Gazeteciler Günü’nde Türkiye’de Gazeteciler Kara Bir Tabloyla Karşı Karşıya

CHP Milletvekili Utku Çakırözer, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Türkiye’de gazeteciler kara bir tabloyla karşı karşıya. Bir yıl içinde gazeteciler tam 563 kez hâkim karşısına çıkarak haberini, sosyal medya paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Türkiye’de 72 gazeteci gözaltına alınırken bunlardan 27’si yaptıkları haberler nedeniyle tutuklandı” ifadelerini kullandı.

“RTÜK’ün iktidarın sopası olma rolünü 2023’te de oynadığını. 59 kez ceza verdiğini, kanalların karartıldığını, toplam altı kanala milyonlarca lira maddi para cezası kesildiğini” dile getiren Çakırözer, “Sansür yasası 2023 yılında uygulamaya geçti ve bu yasadan en büyük zararı gazeteciler gördü. 33 gazeteci hakkında 36 soruşturma açıldı. Altı gazeteci gözaltına alındı, bunlardan dördü tutuklandı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Utku Çakırözer, basın özgürlüğü ile ilgili Türkiye’de son bir yılda yaşananları, hazırladığı raporla kamuoyuna duyurdu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Çakırözer raporla ilgili yaptığı açıklamada, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde Türkiye’de gazeteciler kara bir tabloyla karşı karşıya. Bir yıl içinde gazeteciler tam 563 kez hâkim karşısına çıkarak haberini, sosyal medya paylaşımını savunmak zorunda bırakıldı. Türkiye’de 72 gazeteci gözaltına alınırken bunlardan 27’si yaptıkları haberler nedeniyle tutuklandı” ifadelerini kullandı.

“RTÜK’ün iktidarın sopası olma rolünü 2023’te de oynadığını. 59 kez ceza verdiğini, kanalların karartıldığını, toplam altı kanala milyonlarca lira maddi para cezası kesildiğini” dile getiren Çakırözer, “Sansür yasası 2023 yılında uygulamaya geçti ve bu yasadan en büyük zararı gazeteciler gördü. 33 gazeteci hakkında 36 soruşturma açıldı. Altı gazeteci gözaltına alındı, bunlardan dördü tutuklandı” dedi.

Açıklamasında, aralarında Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan, Tolga Şardan, Batuhan Çolak gibi isimlerin de olduğu onlarca gazetecinin “haftalarını, aylarını cezaevinde geçirmek zorunda bırakıldığını” vurgulayan CHP Eskişehir Milletvekili Çakırözer, Türkiye’de basın özgürlüğü alanında gazetecileri kısıtlayan önemli konulardan birinin erişim engelleri meselesi olduğunu ve “ucu iktidara, bakanlarına, milletvekillerine, yereldeki yöneticilerine, bürokratlara giden her türlü yolsuzluk, taciz haberinin” erişime engellendiğini belirtti.

RTÜK’ün başvurusu üzerine 2023’te de DW (Deutsche Welle) Türkçe, VOA (Voice of America) Türkçe gibi haber sitelerinin yanı sıra, Ekşi Sözlük, Kızıl Bayrak, Alınteri Gazetesi, Yeni Demokrasi Gazetesi ve Yeni Yaşam Gazetesi gibi pek çok sitenin erişiminin engellendiğini ifade eden Utku Çakırözer, Sputnik çalışanlarının ise, yeni yıla işverenin şikayeti nedeniyle karakolda girmek zorunda bırakıldığını aktardı.

2023 yılı Basın Özgürlüğü Raporu’na göre 27 gazeteci geçen yıl tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aralarında Akif Beki, Levent Gültekin, Can Ataklı, Fatih Altaylı, Zülal Kalkandelen, Ferhat Çelik, Oktay Candemir, İsmail Saymaz, Sinan Aygül, Ruşen Takva, Oktay Candemir gibi isimlerin bulunduğu onlarca gazeteci hakkında, yaptıkları haberler, yazıları ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek soruşturmalar ve davalarla karşı karşıya kaldı.

Raporda öne çıkan çarpıcı konu başlıklarından birini de saldırı ve şiddete maruz kalan gazeteciler oluşturdu. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından ve Mayıs ayında yapılan seçimler esnasında çok sayıda gazetecinin haber takibi yapmasının engellendiği raporda ifade edilirken, gazetecilere yönelik engelleme ve tehditlerin iktidar mensubu siyasetçiler ve bakanların yanı sıra kamu görevlilerince de yapıldığına çok sayıda örnekle dikkat çekildi.

Utku Çakırözer tarafından hazırlanan rapor, gazetecilerin sadece şiddetle değil aynı zamanda, iktidar yöneticileri ve kamu görevlileri tarafından açılan tazminat davaları ile de sindirilmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar ve sahibi olduğu Baykar Makina’nın, BirGün gazetesi ile muhabiri İsmail Arı ve TELE 1 televizyonuna 2 milyon TL’lik tazminat davası; Kızılay yönecitilerinin kamudan aldığı ihale iddialarını haberleştiren BirGün Gazetesi’ne açtığı 250 bin TL’lik tazminat davası; Gazeteci Faruk Arhan’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle eski AKP milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu tarafından açılan davada para cezasına çarptırılması ve Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, T24 yazarı Mehmet Y. Yılmaz ve sorumlusu Doğan Akın’a ‘Berat Bey’in arkadaşları kazandı, biz kaybettik’ başlıklı yazısından dolayı açtığı 150 bin TL’lik tazminat davası, buna örnek gösterildi.

Sansür yasası “iktidarın sopası”

2023 yılı Basın Özgürlüğü Raporu’nda, 2022’de TBMM tarafından kabul edilen sansür yasasının, 2023 yılında “gazetecileri engellemek için “iktidarın yeni sopası” haline geldiği belirtiliyor. Türk Ceza Kanunu’na eklenen TCK 217/A “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” maddesi gerekçe gösterilerek gazetecilere yönelik başlatılan soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarda olağanüstü artışin dikkat çektiği vurgulanırken, CHP’nin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulunduğu, meslek örgütleri ve kamuoyundan gelen tepkilere rağmen mahkemenin söz konusu başvuruyu reddettiği aktarılıyor.

