımız sürmektedir. AFAD ile görüştük. Kendilerinin cevaplarını bekliyoruz” diye ekledi.

İYİ Parti – AK Parti anlaştı iddiası

Eski İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, yerel seçimlere yönelik İYİ Parti’nin AK Parti ile anlaştığına dair iddiası sorulan Zorlu, “Bu iddiaların ciddiye alınacak bir yanı yok. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bu iddiayı ortaya atanlara şu soruyu sormak isterim: CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı belli mi? Bu konuda bazı kafa karışıklıkları var. Bu konuyu daha fazla irdelemelerini tavsiye ediyorum” dedi.

Genel Başkan Meral Akşener’in, geçtiğimiz haftaki grup toplantısı sonrası bir gazeteciye verdiği cevap ardından bazı meslek örgütlerinin kınama mesajları yayımladıkları hatırlatılan Zorlu, “Bir yanlış anlaşılma olduğu kanaatindeyim. Genel Başkanımızın gazetecilik mesleği ile bu görevi yapan sizler gibi emektarlarla hiçbir sorunu olamaz. Aksine çok daha önem verdiğini yakından bilen biri olarak söylüyorum. Arkadaşımızın “gizli” ifadesi ile yönlendirme gayesine karşı gösterilmiş bir tepkiydi. Ancak son noktada, bu yemek konusunda, Ankara adaylığı ile seslendirilen iddialar tamamen gerçek dışıdır. Son derece nezaket çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir yemektir” yanıtını verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’da Altılı Masayı oluşturan partilerin il ve ilçe yöneticileriyle bir araya geldiğine yönelik haberler hatırlatılan Zorlu, “Bizim hiçbir yetkilimiz, temsilcimiz bahsedilen toplantıda yer almadı. Herhangi bir davet de tarımıza gönderilmemiştir” dedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın