Putin, Otoritesini Büyük Oranda Kaybetti

Dış politika uzmanı Norbert Röttgen, Yevgeni Prigojin liderliğindeki Wagner Grubu’nun Moskova’ya ilerlemesi ile ilgili olarak, “Bu bir buçuk gün Putin’in otoritesine ağır bir darbe indirdi” ifadesini kullandı.

Wagner Grubu lideri Prigojin’in, “Putin’in adamı” olduğunu belirten Röttgen, bu kişinin bir darbe teşebbüsünde bulunmuş olmasının, “Putin’in başarısızlığı” anlamına geldiğini savundu.

Röttgen, Wagner Grubu’nun Moskova’ya yürüyüşünü neden durdurmuş olabileceğine yönelik bir soruya da, “Yapılan anlaşmanın tüm detaylarını belki de bilmiyoruz. Ancak Prigojin’in, askeri ve siyasi anlamda kendi gücünü olduğundan fazla gördüğüne dair işaretler var” yanıtını verdi.

Almanya’nın ana muhalefet partisi CDU’nun (Hristiyan Demokrat Birlik) önde gelen isimlerinden, dış politika uzmanı Norbert Röttgen, Rusya’da yaşanan iktidar mücadelesinin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in otoritesinde büyük hasara yol açtığını dile getirdi.

Röttgen, Rheinische Post ve General Anzeiger gazetelerine verdiği röportajda, Yevgeni Prigojin liderliğindeki Wagner Grubu’nun Moskova’ya ilerlemesi ile ilgili olarak, “Bu bir buçuk gün Putin’in otoritesine ağır bir darbe indirdi” ifadesini kullandı. Wagner Grubu lideri Prigojin’in, “Putin’in adamı” olduğunu belirten Röttgen, bu kişinin bir darbe teşebbüsünde bulunmuş olmasının, “Putin’in başarısızlığı” anlamına geldiğini savundu.

Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun arabuluculuğu sayesinde krizin sona erdirilebildiğini vurgulayan Alman siyasetçi, “Putin darbecileri cezalandırmaktan kaçınmak zorunda kaldı, bir zayıflık emaresi daha” diyerek, Rusya Devlet Başkanı’nın bir daha eski gücüne kavuşamayacağını öne sürdü.

Röttgen, Wagner Grubu’nun Moskova’ya yürüyüşünü neden durdurmuş olabileceğine yönelik bir soruya da, “Yapılan anlaşmanın tüm detaylarını belki de bilmiyoruz. Ancak Prigojin’in, askeri ve siyasi anlamda kendi gücünü olduğundan fazla gördüğüne dair işaretler var” yanıtını verdi.

Rusya’da 24 saatte neler yaşandı?

Rusya’da uzun bir Haziran günü ve gecesi, paralı asker grubu lideri Yevgeni Prigojin isyana kalkışarak askeri konvoyunu Moskova yakınlarına kadar gönderdi. Bu kalkışma, Rusya’da Vladimir Putin’in iktidardaki gücü hakkında da soru işaretleri ortaya çıkardı.

Putin, eski müttefiki olan Prigojin’i ihanetle, silahlı isyan başlatmakla ve “ülkeyi sırtından bıçaklamakla” suçladı.

Cumartesi günü, Prigojin’in geri adım atmasıyla ve askerlerini geri çekerek isyanı durdurmasıyla son buldu. Prigojin, “24 saat içerisinde Moskova’nın 200 kilometre yakınına kadar ilerledik. Bu sürede askerlerimizin tek bir damla kanı bile akmadı” dedi.

Prigojin, bu hamlesini bir darbe girişimi değil, “adalet yürüyüşü” olarak tanımlamakta ısrarcı. Adı ne olursa olsun, bu girişimi hızlı bir şekilde sona erdi.

Ukrayna’da aylardır Rusya’nın operasyonunda kilit rol oynuyordu. Özellikle de Rus hapishanelerinden topladığı binlerce paralı askerle işgalin parçasıydı.

Aslında Moskova’daki askeri yetkililerle arasının bozuk olduğu uzun süredir biliniyordu. Ancak bu durum, Wagner güçlerinin 1 Temmuz’dan itibaren Rus ordusunun kontrolüne gireceğinin bildirilmesinden sonra açık bir isyana dönüştü.

Wagner savaşçıları, Ukrayna’nın işgal edilen doğu bölgelerinden sınırı geçerek Rusya’nın güneyindeki Rostov’a geldi. Buradan da M4 otoyolunu kullanarak Voronej üzerinden Moskova yolunu tuttu.

Bu durumun, Rusya’nın 16 aylık Ukrayna işgali serüveninde dönüm noktası olduğu hissediliyordu. Ancak Wagner’in askerleri kuzeye doğru ilerledikçe, Belarus lideri Lukaşenko’nun arabuluculuğunda bir anlaşma yapıldığının haberleri geldi.

Buna göre Prigojin Belarus’a gidecekti, Wagner askerleri ise Rus ordusuna entegre edilecekti. Hikayenin bu kadar basit sona ereceğine kimse inanmasa da bu tablo Prigojin’in hem savaşta hem de Rusya’da yolun sonuna gelmesi anlamına gelebilir.

Belarus’a doğru hareket eden Prigojin’in hakkındaki suçlamaların da düşürüleceği belirtildi. Tüm bunlar hiç kan akmadan mı gerçekleşti? Bu kısım biraz belirsiz çünkü en azından bir askeri helikopterin düşürüldüğü gibi bilgiler paylaşılmıştı.

Tüm bunların Putin’i nasıl bir duruma soktuğu da ayrı bir tartışma konusu olacak. Prigojin, Ukrayna’da savaşan askerlerine yeterli silah ve cephane desteğinin verilmediğini söyleyerek aylardır Savunma Bakanı Sergey Şoygu’yu ve Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov’u hedef alıyordu.

Putin Ukrayna’da savaşan tüm paralı askerlerin Rus ordusu ile sözleşme imzalamasına yönelik kararın arkasında durdu. Ancak Prigojin bunu reddetti.

23 Haziran’da Prigojin uzun bir konuşma yaparak, savaşın tüm meşruiyetinin bir yalan olduğunu söylemişti. Ona göre “küçük bir grup serseri”, kendi gelecekleri için Rus halkını ve başkanı kandırmak istiyordu.

Prigojin orduyu, Ukrayna’daki adamlarına yönelik ölümlü bir füze saldırısından sorumu tuttu ve ordu bu iddiayı reddetti. Cuma gece saatlerinde “adalet yürüyüşünün” başladığını söyledi. Sabah saatlerinde Prigojin’in askerleri Rostov’a ulaştı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Prigojin hakkında hızla harekete geçti. Moskova bölgesi de “terörle mücadele” önlemleri altına alındı. M4 karayolu kapatıldı.

Cumartesi günü Putin de kameralar karşısına geçerek isyancıların yaptıklarını “sırtından bıçaklamak” diye tanımladı.Prigojin ise ülkeye ihanet ettiğini reddederek Putin’i ilk kez hedef aldı.

Prigojin, Ukrayna’daki Rus işgaline değil, bunun başındaki askeri yetkililere karşı olduğunu söylüyor. Moskova’ya askerlerini yöneltmiş olmasına rağmen, Putin’in iktidarına karşı olmadığını da vurguluyor.

Ancak hızla gelişen durum karşısında, Putin birkaç saatliğine kontrolü yitirmiş bir lider görüntüsü verdi.

Cumartesi akşamı ise Belarus liderinin girişimiyle bir anlaşmaya varıldı. Prigojin Belarus’a gidecekti ve hakkındaki suçlamalar düşürülecekti.

Sonraki saatlerde Rostov’da bir araçla kenti terk ederken görüntülendi. Wagner birlikleri de kenti terk etmek üzere harekete geçti. Kent sakinlerinden Wagner lehine sloganlar atıldığı duyuldu.

Putin ise manevra alanı kalmamış ve kaosun hüküm sürdüğü bir ülkenin başkanı olarak güçsüz bir görüntü çizdi.

Belarus liderinin günü kurtarması ise oldukça tuhaf bir durumdu. 2020’de Lukaşenko’yu ülkesindeki protestoculara karşı savunan yine Rusya’ydı. Kiev yönetimi, Moskova için bu durumun küçük düşürücü olduğunu söyledi.

Ancak madalyonun bir diğer yüzü daha var: Ruslar Putin liderliğinin alternatifi olarak birkaç saatlik anarşi görüntüsüyle karşı karşıya kaldı.

Ordu da bu işin sonunda, tehlikeli olabilecek 25 bin kişilik bir gücü kendi çatısı altına sokmanın yolunu bulmuş oldu. Ancak bundan sonra liderleri Yevgeni Prigojin muhtemelen tüm bu tablonun dışında kalacak.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dan Uğur Dündar’a İstifa Çağrısı

Uğur Dündar’ın bugün yayınlanan köşe yazısıyla ilgili açıklama yapan Eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, “Uğur Dündar, söylemleri ve eylemleriyle hem Sayın Ali Koç’a, hem de Fenerbahçe’ye zarar vermektedir” dedi ve ekledi:

“Kendisini, bundan kısa bir zaman önce şahsıma bir arkadaşımız aracılığıyla iletmiş olduğu, askerliğimle ilgili “Tweetler atmaya kalkarsam efsaneler kestane olur” sözüyle ne kastettiğini anlatmaya, 23 Haziran 2023 Cuma günü Erman Toroğlu’nun yazısındaki bahsettiği, şahsıma yönelik galiz küfürlerin ima edildiği yazıya cevap vermeye, dışarıdan nasıl gözüktüğünü açıkça görmesi için son mali genel kurulumuzun kaydını tekrar izlemeye ve artık fiili olarak sürdüremediği Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı koltuğundan istifa etmeye davet ediyorum.”

Eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Uğur Dündar’ın bugün yayınlanan köşe yazısıyla ilgili açıklama yaptı.  Aziz Yıldırım’ın açıklamaları şöyle:

“23 Haziran Cuma günü yapmış olduğum açıklamaların ardından, bugün Uğur Dündar Sözcü Gazetesi’ndeki köşesinde söylediklerimle hiç ilgisi olmayan bir yazı kaleme almıştır.

Söz konusu gazeteci yazısında “Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’a engel çıkarmadığı” için benim “tehditlerime” maruz kaldığını ifade ederek Tecahüli arif yapmış, edebiyatımızda sık kullanılan bilmezlikten gelme sanatından faydalanmaya çalışmıştır.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Uğur Dündar’ın oturmuş olduğu makam, Fenerbahçe Başkanı’na zorluk çıkarabileceği bir yer olmamakla birlikte, o makam böyle bir kötülüğe alet edilemeyecek kadar da değerli ve kutsaldır. O koltuğun değerini ve ağırlığını halen kavrayamamış olan Uğur Dündar’ın, açıklamalarımla hiç ilgisi olmayan bu çocukça iddiası, hem Fenerbahçe Başkanı’na, hem de Yüksek Divan Kurulu üyelerine hakarettir. Maalesef söz konusu gazeteci bu satırlarıyla, basın toplantımdan gerekli payı kendisine çıkaramadığını kanıtlamıştır.

“Türk filmi tadında bir yazı yazmıştır”

Ben basın toplantımda, Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı’nın görevini gerektiği şekilde yerine getiremediğini, Fenerbahçe’nin genel kurul ortamına siyaset girmesine doğrudan vesile olduğunu, seçilmeden önce bizlerden destek isterken, talebimiz üzerine siyasetle arasına mesafe koyacağı yönünde vermiş olduğu taahhütleri yerine getirmediğini, Erman Toroğlu’nun 23 Haziran Cuma günü yazmış olduğu yazıya cevap vermesi gerektiğini, ayrıca bana yazılı bir şekilde ilettiği bir tehdidi, hodri meydan diyerek kamuoyuna açıklaması gerektiğini ifade ettim. Uğur Bey ise bugün yazısında bunlarla tamamıyla ilgisiz Türk filmi tadında bir yazı yazmıştır.

Uğur Dündar’ın yüksek divan seçimleri öncesinde hangi fikirlerle şahsım ve arkadaşlarımın desteğini istediği, o süreç boyunca hangi ruh halinde hareket ettiği, eylemleri, Sayın Ali Koç ve yönetimiyle ilgili düşünceleri, bizim ona ne türde tavsiyelerde bulunduğumuz, seçildikten sonra Uğur Dündar’ın mevcut yönetim karşısında maruz kaldığı muamele ve bunu bize hangi ifadelerle aktardığı, bizim ona Fenerbahçe’ye yakışır doğrularla dilimiz döndüğü ve gücümüz yettiğince ne tür tavsiyelerde bulunduğumuz, ben ve arkadaşlarım başta olmak üzere bir çok genel kurul üyemiz tarafından bilinmektedir.

Ayrıca şunu da herkes çok iyi bilmelidir ki Aziz Yıldırım, gerek 3 Temmuz’da, gerekse sonraki sancılı süreçlerin hiçbirinde yalnız kalmamış, 25 milyonluk camiamızın eşsiz gücünü her an yanında hissederek mücadelesini vermiş ve çok şükür ki haklılığı yıllar sonra da olsa ortaya çıkmıştır. Buradan hareketle, Uğur Dündar’ın yazısında yaratmaya çalıştığı imaj yersiz ve anlamsız olmakla birlikte camiamıza hakarettir. Aziz Yıldırım, şahsi hayatında yalnızca annesi ve babasına, onun dışında ise kişilere değil yalnızca büyük Fenerbahçe camiasına minnet duymaktadır.

Uğur Dündar, söylemleri ve eylemleriyle hem Sayın Ali Koç’a, hem de Fenerbahçe’ye zarar vermektedir. Kendisini, bundan kısa bir zaman önce şahsıma bir arkadaşımız aracılığıyla iletmiş olduğu, askerliğimle ilgili “Tweetler atmaya kalkarsam efsaneler kestane olur” sözüyle ne kastettiğini anlatmaya, 23 Haziran 2023 Cuma günü Erman Toroğlu’nun yazısındaki bahsettiği, şahsıma yönelik galiz küfürlerin ima edildiği yazıya cevap vermeye, dışarıdan nasıl gözüktüğünü açıkça görmesi için son mali genel kurulumuzun kaydını tekrar izlemeye ve artık fiili olarak sürdüremediği Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı koltuğundan istifa etmeye davet ediyorum.”

Paylaşın

İYİ Parti’de Meral Akşener Yeniden Genel Başkan

Ankara ATO Congresium’da gerçekleştirilen İYİ Parti 3. Olağan Kurultayı’nda Meral Akşener, tek aday olduğu kurultayda 1151 delegenin 1127 geçerli oyunu aldı ve yeniden genel başkan seçildi.

Haber Merkezi / İYİ Parti’nin 3. Olağan Kurultayı “Rotamız net, pusulamız millet” sloganıyla Ankara ATO Congresium’da gerçekleştirdi. Kurultayda Meral Akşener’in gelmesi ve delegeleri selamlamasının ardından Divan Başkanlığı oluşturuldu.

İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu divan başkanlığına, Genel Sekreter Uğur Poyraz ve Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi Kadriye Ünler de başkan yardımcılığına seçildi. Daha sonra gündem gereği saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu, ardından konuşmalar yapıldı.

Konuşmalar sonrası İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, tek aday olduğu kongrede oy kullanan 1151 delegenin 1127’sinin oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi. Partinin genel idare kurulu listesinde de kapsamlı bir yenilenme yapıldı. 50 kişiden oluşan Genel İdare Kurulu ve 11 kişilik Merkez Disiplin Kurulu’nun blok liste ile seçildi.

İYİ Parti Genel Başkan Meral Akşener, partisinin 3. Olağan Kurultayı’nda yaptığı konuşmada ise şunları söyledi:

“5,5 yıl önce bu partiyi kuramazsınız dediklerinde kuracağız dedik, kurduk. Bu parti yaşamaz dediklerinde yaşatacağız dedik, yaşattık. Milletimizin sesi olacağız dedik, olduk. Siyasetin alışılmış düzenini bozduk. Siyaset esnafının rahatını bozduk. Milletin iradesine göre değil, kendi egosuna, kendi çirkinliklerine göre siyasete yön vermeye heveslenen nobranların, sahtekarların tezgahlarını bozduk.

Milletimizin sesine kulak vermek için il il gezdik. Sosyalleşmek için gezmedik. Kapıları çalarak, milletimizin derdini dinleyerek, sosyalleşip dedikodu etmek için değil, milletimizin sesini dinlemek için dükkanları, evleri dolaştık.

Dedikodu yapmak, iftira etmek, hakaret etmek yerine kapı zillerini çaldık. Biz daima hakikatin peşinden gittik. Şartlar ne olursa olsun hakikati söylemekten kaçınmadık. Yapılamaz denilen her şeyi yaptık. Aşılamaz sanılan engelleri aştık. Bu yüzden İyi Parti, dengesi bozulan siyasetin su terazisidir. İki yumruk arasında sıkıştırılan milletimiz için yaşam odasıdır. Kişisel ihtiraslara mahkum edilen milletimiz için çıkış kapısıdır.

İyi Parti; ben varsam her şey var, ben yoksam yansın bu dünya, yıkılsın Türkiye değil, nefsinin peşinden değil, nobranlara karşı buradayım diyenlerin partisidir.

Milletimizi geçmişin kavgalarına hapsetmeye çalışanların karşısında İyi Parti bugündür, yarındır, zengin bir Türkiye’dir. Cesaret kemerini kuşanan vatan sevdalılarıdır. İftiracıların, ahlaksızların, egosantriklerin değil, Türkiye için ölümü göze alan cesurların partisidir.

İyi Parti’nin yolculuğu, milletimizin yolculuğudur. Biz bugünlere kolay gelmedik. Yolumuz doğru olduğu için nice çileye katlandık, zorluklara direndik, nice iftiraya göğüs gerdik. Hele bir şey olamadığına öfkelenip içimizden yapılan iftira, hakaret ve çirkinliklere göğüs gerdik. Hiçbir düşmanımın, rakibimin benimle ilgili asla iddia etmedikleri, söylemedikleri pis iftiralara şahit oldum. Ama affetmeyeceğim. Vallahi affetmeyeceğim! Bana iki şey bu ülkede söylenemedi. Kendi arkadaşlarım söyledi! Affetmeyeceğim, hesaplaşacağız! Biz bugünlere koltuk sahibi olmak için gelmedik. Zengin olmak için de gelmedik. Bunu hayal edenler kapı dışarı. Biz bugünlere kendi ikballerimiz için de gelmedik.

Ben Meral Akşener, ben sadece oylarınızla genel başkanlığa seçilmiş, başka hiçbir sıfatı olmayan buradaki tek kişiyim! Beni, mansıpla satın alabilen oldu mu? Beni parayla satın alabilen oldu mu? 30 yıllık siyasi hayatımda para ile ilgili hiçbir isnat olmamışken, bunu yapanlar kahrı perişan olsun inşallah! Biz bugünlere milletimiz için geldik, hırslara esir olmadık. Makamla alakası olmayan tek kişi olarak sarhoş olmam da mümkün değil herhalde. Biz bugünlere milletimizin teveccühü ile geldik. Ağzımdan ben sözünü duymadınız. Biz diye diye geldik.

200 kişilik kurucucular kurulu koyduk. Herkes borç çıkardı! Çocuğunun çikolata parasını koyduğunu iddia ettiler, bazısı, ben master paramı koydum dedi. Biz hanginizden para istedik? Hepiniz buradasınız! Meclis’e girdiniz, milletvekilleri para mı istedik sizden? Bugün sizden para mı isteniyor? Genel merkez yapıldı, 15 liralık çöp kutularını aldım ben. O gün bana, bu parayı nereden buldun diye niye sormadınız? Nasıl buldun, nereden buldun niye demediniz? Çünkü sorumluluk almanız gerekiyordu doğru mu, kaçtınız!

Ama bugün Meral Akşener’i, düşmanlarının suçlamadığı iftiralarla suçladınız, kahrolun!

Sandığa gelmeden, parti içindeki sandıklardan konuşalım. Ben parti kurulduktan, genel başkan seçildikten itibaren demokrasiyi oluşturmaya çalıştım. Önce kurultayda blok liste yaptım, itiraz ettiniz. Sonra, hiç insan işaret etmeden, çarşaf liste yaptım. Anahtar listeler çıktı, seçilemeyenler su koyverdi, itiraz etti. Anladım ki o gün, benim görevim insan seçtirmekmiş! Benim başka bir hakkım, hukukum yokmuş. 20 Eylül 2020’de döndüm, 100 kişilik başka insanların da aday olabileceği bir yarı çarşaf yaptım, onda da kimseyi mutlu edemedim. Ağır çirkinlikler yaşadım. Kurultaylar hesaplaşma yeridir. Ben hesap vereceğim, siz de hesap vereceksiniz!

Öyle çirkinlikler yapıldı ki, günlerce uyuyamadım. Söyleyemeyeceğim öyle pislikler oldu ki… Gördüm ki herkes her şeyi istiyor, yetmiyor. Vekillik olunuyor yetmiyor, GİK üyeliği isteniyor, genel başkan yardımcılığı isteniyor. Kardeşim, kadrolar sınırlı! Bırakın birileri de o görevleri yerine getirsin!

Altılı masa meselesi ortaya çıktı. Şimdi biz fedakarlık yapan insanlarız ya, Türkiye bizim için önde ya. Biz bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 milletvekili istedik, hayatımın en büyük pişmanlığıdır.

Savaşmalıydık, bileğimizin gücüyle o seçime girmeliydik, girmiyorsak da gereğini yapmalıydık. Savaşmadık!

15 vekil istedik, Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyorum. Ama o gün bugün 15 milletvekilinin bedelini ödeyemedik. Ömer Seyfettin’in diyetine döndü bu iş.

Biz, psikolojik olarak kendimizi çok kötü hissettik. Ben kendimi çok aşağılanmış hissettim. Çok çaresiz hissettim. Savaşmadık, ben savaşı severim. Ben canımla, kafamla, kellemle top oynamayı severim. Yapamadık. Ben kellemle top oynamayı çok severim. 28 Şubat’ta oynadım. Erdoğan’la ters düştük, umurum, korkum olmadı.

15 milletvekili almak bize kuyruk siyasetine mal oldu! Ama eğriye eğri, doğruya doğru… Bu, Türkiye’ye büyük bir iyilik yaptı. Demokrasinin ne kadar önemli olduğunu, CHP ile yapılan bu işbirliğinin, CHP’ye sahada bulunan her renkten insanların önyargılarının değişmesine sebep oldu. Sonra bu değişme, altılı masayı, Millet İttifakı’nı getirdik.

Sonra bir şey yaptık. Belki de bir borç ödemeydi bilmiyorum. Koray Aydın’ın önerisi… Başarısızlık varsa benimdir. Demokrasi mi diyorsunuz. Şimdi öğreneceğiz hep birlikte. Demokrasinin gereklilikleri, sonuçları var.

Kılıçdaroğlu’ndan randevu aldım gittik. İki parti yerel seçimlere birlikte gitmeyi teklif ettik, sonuçta bir başarı çıktı. Beni en çok etkileyen, üzen ne oldu biliyor musunuz… İstanbul’un seçimini biz değil HDP kazandırdı! Bilmem nereyi biz değil HDP kazandırdı. Yuh muh yok, bugün hesaplaşıyoruz, hesap veriyorum, hesap soracağım sonra!”

Paylaşın

Boratav’dan Faiz Yorumu: Şimşek Ve Erkan’ın Ellerinin Serbest Olmadığı Belli

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) üyelerinin bile değiştirilmediğine, ekonomi bürokrasisinde eski kadronun büyük oranda görevine devam ettiğine dikkat çeken Korkut Boratav, “Şimşek ve Erkan’ın ellerinin serbest olmadığı belli” dedi.

Dış finans çevrelerinin faizin enflasyon seviyesine, yani yüzde 40’a yükseltilmesini ve makroihtiyati tedbirlerin de hızla kaldırılarak liberalizasyona gidilmesini istediğini belirten Korkut Boratav, “Bu yolla döviz kurlarının hızla zirve zirve yapmasını ve Türkiye’ye sıcak para sokmak için Türk varlıklarının ucuzlamasını bekliyorlar ancak Türkiye’ye sokacakları para ödemeler dengesi krizini çözecek kadar değil, en fazla 15-20 milyar dolar seviyesinde” dedi.

Türkiye’nin en saygın iktisatçılarından, hocaların hocası Prof. Dr. Korkut Boratav, Sözcü’den Emre Deveci’ye konuştu.

Dış finans çevrelerinin yüzde 20’yi aşan beklentilerinin altında bir faiz oranı belirlendiğini ve bu durumun TL aleyhine kuvvetli bir dalga yarattığını belirten Boratav, perşembe günü alınan kararın, önümüzdeki aylarda alınacak faiz kararları için de bir işaret olduğunu, TCMB’den bir iki faiz artışı daha gelmesinin bekleneceğini söyledi.

TCMB açıklamasında, hem faiz artışında hem de makro ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasında kademeli bir süreç izleneceğine işaret edildiğini aktaran Boratav, “Belli ki Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Gaye Erkan, Saray’ın ‘yerel seçimlere kadar ağır tempoyla ilerleyin’ baskısına uygun hareket edecekler” dedi.

Yabancı finans çevrelerinin istediği kadar yüksek faiz artışının dış piyasalarda rahatlaması ancak bankaların ve Türkiye ekonomisinin gerilime sürüklenmesi anlamına geleceğini, ellerindeki düşük faizli tahviller nedeniyle yüksek faiz artışının bankaları gerileme sürükleyebileceğini dile getiren Boratav, yerel seçimlerin hesaba katılarak hareket edildiğini vurguladı.

Para Politikası Kurulu (PPK) üyelerinin bile değiştirilmediğine, ekonomi bürokrasisinde eski kadronun büyük oranda görevine devam ettiğine dikkat çeken Boratav, “Şimşek ve Erkan’ın ellerinin serbest olmadığı belli” dedi.

Dış finans çevrelerinin faizin enflasyon seviyesine, yani yüzde 40’a yükseltilmesini ve makroihtiyati tedbirlerin de hızla kaldırılarak liberalizasyona gidilmesini istediğini belirten Boratav, “Bu yolla döviz kurlarının hızla zirve zirve yapmasını ve Türkiye’ye sıcak para sokmak için Türk varlıklarının ucuzlamasını bekliyorlar ancak Türkiye’ye sokacakları para ödemeler dengesi krizini çözecek kadar değil, en fazla 15-20 milyar dolar seviyesinde” dedi.

“AKP’ye oy verenleri de pişman edebilecek bir kemer sıkma dönemi olacak”

Hükümetin ise yabancıların istediği hızda bir liberalizasyonun döviz kurlarında çok daha sert artış anlamına geldiğini ve bunun da yerel seçimlerde özellikle büyük kentlerde sorun yaratacağını bildiğini belirten Boratav, “Kur korumalı mevduatta 100 milyar doları aşan potansiyel döviz talebi var, bu ürünün hızlı şekilde kaldırılması büyük sorun yaratır” ifadelerine yer verdi.

Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın faiz kararının alındığı gün Birleşik Arap Emirlikleri’nde olduğuna da dikkat çeken Boratav, “Uluslararası piyasaların itibar etmedikleri ve Şimşek’in de aslında yatkın olmadığı bir yola gidiyorlar. Seçim öncesinde olduğu gibi zaman kazanmak için Körfez’den para girişi sağlamaya çalışıyorlar” dedi.

Yerel seçimlerden sonra ise yabancı finans çevrelerinin istediği şekilde daha hızlı adımlar atılacağını belirten Boratav, “AKP’ye oy verenleri de pişman edebilecek bir kemer sıkma dönemi olacak. Vergiler artacak. Bazı şirketlerin batmasına göz yumulacak. Önemli varlıklar yabancılara satılacak. Sonrasında ise Türkiye muhtemelen yüzde 3’lük düşük büyüme temposuyla ve az gelişmişliğe mahkum olarak yola devam edecek” dedi.

Paylaşın

Elektrikte Yeni Dönem Başlıyor: Milli Akıllı Sayaç Sistemi

Elektrikte Milli Akıllı Sayaç Sistemi’ne (MASS) hazırlanılıyor. MASS sistemi, modem, merkezi haberleşme yazılımı, haberleşme protokolü, veri yoğunlaştırıcı ve kullanıcı mobil uygulamasından oluşacak.

Elektrik dağıtım sistemine bağlı sayaçların MASS kapsamına dahil edilmesi, gerekli teçhizatın, altyapının ve akıllı sayaçların kurulumu, işletilmesi ve bakımı ile mevcut sayaçların akıllı sayaçlar ile değiştirilmesi, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunda olacak.

MASS sistemiyle elektrik dağıtım şirketleri, cep telefonları ve tabletler gibi tüm cihazlar için mobil uygulama oluşturacak. Mobil uygulama üzerinden aboneler, günlük ve aylık ortalama elektrik tüketimlerini görebilecek.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) taslağına göre, akıllı elektrik sayaçları üzerinden, Milli Akıllı Sayaç Sistemi (MASS) oluşturulacak ve elektrik dağıtım sistemine bağlı sayaçlar, bu sisteme bağlanacak.

Milliyet’ten Mithat Yurdakul’un haberine göre; elektrik sayacı ve merkezi yazılım arasında kurulacak iki yönlü haberleşmeyle elektrik tüketim verileri doğrulanıp saklanabilecek. MASS sistemi, modem, merkezi haberleşme yazılımı, haberleşme protokolü, veri yoğunlaştırıcı ve kullanıcı mobil uygulamasından oluşacak.

Elektrik dağıtım sistemine bağlı sayaçların MASS kapsamına dahil edilmesi, gerekli teçhizatın, altyapının ve akıllı sayaçların kurulumu, işletilmesi ve bakımı ile mevcut sayaçların akıllı sayaçlar ile değiştirilmesi, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunda olacak.

MASS sistemiyle elektrik dağıtım şirketleri, cep telefonları ve tabletler gibi tüm cihazlar için mobil uygulama oluşturacak. Mobil uygulama üzerinden aboneler, günlük ve aylık ortalama elektrik tüketimlerini görebilecek.

Beklenmedik aşırı tüketimlerde kullanıcı, kaçak ihtimaline karşı uyarılacak. Uygulama üzerinden aboneler elektrikte tüketim sınırlaması tanımlayabilecek, sınır aşımında uyarı yapılacak. Aboneler, kendi tüketimlerini bölgelerindeki benzer kullanıcıların ortalama tüketimleriyle kıyaslayabilecek.

Aboneler, etkilendikleri elektrik kesintilerine ilişkin içinde bulunulan yıl ve bir önceki yılın kesinti sürelerini, sayılarını, her kesintinin başlangıç-bitiş zamanlarını ve sürelerini görerek karşılaştırma yapabilecek.

Mobil uygulama üzerinden bildirimli ve bildirimsiz kesintiler hakkında kullanıcıya anlık bilgi verilecek. Kullanıcılar, elektrik arıza ile ilgili şikayet ve taleplerini uygulama üzerinden ilgili kurumlara gönderebilecek. Sistem üzerinden elektrik sayacının kapanma periyotları tanımlanarak, bunun dışında tüketim oluştuğunda uyarı verilecek.

Elektrikle ilgili teknik kalite parametreleri hakkında da abone bilgi alabilecek. Elektrik kullanımıyla ilgili elde edilen veriler, ilgili taraflarla internet tabanlı olarak paylaşılacak.

Elektrikte MASS’a geçişte yeni sayaçlara öncelik verilecek. Sanayi ve tarımsal aboneler, yıllık tüketimi 10 megavatsaatin üzerinde olan sayaçlar, arıza nedeniyle değiştirilmesi gereken sayaçlar ve kaçak elektrik şüphesiyle değiştirilen sayaçlar da öncelik kapsamında olacak.

Paylaşın

Meral Akşener’den CHP’ye Ağır Sözler

Partisinin 3. Olağan Kurultayı’nda konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Biz bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 milletvekili istedik, hayatımın en büyük pişmanlığıdır. Savaşmalıydık, bileğimizin gücüyle o seçime girmeliydik, girmiyorsak da gereğini yapmalıydık. Savaşmadık!” dedi ve ekledi: 

Haber Merkezi / “15 vekil istedik, Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyorum. Ama o gün bugün 15 milletvekilinin bedelini ödeyemedik. Ömer Seyfettin’in diyetine döndü bu iş.”

Akşener konuşmasını, “Biz, psikolojik olarak kendimizi çok kötü hissettik. Ben kendimi çok aşağılanmış hissettim. Çok çaresiz hissettim. Savaşmadık, ben savaşı severim. Ben canımla, kafamla, kellemle top oynamayı severim. Yapamadık. Ben kellemle top oynamayı çok severim. 28 Şubat’ta oynadım. Erdoğan’la ters düştük, umurum, korkum olmadı” sözleriyle devam ettirdi.

Konuşmasına, “15 milletvekili almak bize kuyruk siyasetine mal oldu! Ama eğriye eğri, doğruya doğru… Bu, Türkiye’ye büyük bir iyilik yaptı. Demokrasinin ne kadar önemli olduğunu, CHP ile yapılan bu işbirliğinin, CHP’ye sahada bulunan her renkten insanların önyargılarının değişmesine sebep oldu. Sonra bu değişme, altılı masayı, Millet İttifakı’nı getirdik” ifadeleriyle devam eden Akşener, şöyle konuştu:

“Sonra bir şey yaptık. Belki de bir borç ödemeydi bilmiyorum. Koray Aydın’ın önerisi… Başarısızlık varsa benimdir. Demokrasi mi diyorsunuz. Şimdi öğreneceğiz hep birlikte. Demokrasinin gereklilikleri, sonuçları var.

Kılıçdaroğlu’ndan randevu aldım gittik. İki parti yerel seçimlere birlikte gitmeyi teklif ettik, sonuçta bir başarı çıktı. Beni en çok etkileyen, üzen ne oldu biliyor musunuz… İstanbul’un seçimini biz değil HDP kazandırdı! Bilmem nereyi biz değil HDP kazandırdı. Yuh muh yok, bugün hesaplaşıyoruz, hesap veriyorum, hesap soracağım sonra!”

İYİ Parti Genel Başkan Meral Akşener, partisinin 3. Olağan Kurultayı’nda konuştu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“5,5 yıl önce bu partiyi kuramazsınız dediklerinde kuracağız dedik, kurduk. Bu parti yaşamaz dediklerinde yaşatacağız dedik, yaşattık. Milletimizin sesi olacağız dedik, olduk. Siyasetin alışılmış düzenini bozduk. Siyaset esnafının rahatını bozduk. Milletin iradesine göre değil, kendi egosuna, kendi çirkinliklerine göre siyasete yön vermeye heveslenen nobranların, sahtekarların tezgahlarını bozduk.

Milletimizin sesine kulak vermek için il il gezdik. Sosyalleşmek için gezmedik. Kapıları çalarak, milletimizin derdini dinleyerek, sosyalleşip dedikodu etmek için değil, milletimizin sesini dinlemek için dükkanları, evleri dolaştık.

Dedikodu yapmak, iftira etmek, hakaret etmek yerine kapı zillerini çaldık. Biz daima hakikatin peşinden gittik. Şartlar ne olursa olsun hakikati söylemekten kaçınmadık. Yapılamaz denilen her şeyi yaptık. Aşılamaz sanılan engelleri aştık. Bu yüzden İyi Parti, dengesi bozulan siyasetin su terazisidir. İki yumruk arasında sıkıştırılan milletimiz için yaşam odasıdır. Kişisel ihtiraslara mahkum edilen milletimiz için çıkış kapısıdır.

İyi Parti; ben varsam her şey var, ben yoksam yansın bu dünya, yıkılsın Türkiye değil, nefsinin peşinden değil, nobranlara karşı buradayım diyenlerin partisidir.

Milletimizi geçmişin kavgalarına hapsetmeye çalışanların karşısında İyi Parti bugündür, yarındır, zengin bir Türkiye’dir. Cesaret kemerini kuşanan vatan sevdalılarıdır. İftiracıların, ahlaksızların, egosantriklerin değil, Türkiye için ölümü göze alan cesurların partisidir.

İyi Parti’nin yolculuğu, milletimizin yolculuğudur. Biz bugünlere kolay gelmedik. Yolumuz doğru olduğu için nice çileye katlandık, zorluklara direndik, nice iftiraya göğüs gerdik. Hele bir şey olamadığına öfkelenip içimizden yapılan iftira, hakaret ve çirkinliklere göğüs gerdik. Hiçbir düşmanımın, rakibimin benimle ilgili asla iddia etmedikleri, söylemedikleri pis iftiralara şahit oldum. Ama affetmeyeceğim. Vallahi affetmeyeceğim! Bana iki şey bu ülkede söylenemedi. Kendi arkadaşlarım söyledi! Affetmeyeceğim, hesaplaşacağız! Biz bugünlere koltuk sahibi olmak için gelmedik. Zengin olmak için de gelmedik. Bunu hayal edenler kapı dışarı. Biz bugünlere kendi ikballerimiz için de gelmedik.

Ben Meral Akşener, ben sadece oylarınızla genel başkanlığa seçilmiş, başka hiçbir sıfatı olmayan buradaki tek kişiyim! Beni, mansıpla satın alabilen oldu mu? Beni parayla satın alabilen oldu mu? 30 yıllık siyasi hayatımda para ile ilgili hiçbir isnat olmamışken, bunu yapanlar kahrı perişan olsun inşallah! Biz bugünlere milletimiz için geldik, hırslara esir olmadık. Makamla alakası olmayan tek kişi olarak sarhoş olmam da mümkün değil herhalde. Biz bugünlere milletimizin teveccühü ile geldik. Ağzımdan ben sözünü duymadınız. Biz diye diye geldik.

200 kişilik kurucucular kurulu koyduk. Herkes borç çıkardı! Çocuğunun çikolata parasını koyduğunu iddia ettiler, bazısı, ben master paramı koydum dedi. Biz hanginizden para istedik? Hepiniz buradasınız! Meclis’e girdiniz, milletvekilleri para mı istedik sizden? Bugün sizden para mı isteniyor? Genel merkez yapıldı, 15 liralık çöp kutularını aldım ben. O gün bana, bu parayı nereden buldun diye niye sormadınız? Nasıl buldun, nereden buldun niye demediniz? Çünkü sorumluluk almanız gerekiyordu doğru mu, kaçtınız!

Ama bugün Meral Akşener’i, düşmanlarının suçlamadığı iftiralarla suçladınız, kahrolun!

Sandığa gelmeden, parti içindeki sandıklardan konuşalım. Ben parti kurulduktan, genel başkan seçildikten itibaren demokrasiyi oluşturmaya çalıştım. Önce kurultayda blok liste yaptım, itiraz ettiniz. Sonra, hiç insan işaret etmeden, çarşaf liste yaptım. Anahtar listeler çıktı, seçilemeyenler su koyverdi, itiraz etti. Anladım ki o gün, benim görevim insan seçtirmekmiş! Benim başka bir hakkım, hukukum yokmuş. 20 Eylül 2020’de döndüm, 100 kişilik başka insanların da aday olabileceği bir yarı çarşaf yaptım, onda da kimseyi mutlu edemedim. Ağır çirkinlikler yaşadım. Kurultaylar hesaplaşma yeridir. Ben hesap vereceğim, siz de hesap vereceksiniz!

Öyle çirkinlikler yapıldı ki, günlerce uyuyamadım. Söyleyemeyeceğim öyle pislikler oldu ki… Gördüm ki herkes her şeyi istiyor, yetmiyor. Vekillik olunuyor yetmiyor, GİK üyeliği isteniyor, genel başkan yardımcılığı isteniyor. Kardeşim, kadrolar sınırlı! Bırakın birileri de o görevleri yerine getirsin!

Altılı masa meselesi ortaya çıktı. Şimdi biz fedakarlık yapan insanlarız ya, Türkiye bizim için önde ya. Biz bu parti seçime girebilsin diye CHP’den 15 milletvekili istedik, hayatımın en büyük pişmanlığıdır.

Savaşmalıydık, bileğimizin gücüyle o seçime girmeliydik, girmiyorsak da gereğini yapmalıydık. Savaşmadık!

15 vekil istedik, Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyorum. Ama o gün bugün 15 milletvekilinin bedelini ödeyemedik. Ömer Seyfettin’in diyetine döndü bu iş.

Biz, psikolojik olarak kendimizi çok kötü hissettik. Ben kendimi çok aşağılanmış hissettim. Çok çaresiz hissettim. Savaşmadık, ben savaşı severim. Ben canımla, kafamla, kellemle top oynamayı severim. Yapamadık. Ben kellemle top oynamayı çok severim. 28 Şubat’ta oynadım. Erdoğan’la ters düştük, umurum, korkum olmadı.

15 milletvekili almak bize kuyruk siyasetine mal oldu! Ama eğriye eğri, doğruya doğru… Bu, Türkiye’ye büyük bir iyilik yaptı. Demokrasinin ne kadar önemli olduğunu, CHP ile yapılan bu işbirliğinin, CHP’ye sahada bulunan her renkten insanların önyargılarının değişmesine sebep oldu. Sonra bu değişme, altılı masayı, Millet İttifakı’nı getirdik.

Sonra bir şey yaptık. Belki de bir borç ödemeydi bilmiyorum. Koray Aydın’ın önerisi… Başarısızlık varsa benimdir. Demokrasi mi diyorsunuz. Şimdi öğreneceğiz hep birlikte. Demokrasinin gereklilikleri, sonuçları var.

Kılıçdaroğlu’ndan randevu aldım gittik. İki parti yerel seçimlere birlikte gitmeyi teklif ettik, sonuçta bir başarı çıktı. Beni en çok etkileyen, üzen ne oldu biliyor musunuz… İstanbul’un seçimini biz değil HDP kazandırdı! Bilmem nereyi biz değil HDP kazandırdı. Yuh muh yok, bugün hesaplaşıyoruz, hesap veriyorum, hesap soracağım sonra!”

Paylaşın

Rusya Devlet Başkanı Putin: Sırtımızdan Bıçaklandık

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özel askeri şirket Wagner’in lideri Yevgeniy Prigojin’in isyanına ilişkin yaptığı açıklamada Rusya’nın geleceğinin söz konusu olduğunu söyledi. Putin, isyancıların yaptıklarını “sırtından bıçaklamak” diye tanımladı.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Yevgeniy Prigojin ve Wagner’in adını anmadığı açıklamasında, bazılarının “hırslarının ihanete yol açtığını” belirtti. Putin ayrıca, Rus toplumunu bölenlerin “kaçınılmaz bir cezaya” çarptırılacağı uyarısı yaparken, başkent Moskova ve bazı başka bölgelerde terörle mücadele önlemlerinin alındığını söyledi.

Putin, Wagner’in ele geçirdiğini iddia ettiği Rostov’da “durumu istikrara kavuşturmak için kararlı önlemlerin alınacağını” belirtti. Putin ayrıca, Ukrayna’da Rus birliklerinin yanında savaşan ve hayatını kaybeden Wagner üyelerini ise “kahramanlar” diye andı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özel askeri şirket Wagner’in lideri Yevgeniy Prigojin’in isyanı ile bu sabah açıklama yaptı.

Sputnik’in haberine göre Putin, şunları söyledi:

“Gece tüm cephelerdeki ordu birliklerinin komutanlarıyla görüştüm, ordumuz kahramanca savaşıyor. Rusya vatandaşlarına, askerlerine, güvenlik güçlerine ve yalan ve tehditlerle silahlı isyan yoluna itilenlere sesleniyorum. Rusya, geleceği için ağır mücadele veriyor. Rusya’ya karşı Batı’nın tüm askeri ve enformasyon araçları kullanılıyor.

Şu anda, halkımızın geleceği belirleniyor ve tüm güçlerin birleşmesi gerekiyor. Her türlü kavgayı bir kenara atmak lazım. Toplumumuzu bölme girişimleri, sırtından bıçak saplamaktır, ülke idaresi Rusya’da bir kez daha bölünmeye izin vermeyecek, halkımızı koruyacağız. Tüm zorlukların üstesinden gelip daha güçlü olacağız.

Aşırı hırslar Rusya’ya ihanete yol açtı. Özel askeri harekat bölgesinde savaşan Wagner savaşçıları birer kahraman. İsyan başlatanlar onlara ihanet etmiş oldu. Her türlü fitne, ölümcül tehdittir. Eylemlerimiz çok sert olacak.

Rusya ordusu, silahlı isyan organize edenleri etkisiz hale getirmek için gereken emirleri aldı. İsyan girişiminden sorumlu olan herkes kaçınılmaz olarak cezasını çekecek, yasalar ve halk karşısında cevap verecek. Her türlü sınavın üstesinden geleceğiz ve daha da güçlü olacağız.

Rostov-on-Don şehrindeki durum karmaşık. Devlet kurumlarının faaliyeti engellenmiştir. Ama istikrar yönünde adımlar atılacak. Birliğimizi bölen eylemler aslında halkımıza, şu anda cephede savaşan silah arkadaşlarımıza karşı ihanettir. Bu, halkımızın sırtına bıçak saplamaktır.”

Kremlin Sözcüsü Peskov’dan açıklama

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Wagner özel askeri şirketi lideri Yevgeniy Prigojin’in isyanı ile ilgili bilgilendirmede bulundu. Peskov, “Devlet Başkanı Putin, Prigojin ile ilgili meydana gelen tüm olaylar hakkında bilgilendirilmiştir. Gerekli tedbirler alınıyor” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı da Rusya ordusunun Wagner’e ait kamplara hava saldırısı düzenlediğine sosyal medyada yer alan iddiaların doğru olmadığını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, bu sabah Wagner savaşçılarına yönelik açıklama yaptı: “Wagner savaşçıları Prigojin’in suç içerikli macerasına ve silahlı bir isyana sürüklendi. Yoldaşlarınızın birçoğu, kalıcı konuşlanma yerlerine güvenli şekilde dönebilmek için yardım isteyerek hatalarını çoktan anladı. Böyle bir yardım, başvuran tüm savaşçı ve komutanlara sağlandı.”

Açıklamada, paralı savaşçıların ihtiyatlı olması ve mümkün olan en kısa sürede Rusya Savunma Bakanlığı veya kolluk kuvvetlerinin temsilcileriyle iletişime geçmesi istenerek herkesin güvenliğinin garanti edildiği duyuruldu.

Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi, Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) Prigojin’in ifadeleriyle ilgili olarak “silahlı ayaklanma çağrısı yapma” suçlaması üstünden ceza davası açtığını duyurdu.

Komiteden yapılan açıklamada, “Yevgeniy Prigojin tarafından yayılan iddiaların hiçbir dayanağı bulunmuyor. Bu yasadışı eylemlerin derhal son bulmasını talep ediyoruz” denildi.

Rusya Başsavcılığı da Prigojin hakkında yaptığı açıklamada, “Prigojin’in eylemlerinin hukuki değerlendirmesi, hakkında açılan dava kapsamında yapılacak” vurgusunu yaptı.

Prigojin hakkında, Rusya Ceza Kanunu’nun “silahlı ayaklanma organize etmekle” ilgili 279. maddesi üzerinden dava açılmıştı. Söz konusu maddeden suçlu bulunan biri hakkında 20 yıla kadar hapis cezası kararı alınabiliyor.

Rusya medyasındaki haberlere göre, Rusya güvenlik güçleri, Wagner’in St. Petersburg’da bulunan genel merkezinde arama yapıyor.

Karargahta kuşatma

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya meydan okuyan Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin’in idaresindeki paralı güvenlik şirketi Wagner grubu, Rostov-Na-Donu’daki Rusya Güney Askeri Bölge Karargah binasını kuşattı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, Wagner savaşçılarının zırhlı araçlarla, tanklarla Güney Askeri Bölge Karargah binası çevresinde konuşlandığı görülüyor.

Wagner savaşçıları Rusya Savunma Bakanlığına bağlı binanın kapı ve pencerelerini gören yerlere ağır silahlar yerleştirdi.

Wagner’in Kurucusu Prigojin, “Bir kez daha söylüyorum. Biz Şoygu’yu ve Genelkurmay Başkanı’nı buraya istiyoruz. Onlar gelene kadar burada olacağız. Rostov’u bloke edeceğiz ve Moskova’ya gideceğiz” dedi.

Prigojin, Telegram kanalından paylaştığı görüntüde, “Karargahta bulunuyoruz. Rostov’da askeri havaalanı dahil askeri tesisler de kontrolümüzde bulunuyor. Karargah çalışıyor” diye yazdı.

Güvenlik tedbirleri

Rostov Bölge Valisi Vasiliy Golubev, bölgede hafta sonu için planlanan tüm kitlesel etkinliklerin iptal edilmesine karar verildiğini bildirdi. Golubev ayrıca, Rostov’dan Taganrog ve kuzey güzergahında geçici trafik kısıtlamalarının uygulandığını açıkladı.

Rusya’nın Lipetsk bölgesinin valisi İgor Artamonov da bölgede güvenlik tedbirlerinin artırıldığını belirterek vatandaşlara güney yönünde seyahat etmekten kaçınmalarını tavsiye etti.

Telegram kanalından açıklama yapan Artamonov, “Operasyonel karargâh toplantısının sonuçlarına göre, bölgedeki güvenlik tedbirlerinin güçlendirilmesine karar verildi. Kritik altyapı tesislerine özellikle dikkat edilecektir. Buna ek olarak, bölge sakinlerine güney yönüne, özellikle de Voronej bölgesine seyahat etmekten kaçınmaları tavsiye edilmektedir” dedi.

İsyan başlatan Wagner Grubu hakkında neler biliniyor?

Resmi adı PMC Wagner olan paralı asker grubu kendisini “özel askeri şirket” diye tanımlıyor. İlk olarak 2014’te, Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı güçlere destek verirken tespit edildiler. Grup, o günden bu yana kayda değer bir şekilde büyüdü.

İngiltere Savunma Bakanlığı, Rusya’nın düzenli ordusuna asker bulmakta zorlanması üzerine Wagner’in 2022’de büyük miktarlarda adam alımı yaptı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi, Wagner birliklerinin yüzde 80’inin hapishanelerden geldiğini açıklamıştı.

Ukrayna’da Wagner birlikleri, Bahmut kentinin Ukrayna güçlerinden alınması için yoğun ve kanlı bir savaş vermişti.

2022’nin son gününde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’da savaşmış subay ve askerlere ülkenin en yüksek madalyasını vermek için Rusya’nın güneyini ziyaret etti.

Putin’in madalya verdiği askerlerden biri, grubun geri kalanından farklı bir askeri üniforma giymişti. Üniforması Batı’nın yaptırım uyguladığı Rus iş insanı Yevgeny Prigozhin’in kurduğu paralı asker grubu Wagner’in üniformalarına benziyordu.

Gencin kimliği tespit edildi; Ekim 2019’da Moskova’daki bir kafede soyguna teşebbüsten tutuklanan ve birkaç ay sonra yedi yıl hapis cezasına çarptırılan dövüş sanatları tutkunu Aik Gasparyan’dı.

Ancak geçen Aralık ayında, Wagner Grubuyla ilişkili Telegram kanallarının birinde Gasparyan’ın hapishaneden çıktığını ve Ukrayna’da savaştığını gösteren bir video paylaşıldı. Gasparyan, ABD’nin Ukrayna’da konuşlandırıldığını tahmin ettiği 40 bin eski Rus mahkumdan biriydi.

Bunlara ek olarak Wagner’in Ukrayna’da 10 bin normal paralı askeri daha var. Washington Post gazetesi, bu tahminin, mahkumların savaşa katılımını izleyen “Parmaklıklar Ardında Rusya” grup tarafından toplanan verilerle doğrulanabildiğini söylüyor.

Wagner’in kurucusu Yevgeny Prigozjin, geçen yaz Rus ceza infaz kurumlarında yeni asker adaylarıyla ilgili görüşmeler yapmıştı. Prigozjin mahkumlara, Wagner ile savaşmaları halinde cezalarının bağışlanacağı sözünü vermişti.

Ukrayna ordusu, Wagner Grubu için savaşan hükümlülerin özellikle en riskli noktalarda kullanıldığını ve büyük çoğunluğunun öldüğünü açıkladı.

2014’te kurulan ve 2015-2016’da giderek daha aktif hale gelen paralı asker şirketi, Ukrayna’nın doğusundaki Rus destekli ayrılıkçılara yardım etmek için kuruldu.

Bugüne kadar Sudan, Suriye, Libya ve Afrika kıtasında tespit edilen Wagner paralı askerlerinin operasyonları hızla Doğu Avrupa’nın ötesine yayıldı. Grubu cazip hale getiren yüksek maaş ve macera vaadiydi.

Eski bir Wagner savaşçısının BBC’ye söylediği gibi, “İçlerinde romantizm taşıyanlar, Rusya’nın sınır ötesi çıkarlarını savunmak için bu örgüte katılmıştı.”

Ukrayna’daki savaştan önce Wagner’e katılanların çoğu, iyi maaşlı iş bulma şansının sınırlı olduğu küçük yerlerde yaşıyorlardı. Wagner çalışanlarına ayda yaklaşık 1500 dolar ödüyordu. Cepheye gittiklerinde bu ücret 2 bin dolara kadar çıkıyordu.

Wagner Grubu 2015 yılında, Suriye’de hükümet yanlısı güçlerle birlikte savaşmaya ve aynı zamanda petrol sahalarını korumaya başladı. 2016’dan bu yana ise Libya’da General Halife Hafter’e bağlı güçleri destekliyordu.

Ancak grup Rusya’da Ukrayna’yı işgalinden önce pek tanınmıyordu. Rusya, Wagner’in devletle bağlantısını daima reddetti. Rus yasaları, paralı askerlik karşılığında cezaların affedilmesine de izin vermiyor. İş insanı Yevgeny Prigozhin, Wagner ile bağlantılı olduğunu öne süren birçok gazeteciye dava açmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra bu durum değişti. Yevgeny Prigozjin Wagner Grubu ile bağlantıları hakkında daha açıktı. Geçen Eylül’de 2014’te grubu kurduğunu nihayet kabul etti.

Uzmanlar, bir Wagner savaşçısının Başkan Putin’le tokalaşıp ondan ödül aldığı görüntülerin, sadece Wagner bünyesinde heyecan yaratmadığını, aynı zamanda da bu karanlık grubu normalleştirme girişimi olduğunu söylüyorlar.

Geçen Ağustos ayında, Rus devlet televizyonu “cepheye gitmek için yalvaran” ve sonunda Ukrayna’da öldürülen birisi hakkında bir haber yayımladı.

Haberde, kendisiyle birlikte üç Ukraynalı askeri patlayıcıyla öldüren bir kahraman anlatılıyor. Bu kişinin daha önce “otomobil hırsızlığı, soygun ve uyuşturucu” suçlarından mahkum edilen ve savaş başladığında hapiste bulunan 26 yaşındaki Konstantin Tulinov olduğu iddia ediliyor.

Habere göre, Tulinov askeri tecrübesi olmamasına rağmen cepheye gidip savaşmak için yalvardı. Rus insan hakları kuruluşu Gulagu.net, 2019’da Tulinov’un başka bir mahkumu taciz ederken görüldüğü bir hapishane videosunu yayımlamıştı.

Putin’in memleketi St Petersburg’dan bir iş insanı olan Yevgeny Prigozjin, geçen Eylül ayında Wagner Grubu’nu 2014’te kurduğunu kabul ettiğinde, bunu “Rusları savunmak” için yaptığını savunmuştu. Şirketine “Rusya’nın temel direği” adını vermişti.

Ekim ayı başlarında Kremlin, Prigozhin’i hakiki bir vatansever ve kalbi Rusya için sızlayan bir adam olarak tanımladı.

Bir ay sonra, St Petersburg’da bir Wagner Merkezi açıldı. Merkez, okul çağındaki çocuklar ve gençler için “Rusya’nın savaşma kapasitesini artırmayı amaçlayan bilişim, medya ve temel askeri eğitim alanlarında” eğitim ve öğretim etkinlikleri düzenleyen ileri bir ofis kompleksiydi.

Yakın geçmişe dek Wagner’den pek bahsetmeyen resmi Rus haber ajansları, günde birkaç kez gruba atıfta bulunuyorlar ve mahkumların askere alınmasını konu alan haberler yapıyorlar.

Rus devlet kanalı NTV, Wagner Grubu hakkında “dünyanın en deneyimli ordusu” olarak nitelendirdiği bir haber yayımladı.

Yevgeny Prigozjin geçen hafta, Rus Parlamentosu Başkanı Viyaçeslav Volodin’e “askere alınan mahkumlar hakkında yararsız bilgiler araştıran ve suçlu gibi gösteren” gazeteciler hakkında şikayette bulunan bir mektup yazdı.

Prigozjin, medyanın Wagner’e yeni katılanların sabıka kaydı hakkında haber yapmasının yasaklanmasını önerdi.

Volodin öneriyi kabul etti ve ilgili parlamento komitelerinden Rus ceza kanununda yapılacak olası değişiklikleri incelemelerini istedi.

Rusya Parlamentosu Başkanı, “Ülkemizi savunan herkes, ordu, gönüllüler, yeni askerler, Wagner üyeleri, hepsi birer kahramandır.” dedi.

(Kaynaklar: Bianet, BBC Türkçe)

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken “Merkez Bankası” Analizi: İyi Bir Mesaj Olmadı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükselti. Karar sonrası ilk kez dolar 24,41’i, euro da 26,84’ü görmüştü. Türkiye’nin kredi temerrüt takası (CDS) ise 21 puan yükselerek 518’e çıktı

Merkez Bankası’nın faiz artırım kararı sonrası açıklamada bulunan Bakan Şimşek, “Finansman koşulları çok elverişli de olsa, karlılık çok cazip de görünse öngörülebilirlik olmadan kalıcı yatırım ve istihdam artışı sağlamak mümkün değildir. Öngörülebilirliği sağlayacak olan ise güvendir. Güven, ancak kurala göre politikalar uygulanarak temin edilebilir” dedi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararının ardından “Yatırımcılar, ikna edici olmayan faiz artışıyla kaçırılan fırsata hayıflanıyor” başlıklı bir analiz yayımladı.

Uluslararası yatırım şirketlerinden uzmanların görüşlerine yer verilen analizde, alınan faiz kararı sonrası yatırımcıların Türkiye piyasasına yönelik planlarını bir süre daha bekleterek paralarını kenarda tutmaya devam edebilecekleri iddia edildi.

TCMB, Perşembe günü Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Toplantısı’nda (PPK) politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizleri rekor düzeydeki enflasyona rağmen indirme doğrultusundaki ısrarına uyan Şahap Kavcıoğlu’nun başkanlığındaki Merkez Bankası, politika faizini 2021 yılındaki yüzde 19 seviyesinden yüzde 8,5’e kadar düşürmüştü. Göreve geldikten sonra ekonomide ortodoks politikalara dönüş sinyali veren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önerisiyle Erkan’ın Merkez Bankası Başkanı olarak atanması ise faizlerin hızla eski seviyelerine doğru yükseltileceği doğrultusundaki beklentileri artırmıştı.

Merkez Bankası kararından önce yapılan Reuters anketi de faizlerin yüzde 21’e yükseltileceği yönünde bir beklenti olduğunu ortaya koymuştu.

Reuters analizinde, faiz artırımının 650 baz puanla sınırlı kalmasının, piyasalarda “Erkan’ın enflasyonla agresif biçimde mücadele için kısıtlı imkânının bulunduğu” izlenimi uyandırdığı belirtildi.

Viktor Szabo: İyi bir mesaj olmadı

Edinburgh merkezli uluslararası yatırım şirketi Abrdn’nin gelişmekte olan piyasalar yatırım direktörü Viktor Szabo, “Bu işi ciddiye aldıklarını göstermelerini sağlayacak mükemmel bir fırsatı kaçırdılar” değerlendirmesinde bulundu. Szabo, “İster siyasi kısıtlamalardan olsun ister bankacılık sisteminden korkmalarından, ama bu iyi bir mesaj olmadı” ifadesini kullandı.

Merkez Bankası rezervlerinin eridiği ve yabancı yatırımcıların Türkiye’den kaçtığı bir dönemde, yatırımcı dostu Şimşek’in bakanlığa getirilmesi ve TCMB Başkanı olarak Erkan’ın atanmasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uygulattığı ekonomi politikalarının bazılarından geri dönülmesi için hızlı bir manevra yapılacağı yönündeki beklentileri kuvvetlendirdiğini hatırlatan Reuters, “Ancak analistler Perşembe günkü karardan sonra Erkan ve Şimşek’in Türkiye’nin gerçekten rota değiştirdiğini ispatlamak için daha da sıkı çalışması gerekeceğini söylüyor” diye ekledi.

New York merkezli küresel yatırım şirketi VanEck’in gelişmekte olan piyasalar portföy yöneticisi Eric Fine, TCMB hakkında yaptığı yorumda, “Artık daha az güvenilir görünüyorlar” dedi.

Fine, “Rezervler kullanılarak kurlara yapılan müdahalelere ihtiyaç duyulmasını engelleyecek seviyeye kadar faiz artırmaları lazım. Bunu yapmadılar” diye konuştu.

Paris merkezli Societe Generale finans şirketinin baş stratejistlerinden Marek Drimal, “Muhtemelen şu an için uzun vadeli yatırımcılar için yeterli değil. Sebebi de ekonomideki sorunların bazılarının büyüklüğü” dedi.

Ancak Drimal dâhil birçok uzman olumlu işaretler de görüyor. Drimal, defaatle faiz oranı konusunda kademeli hamlelerle ilerleyeceklerinin sinyalini veren Şimşek’in mesajlarını hatırlattı.

Tahmin edilebilir ve piyasa temelli ekonomi politikaları izleneceği vaadinde bulunan Şimşek, enflasyon hedefli modelin de sermaye girişini sağlayacağını iddia etmişti.

Dan Wood: Ölçülü hayal kırıklığı

ABD merkezli William Blair şirketinden gelişmekte olan piyasalar yöneticisi Dan Wood, “yatırımcı hayal kırıklığının ölçülü olması gerektiği” görüşünde.

Merkez Bankası’nın enflasyonda belirgin bir iyileşme sağlanana kadar faiz artırmaya devam edeceğinin sinyalini verdiğini belirten Wood, “Daha ortodoks bir ekonomi politikasına dönüleceğine işaret edilmesi, şüphesiz ki olumlu bir durum” dedi.

Kredi derecelendirme kuruluşu Scope Ratings’in direktör yardımcısı ve bir başka kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’ten bir ülke analisti de faizlerin artırılmasının olumlu olduğunu ancak asıl sorunun, Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Erkan’ın faiz artırmaya devam etmesine izin verip vermeyeceği olduğuna dikkat çekti.

New York merkezli yatırım yönetimi şirketi Neuberger Berman’dan portföy yöneticisi Kaan Nazlı, “Yatırımcıların hemen havlu atacağını sanmıyorum çünkü hâlen önümüzdeki aylarda gerisinin geleceğine dair beklenti var” dedi.

Nazlı, “Piyasa çok temkinli. Bu nedenle yeniden güven tesis etmek uzun zaman alacak. Ciddi boyutta ve daha uzun vadeli girişler için sıkı para politikasının epey bir süre sürdürülmesi gerekeceğini düşünüyorum” tahmininde bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Her Dört Kişiden Üçü Yiyecek Kaçırma Korkusu Yaşıyor!

Sosyal bir sorun olan bir şeyi kaçırma korkusu veya günceli kaçırma korkusuna Fear of Missing Out (FOMO) denir. Uzmanlar buna yiyecek kaçırma korkusunu da (FOODMO) eklediler.

Haber Merkezi / ABD merkezli 2000 sosyal medya kullanıcısı üzerinde yapılan yeni yapılan bir araştırma, sosyal medyada modaya uygun yiyecekleri kaçırma korkusunun çok yaygın olduğunu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, her dört kişiden üçü modaya uygun yiyecekleri kaçırmaktan endişe duyuyor. Yüzde 77’si yemekle ilgili korku hissediyor. Yüzde 75’i internette gördüklerinde yeni yemekleri yemek istiyor.

Araştırmada ele alınan sosyal medya kullanıcılarının yüzde 57’si ise internette buldukları tarifleri kaçırma korkusu yaşamamak için yemekleri yapmaya çalışıyor.

Ayrıca anket, ortalama olarak ayda dört çevrimiçi tarif pişirdiklerini gösterdi.

NVTM Apples tarafından yapılan bir ankete göre sosyal medya, insanların yapmayı sevdiği tariflerde önemli bir rol oynuyor. Birçok kişi, hazırladıkları tarifin detaylarını ayda ortalama altı kez sosyal medyada yayınlamaya çalışıyor.

Ankete katılanların yüzde 24’ü modaya uygun yiyecek yapmak için YouTube ve Facebook’u kullanıyor.

Anket, bazı kişilerin sosyal medyada en az yedi kez yiyecek içeriği aradığını ve bazı kişilerin de günde dört saat sosyal medyada yiyecek tarifi için geçirdiklerini ortaya çıkardı.

Başka bir araştırma, ortalama bir kişinin sosyal medyada yemekle ilgili en az 10 hesabı takip ettiğini ortaya koydu.

Lezzetli ve sağlıklı yemek

Pek çok insan ‘sağlıklı’ beslenmenin tat ve lezzetten ödün vermek anlamına geldiğini düşünür. Ancak bu tür bir düşünce genellikle sağlıksız yiyeceklerin tüketmesine neden olur. Bu da FOODMO’yu tetikler. 

Bir bakıma lezzetli yiyecekler çoğunlukla atıştırmalıklar ve işlenmiş yiyeceklerdir. Yani mutluluk verir ama sağlık açısından o kadar da iyi değiller.

Sağlıklı yiyeceklerin çoğu kötü bir tada sahiptir. Taze sebze ve etli ev yapımı yemekler bu kategoriye girer. Bunlar sağlıklıdır ancak tatları pek çok kişiye hoş gelmez.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Erkan’dan “Enflasyonla Mücadele” Mesajı

Banka yöneticileriyle bir araya gelen Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, “Şundan emiminki hükümetimizi belirlediği hedefler doğrultusunda enflasyonla mücadele için tüm kurumlarımız kollarını sıvamıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunu istikrarlı ve kararlı bir şekilde yapacağımızdan eminim. Fiyat istikrarı, finansal istikrar için çok önemli, hem fiyat istikrarı hem finansal istikrarı sağlayarak enflasyonla mücadele edeceğiz.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan başkanlığındaki ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltilmişti.

Piyasalarda hareketliliğe neden olan kararın ardından, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan banka yöneticileriyle bir araya geldi.

Merkez Bankası Başkanı Erkan, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bankacılık sektörümüzle bir araya geldik verimli bir görme oldu. Bize sorunlarını ve makroihtiyati çerçeveyi sadeleştirme sürecindeki taleplerini ilettiler. Şundan emiminki hükümetimizi belirlediği hedefler doğrultusunda enflasyonla mücadele için tüm kurumlarımız kollarını sıvamıştır.

Bunu istikrarlı ve kararlı bir şekilde yapacağımızdan eminim. Fiyat istikrarı, finansal istikrar için çok önemli, hem fiyat istikrarı hem finansal istikrarı sağlayarak enflasyonla mücadele edeceğiz.”

Şimşek: Kararlılıkla kademeli olarak bu süreç yönetilecektir

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’a hareketinden önce Ankara Esenboğa Havalimanı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtlamıştı.

Şimşek, yaptığı değerlendirmede, “Ekonomi politikalarımız kısa vadede fiyat istikrarını ve finansal istikrarı hedeflemektedir. Bu hedeflere ulaşmada kararlıyız. Merkez Bankasının dünkü açıklamasında belirtildiği gibi bu bir süreçtir. Kararlılıkla kademeli olarak bu süreç yönetilecektir” ifadesini kullanmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, bu mesajını Türkçe ve İngilizce olarak paylaştığı mesajda da tekrarlamıştı.

Paylaşın