Paylaşın

AYM’den “Erişim Engelleri Anayasa’ya Aykırı” Kararı

Son dönemde tartışmaların odağında yer alan Anayasa Mahkemesi (AYM), dikkat çeken bir karara daha imza attı. AYM, “kişilik haklarını ihlal eden” iddiasıyla internet ortamında yapılan yayın içeriğinin çıkarılması veya erişimin engellenmesini sağlayan kanunu iptal etti.

Haber Merkezi / İptal edilen kanunun 1. ve 3. Fıkrası şu düzenlemeyi getiriyordu: “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısı, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvuruarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurunun çıkarılmasını ve/veya kesilmesin İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin yaygın olarak hakim bu maddede belirtilen yetenek içeriğinin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilmesine izin veriliyor.”

Anayasa Mahkemesi (AYM), erişim engeli ve içerikten çıkarma kararı verilmesine olanak sağlayan 5651 sayılı kanunun bazı maddeleri için istenen iptal başvurusunu karara bağladı.

2020’de CHP’li milletvekillerinin, 2022’de ise Tavşanlı Sulh Ceza Hâkimliğinin yaptığı iptal başvurularını birleştiren AYM; erişim engeli ya da içeriğin çıkarılması kararı verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi ve iptaline hükmetti. AYM, kararın Resmî Gazete’de yayımlandıktan dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.

AYM, gerekçesinde suç şüphesi altındaki kişi hakkında çeşitli adli ve idari tedbirlerin alınabileceğini ancak öngörülen tedbirin ceza yargılaması süreciyle bağlantılı olarak yürütülen geçici bir tedbir niteliğinde olması gerektiğini belirtti.

BTK Başkanının madde kapsamında erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararını ceza yargılaması sürecinden kopuk bir şekilde verdiğini belirten AYM, ceza yargılaması mahkumiyet dışında bir hükümle neticelense bile erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararının uygulanmaya devam ettiğini tespit ettiklerini belirtti. AYM, aynı kanunun “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararı verilmesine olanak sağlayan 9’uncu maddesinin de Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti.

Erişim engeli ya da içeriğin çıkarılması kararının ifade ve basın özgürlüğünü sınırladığını belirten AYM, 9’uncu maddenin kapsam ve sınırlarının belli olmadığını kaydetti. Bunun da yargı makamlarına geniş bir takdir alanı yarattığını vurgulayan AYM, erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararlarına yapılan itirazlardan da sonuç almanın zor olduğunu fark ettiklerini söyledi.

AYM, bugün yayımladığı kararında, 27 Ekim 2021’de verdiği pilot kararını da hatırlattı. Yüksek Mahkeme 27 Ekim 2021′ tarihli kararda, sulh ceza hakimlikleri tarafından 5651 sayılı kanunun 9’uncu maddesi dayanak gösterilerek internet sitelerindeki haberlere verilen erişimin engellenmesi kararlarının “ifade ve basın özgürlüğünün ihlali” olduğuna ve değiştirilmesi gerektiğine hükmetmişti.

712 bin site yasaklandı

Türkiye’de internet sansür sorunu, İfade Özgürlüğü Derneği’nin raporlarına da yansımıştı. Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in kurucusu olduğu İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb raporuna göre, 2018 yılı sonucu itibarıyla Türkiye’den toplam 347 bin 445 alan adı erişim engellendi. 2019 yılı sonuçlarına göre bu rakam 408 bin 494’e yükseldi. 2020’de 467 bin 11 alan adı erişimi engellenirken 2021 sonu itibarıyla bu sayının 574 bin 798’e çıktığı tespit edildi. Geçen yıl ise Türkiye’de toplam 712 bin 558 web sitesi ve alan adına 814 farklı kurum ve hakimlikler tarafından verilen toplam 616 bin 239 farklı kararla erişim engeli getirildi.

Raporda, “Dahası, 2022 sonu itibariyle 150 bin URL’de, 9 bin 800 Twitter hesabında, 55 bin 500 tweete, 16 bin 585 YouTube videosuna, 12 bin Facebook içeriğine ve 11 bin 150 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere göre tespit ediliyor istinaden erişim engellendiği tespit edilmiştir” bilgisi verildi.

Başta RTÜK olmak üzere talep talebiyle Türkiye’de DW English, Amerika’nın Sesi, OdaTV, Independent Türkçe, Mezopotamya Ajansı ve JinNews’in internet sitelerine erişimi engellendi. 14 Mayıs seçimleri öncesinde ise Ekşi Sözlük internet sitesine erişim kapatılmıştı.

Paylaşın

Yeniden Refah, Cumhur İttifakı Adaylarını Destekleyecek Mi? Açıklama Geldi

Yeniden Refah Partili Suat Kılıç, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde büyükşehirlerde Cumhur İttifakı adaylarına destek verip vermeyecekleri konusunda, “Bizim temeldeki arzumuz, hedefimiz Ankara’da da İzmir’de de diğer illerde de olduğu gibi Türkiye’yi Yeniden Refah Partisi belediyeciliği ile buluşturmak tanıştırmaktır” dedi ve ekledi:

“Partilerin oy oranlarına bakacağız, kendi performansımıza bakacağız ve nihayetinde bir karar ortaya koyacağız. Bir ittifak söz konusu olacaksa bir mutabakatın sağlanması lazım. Bu mutabakat için de ittifak talebinde bulunan AK Parti’nin tavrını daha açık ortaya koymasında yarar var.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası gazetecilerin yerel seçimlere ilişkin sorularına yanıt verdi.

Suat Kılıç, AK Parti ile yapacakları ittifak görüşmesinin ertelendiğini belirterek, “Dün AK Parti ve Yeniden Refah Partisi arasında üçüncü görüşme gerçekleşecekti. Fakat AK Parti heyeti zaman talebinde bulunarak görüşmenin tehir edilmesini rica etti. Biz de bu yaklaşımı olumlu karşıladık. Önümüzdeki günlerde son görüşme gerçekleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

Büyükşehirlerde Cumhur İttifakı adaylarına destek verip vermeyecekleri konusunda Suat Kılıç, şunları söyledi:

“Bizim temeldeki arzumuz, hedefimiz Ankara’da da İzmir’de de diğer illerde de olduğu gibi Türkiye’yi Yeniden Refah Partisi belediyeciliği ile buluşturmak tanıştırmaktır. Partilerin oy oranlarına bakacağız, kendi performansımıza bakacağız ve nihayetinde bir karar ortaya koyacağız. Bir ittifak söz konusu olacaksa bir mutabakatın sağlanması lazım. Bu mutabakat için de ittifak talebinde bulunan AK Parti’nin tavrını daha açık ortaya koymasında yarar var.”

“İttifak pazarlıkları” olup olmadığı sorusu üzerine Kılıç, “ne alırsan kârdır” yaklaşımında olmadıklarını belirterek “Biz ahlaki, ilkesel ve duruş temelli bir anlayışı temsil ediyoruz. AK Parti, böyle bir ittifakta mutabakatı sağlamak için yapabileceği fedakarlığı net bir şekilde ortaya koyduğunda çerçeve netliğe kavuşacak” dedi.

Başı açık kadın aday tartışma yarattı

Öte yandan 31 Mart 2024 yerel seçimlere sayılı günler kala partiler adaylarını açıklama devam ediyor. Yeniden Refah Partisi (YRP) de yaptığı yazılı açıklamada 57 belediye başkan adayını daha ilan etti. Açıklamada, İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye başkanlıklarına ilişkin ittifak görüşmelerinin sürdüğü kaydedildi.

Adayların ilan edildiği toplantıda Diyarbakır, Mersin ve Karaman’dan listeye giren isimler öne çıkartılırken, partinin sosyal medya hesaplarında da Genel Başkan Fatih Erbakan’la fotoğrafları paylaşıldı.

Karaman Belediye Başkan adayı olan Durdu Elif Çeliktaş ise partililerin tepkisine neden oldu. Önceki seçimde AK Parti’den aday adayı olan ancak listelere giremeyen Çeliktaş’ın başının açık olması nedeniyle partinin sosyal medya hesabındaki paylaşıma tepki içerikli yorumlar yapıldı. Tepkilerden bazılarında, “Nerede türbanı?”, “Milli Görüş’e pek yakıştıramadım, çizgimizden sapmayın”, “İşlerini bir kadına teslim eden millet huzur bulamaz” denildi.

Karaman’da “esnaf” olarak tanınan Çeliktaş, Hollanda doğumlu. Ortaokul ve liseyi Karaman’da okuyan Çeliktaş, evli ve 3 çocuk annesi. Bir önceki seçimlerde AK Parti’den aday adayı olan Çeliktaş, o dönem AK Parti İl Binası’ndaki toplantıda il başkanına “kadınlara verdiği destekten dolayı teşekkür etmesine” rağmen seçilememişti.

Kentte AK Parti’nin diğer aday adaylarından Fatih Tekin Ülkem Partisi İl Başkanı olurken, Mesut Soyfidan ise BBP’den belediye başkan adayı oldu.

Paylaşın

DEM Partili Temelli Sordu: Kentsel Haklar Mı Kentsel Rantlar Mı?

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Sadece belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini belirlemeyeceğiz; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir sürece evrileceğine hep beraber karar vereceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu anlamıyla da demokrasi mücadelesi olarak yere seçimlerin önemli bir eşik olduğunun altını çizmek istiyoruz. Görüyoruz adaylar açıklanıyor. Bu adaylara baktığımızda karşımıza aslında çok net bir tablo çıkıyor. Kentsel haklar mı kentsel rantlar mı? Proje adaylara baktığımızda aslında kentsel rantların peşinde koştuklarını, iktidarın bu rant düşkünlüğünün devam ettiğini net görüyoruz.”

Temelli, açıklamasının devamında, “İstanbul adayını açıkladı iktidar. Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığında bunu bir kez daha anladık. İmar Affı ile anılan, yaptığı hiçbir projenin hayata geçmediği bir insanı, eski bakanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak açıkladı. Bu da aslında kentsel haklarla alakası olmayan bir anlayışın, kentsel rantlar peşinde koşacağını bir kez daha bize gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Sezai Temelli, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin şunları söyledi:

“Yerel seçimler Türkiye’de önemli bir seçim olarak karşımıza çıkacak. Sadece belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini belirlemeyeceğiz; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir sürece evrileceğine hep beraber karar vereceğiz. Bu anlamıyla da demokrasi mücadelesi olarak yere seçimlerin önemli bir eşik olduğunun altını çizmek istiyoruz.

Görüyoruz adaylar açıklanıyor. Bu adaylara baktığımızda karşımıza aslında çok net bir tablo çıkıyor. Kentsel haklar mı kentsel rantlar mı? Proje adaylara baktığımızda aslında kentsel rantların peşinde koştuklarını, iktidarın bu rant düşkünlüğünün devam ettiğini net görüyoruz. İstanbul adayını açıkladı iktidar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığında bunu bir kez daha anladık. İmar Affı ile anılan, yaptığı hiçbir projenin hayata geçmediği bir insanı, eski bakanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak açıkladı. Bu da aslında kentsel haklarla alakası olmayan bir anlayışın, kentsel rantlar peşinde koşacağını bir kez daha bize gösteriyor.

“Kayyımlara karşı mücadeleyi yükseltiyoruz”

Biz DEM Parti olarak kentsel haklar mücadelesini vermeye devam edeceğiz ve bir daha geri dönmemek üzere kayyımları tarihin çöplüğüne gönderme kararlılığımızı ortaya koyacağız. Kayyımın olduğu bir yerde kentsel haklardan ve demokrasiden bahsedemezsiniz. Bugün Türkiye ancak ve ancak yerel demokrasiyle demokratikleşebilir. Bu bilinç ve anlayışla kayyımlara karşı mücadeleyi yükseltiyoruz.

Bunun da ötesinde Türkiye halklarının bu rantçı ve talancı anlayışa karşı, kentlerde giderek büyüyen yıkımlara karşı, deprem gibi doğal afetlerin felaketlere dönüşmesine karşı kentsel hak mücadelesini hep beraber büyütmek ve bu mücadelenin sonunda da halkın bizzat yerel yönetimlerde iktidara gelmesi için mücadelemizi veriyoruz. İnanıyorum ki 31 Mart seçimlerinden önemli bir başarı ile çıkacağız. Bu başarı sadece yerellerde iktidara gelmemizle ilgili değildir, Türkiye’yi dönüştürmesi anlamında da önemli bir sonuca imza atmış olacak.

Antalya’da yaşanan olayla ilgili, “Antalya gibi olan bardağı taşıran başka şehirler de var. Kimi AKP’nin kimi de CHP’nin olduğu iller” diye bir açıklamanız var. Bu iller nereler ve hangi sorunlarla karşılaştınız? sorusuna ise Sezai Temelli, şu ifadelerle yanıt verdi:

“Antalya’da yaşanan mesele bardağı taşıran son damla. Birçok yerde özellikle karşı karşıya geldiğimiz benzer sahneler oluyor. Bunun arkasında ayrımcı bir zihniyet var. DEM Partiye ve öncesinde HDP’ye yaklaşım konusundaki ayrımcılığın yansımalarını görüyoruz. Bu anlamda Türkiye’deki çoğu partinin birbirinden farkının olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Kürt sorununa yaklaşım konusunda benzer bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yerel yönetici olmanın çok önemli bir özelliği vardır. Yerinden demokrasinin aslında temsiliyeti ile oradasınız. Ama hiç kayyımlardan bahsetmeden 5 yıl geçireceksiniz. Kayyımlara karşı hiçbir tepkiniz olmayacak. Ya da herhangi bir çalışmanızda buna karşı bir adım atmayacaksınız. Türkiye’de bunca ayrımcılık olacak, yerinden yurdundan edilmiş yüzbinlerce göçmen olacak, bunların birçoğu da Kürdistan’dan göç edip gelmiş insanlar olacak ve siz onlara hizmeti nasıl götürmem şeklinde bir anlayış içinde olacaksınız.

Bütün bunları birlikte yaşadığımız bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Tabii ki Antalya yalnız değil başka iller de var. İsimlerini zikretmeyeceğim, çünkü şu anda aday belirleme ve kent uzlaşısı çalışması yürütülmektedir. Farklı bir yönlendirme yapmamak için isim vermeyeceğim ama Antalya yalnız değil.”

Paylaşın

2023 Yılında Yaşanan Doğal Afetlerde 74 Bin Kişi Hayatını Kaybetti

2023 yılında dünya genelinde yaşanan deprem, kasırga, sel, fırtına ve diğer doğa olayları nedeniyle 74 bin kişi yaşamını yitirirken, 250 milyar dolarlık maddi hasar meydana geldi.

Doğal afetler sonucu kaydedilen ölüm sayısının 2010 yılından bu yana görülen en yüksek rakama ulaşırken, bunun başlıca nedeni Türkiye’de meydana gelen ve 58 bin kişinin hayatına mal olan deprem oldu.

Almanya merkezli reasürans şirketi Munich Re’nin Salı günü yayınladığı yıllık doğal afet raporuna göre 2023 yılında dünya genelinde deprem, kasırga, sel, fırtına ve diğer doğa olayları nedeniyle 74 bin kişi yaşamını yitirdi, 250 milyar dolar maddi hasar meydana geldi.

Raporun güncel baskısında yer alan bilgilere göre 6 Şubat 2023’te Türkiye ve Suriye’de meydana gelen yıkıcı depremler en fazla can kaybına yol açan felaketler oldu. Raporda, söz konusu depremlerin 50 milyar dolarlık toplam zarara ve 5,5 milyar dolarlık sigorta kapsamındaki zarara neden olan küresel ölçekteki en yıkıcı olay olduğuna vurgu yapıldı.

Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) çok sayıda aşırı şiddetli bölgesel fırtınanın da can ve mal kayıplarına yol açtığı kaydedildi. Kuzey Amerika’da geçen kasırga sezonunun nispeten ılımlı geçmesine rağmen kayıpların devam ettiği belirtilirken, bilim insanları atmosferdeki ısınmanın önümüzdeki on yıllarda daha fazla hasara yol açacağını hesaplıyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Munich Re Baş Yerbilimcisi Ernst Rauch doğal afetler sonucu kaydedilen ölüm sayısının 2010 yılından bu yana görülen en yüksek rakama ulaştığını söyledi. Rauch, “Bunun başlıca nedeni Türkiye’de meydana gelen ve 58 bin kişinin hayatına mal olan depremdir” diye konuştu.

Şirketten yapılan açıklamada, 250 milyar dolar (yaklaşık 228 milyar euro) tutarındaki ekonomik kaybın, son beş yıla ait verilerin ortalaması alınarak tespit edildiği bildirildi.

Raporda, uzun vadeli eğilimin yukarıya işaret ettiğine vurgu yapılarak, enflasyondan arındırılmış olarak, 1993-2022 yılları arasındaki 30 yılda ortalama maddi hasar 180 milyar ABD doları iken, 2013-2022 yılları arasındaki son on yıllık ortalamanın ise 230 milyar ABD doları olarak tespit edildiği belirtildi.

Reasürans şirketi nedir?

Munich Re, sigorta primlerinin hesaplanmasında önemli olduğu için on yıllardır doğal felaketlerin dünya çapında yol açtığı yıkımı belgeliyor. Reasürans, sigorta şirketlerinin taşıdığı poliçe risklerini başka bir sigorta şirketine sigortalatmasına denir. Halk arasında sigorta şirketlerini de sigortalayan sistem olarak da bilinir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a İcraat Göndermesi

Ataköy Baruthane yapılarının açılış töreninde isim vermeden Murat Kurum’a icraat göndermesi yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Ecdadın bize hediyesi olan ve dönemin halkçılık kavramının emarelerinden biri olan mahallelerden su akıtmak, insanların evlerine su şebekesi olmayan bir yerde önemli bir şey. Ecdada saygıyı lafla değil, davranışla, icraatla göstermek gerekir” dedi.

Murat Kurum’un adaylığına ilişkinde değerlendirmede bulunan İmamoğlu, “Adaylığı hayırlı olsun. Cumhur İttifakı’nın adayı ile tek söyleyeceğim, umuyorum nezaketli bir süreç olur. İstanbul’da tarihi bir yerel seçim arifesindeyiz. Bana başarılar onlara da topyekün başarılar” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, restore edilen Ataköy Baruthane yapılarının açılış törenine katıldı. Törende açıklamalarda bulunan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ecdadın bize hediyesi olan ve dönemin halkçılık kavramının emarelerinden biri olan mahallelerden su akıtmak, insanların evlerine su şebekesi olmayan bir yerde önemli bir şey. Ecdada saygıyı lafla değil, davranışla, icraatla göstermek gerekir. Bu anlamda yenilediğimiz Bakırköy Baruthanesi, geçmişle geleceği buluşturan değerli bir yaşam alanı oldu.

Hafif sitemli, hafif alaylı tebessümle karşılaşıyorum. Bu küçük düşürme hamlesinden sonra bizim ne kadar önemli bir iş yaptığımızı, İstanbul’a ne kadar ne değerli olduğunu farklı kesimlerin de hissediyor olması ve ona yönelik politikalar üretiyor olmasını keyifle izliyorum.

Sonuna kadar hızımızı arttırarak İstanbul’u güzelleştirerek, bütçesini ahlaklı bir şekilde yöneterek, İstanbul’un bu tür unutulmuş ecdat yerlerini hayata kazandırarak tam gücümüzle tam yol ileri diyerek yürümeye devam edeceğiz. Asla eğilip bükülmeden dost doğru yürüyeceğiz. Hedefe vardığımızda bir avuç insanın mutluğu yerine 16 milyonun insanımızın mutluğu kazanacak. Ben rakibimi biliyorum ifademi tekrarlıyorum. takdir halkımızındır kim neye yorumlarsa.

İstanbul’un kentsel dönüşüm ile olan mücadelesi 99 depreminden beri devam ediyor. Son 25 yıldır verilen bu mücadele aynı hızla devam ettiği takdirde İstanbul’un kendine gelme süresi 80-90 yıl. Yalvardık yakardık ısrar ettik bu işi bütünlükçü bir yapıya getirelim diye. Bu işin tek başına çözümü olmaz. İçimizi tamamen Bakan Kurum’a dökmüş bir belediye olarak, görüşmeler kesilmiş (işaret parmağıyla) bu şekilde yol göstermişlerdir. Bu işin tek başına çözümü olmaz olamaz olmamıştır da.

Ama bu işin şöyle bir çözümü vardır topyekûn. Ben Kurum’un ‘topyekûn’ ifadesini anlıyorum ama topyekun seferberlik duygusuna bir katkıları olmadığını görüyorum. Bundan sonra olmasını arzu ederim. Bütün depremle ilgili mücadele millidir ama İstanbul’a dair daha büyük bir milli sorumluluk vardır çünkü beka sorunudur. Ben hâlâ aynı masada çalışmaya ve o masanın neferi olmaya hazırım. bir adım geri atmam, o masada olmaktan onur duyarım gelin konuşalım.

Lafla dediğim durum şöyle; böylesi göz önünde olan yerlerin göz göre göre harabeye dönüşmesine fırsat vermişseniz ve bunu izlemişseniz bu samimi bir sahip çıkış değildir. Sadece laf, hani ‘laf ola beri gele’ misali söylenmiş laflar. Biz bu istismara asla ve asla izin vermeyeceğiz. Bu istismarı yapanları, istismarlarıyla yüzleştireceğiz.

Biz iş yapıyoruz, icraat yapıyoruz, göz boyamıyoruz. Başkalarını ayrıştırıp bir düşmanlık sahası asla oluşturmuyoruz. Biz burada geçmişle geleceği buluşturuyoruz. Siz-biz demeden hareket eden, insanlarına hizmet ederken ayrıştırmayan bir ekibiz. Bize tam da bunun tersi biçimde saldırıya geçenlere buradan söyleyeyim; size bu millet haddinizi 31 Mart 2024’te bildirecek.

Mart ayında fazla değil 2 ay sonra Ataköy İkitelli Metro hattımızın açılışını yapmak için burada tekrar buluşmak dileğiyle hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”

“Nezaketli bir süreç olur”

Baruthane açılışının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ekrem İmamoğlu, “Kurum’un adaylığı hayırlı olsun. Cumhur İttifakı’nın adayı ile tek söyleyeceğim, umuyorum nezaketli bir süreç olur. İstanbul’da tarihi bir yerel seçim arifesindeyiz. Bana başarılar onlara da topyekün başarılar. Siyasi ittifakın 2019’daki gibi olamayacağını, bu dönemin daha zor olacağını ifade ettim.

Centilmence hareket edilmezse gerekli cevap verilir. İstanbul seçimi her zaman zor bir seçimdir. İstanbul seçimi her zaman büyük bir efor büyük bir güç gerektirir. Rakibin pozisyonuna bakmadan kendi rekorlarını kıran bir maraton koşucusu gibi sürece odaklı ve her daim rekor kıracak şekilde, koşuya hazır bir adaylık gerektirir ben öyle bir adayım. Ben arkamda kimin koştuğuna bakmam, ben önümde kıracağım rekorlara bakarak koşmaya devam edeceğim” dedi.

Paylaşın

DEM Parti, Filistin’e Destek İçin Meydanlara İniyor

14 Ocak’ta İstanbul Esenyurt’ta Filistin Mitingi düzenleme kararı alan DEM Parti, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “İsrail’le tüm askeri, ticari, diplomatik, akademik, kültürel ilişkilere son verilsin diyoruz” ifadelerine yer verdi.

Açıklamanın devamında, “Türkiye başta olmak üzere bölge devletlerinin savaşı besleyen, büyüten politikalarına dur diyoruz. Filistin halkının gerçek dostları olan bölge halklarını, savaşların sona ermesi için mazlum halkların yanında olmaya çağırıyoruz. Şimdi Filistin’e ses olmanın zamanıdır” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 14 Ocak’ta İstanbul Esenyurt’ta Filistin Mitingi düzenleyecek. DEM Parti’den konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Filistin’de katliamlar dursun, işgal son bulsun!

Aylardır tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de soykırım yaşanıyor. İsrail, kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden katliam yapıyor, yerleşim alanlarını yerle bir ediyor.

İsrail’in işgalci savaşı nedeniyle 7 Ekim’den bu yana 23 bini aşkın sivil yaşamını yitirdi. 10 bini çocuk, 7 bini kadın katledildi. 70 bine yakın kişi yaralanırken, hastaneler başta olmak üzere tüm yaşam alanları bombalarla yıkıldı. Hayatta kalan yaklaşık 2 milyon insan, 3,5 aydır abluka ve saldırı altında susuzluk, açlıkla, bulaşıcı hastalık riskiyle yaşıyor, yaralıları tedaviye erişemeden ölüyor, ölüleri gömülemiyor. Mezarlıklar tahrip ediliyor.

Gazze ölüm kentine dönüştüren İsrail, şimdi de Batı Şeria’ya yönelmiş durumda. İsrail savaşı tüm bölgeye yaymaya çalışıyor. Lübnan’ı bombalıyor, Suriye’yi bombalıyor, suikastler gerçekleştiriyor.

Filistin topraklarını işgal ederek kurulan İsrail, daha önce de olduğu gibi yaptığı hiçbir katliam ve savaşın hesabını vermiyor. Bütün anlaşmalara ve insani değerlere gözlerini, kulaklarını kapatmış durumda.

Halkların mozaiği olan Ortadoğu, kapitalist modernitenin, emperyalist güçlerin rekabet sahası olmuş durumda. Uluslararası sermaye güçleri savaş sanayisinden beslenirken, halklara ölüm reva görülüyor, doğa ve halkların tarihi yok ediliyor. Filistin halkı ve toprakları adeta yeryüzünden silinmek isteniyor. Tıpkı Kürt halkına yapılmak istenen gibi! Kürt halkının yaşadığı Kuzey Doğu Suriye’de (Rojava’da), Güney Kürdistan’da da yaşam alanları, hastaneler, tahıl depoları bombalanıyor. Demokrasi ve barış söyleminde yarışan dünya devletleri soykırıma suç ortaklığı yapıyor. Ortadoğu halklarının savaş altında yaşamasına onay veriyor ya da görmezden geliyor.

Türkiye’de ise iki yüzlü politika yine devrede. “Filistin davamız” denilirken, İsrail’le siyasi, ekonomik, ticari, askeri ve kültürel ilişkiler devam ediyor. Türkiye İsrail’le ekonomik ortaklıkta ilk sırada yer alırken, ticaret hacmi 20 yılda yüzde 532 artış gösterdi. En büyük ihracat ise savaş sanayi alanında yapılıyor. Gazze’ye yönelik saldırının başladığı 7 Ekim’den bu yana ticarette herhangi bir yaptırım görülmedi. Aksine İsrail’in ihtiyaç duyduğu temel ham maddelerinin Türkiye’den kalkan gemilerle taşındığı açığa çıktı. İstedikleri kadar mitingler düzenlesinler, istedikleri kadar “din kardeşliği” adıyla Filistin’e destek verdiklerini söylesinler, AKP-MHP iktidarı İsrail’e lojistik desteğini sürdürüyor.

Ortadoğu’da halkların gönüllü birliğiyle adil ve onurlu bir yaşamın barış içinde, özgürlük içinde sağlanması mümkün. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) olarak, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın her yerinde halkların katledilmesine dur diyoruz. Kürt halkının, Filistin halkının en temel talebi olan özgürlük ve onurlu barış mücadelesi talebini savunduk savunacağız diyoruz.

İsrail’le tüm askeri, ticari, diplomatik, akademik, kültürel ilişkilere son verilsin diyoruz.

Türkiye başta olmak üzere bölge devletlerinin savaşı besleyen, büyüten politikalarına dur diyoruz. Filistin halkının gerçek dostları olan bölge halklarını, savaşların sona ermesi için mazlum halkların yanında olmaya çağırıyoruz. Şimdi Filistin’e ses olmanın zamanıdır.

Esenyurt’ta 14 Ocak’ta düzenleyeceğimiz “Filistin halkıyla dayanışma” mitingimize tüm halkımızı davet ediyoruz. Ezilen halkları, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ortak ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

Paylaşın

“Emekli Zammı, AK Parti’de Krize Neden Oldu” İddiası

Emekli zammı, ekonomi yönetimi ile AK Parti yönetimi arasında krize neden olduğu iddia edildi. Ekonomi yönetimi, dengelerin bozulmaması için zammın yüzde 40’a yuvarlanabileceğini savunuyor.

Parti yöneticileri ise emekli memur maaşına yapılan yüzde 49,5’lik artışın esas alınması gerektiğini, aksi durumda seçimlerde meydanlara çıkamayacaklarını dile getiriyorlar.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Bağ-Kur emekli maaşlarının yüzde 37.57’de kalması ve memur emeklisinin ise yüzde 50 zam alması gündemdeki yerini koruyor. Emekliler zammın artırılmasını beklerken bu durumun AK Parti yönetiminde de krize neden olduğu iddia edildi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, ‘bu rakamla seçim kampanyası yürütemeyeceklerini bilen AK Parti yöneticilerinin ekonomi yönetiminin istediğinin aksine iyileştirme beklediğini’ yazdı.

Ekonomi yönetiminin dengelerin bozulmaması için bunun ancak yüzde 40’a yuvarlanabileceğini savunduğunu söyleyen Babacan, “Parti yöneticileri ise emekli memur maaşına yapılan yüzde 49,5’lik artışın esas alınması gerektiğini, aksi durumda seçimlerde meydanlara çıkamayacaklarını dile getiriyorlar. Çalışma Bakanlığı‘nın ise üç seçenekli bir çalışma yaptığı ve bunlar arasında yüzde 45’e denk gelen formüllerin de olduğu aktarılıyor. Çok değil, bir hafta içinde işin sonucunu göreceğiz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın yakında yapacakları ABD seyahatine değinen Babacan, “Çok yazıldı çizildi, yatırımcılarla yapılacak toplantılarda Türkiye’ye sermaye çekilmeye çalışılacak. Uzmanlar işlerinin zor olduğunu iddia ediyor. Zira dumanı tepesinde tüten yargı krizi yatırımcılar açısından en sorunlu alan. Ekonomi yönetimi ise iyimserliğini koruyor. Yabancıların orta vadede Türkiye’nin izlediği politikasının olumlu sonuçlarının görüleceğine inandığı iddia ediliyor.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın eski ilişkilerini kullandığı, New York’ta yapılacak yatırımcı toplantısında bazı isimlerin Türkiye’ye yatırım yapma planını açıklayacağı, bunun ön görüşmelerinin yapıldığı öne sürülüyor. İddiaya göre, bu toplantının bir benzeri kısa süre içerisinde İstanbul’da yapılacak ve bu temaslardan Türkiye’ye 10 milyar dolarlık bir fon girişi sağlanacak. AKP kulislerindeki hava bu yönde…” diye yazdı.

Ekonomi yönetiminin tasarruf iddiası ile ilgili konuşulanları aktaran Babacan, “Maalesef, bu konuda pek de başarılı olunmadığı görülüyor. Daha ilginci savurganlık örnekleri açıkça konuşuluyor. Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Dubai’de geçen kasım ayı sonunda yapılan İklim Zirvesi’ne 1040 kişilik bir ekiple katıldığı iddiaları Meclis gündemine taşındı. Bakanlık, bunu yalanlayamadı. Ekonomi yönetiminin tasarruf konusunda tüm bakanlıklara söz geçiremediği anlatılıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Seçmenler, Türkiye’nin ‘Kötü Yönetildiğinde’ Hemfikir

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin anketine yanıt veren seçmenlerin yarısından çoğu, yüzde 60’a yakın bir bölümü, ülkenin “kötü yönetildiğini” söylerken “iyi yönetildiğini” söyleyenlerin yalnızca yüzde 25’te kalması, büyük çoğunluğun sorunları nesnel bir bakış açısından gözlemlediklerini  de ortaya koyuyor.

Anketin ilgi çekici bir başka sonucu ise, “ekonomik sorunların nedeni”ne ilişkin -en önde gelen sözcüsü Erdoğan’ın kendisi olan- “dış güçlerin saldırıları” tezine “hiç katılmayan” ve “katılmayan”ların   yüzde 52,9’la bir kez daha “makulde ortaklaşan” bir ağırlık merkezi oluşturmaları.

Bianet’in aktardığına göre; Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nce 28-29 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen kamuoyu araştırması, Türkiye’nin, AKP ve CHP’nin nispeten büyükçe iki bileşenini oluşturduğu parçalanmış bir siyasal zeminde seyrettiğini gösteriyor.

“Bu pazar genel seçim olsa” sorusunu yanıtlamayan,  “kararsız” olduklarını veya “oy kullanmayacak”larını söyleyenlerin oyları paylaştırıldığında seçmenlerin yüzde 33,3’ü AKP,  yüzde 19,9’u CHP, yüzde 10,3’ü iki rakip ultra-milliyetçi partiden MHP, 5,5’i İYİ Parti’ye yöneliyor. DEM Parti yüzde 9,4 ile 2015 performansının yüzde 30 gerisine düşmüş görünüyor.

Bu tabloda hiçbir partinin ittifaklar olmaksızın iktidar olmasına olanak bulunmadığı, AKP’nin iktidarını sürdürmek açısından MHP’ye mahkum olduğu, İYİ Parti ve lideri Meral Akşener’in 2023 genel seçimleri sonrasında izledikleri siyasetin seçmenden olumlu yanıt almadığı, öte yanda CHP’nin DEM Parti’ye arkasını dönerek iktidara talip olmasının mevcut Türkiye siyaset tablosunda bir karşılığı bulunmadığı gözleniyor.

Seçmenlerin anketin genel yönetim ve ekonomi ve eğitimin yönetimine ilişkin sorulara verdiikleri yanıtlar ise, genel siyasi tercihler tablosundaki parçalanmışlığa rağmen  temel sorunlar konusunda “makul”ün çevresinde yığıldıklarını gösteriyor. Ankete yanıt verenlerin yarısından çoğu, yüzde 60’a yakın bir bölümü, ülkenin “kötü yönetildiğini” söylerken “iyi yönetildiğini” söyleyenlerin yalnızca yüzde 25’te kalması, büyük çoğunluğun sorunları nesnel bir bakış açısından gözlemlediklerini  de ortaya koyuyor.

“Türkiye’nin sorunlarını çözecek parti” aranıyor  

“Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözer?” sorusuna yanıt verenlerin yalnızca yüzde 27’sinin sorunları iktidarın büyük ortağı AKP’nin çözeceğini söylemeleri, bir önceki soruya “Türkiye iyi yönetiliyor” yanıtı verenlerin oranıyla (Yüzde 24,2) tutarlı. AKP’yle devam edilebileceğini düşünenler hiçbir koşulda anlamlı bir büyüklük oluşturmuyor. Ancak bu sayılar AKP’nin kendi başına hükümet kurmasına imkan vermeyen ancak gitgide katılaşan bir “inanç” bloku üzerine yerleştiğini de gösteriyor.

Buna karşılık AKP’nin karşısındaki en büyük partinin “hiçbiri partisi” olması Türkiye’nin sorun çözecek bir “muhalefet partisi” arayışını sürdürmekte olduğuna işaret sayılabilir. Bu tablo, muhalefet güçleri CHP, DEM ve TİP’in karşısına, AKP’ye arkasını dönmüş seçmenlere hitap edecek, “kendileri olmayan”, kendilerini içermekle birlikte aşan  yeni bir çekim merkezi oluşturma “misyonu” koyuyor.

Araştırmanın, ekonomik krizin nedenlerinin “Ekonomi politikalarında yapılan yanlışlar mı” olduğuna işkin soruya yanıt verenlerin “kahir ekseriyeti”ni oluşturan yüzde 72,8’i  “tamamen katılıyorum” ve/veya “katılıyorum” diyerek ekonomik sorunların kaynağının iktidarın kendisi olduğu konusunda çok geniş bir mutabakat oluşturuyorlar. “Hiç katılmıyorum”, “katılmıyorum” ya da “ne katılıyorum ne katılmıyorum” diyenlerse AKP’nin “çekirdek seçmeni” olduğu söylenebilecek yüzde 24,9 düzeyinde kalıyor. Seçmenlerin, böylece bir başka temel konuda daha “makul olan”da birleştiği görülüyor.

İlgi çekici bir başka sonuç, “ekonomik sorunların nedeni”ne ilişkin -en önde gelen sözcüsü Erdoğan’ın kendisi olan- “dış güçlerin saldırıları” tezine “hiç katılmayan” ve “katılmayan”ların   yüzde 52,9’la bir kez daha “makulde ortaklaşan” bir ağırlık merkezi oluşturmaları. Ancak, bu teze katılanların oranının (yüzde 25,2) AKP’ye oy verenlerin oranıyla örtüşmesi de “akıl dışılık”  çevresinde aşılması güç, katı bir kümelenmenin süre gitmekte olduğuna bir işaret.

Araştırmanın alıntıladığımız, soru-yanıt setinde “Milli Eğitim Bakanı”nın okullarda “cemaat ve tarikatlarla işbirliği” yapma ısrarına hak verenler, AKP seçmeninin yarısına inerken, bütün yanıtlar arasında en yaygın mutabakatın, “cemaat ve tarikatlarla milli eğitim bakanlığının işbirliği yapmasının yanlışlığı” konusunda oluşması, yukarıdaki tablolardan ayrılan istisnai bir sonuç oluşturuyor. Bu, toplumda  eğitimin “ladini” karakterinin korunması konusunda genel olarak varsayılandan daha geniş, AKP’ye oy verenlerin yarısını da kucaklayan,  bir mutabakat bulunduğuna dair dikkate değer bir işaret sayılabilir.

Araştırmanın niteliği 

Yukarıdaki bilgiler Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin 27 il, 26 istatistiki bölgede, 2.400 panelist ile (CATI yöntemi) uygulanarak gerçekleştirdiği Türkiye Siyaset Paneli (TSP) Aralık 2023 Araştırma Rapor Özeti’nden derlendi.

Kuruluşun verdiği bilgiye göre, “veri derleme aşaması (28-29 Aralık, 2023) tarihleri arasında tamamlanan araştırmanın örneklem büyüklüğü, Türkiye genelinde yüzde 95 güven aralığında +/- yüzde 2 hata payıyla çözümleme yapmaya olanak sağlamaktadır.

“Analizler yapılırken ondalık bölümler yuvarlandığından bazı toplamlar 100’ün altında ya da üstünde olabilir (99 veya 101). Birden fazla cevabın verilebildiği açık uçlu sorularda toplamlar 100’ün üstündedir.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan İktidara ‘Filistin’ Uyarısı

İsrail-Filistin savaşına ilişkin açıklamalarda bulunan SP Lideri Temel Karamollaoğlu, “İktidarda bulunanlar ise hâlâ algıları yönetmenin, toplumumuzun öfkesini manipüle etmenin, kendilerine güvenen insanlarımızı kandırmanın peşinde!” dedi ve ekledi:

“İktidara sesleniyorum; siz unutturmaya çalışsanız da biz unutmayacağız ve unutturmayacağız! İktidarı uyarıyorum; Filistin’de yanan bu ateş en başta sizi yakar! Gazze’den yükselen çığlıklar sizi perişan eder! Filistinli mazlum çocukların, kadınların, hastaların âhı sizi perişan eder!”

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “Limanlarımızdan gemiler gelip gitmeye devam ettiği müddetçe; Filistin lehine attığınız sloganlar, İsrail aleyhine kurduğunuz o süslü cümleler sizi bu vebalden kurtarmaz, kurtaramaz!” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu sosyal medya hesabından İsrail-Filistin savaşına ilişkin paylaşımda bulundu. Karamollaoğlu’nun paylaşımı bu şekilde:

“Üç ay geride kaldı; İsrail katliamlarına devam ediyor! Her gün yüzlerce masum Filistinli, bombalar altında can veriyor. Siyonist rejim, hastaneleri, okulları, ambulansları ve ibadethaneleri aralıksız vuruyor. Gazzeliler açlık ve susuzluktan kırılıyor.

Daha da vahimi iktidar İsrail’e karşı mangalda kül bırakmazken her gün limanlarımızdan İsrail’e gemilerle sevkiyat yapılıyor. Buna karşılık iktidarda bulunanlar ise hâlâ algıları yönetmenin, toplumumuzun öfkesini manipüle etmenin, kendilerine güvenen insanlarımızı kandırmanın peşinde!

İktidara sesleniyorum; siz unutturmaya çalışsanız da biz unutmayacağız ve unutturmayacağız! İktidarı uyarıyorum; Filistin’de yanan bu ateş en başta sizi yakar! Gazze’den yükselen çığlıklar sizi perişan eder! Filistinli mazlum çocukların, kadınların, hastaların âhı sizi perişan eder!

Limanlarımızdan gemiler gelip gitmeye devam ettiği müddetçe; Filistin lehine attığınız sloganlar, İsrail aleyhine kurduğunuz o süslü cümleler sizi bu vebalden kurtarmaz, kurtaramaz!”

Paylaşın