Hazır Giyim Sektörü Krizin Eşiğinde!

TGSD Başkanı Ramazan Kaya, hazır giyim sektöründe yaşanan daralmaya ilişkin, bunun tek sebebinin düşük talep olmadığına işaret ederek, özellikle işçilik maliyetlerindeki artış ve her geçen gün kötüleşen finansman koşullarının da etkili olduğunu söyledi.

Ramazan Kaya, konuşmasının devamında, koşullar düzelmezse iş yeri kapamaları ve işten çıkarmalar yaşanacak” diyerek tehlikeye dikkat çekti.

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), Adıyaman’da hayata geçirdiği konteyner kente ziyaret gerçekleştirdi.

Ekonomim’den Merve Yiğitcan’ın haberine göre pandemi sonrası sektörde yaşanan yavaşlamaya dikkat çeken Kaya, özellikle ihracat pazarlarındaki enflasyon ve buna bağlı olarak alım gücünün düşmesiyle birlikte talebin de gerilediğini anlattı.

Bu nedenle geçen yılı 21,2 milyar dolar olan sektör ihracatının ilk 5 ayda ihracatta değer bazında yüzde 5,2; adet bazında ise yüzde 13,5 düştüğünü kaydeden Kaya, ilk 6 ayın bu şekilde tamamlanacağını vurguladı.

Kaya, sektörün yılı 19-20 milyar dolar bandında bir ihracatla kapatacağı, adet bazında kaybın da yüzde 15 civarında olacağı öngörüsünü paylaştı. Daralmanın tek sebebinin düşük talep olmadığına işaret eden Kaya, özellikle işçilik maliyetlerindeki artış ve her geçen gün kötüleşen finansman koşullarının da etkili olduğunu savundu.

Yeni asgari ücretin dolar bazında geldiği seviyenin hazır giyim sektörünün rekabet koşullarını aşındıracağını ifade eden Kaya, yılbaşında 450 doların sıkıntı yarattığını ancak seçim sonrası kurda yaşanan hareketliliğin bir miktar nefes aldırdığını hatırlatarak, “Şimdi asgari ücretin neti 483 dolar, brütü ise 667 dolar… Ama yemek ve servis ücretinin bir çalışan için ortalama aylık 100 dolar olduğunu düşünürsek maliyet 767 dolara çıkıyor.

Çocuklu kadın çalışanlar için yaptığımız kreş yardımı da hesaba katıldığında bu rakam 800 doları buluyor. Biz bu maliyetleri yaparken rekabet ettiğimiz ülkeler, özellikle Hindistan, Vietnam Kamboçya’da çalışan maliyeti 150-200. Hem hammadde hem işçilik avantajları var. Şimdi firmaların bir karar vermesi gerekiyor. Koşullar düzelmezse iş yeri kapamaları ve işten çıkarmalar yaşanacak” diyerek tehlikeye dikkat çekti.

Kaya, sektörün taleplerini şu şekilde sıraladı: “Döviz, faiz ve fiyatlar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve arz-talep dengesi içinde belirlenmesi sektörün toparlanma sürecini hızlandıracak öncelikli adımlar. Finansmana erişimin önünü açmak için kredi kullanımına getirilen kısıtlamaların azaltılması, kamu ve özel bankaların ihracat kredisi işlevlerinin yeniden artırılmasını bekliyoruz.

Ayrıca yatırım teşviklerinde yeşil ve dijital dönüşüm ile otomasyon yatırımlarında mevcut firmalara yerinde teşvik verilmesi sektörümüze büyük bir ivme kazandırır. Bu da yılın son çeyreğinden itibaren bir toparlanma olmasını sağlar. Ayrıca istihdamı korumak için yıl sonuna kadar kısa çalışma ödeneği kullandırılması da nefes aldıracaktır.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: Meral Akşener, CHP’yle Olası İttifakta 4 İli İstiyor

İYİ Parti kulislerinde, Meral Akşener’in yerel seçimler öncesinde yeniden CHP ile olası bir ittifak halinde, bu kez 11 büyükşehir belediyesindeki adaylıklar için “sözü CHP’ye bırakmayacağı” değerlendiriliyor.  İYİ Parti; Adana, Mersin, Manisa ve Antalya’da aday çıkarıp CHP’nin desteğini bekliyor.

Akşener’in kurultayda 55 yeni isme Genel İdare Kurulu’nda (GİK) yer vermesi de “Sözünü dinletebileceği bir GİK oluşturdu. Genel başkan attığı adımlarda artık ‘çatlak ses’ istemiyor” şeklinde yorumlanıyor. Koray Aydın’ın, “TBMM Grup Başkanı, Müsavat Dervişoğlu, Erhan Usta gibi isimlerin de İYİ Parti grup başkanvekili yapılarak, parti içi siyasetten uzaklaştırıldığı” ileri sürülüyor.

İYİ Parti’nin 3. Olağan Kurultayı’nda Akşener’in gerek CHP’ye yönelik gerekse parti içine yönelik mesajları siyasette tartışılmaya devam ederken İYİ Parti kulislerinde CHP’ye yönelik sözlerin “tam anlamıyla Millet İttifakı’na ve CHP ile birlikteliğe kapıları kapattığı anlamını taşımayacağı” değerlendirmeleri yapılıyor.

Akşener’in, kurultaydaki çıkışıyla gerek parti içine gerekse Millet İttifakı’na, “Bundan sonra sürekli fedakârlık yapan, geri çekilen bir lider ve parti olmayacağım. Masada son sözü söyleyen bir siyasi partinin lideri olacağım. Parti içinde de son sözü ben söyleyeceğim” mesajını verdiği kaydediliyor.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre; İYİ Parti kulislerinde, Akşener’in yerel seçimler öncesinde yeniden CHP ile olası bir ittifak halinde, bu kez 11 büyükşehir belediyesindeki adaylıklar için “sözü CHP’ye bırakmayacağı” değerlendiriliyor.

Bunun için de Adana, Mersin, Antalya, Manisa gibi iller örnek gösteriliyor. 2019 yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı kapsamında AKP’nin, Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediye başkanlıklarında “MHP’nin adayına destek verdiği” anımsatılırken “Bu iller milliyetçi – muhafazakâr seçmenin de yoğunlukta olduğu iller. Örneğin 14 Mayıs’taki milletvekili seçimlerinde Adana’da, İYİ Parti’nin milletvekili gösterdiği isimler, hem MHP tabanından hem de AKP tabanından oy aldılar.

Mersin’de Burhanettin Kocamaz, Adana’da Hüseyin Sözlü, uzun süre belediye başkanlığı yaptı. Antalya’da da İYİ Partili pek çok ilçe belediyesi var. Manisa da İYİ Parti’nin yüksek oy aldığı illerden biri. Bu kentlerde neden İYİ Partili aday olmasın? CHP, pekâlâ bu illerde İYİ Parti’nin adaylarını destekleyebilir. Burhanettin Kocamaz Mersin’de İYİ Parti’nin adayı olarak gösterilebilir” değerlendirmeleri yapılıyor.

“CHP’nin, Cumhur İttifakı kapsamında Ankara, İstanbul ve İzmir gibi illeri kaybetmek istemeyeceği, bu nedenle de İYİ Parti ile yeniden Millet İttifakı kapsamında yerel seçimlerde bir araya gelmekten yana tavır izleyeceği” kaydedilirken, “Oyumuzun yüksek olduğu büyükşehirlerde masaya yumruğumuzu vuracağız. Bu kez 11 büyükşehir belediyesini salt CHP’ye bırakmayacağız. Büyükşehirlerde de söz söyleyen bir parti konumunda olacağız. CHP, İYİ Parti’nin koşullarını desteklemezse, Akşener kurultaydaki çıkışı ile çok net bir mesaj verdi, ‘eğer dediğimiz gibi bu kez kazanacak adaylar olmazsa biz yolumuzda yürürüz’ dedi” yorumları yapılıyor.

Akşener, partide çatlak ses istemiyor

Akşener’in kurultayda 55 yeni isme Genel İdare Kurulu’nda (GİK) yer vermesi de “Sözünü dinletebileceği bir GİK oluşturdu. Genel başkan attığı adımlarda artık ‘çatlak ses’ istemiyor” şeklinde yorumlanıyor. Ayrıca partide Şenol Sunat, Cihan Paçacı gibi isimlerin neden yer almadığı da konuşuluyor.

MHP’de de etkin isimler arasında yer alan Koray Aydın’ın, “TBMM Grup Başkanı, Müsavat Dervişoğlu, Erhan Usta gibi isimlerin de İYİ Parti grup başkanvekili yapılarak, parti içi siyasetten uzaklaştırıldığı” ileri sürülüyor.

Paylaşın

ABD Dışişleri Bakanı Blinken: Putin’in İktidarı Soru İşaretli

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Rusya’da yaşanan Wagner krizine ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu, Putin’in otoritesine doğrudan bir meydan okumaydı. Dolayısıyla derin bazı soruları gündeme getiriyor. Rusya’da Putin yönetimindeki gerçek çatlakları gösteriyor” dedi.

Haber Merkezi / Blinken, açıklamasının devamında, “Bunun nereye varacağını tam olarak tahmin edemeyiz veya bilemeyiz. Putin’in önümüzdeki haftalarda ve aylarda yanıtlayacağı daha çok şey olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, CNN, ABC ve NBC televizyonlarına açıklamalarda bulundu.

Blinken, Rusya’da yaşanan Wagner krizine ilişkin açıklamalarda bulundu. Blinken, Wagner Grubu lideri Yevgeni Prigojin’in silahlı başkaldırısının,Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in otoritesinde yarattığı sarsıcı etkinin “haftalar, hatta aylarca” sürebileceğini savundu.

aşanan olayların, Putin’in iktidarı konusunda soru işaretleri oluşturduğunu dile getiren Blinken, “Daha önce olmayan çatlakların görüldüğünü düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Blinken, isyanın “açık bir şekilde, Putin’in üstesinden gelmek zorunda olduğu yeni sorunlar meydana getirdiğini” vurgulayarak, “Putin’in otoritesini kendi çevresinden birinin sorguladığı gerçeği, Ukrayna’ya yönelik saldırganlığın temelini oluşturan koşulları sorguladığı gerçeği, bunlar çok ama çok güçlü şeyler” dedi.

Açıklamalarında yaşanan olayların, Rusya’nın iç meselesi olduğunu defalarca tekrarlayan Blinken, söz konusu başkaldırının, Putin’in iktidarının sonu anlamına gelip gelmeyeceği ile ilgili soruya, “Bu konuda herhangi bir spekülasyonda bulunmak istemiyorum” dedi.

Bakan Blinken, NBC ve ABC televizyon kanallarına verdiği demeçte de silahlı girişimin aylardır yükselen bir gerilimin sonucu olduğunu ve yol açtığı kargaşanın Moskova’nın Ukrayna’daki durumunu da etkileyebileceğini söyledi.

Blinken, odak noktalarının yılmadan Ukrayna’nın kendini savunması ve Rusya’nın işgal ettiği toprakları geri alması yönünde Kiev’e gereken desteğin verilmesi olduğunu da vurguladı. Dışişleri Bakanı Blinken, Rusların bölünmüş ve dikkatlerinin dağılmış olmasının Ukrayna’daki saldırganlıklarını zorlu hale getirebileceğini ifade etti.

Wagner birlikleri Rusya’da dün Rostov on Don ve Voronej kentlerini ele geçirmiş, Moskova’ya ilerlemeye başlamıştı. Putin, Cumartesi sabahı Devlet Televizyonu’ndan halka hitap etmiş ve silahlı işsyanını kınadığı Wagner’i “vatan hainliği” ile suçlamıştı.

Belarus’un arabuluculuğunda varılan anlaşma sonrası Wagner lideri Yevgeni Prigojin birliklerinin üslerine dönmesini kabul etmişti. Anlaşma uyarınca Prigojin Belarus’a gidecek, ona ve Wagner birliklerine yönelik tüm suçlamalar düşürülecek.

Putin ve Prigojin bugün herhangi bir açıklama yapmazken, Moskova’da olağanüstü güvenlik önlemleri sürüyor. Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ise bugün Putin ile bir telefon görüşmesi yaptığını açıkladı.

Putin’in dünkü kriz sırasında Moskova’dan ayrıldığına dair spekülasyonlar yapılmış, Rusya’da Başkanlık jetleri başkentten ayrılırken görülmüştü.

Rusya Devlet Televizyonu’nda bugün, Putin ile günler önce yapılmış bir mülakat yayımlandı. En son Rostov on Don’dan ayrılırken görülen Prigojin’in nerede olduğu bilinmiyor.

Rus haber sitesi RTVI, Prigojin’in basın birimine dayandırdığı haberinde, Wagner liderinin “normal iletişim araçlarına sahip olduğunda” medyanın sorularını yanıtlayacağını bildirdi.

Paylaşın

Erdoğan İle Stoltenberg Görüştü: F-16, İsveç, Rusya

Recep Tayyip Erdoğan ile Jens Stoltenberg görüşmesine ilişki açıklama yapan İletişim Başkanlığı, açıklamasında, “Görüşmede, İsveç’in NATO üyeliği de ele alındı. Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiği ancak PKK/PYD/YPG yanlıları bu ülkede serbestçe eylem düzenledikçe yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamı olmadığı ifade edildi” sözlerine yer verdi ve ekledi:

Haber Merkezi / “F-35 bağlamında yaşanan haksızlıkların Türkiye’nin F-16 talebinde İsveç’in üyeliğiyle bağlı kılınması çabalarının Türkiye’ye değil esasen NATO’ya ve NATO’nun güvenliğine zarar verdiği ifade edildi.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile telefonda görüştü. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilişkin bir açıklama yapıldı.

Rusya’daki darbe girişimi ve İsveç’in NATO üyeliği ele alındığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Cumhurbaşkanımız NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Rusya’da yaşanan son gelişmeler ele alındı. Rusya’daki gerilimin sona ermesinin Ukrayna sahasında geri dönülmez insani felaketlerin önünü aldığı belirtildi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e Rusya’daki gelişmelerin Ukrayna’da adil barış yolunda yeni bir kilometre taşı olması temennisi iletildi

Görüşmede, İsveç’in NATO üyeliği de ele alındı. Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiği ancak PKK/PYD/YPG yanlıları bu ülkede serbestçe eylem düzenledikçe yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamı olmadığı ifade edildi. F-35 bağlamında yaşanan haksızlıkların Türkiye’nin F-16 talebinde İsveç’in üyeliğiyle bağlı kılınması çabalarının Türkiye’ye değil esasen NATO’ya ve NATO’nun güvenliğine zarar verdiği ifade edildi.

Paylaşın

Stefan Kuntz İçin “Almanya Milli Takımı” İddiası

19 Eylül 2021 yılında Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın başına geçen Stefan Kuntz için Almanya Milli Takımı iddiası gündeme geldi. Kuntz’un Almanya’da olası bir görev değişimi durumunda; 3 aday olduğu öne sürüldü.

İddiaya göre, tefan Kuntz, Julian Nagelsmann ve Oliver Glasner göreve getirilmesi muhtemel isimler olarak görülüyor. Kuntz, daha önce Almanya 21 Yaş Altı Milli Takımı’nı çalıştırmıştı.

EURO 2026’ya ev sahipliği yapacak Almanya’da Uluslar Ligi sonrası hazırlık maçlarında da alınan sonuçlar federasyonda memnuniyetsizlik yarattı. Haziran ayında son milli arada 3 maça çıkan Almanya; Ukrayna ile 3-3 berabere kalırken Polonya ve Kolombiya’ya mağlup oldu.

NTV Spor’un Bild gazetesinden aktardığına göre bu sebeple Almanya Milli Takımı’nın başındaki Hansi Flick’in geleceği tartışılıyor. Almanya’da olası bir görev değişimi durumunda; 3 aday olduğu yazıldı. Buna göre Stefan Kuntz, Julian Nagelsmann ve Oliver Glasner göreve getirilmesi muhtemel isimler olarak görülüyor. Kuntz, daha önce Almanya 21 Yaş Altı Milli Takımı’nı çalıştırmıştı.

Stefan Kuntz’un teknik direktörlük kariyeri

1999’da futbolu bırakan Kuntz, 15 Kasım 1999’da ilk takımı Borussia Neunkirchen tarafından takımın başına getirildi. Sezon sonunda 4. seviye lig olan Oberliga Südwest’te grup birincisi olmayı başardılar ancak play-off’ları geçemeyerek bir üst lig olan Regionalliga’ya çıkamadılar.

2000’de 2. Bundesliga’dan yerel lig Regionalliga Süd’e düşen Karlsruher SC takımının başına geçti. 34 maçta 17 galibiyet 10 beraberlik ve 7 mağlubiyet ile lig şampiyonu olarak 2. Bundesliga’ya geri döndüler. 2000-2001 sezonunda ise işler çok parlak gitmedi Karlsruher, son hafta aldığı galibiyetle düşmekten kurtuldu. Yönetim, Kuntz’la devam etme kararı alsa da takım 6 haftada sadece 2 beraberlik alıp, lig sonuna demir atınca Kuntz ile yollar ayrıldı.

Aynı sezonun 27. haftası öncesi Kuntz, ine 2. Bundesliga’da oynayan ve 17. sırada bulunan SV Waldhof Mannheim takımının başına getirildi. 8 maçta sadece 1 galibiyet 2 beraberlik alabilen ekip, sezon sonunda lig sonuncusu olarak küme düştü. Kuntz 2003-04 sezonunda yine 2. Bundesliga ekiplerinden LR Ahlen ile anlaştı. Ancak 12 haftada 3 galibiyet, 1 beraberlik ve 8 mağlubiyet alan takım lig sonunculuğundan kurtulamayınca Kuntz ile yollar ayrıldı.

Teknik direktörlük kariyerine son veren Kuntz 2005-2006’da Regionnalliga takımı TuS Koblenz’de sportif direktör olarak çalışmaya başladı. Takım lig ikincisi olup, elemelerde başarılı olarak 2. Bundesliga’ya çıkma başarısını gösterdi. Kuntz, 2006’da eski takımı Bochum’a da aynı görev ile geldi. 2008’e dek bu görevini sürdürdü.

8 Nisan 2008’de Kuntz, daha da farklı bir yetki üstlenmeye karar verdi ve K’lautern’in başkanı oldu. 2009-10 sezonu sonunda 2. Bundesliga birincisi olarak Bundesliga’ya geri dönme hakkını kazandı.

Ağustos 2016’da uzun bir süre boyunca Almanya 21 yaş altı millî futbol takımıni yöneten Horst Hrubesch’in yerine millî takımın başına getirildi. O zaman kadar bütün maçlarını kazanmış olan Almanya U-21 ile son üç maçı da kazanıp 2017 UEFA Avrupa 21 Yaş Altı Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. Finale çıkan Almanya, finalde İspanya’yı 1-0 yendi. Böylece Kuntz, Almanya U-21’e tarihindeki ikinci Almanya şampiyonluğunu yaşattı.

17 Eylül 2021’de Almanya Futbol Federasyonu, Türkiye ile görüşen Kuntz’un önünü açmak için sözleşmesinin feshedildiğini açıkladı.19 Eylül 2021’de Türkiye millî futbol takımı’nın başına geçti. Kuntz yönetimindeki ilk maçta Türkiye, 2022 Dünya Kupası Elemeleri’nde Norveç ile 1-1 berabere kaldı. Ardından Letonya, Cebelitarık, Karadağ maçlarını kazandı ve playoff turuna katıldı. Kuntz yönetimindeki millî takım, Playoff turunun yarı finalinde Portekiz’e 3-1 yenildi ve Dünya Kupası’na katılamadı.

2022-23 UEFA Uluslar C Ligi’nde mücadele eden Türkiye, Kuntz yönetiminde Faroe Adaları, Litvanya, Lüksemburg ve tekrar Litvanya ile oynadığı 4 maçı da kazandı.[4] Üç aylık aranın ardından 22 Eylül’de, Lüksemburg ile oynanan rövanş maçında 3-3 berabere kalındı ve Türkiye, UEFA Uluslar B Ligi’ne yükseldi. Ligdeki son maçında Faroe Adaları’na 2-1 kaybeden Türkiye ve Kuntz, eleştirilerin odağı oldu.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan “Sadeleşme Kademeli Olarak Devam Edecek” Mesajı

Politika faizini yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltme kararı alan Merkez Bankası (TCMB), “Sadeleşme süreci Para Politikası Kurulu’nun ilan ettiği ilkeler doğrultusunda kademeli olarak devam edecektir” mesajını paylaştı.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçevenin sadeleştirilmesi kararına dair bir açıklama yayınladı.

TCMB tarafından yapılan basın duyurusu şöyle:

“Para Politikası Kurulu’nun 22 Haziran 2023 tarihli kararında mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçevenin, etki analizlerine dayanarak ve kademeli bir anlayışla sadeleştirileceği ifade edilmiştir.

Bu kapsamda ilk adım olarak, menkul kıymet tesisi uygulaması, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek doğrultuda sadeleştirilerek Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Sadeleşme süreci Para Politikası Kurulu’nun ilan ettiği ilkeler doğrultusunda kademeli olarak devam edecektir.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.”

Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak, politika faizini yüzde 8,5’tan yüzde 15’e yükseltme kararı almıştı. Böylece Merkez Bankası, Hafize Gaye Erkan’ın başkan olarak atanmasıyla birlikte 27 ay sonra ilk kez faiz artırımına gitmişti.

Merkez Bankası, 2022 yılında ilk faiz indirimini ağustos ayında gerçekleştirmişti. Banka, politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 13’e çekmişti.

Ardından eylül ayında 100, ekim ve kasım aylarında ise 150’şer baz puanlık faiz indirimleri gelmişti. Aralık ve ocak aylarını pas geçen Merkez Bankası, şubatta 50 baz puanlık faiz indirimiyle politika faizini yüzde 8,5’e çekmişti.

Faiz kararının açıklanmasından önce piyasa anketlerinde beklenti faizin yüzde 17 ila 30 arasında bir seviyeye yükseltileceği yönündeydi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Piyasası Kurulu (PPK), tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı:

“Para Politikası Kurulu (Kurul) politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 8,5’ten yüzde 15 düzeyine yükseltilmesine karar vermiştir.

Kurul, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması, fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için parasal sıkılaştırma sürecinin başlamasına karar vermiştir.

Küresel ekonomide enflasyon düşerken, halen uzun dönem ortalamalarının çok üzerinde seyretmektedir. Bu nedenle, bütün dünyada merkez bankaları enflasyonu düşürmeye yönelik tedbirler almaktadır.

Ülkemizde, yakın döneme ilişkin göstergeler enflasyonun ana eğiliminde yükselişe işaret etmektedir. Bu gelişmede yurtiçi talepteki güçlü seyir, maliyet yönlü baskılar ve hizmet enflasyonundaki katılık belirleyici olmuştur. Kurul, bu unsurlara ek olarak fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın enflasyon üzerinde ilave olumsuz etki yapacağını öngörmektedir.

Kurul politika faizini enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaşmasını sağlayacak parasal ve finansal koşulları oluşturacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir. Enflasyon ve enflasyon eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir.

Parasal sıkılaştırma sürecinin başlaması ile para politikasının etkinliği artacaktır. Bununla birlikte, fiyat istikrarının sürekliliğini sağlamak hedefiyle, TCMB cari dengeyi iyileştirecek stratejik yatırımları desteklemeye devam edecektir.

Kurul, mevcut mikro- ve makroihtiyati çerçeveyi, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleştirecektir. Sadeleşme süreci, etki analizleri yapılarak kademeli olacaktır.

Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede almaya devam edecektir.”

Paylaşın

Ali Babacan’dan Ahmet Davutoğlu’nun “Birleşme” Teklifine Ret

14 Mayıs’ta yapılan milletvekili genel seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden giren Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi 15, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi 10, Demokrat Parti ise 3 milletvekilliği kazandı.

Seçimlerin ardından, 3 parti arasında “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurma” konusuna ilişkin DEVA Partisi’nden yazılı bir açıklama geldi. Açıklamada Gelecek Partisi lideri Davutoğlu’nun “birleşme” önerisine ilişkin de bilgi verildi.

Açıklamada, “Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Davutoğlu, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nin birleşmesiyle ilgili Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’a bir model önerisi getirmiştir. Önerilen birleşme modeli, parti yönetiminde çift başlılık ve mesaj karmaşasına yol açacağı ve sürdürülebilir olmayacağı gerekçeleriyle uygun bulunmamıştı” denildi.

Açıklamanın tamamı ise şöyle:

DEVA Partisi, kurulduğu ilk günden bu yana diğer siyasi partilerle diyalog ve işbirliği süreçlerini çok önemli görmüş, genel seçimler öncesinde 6 siyasi partiyle beraber yapılan çalışmalar bu işbirliğinin en ileri örneğini sergilemiştir.

Bilindiği üzere genel seçimler sonrasında TBMM’de grup kurma ve birleşme konularında DEVA, Gelecek ve Saadet Partileri arasında çeşitli seçenekler üzerinde bir görüşme ve değerlendirme süreci yaşanmıştır.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Davutoğlu, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nin birleşmesiyle ilgili Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’a bir model önerisi getirmiştir. Önerilen birleşme modeli, parti yönetiminde çift başlılık ve mesaj karmaşasına yol açacağı ve sürdürülebilir olmayacağı gerekçeleriyle uygun bulunmamıştır.

Öte yandan, üç partinin kendi tüzel kişiliklerini korurken belli sayıda milletvekili vererek yeni bir çatı parti kurmak suretiyle ortak grup oluşturma modeliyle ilgili DEVA Partisi içinde kapsamlı değerlendirmeler yapılmıştır.

Yetkili kurullarımızda yapılan görüşmelerde, mecliste grup kurmanın önemli olacağı vurgulanmış, ancak söz konusu modelin vatandaşlarımızca doğal karşılanmayacağı, zihin karmaşasına yol açacağı, yönetişim sorunları çıkaracağı ve partilerin kendi öz kimliklerinin gelişimini engelleyeceği yönündeki görüşler ağırlık kazanmıştır. Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan, bu grup kurma modeliyle ilgili olumsuz görüşleri Sayın Davutoğlu ve Sayın Karamollaoğlu ile paylaşmıştır.

Siyasi partiler arasındaki diyalog ve işbirliğini çok kıymetli gören DEVA Partisi, önümüzdeki dönemde farklı seçenekleri görüşmeye ve değerlendirmeye hazırdır.

Paylaşın

CHP’li Karayalçın: Yüzde 48 Bizim Oyumuz Değil, Biz Yüzde 25 Oy Aldık

CHP’de yaşanan “Değişim” tartışmalarına değinen Murat Karayalçın, “Biz sosyal demokratız, solcuyuz. Özeleştiri solun temel kurumlarından birisidir. Yani özeleştiri seansları yapılır, hatta özeleştiride bulunanın konuşması yeterli görülmeyince “Biraz daha özeleştiri yap” denir. Kemal Bey gerçekten çok ciddi, yoğun ve bence başarılı bir çalışma yaptı. Ama bu yanlış yorumlanıyor” dedi ve ekledi:

“Bazıları Kemal Bey’in cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 48 oy almasını başarı olarak yorumlayabiliyor. O yüzde 48 bizim oyumuz değil. O yüzde 48’in yüzde 25’i bizim oyumuz. Geri kalanı “Tayyip Erdoğan Gitsin Partisi”nin mensuplarının oyları. Bu bir başarısızlık bizim için. Bunu geçiştirmememiz gerekiyor. Çıkış yolu budur diye düşünüyorum, tartışacağız, eleştireceğiz, özeleştiri yapacağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kıdemli isimlerinden eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın, partinin içinden geçtiği sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gazete Duvar‘a röportaj veren Karayalçın, sorulara yanıtları şöyle:

CHP’de seçim sonrasında değişim tartışmaları var. Sizce CHP’de ne değişmeli ve nasıl değişmeli?

Seçim sonrasında tartışmaların yapılmasını çok değerli buluyorum. Hepimizin ne düşündüğümüzü, ne önerdiğimizi, ne istediğimizi çok açık bir biçimde ortaya koymamız gerekiyor. Neyi istediğimizi tam olarak ortaya koyamazsak istediğimiz sonuçları da alamayız. Ben kendi adıma bir dönüşüm talebinde bulunuyorum. Dönüşmesini istediğim şey de Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgüt yapısıdır. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yeni bir siyasi mimariye gereksinim olduğu iddiasındayım. Aslında bunu çok uzunca yıllardır söyleyegeldim, yeni ortaya çıkmış bir şey değil. “Daha önceki yıllarda yapılmayanı acaba şimdi yapabilir miyiz, yapılmasına ben katkıda bulunabilir miyim?” diye düşünerek bunları seslendiriyorum.

Nasıl bir dönüşümden bahsediyorsunuz?

Uzunca yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgüt kapasitesi kullanılamadı. CHP örgütü yıllardır ve bu seçimde de düşük kapasiteyle çalıştı. Bunun nedeni bir siyasi parti örgütünün sahip olması gereken üç işlevin eş zamanlı ve eşdeğerli olarak örgüt tarafından üstlenilememesi. Bu üç işlevin birincisi örgütün siyaseti belirlemesidir. Ama uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaseti örgüt değil oligarşik bir yapı belirliyor. Bu oligarşik yapı; genel merkezde, genel merkez yöneticilerinin, danışmanların oluşturdukları bir yapı. Örgüt bu sürecin içinde maalesef yer alamıyor. Dolayısıyla örgüt tepeden belirlenmiş parti siyasetini içselleştiremiyor, yurttaşlarımıza taşıyamıyor.

İkinci temel işlev örgütün partinin milletvekili adaylarını, belediye başkan adaylarını, belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi adaylarını belirleyebilmesidir. O da olmuyor. O oligarşi adayları da belirliyor.

Üçüncü işlev, ‘olağan işler’ diyeceğim broşür, pankart, afiş, seçim güvenliği gibi işlerdir. CHP örgütü çok uzun yıllardan bu yana yalnızca bu işlerle sınırlı tutuluyor.

Şimdi bu üç temel işlevden yalnızca birisi olursa örgüt kapasitesini kullanamamış olursunuz. Bu seçimde de CHP’nin örgütünün kullanılamadığını üzüntüyle görüyorum. Bu yapı bizi tembelleştirdi. Bir siyasi tembellik yaşadık, hala yaşıyoruz. Yani örgüt işlevini tam olarak yerine getiremeyince kolay yollara sapmaya başlandı. Örneğin dedik ki “Okkalı birisi gelsin, çok iyi hitabeti olsun. Çok çalışsın. Masaya yumruğunu vursun.” Bir “beyaz atlı prens ya da prenses bekleyişi” diyorum buna. “Birisi gelsin ve bunları yapsın.” Madem ki örgüt tam kapasiteyle çalışamıyor, böyle olsun. Ya da “Madem ki sahadan oy alamıyoruz, bari sağdan transfer yapalım” anlayışı var. Bu da siyasi tembelliğin bana göre başka bir örneği.

“Bir sabah uyanıyorsunuz parti yönetimi ‘Sol diye bir şey yok’ diyor”

Sorumlusu kim bu siyasi tembelliğin ve oligarşik yapının?

Hepimiziz. Tüzükler partilerin anayasalarıdır. Devletlerin de anayasası var. Devletlerin anayasalarının ihlal edilmesi durumunda ne yapılacağı bellidir. Anayasa Mahkemesi’ne gidersiniz. Ama mesela siz sol bir partiye üye olduğunuzu düşünüyorsunuz ama bir sabah uyanıyorsunuz parti yönetimi demiş ki “Sol düşünce arkaik bir düşüncedir. Zaten sağ – sol diye bir şey de kalmamıştır.” (Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2018’de muhafazakar aydınlarla buluşmasında söylediği belirtilen sözler) Birdenbire tercih etmediğiniz, istemediğiniz bir yapının içinde kalıyorsunuz. Yani programınız ihlal ediliyor. Devlet anayasaları ihlal edildiğinde gidilen bir yer var da partinin hukuku ihlal edildiğinde nereye gideceğiz, nereye başvuracağız? Bir bardak su mu içeceğiz? Bir başka düzene ihtiyacımız var. Partiyi yeniden yapılandırırken o yapı taşlarının arasına bir de bunu koyabilmeliyiz. Bunun için bir özel bir şeyi düşünmemiz gerekiyor.

“Sağ – sol diye bir şey kalmamıştır” sözlerinin parti hukukunun, programının ihlali olduğunu söylüyorsunuz. Genel merkez yönetiminin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti hukukunu ihlal ettiği sonucunu mu çıkarmalıyız? 

Genel olarak partimizde program ihlalleri, tüzük ihlalleri oluyor. “Sol diye bir düşünce kalmamıştır. Sağ – sol zaten aynıdır” ifadesi bir ihlaldir. Cumhuriyet Halk Partisi programında kendisini çok açık olarak solcu, Atatürkçü ve aydınlanmacı olarak tanımlıyor. Biz buyuz. Bu değiştirilemez.

