ABB Başkanı Mansur Yavaş: Son Dönemim

Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında açıklamalarda bulunan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Bir dönem daha yapıp Türkiye’ye Mansur Yavaş belediyeciliğini öğretip bırakacağım” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Sincan ve Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi açılışında açıklamalarda bulundu.

Sincan’da CHP Sincan Belediye Başkan Adayı Veysel Alkan için oy isteyen Mansur Yavaş, Sincanlılara şu sözlerle seslendi: Hizmet yaparken hiç kimseyi ayırmadık, rozetimizi çıkardık. Ankara halkının tümü vergiler veriyor, biz de onlardan dolayı maaşımız alıyoruz, personelimiz de bu maaşı sizden aldığı parayla alıyor ve hizmetlerini o parayla alıyor. O zaman hiç kimseyi ayırmadan hizmet etmemiz gerekiyordu. Şuradan şu oy çıkmış, buradan bu oy çıkmış…

Bunu yapmak için vicdansız olmak lazım, seçime kadar rekabet yaparsınız, seçimden sonra herkesin başkanı oluyorsunuz. Bütün ihalelerimizi canlı yayınladık. Siz de bundan sonra bütün belediye başkanlarına şunu söyleyeceksiniz, ‘Yaptığınız ihalede vereceğiniz para bizim paramız, siz de canlı yapın’ diyeceksiniz. 5 yıldır defalarca Sincan’a geldim, hiçbirisinde çakarlı araçlarla konvoylarla gelmedim. Bir minibüs, bir şoför, bir koruma çünkü hiçbir Sincanlıya, Ankara’nın hiçbir yerinden kimseye kötülük yapmadım ki kimden kötülük göreyim…

Zaman zaman toplantılara gittiğimiz zaman ne aldık, ne harcadık bunların hepsinin vatandaşına hesabını veriyorum. Bazıları hesap sorulduğu zaman, ‘Ben kimseye hesap veremem, benden kimse hesap soramaz, öbür tarafta Allah’a hesap veririm’ deyip geçiştirirler. Bu dünyada parasını kullandığı, parasını emanet aldığı insanlara hesap veremeyen öbür dünyada bilin ki asla veremez.

Asıl belediyecilik nedir biliyor musunuz? Bir dürüst olacak, iki şeffaf olacak, üç hesap verecek. Buradan başlar. Benim anlayışıma göre belediye başkanı bir kentin hem annesidir hem babasıdır hem kardeşidir hem oğludur. Pandemi gibi büyük bir afet yaşadık, Allah’ın izniyle herkese ulaştık, esnafımızın ayakta kalması için uğraştık.

Bizden kimin ne talebi varsa hepsine ulaştık. Türkiye’de başka bir örneği yok, madem kentin annesisin, babasısın bu kentte ihtiyacı olan insanların evinden ne pişiyor? Bu insanlar evlerinde nasıl duruyor soğukta, titriyor mu üşüyor mu? Bunlardan haberi olmayan bir belediye başkanı olur mu? Türkiye’de benden başka yok hatta ve hatta hükümet de yapmıyor bunu; 200 bin aileye doğal gaz veriyorum, onları evinde üşütmüyorum. Bu ailelerin çocuklarını okutmak için uğraşıyoruz.

50-60 bin civarındaki ortaokul, lise öğrencisine 50 bin kişilik kartlar veriyoruz kendilerine, okula ücretsiz geliyor, gidiyor. Birçok küçük çocuğun servisini ödüyoruz. Daha bugün yatırdık, 13 bin küsur öğrencinin kantinden alışveriş yapmasını sağlıyoruz. Teneffüste yaşıtları gidip kantinden alışveriş yaparken bu çocuklar mahzun kalıyordu. Günlük 25 lira kantinden alışveriş yapma hakları var.

“Çin’den dinozor mu getirmeliydim”

Hani ne yaptı diye soranlar var ya…İstasyon Caddesi’ni yaptık beyler İstasyon Caddesi’ni, 25 yıldır yapamadınız. 25 yıldır yapamadığınız İstasyon Caddesi’ni yaptık. Oranın altyapısını da yaptık. Devrimler Caddesi Başer kesişimi katlı kavşağı yaptık, Sincan Organize Sanayi köprülü kavşağını yaptık, bizden önce başlamıştı biz tamamladık.

Polatlı içme suyunu yapıyoruz ki aynı zamanda hem Sincan’da hem Yenikent’te hemen Etimesgut’ta hem de bu organize sanayilerinin kullanacağı şekilde 1,5 milyon nüfusa hitap edecek maliyeti 2,5 milyar lira… Şimdi Polatlı susuzken, Sincan, Yenikent susuzken gidip Çin’den dinozor mu getirmeliydim.

“Ben siyaset yapmıyorum, seçildikten sonra herkesi kucaklıyorum”

Keçiören Seçim Koordinasyon Merkezi’nin açılışında da açıklamalarda bulunan Yavaş, “Ben Ankara halkının menfaati için Sayın Cumhurbaşkanını havaalanında karşılıyorum, zaman zaman ondan taleplerde bulunuyorum. Külliyeye gidiyorum, sizler için, Ankara halkı için bir şeyler istiyorum. Hiçbir yerim eksilmiyor.

Çünkü seçilmiş Cumhurbaşkanıdır. Kardeşim ben de seçilmiş belediye başkanıyım. Bir türlü hazmedemediler. İlçe belediye başkanlarının çoğu ne ‘Hayırlı olsun’ dedi ne de daha makamımı gördü. Talimat vermişler, ‘Görüşmeyeceksiniz, başarısız olsun, ondan bir şey istemeyeceksiniz’ demişler. Kim kaybetti? İstemeyen belediye başkanları kaybetti. Ben siyaset yapmıyorum, seçildikten sonra herkesi kucaklıyorum” dedi.

5 yıldır kendi afişlerinin sokaklarda olmadığını hatırlatan Yavaş, “Yerel seçim geldi, benim fotoğraflarımı görüyorsunuz. İl başkanlığı ödüyor hepsini. Belediyenin bir kuruşunu kendi işlerimize katmıyoruz. Belediyede benim fotoğrafımı asmak yasak. Eğer fotoğraf asacaksanız, Atatürk’ün ve kendi çocuklarınızın fotoğrafını asın dedim hepsine” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Türkiye’den 2 Bin 628 Doktor Almanya’da Görev Yapıyor

Almanya’da yabancı pasaportla çalışan doktorların geldiği ülkelere bakıldığında ilk sırada 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı.

Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi. Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Almanya’da pek çok sektöre kalifiye iş gücü sıkıntısı devam ederken sağlık sisteminde yabancı pasaportla çalışanların sayısı da giderek artıyor.

Funke Medya Grubu gazetelerinin Federal Doktorlar Odası istatistiklerine dayandırdığı, Pazar günü yayımlanan haberlerde, 31 Aralık 2023 itibariyle Almanya’da 63 bin 763 Alman pasaportu olmayan doktor çalıştığı bildirildi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Veriler 2013 yılından bu yana sayının ikiye katlandığını gösteriyor. 2013 yılında ülkede 30 bin civarında Alman pasaportu olmayan doktor görev yapıyordu. 1993 yılında ise yabancı kökenli doktor sayısı 10 bin civarındaydı.

Almanya pasaportu olmayan doktorların geldiği ülkelerin başında 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı. Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi.

Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Rheinland-Pfalz Eyalet Doktorlar Odası Başkanı Jürgen Hoffart yabancı meslektaşlarının Almanca bilgisinin yeterli olmadığına değinerek bunun tehlike yaratabilecek yanlış anlaşmalara neden olabildiğini belirtti.

Hoffart, göğüs ve karın ağrısı terimlerinin karıştırılabildiğini ve doktor karın ağrısı için muayene yaparken kalp krizinin gözden kaçabildiğine işaret etti.

Hoffart’a göre gelecek yıllarda bu sorun daha da kötüleşecek zira Almanya’nın sağlık personeli ihtiyacını kendi mezunları ile kapatması mümkün görünmüyor. Almanya’da her yıl mezun olan yaklaşık 11 bin öğrenciden önemli bir kısmı mesleğini icra etmiyor.

Paylaşın

Bakırhan: Oy Vermeyene Hizmet Götürmüyor, Ayrımcılık Yapıyorlar

Bingöl’de halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde ‘bize oy yoksa, size hizmet yok’ diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçimler kapsamında Bingöl’deydi. Bingöl’ün Sancak beldesi ve Karlıova ilçesinde partisinin halk buluşmalarına katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, ardından Bingöl kent merkezine geçti. Buradaki partisinin halk buluşmasında konuşan Bakırhan, şunları söyledi:

“Çok değerli Bingöllü hemşerilerim, arkadaşlarım, canlarım. Defalarca Bingöl’de mitingler yaptık. Her zaman bizi böyle coşkuyla, sloganlarınızla, renklerinizle karşıladınız. Sağ olun, çok teşekkür ediyorum. Bugün sizinle birlikte olmaktan dolayı çok büyük mutluluk duydum, onur duydum. Yavuz Kıtay İl Başkanımız şahsında, bugüne kadar Bingöl’de partimize emek vermiş bütün yoldaşları rahmet ve minnetle anıyorum. Eminim Bingöl Şeyh Said’e, Yavuz Tay’a, Rençber Aziz sanatçımıza layık olacak mücadelesini, başarıya ulaştırıncaya kadar devam ettirecektir.

Bingöl biraz iktidarın kendi sözleriyle çeliştiği, söylediği hiçbir sözde durmadığı bir kentimizdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesinde “bize oy yoksa, size hizmet yok” diyordu. Bingöl’den soruyoruz: 2004’ten beri Bingöl halkı yerel yönetimlerde AKP’ye oy veriyor. Peki, Bingöl’ün sorunlarını çözdü mü? Hadi oy vermeyene hizmet götürmüyor, ayrımcılık yapıyor; oy verene hizmet verdi mi, hayır vermedi. 2004’ten beri Bingöl Belediyesi AKP’de. Bingöl halkı hala temiz su içemiyor. Bingöl halkı, su yatakları içerisindeki bu kentte suya ulaşamıyor. Allah bir gün inşallah bu yaptığınız şeylerin hesabını sizden soracaktır.

Bunların belediyecilik anlayışı hizmet etmek değil, bunların belediyecilik anlayışı sizin için değil, bunların belediyecilik anlayışı gençler iş aş bulsun, insanca doğdukları yerlerde yaşasın, göç etmesin diye değil. Bunların belediyecilik anlayışı, kayyımcı belediyecilik anlayışı gibi ranttır, usulsüzlüktür, belediyeleri borç batağına batırmaktır. Bingöl Belediyesi gibi küçük bir belediye yüz milyonlarca lira borç almış. Ne oldu bu paraya? Alt yapı yok, yatırım yok. Türkiye’de belediyenin ulaşım hizmeti sunmadığı tek kent neresidir biliyor musunuz? Bingöl. Türkiye’nin her yerinde belediye toplu taşıma hizmeti veriyor ama Bingöl’de toplu taşımayı bireylere, özel firmalara peşkeş çekmişler. Belediye su vermez, altyapı yapmaz, ulaşımı karşılamaz ise ne iş yapar, sizlere soruyorum. Siz çok iyi biliyorsunuz belediye ne iş yapar?

“Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok”

Dün Karayazı’daydık. Karayazı’da belediyemiz ulaşımda kadınlar ve öğrencileri 25 kuruşa, akbil kullananları 50 kuruşa, akbili olmayanları ise 1 liraya taşıyor. Bizim o küçük belediyemiz, en küçük olanaklarıyla kendisine bırakılan 7 milyon borcu sıfırlamış. Türkiye’nin tek borçsuz belediyesi varsa Karayazı Belediyesidir. Peki, bu nasıl oluyor? Çünkü biz size inanıyoruz, biz sizin için varız. Biz rant sağlamak için yokuz. Biz sizin diliniz, kültürünüz yaşasın diye mücadele ediyoruz. Bizim belediyecilik anlayışımız demokratik, şeffaf, halkçı, toplumcudur.

Bu kentin halkını önemseyen bir anlayıştır bizimkisi. Şimdi beyefendiye soruyorum; yahu Zazacanın en fazla konuşulduğu, neredeyse Zazacanın başkenti olan Bingöl’de Zazaca tek bir tabela yok, tek bir sokağın ismi Zazaca değil. Bingöl’de yüzlerce değerimiz yaşamını yitirdi. Kürt halkı için mücadele eden, Kürt öncüsü bir tek kişinin ismi caddede, sokakta yok! Yeri gelince de beyefendi “ben Zazayım” diyor. Yahu Zaza olan, halkının yanında olan burada olur, bu meydanda olur. Burada olmayan ne Zaza’dır ne Kürtlerin hizmetindedir. Beyefendiler iktidardakilerin küçük örneklerini burada sunuyorlar.

Bingöl, deprem fay hattının geçtiği en riskli kentlerimizden biridir. Sizlere soruyorum; deprem için şimdiye kadar hem hükümetin hem Bingöl Belediyesinin almış olduğu tek bir önlemden bahsedebilir misiniz? Evet, bir şey yapıyorlar. Bingöl Valisi ile belediye bürokrasisi toplanıp çay ve kuru pasta yiyorlar. Depreme çay içerek, kuru pasta yiyerek önlem alamazsınız; imarla, altyapıyla alabilirsiniz. Dere yataklarını, deprem fay hatlarını imara açarsanız, depremde insanlarımız yaşamını yitirir ve bunun sorumlusu siz olursunuz. Şimdiden Bingöl’den çağrı yapıyoruz, uyarıyoruz: Bingöl deprem fay hattının üzerinde sallanacak bir kenttir. Önlem almayanlar, şimdiden önlemlerini almaya başlasınlar, geç kalmadılar. Rant yerine, ihale verme yerine, deprem için önlem almaya onları çağırıyoruz.

Erdoğan diyor ki geçmiş zamanlarda gaz kuyruğu vardı, yağ kuyruğu vardı. Evet, Türkiye o zaman da iyi yönetilmiyordu. Ama şimdi ekmek kuyruğu var, et kuyruğu var. Peki, bu kuyrukların sorumlusu kim? Erdoğan’a sormak gerekiyor. Geçmişte insanların parası vardı, gaz yoktu, yağ yoktu; şimdi et, ekmek almak için insanların parası yok. Keşke paraları olsa da yağ ve et kuyruğunda olsalardı. Bunlar sadece Bingöl’ü değil emeklileri, asgari ücretle çalışanları da bitirdiler, perperişan ettiler. Gençlerimiz artık kendi kentlerinde yaşamıyor, göç etmek zorunda kalıyor. En çok dışarıya genç göçü veren kentlerinden biridir Bingöl. Peki, Belediye Başkanı sen ne işe yararsın? Gençlik kültür merkezleri yok, gençlere iş yok, aş yok!

Cumhurbaşkanı Yardımcısına da sesleniyorum: Yahu insaf, biraz vicdanlı ol. AKP’nin bakanları, bürokratları kendi kentlerine fabrika ve hizmet götürürken, sen ne iş yapıyorsun? Ne yapıyor bizim Cumhurbaşkanı Yardımcısı? İş takibi yapıyor. İş takibi yapacaksan niye Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldun? Bingöl’de olan torpil dünyanın hiçbir yerinde yok. Çocuklarımız, gençlerimiz eğitim almak için dünya kadar zaman harcıyorlar, emek veriyorlar ama AKP’li olan, AKP üyesi olan Cumhurbaşkanı Yardımcısının ailesi, akrabası, çevresi torpille işe giriyor. Biz geldiğimiz zaman hem iktidarda hem belediyelerde asla torpil olmayacak. Hak eden, emek veren, çalışan girecek.

Anadilimiz Kurmancîdir, Zazacadır. Zimanê me Kurmancî ye Zazakî ye. Meclis’te Zazakî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar, Kurmancî iki kelime söylediğimizde sesimizi kısıyorlar. Ama buraya gelip Zazakî, Kurmancî parçalarla seçim çalışması yürütüyorlar. İşte bunlar Ankara’da kurt, buraya gelip Kürt olan yalancı ve hilekarlardır! Bingöl halkı eminim ki Bingöl’de Kürt olup Ankara’da JİTEM-Ergenekon ittifakıyla iş tutanlara gereken cevabı 31 Mart’ta verecektir. 21 Şubat Dünya Anadili Gününde Meclis’te Zazakî, Kurmancî, Süryanice, Ermenice, Lazca ve Türkiye’deki bütün dillerle grup toplantısı yaptık.

Ama Bingöl’de 21 Şubat’ta Zazaca konser vardı, iptal ettiler. Peki, sizler dilimizi yok sayan, inkar eden, konserlerinizi yasaklayan bu sisteme hayır diyor musunuz? Cumhurbaşkanı Yardımcısının annesi de nenesi de Zazaca konuşuyordu. Yahu insan anasının, nenesinin, dedesinin konuştuğu dilde kendi kentinde bir konseri yasaklayabilir mi? Beyefendi neden bundan rahatsız olmadı? Nasıl Zaza’dır, nasıl sizin kardeşinizdir? Demek ki onun işi gücü Zazaca, Kurmancî hizmet değil, devlete bürokratlık yapmakmış.

Değerli halkımız; kent susuz, aç yatıyor, fabrika yok. Kadın arkadaşlar burada, Allah aşkına kadınların gidip üretim yapacağı, aile ekonomisine katkı sunacağı tek bir hizmet var mı? Yok! Bizim bütün belediyelerimizde -ki ben de Siirt Belediye Eş Başkanlığı yaptım- gençlerimizin ürettikleri, kurduğumuz kooperatiflerde kadın arkadaşlarımızın aile ekonomisine katkı sunduğu birçok yatırım vardı. Ne yaptı kayyım sistemi? İlk günden geldi gençlik ve kadın kurumlarımızı kapattı. Neden? İstiyorlar ki kadın çalışmasın, üretmesin, aile ekonomisine katkı sunmasın. İstiyorlar ki Bingöl Kürtsüzleşsin ama onlar yanılıyorlar. Bingöl halkı, Seyid Rızaların, Şeyh Saidlerin torunları, bütün zulümlere ve baskılara rağmen kendi toprağını terk etmedi, yine etmeyecek! İnşallah bir gün Allah’ın desteğiyle de burada demokratik ve halkçı yerel yönetimleri seçerek doğrunun, hakkın, hakkaniyetin ne olduğunu hep birlikte bunlara göstereceğiz.

“Dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı getir oyları bize ver”

Belê gelê me yê hêja di 31ê Adarê de em ê bibêjin êdî bes e? Hazır mısınız “edî bes e” demeye? Bakın Şeyh Said’in topraklarındayız. AKP’nin küçük ortağı, geçen gün Şeyh Said Efendiye etmediği hakareti bırakmadı. Niye seslerini çıkarmadılar? Çünkü onlar Şeyh Said’i bir değer olarak görmüyorlar. Şeyh Said’i sizden biri olarak gördükleri için, ona karşı yapılan hakaretlere ve küfürlere sessiz kalıyorlar. Şeyh Said Efendi’ye yapılanları AKP yedi. Cumhurbaşkanı yardımcısı sesini çıkarmadı, belediye bir şey demedi. Ne oldu biliyor musunuz? Bingöl’de AKP ile MHP ittifak yaptı. Sizin dilinizi yok sayanlar diyor ki; ey Zaza halkı, Kurmanc halkı getir oyları bize ver, Şeyh Said’e hakaret eden, Kürtlere hakaret eden MHP de belediyenin ortağı olsun. Buna hayır demeyecek misiniz?

20 yıldır süren yolsuzluğu, adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de ortadan kaldıracağız. Bingöl’de artık demokratik yerel yönetimlerin hayata geçeceği gün uzak değil. 28 gün kaldı. Bu 28 günde Bingöllü hemşerilerimizi, seydalarımızı, mellelerimizi, kadınları, gençleri bir seferberlik ruhuyla çalışmaya davet ediyorum. Elinizi vicdanınıza koyun. Sizin eviniz olan, kimliğiniz, diliniz olan partinin Bingöl’de yönetimde olması için, belediyeyi alması için el birliğiyle, güç birliğiyle çalışmalara koyulun. İstanbul adayları diyor ki 31 Mart’ta Gazze sevinecek. Hangi çağda yaşıyorsun? Bingöllü bilmiyor mu İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapan ülke Türkiye’dir.

Pekii İsrail’in Gazze’deki çocukları öldüren silahlarındaki metal, çelik, demir nereden gidiyor? Türkiye’den. “Gazze sevinecek” diyenlerin çocuklarının gemileri şimdi nerede? İsrail limanında. İşte bunlar böyle ikiyüzlüler! Gazze için timsah gözyaşları döküyorlar ama İsrail’le en büyük gıda ticaretini yapanlar da onlar. İsraillilerin Filistinlileri katletmek için kullandığı silahların demirini, çeliğini, metalini veren bunlar. Gemileri orada her gün para kazanıyor. Gidiyor, geliyor. Şimdi de olmuşlar İsrail düşmanı. Siz Gazze halkının, Filistin halkının yanında değilsiniz. Siz ticaretinizle, desteğinizle İsrail ve onun katliamlarının yanındasınız. Bunu Bingöl halkı çok iyi biliyor.

Bingöl halkı mazlum halkların yanındadır. İnşallah 31 Mart’ta bu timsah gözyaşları dökenlere sandıkta cevabını verecektir. Filistin halkıyla asıl dayanışanlar sizin çocuklarınızdır. Filistin’in ilk şehitleri Kürtlerdir. Kürt gençleri buradan 30 yıl önce Filistinlilerle dayanışmak için gitti, orada canını verdi. Ama mezar taşları oradadır. Bizim Filistin halkıyla dayanışmamız yalan dolan değil, iki yüzlü değil. Biz Kürt halkıyız. Ezilenle, sömürülenle her zaman dayanışma içerisinde olduk, olmaya devam edeceğiz. Diyorlar ki DEM Parti kirli ittifak peşinde. Asıl kirli ittifak sizsiniz. Kürt halkının en yoğun faili meçhul cinayetlere uğradığı dönem Çiller dönemidir.

Tansu Çiller’in elini İstanbul’da kaldıran sizsiniz. Beyaz Toroslarla Kürtleri katledenler, asit kuyularına atan sizlersiniz. Ergenekoncularla, Beyaz Torosçularla ittifak yaptınız. JİTEM’le, Kürtleri yok sayanlarla ittifak yapanlar asla bize dil uzatamazlar. Bingöllü arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza dil uzatamazlar. Siz onurlu bir halksınız. Kenan Evren darbe yaptığı zaman, Kenan Evren anayasasına karşı en büyük hayır oyu nereden çıkmıştı biliyor musunuz? Bingöl’den. Adaletsizlik ve haksızlıklar karşısında 80 darbesinde durduğunuz gibi; bu zulüm, bu Kürt’ü yok sayan, yok etmeye çalışan sisteme de hayır diyerek demokratik yerel yönetimleri inşallah 31 Mart’ta Bingöl’de hayata geçireceksiniz.

“Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek”

Erdoğan diyor ki Türkiye yüzde 4,5 büyüdü. Elinizi vicdanınıza koyun. Sofranızda peyniriniz, etiniz, zeytininin büyüdü mü yüzde 4,5? Cebinizde yüzde 4,5 büyüme mi, erime mi var? Bunlar kimi kandırıp aldatıyorlar. Zannediyorlar ki halk bunu bilmiyor. Diyorlar ki Türkiye’de kişi başına milli gelir 13.100 dolar. Alla aşkına 13.100 dolar kazanan tek bir kişi var mı içinizde? Saraydakiler kazanıyor ama Bingöl’ün emekçisinin, yoksulunun kazandığı yok. Büyüyen onların gemileridir, çocuklarının servetidir. Beşli Çetenin servetidir. İnşallah biz geldiğimizde halkımız büyüyecek. Yoksullar büyüyecek, emekçiler büyüyecek.

Bingöl’ün gençleri intihar etmeyecek. Kürt coğrafyasında çok yüksek sayıda intiharlar yaşanıyor? Neden? Kimse keyfine intihar etmez. Ya yoksuldur, ya işsizdir, ya geçinemiyordur ya da yaşadığı sorunların altında kalkamıyordur. Peki, intiharın sebebi intihar eden vatandaş mıdır, yoksa onu intihara sürükleyen bu sistem midir? Bizi intihara sürükleyen bu sisteme inşallah hep birlikte hayır diyeceğiz. 200 liranın markette bir kıymeti kaldı mı? 200 lira 5 yıl önceki 20 lira olmuş. 1000 liradan aşağı markete girip çıkan bir tane arkadaşımız varsa söylesin.

Parayı pul ettiler, bizi yoksullaştırdılar. Utanmadan diyorlar ki tekrar Bingöl Belediyesini bize verin. Vallahi kusura bakmayın, Bingöl halkı bu kez belediyeyi kendi partisine verecek. Öyle değil mi? Belê Bîngol ya me ye, DEM Dema Bîngolê ye, DEM Dema me ye, DEM Dema Kurdan e. Ji me hemûyan re serkeftin. Her bijî Çewlîg, her bijî! Aydın Bürçün ve Çiçek Aric arkadaşları zaten tanıyorsunuz, onları sizlere emanet ediyorum. Onlar Yado Paşa’nın, Şeyh Said’in emanetleridir size. Onlar cezaevindeki Selahattin Demirtaşların, Gültan Kışanakların, Sebahat Tuncerlerin emanetidir. Söz veriyor musunuz emanetinize sahip çıkacağınıza?”

Paylaşın

AİHM’den Tarihi Karar: Patronu Eleştirmek İşten Çıkarma Sebebi Olamaz

Türkiyeli bilgisayar mühendisinin patronunu eleştirdiği için işten çıkarılmasıyla ilgili yaptığı başvuruyu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “Patronu eleştirmek işten çıkarma sebebi olamaz” dedi:

“Davacının alaycı bir dil kullandığı doğrudur. Ancak e-postanın konusu, gönderildiği bağlam ve alıcıları dikkate alındığında şirketi ilgilendiren bir tartışmayı teşvik ettiği de doğrudur.

Türk ulusal yargıçları, başvuranın eylemlerinin işyerindeki huzur ve uyumu bozduğuna karar vermek için ilgili tüm olguları ve faktörleri dikkate almamıştır. Üst yönetimin eleştirilmesi  işten çıkarma veya disiplinsizlik sebebi olamaz.”

Patron ve şirket yönetimine yönelik sert eleştiriler içeren e-postanın ardından kovulduğunu belirten mühendis, mahkemeye başvurdu. Ancak iç hukuk yolları, mühendisin aleyhine sonuçlandı. Türkiye’deki iç hukuk yollarını tüketen mühendis, konuyu AİHM’e taşıdı.

Patronlar Dünyası‘nın haberine göre; davacı mühendis, AİHM’e yaptığı başvuruda, patronun yönetim uygulamalarının modern yönetim yaklaşımıyla uyumsuz olduğunu ve sert bir şekilde eleştirdiğini kabul etti. Ancak bunu “kendisine karşı aşağılayıcı veya kaba bir dil kullanmadan” yaptığını belirtti.

Davayı oy birliğiyle karara bağlayan AİHM, olayı ifade özgürlüğü kapsamında temel bir hak olarak kabul etti ve şöyle dedi:

“Davacının alaycı bir dil kullandığı doğrudur. Ancak e-postanın konusu, gönderildiği bağlam ve alıcıları dikkate alındığında şirketi ilgilendiren bir tartışmayı teşvik ettiği de doğrudur. Türk ulusal yargıçları, başvuranın eylemlerinin işyerindeki huzur ve uyumu bozduğuna karar vermek için ilgili tüm olguları ve faktörleri dikkate almamıştır. Üst yönetimin eleştirilmesi işten çıkarma veya disiplinsizlik sebebi olamaz.”

Mahkeme, Türkiye’nin başvurana 2 bin 600 euro manevi tazminat ödemesine hükmetti. Masraf ve giderler için 1000 euro’luk ayrı bir ödeme de talep edildi.

Paylaşın

Akşener’den Özel’e Yanıt: Midem Bulanıyor Artık

CHP Lideri Özgür Özel’in ‘İYİ Parti bize Balıkesir’de jest yapsın’ sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı” dedi ve ekledi:

“15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline. Ama genel başkanlar dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didismeyle seçilemedi.”

Akşener açıklamasının devamında, “Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti.. Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler kapsamında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde esnafı ziyaretinde bulundu. Akşener, ziyaretler sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Meral Akşener’in konuşmasından öne çıkan başlıklar bu şekilde: “Şimdi ben bu seçimlerin büyük bir dikkatle götürmeye çalışıyorum. Hem ben hem arkadaşlarım her zaman seçimleri seçmenin düğünü, bayramı olarak değerlendirdik. Seçmenin lehine seçmen için doğru olan işlerin yarıştığı bir dönem olmasına gayret ettik.

Ben esnafı ilk defa gezmiyorum bütün ağalar yan gelip yatarken ben tek kadın genel başkan olarak; grubu olan bir siyasi parti kadın Genel Başkanı tam 3 yıl boyunca esnaf esnaf; Ankara’da olanlar biliyor, beraberce gezdik burayı öğrendik kamuoyuyla paylaştık ve iktidar partisine de buyurun bu dertleri çözün dedik.

Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi ile 2018-2019 ve 2023’te İttifak yaptık. Çünkü bu şu anda Türkiye’nin mahkum olduğu ucube sistem dediğim bu ittifaklara mecbur bırakan sistem bunu yarattı ve böyle bir yol yürüdü. Hem kişisel olarak hem partimin mensupları olarak biz sistemi değiştirebilecek sonuç için gayret gösterdik. Her bir suçu benim üzerime bırakıyor herkes. Keşke bu suç bırakmak problemi çözse. Tamam suçlar benim olsun aldım, gittim. Hani bir film vardır günah yiyen bir papaz vardır onun gibi ben günahları yiyeyim.

Hay hay yeter ki siz günahsız kalın ama konu o değil ki biz başaramadık, bu seçime 3 yıl kala sürekli olarak bir şey söyledim ben. Allah rızası için bir araya toplanıp düzgünce tek bir adayın etrafında toplanıp gidelim ve Sayın Kılıçdaroğlu’na 5 kişi onlar 5 kişi biz onların huzurunda dönüp dedim ki ‘sayın genel başkanım biz birbirimize öyle hitap ediyorduk. Bu iki Belediye Başkanı adayımızın herhangi birine cumhurbaşkanı adayı gösterecekseniz biz varız ama diğerini geri çekin. Eğer bu arkadaşlarımızdan hiçbirini göstermeyecekseniz ikisine birden geri çekin.

Bir başka aday üzerine gideceksek, hiçbirini göstermiyorsanız geri çekin. Çünkü seçmeni taraftar halinde getirir. Bu arkadaşlarımızın tutumu bu yerine geldi mi gelmedi. Ben buna dikkat çekebilmek için durup dururken ben başbakan olacağım dedim. Bunun anlamı ne? Herkes güldü bana bu kadın deli mi ne diye. Bunun anlamı ne? Biz bu ucube sistemi kazanacak değiştirecek bir psikolojik atmosfer yaratmak amaçlıydı.

Sonuçta biz başaramadık yani ittifak siyaseti ile öyle ya da böyle başaramadık. Biz iyi Parti olarak tek mi başımıza hür müstakil bu yerel seçimlerde seçime gitmeye karar verdik kararı bu esnaf esnaf dükkanlarında rastladığımız insanlar verecek.

O günden beri biz inanılmaz bir hakarete iftiraya çirkinlikle karşı karşıya kalıyoruz bugün çok ilginç bir fotoğraf yap gördüm bizim Gölbaşı Belediye Meclis üyelerimizden 2 sırada bulunan arkadaşımız hem Mansur Bey’i hem Cumhuriyet Halk Partisi’ne il başkanlığımızı yapıp sonra genel müdür olan Mesut Özarslan arkadaşımızın şimdi biliyorsunuz Keçiören Belediye Başkan Adayı CHP’nin onun seçim bürosunda bir fotoğrafını gösterdi.

“30 yıl aktif politika yapıyorum”

Arkadaşlar halen bizim listemizden aday bu güzel bir şey değil bu insanlar olan inancı insanlara olan saygının siyasetçi olan saygının siyasetçi olan inancın ortadan kalktığı bir çirkin tavırdır dürüst bir şekilde ben sizden aday falan olmayacağım burayı destekliyorum sizinle beraber olmak istemiyorum demek çok saygıdeğer bir davranıştır ama o listede yer alıp o listeden istifa etmeyip orada gidip yani fotoğraf vermek ve buna da müsaade etmek hem büyükşehir belediye başkan adayının ve o ilçenin adayının müsaade etmesi bunu fotoğraf olarak paylaşması 30 yıl aktif politika yapıyorum.

80 öncesinde sağ sol kavgasını yaşamış insanım abim MHP il başkanıydı ben böylesine bir çirkinliği ilk defa rastlıyorum seçilirsin bu bile yanlış ama seçilirsin gidersin ya da öncesinde dürüst bir şekilde dersin ki ben yokum kardeşim biz de buna saygı gösteririz.

Bu her şeyin mübah olduğu seçim şeklini alıyor ve herkesin her şeyi İYİ Parti üzerine boca ettiği bir durum. CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı. 15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline.

Ama genel başkanlarım dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didişmeyle seçilemedi.  Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti…

Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım.”

Paylaşın

İmamoğlu Ve Kurum Arasında “Canlı Yayın” Polemiği

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti’nin İBB Başkan adayı Murat Kurum arasında “canlı yayın” polemiği devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına cevap vererek, “Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor” dedi.

Murat Kurum, dün katıldığı TRT Haber yayınında Ekrem İmamoğlu’nu hedef alırken “Benimle proje konuşamaz. Sadece İstanbul’u konuşamaz çünkü bilmiyor” demişti. İmamoğlu bugün, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’u ziyareti sırasında, bununla ilgili gelen bir soru üzerine Kurum’la canlı yayında karşı karşıya gelmeye ‘tereddütsüz” olarak olumlu baktığını söylemiş ve şunları eklemişti:

“Elbette bir arada olmaktan ve konuşmaktan, İstanbul’u paylaşmaktan, İstanbul’la ilgili karşılıklı yorum yapmaktan her zaman mutlu olmuşuzdur. Bunu değerli bulmuşuzdur. Elbette ki medeni bir ülkede, medeni bir şehirde, medeniyetin beşiği İstanbul’da, İstanbul için bir süreç ve yarış oluyorsa böylesi bir ortama elbette ki ‘Evet’ derim. Tereddütsüz olumlu karşılarım.”

İmamoğlu’nun açıklamasından sonra Murat Kurum, aynı konunun tekrar hatırlatılması üzerine İBB Başkanı’nın “samimi” bulmadığını söylemişti. Kurum  “Ekrem beyin İstanbul’u ilk önce bir özne olarak görmesi lazım. İstanbul’u görmeyenlerin bugün İstanbul’u bizle konuşmak isteme çağrıları samimi değil. İstanbul konuşulacaksa her projeyi her ortamda konuşmaya hazırız. Bakış açısı samimi değil. Biz her davete açığız ama önce samimiyetini gösterecek” demişti.

Murat Kurum, kendisine yöneltilen ‘Anket sonuçları ne durumda’ sorusuna ise, “İçerideki salonu gördüyseniz, anket sonucu işte budur. Saha da aynısını söylüyor. Anket her zaman sahadır. Sahanın gücüdür. Sahanın sesidir. Sahanın duygusudur, sahanın size sarılma isteğidir, arzusudur. Hamdolsun çok iyi gidiyoruz. O yüzden zaten burada Ekrem başkan ne yapacağını şaşırdı.

CHP anlayışı ne yapacağını şaşırdı. İttifak yapıyor musunuz sorusuna cevap veremiyorlar, yaptık demiyorlar, yapmadık demiyorlar. Yani böyle savruluyorlar. O yüzden çok güzel gidiyor, anketlerde de öndeyiz. Zaten anket firmaları da bunları paylaşıyorlar. İnşallah biz 31 Mart’ta şunu söylüyoruz; Nisan gelecek dertler bitecek. Nisan gelecek, İstanbul’un, İstanbulların yüzü gülecek” diyerek cevap vermişti.

“Bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı”

Son olarak Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile kameraların karşısına geçti. İmamoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtlarken rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor. Birçok konuda başarı elde edemediği gibi geçmiş dönemde yaptığı icraatlerde yani bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı. Herkesi zor duruma düşürdü. Bizim nezaketle söylediğimiz bir cümleye atlayıp hayır davet edilmedin deyip ortada bir fırtına kopardı sonra da niye gelmedi dedi. Dolayısıyla cevap versem bir türlü vermesem bir türlü. Kendi haline bırakıyorum.

Ortak yayın sorusuna yanıt veren İmamoğlu ise şunları söyledi: İlan veremediğimiz 13 kanal var. Genel Başkanım ne TRT ne de 13 kanal paramızla bile İBB’nin hizmetlerini anlattığı kampanyasından bahsediyorum bu arada; İmamoğlu’nun adaylık kampanyası ayrı. Onu bile yayınlamayan televizyonlar var. O kanallardan birinde olur sorun yok.

Paylaşın

Erdoğan: Gazze’de Yaşananlar Savaş Değil Soykırımdır

3. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Erdoğan, “7 Ekim’de bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı çimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırılarının sonuçlarında çoğu çocuk ve kadın şehit edildi. 70 bin’den fazla Filistinli yaralandı. 1,9 milyon kişi göçe zorlandı” dedi ve ekledi:

“Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin, sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıklarından dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, yapıların ne kadar acil ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.

Gazze’de yaşananlar kesinlikle savaş değil bir soykırımdır.  Ambulansları, yerleşim yerlerini bombalayan, dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri onursuzca, kalleşçe hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Uluslararası Adalet Divanı’nın tutumu ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca gösterebiliyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “Turizm başkentimizin Akdeniz’in incisi tarih, tabiat ve kültür şehri güzel Antalyamıza hepiniz hoş geldiniz.

Asrın felaketi nedeniyle forumumuz geçen yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz. Bu zorlu süreçte sizlerden gördüğümüz desteği ifade etmek isterim. Bizlere desteğini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

3 gün boyunca günümüz liderlerinden geleceğin liderine, iş insanlarından akademisyenlere yaklaşık 4 bin katılımcı bu çatı altında bir araya gelecek. Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik düzenine baktığımızda forumun temasının ne kadar isabetli olduğu anlaşılacaktır.

Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor, savaşlar eskisinden çok daha kanlı geçiyor. Sömürgecilik yeni yöntemlerle devam ettiriliyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçek şudur; Refah, huzur, barış ve özgürlük yüzyılı olmasını umduğumuz 21. yy buhranlar çağında dönüşüyor.

Türkiye bu krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. Pek çok ülkenin son 5-10 yıldır karşılaştığı terörle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’a karşı menfur saldırılarının çoğu Türk konsolosluklarının yakınından yaşandı. Yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.

Sorumluluk sahibi bir ülke olarak doğru bildiklerimizi cesaretle söylemeye devam edeceğiz. Diplomasi krizlerinin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır. Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca jeopolitik rekabetin kıran kırana yaşandığı bir coğrafyada yaşadığımızı unutmuyoruz.

“Tüm dünyada dostlarımızın sayısını artıracağız”

Dışişleri’nde 163 olan temsilcilik sayısı bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomatik temsilciğine sahip 3. ülkesiyiz. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu ile kazan-kazan ilişkisi kurabilen, AB ile gümrük birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla ekonomik işbirliğinde olan, bekası tehlikede olduğunda sahada her türlü tedbiri alabilen müessil bir güç olarak öne çıkmaktadır. Tüm dünyada dostlarımızın sayısını artıracağız.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları hepimiz içimiz yanarak takip ediyoruz. İsrail’in kasıtlı saldırıları sonucunda çoğu çocuk ve kadın 30 binden fazla kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 milyon insan göçe zorlandı. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi, milyarca insanın hukuka, adalete olan inancı katledildi.

Yaşananlar bir soykırım girişimidir. İnsanlık olarak Türkiye olarak saldırıların ilk gününde itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan yardıma, 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini halen yaşıyoruz.

Uluslararası Adalet Divanı’nın tutumu ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca gösterebiliyor. Uluslararası toplum Filistin halkına olan borcunu ancak Filistin Devleti’nin kurulmasıyla ödeyebilir.

Bu maksatla garantörlüğü de kapsayacak şekilde sorumluluk alabileceğimizi belirttik. Gazze’nin yeniden toparlanması için elimizden geleni yapacağız. Dünyanın dört bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen Türkiye Yüzyılı hedeflerimizde ilerliyoruz. Katılımızın forumun devamı için büyük katkı sunmaktadır.”

Paylaşın

Avrupa Birliği, Türkiye Sınırındaki Personel Sayısını Üç Katına Çıkaracak

20 Mart itibarıyla Türkiye – Bulgaristan sınırlardaki Avrupa Birliği’nin (AB) sınır koruma ajansı Frontex’in personel sayısı üç katına çıkarılacak. Bulgaristan’da görevlendirilecek yeni memurlar arasında insan haklarının gözetilmesine yönelik uzmanlar da bulunacak.

2007 yılında AB’ye üye olan Romanya ve Bulgaristan, geçen eylül ayına kadar yolsuzluk ve organize suçlar nedeniyle Avrupa Birliği’nin (AB) tarafından özel gözetim altında tutuluyordu.

Avrupa Birliği’nin (AB) sınır koruma ajansı Frontex, Bulgaristan’ın Türkiye ve Sırbistan sınırında görev yapan personel sayısını üç katına çıkarmayı planlıyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Ajans Direktörü Hans Leijtens, Türkiye-Bulgaristan sınır kapısı Kapitan Andreevo’da yaptığı açıklamada, 20 Mart’tan itibaren Bulgaristan’da 500 ila 600 Frontex memurunun daha görevlendirileceğini söyledi.

Bulgar haber ajansı BTA, Leijtens’in daha önce Bulgaristan İçişleri Bakanı Kalin Stoyanov’la Bulgaristan’ın Türkiye sınırındaki önlemleri incelediğini bildirdi.

Frontex’in “yalnızca sınırları değil, Avrupa’nın değerlerini de koruduğunu” belirten Leijtens, Bulgaristan’da görevlendirilecek yeni memurlar arasında insan haklarının gözetilmesine yönelik uzmanların da bulunacağını söyledi.

Ajansa sık sık AB sınırlarında sığınmacılara karşı insan hakları ihlallerinde bulunma ve uluslararası anlaşmalara aykırı olan geri itme uyguylamalarına göz yumma suçlaması yöneltiliyor.

Bulgaristan’ın Türkiye’yle 259 kilometrelik kara sınırı 2017’den bu yana sınır boyunca inşa edilen tel çitle korunuyor ve termal kameralarla gözleniyor. Bu önlemlere rağmen insan kaçakçılarının yardımıyla sınırdan sık sık düzensiz geçişler oluyor.

AB’nin en yoksul ülkesi Bulgaristan’da kayıt altına alınmak istemeyen sığınmacılar genellikle iltica başvurusunda bulunmak üzere Sırbistan üzerinden Orta ve Batı Avrupa ülkelerine geçiyorlar.

Bulgaristan’ın AB’nin dış sınırlarının korunmasında “oldukça önemli bir rol oynadığını” vurgulayan Frontex Diröktörü, bu ülkenin Schengen bölgesine katılımına da “tam destek verdiğini” söyledi.

Bulgaristan’ın Mart ayında serbest dolaşım bölgesine katılımı öngörülüyor. İlk etapta yalnızca hava ve deniz iç sınır kontrollerinin kaldırılması planlanırken Sofya, kara kontrollerinin kaldırılmasını da talep ediyor.

2007 yılında AB’ye üye olan Romanya ve Bulgaristan, geçen Eylül ayına kadar yolsuzluk ve organize suçlar nedeniyle Birlik tarafından özel gözetim altında tutuluyordu.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye “Atatürk” Tepkisi: Adını Anma

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimler kapsamında partisinin Bursa aday tanıtım toplantısında konuştu.

Konuşmasında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerine yanıt veren Özgür Özel, “Devlet Bahçeli, bugün çıkmış ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü. Kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu senin zihninle baş başa bırakıyorum” dedi.

Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama bilmen gereken bir şey var. Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.

Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli. Atatürk, 6. filoyu denize dökenlerin, her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdeli kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’nin dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de ‘Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor’ şiirini okuyan, gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden on milyonlar, seksen milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü. Senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen.”

Bahçeli ne demişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “CHP’de Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM yanyana, diğerleri yedektedir. Zillet masasının altıyla üstü yer değiştirmiştir. Oyunu görüyoruz.” dedi. Bahçeli “Bugünkü CHP, Atatürk’ün partisi değil, DEM’in oyun uşağı, Türkiye düşmanlarının altı oklu uydusudur. Neymiş Atatürk dile gelmiş… Böyle konuşan Özgür Bey’in ne yiyip içtiğine dikkat etmesi samimi tavsiyemdir” demişti.

“31 Mart’ta halledeceğiz bu işi”

Seçimlerde herkese sandığa gitmesi için çağrıda bulunan Özel, Bursa’da yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Görüyorum ki Bursa bütün Bursa, İnegöl’ünden Kestel’ine, Mustafakemalpaşa’sından, Orhangazi’sine, bütün Bursa CHP’yi hak ediyor, bunu görüyorum. İnanın Bursa’da bir büyük zaferin arifesindeyiz. Gün sayıyoruz, geçen sefer o biraz önce şarkıda da duyduğumuz o yarım kalan hikayenin tamamlanması için, bu şarkının yarım kalmaması için Bursa sokaklarındaki heyecanı görüyorum. Önüme ölçümler geliyor.

Anketlere bakıyorum, keyifleniyorum, geliyoruz, kazanıyoruz, Bursa bizi bekliyor. Bursa’da 2 tane kadın adayımız var, gönül isterdi ki çok daha fazla olsun, Bursalı kadınlara söz olsun, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni aldıktan sonra, Bursa’da elimizdeki 3 belediye sayısını çok daha yukarılara çıkardıktan sonra Karacabey’de Gönül Avcı, Orhaneli’nde Vildan Koç başkanlarım şimdi 2 ama gelecek seçimde çok daha fazla kadın adayla ve kadın belediye başkanları ile karşınızda olacağız. Bursa’ya söz veriyoruz. Yıldırım’da 39 yaşında Mehmet Önder Mutlu var.

Gencecik bir belediye başkan adayımız. Onun mücadelesini görüyorum. Onun mücadelesi ile gurur duyuyorum. Tüm Türkiye’de geçmişe göre seçilecek yerden tam 6 kat genç aday gösterdik. Bundan sonra Bursa’daki bütün gençleri, Bursa’daki bütün kadınları CHP’de siyaset yapmaya, aday adayı olmaya, aday olmaya, yönetimlerde yer almaya ve bu güzel Cumhuriyet kenti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflerine uygun bir şekilde gençlere ve kadınlara emanet etmeye de söz veriyor ve ant içiyoruz.

Sayın Bozbey biraz önce dedi ki ‘Biz Bursa’nın sorunlarını anlatıyoruz, o dönüyor dönüyor mega projelerimiz var diyor.’ CHP’nin Bursa’daki mega projesini açıklamayı Bozbey bana bıraktı. CHP Genel Başkanı olarak Bursa Büyükşehir ile ilgili mega projemizi bir cümle ile özetliyorum. Alinur Aktaş’ı gönderip, Mustafa Bozbey’i getirmekten daha mega bir proje yoktur. Çünkü mega projeler bütünseldir, kapsamlıdır, projenin içindeki parçalar birbiri ile konuşur, sonuç odaklıdır.

Bursa’da Alinur Aktaş gibi Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı ile çelişkisi olan ve Cumhuriyet’in değerleri ile çatışan, hele hele ki o Uğur Mumcu’yu paramparça ettiler, hepimizin yüreğini o Ankara’daki karlı günde bin parça yapıp saçtılar, ölümünden sonra Uğur Mumcu’ya laf edecek kadar, Türkan Saylan gibi bir büyük, hem tıp hem eğitim emekçisine, bir kanaat önderine, hepimizin gözbebeği ve gözümüzün önünde erir giderken Türkan Saylan’a laf edecek kadar, Bahriye Üçok’u, inancını savunan, bu ülkeyi laik Türkiye Cumhuriyet’inde bir ilahiyat profesörü kadını öldürenlere laf etmeyip de o kadına arkasından laf edecek kadar gözü dönmüş, yüreği taş, içi kinli, aklında, fikrinde örümcek fikirler olan bir kişinin Bursa’da yönetimde olduğu her gün ve dakika Bursa’ya yazıktır, bu da bizim ayıbımızdır. 31 Mart’ta halledeceğiz bu işi.

Alinur Aktaş’a bir tek şey söyleyelim. Siyaset, tarafını belirtme işidir kardeşim. Partiler var. Parti, ‘part’tan geliyor, toplumun parçaları. Biz sizin gibi kimseyi itmeye, kakmaya, ötekileştirmeye, şeytanlaştırmaya meraklı değiliz. Bu topluma sorduğunda yüzde 95 Atatürk sevgisi ile dolu olan, bu memleketi kim kurtardı deyince dedelerimiz birlikte kurtardı diyen, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi’yi, Sünni’yi kimseyi inancından, mezhebinden, dininden ayırmayan, Çanakkale’de koyun koyuna yatanların torunuyuz diyen bir irfanın evlatlarıyız hepimiz.

Ama sen 30 Ağustos Zaferi’ne, 29 Ekim’e, 23 Nisan’a dil uzatıyorsan, sen tarafını seçmişsin kardeşim. Sen işgal donanması yaklaştığında onun önüne kırmızı halıyı serenlerin peşindesin, ben o donanmayı görünce yanındakilere ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenin partisinin Genel Başkanıyım.

Bursa’dayız, buraya Çorlu’dan geldim. Hayatını tren kazasında kaybetmiş 25 kişinin acıyı anne, babaları, eşleri, çocuklarının ellerinin sıcaklığı, gözlerinin yaşındaki nem hala ellerimde. Bugün gittik oraya adaleti aramak için. Son duruşmaydı. Kalabalığı gördüler, bizleri gördüler, annelerin yüreğindeki ateşi gördüler. Tayyip Beyin ne istediğini 4 gün önce oraya o katliamdan sorumlu kişi yeniden TCDD Genel Müdürü atayan Tayyip Erdoğan’ın talimatını gördüler, bu sabah rapor alan bir hakim sayesinde duruşmayı seçimlerden sonraya ertelediler.

Bakın hem Çorlu’nun, hem Soma’nın, hem Afyon’un, hem Hendek’in, Türkiye’de kimin haksız yere yüreği yandıysa, hangi ananın gözünden yaş aktıysa, o bir damla yaşın hesabını sorana kadar katillerin de müsebbiplerinin de peşindeyiz. Herkes bunu böyle bilsin, bırakmayız peşlerini. Sonuna kadar takip edeceğiz.

Bursa’da olunca gözü yaşlı eş, ana, çocuk deyince Sinan Ateş’i anmadan olmaz. Biz Sinan Ateş ile çok farklı dünya görüşlerinin insanlarıydık. Ateş, Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanıydı, biz CHP’de yetişmiş gençlerdik. Belki hiçbir zaman aynı sandıkta buluşmadık, belki hiçbir zaman düşüncelerimiz örtüşmedi ama Sinan Ateş gibi birini, 2 kız babası, sonradan hikayesini dinleyince dünya iyisi bir babayı, eşini de gözü yaşlı, anasını ve babasını gözü yaşlı bırakarak, Ankara’nın orta yerinde katlettiler.

Sinan Ateş Bursalı. Sinan Ateş’in emaneti, o günden sonra hiçbir siyasi partinin değil bütün Türkiye’deki siyasilerin ve Türkiye’deki herkesin emanetiydi. O günden bugüne takip ettik. Geçmiş dönemdeki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’ndan görevi devraldıktan sonra ben de hem aile ile hem dava ile ilgilenmek için elimizden geleni yaptık. Ama Türkiye’deki o Bursa’nın da üstüne çöken o tuhaf ittifak, kirli ittifak, Sinan Ateş’in olayını araştıran savcıya ‘dur’ dedi, savcıyı tehdit etti, tayin etti. Bir başkasına yaptıklarından sonra rapor aldırdı, kaçırdı.

Siyasilere uzanan bu davanın üstünü örtbas etmeye çalıştı. Bursa’dan, Sinan Ateş’in memleketinden. Bir parti burasına kadar o işin içinde diye, Tayyip Erdoğan o parti ile ittifakı zedelenmesin diye 2 kız çocuğunun babasını katledenlerin peşini bırakıyor, arkasını aratmıyorlar ya, onun da hesabını sormak boynumuzun borcu olsun. Bugün o Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen partinin genel başkanı kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler, taziyesine gitmeyenler bugün dönmüşler CHP’ye laf ediyorlar.

Ne için laf ediyorlar biliyor musunuz? Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki ‘Başkanlarım kalkın ayağa, gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın, Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyet’in 100 yıl önce kurucu kadroları memleketi işgalden kurtaranlar, düşmandan temizleyenler, bu memleketin kuruluşunu örgütleyenler, sizden bugün 100 yıl sonra memleketi bir daha kurtarmanızı, Cumhuriyet’i bir daha kurmanızı bekliyor.

Devlet Bahçeli, çıkmış bugün ‘Özgür Beyin akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü, kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk ile görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu seninle, senin zihninle baş başa bırakıyorum. Ama bilmen gereken bir şey var.

“Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli”

Atatürk öldü diyorsan, Atatürk sen hani bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseri ile gurur duyanlar için, onun emanetini canı pahasını savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, 3-5 mevki için partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir. Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli.

Atatürk, 6’ncı Filo’yu denize dökenlerin, Atatürk her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdelik kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’de dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor şiirini okuyan ve gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden, o milyonlar, 80 milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü, senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen. O yüzden bundan sonra efendim Atatürk’ün partisine geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız çıkmış, konuşurken oraya alt tarafa yazıyorlar. Efendim CHP, DEM işbirliği ne? Kardeşim yıllar, yıllar.

İşinize geldi ahbap oldunuz, işinize geldi masa kurdunuz, işinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz, gün oldu birlikte halaya durdunuz, gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyet’in partisidir, Atatürk’ün partisidir ve Meclis’te bulunan her partiye aynı mesafededir. Ama CHP esas olarak 6 okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazdık, siz istiyorsunuz diye onunla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir ama şunu bilin ki CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine, vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarız. Böyle bilin.

Bir yandan Sayın Bozbey’in sunumunu izlerken, o Bursa sokaklarındaki korkan anne ve kızı gördüm. Neden korkuyorlar? Devlet niye korumuyor? Elbette kahraman polisimiz ve güvenlik güçlerimiz üstüne düşeni yapmak istiyor. Ama birileri bir yerlerden cesaret alıyor. Bakın burada, bu kadar kadının huzurunda söylüyorum. Kadın cinayetleri bu ülkenin en büyük utancıdır. Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece 1 yıl düşüş kaydetmiştir, o da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp, onaylanıp, yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır.

Sebebi şudur, kadın cinayetini işleyenler, yahu namus der kurtulurum, ağır tahrik der kurtulurum, kravat ve takım elbiseyi giyer iyi halden yararlanır kurtulurum, şunu der kurtulurum derken 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi ile beraber bu işler artık eskisi kadar kolay değil, cezalar ağırlaştı, devlet kararlı, Meclis hep birlikte oyladı, bundan sonra pabuç pahalı dedikleri için o sene aşağıya düşmüştür. Bu sene, daha dün bir günde 8 kadın katledildi. Boşandığı kocaları, mevcut kocaları, bir tanesi de babası tarafından. Kadın cinayetlerinin önüne geçmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadın kollarımız çalışıyor. Ama bu mesele, toplumsal bir meseledir.

Gecenin 01.00’inde, Hizbullahçılar öyle istiyor diye, yakında yaklaşan seçimlerde Hizbullah bağlantılı Hüda-Par ile ittifakın ön şartı olduğu için, domuz bağcıların, kadın katillerinin, her fırsatta kadınları sahiplendirmek lazım diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için bir gün tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Ona karşı açtığımız davayı reddeden hakimi bile Danıştay’dan Anayasa Mahkemesi’ne seçip ödüllendirdi. Dün 8 kadın hayatını kaybetti, o 8 kadının kanı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanın ve buna alkış tutanların elindedir.

Dünden beri Tayyip Bey dönüp dönüp bana saldırıyor ve şunu söylüyor. Ben ağır bir suç işlemişim ve bugün de o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Emeklilerin tahrik ediyormuşum. Biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. Açlık sınırının 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti Türk-İş. Bu ülkede emeklilerin çok önemli bir kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalıyorlar.

Ben de o günden bugüne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emeklilere 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını, en düşük emekli maaşının Tayyip Erdoğan’ın geldiği 2 Kasım 2002 günü 1,5 asgari ücret düzeyinde olduğunu, bugün o korunuyor olsa şu anda emeklilere verilmesi gereken maaşın 25 bin lira olduğunu ama 2,5 kat fark ile 10 bin liraya mahkum edildiklerini anlatıyorum. Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğinde bin lira 24 kilo kıyma alıyordu, şu anda sadece 6 kilo kıyma alıyor. O ikramiye 2018’den bugüne emeklinin sofrasından 18 kilo kıyma çalmış. Ayda 1,5 kilo kıyma.

Şimdi sadece ve sadece bu hesapla madem ki bu işin patenti bizdedir, gel diyorum. Bir kanun çıkaralım. Emekli kart çıkaralım. Bu karta önce aradaki 10 bin lirayı yatıralım. Çünkü şimdiye kadar verdiğin para alması gerektiği paradan 10 bin lira eksik. Bundan sonra en düşük emekli maaşını asgari ücrete tamamlayalım. Bana hesap yapıyor, verilemez. Para yok diyor. Diyor ki bunun için diyor, 1,4 trilyon paraya ihtiyaç var. Bir kere yanlış hesap. En düşük emekli maaşlarını 17 bin 2 lira yapmak için 1,4 trilyona değil 700 milyara ihtiyaç var. Tam yarısı. 720 milyar. Ama o yanlış hesabı yapmış, hadi hızla verdiler önüne.

Böyle bir para bulunamaz diyor. 750 milyar bulamıyorsun da sen sadece 2024 yılında vaz geçilecek vergiler toplamı, ne biliyor musunuz vazgeçilecek vergi? İliç’te parayı üst üste istiflerken, kumu bir yere istifleyen, sonra da 9 tane evladımızı alıp götüren o liçi işleten Anagold firması var ya. Mesela o firmaya siyanürden dolayı 16 milyon lira ceza kesip 2 ay sonra 222 milyon lira vergisini affetmişti. Vazgeçilen vergi geliri bu. Bu sene toplam şirket ve holdinglerin tam olarak 650 milyar lira ödeyeceği vergilerden vazgeçiyorlar.

Emekliye lazım olan para da neredeyse bu kadar. Yani İliç’te evlatlarımızı katleden, çıkardığı altının yüzde 98’ini yurtdışına götüren, burada vergi borçları silinen firma ve onun gibi firmalara para var. Emekliye gelince para yok. Toplam 6,5 trilyon lira Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve şimdiki Maliye Bakanının irrasyonel politikalar dediği kararlardan dolayı devletin ödediği dolar farkı parası, faiz farkı parası, altından dolayı yükümlülüklerinin artmasından kaynaklanan fark 6,5 trilyon lira. Kendi söylediği paranın tam 4 katı.

Aslında lazım olan paranın, gerçek rakamın tam 8 katı. Şimdi İliç’teki şirketin vergisini affetmeye para var. Emekliye 17 bin liraya çıkarmaya, emekli kart vermeye, o kartın manav, kasap, market, doğalgazda geçmesine para yok. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken para var, emekliye yatıracakken para yok. Sarayın harcamalarına, bakın saray 1 dakikada 23 bin lira para harcıyor. 1 yılda harcadığı parayı 365’e, sonra 24 saate, sonra da onu 60’a bölerseniz 23 bin lira çıkıyor. Böyle milyon, kat trilyon deyince anlaşılmıyor, 1 dakikada 23 bin lira. 10 bin liralık emekli maaşı sarayda 26 saniyede tüketiliyor. 14 tane uçağa para var.

Dünyanın en gelişmiş makam arabası. Mercedes, limuzin. 10 tane yapmış Almanlar, 2’si bunda. Birine kendi biniyor, biri boş, yoldan gidiyor. Eğer saldırı olursa aldatsın diye. Dünyada 10 tane var, 2’si bunda. O arabanın yapıldığı dönemde Merkel transporter minibüse biniyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçan sarayı var, Merkel tarifeli uçuyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçaklarından 14 tane var ama emekliye vermeye gelince bütçede para yok. O yüzden hepimiz aklımızı başımıza alacağız. 31 Mart tarihi bundan sonra 4 yıl boyunca önümüze sandığın gelmeyeceği bir tarihtir.

“Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz”

Eğer 31 Mart’ta istediğini alırsa. 31 Mart’ta istediğini alırsa 1 Nisan günü zam tufanı kapıda. Kendileri söylüyor, sıkı para politikası diyor. Kemer sıkacağız diyor, acı reçete içireceğiz diyor. Kim içecek acı reçeteyi? Acı reçeteyi 5’li çete mi içecek? Damatlar mı içecek? Acı reçeteyi Albayraklar mı, Cengiz Holding mi, sarayı yapan müteahhit mi içecek? Acı reçeteyi emekli, emekçi, işsiz, esnaf, köylü, balıkçı, arıcılar içecek. Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz. Acı reçeteyi içmeyeceksen buna 1 Nisan olduysa ertesi gün yapacak bir şey yok 2 Nisan’da.

2 Nisan’da 1 Nisan’ın ertesi günü. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü. Senin önünde sandık var. Sana 10 bin lirayı reva görene. Emekçisin, günde 8-10-12 saat çalışıyorsun, 17 bin lirayı reva görene. Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz çıkınca 3-5 bin liraya çocuklarını sağlıklı bile besleyemeyen bir çalışansın, sana bunu reva görene. Borcu borçla kapatan esnafa, kredi kartını kredi kartı ile çevirenlere, umutsuz ve bavulları kafasında toplamış, yurtdışına gitmek için fırsat kollayan gençlere şunu söylüyorum. Bir gün sonra yapacak bir şey yok.

Bir gün önce 31 Mart’ta sandığa gidilecek, bu zulme, yoksulluğa, bu işsizliğe, kalpsizliğe dur denecek. Bir sarı kart, kırmızı kart gösterilecek. Bir kırmızı ışık yakılacak. Artık bunlara bir dur denecek. Eğer bunlara 31 Mart’ta bu güç Cumhur İttifakı’nın gemi azıya almış, gözü dönmüş, seni beni görmeyen ve sadece birilerini kollayan bu Cumhur İttifakı’nın karşısına daha büyük bir güçle, merkezi iktidarı yerelden dengeye getirmezsek, bu iktidarın karşısında daha güçlü bir ittifak oluşturmazsak hepimizin işi zor.

Onun için benim gördüğüm şudur. Hep birlikte daha güçlü bir ittifakı kurmalıyız. O ittifakın adı Cumhur İttifakı’nın karşısında bu sefer millet ittifakı değil. Çok istedik. Çok gayret ettik. Çünkü şunu söyledim. Geçen sefer kıl payı kaçırdığımız Bursa’yı bu sefer alıyoruz ama birlikte olursak seçim yapmaya gerek yok neredeyse, fark o kadar fazla. Balıkesir garanti, Manisa’sı, Denizli’si. Hiçbir büyükşehri de kaybetmeyiz birlikte olsak. Birlikte olalım dedik, hür ve müstakil olacağız dediler. Anlayış gösteriyoruz.

Ama geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan uzaya gitmediler. Bursa’nın sokaklarındalar. Balıkesir’deler. Tekirdağ’dalar, Manisa’dalar, Ordu’da, Erzurum’da, Kayseri’de, Trabzon’dalar. O iyi insanlar. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi demokratlar yine sandık başındalar. Muhafazakar demokratlar yine sandık başındalar ve saraya da, Bahçeli’ye de itirazı bitmedi onların. Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep beraber ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde nasıl ezdiklerini, nasıl bitirdiklerini bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor.

Bunun için biz iyi insanlarla, biz milliyetçi, muhafazakar demokratlarla, bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Pomak’ı, Boşnak’ı, göçmeni, Arap’ı hep beraber yaşıyor. Hepsinin demokratlarını kucaklıyoruz. Hep birlikte bu ülkede bir başka ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı bu sefer Türkiye İttifakı. Biz kurduk. Hep birlikte içindeyiz.

Türkiye İttifakının 2 tane rengi var. Partimizin renkleri de öyle ama rengini partimizden almıyor. Türkiye İttifakı rengini işte bu ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri bu. Türkiye İttifakı kimden oy ister? Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister. Türkiye İttifakı Filenin Sultanları dünya şampiyonu oldu ya. Hani İstiklal Marşı çaldı ya. Ay yıldızlı al bayrak gönlere çekildi ya. O sırada hıçkırarak, gözyaşları içinde İstiklal Marşı’nı okudular ya. O sırada kimin gırtlağı düğümlendiyse, hepsinden oy istiyor Türkiye İttifakı.

Türkiye İttifakı öyle çocuklarını bedelli ya da çürük raporu ile askere kaçırıp, sonra kendisi bir üniforma üzerine Cumhurbaşkanlığı forsu dikip, şehit tabutunun başın el koyup siyaset yapanlardan değiliz biz. Biz bu memleket için gerektiğinde ölümü göze alanlardanız. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin bütün evlatlarından oy istiyor. Türkiye İttifakı, umutsuz gençlerimizden, işsiz bırakılmış evlatlarımızdan, yoksullaştırılmış köylümüzden, Atatürk’ün ‘Milletin efendisi’ dediği birisinin ‘Al ananı da git’ dediği bütün köylülerden oy istiyor.

Türkiye İttifakı, gözü yaşlı analardan, alın teri ödenmeyen emekçilerden, sokakta terk edilmiş ve maalesef pazar dağılsın diye bekleyip de ezik meyveyi, sebzeyi toplayıp torununa yumurtasız menemen pişirenlerden oy istiyor. Türkiye İttifakı için Bursa’da o ittifakın bayrağının ve renklerinin önünden size söylüyorum. Bu rengi siz söyleyin. Bu renk nedir? Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Kimse korkmasın, biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında ve arkasındayız. Bu ülkede milletin emeğini sömürenlere, birikimlerini çar çur edenlere, yandaşlarına peşkeş çekenlere, bizi üzenlere, ağlatanlara, kahredenlere inat biz santim eğilmedik, ayaktayız.

Bir adım geri atmadık, en öndeyiz. Bir kelime eksik konuşmadık, susmayız. Buradayız, buradayız. Hep beraber 31 Mart’ta Türkiye İttifakı ile beraber hep birlikte ayaktayız. Hep beraber bu seçimleri kazanmaya ant içiyoruz. Ayaktayız, biz kazanıyoruz. Bursa ve Türkiye’yi kazanıyoruz. Ben sadece ve sadece size güveniyor, size inanıyor, sizi alkışlıyorum. Sağ olun, var olun. Şimdi gidin bütün Bursa’da seçimi kazanın. Bu seçimi kazanmaya var mısınız?”

Paylaşın

Erdoğan: Asla Yalan Söylemedik

Yerel seçim çalışmaları kapsamında Aydın’da halka seslenen Erdoğan, “Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik” dedi ve ekledi:

“Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında Aydın’da vatandaşlara seslendi. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“31 Mart günü sandıkları patlatmaya hazırlanıyoruz. Bu şehir bize ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede her cunta girişiminde her siyasi ve ekonomik krizde ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti.

28 Şubat postmodern darbesi demokrasi tarihimizin utanç verici sayfalarından birisidir. Menderes’i darağacına gönderen zihniyet, 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Bu darbe girişiminin elebaşlarından birinin, ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından zarar gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir.

Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının sergilendiği, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı; demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına değerlerin çiğnendiği o kara günleri unutmadık.

Kendi siyasi serencamımızda darbecilerle sık sık yüz yüze geldik. Partimizi kurup başbakanlık görevini üstlendikten sonra sürekli darbeci zihniyetin oyunlarıyla boğuştuk. Cumhuriyetimize, milli iradeye, demokrasiye kast eden tuzaklarla, karanlık cinayetlerle karşılaştık.

“15 Temmuz’da milletimize silah çektiler”

Ardından uyduruk gazete kupürleriyle, internet haberleriyle partimizi kapatmaya kalktılar. Bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları, FETÖ’nün emniyet/yargı darbe girişimi, PKK ile vatan topraklarını parçalamaya, 15 Temmuz’da milletimize silah çektiler.

Teröristlerle vatan topraklarına kast ettiler. Hiçbirinde başarılı olamayınca işi ekonomimizi mahvetme tehditlerine kadar vardırdılar. Saldırıların gerisinde Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçler olduğunu biliyoruz. Asıl büyük kavgayı bunlara karşı verdik.

Lafarge Türkiye’ye geldi, teröristlere mağara yaptılar. Fransa terörün baş destekçisi oldu. Kuzey Suriye’deki Laferge’ın bütün barınaklarını gömdük.

Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, üretimiyle, ihracatıyla, savunma sanayiyle güçlendikçe bize karşı kurulan tuzakların çapı da büyüdü. Covid-19 ve Rusya-Ukrayna savaşıyla kendi canlarının peşine düşmeseler daha neler yaparlardı, Allah bilir…

En büyük başarımız ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak olmuştur. Bugün de milletimizi yılgınlığa sürükleyerek, ülkemizi yeniden darbe iklimine sokmayla yanıp tutuşanlar olduğunu biliyoruz. Artık işleri daha zor, Türkiye eski Türkiye değil. Bambaşka bir Türkiye, devlet var.

Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olan varsa, Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa, karşılaşacakları gerçek en hafif tabirle 15 Temmuz olacaktır.

Bugün de çözmemiz gereken sıkıntılar var. Bunları milli irade hırsızlarının, demokrasi hazımsızlarının eline teslim ederek değil, daha çok mücadele vererek, daha çok alınteri dökerek çözeceğiz. Çalışarak, üreterek, alınteri dökerek, tehditlere direnerek büyütmeyi sizlere taahhüt ediyoruz.

“Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık”

Biz bu ülkede 21 yıldır eser ve hizmet siyaseti yaptık. Türkiye’nin asırlık ihmallerin bin ürünü tüm altyapı eksiklerini gidermek milletimizi hayalleriyle buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda da devrim niteliğinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık. Siz, birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın.

Milletçe, Cumhuriyet tarihinin en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik… Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun.

Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu.

Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik.

Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

Paylaşın