İYİ Parti’de İstifa Dalgası Devam Ediyor!

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de istifa dalgası devam ediyor. Son olarak, Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Mehmet Tosun, partideki görevlerinden ve partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Mehmet Tosun, istifasına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bodrum Belediye Başkan Adaylığı, Muğla Milletvekili Adaylığı ve Yerel Yönetimler Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenmiş olmanın sorumluluğuyla İYİ Parti çatısı altında geçirdiğim süre boyunca, partimizin yükselmesi ve gelişmesi için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Bu süreçte başta çok değerli Muğlalı ve Bodrumlu hemşehrilerim olmak üzere, İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener’e, İl ve İlçe Başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimiz, gönüllülerimiz ve İYİ Parti’ye oy vermiş tüm vatandaşlarımıza vermiş oldukları desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Gördüğümüz lüzum üzerine İYİ Parti’deki tüm görevlerimden ve parti üyeliğimden istifa ettiğimi belirterek, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”

İYİ Parti’nin milletvekili sayısı 38’e düştü

Öte yandan 14 Mayıs Genel Seçimlerinde İYİ Parti’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren 44 milletvekilinden 1’i ihraç edilirken 5’i istifa etti. Buna göre, İYİ Parti’nin Meclis’te bulunan milletvekili sayısı 38’e düştü.

İYİ Parti’de ilk milletvekili istifası Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu’nun istifa ile başladı. Hatipoğlu, 2 Kasım 2023’te partisinden istifa ederek AK Parti’ye geçti. Hatipoğlu, AK Parti’de Eskişehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi.

İYİ Parti’de ikinci istifa Ankara Milletvekili Adnan Beker’den geldi. Beker, 16 Kasım’da partisinden istifa ettiğini duyurdu. Parti’de üçüncü istifa İYİ Parti 28. Dönem İstanbul Milletvekili ve Kurucular Kurulu Üyesi Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’ndan geldi. Yanıkömeroğlu, partisinin kuruluş amaç ve ilkelerinden bir süredir uzaklaştığını belirterek istifa ettiğini 6 Aralık’ta duyurdu.

15 Aralık’ta ise İYİ Parti İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Son milletvekili istifası ise İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’dan geldi. Arslan, 21 Aralık’ta partisinden istifa ettiğini duyurdu. 5 Aralık 2023’te ise İYİ Parti Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır partisinden ihraç edildi. Böylelikle İYİ Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 38’e indi.

Son dönemde İYİ Parti’de istifa eden ve görevden alınan diğer önemli isimler ise şöyle:

“İYİ Parti Adıyaman Kurucular Kurulu üyesi olan Mithat Solgun,
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok (Görevden alındı)
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ece Güner,
İYİ Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ve beraberindeki 6 Meclis üyesi,
2023 Genel seçimlerde İYİ Parti’den Hatay 2. sıra milletvekili adayı olan eski futbolcu Gökhan Zan.

Ayrıca, partide il yönetimlerdeki istifalar ise hala devam ediyor.

Paylaşın

Osman Kavala: Bu Kadar Hukuktan Kopma Beklemiyordum

Altı yılı aşkın süredir hapiste tutulan iş insanı Osman Kavala, “AİHM’in 2019 yılında verdiği kararda belirttiği gibi ilk tutuklanmam delile dayanmıyordu, siyasi saiklerle yapılmış bir hak ihlaliydi” dedi ve ekledi:

“Gezi davasının beraatle sonuçlanmış olması, geç de olsa adalet mekanizmasının çalıştığını gösterdi, inancım boşa çıkmamış oldu. Beraat kararından sonra yaşananların, yargının siyasallaşması ve yasaların keyfi kullanılması sürecinde ileri bir aşamaya geçildiğini yansıttığını düşünüyorum. Bu kadar gözü kara bir şekilde hukuktan kopma beklemiyordum.”

Artı Gerçek’ten İrfan Aktan’a konuşan Osman Kavala’nın röportajından bir bölüm şöyle:

Hapishane koşullarının ağırlığına haksız, hukuksuz bir biçimde içeride tutuluyor olmanın duygusu ve ülkedeki genel gidişatın karamsarlığı eklenince sorması ayıp oluyor ama, altı yıllık mahpusluk karşısında genel olarak nasılsınız?

Sanırım vücut ve ruh sağlığımda ciddi bir hasar yok. İnsan organizması koşullara adapte oluyor. Eşimden, ailemden gördüğüm destek, dostlardan, bir kısmıyla daha önce tanışmadığım duyarlı insanlardan gelen dayanışma mesajları moralimi güçlü tutmamı sağlıyor. Sadece hapiste olmam değil, ülkemin ve dünyamızın hali de mutlu olmama pek izin vermiyor. Gene de umudumu koruyorum, umudu koruyabilmenin ruh sağlığı için gerekli olduğunu düşünüyorum.

1+1 Express dergisinin 2022 Güz sayısına verdiğiniz söyleşide şöyle demiştiniz: “Sadece delilsiz değil, son derece mantıksız da olan suçlamalarla beş yıla yakın cezaevinde bulunmak insanın yaşadığı toplumla ilişkisini sorgulamasına neden oluyor. Bunun olağanüstü bir hukuksuzluk vakası olduğunu düşünüyorsunuz, bu ve benzerleri yaşanırken, insanların özellikle de sizi tanıyanların, her şey normalmiş gibi davranıyor olmalarını yadırgıyorsunuz.” Sizinle söyleşi yapacağımı söylediğim bir arkadaş, “Kavala bütün bu olanlardan sonra hepimizden nefret etmemeyi nasıl başarıyor” diye sormamı istedi. Bu soruya yanıtınız ne olur?

Size bu soruyu soran arkadaşınız belli ki her şey normalmiş gibi davranmayanlardan. Aksi takdirde, böyle bir soru sormak aklına gelmezdi. Express dergisindeki söyleşide sadece benim başıma gelene değil, başka vahim hukuksuzluklara da daha fazla tepki gösterilmesini beklediğimi belirtmiştim. Bunların birbirleriyle ilişkisinin kurulması durumunda hukuk devletinin temellerine yönelik tehdit tam manasıyla anlaşılabilir. Ancak maalesef hukuk ihlallerinin yaygınlaşması bir tür kanıksamaya, “bizde böyle” tavrının benimsenmesine yol açıyor. Bu da durumu normalleştirmeye hizmet ediyor.

“Bu kadar gözü kara şekilde hukuktan kopma beklemiyordum”

İlk başlarda adalet mekanizmasının çalışacağına dair inancınızı ifade ediyordunuz. Sizin bu yaklaşımınızı şekillendiren iyimserliğinizin kaynağı ne tür bir öngörüydü? Şu anda bu yaklaşımınıza dair ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

AİHM’in 2019 yılında verdiği kararda belirttiği gibi ilk tutuklanmam delile dayanmıyordu, siyasi saiklerle yapılmış bir hak ihlaliydi. Gezi davasının beraatle sonuçlanmış olması, geç de olsa adalet mekanizmasının çalıştığını gösterdi, inancım boşa çıkmamış oldu. Beraat kararından sonra yaşananların, yargının siyasallaşması ve yasaların keyfi kullanılması sürecinde ileri bir aşamaya geçildiğini yansıttığını düşünüyorum. Bu kadar gözü kara bir şekilde hukuktan kopma beklemiyordum.

Geriye dönüp baktığınızda, savunma stratejinizle ilgili ne düşünüyorsunuz? Yapılandan farklı bir yöntem izlenseydi, içeride ve uluslararası alanda daha büyük bir kamuoyu yaratılsaydı, kampanyalar düzenlenseydi, sizce sonuç farklı olmaz mıydı?

Geçenlerde Dışişleri Bakanı’nın da belirtmiş olduğu gibi, yurt dışından gelen, AİHM kararına uyulması ve benim serbest bırakılmam ile ilgili talepler, siyasi müdahaleler olarak ilan edildi, böyle bir propaganda yapıldı. Bu da yargının siyasi tercihlere uygun biçimde davranmasını meşrulaştırmaya, AİHM kararlarını değersizleştirmeye hizmet etti. İçeride daha ciddi bir kamuoyu tepkisi etkili olabilirdi. Ancak, toplumun bir kısmı iktidarın söylemlerini sorgulamıyor, bir kısmı da önceki cevabımda değindiğim gibi, bu tür sorunların vaka-i adiyeden olduğu şeklinde bir düşünceye kendilerini inandırıyor.

“Gezi protestolarının bir kumanda merkezi, beyni yoktu, ama kalbi vardı”

İktidarın Gezi olaylarıyla ilgili özel bir hesaplaşma programı olduğunu ve sizlerin de bu çerçevede cezalandırıldığını görüyoruz. Öyle ki, Anayasa Mahkemesi’nin Gezi davasından tutuklanmış olan Hatay Milletvekili Can Atalay lehine kararı Yargıtay’ın sopasıyla karşılık buldu, iktidar içinde de büyük bir çatlak oluşturdu. Sizce iktidar cephesi açısından Gezi olayları ve Gezi davası neden bu kadar net bir kırmızı çizgi?

Kırmızı çizgi uygun bir tanım mı, emin değilim. Bence iktidar Gezi davasının kendisine siyaseten fayda sağladığına inanıyor. Bu davayla sivil toplum kuruluşlarına iktidarı rahatsız edecek türden faaliyetlerde bulunmamaları yönünde güçlü bir mesaj verildi, verilmeye devam ediyor.

İddianamedeki suçlamalar ve sonunda verilen mahkûmiyet kararları Gezi’nin dış güçlerin hükümeti devirmeye yönelik kalkışma teşebbüsü olduğu şeklindeki siyasi söyleme dayanak olma işlevini görüyor. İlk başından beri hapiste bulunmam da bu kalkışmanın dış güçlerin bir komplosu olduğuna dair kurgunun kanıtı gibi sunuldu. Bu kurgu sadece Gezi olaylarıyla kısıtlı kalmadı, kitlesel protestoları ve muhalefeti dış güçlere hizmet etmekle itham eden söyleme destek olma işlevi de gördü.

Taha Akyol’un Karar gazetesindeki bir yazısında “AK Parti son on yıldaki yanlışlarını dış güçler kavramıyla ve muhalefete yönelik ‘ihanet’ suçlamasıyla örttü” tespiti çok yerinde. Bu kavramın ve suçlamanın otoriterleşmeye meşruiyet kazandırmak için de kullanıldığına işaret etmek gerekir. Gezi protestoları hızlı bir şekilde birçok şehre yayılmış, beklenilmeyen bir kitleselliğe ulaşmıştı. İnsanların protestolara katılmak için farklı motivasyonları vardı, ancak parkın korunması birleştirici ve gösterilere anlam ve meşruluk kazandıran ortak talepti.

Daha önce de söylemiştim, Gezi protestolarının bir kumanda merkezi, beyni yoktu, ama kalbi vardı, kalbi Gezi Parkı’ydı.

Röportajin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Gelecek Partisi’nde Ahmet Davutoğlu Yeniden Genel Başkan Seçildi

Gelecek Partisi’nde yeniden genel başkan seçilen Ahmet Davutoğlu, “Büyük bir coşku ve heyecanla hazırlandığımız ikinci büyük olağan kongremizi, yaşadığımız acı sebebiyle, şehitlerimizin ruhunu incitmeden; büyük bir vakar içerisinde, yasal zorunluluk nedeniyle asgari düzeyde katılım ile gerçekleştirdik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ederken, yeni oluşan parti yönetimimize görevlerinde başarılar diliyorum. Kongremiz, milletimiz için hayırlı olsun.”

Gelecek Partisi’nin 2. Olağan Kongresi, Ankara Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. “Basına kapalı” olarak yapılan kongrede partinin yeni yönetimi belirlendi.

Yeniden Gelecek Partisi genel başkanı seçilen Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Büyük bir coşku ve heyecanla hazırlandığımız ikinci büyük olağan kongremizi, yaşadığımız acı sebebiyle, şehitlerimizin ruhunu incitmeden; büyük bir vakar içerisinde, yasal zorunluluk nedeniyle asgari düzeyde katılım ile gerçekleştirdik. Bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ederken, yeni oluşan parti yönetimimize görevlerinde başarılar diliyorum. Kongremiz, milletimiz için hayırlı olsun” dedi.

Gelecek Partisi

Gelecek Partisi, 12 Aralık 2019’da eski dışişleri bakanı (2009-2014) ve başbakan (2014-2016) Ahmet Davutoğlu tarafından kuruldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle 28 Ağustos 2014’te başbakan seçilen Davutoğlu, daha sonra, iktidarın Türkiye’nin hükûmet biçimini parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürme hareketlerine karşı çıktı. Erdoğan ile fikir ayrılığı, Davutoğlu’nun 22 Mayıs 2016’da başbakanlıktan istifasıyla sonuçlandı.

İstifasının ardından Davutoğlu, partiyi kendisine karşı ihraç istemi ile disipline sevk etmesine neden olan AK Parti hükûmetini sık sık eleştirdi. Buna karşılık olarak 13 Eylül 2019’da AK Parti’den istifa etti.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimine karşı yeni bir parti kurmaya ilgi duyduğunu ifade etti ve sonunda 12 Aralık 2019’da Gelecek Partisi’nin kurulduğunu ilan etti. Yeni parti 152 kişiden oluşan ve çok sayıda eski AK Parti yetkilisi ve iştirakini içeren kurucu üyelerden oluşan listesini yayınladı.

Gelecek Partisi, Çankaya’da bulunan genel merkez binasını 26 Temmuz 2020’de açtı. Davutoğlu tarafından 2 Nisan 2021’de yapılan açıklamada, YSK tarafından partinin seçimlere girmeye hak kazandığını belirtti.

6 Temmuz 2023 tarihinde Saadet Partisi ve Gelecek Partisi yetkilileri TBMM’de ortak bir grup kurulması konusunda anlaşıldığını bildirdiler.

“Saadet Partisi-Gelecek Partisi İttifakı” adıyla imzalanan protokol sonrası Gelecek Partisi milletvekilleri olan Mustafa Nedim Yamalı, Serap Yazıcı Özbudun, Cemalettin Kani Torun, Sema Silkin Ün, Selim Temurci, İsa Mesih Şahin, Doğan Demir, Mustafa Bilici, Hasan Ekici ve Selçuk Özdağ partilerinden istifa edip Saadet Partisine katılarak Saadet Partisinin TBMM’de bir parti grubu kurmasını sağladılar. Kurulan bu yeni grubun başkanı Selçuk Özdağ oldu.

Paylaşın

Ahmet Türk, Aktif Siyaseti Bıraktığını Duyurdu

Eski Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, aktif siyasetten çekildiğini belirterek, “Kürt halkının mücadelesini farklı platformlarda sürdüreceğim” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), dün 10 il ve bağlı birçok ilçede belediye eşbaşkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclis üyelerini belirlemek için halk oylaması gerçekleştirdi.

Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlığı için aday adaylığı başvurusu yapan Ahmet Türk, daha önce yaptığı açıklamada birinci turda seçilememesi halinde aday adaylığından çekileceğini belirtmişti.

Türk, dün yapılan seçimlerde sandıktan birinci çıktı. Ancak yüzde 50+1 barajını geçemedi.

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Türk, aday adaylığından çekildiğini duyurdu. Türk, “Daha önce yüzde 50’yi aşmamam durumunda çekileceğimi açıklamıştım. Halkın sahiplenmesinde dolayı halka teşekkür ediyorum. Aktif siyasetten çekiliyorum. Kürt halkının mücadelesini farklı platformlarda sürdüreceğim” dedi.

Ahmet Türk kimdir?

1942 yılında Mardin’de dünyaya gelen Ahmet Türk, 1973’te Demokratik Parti’den Mardin Milletvekili olarak seçilen Türk, daha sonra buradan istifa ederek CHP’ye katıldı ve 1980 yılına kadar siyasi hayatına burada devam etti.

1987 yılında SHP’ye katılan Türk, 1989 yılında Paris’te düzenlenen Kürt konferansına katıldığı gerekçesiyle SHP’den ihraç edildi. Ahmet Türk, 2009 yılında kapatılan DTP’nin kurucularından olmuştur.

2007 Genel Seçimlerinde Bağımsız Mardin Milletvekili olarak meclise giren Türk, kurucusu olduğu DTP 2009 yılında kapatılınca milletvekilliği düştü. 2014 yılında BDP’nin desteği ile Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Ahmet Türk, 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde HDP Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı oldu.

Paylaşın

Erdoğan, Yeniden Refah’ı Seçim İş Birliğine İkna Edebilir Mi?

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere 2,5 ay kala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Yeniden Refah Partisi’nden (YRP) gelen açıklamalar nedeniyle kızgın olduğu öne sürüldü.

Gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’daki yazısında, “Yeniden Refah Partisi’nin iktidara yönelik açıklamaları ve 2024 bütçesine hayır oyu vermesinin Erdoğan’ı kızdırdığını geçen yazımda aktarmıştım. O kızgınlık nedeniyle pazartesi günü AKP Genel Merkezi’nde yapılacak olan heyetler arası görüşme iptal edildi” bilgisini paylaştı.

“Bir sonraki görüşme için de YRP aranmadı” diyen Bozkurt, “Bu arada YRP yöneticilerinin açıklamaları da AKP’deki kızgınlığı hayli arttırdı. YRP, AKP ile anlaşamasalar bile görüşmelerin sürmesinden yana. Bu nedenle bazı parti yöneticilerinin açıklamalarının kişisel olduğunu ilan etmek zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.

Bozkurt, gelişmelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“YRP başta İstanbul olmak üzere pek çok seçim bölgesinde kritik öneme sahip. Seçim hesaplarını çok hassas yapan Erdoğan kızgınlığını bir kenara bırakarak Fatih Erbakan’la görüşebilir mi? Bu mümkün. Mesele görüşmeleri değil zaten, anketler nedeniyle hayli öz güvenle hareket eden YRP’yi seçim iş birliğine ikna edebilir mi? Mesele bu…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Kayyum Politikası Halkın İradesini Yok Saymaktır

Diyarbakır’da gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Ali Babacan, “İktidarın uyguladığı kayyum politikası halkın iradesini yok saymaktır. Bu kayyum politikası halkı cezalandırmaktır. Kayyum politikası demokrasimizin orta yerine açılmış koca bir çukurdur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu önemsiz. Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu değersiz. Değerli arkadaşlar, demokrasilerde böyle bir şey olmaz. Sayın Erdoğan, belediye başkanlığı ile çıktığı yolda o günkü vesayet düzenine karşı mücadele ederek halkın oylarıyla kazandı. Ama şimdi iş döndü dolaştı kendisi bir vesayet düzeni oluşturdu.”

Babacan, açıklamasının devamında, “Bu ülkenin sorunlarının çözümü meşru demokratik siyasetten geçer. Herkes iddiasını, çözümlerini, projelerini ortaya koyar, halk kimi seçerse belediyeyi de yerel yönetimleri de kanunlar ve kurallar çerçevesinde o yönetir. O kadar. Bunun dışındaki her uygulama demokratik açıdan da meşru değildir, vicdani açıdan da meşru değildir” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin aday tanıtım töreni ve bir dizi ziyaretler için Diyarbakır’daydı. Bir otelin toplantı salonunda düzenlenen aday tanıtım toplantısına katılan Babacan, partisinin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin adaylarını tanıttı.

Babacan, Büyükşehir Belediyesi adayının Cenap Ekinci, Eğil ilçesi adayının Zeynel Bekil, Ergani ilçesi adayının Süleyman Efe, Kayapınar ilçesi adayının Hebun Aytekin olarak belirlendiğini açıkladı. Toplantıya Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ile Ankara Milletvekili Sadullah Ergin, belediye başkan adayları ve partililer katıldı.

Ali Babacan, toplantıda yaptığı konuşmada iktidarın kayyum politikasına, Kürtçe dili üzerindeki baskılara, iktidarın ekonomi yönetimine, Diyarbakır’ın yerel sorunlarına değindi. Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Biz Diyarbakır’da kuzuyu hatırlayan, Ankara’da kurdun yanı başında hizaya gelenlerden olmadık. Ülkemizin DEVA’sının her zaman birlikte, beraberlikte, barışta, demokraside olduğunu söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz. Demokrasinin yerelden başlayacağını söyledik. Söylemeye de devam edeceğiz. Sayın Erdoğan Diyarbakır’a geldiğinde şehirde Kürtçe afişler açılıyor, değil mi? Görüyorsunuz sağda solda. Ama Ankara’ya gidince işler hemen değişiyor. Ankara’ya ayağa bastığı anda ortaklarını hatırlıyor, başka bir zihin dünyasında gömülüyor. Ve anında burayı unutuyor.

Ben öyle Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de başka konuşup Diyarbakır’a geldiğinde lafı değiştirenlerden değilim. Bir kez de Diyarbakır’dan yüksek sesle söylüyorum. İktidarın uyguladığı kayyum politikası halkın iradesini yok saymaktır. Bu kayyum politikası halkı cezalandırmaktır. Kayyum politikası demokrasimizin orta yerine açılmış koca bir çukurdur.

“Bir vesayet düzeni oluşturdu”

Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu önemsiz. Beştepe’dekilere göre Diyarbakırlının oyu değersiz. Değerli arkadaşlar, demokrasilerde böyle bir şey olmaz. Sayın Erdoğan, belediye başkanlığı ile çıktığı yolda o günkü vesayet düzenine karşı mücadele ederek halkın oylarıyla kazandı. Ama şimdi iş döndü dolaştı kendisi bir vesayet düzeni oluşturdu.

Bu ülkenin sorunlarının çözümü meşru demokratik siyasetten geçer. Herkes iddiasını, çözümlerini, projelerini ortaya koyar, halk kimi seçerse belediyeyi de yerel yönetimleri de kanunlar ve kurallar çerçevesinde o yönetir. O kadar. Bunun dışındaki her uygulama demokratik açıdan da meşru değildir, vicdani açıdan da meşru değildir.

Gerçekten iktidarda olanlar memleketin ne hale geldiğini, ülkeyi ne hale getirdiklerini bilmiyorlar. Eskiden Keçiören’de bir apartman dairesi otururken o Türkiye’nin zirve yaptığı yıllarda, bütün dünyada başımız dik dolaştığımız, itibarlı olduğumuz yıllarda, Keçiören’de bir apartman dairesinde oturuyordu. Komşuları vardı ya. Şöyle girerken çıkarken karşılayacağı, hal hatır soracağı. Apartmandan çıktığında emeklilerle karşılaşırdı. Ama ne zamanki kendisini Külliye’ye hapsetti, ne zamanki vatandaşlarla, insanlarla olan bağını koparttı, o gün bugündür Türkiye belini doğrultamıyor arkadaşlar.

Biliyorsunuz ülkemizde şu anda en çok konuşulan ikinci dil meclis çatısı altında ısrarla ama ısrarla yok sayılıyor. Bugünün Türkiye’sinde ya. Meclis tutanaklarını bir açıp baksanız ki internette hepsi var. Merak edenler girsin, şöyle baksın o günlerde, o konuşmalarda tutanaklara ne geçiyor? Yani kürsüden bir-iki kelime bir-iki cümle Kürtçe konuşuyor ya milletvekilleri, ama meclis kayıtlarına tutanaklara nasıl geçiyor? Bazen X yazıyorlar, bazen bilinmeyen bir dil yazıyorlar. Yahu siz Fransızcayı, İngilizceyi konuşulduğunda biliyorsunuz da bu ülkede en çok konuşulan ikinci dili mi konuşulduğunda anlamıyorsunuz, bilinmeyen bir dil diye yazıyorsunuz?

“Yanlış ortaklar, yanlış kılavuzlar, seni yanlış yollara sokar”

Bugünkü iktidar döndü dolaştı 90’lı yıllara götürüyor ülkeyi. Sadece ekonomik açıdan değil sadece yüksek enflasyon sadece geçim sıkıntısı hayat pahalılığı açısından değil. Ama her alanda her alanda memleketi 2002 öncesine park etmeye çalışıyorlar. Tuttular en sonunda Diyarbakır’ın meşhur bir işkencesinin adını da İzmir’de bir ilkokula verdiler ya. Ne biçim bir iş bu? Ama ne demişler? Kılavuzunu doğru seçeceksin, değil mi? Ortaklarını doğru seçeceksin. Yanlış ortaklar, yanlış kılavuzlar, seni yanlış yollara sokar.

Amedspor’a yöneltilen bu öfkeyi, fiziki şiddete varan ırkçı muameleyi görüyoruz ve reddediyoruz. Ya 90’lı yılların simgelerini, sloganlarını, katillerini pankart yapıp maçlarda gösteriyorlar insanlara ya. Böyle bir şey olur mu? Hiç utanmıyorlardı ya. O gencecik çocukları, o körpe zihinleri, maç izlemeye gelen lise öğrencilerini, üniversite öğrencilerini. Daha o yaşlarda ayrımcılıkla zehirliyor bunlar ya. Bakın arkadaşlar, bunları yapanlar var ya, bu ayrımcılığı, bu ırkçılığı yapanlar var ya, bunlar bu ülkenin en önemli beka tehlikesidir arkadaşlar.

Her yanda olduğu gibi arkadaşlar Türkiye’nin dört bir köşesinde olduğu gibi Diyarbakır’da da uyuşturucu madde kullanımı artmış durumda. Ve aslında bu işte yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Çünkü yerel yönetimler yereli en iyi bilenler. Mahalle mahalle iyi tanıyanlar. Gençleri sahipsiz bırakmayacak onları bu illetten kurtarmak için yereldeki bütün imkanları da seferber edeceğiz. Gençlerimizin sağlıklı ve sıhhatli bir yaşam sürdürmesi bir numaralı meselemiz.

İnsanlarımız evlerini güçlendirecek paraları olmadığı için hasarlı binalarda yaşamak zorunda kalıyor. Deprem tüm illerimizde ve ilçelerimizde birinci önceliğimiz olacak. Deprem eylem planımızda da belirttiğimiz gibi kentsel yenilenme projelerini daha düşük maliyetli, kolay ödenebilir bir hale getireceğiz. Ve kentsel yenilenmeyi de demokratikleştireceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan İle Murat Kurum Arasında Şaşırtan Diyalog

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum arasında şaşırtan bir diyalog yaşandı. Erdoğan, Ankara ve diğer illerdeki adayları pazar günü açıklayacaklarını söylediği anda Murat Kurum, Erdoğan’a eğilerek ‘Pazartesi günü’ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Murat Kurum’a yanıtı ‘Yok pazar gününe aldık’ şeklinde oldu. Kurum’un da durumdan haberdar olmadığı ortaya çıktı, şaşırdığı anlar kameraya yansıdı. AK Parti, daha önce yaptığı duyuruda adayları 15 Ocak pazartesi günü duyuracaklarını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hz. Ali Camii’nde cuma namazının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Geçtiğimiz pazar İstanbul merkezli olarak bazı büyükşehirlerle illerin açıklamalarını yaptık. Şimdi bu hafta da pazar günü Ankara merkezli olarak büyükşehirler ve kalan illerin açıklamasını yapacağız. Şu anda ön açıklamaları arkadaşlarımız yapıyor. Pazara yetiştirmeye gayret ediyoruz. Pazar günü inşallah Ankara merkezli olarak büyük ihtimalle ATO Kongre Salonu’nda bu toplantımızı yapıp yine büyükşehirlerle kalan illerimizin açıklamasını yapacağız. Bugün yine il merkezimizde İstanbul’umuz ve çevreyle ilgili bir çalışmayı bugün yarın devam ettireceğiz.

Cumhur İttifakı olarak bizim başından itibaren gayet samimi bir havada Cumhur İttifakı olarak neler yapabiliriz, arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor, arkadaşlarımızın yaptığı çalışmalarda geldikleri nokta nedir bunların değerlendirmesini yapıyoruz. Yine Devlet Bey’le dün bu minval üzere çalışmamızı yaptık.

Malum Manisa ve Mersin’de büyükşehir olarak şu anda MHP çalışmalarını sürdürüyor. Onlar da bu çalışmalarda gayet güçlü bir şekilde gerek Büyükşehir adayı noktasında gerek ilçeler üzerindeki çalışmalarını birlikte arkadaşlarımızla yürütüyorlar. Diğer büyükşehirlerde de bizimle yine aynı kararlılıkta çalışmaları yürütüyoruz. Çok çok emin adımlarla inanıyoruz ki bu seçimlerde Cumhur İttifakı karşı yakada olanlara beklemediği bir hüsranı yaşatacaktır. Bu konuda teşkilatlarımız çok güçlü el ele vererek çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

Öte yandan gazetecilerin önünde Erdoğan ile Murat Kurum arasında şaşırtan bir diyalog yaşandı. Erdoğan, Ankara ve diğer illerdeki adayları pazar günü açıklayacaklarını söylediği anda AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum, Erdoğan’a eğilerek ‘Pazartesi günü’ dedi. Erdoğan’ın Murat Kurum’a yanıtı ‘Yok pazar gününe aldık’ şeklinde oldu. Kurum’un da durumdan haberdar olmadığı ortaya çıktı, şaşırdığı anlar kameraya yansıdı. AK Parti, daha önce yaptığı duyuruda adayları 15 Ocak pazartesi günü duyuracaklarını açıklamıştı.

Erdoğan’dan İsrail ve Yemen açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde “soykırım” suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanında açtığı davaya ilişkin ise İsrail’in bugün itibarıyla savunmasını yapmaya başladığını hatırlattı. Türkiye’nin verdiği belgelerin “ciddi manada Lahey’de iş gördüğünü” söyleyen Erdoğan, bu belgeleri artırarak vermeye devam edeceklerini belirtti.

Erdoğan, “İnanıyorum ki şu anda bizim teslim ettiğimiz belgeler, ağırlıklı olarak görsel belgeler de söz konusu. Bu belgelerle İsrail orada mahkum olacaktır. Bunu bekliyoruz. Çünkü Lahey Adalet Divanı’nın adaletine de inanıyoruz. Bugün itibarıyla İsrail kendini savunuyor. Savunurken de tabii savunmadan falan bahsediyor. Nasıl bir savunmaysa. İsrail burada savunma değil taarruzla bir defa açık hava hapishanesi durumunda olan Filistin’e karşı ayın 7’sinden itibaren bölgeyi kan gölüne çevirdi. 22-23 bin orada sadece Filistinliyi öldürdüler, şehit ettiler” dedi.

Erdoğan ABD ve İngiltere kuvvetlerinin Yemen’deki Husi hedeflerini vurmasına ilişkin bir soru üzerine ise şöyle konuştu: “Orantılı bir eylem söz konusu değil. Bu yapılanların hepsi de orantısız bir güç kullanımıdır. Bu orantısız güç kullanımını şu anda Amerika aynı şekilde İsrail Filistin’de de yapmakta. İran, tüm bunların karşısında kendini nasıl korur ona bakmakta. İngiltere zaten Amerika’yla beraber bu süreç içerisinde hep adımını atmıştır, atmaya devam ediyor. Şu anda Kızıldeniz’i malum bunlar adeta bir kan gölüne çevirme hevesi içindeler.

Yemen, Husilerle şu anda bütün güçlerini kullanmak suretiyle bölgede ister Amerika olsun ister İngiltere olsun onlara karşı gereken cevabı verdiğini ve vereceğini söylüyor. Bu konuda en ufak bir rehavete yer olmadığını da ifade ediyorlar. Şu anda çok değişik kanallardan değişik haberler alıyoruz. Husilerin gerek Amerika’ya karşı gerek İngiltere’ye karşı çok başarılı savunmalar yaptığını, başarılı cevaplar verdiğini farklı kanallardan alıyoruz.”

ABD ve İngiltere, Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları nedeniyle dün gece Yemen’deki Husilere ait hedefleri vurdu. Husiler yaptıkları açıklamada saldırıların yanıtsız kalmayacağını duyurdu.

Paylaşın

DEM Parti’den CHP İle Görüşme Açıklaması: Henüz Netleşen Bir Şey Yok

Partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, CHP ile yapılan görüşmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Görüşme sonrası sizin de takip ettiğiniz gibi ortak bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada da ifade edildiği gibi yerel seçimler, kayyım rejimi, yargı krizi, ekonomik kriz, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü gibi pek çok başlıkta fikir alışverişinde bulunuldu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında yerel seçimlerde güçbirliği yapılabilir mi yapılamaz mı, yapılması muhtemel yerler nereler olabilir, buna dair bir çalışma yürütülebilir mi gibi konuların konuşulduğunu kendileri de açıkladı. Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek. Henüz netleşen bir şey yok. Çalışmalar ilerledikçe kamuoyu düzenli bir biçimde bilgilendirilecek. Tüm süreçlerde ola geldiği gibi açık ve şeffaf bir biçimde bunları sizlerle paylaşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında partisinin ön seçim hazırlıklarına ve siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Doğan, şunları söyledi:

“Partimizin aylardır ince eleyip sık dokuduğu, üzerinde çok büyük bir titizlikle çalıştığı ön seçimlerin arifesindeyiz. Türkiye siyasi tarihinin en kapsamlı seçimine sayılı saatler kaldı. Bizim için hem bir ilk hem değil. Çünkü doğrudan demokrasinin işletilmesi yalnızca dışa dönük bir talebimiz değil. Her zaman halkların iradesinin doğrudan sandığa yansıdığı, seçimlere yansıdığı yöntemleri tercih ettik. Hem genel seçimlerde hem yerel seçimlerde böyle bir gelenekten geliyoruz ama bir yandan da bir ilki gerçekleştiriyoruz. Aylardır sürdürdüğümüz tartışmalarda bize oy verenlerin, gönül verenlerin, gözü kulağı bizimle birlikte olanların bir talebi oldu.

Kendi şehirlerimizi yönetecek adayları biz seçmek istiyoruz dediler ve biz de parti olarak kolaylaştırıcılık rolü üstlendik bu talebin gerçekleşmesi için. Bu hafta sonu, yani 13-14 Ocak’ta 90 seçim bölgesinde sandıklar kurulacak ve 100 bine yakın delege sandık başında olacak. Bazı şehirlerden örnekler vererek rakamlar paylaşmak isterim. Sadece Diyarbakır’da 20 bin kişi sandık başına gidecek. Mardin, Van, Batman ve koşullarımızın el verdiği 90 seçim bölgesinde en kapsamlı şekilde doğrudan demokrasinin işleyebilmesi için tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Kalan eksiklerimizi de bu son saatlerde gidermeye çalışıyoruz.

Böyle bir pratiği ilk kez hayata geçiyoruz. O yüzden haftalardır boşuna bir demokrasi şöleni tanımlaması yapmıyoruz. İçini, altını ve sahaları dolduruyoruz. Partimizin adayını değil aslında o ili, ilçeyi, beldeyi yönetecek adayı seçiyoruz. Yaklaşımımızı da bu titizlikle ele aldık. Bütün çalışmalarımızı aynen bu incelikle ve hassasiyetle yapmaya çalıştık. Ön seçim yapılacak her yerde tıpkı buradaki gibi bir heyecan var, yalnızca bir farkla. Alışılageldik siyasi partilerde gördüğünüz gibi Genel Merkezimiz dolup taşmıyor. Yani Genel Merkezde bir aday pazarlığı olmuyor. İl, ilçe, belde parti binalarımız da dolup taşmıyor. Nereler dolup taşıyor?

Sokaklar, mahalleler, alanlar dolup taşıyor. Çünkü aday adayları propagandalarını yapıyor. Dolayısıyla aslında yalnızca sokaklarda, mahallelerde yapmıyorlar. Şöyle bir örnek uygulama da yaptık. Adaylarımız canlı yayında kayyımlara karşı projelerini anlatıyorlar; kadınlar, gençler, ekoloji için ne yapacaklarını anlatıyorlar. Aday adayları ilkelerimiz, programlarımız ve tüzüğümüz çerçevesinde nasıl bir yönetimi hayata geçireceklerini de günlerdir anlatıyor. Canlı yayınlar başladı dünden bu yana. 3 büyükşehir için.

Van, Mardin ve bu akşam da Diyarbakır için. Kimler oylanacak bu hafta sonu onu da sizlerle paylaşmak isterim. Bu hafta sonu 90 seçim bölgesinde belediye eş başkanı, belediye meclisi üyesi ve il genel meclis üyesi aday adayı olarak toplam yaklaşık 4000 kişi yarışacak. Sadece PM üyelerimizin oy kullanmayacağını yaptığımız açıklamalarda söylemiştik. Aslında kent uzlaşısı kavramının bir başka alameti farikası da bu. Kent uzlaşısı, kamuoyunda takip ettiğimiz kadarıyla dar bir biçimde tartışılıyor.

Kent uzlaşısı yalnızca güç birliği, işbirliği yapmak ya da demokrasi güçleriyle veya siyasi partilerle buluşmak üzere geliştirdiğimiz bir kavram değil. Yerel seçimlerdeki gibi bir taktik ya da strateji değil. Yalnızca böyle ele almamak gerekiyor. Biz kent uzlaşısını ön seçimde de uyguluyoruz. Ne demek kent uzlaşısı, nasıl yansıyor ön seçimlere? O kentlerde, seçim bölgelerinde oy kullanacak delegasyon işte bu kent uzlaşısı çerçevesinde belirlendi.

Nasıl yapıldı? Şehirlerin en geniş çeperine ulaşılarak yapılmaya çalışıldı. Dolayısıyla yalnızca partimizin, bileşen partilerimizin üyeleri değil; başından beri söylediğimiz gibi STK ve meslek örgütleri, partimizin eski yönetici ve çalışanları, dünden bugüne bizimle yürümüş herkes, temsilcileri ve bizzat kendileri delege olarak oy kullanabilecek. Her bir delege toplam 3 oy kullanacak. Belediye başkan aday adayı, il genel meclisi aday adayı ve belediye meclis üyesi adayı olmak üzere 3 oy kullanacaklar. Tabii ki eşit temsiliyet ilkesinden vazgeçmiyoruz, daha da çok sahipleniyoruz. Özellikle başından beri kadınlara çağrımız var.

Tüm adaylıklarda bir kadın ve bir erkeğe oy verilecek. 5 bine yakın parti çalışanımız, milletvekillerimiz, danışmanlar, PM ve MYK üyelerimiz sahada ön seçim boyunca çalışıyor olacaklar. Her ön seçim bölgesinde de hiçbir adaletsizliğin yaşanmaması için, eşit ve demokratik bir yarışın gerçekleşebilmesi için gerekli komisyonlar kuruldu. İtirazlar alınacak. İtirazlar olursa bunun için seçim komisyonları ve gerekli mekanizmalar oluşturuldu. Ön seçimlerde herhangi bir aday yüzde 50+1 oranında oy alamazsa ikinci seçim yapılacak. İkinci turda en fazla oy alan isim DEM Parti’nin belediye eş başkan adayı olacak.

“Kayyımların bileti kesildi, onları 31 Mart’ta gönderiyoruz”

Yine çok merak edilen başka bir şey. Sandıktan çıkan sonuca Genel Merkezimiz nasıl davranacak? Bir kez daha tüm açıklığıyla söylüyorum ki sandıktan çıkan sonuç partimizin kabul edeceği, saygılı olacağı bir sonuçtur. Kimsenin bundan şüphesi olmasın. O yüzden tüm delegelere özellikle kendi iradelerini yansıtacak adayları seçebilmek için sandık başında olma, sandık güvenliğini sağlama ve oylarına sahip çıkma çağrımızı yineliyorum.

Bu ön seçim yaklaşımıyla bir kez daha yerel demokrasiyi ve yerelin iradesini daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bunu pratiğimizde de ortaya koyuyoruz. Hile hurda, oy taşıma, seçmen kaydırma, mükerrer oy kullanma ne yaparlarsa yapsınlar kazanacağız. Bu konuda kesin kararlıyız, hiç yolu yok. Kayyımların bileti kesildi. Biletlerinin kesildiğini sizler de göreceksiniz. 31 Mart’ta kayyımları gönderiyoruz. Hileden söz etmişken bazı örnekler vermek isterim. Bugün de haberlerde yer alıyordu.

Bakın seçim bölgem Şırnak’a gidelim. İşsizlik ve yoksulluk nedeniyle göç veren bir şehir. Seçmen sayısı yerel seçimlere aylar kala birdenbire 8342 kişi Şırnak Merkez’de artmış. Daha çok örnek verebilirim. Bu kadar göç veren bir şehirde nasıl olur da seçime aylar kala seçmen sayısı 8342 kişi artabilir? Yine bir diğer örnek Iğdır’da iki yeni mahalle ve en az 4361 şüpheli seçmen kaydı var. 7 ay önceki seçimde olmayan bir adreste toplam 743 erkek, seçmen olarak kaydedilmiş. Adres sorgulama sisteminde buranın emniyet müdürlüğü olduğunu tespit ediyoruz. Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde belli ki 743 polis ikamet ediyor. Iğdır ilinde demek ki polisler evden online çalışıyorlar. Bunun başka izahı olamaz. Bu saydıklarım tespit ettiklerimiz, tespit edemediklerimiz de var.

Şu bilinsin ki tespit etmek üzere çalışıyoruz. Saha da çalışıyoruz, burada da çalışıyoruz. Hukuk Komisyonumuz çok yakından takip ediyor. İl ve ilçe örgütlerimiz de öyle. Milletvekillerimiz, PM ve MYK üyelerimiz seçmen kayıtları üzerinde çalışıyor. İtiraz başvuruları hazırlandı. Her bir hileli seçmen kaydı için gereken hukuki süreç de başlatılacak. Tekrar ediyorum; mükerrer oy, hayali seçmen kayıtları, seçmen taşıma, mazbata gaspı, ne yaparlarsa yapsınlar kayyımları göndereceğiz. Bu konuda kesin kararlıyız.

Birinci ve ikinci parti olarak çıktığımız yerlerde hazırlıklarımızın süreceğini, koşullarımızın el verdiği her yerde ön seçim yapacağımızı daha önce duyurmuştuk. Bunun da kent uzlaşısı kapsamında olacağını söylemiştik. Türkiye’nin geri kalan yerlerinde, batısında ilk etapta aday göstereceğimiz 27 ilçeyi geçenlerde açıklamıştık. Merkezi Seçim Koordinasyonumuz ve Yerel Yönetimler Kurulumuzun çalışmaları ve sunumları doğrultusunda ilerleyen bir çalışma var. Aşama aşama bu konuya ilişkin açıklamalar yapacağımızı; aday göstereceğimiz yerler, aday göstermeyip güç birliği yapacağımız yerler olacağını daha önce de ifade etmiştik.

Bu doğrultuda aday göstereceğimiz bazı yeni yerleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ankara, Antalya, Bolu, Konya, Kocaeli, Kayseri, Samsun olmak üzere toplam 7 ilde aday göstereceğiz. Aday göstereceğimiz yerlere ilişkin çalışmalar tamamlandıkça aşama aşama sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Gözünüz kulağınız bizde olmaya devam etsin. Seçimin kilit partisi olduğumuzun farkındayız. Bu bilinçle ve sorumlulukla hareket ediyoruz. Çalışmalarımız netleştikçe de sizlerle açık ve şeffaf bir biçimde paylaşıyoruz.

“Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek”

Şimdi merak edilen bir başka konu da muhtemelen dün Cumhuriyet Halk Partisi ile yapılan görüşme. Sorular gelmeden bununla ilgili bir özet yapmak istiyorum. Dün Eş Genel Başkanlarımız başkanlığındaki bir heyet CHP’ye iadeyi ziyarette bulundu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve heyetiyle bir görüşme gerçekleşti. Görüşme sonrası sizin de takip ettiğiniz gibi ortak bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada da ifade edildiği gibi yerel seçimler, kayyım rejimi, yargı krizi, ekonomik kriz, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü gibi pek çok başlıkta fikir alışverişinde bulunuldu.

Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında yerel seçimlerde güçbirliği yapılabilir mi yapılamaz mı, yapılması muhtemel yerler nereler olabilir, buna dair bir çalışma yürütülebilir mi gibi konuların konuşulduğunu kendileri de açıkladı. Her iki partinin ilgili komisyonları çalışmaları yürütecek. Henüz netleşen bir şey yok. Çalışmalar ilerledikçe kamuoyu düzenli bir biçimde bilgilendirilecek. Tüm süreçlerde ola geldiği gibi açık ve şeffaf bir biçimde bunları sizlerle paylaşacağız.

Soru: CHP ile yapılan görüşme için detay verdiniz ama sonraki süreçte ortaklaşmaların yöntemine dair açıklık getirebilir misiniz? 

Açıklamamda değindiğim gibi bir ortaklaşma olacak mı olmayacak mı? Henüz bu konuda netlik kazanmış bir şey yok. Bunlarla her iki partinin ayrı komisyonları tarafından karşılıklı bir biçimde değerlendirilecek. Kent uzlaşısı çerçevesinde bir mutabakat gelişirse olgunlaştığı zaman sizlerle paylaşılacaktır. Ancak henüz paylaşmaya değer bir durum söz konusu değil.

Soru: Selahattin Demirtaş 14 Mayıs seçimlerinin ardından aktif siyaseti bıraktığını söylemişti. Geçtiğimiz günlerde Eş Genel Başkanlarla görüşen Demirtaş, partiye önerilerde bulundu mu? Demirtaş DEM Parti ile siyasete geri mi döndü?

Demirtaş zaten siyasette. Aktif siyaseti bırakma açıklamasından sonra da savunmalarında nasıl siyasetin içerisinde olduğunu görmüşsünüzdür. Keşke geri dönebilse, keşke bu haksız ve hukuksuz tutuklamalar sona erse ve içeride rehin tutulan tüm siyasetçilerimiz çıkıp kaldıkları yerden devam edebilse. Zaten haksız bir şekilde hapisteler. Dolayısıyla siyasetçilerimiz oldukları yerden siyasete devam ediyorlar. Ne vazgeçtiler ne ayrıldılar ne de böyle bir durum söz konusu. Bunu savunmalarından da görüyoruz. Aylardır sürüyor Kobani Kumpas Davası. Siyaset bizim geleneğimizde yalnızca bir siyasi partide şu anki hukuksuz uygulamalara göre tariflenen ya da onların izin verdiği ölçülerde yapılabilen bir şey değil.

Soru: Partinizin cezaevlerinde süren açlık grevlerine ilişkin yaklaşımı nedir?

Partimizin açlık grevlerine ilişkin yaklaşımı son derece nettir. Partimiz uzun yıllardır Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözümün mücadelesini veriyor. Sayın Öcalan’ın konudaki rolünün ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Partimize oy verenlerin talepleri de yansıyor zaten. 100’ü aşkın cezaevinde yüzlerce siyasi tutsak 27 Kasım’dan bu yana açlık grevinde. Talepleri Kürt sorununa demokratik çözüm ve Sayın Öcalan’a özgürlük. Aynı zamanda Barış Annelerinin Diyarbakır, Van, İzmir, Adana, Mersin ve İstanbul’da adalet nöbetleri var. Barış Anneleri kaygılı. Kendilerini ziyaret eden milletvekili ve yöneticilerimize, barış aktivistlerine ilettikleri talepleri tahmin etmek zor değil.

Açlık grevlerinin dönüşümsüz bir hale gelmemesi, hapislerden cenazelerin çıkmaması ve bu konuda hükümetin adım atması için çağrıda bulunuyorlar. Seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Çeyrek asırdır süren bir tecritten, 100 yıllık Kürt sorunundan bahsediyoruz. Her açıklamamızda önümüzdeki yerel seçimlerin partimiz için belediye seçimlerinden ibaret olmadığını söylüyoruz. Olağanüstü koşullarda seçimleri karşılıyoruz. Süren çatışmaları ve Kürt sorununun çözümsüzlüğündeki ısrarı, geliştirdiğimiz politikalar ve karşılaştığımız engellemeleri bütün anti demokratik işleyiş ile birlikte ele almak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın tecrit koşullarına ilişkin söz kurmadığımız gün yok. Niye her gün bu konuya dair açıklama yapmak gereği duyuyoruz?

90’lardan bu yana Türkiye’nin çatışma çözümü deneyimine bakalım ve Öcalan devreye girdiğinde yaşananları hatırlayalım, çatışmasızlığın kazandırdığını hatırlayalım. Dolayısıyla tecrit son bulmalıdır. Bu konuda girişimlerimiz oldu, oluyor. Milletvekilleri olarak Adalet Bakanlığına başvurduk. Grup Başkanvekillerimiz görüşmeye ilişkin açıklama yaptı. Dilekçelerimizi Adalet Bakanlığına sundular. Bunlar iletişim kanallarının açılması için verdiğimiz ilk dilekçiler değil. Bundan önceki dönemlerde de oldu. Bu kadar uzun süreli, kanunsuz, hukuksuz bir tecrit yapılamaz. Kişiye özel bir uygulama yapılamaz.

Ailesi ve avukatları ile görüştürülmüyor. Sadece kendisi değil kendisiyle birlikte olan diğer tutsaklar da görüştürülmüyor. Hiçbir haber alınamıyor. AİHM’e de yapılmış sayısız başvuru var. Bu konunun kaygı yaratıyor olması kamuoyu tarafından anlaşılır olmalı. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi değil. Bu kayyım meselesi gibi yalnızca DEM Parti’yi ilgilendiren bir konu olmamalı. Öcalan’ın barışa dönük rolünün önemi konusunda geçmiş tecrübelerden dersler çıkarmazsak, maalesef Türkiye’nin barışına geç kalmış oluruz, Türkiye’nin demokratikleşme ihtimalini ıskalamış oluruz. Bunlar artık birbirinden ayrılamaz konular.

“Barışa Ses Olalım” kampanyası var. Bu kampanya gittikçe büyüyor. Bugüne çeşitli inisiyatifler, gruplar sayısız çağrı yaptı, yürüyüşler yaptı, toplantılar düzenledi ama hala daha hükümet herhangi bir adım atmadı. Asıl bu soru Adalet Bakanlığına sorulmalı. Ne bekleniyor? Niye Sayın Öcalan avukatları, ailesi ve daha önce olduğu gibi heyetlerle görüştürülmüyor? Neden İmralı Hapishanesi kamuoyuna açılmıyor? Bunu bile talep etmek suç sayılıyor. Bunlar tartışıldı. Türkiye’de 564 şair, yazar ve entelektüel ne diyor? “Bizler Türkiye’nin sorunlarının müzakere yöntemiyle çözülmesi gerektiğini belirtiyoruz. 2013 yılında başlayan ve halkta büyük barışma umudu yaratan Çözüm Süreci kıymetli bir deneme olarak yaşandı.

Sorunun muhataplarından biri olan Abdullah Öcalan ile görüşmeler barışın olanaklarını doğurmuştu. Toplumun çok büyük bölümünün rıza gösterdiği bu süreç tekrar başlayabilir. Toplumsal barış için cesaretli olmalıyız, diyalogdan ve konuşmaktan korkmalıyız.” Olduğu gibi alıntıladım “Barışa Ses Olalım” başlıklı deklarasyonun bir bölümünü. Kim bundan, neden korkuyor? Bir kez daha DEM Parti olarak Adalet Bakanlığına, iktidar blokuna, bu konudaki tüm yetkililere sesleniyoruz; 35 aydır hiçbir şekilde haber alınmayan, çeyrek asırdır süren bu tecrit ve mutlak iletişimsizlik haline son vermek gerekiyor.

Paylaşın

Yeniden Refah’tan AK Parti İle İşbirliği Açıklaması: Tabanımız İstemiyor

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Doğan Aydal, “Erdoğan, Yeniden Refah’ı arka bahçesi gibi görmeye çalıştı. Ortada uzlaşma niyeti yoktu. Kanal İstanbul beka sorunumuzdur bizim. Bu sebep bile Murat Kurum’un İBB Başkanı olmaması için yeterlidir” dedi ve ekledi:

“Bizim bir partiye güç verişimizi ciddiye almadıklarını gördüm. Onların bizimle yaptığı toplantıları havanda su dövme toplantıları olduğunu fark ettik. Bizim tabanımız da onları istemiyor.”

Doğan Aydal, açıklamasının devamında, “AKP’li arkadaşlar diyorlar ki ‘bizi desteklemezseniz CHP kazanacak.’ Biz AKP’ye kazandırmak için var olan bir parti değiliz. Anlaşamayabiliriz, öyle de gözüküyor. Bizimle İstanbul adaylarını da paylaşmadılar” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanvekili Doğan Aydal, Halk TV’de yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Aydal’ın açıklamalarında öne çıkanlar şöyle:

“Erdoğan, Yeniden Refah’ı arka bahçesi gibi görmeye çalıştı. Ortada uzlaşma niyeti yoktu. Kanal İstanbul beka sorunumuzdur bizim. Bu sebep bile Murat Kurum’un İBB Başkanı olmaması için yeterlidir. Bizim bir partiye güç verişimizi ciddiye almadıklarını gördüm. Onların bizimle yaptığı toplantıları havanda su dövme toplantıları olduğunu fark ettik. Bizim tabanımız da onları istemiyor.

AKP’li arkadaşlar diyorlar ki ‘bizi desteklemezseniz CHP kazanacak.’ Biz AKP’ye kazandırmak için var olan bir parti değiliz. Anlaşamayabiliriz, öyle de gözüküyor. Bizimle İstanbul adaylarını da paylaşmadılar.

Murat Kurum isminde Emine Erdoğan’ın etkisi olduğunu düşünüyorum. Murat Kurum beyefendiyle tanışıyorum, gayet beyefendi biri. Ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaptığı dönemde poşetten başka bir şey var mı aklınızda kalan? 25 kuruşluk poşet… Onda bile mantık hatası var. Cumhurbaşkanının eşi önem veriyor diye bunun peşine düşüldü.

“AKP hiç olmadığı kadar sıkıntıda, aday bile bulamıyor”

“Biz Murat Kurum’u deprem döneminde de gördük. Algı yönetimi ile kurulmuş bir söylem geliştiriyor Murat Kurum. AKP hiç olmadığı kadar sıkıntıda, aday bile bulamıyor. Dikkatinizi çekmiştir, en sıkıntılı şehirlerde bile eski adaylarını yeniden gösterdi.

Bunlardan en dikkat çekenlerinden biri Kocaeli. Tahir Büyükakın iki metro vadetmiş ikisi de yok. Temiz hava demiş her gün zehir soluyoruz. Temiz su vadetmiş, sular pis. Tramvay yapacağım demiş, bir tanesi bile bitmemiş. Bütün bu olmazlar içinde bile aynı kişiyi aday yapıyorsa AKP çok çaresiz demektir. Ankara, İstanbul ve İzmir’i kaybedince de kendisini yenilmiş sayacak.”

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Krizi Derinleşti

HRW, 2024 Dünya Raporu’nda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2024 Dünya Raporu’nu yayınladı. HRW, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında yeniden seçilmesinin ardından siyasi saiklerle alınan mahkeme kararlarının ve adalet sisteminde güç mücadeleleri yaşandığına dair ortaya çıkan emarelerin, ülkede hukukun üstünlüğü ilkesinin ortadan kalkması tehlikesini doğurduğunu belirtti.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; HRW Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson raporda, “Erdoğan’ın seçim zaferinin ardından yargıdaki güç mücadeleleri ve mahkemelerin kararlarını siyasi saiklerle vermeleri hız kazandı ki, bu da ülkede insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün uğradığı erozyonun ne kadar derinleşmiş olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Hugh Williamson, “Türkiye’nin yüzüncü yılındaki insan hakları karnesinde, susturulmuş bir medya ve düzenli olarak hedef alınarak cezalandırılan siyasi muhalifler yer aldı,” şeklinde konuştu.

Raporda Türkiye’nin yüzüncü yılında, medyanın sansüre maruz kaldığına ve bağımsız haber kuruluşlarının keyfi para cezaları ve kovuşturmalarla mücadele ettiğine dikkat çekildi.

“Erdoğan hükümetinin medyanın büyük bir bölümünü kendi kontrolünde tutması, özellikle seçim yılında daha da önem kazandı” denilen raporda, hükümete yakın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), başta Halk TV olmak üzere hükümete eleştirel yaklaşan az sayıdaki televizyon kanalına düzenli olarak “keyfi” para cezaları kestiği belirtildi.

En az 43 gazeteci ve medya çalışanının gazetecilik faaliyetleri veya medya ile ilişkileri nedeniyle terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu kaydedildi.

Raporda insan hakları savunucusu Osman Kavala ile birlikte dört kişinin daha 2013’te İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerinde üstlendikleri rol nedeniyle aldıkları “mesnetsiz mahkumiyet kararlarının” Eylül ayında Yargıtay tarafından onandığına işaret edilerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını “hiçe sayan tavrının katmerlendiği” belirtiliyor.

Yargıtay’ın Gezi davası sanıklarından Can Atalay’ın Mayıs ayında yapılan seçimlerde milletvekili seçilmesi üzerine cezaevinden tahliye edilmesini engellediği belirtilirken, Yargitay’in Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde verdiği kararı “hiçe saydığı” kaydediliyor.

Raporda Türkiye’de 2023’te endişe yaratan diğer uygulamalar; medya üzerindeki kısıtlamalar, internet sansürü, gösteri yasakları ve gazeteciler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, sosyal medya kullanıcıları ve diğer kişilere yönelik cezai kovuşturmaların kötüye kullanılması olarak sıralanıyor.

“İşkence ve kötü muamele vakalarında artış görüldü”

HRW, Türkiye’nin güneydoğu illerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından polisin ve jandarmanın faili olduğu işkence ve kötü muamele vakalarında da artış görüldüğünü belirtiyor. Raporda 2016’dan bu yana polis ve jandarma gözetiminde ve cezaevinde işkence ve kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin iddiaların titizlikle soruşturulmasına ve faillerin yargılanmasına nadiren şahit olunduğu kaydediliyor.

Raporda Türk hükümetinin, Mayıs ayındaki seçimler yaklaşırken lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel bireylere karşı nefret söylemleri kullandığı, Kürt siyasetçileri siyasi saikli suçlamalarla cezaevinde tutmayı sürdürdüğü ve mülteci ve göçmenlerin sınır dışı edilme işlemlerini hızlandırdığı yer alıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu yıl 34’üncüsü yayımlanan 740 sayfalık Dünya Raporu 2024’te 100’den fazla ülkedeki insan hakları uygulamalarını inceliyor. Örgüt raporunda İsrail-Hamas savaşının yanı sıra Ukrayna, Myanmar, Etiyopya ve Afrika’nın Sahel bölgesinde çatışmaların yol açtığı “muazzam acılara” dikkat çekti.

Raporda, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları eleştirilerek “İsrail hükümeti Gazze’deki 2,3 milyon sivilin su ve elektriğini keserek yakıt, gıda ve insani yardımın girişini engelleyerek karşılık verdi. Bu bir savaş suçu olan toplu cezalandırmadır” denildi.

Raporda, “Hamas’ın işlediği savaş suçlarını kınayan hükümetlerin çoğu, İsrail hükümetinin işlediği suçlara yanıt vermekte ihtiyatlı davrandı” ifadeleri yer aldı.

HRW Genel Direktörü Tirana Hassan uluslararası insan hakları sisteminin devlet ve hükümet başkanlarının yaşanan ihlallere kayıtsız kalması nedeniyle tehdit altında olduğunu söyledi. Hassan, kafaların başka tarafa çevrildiği her ihlalde küresel insan hakları prensiplerinin bir bedel ödediğini söylerken “Bu bedel bazen insanların hayatı olabiliyor” dedi.

Örgüt, Çin’in Sincan bölgesinde ve Tibet’teki eylemleri konusunda sessiz kalındığını belirterek yaşanan çifte standartlar nedeniyle insan haklarının uygulanması konusunda güvenilirliğin zarar gördüğü uyarısında bulundu.

Raporda ayrıca Sudan’daki insan hakları durumuna verilen tepkilerin Ukrayna’dakinden farklı olduğu vurgulandı. Batılı hükümetlerin başlangıçta Sudan’da bir hesap verebilirlik mekanizması kurulması konusunda isteksiz davranmaları, Ukrayna için benzer bir yapıya ayırdıkları kaynakları ya da çabayı harcamak istemedikleri eleştirisi getirildi.

Paylaşın