Biraz önce bahsettiğiniz oligarşik yapıya karşı ne yapılması gerekiyor? Siyasi tembellik nasıl sonlanır?

Cumhuriyet Halk Partisi örgütü yeniden yapılandırılmalı, merkez örgütü, merkez yapısını değiştirmeliyiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin taşra örgütünün yapısı da değişmeli.

Yalnız şunu söyleyeyim tüzük konusuna yaklaşımımız bana göre çok doğru değil. Tüzük bir siyasi partinin toplumsal ve siyasal tasarımının maddeleştirilmiş şeklidir. Yani sizin önce bir tasarımınız olmalı parti olarak. Sonra o tasarım tartışılmalı ve sonra maddeleştirilmeli yani tüzük şekline getirilmeli. Böylelikle işin bütünselliğini sağlamış olursunuz. Parça parça tek tek maddelerle uğraşılmamalı.

Burada birkaç temel soru var tartışmamız gereken. Bir tanesi şu; siyasi partiler yasası askeri yönetim tarafından çıkarılmış ve Türkiye’nin bütün siyasi partilerine dikine hiyerarşik devlet tipi bir örgütlenmeyi zorunlu olarak getiriyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet tüzel kişiliğinin yerel yönetimler üzerinde hangi yetkisi varsa, vesayet yetkisinden söz ediyorum, aynı yetkiyi siyasi parti genel merkezlerine veriyor. Bu yasaya uymak zorunluluk. Ama bu zorunluluğun dışında bizim kendimize göre, kendi tercihimizle farklı adlarla örgütlenebileceğimiz yerler olabilmeli. Ben büyük bölge projelerinde örgütlenmenin doğru olduğunu düşünüyorum. Örneğin Konya Ovası sulama projesi. Orada örgütlenmeliyiz biz. Sosyal demokrasi dediğin de budur zaten.

İkincisi de şu; biz mahalleden başlayarak yetkilerimizi delege ederek gidiyoruz. Partiliden aldığımız bu egemenliği biz nasıl kullanacağız? Tartışmalar şu anda merkezde yoğunlaşıyor. “Güçlü Genel Sekreter olmalı” lafı var ortada. “Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin seçimle gelmesi düşünülmeli” lafı var ortada. Bu merkezde yoğunlaştırılmış yetkiyi dengelemek amacıyla düşünülen şeyler. Peki örgütler ne olacak? Yani yetkiyi tümüyle merkezde toplayıp, merkezde paylaştırmak mı doğru? Yoksa yetkiyi merkezle örgütler arasında paylaştırmak mı daha doğru?

Siz farklı bir şey mi öneriyorsunuz?

Evet, ben farklı bir şey öneriyorum. Bugün genel başkan Merkez Yönetim Kurulu üyelerini kendi kararıyla tayin ediyor, atıyor. Ve onlara hangi görevleri vereceğini de kendisi belirliyor. Biz yetkiyi merkezde yoğunlaştırmayı tercih etsek bile o yetkiyi nerede parçalamamız gerektiğini düşünebilmeliyiz. Ben şöyle düşünüyorum; Parti Meclisi olabildiğince bağımsız olarak seçilmeli, çarşaf listeyle seçilmeli. Genel başkan Parti Meclisinin seçimi için kurultaya liste sunmamalı. Kim o performansı, başarıyı gösteriyorsa gelmeli ve Parti Meclisi çok çoğulcu bir yapıda olmalı.

Bizim 60 tane Parti Meclisi üyemiz var ve bu 60 kişi iki ayda bir toplanıyor. Bunun içinde kadın ve gençler de var. Ama bu sistem hiçbir işe yaramıyor. Benim önerim Parti Meclisi üye sayısını 200’e çıkarmak. Bu 200’ün 81’i, 81 ili temsilen iller tarafından seçilmeli. Bunlar doğrudan Parti Meclisine girmeli.

Geriye kalanlar kurultay tarafından seçilmeli ve seçilirken bazı siyasi tartılar kullanılmalı. Yani seçimde başarı elde etmiş illere ve bölgelere puan verilmeli ki onlar daha fazla temsil edilebilsinler. Yani başarıyı özendiren bir şey.

Niye 200 kişi? TBMM’deki ihtisas komisyonları gibi komisyonlar kurulmalı. Sayısı artırılabilir. Bunlar sürekli komisyon olmalı. Başkanvekilleri, sekreteryaları olmalı. Burası bizim enderunumuz. Yani gençlerimizi ve kadınlarımızı yetiştireceğimiz yer burası. Bu çalışmalar yalnızca masa başı çalışmalar olmayacak. Mesela tarım komisyonu üyeleri İç Anadolu sulama projesine gidecek. Üreticiler CHP’li gençlerin, kadınların, komisyon üyelerinin geldiğini, proje üzerinde çalıştıklarını görecekler. Ne bileyim Dışişleri Komisyonu üyesi, gençlerimiz, kadınlarımız ve öteki partililerimiz Kosova’ya gidecekler, Balkanlar’da, Kafkaslarda, Kıbrıs’ta, Suriye’de çalışmalar yürütecekler.

Aday belirleme süreçleri için de öneriniz var mı?

Direkt ve sadece aday belirleme süreciyle ilgili değil ama süreci etkileyecek bir önerim var. Bütün partililerimiz için bir puantaj sistemi öneriyoruz. Dört yaşamsal parametre var. Birincisi eğitim. Bütün partililer o eğitimden geçecekler. Eğitimden geçmiş partililer 0,40 puan alacaklar. Bu eğitim “Atatürk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı” eğitimi değil. Nitelikle, katılacağı saatler belirli olacak. Dünya genelinde çıkan 4 önemli makalenin özeti istenecek mesela.

Bir diğer parametre parti görevlerinin yapılması. Ben bunu AKP’lilerden gördüm İstanbul’da. Mitinge gelen, karşılamaya giden puan alacak; 0,30 puan.

Üçüncüsü aidat. Mutlaka ama mutlaka olacak. Burada katı davranmalıyız. Bir lira olsa bile o aidiyetini ifade etmeli.

Dördüncüsü de kıdem. Kıdeme de 0,10 puan, en düşük puanı kıdeme veriyoruz.

Bu dört parametrede belirli bir puanı toplayanlar milletvekili adayı olacaklar, belediye başkanı adayı, meclis üyesi adayı olacaklar. “Şu kadar puanı toplayamazsan aday olamazsın” diyeceğiz. “Şu kadar puanı toplayanlar da adayları seçecek noktaya gelecekler” diyeceğiz.

Çok ana hatlarıyla bunlar olmalı. Yapısal dönüşümü ben böyle görüyorum. Bu yeterli olmayabilir, yanlış olabilir. Şimdi ben diyorum ki kıdemli partili kimliğimle, “Ey partili sen de görüşünü söyle. Sen de katkıda bulun.” Yani mesele Ahmet gitsin, Mehmet gelsin meselesi değil.

Güncelde devam eden tartışmalar da var. Kongreye giden süreçte isimler, değişim gerekliliği yüksek sesle ve biraz da sert bir şekilde tartışılıyor. Nasıl gözlemliyorsunuz bu tartışmaları?

O tartışma tabii ki yararlı. Yapanları da katiyen kınamıyorum, yapılsın. Benim bir tek kırmızı çizgim var; partinin bütünlüğü. Tartışalım ama partinin bütünlüğünü koruyalım.

Partinin bütünlüğünün bozulacağına, bölüneceğine dair endişeleriniz var mı?

Belki aşırı duyarlılık gösteriyor olabilirim ama dünya geneline bakıyorum, dünya genelindeki solun durumuna bakıyorum, Hindistan’a bakıyorum; Hindistan’ı kuran parti, kongre partisi solcu, cumhuriyetçi, laik bir partiydi. Şimdi Hindistan’da, Hindistan tarihinin en dinci yönetimi var. İsrail’e bakıyorum; İsrail İşçi Partisi İsrail’i kuran partidir, tıpkı CHP gibi onlar da solcu, laik kadrolar. Şimdi silindiler, İsrail tarihinin en dinci koalisyonu var. İtalya’da Mussolini çizgisindeki bir faşist kadın siyasetçi İtalya’nın başbakanı. Alman sosyal demokratları yüzde 15’e indi. İsveç’i sağcılar yönetiyor. Dünya solu böyle bir kırılganlık yaşıyor. Bu bana huzursuzluk veriyor. Yani ben bundan hareketle endişe ediyorum. Kırmızı çizgimiz ifadesini kullanmamın nedeni bu kaygım.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimden sonra çok uzun süren bir sessizliği oldu ve sonrasında da yaptığı açıklamalarda özeleştirel bir tutum sergilememekle eleştirildi. Nasıl yorumlarsınız?

Biz sosyal demokratız, solcuyuz. Özeleştiri solun temel kurumlarından birisidir. Yani özeleştiri seansları yapılır, hatta özeleştiride bulunanın konuşması yeterli görülmeyince “Biraz daha özeleştiri yap” denir. Kemal Bey gerçekten çok ciddi, yoğun ve bence başarılı bir çalışma yaptı. Ama bu yanlış yorumlanıyor. Bazıları Kemal Bey’in cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 48 oy almasını başarı olarak yorumlayabiliyor. O yüzde 48 bizim oyumuz değil. O yüzde 48’in yüzde 25’i bizim oyumuz. Geri kalanı “Tayyip Erdoğan Gitsin Partisi”nin mensuplarının oyları. Bu bir başarısızlık bizim için. Bunu geçiştirmememiz gerekiyor. Çıkış yolu budur diye düşünüyorum, tartışacağız, eleştireceğiz, özeleştiri yapacağız.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel’le görüştünüz. Gündeminizde ne vardı?

Kutlamaya gittim. Grup Başkanlığı ile ilgili bizim yaşadığımız süreçleri konuştuk. Size anlattığım konuları, düşüncelerimi söyledim. Ama genel başkan adaylığı ile ilgili konulara girmedim. Ama adaylık gayet doğal hakkıdır.

Yerel seçimler yaklaşıyor. CHP’nin stratejisi ne olmalı?

Bu seçimlere yalnızca içimizdeki tartışmaları sonlandırarak, uygun olduğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızı önererek hazırlanmamızı yeterli bulmuyorum. Türkiye’nin kentlerini nasıl yöneteceğimize ilişkin bir yerel yönetimler programımız olmalı. Türkiye’nin kentlerinde yaşanan can yakıcı sorunları nasıl çözeceğiz? Konut sorununu nasıl çözeceğiz? Bunu anlatmalıyız. Bir kurultay olmalı. Yalnızca yerel yönetimler için birkaç günlük bir kurultay yapabilmeliyiz. Kent hakkı gibi yeni kavramları tartışabilmeliyiz. Yurttaşlarımızı, kentlerde yaşayan seçmenleri heyecanlandırabilmemiz, onlara umut taşıyabilmemiz de buna bağlı.

Seçimin ikinci turunda daha sert, daha milliyetçi bir söylem inşa etti Kılıçdaroğlu. Vatan Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile de bir protokol imzalandı. 14-28 Mayıs arasında tercih edilen politik tutum yanlış mıydı?

Sayın Ümit Özdağ’la Genel Başkanımızın imzaladığı protokolü doğru bulmuyorum. “Anayasanın ilk 4 maddesini kabul ediyorum” diye bir metni bize kimse imzalatamaz. Çünkü o zaten bizim. Bizim maddelerimiz. Onu biz getirdik. Kim, kim oluyor da bize “Şunu da hele bir protokole bağlayalım” diyor. Öyle şey olur mu? Ya da kayyum konusundaki uygulamalar kabul edilebilir mi? Yerel iradeyi hiçe sayan bir şey olabilir mi? Belediye başkanının hüküm giymesi söz konusuysa onun yerine devlet memuru niye geliyor? Belediye meclisinden seçsene.

Paylaşın

Eski Rusya Başbakanı Kasyanov: Putin İçin Sonun Başlangıcı

Eski Rusya Başbakanı Mikhail Kasyanov, Wagner Grubu’nun lideri Yevgeni Prigojin’nin Vladimir Putin’in istikrarını yok ettiğini ve hayatının da soru işareti olacağını söyledi. Kasyanov, “Putin çok büyük bir problemin içinde ve bu sonun başlangıcı” ifadelerini de kullanıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center’dan Lucian Kim’e göre de yaşananlar Putin için sonun başlangıcı. Kim ABD yayın kuruluşu NPR’ın eski Moskova şefi.

Paralı silahlı grup Wagner’in başkent Moskova’ya bir direniş görmeden kolayca yaklaşabilmesinin Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’i oldukça zayıf gösterdiği yorumları yapılıyor.

Wagner Grubu şefi Yevgeni Prigojin Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko’nun arabulucuğunda varılan uzlaşmayla savaşçılarını Moskova yolundan geri çevirmiş ve Belarus’a gitmeyi kabul etmişti. Yevgeni Prigojin’in Belarus’a gittiğine dair henüz bir haber kamuoyuna yansımış değil.

2000-2004 yılları arasında Rusya Başbakanı olan Kasyanov bu açıklamasını BBC’ye yaptı. Kasyanov’a göre Prigojin Belarus’a gidecek ama oradan Afrika’ya, bir ormanlık bölgeye gidecek çünkü Putin onu affetmeyecek.

Kasyanov, Yevgeni Prigojin’in Putin’in istikrarını yok ettiğini ve hayatının da soru işareti olacağını belirtiyor. Mikhail Kasyanov, “Putin çok büyük bir problemin içinde ve bu sonun başlangıcı” ifadelerini de kullanıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Wilson Center’dan Lucian Kim’e göre de yaşananlar Putin için sonun başlangıcı. Kim ABD yayın kuruluşu NPR’ın eski Moskova şefi.

Putin, Yevgeni Prigojin’le uzlaşıya varılmadan önce silahlı başkaldırının arkasında olanların cezalandırılacağını belirtmiş ve bunu vatan hainliği olarak nitelemişti.

Kremlin sözcüsü Peskov, Putin’in Yevgeni Prigojin ve güçlerinin serbest kalmasına onay vermesinin amacının kan dökülmesini ve iç çatışmayı önlemek olduğunu belirtti.

Uzmanlar bunun Putin’in zayıf görülmesine neden olabileceğini vurguluyor. Amerika’nın eski Ukrayna Büyükelçisi John Herbst CNN’e yaptığı açıklamada Putin’in bu olay nedeniyle küçük düştüğünü kaydetti.

Merkezi Washington’da bulunan The Institute for the Study of War adlı düşünce kuruluşu Prigojin’in isyanının Kremlin ve Savunma Bakanlığı’nda zayıflığı gözler önüne serdiğini belirtti.

Düşünce kuruluşuna göre Kremlin isyana uygun bir karşılık verme konusunda zorlandı ve bunun nedenlerinden biri de muhtemelen Ukrayna’daki ağır Rus kayıpları.

Düşünce kuruluşu, Yevgeni Prigojin’in emir vermesi halinde savaşçılarının muhtemelen Moskova’nın dış mahallelerine ulaşmış olacağını da kaydetti.

Moskova da buna hazırlanıyordu. Kentin güneyinde zırhlı araçlar ve askerler konuşlandırıldı. 3 bin Çeçen savaşçı Ukrayna’daki savaştan çekilerek Moskova’ya hızlıca gönderildi.

Wagner Grubu Moskova’ya 200 km kadar yaklaştı. Ama Lukaşenko’nun arabulucuğunda uzlaşıya varılması sonrası Yevgeni Prigojin Rus kanını önlemek için geri çekilmeye karar verdiğini açıkladı.

Yevgeni Prigojin’in uzlaşma sonrası Rus Rostov kentinden çekilirken halk tarafından gösterilen sevgi gösterisi de dikkat çekti.

Prigojin, Rus güçlerin savaşçılarına saldırdığını açıklamasının ardından güçlerine Moskova’ya gitme emri vermiş ve çatışmadan Rostov kentini ele geçirmişti.

Ukrayna’da Bakhmut kenti için yapılan çatışmalar sırasında Yevgeni Prigojin, Rus Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nı sert şekilde eleştiren açıklamalar yapıyordu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD’de 6 Ayda 700 Çocuk Silahla Bağlantılı Şiddette Yaşamını Yitirdi

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) bireysel silahlanma ve silahlı şiddet uzun yıllardır önemli sorun olarak öne çıkıyor. Son aylarda ise ülkede yaşanan silahlı saldırılarda gözle görülür bir artış yaşanıyor.

ABD’de faaliyet gösteren Bağımsız Silah Şiddeti Arşivi’ne göre; 2023 yılının ilk altı ayında yaklaşık 700 çocuk silahla bağlantılı şiddette hayatını kaybetti.

Eski bir asker olan bir anne problemle mücadele için Washington’da toplumun çeşitli kesimleriyle birlikte çalışıyor.

Jawanna Hardy eski bir asker, bir anne ve Washington’da yaşıyor. Hardy, Amerika’da silah bağlantılı şiddette ölüm oranlarının arttığını gözlemleyerek 2018’de “Guns Down Friday” adlı bir grup organize etmeye karar vermis. Amaç, silah şiddetinin azaltılması.

Hardy, “Başkentin sokakları savaş alanından kötü ve gerçekten bunu değiştirmek istedim. Korkutucu, çocuklarınıza belli kişilerden uzak durmalarını söylemek korkutucu ama bu toplu saldırılar karşısında başka ne yapabilirsiniz?” diyor.

Her Cuma, Hardy Washington’ın mahallelerinde aracını sürüyor. Silahla bağlantılı olayların artmasıyla çocuklarla ve ailelerle buluşuyor, şiddeti azaltmak ve bölge insanına yardımcı olmak için.

Grup, genç cinayetlerinden, intiharlardan etkilenenler ve ruh sağlığı sorunları yaşayanlar için kaynaklar ve programlar sağlıyor.

Hardy, grubun ayrıca diğer konularla ilgili de kent yetkilileriyle çalıştığını belirtiyor, karanlık olan bölgelere sokak lambalarının yerleştirilmesi gibi.

Hardy, “Gittiğimiz bir mahallede saldırganların çalılıklardan geldiğini gördük. Çocuklara sorduk, toplumunuzdaki silah şiddetinin nasıl sona erdirirsiniz diye. Onlar da çalılıkları keseriz ve ne olup bittiğini görürüz dediler. Biz de kent konseyi üyesine ulaştık ve çalıların kesilmesini sağladık” diyor.

13 yaşındaki Makaya King-Brooks bir gönüllü ve kendisinin de silahlı saldırıya maruz kaldığını belirtiyor. Brooks, “O zaman da hala gençtim. Penceremin yanına gitmeye korkuyordum. Bilmiyorum. Gerçek bir paranoyak olmuştum” ifadelerini kullanıyor.

13 yaşındaki Rashaad Bates de birkaç yıl önce iyi bir arkadaşını silah şiddetinde kaybetmiş. Hardy’le buluşup konuşmalarının ona yardımcı olduğunu söylüyor.

Bates, “Kızgınım ve aynı zamanda üzgünüm de. Eğer duygusallaşırsam bayan Hardy hemen burada oluyor ve benimle konuşuyor” diyor.

Çocuk psikologları silah şiddetiyle ilgili haber izleme ya da okumanın bile çocukların sağlığını etkileyebileceğini, ruh halinde sarsıntılara, uyku bozukluklarına, iştahsızlığa neden olabileceğini belirtiyor. Ama genellikle ailelerin bu belirtileri ciddi psikolojik sorunlara dönüşmeden önleyebileceğini de vurguluyorlar.

Çocuk psikoloğu Daniel Marullo, “Anne-babaların çocuklarıyla konuşması çok yardımcı olabilir. Birlikte bir film izliyorsunuz ve bir silahla vurulma anı var. Çocuğunuzla bu konuda konuşmak için bir fırsat. Nasıl olacak, bunu nasıl ele alacak?” şeklinde konuşuyor.

Silah Şiddeti Arşivi’ne göre sene başından Mayıs ayının sonlarına kadar yaklaşık 700 çocuk silah şiddetinde yaşamını yitirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın