İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye’nin İtirazını Aşmak İçin Acil Toplantı Yapılacak

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta Griffin Storm 2023 Tatbikatı ile ilgili düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın dışişleri bakanları, istihbarat başkanları ve milli güvenlik danışmanlarının Brüksel’de bir araya geleceğini ifade etti.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat uyarınca tesis edilen Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı, 14 Haziran’da Ankara’da yapılmıştı.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç’ın ev sahipliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan toplantıya NATO heyeti başkanı olarak NATO Genel Sekreter Kabine Şefi Stian Jenssen, İsveç heyeti başkanı olarak İsveç Dışişleri Bakanlığı Devlet Sekreteri Büyükelçi Jan Knutsson ve Finlandiya heyeti başkanı olarak da Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovaara katılmıştı.

NATO Genel Sekreteri dün akşam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştü. Erdoğan, Stoltenberg’e “Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiğini ancak terör yanlıları İsveç’te serbestçe eylem düzenledikçe yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamının olmadığını” iletti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, görüşmede İsveç’in NATO üyeliğinin yanısıra Rusya’da yaşanan son gelişmelerin de ele alındığı belirtildi. Açıklamada, “Rusya’daki gerilimin sona ermesinin, Ukrayna sahasında geri dönülmez insani felaketlerin önünü aldığı belirtilen görüşmede, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’e, Rusya’daki gelişmelerin, Ukrayna’da adil barış yolunda yeni bir kilometre taşı olması temennisi iletildi” denildi.

İsveç’in NATO üyeliğinin de görüşmede ele alındığının vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: Türkiye’nin İsveç’in üyeliğine karşı yapıcı tutumunun devam ettiği, ancak PKK/PYD/YPG yanlıları bu ülkede serbestçe eylem düzenledikçe, yapılan mevzuat değişikliklerinin bir anlamının olmadığı ifade edildi. Görüşmede, F-35 bağlamında yaşanan haksızlıkların, Türkiye’nin F-16 talebinde İsveç’in üyeliğiyle bağlı kılınması çabalarının, Türkiye’ye değil, esasen NATO’ya ve NATO’nun güvenliğine zarar verdiği vurgulandı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesi sonrası sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak, Vilnius’ta yapılacak ve terörizm, caydırıcılık ve savunma gibi konularda önemli kararlar alınacak NATO zirvesi öncesi Erdoğan’la iyi bir görüşme yaptıklarını kaydetti. Stoltenberg ayrıca, “İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

İsveç’in NATO’ya katılım protokollerini Türkiye’nin yanısıra Macaristan da henüz onaylamış değil. ABD ve Batı ülkeleri 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesi öncesi, Türkiye’den İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini bekliyor.

Türkiye, İsveç’in terörist olarak tanımladığı grupların üyelerine ev sahipliği yaptığını ve bazı isimlerin iadesini istiyor. İsveç ise Türkiye ile Madrid’de imzaladıkları üçlü mutabakat kapsamında, kısa sürede yeni bir yasa çıkararak terör gruplarını finanse etmeyi veya desteklemeyi zorlaştırdığını öne sürüyor.

İsveç ve Finlandiya geçen yıl başlayan Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Finlandiya, Nisan ayında NATO’ya katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan’ın itirazları nedeniyle onaylanmadı.

Türkiye ve Macaristan’ın İsveç’in ittifaka katılımını 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesi onaylaması bekleniyor.

Paylaşın

Türk Lirası, Bir Günde Dolar Karşısında Yüzde 3 Değer Kaybetti

Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 3 kayba uğrayarak rekor seviyeye düştü. Reuters haber ajansına konuşan üst düzey bir yetkili, bankanın döviz politikalarında değişiklik yaptığını söyledi. Yetkili, “Merkez Bankası, geçen haftaki faiz kararı sonrası döviz satarak kura müdahale etmiyor” diye belirtti.

Ayrıca yetkili, “Rakamları tamamen serbest piyasa belirliyor. Dolayısıyla döviz rezervleri kullanılmıyor. Rezerv arttırma dönemi başladı” dedi. İsmini vermek istemeyen yetkilinin yorumları, bankacıların Merkez Bankası’nın rezervleri kullanmayı “tamamen durdurduğu” görüşünü yineledi.

Seçim öncesinde liranın değerini korumak için Merkez Bankası rezervlerinin kullanılmasıyla, rezervler bu ay başında tarihi düşük seviyeye geriledi. Bankanın net rezervi eksi 5,7 milyar dolara düşmüştü. Sonraki iki ayda rezervler toparladı.

Geçen hafta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini arttırması sonrası bugün lira dolar karşısında yüzde 3 kayba uğrayarak rekor seviyeye düştü.

Reuters haber ajansına konuşan bir yetkili ve bankacılar, geçmişte lirayı korumak için rezervlerini kullanan Merkez Bankası’nın bu uygulamayı bıraktığını söyledi.

Lira bugün, dolar karşısında tüm zamanların en düşük seviyesi 26,05’e geriledi. Geçen hafta, lira dolar karşısında 25,74’ten işlem görüyordu.

2023 yılında lira bugüne kadar yüzde 28 değer kaybetti. Liradaki değer kaybı, büyük ölçüde Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından gerçekleşti. Erdoğan seçilmesinin ardından, yüksek enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürme gibi aykırı ekonomi politikalarından geri adım attı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni döneme başlaması sonrasında ekonomi politikalarına yönelik iki önemli adım atıldı.

Başkanlığına yeni atanan Hafize Gaye Erkan yönetimindeki Merkez Bankası, geçen Perşembe politika faizini 650 baz artırarak yüzde 15’e yükseltti. Faiz artışı, piyasa beklentilerinin altında kalsa da önemli bir sıkılaştırma adımı olarak görüldü.

Ayrıca Merkez Bankası dün, 2021’den beri uyguladığı bazı düzenlemelerden vazgeçmeye başladı. Merkez Bankası, lira varlıklarını teşvik etmeyi amaçlayan uygulamalarla bir süredir borç, kredi ve foreks piyasalarında devlet kontrolune sebep olmuştu.

Seçim öncesinde liranın değerini korumak için Merkez Bankası rezervlerinin kullanılmasıyla, rezervler bu ay başında tarihi düşük seviyeye geriledi. Bankanın net rezervi eksi 5,7 milyar dolara düşmüştü. Sonraki iki ayda rezervler toparladı.

Merkez Bankası haftasonu yaptığı açıklamada, adımlarının piyasaları serbestleştirme ve istikrarı sağlama amaçlı olduğunu belirtti.

Öte yandan Reuters haber ajansına konuşan üst düzey bir yetkili, bankanın döviz politikalarında değişiklik yaptığını söyledi. Yetkili, “Merkez Bankası, geçen haftaki faiz kararı sonrası döviz satarak kura müdahale etmiyor” diye belirtti.

Ayrıca yetkili, “Rakamları tamamen serbest piyasa belirliyor. Dolayısıyla döviz rezervleri kullanılmıyor. Rezerv arttırma dönemi başladı” dedi.

İsmini vermek istemeyen yetkilinin yorumları, bankacıların Merkez Bankası’nın rezervleri kullanmayı “tamamen durdurduğu” görüşünü yineledi.

Bir borsacı, “Liranın değeri artık rezervlerle korunmuyor” dedi. Üst düzey bir bankacı Reuters haber ajansına, “Merkez Bankası foreks piyasasında rezerv kullanımını tamamen bırakmış gibi görünüyor” dedi.

Bankacı, Merkez Bankası’nın döviz pozisyonunun günde 1 ila 2 milyar dolar artış gösterdiğini ekledi.

Yeni adımlar

Hafta sonu açıklanan sadeleştirme adımları kapsamında Merkez Bankası, bankaların döviz depolarına ayırmaları gereken menkul kıymet tesis oranını yüzde 10’dan yüzde 5’e düşürdü.

Ayrıca yeni düzenlemeye göre, bankaların tutması gereken menkul kıymetler lira mevduatlarının yüzde 3’ü ila yüzde 12’si arasında kalmak zorunda. Geçmişte bu aralık, yüzde 3 ila yüzde 17’ydi.

Yeni düzenleme, lira mevduatı toplam mevduatın yüzde 57’sinden az olan bankaların, ayrıca yedi puanlık menkul kıymet tutması gerekeceğini söyledi.

Geçmişte, yüzde 60’tan az lira mevduatı olan bankaların ayrıca yedi puanlık menkul kıymet tutması gerekiyordu.

Dinamik Yatırım’ın baş ekonomisti Enver Erkan, “Oranların yavaş yavaş düşürülmesi bankaların pozisyon almalarına alan sağladı. Faiz oranlarında hızlı bir artışı tetiklemedi. Kuralların biraz gevşetilmesi bankalara tahvil portföylerinde manevra alanı ve zamanı verir” dedi. Erkan, “Sektör için sevindirici ve olumlu bir gelişme” dedi.

İstanbul borsasında bankacılık hisse senetleri endeksi .XBANK, son hamlelerin ardından yaklaşık yüzde 4 yükselirken, ana endeks yüzde 2’den fazla yükseldi.

Bankacılar, bankaları lira mevduatına zorlayan önlemlerin gevşetilmesiyle birlikte bazı bankalarda mevduat faizlerinin yüzde 40 ila 45 bandından düşmeye başladığını ve bu hareketin devam edeceğini söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Rusya Ve Suriye, İdlib’i Hedef Aldı: Kara Operasyonu Mümkün Mü?

Suriye’nin kuzeyinde yer alan ve ve büyük oranda Heyet-i Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ) kontrolünde bulunan İdlib bölgesi, Rusya Hava Kuvvetleri’nin desteğiyle Suriye ordusu tarafından karadan ve havadan hedef alındı.

Bombardıman, HTŞ’nin Hama ve Lazkiye kırsalında can ve mal kaybına neden olan insansız hava aracı (İHA) saldırılarına yanıt olarak gerçekleşirken, Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, İdlib kırsalında militanlara ait karargâhlar, silah ve mühimmat depoları ile İHA fırlatma noktalarının imha edildiğini duyurdu.

Suriye Savunma Bakanlığı da saldırılarda HTŞ ve Türkistan İslam Partisi liderlerinin öldürüldüğünü açıkladı. Londra merkezli, muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ise Suriye ordusunun ve HTŞ öncülüğünde İdlip’teki cihatçı örgütlerin katılımıyla oluşturulan ortak askeri operasyon odası “Feth el-Mubîn”in karşılıklı top atışları nedeniyle tarafların kayıp verdiğini belirtti.

Gözlemevi’ne göre, Suriye ordusunun kara bombardımanı sonucu dört, Rusya’nın hava saldırıları sonucu ise 11 sivil, cihatçı grupların İHA saldırıları sonucu dört, roket saldırıları sonucu da iki sivil hayatını kaybetti.

İdlib ve çevresinde artan gerilimin, TSK’nin Şehba bölgesine (Tel Rıfat ve çevresi) yönelik hamleleriyle eşzamanlı gerçekleşmesi dikkat çekiyor. Son haftalarda TSK, Rusya ordusu, Suriye ordusu ve YPG güçlerinin temas hatlarının olduğu bu bölgede de sıcak gelişmeler yaşandı.

Kara operasyonu mümkün mü?

Öte yandan Suriye ordusunun İdlib bölgesine yoğun bir askeri sevkiyat yaptığına ilişkin raporlar mevcut. Suriye ordusuna yakın kaynaklar da M4 otoyolunun ‘yakın zamanda’ tamamen kontrol altına alınacağına ilişkin paylaşımlarda bulunuyor.

Ancak M4 otoyolunun kesintisiz bir şekilde açılabilmesi yalnızca kara-hava bombardımanlarına değil, Suriye ordusu ve müttefiklerinin kara operasyonuna da bağlı durumda.

Bu kapsamda, Lazkiye’nin kuzey kırsalından Serakib’e kadar olan yaklaşık 70 kilometrelik hattın güneyindeki bölgelerin (Gab Ovası ve Cebel ez-Zaviye) tamamen kontrol altına alınması gerekiyor.

Lazkiye ve Hama’nın kuzey, İdlip’in ise güney kırsallarına denk gelen bu bölgelerde Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) ve Türkistan İslam Partisi başta olmak üzere çeşitli cihatçı grupların yanı sıra TSK’nin üsleri de bulunuyor.

Dolayısıyla Şam-Moskova-Ankara arasında bir anlaşma olmadan bölgeye yapılacak olası operasyon, sahada yeni bir krize yol açabilir.

27 Şubat 2020’de Cebel ez-Zaviye bölgesindeki Bilyun’da TSK birliklerine yönelik hava saldırılarında 34 asker hayatını kaybetmiş, ardından TSK de “Bahar Kalkanı Harekâtı” adıyla Suriye ordusuna savaş açmıştı.

5 Mart 2020’de Türkiye ve Rusya arasında varılan anlaşmayla sona eren savaşta, SOHR verilerine göre, Suriye ordusu ve müttefikleri 1104, TSK destekli ‘Suriye Milli Ordusu’ ve diğer cihatçı gruplar 1138, TSK ise 73 kayıp verdi. İdlib ve çevresindeki kara-hava bombardımanları sonucu ise 342 sivil hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova’da varılan İdlib mutabakatında, sahada Suriye ordusu lehine oluşan şartlar korunmuş, HTŞ ve Türkistan İslam Partisi gibi cihatçı örgütlerin geriletilmesi hedefi konulmuştu.

13 Mart 2020’de ise iki ülkenin askeri yetkilileri M4 otoyolunun kuzeyinde ve güneyinde 6’şar kilometre derinliğinde bir ‘güvenli koridor’ tesis edilmesinde anlaşmış, TSK ve Rusya ordusu bu otoyol üzerinde ortak devriyelere başlamıştı.

(Kaynak: Bianet / Vecih Cuzdan)

Paylaşın

Asgari Ücret 6 Günde 44 Dolar Değer Kaybetti

Açıklandığı gün 482 dolar olan asgari ücret, bugün itibariyle 26 TL seviyesine gelen kur ile yaklaşık 44 dolar düşerek 438 dolar oldu. Asgari ücret işçinin eline geçmeden 44 dolar değer kaybetmiş oldu.

Haber Merkezi / 20 Haziran’da yüzde 34 artırılan ve 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olacak olan 11 bin 402 liralık asgari ücret, altı günde 44 dolar geriledi.

Açıklandığı gün 482 dolara denk gelen yeni asgari ücret, döviz kurunun yükselmesiyle birlikte yaklaşık 44 dolar düşerek 438 dolar oldu.

Faiz kararının gündem olduğu geçen haftanın ardından döviz kurları yeni haftaya da rekor tazeleyerek girmişti. Bugün dolar/TL 26,04’ü, Euro/TL de 28,40’ı gördü.

Döviz kurlarında günlük yükseliş yüzde 3’ü aştı. Gram altında da 1600 TL seviyesi aşıldı ve rekor tazelendi. Dolar/TL geçen haftaki faiz kararı öncesinde 23,50 seviyesindeydi. Dolarda sadece iki işlem gününde artış 2,5 lirayı aştı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, asgari ücretin 2023’ün ikinci yarısında yüzde 34 zamla net 11 bin 402 lira olmasını kararlaştırmıştı. Asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 10 bin 8 lira, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 8 bin 506 lira 80 kuruş olarak uygulanıyordu.

Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 11 bin 759 lira 40 kuruştu. Bunun 10 bin 8 lirasını brüt asgari ücret, 1551 lira 24 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 200 lira 16 kuruşunu işveren işsizlik sigorta fonu oluşturuyordu. Seçim öncesinde asgari ücrete verileceği vaat edilen 500 dolar sınırının altında kalmıştı.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Kimseye En Ufak Bir Borcumuz Yok

Kurban Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesajında gündemi değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Tertemiz bir seçim kampanyası yürüttük. Konuşunca doğruyu söyledik.  Şimdi ise partimiz kuruldu kurulalı dosdoğru çalışmış olmanın verdiği huzurla yeniden milletimizin karşınızdayız. Bizim kimseye en ufak bir borcumuz yok. Hiç kimseyi aldatmadık. Kazandığımız her şeyi de anamızın ak sütü gibi helalinden kazandık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugün, seçimi helalinden kazanmış, başı dik, alnı açık 15 milletvekilimiz var. Seçim kampanyası boyunca kimseyi aldatmayan, yalan söylemeyen, iftira atmayan, kul hakkına girmeyen, kamu malını kullanmayan, dosdoğru çalışan güçlü bir teşkilatımız var. Evet, seçimi kazanamadık. Bunun için gereken öz eleştiriyi de muhasebeyi de yapmaktan kaçınmayacağız. Ancak şunu gönül rahatlığıyla ifade ediyorum ki biz kimsenin hakkını yemedik. İçimiz rahat, gönlümüz ferah.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kurban Bayramı vesilesiyle yayınladığı mesajında gündemi değerlendirdi. Babacan, şunları ifade etti:

“Partimiz altı partili bir ittifak modeliyle seçimlere girdi. Anayasa metninden, ortak politikalar metnine kadar siyasi tarihimizde hiçbir seçimin öncesinde görülmemiş bir hazırlığın altına imzamızı attık. Bu belgeler tam bir bilgi hazinesidir, alın teridir, göz nurudur, akıl teridir. Bizim için çok zor olan bir kararı verdik ve seçime ortak listelerle girdik.

Altı partiyle yaşadığımız tüm bu süreçte sık sık şu ikilemi yaşadık: ‘Milletimizin menfaati mi, partimizin menfaati mi?’. Tercihimizi hep milletimizden yana kullandık. ‘Kazanan Türkiye olsun’ dedik. Bedeli ne olursa olsun, özgürlük, adalet, hukuk ve demokrasiden yana sağlam duruşumuzu asla bozmadık. Seçimleri kaybettik ancak bizim Türkiye’yi kaybetmeye tahammülümüz yok. İşte tam da bu nedenle biz buradayız ve dimdik ayaktayız.

Doğruya doğru demekten gocunmayacağız. Biz milletimizin hayrına olan her şeyi açık yüreklilikle destekleyeceğiz. Şunun da bir kere daha altını kalınca çizeyim; bu ülkenin en etkili muhalefet partisi de biz olacağız. Hatalı gördüğümüz ne varsa söyleyeceğiz. Hatalardan, yanlışlardan dönülmesi için canla başla mücadele edeceğiz.

Ticarette de siyasette de ‘helalinden kazanmak’ diye bir tabir vardır. Helalinden kazanmak, doğruyu söyleyerek kazanmaktır. Kimseyi aldatmamaktır. Montaj videolarla, iftiralara, yalanlarla seçim kazanmak, helalinden kazanmak değildir. Kamu malını, kamu imkanlarını, 86 milyonun hakkını sadece kendisi, kendi partisi için kullanarak seçim kazanmak, helalinden kazanmak değildir. Seçimlerden hemen önce meydanlarda, ‘Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece faiz yükselemez. Faiz devamlı düşecektir’ deyip seçimlerden hemen sonra faiz artırmak, helalinden kazanmak değildir.  Kul hakkına girerek seçim kazanmak, helalinden kazanmak değildir.

Umutsuzlukla yaşayan vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Maaşına aldığı zam daha bankadan çekmeden eriyen çalışanlarımıza, hayallerini ülkedeki krize feda eden, kazandığı üniversite için ailesinden uzak kalıp kirasını ödeyemeyen öğrencilere, yaz tatilini dünyadaki akranları gibi keyifle geçirmek yerine okul harçlığını çıkarmak için çalışarak geçiren gençlere seslenmek istiyorum.

Geçtiğimiz senelerde rahatça aldığı kurbanını bu sene alamayan esnaf kardeşlerime, bayram sofralarını küçülten, baklavadan bile tasarruf etmek zorunda bırakılan emeklilerimize seslenmek istiyorum. Kendinizi yalnız hissetmeyin. Kendinizi terk edilmiş hissetmeyin.  Biz buradayız. Burada sizler için çalışan, hepimiz için gece gündüz çalışan birileri var. DEVA Partisi var.

9 Mart 2020 tarihinde DEVA Partisi’ni kurmamış olsaydık, Mayıs seçimlerinden sonra ülkemizin haline bakar, siyasetin geldiği noktayı değerlendirir ve derhal bugün DEVA Partisi’ni kurma kararı alır, kollarımızı sıvar ve hemen çalışmaya başlardık. Medyanın baskı altında tutulduğu, sivil toplumun sindirildiği, adaletin ayaklar altına alındığı, yoksulun daha yoksul olduğu bir Türkiye’de DEVA Partisi’ne her zamankinden daha çok ihtiyaç olacak.

Bu iktidar, hukukun üstünlüğüne saygı göstermeyecek. Bu iktidarın kurumları güçlendirme diye bir derdi olmayacak. Bu iktidar şeffaf, hesap vermeye hazır, kural bazlı bir yönetim anlayışını hiçbir zaman benimsemeyecek. Çünkü Sayın Erdoğan’ın zihin dünyasında bu kavramların yeri yok. Bu iktidar iş başında olduğu sürece, ülkemiz içine düştüğü orta gelir tuzağından asla kurtulamayacak.

Her ne kadar ülkenin Cumhurbaşkanı, seçim gecesi ve ardından yaptığı bazı konuşmalarda topluma öfke, nefret ve hiddet mesajları iletse de bizim hayalimizdeki Türkiye birilerinin kazandığı, birilerinin kaybettiği bir ülke değildir. Biz var gücümüzle 85 milyonun birlikteliğini sağlamak, güçlü millet olmanın sorumluluğunu yerine getirmek için buradayız.  Umutsuzluğa yer yok.”

Biz hiçbir zaman uzlaşıdan, istişareden, ortak akıldan, birlikte çalışma kültüründen vazgeçmeyeceğiz. Diğer siyasi partilerle olan diyalog ve iş birliği zeminini her zaman sıcak ve güçlü tutacağız.

Kimseye en ufak bir borcumuz yok

Tertemiz bir seçim kampanyası yürüttük. Konuşunca doğruyu söyledik.  Şimdi ise partimiz kuruldu kurulalı dosdoğru çalışmış olmanın verdiği huzurla yeniden milletimizin karşınızdayız. Bizim kimseye en ufak bir borcumuz yok. Hiç kimseyi aldatmadık. Kazandığımız her şeyi de anamızın ak sütü gibi helalinden kazandık. Bugün, seçimi helalinden kazanmış, başı dik, alnı açık 15 milletvekilimiz var.

Seçim kampanyası boyunca kimseyi aldatmayan, yalan söylemeyen, iftira atmayan, kul hakkına girmeyen, kamu malını kullanmayan, dosdoğru çalışan güçlü bir teşkilatımız var. Evet, seçimi kazanamadık. Bunun için gereken öz eleştiriyi de muhasebeyi de yapmaktan kaçınmayacağız. Ancak şunu gönül rahatlığıyla ifade ediyorum ki biz kimsenin hakkını yemedik. İçimiz rahat, gönlümüz ferah.

Demokrasilerde sandık elbette önemlidir. Ancak hiç şüpheniz olmasın ki, DEVA Partisi iki sandık arası dönemde de özgürlük ve zenginlik için her türlü çabayı göstermeye devam edecektir. DEVA Partisi, kuruluş felsefesi ve kendine özgü siyasi duruşuyla yoluna devam edecek ve Türkiye’yi saplandığı bu cendereden çıkarmanın mücadelesini verecektir. Bu ülke bizim, bu ülke hepimizin.

Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın ülkemiz için, İslam Alemi için ve tüm insanlık için hayırlı gelişmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Tüm hacı adaylarının Arafat vakfesinde yapacakları duaların ve hac ibadetlerinin kabul olmasını diliyorum. Bayramlar; birbirimize ulaşmanın, kucaklaşmanın, barışmanın zamanıdır. Bayramlar; kaybettiğimiz sevdiklerimizi hatırlamanın, şükrün ve muhasebenin zamanıdır.”

Paylaşın

Taliban’dan Beklenmedik Açıklama: Kadınlar Bizimle Daha Konforlu Bir Hayata Erişti

Kandahar’dan yayımladığı kararnamelerle Afganistan’ı yöneten Taliban’ın dini ve siyasi lideri Hibetullah Ahundzade, şu ana kadar atılan adımların kadınlara “şeriat kurallarına göre konforlu ve müreffeh bir yaşam” sunduğunu iddia etti.

Taliban Lideri Ahundzade, “Toplumun yarısı olan kadınların yaşamının iyileştirilmesi için gerekli adımlar atıldı. Tüm kurumlar kadınların evlenebilmesi, miras ve diğer haklarını kullanabilmesi için yardımcı olmakla yükümlüdür” diye konuştu.

“20 yıllık işgalin kadınların örtünmesi ve yanlış yönlendirilmesiyle ilgili olumsuz yönleri yakında son bulacak” diyen Hibetullah Ahundzade, Aralık 2021’de çıkarılan kararnameyle kadınlara tanınan “haklara” dikkat çekti.

Ağustos 2021’de Afganistan’da iktidarı yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocuklarının lise ve üniversitelerde eğitim görmesini yasaklamış ve kadınların parklara, spor salonlarına ve hamamlara girişini engelleyen yeni yasalar çıkarmıştı.

Kadınların evden çıkarken örtünmesini zorunlu hale getiren Taliban, birçok kadın devlet görevlisinin işlerine de son vermişti. Taliban’ın 2021’deki kararnamesi zorla evlendirmeleri yasadışı ilan etmiş ve kadınlara miras ve boşanma hakkı vermişti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Hizmet Üretici Enflasyonu Yüzde 65,47

Hizmet üretici enflasyonu, mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 2,99, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 28,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 65,47 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 84,39 arttı.

Haber Merkezi / Hizmet üretici enflasyonu, yıllık en çok mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde, aylık ise konaklama ve yiyecek hizmetlerinde arttı. Hizmet üretici enflasyonunun yıllık ve aylık artışın artışın en az olduğu sektörler ise ulaştırma ve depolama hizmetleri oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) Mayıs 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, hizmet üretici enflasyonu, mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 2,99, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 28,58, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 65,47 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 84,39 arttı.

H-ÜFE, bir önceki yılın aynı ayına göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 47,58, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 86,47, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 72,50, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 64,92, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 90,59, idari ve destek hizmetlerde yüzde 87,64 artış gerçekleşti.

H-ÜFE, ir önceki aya göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 1,05, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 7,89, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 1,22, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 4,19, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 2,48, idari ve destek hizmetlerde yüzde 5,22 artış gerçekleşti.

H-ÜFE sektörlerinden su yolu taşımacılığı hizmetleri yüzde 2,71, hava yolu taşımacılığı hizmetleri yüzde 35,58, depolama ve destek hizmetleri (taşımacılık için) yüzde 46,52 ile endekslerin en az arttığı alt sektörler oldu.

Buna karşılık istihdam hizmetleri yüzde 120,52, bina ve çevre düzenleme (peyzaj) hizmetleri yüzde 117,17, programcılık ve yayıncılık hizmetleri yüzde 110,86 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

H-ÜFE sektörlerinden programcılık ve yayıncılık hizmetleri yüzde 4,08, güvenlik ve soruşturma hizmetleri yüzde 2,35, büro yönetimi, büro destek ve diğer iş destek hizmetleri yüzde 2,19 ile endekslerin en fazla azalış gösterdiği alt sektörler oldu.

Buna karşılık konaklama hizmetleri yüzde 16,57, seyahat acentesi, tur operatörü, diğer rezervasyon hizmetleri ve ilgili hizmetler yüzde 14,39, bilimsel araştırma ve geliştirme hizmetleri yüzde 13,12 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın

İYİ Parti, Yola Nasıl Devam Etmeyi Planlıyor?

14 ve 28 Mayıs seçimlerinin hemen ardından alınan karar doğrultusunda İYİ Parti kurultayını tamamladı. Meral Akşener’in yeniden genel başkanı olduğu İYİ Parti, bundan sonra nasıl bir politika takip etmeyi planlıyor?

Siyaset bilimci Nurettin Kalkan, İYİ Parti’nin MHP’den ayrılırken “iktidar olma ya da iktidarı oluşturan sütunlardan bir tanesi olma” iddiasıyla yola çıktığına ancak son seçimlerle bu iddianın altının boşa düştüğüne dikkat çekerek, İYİ Parti’nin iktidar ya da iktidarın bir parçası olamamasının önümüzdeki dönemde kan kaybettirebileceğini belirtiyor.

İYİ Parti’nin kimlik sorununun da hala devam ettiğini söyleyen Kalkan, “Bir siyasi partinin kimliğini, en azından ne olduğunu ya da neleri temsil ettiğini tarif etmesi lazım. İYİ Parti ise kendi kurumsal kimliğini ötekiler üzerinden tarif ediyor” yorumu yapıyor.

Siyaset bilimci Kerem Yavaşça ise İYİ Parti’de seçimlerin kaybedilmesine yönelik hesaplaşmanın “işin esasına çok girilmeden geçiştirildiğini” belirterek ayakları yere basan net bir öz eleştiri yapılmadığını ifade ediyor. Yavaşça, seçim sonrası muhalefet partilerinin içinde bulunduğu durumu “türbülans dönemi” olarak nitelendiriyor.

İYİ Parti seçimler sonrasında olağan kurultayını tamamlayarak Meral Akşener’i yeniden genel başkan olarak seçerken, Akşener’in ses getiren kurultay konuşmasının ardından partinin izleyeceği yol ve yerel seçimlerdeki tutumu, kan kaybetmekte olan muhalefetin şekillenmesi açısından da önemli olacak.

Seçim sonuçlarının ardından diğer muhalefet partilerinden daha hızlı davranarak olağan üçüncü kurultayını “Rotamız net, pusulamız millet” sloganıyla hafta sonu gerçekleştiren İYİ Parti’de Akşener’e rakip çıkmadı. Oy kullanan 1151 delegeden, 1127’sinin oyunu alarak yeniden genel başkan seçilen Akşener, gerek Millet İttifakı içindeki anlaşmazlıklar gerekse parti içindeki bazı tartışmalara değinerek sert üsluplu bir konuşma yaptı.

Peki İYİ Parti’nin kurultay sonuçları ve Akşener’in konuşmasının önümüzdeki dönemdeki yansımaları neler olabilir?

CHP ile köprüler tamamen atıldı mı?

Akşener kurultayda zaman zaman konuşma metninin dışına çıkarken “CHP’den 15 milletvekili istemek hayatımın en büyük pişmanlığıdır” sözleriyle ise gündemin konuşulan isimlerinden biri oldu.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan Siyaset bilimci Nurettin Kalkan, Akşener’in konuşmasının kendisi açısından beklentiyi tam karşılamadığını söyleyerek “Ben yavan ve muğlak bir öfke gördüm. Liderlerin öfkeli konuşmalarında normalde bir kesinlik vardır. Ama Akşener’inki muğlak bir öfkeydi. Meral Hanım hesap vereceğim ve hesap soracağım dedi. Halbuki ne hesap sordu ne de hesap verdi” diyor.

Kalkan, konuşmadan İYİ Parti’nin bundan sonraki yol haritasını net olarak anlamanın pek mümkün olamadığını belirterek partinin başarısız çıkılan seçim sonrası işinin giderek zorlaşabileceğini ifade ediyor. Bir siyasi partinin Türkiye’de hayatını devam ettirebilmesi ve tabanını koruyabilmesinin biraz genel ya da yerel iktidardan aldığı payla mümkün olabildiğine işaret eden Kalkan, yerel seçimlerde başarı elde etmeye İYİ Parti’nin de ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Yerel seçimlere doğru parti içinde CHP ile iş birliği yapılmasını isteyen kesimlerin daha ağır basabileceğini söyleyen Kalkan, böylelikle “kısmi ve formasyonu değişmiş bir seçim iş birliğine” gidilmesinin mümkün olabileceğini düşünüyor.

Akşener konuşmasında İYİ Parti’nin “sadece iktidar tarafından değil, muhalefetin bir bölümü tarafından da tehdit olarak görüldüğünü ve partide yenileşme süreci başlatacaklarını belirterek, “Hakiki yenilik, öze dönerek başlar. Biz, dünün prangalarından sıyrılıp ileri bakmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

“Prangalardan kurtulma” metaforu ittifaklardan ve diğer partilerden daha bağımsız bir politika izleneceğinin işareti olarak yorumlanırken bununla birlikte yerel seçimlerin önemi nedeniyle CHP ile iş birliğine kapıların “kısmi ve eşitlik ilkesine dayalı” bir şekilde açık olması da beklentiler arasında.

Siyaset bilimci Kerem Yavaşça ise Akşener’in konuşması için “İttifaklara kapıyı tamamen kapatmamakla birlikte ittifakların içinde partinin kendi rolünü daha çok öne çıkartan şekilde olabileceğini ya da daha bağımsız hareket edebileceğini söylüyor” yorumu yapıyor.

Yavaşça, bu tutumun 2019’da yerel seçimlerde yakalanan başarının devamını zora sokabileceğini belirterek, CHP ve İYİ Parti’nin ortak bir aday çıkartmaması durumunda Ankara, İstanbul gibi önemli büyük şehirlerin AKP’ye geçmesine yüksek ihtimal veriyor.

Bu ihtimalin göze alınmasının önemli bir seçimden başarısız çıkmış muhalefet için çok kolay olmayacağını belirten Yavaşça, “Ben bu sebeple Akşener’in mevcut tutumunu parti içerisinde kendi gücünü büyütmek için yaptığı bir söylem olarak değerlendiriyorum. Seçimler yaklaştıkça iş birliğine daha yakın bir şekilde bir pozisyon alabilir. Çünkü bunun yapılmadığı durumda daha da zor duruma düşmesi mümkün” yorumu yapıyor.

Yavaşça, ikinci ihtimal olarak ise İYİ Parti’nin yerel seçimlerde kendi adaylarını çıkartması, ittifaklar dışında kalıp seçime girmesi durumunda muhalefette olan büyükşehir belediyelerinin AKP’ye geçmesinin söz konusu olabileceğine işaret ederek şöyle konuşuyor:

“Bunu konuşmak için tabii ki çok erken, sadece ihtimalleri değerlendiriyoruz. Ama eğer bu tarzda muhalefetin bölünmüş bir şekilde yerel seçimlere gitmesi durumunda İYİ Parti’nin büyük bir eksen kayması ve hatta bir yörünge değişimi yaşayabileceğini söylemek de mümkün.”

Akşener’in Millet İttifakı’na yönelik “Size hayatta başarılar diliyorum” sözleri de çok tartışılmıştı.

İYİ Parti nasıl devam edecek?

Seçimlerin hemen ardından alınan karar doğrultusunda İYİ Parti önümüzdeki dönemde yerel seçimlere kadar sahaya ağırlık vermeyi ve daha bağımsız bir politika takip etmeyi planlıyor.

“Dokunan, duyan, anlayan bir siyaset” izleyeceklerini söyleyen Akşener, “Yeniden özümüze, en büyük gücümüze yani milletimize kulak vereceğiz. Konuşan bir Türkiye için meydanlarda, gören bir Türkiye için sokaklarda, duyan bir Türkiye için kürsülerde olmaya devam edeceğiz” sözlerini sarf etti.

Kalkan, İYİ Parti’nin MHP’den ayrılırken “iktidar olma ya da iktidarı oluşturan sütunlardan bir tanesi olma” iddiasıyla yola çıktığına ancak son seçimlerle bu iddianın altının boşa düştüğüne dikkat çekerek, İYİ Parti’nin iktidar ya da iktidarın bir parçası olamamasının önümüzdeki dönemde kan kaybettirebileceğini belirtiyor.

İYİ Parti’nin kimlik sorununun da hala devam ettiğini söyleyen Kalkan, “Bir siyasi partinin kimliğini, en azından ne olduğunu ya da neleri temsil ettiğini tarif etmesi lazım. İYİ Parti ise kendi kurumsal kimliğini ötekiler üzerinden tarif ediyor” yorumu yapıyor.

Yavaşça da İYİ Parti’de seçimlerin kaybedilmesine yönelik hesaplaşmanın “işin esasına çok girilmeden geçiştirildiğini” belirterek ayakları yere basan net bir öz eleştiri yapılmadığını ifade ediyor.

Bu arada İYİ Parti kurultayını bitirirken, değişim tartışmalarının hala sürdüğü CHP’nin ise sonbaharda kurultay yapması gündemde.

Yavaşça, seçim sonrası muhalefet partilerinin içinde bulunduğu durumu “türbülans dönemi” olarak nitelendiriyor.

“Ne olup ne biteceğini biraz da süreç gösterecek. Kartların yeniden dağıtıldığı bir süreç bu” diyen Yavaşça, CHP’nin içerisindeki değişimin de çok önemli olduğunu ve bu değişim geciktikçe muhalefetin toplumsal karşılığının da giderek eriyebileceğini kaydediyor.

Öte yandan Akşener’in bayramın ardından farklı illere giderek yeniden halk buluşmaları düzenlemesi ve hem seçim sonuçları ile ilgili partisinin görüşlerini aktarması hem de yerel seçime yönelik çalışmalara başlaması planlanıyor.

Parti içine ne mesajlar verildi?

Akşener, kurultayı “hesaplaşma zemini” olarak tanımlarken partililere “Herkes haddini bilecek. Parti içinde şımarıklığı bitireceğim” diyerek seslendi.

Yavaşça’ya göre bu sert üslubun temel sebebi “parti içerisinde gevşeyen vidaları sıkmak ve safları sıklaştırmak” olarak okunabilir.

Seçimlerin ardından gelen bazı istifalarla parti tabanında da çözülmeler gözlemlendiğini söyleyen Yavaşça, “Akşener’in sert çıkışı, bir anlamda masaya yumruğunu vurma olarak görülebilir ve partide aslında bir düzensizlik, kaotik bir ortamın olmadığı ve kendi liderliği altında bu süreçten güçlenerek çıkacağı görüntüsü vermek istediğini anlıyoruz” diyor.

Kalkan’a göre İYİ Parti’de ciddi bir parti içi disiplin sorunu bulunuyor. Parti içi disiplini sert, güçlü bir lider olarak algılamamak gerektiğini, bu disiplinin aslında seçmenlere bu partinin “asgari bir ahenkle işlediğini” gösteren mekanizma olduğunu söyleyen Kalkan, her kritik dönemeçte İYİ Parti elitlerinin farklı beyanatlarının duyulduğunu ve seçmenin hangisine itibar edeceğini bilemediğini belirtiyor

Bu arada Akşener partinin önemli karar organı Genel İdare Kurulu’nda (GİK) yüzde 60’ı bulan değişiklik de yaptı. Akşener, eski MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ı da GİK’e aldı.

Paylaşın

Futbolda Transfer Dönemi Başladı; Takımların Harcama Limitleri Belli Oldu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2023 – 2024 sezonu birinci transfer ve tescil döneminin bugün resmi olarak başladığını, yaz transfer döneminin 15 Eylül’de sona ereceğini bildirdi.

Haber Merkezi / “Ara transfer” olarak adlandırılan ikinci transfer ve tescil dönemi ise 11 Ocak 2024’te başlayıp 9 Şubat 2024’te tamamlanacak.

TFF ayrıca, 2023-2024 Sezonu Süper Lig takım harcama limitlerini açıkladı. Açıklamaya göre; 2022 -2023 sezonu şampiyonu Galatasaray, en çok harcama limitine sahip takım konumunda oldu.

Galatasaray, yüzde 30 sapma payıyla birlikte Galatasaray 1 milyar 926 milyon 591 bin TL harcayabilecek. Fenerbahçe’nin harcama limiti ise yine yüzde 30 sapma payıyla 1 milyar 920 milyon 867 bin TL.

Geçtiğimiz sezonu altıncı sırada tamamlayan Trabzonspor’un harcama limiti 1 milyar 290 milyon 388 bin TL olurken; Beşiktaş, 1 milyar 72 milyon 157 bin TL harcama yapabilecek.

Öte yandan ligin yeni ekipleri Samsunspor, Çaykur Rizespor ve Pendikspor’un harcama limitleri ise 255 milyon 436 bin TL.

Süper Lig Takım Harcama Limitleri şu şekilde:

Galatasaray: Takım harcama limiti 1.481.993.670, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 1.926.591.771 TL.
Fenerbahçe: Takım harcama limiti 1.477.590.736, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 1.920.867.957 TL.
Beşiktaş: Takım harcama limiti 824.736.642, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 1.072.157.634 TL.
Adana Demirspor: Takım harcama limiti 290.190.379, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 377.247.493 TL.

Başakşehir: Takım harcama limiti 334.277.929, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 434.561.308 TL
Trabzonspor: Takım harcama limiti 992.606.654, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 1.290.388.651 TL.
Fatih Karagümrük: Takım harcama limiti 136.154.052, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 177.000.267 TL.
Konyaspor: Takım harcama limiti 319.166.302, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 414.916.193 TL.

Kayserispor: Takım harcama limiti 242.722.140, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 315.538.782 TL.
Kasımpaşa: Takım harcama limiti 117.584.111, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 152.859.344 TL.
Ankaragücü: Takım harcama limiti 395.788.473, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 514.525.015 TL.
İstanbulspor: Takım harcama limiti 147.927.800, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 192.306.141 TL.

Antalyaspor: Takım harcama limiti 124.888.940, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 162.355.622 TL.
Sivasspor: Takım harcama limiti 156.174.521, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 203.026.877 TL.
Alanyaspor: Takım harcama limiti 248.392.838, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 322.910.690 TL.
Gaziantep: Takım harcama limiti 260.500.613, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 338.650.796 TL.

Hatayspor: Takım harcama limiti 332.867.347, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 432.727.551 TL.
Samsunspor: Takım harcama limiti 196.489.513, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 255.436.367 TL.
Rizespor: Takım harcama limiti 196.489.513, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 255.436.367 TL.
Pendikspor: Takım harcama limiti 196.489.513, yüzde 30 sapma dahil takım harcama limiti 255.436.367 TL.

Paylaşın

Tarım Ve Hayvancılıkta İzinsiz Üretim Dönemi Sona Erdi

Bitkisel üretim, hayvancılık ve su ürünlerinde izinsiz üretim dönemi sona erdi. Bu üç alanda da üretim için izin alınması zorunlu hale getirilirken, izin alınmadan yapılacak üretime ceza uygulanacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 23 Mart 2023 tarihinde kabul edilen ve 5 Nisan 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 422 Sayılı Kanun”a dayanarak hazırlanan yönetmelik taslağı 8 sayfadan oluşuyor.

Ekonomim gazetesi yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın aktardığına göre tarıma getirilecek yenilikler şöyle:

Yasa ve yönetmelik taslağına göre, bitkisel üretim, hayvancılık ve su ürünlerinde izinsiz üretim dönemi sona erecek. Bu üç alanda da üretim için izin alınması zorunlu hale geldi.

Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlükleri, üretim planlamasına esas olmak üzere belirlenen takvim doğrultusunda çiftçi başvurularını alır.

Üretim izni başvurularını başvuru tarihinden itibaren 15 gün içerisinde değerlendirir ve sonucu çiftçiye bildirir.

Bitkisel üretim izni nasıl verilecek?

Yönetmelik taslağına göre; bitkisel üretimin planlanması; kalkınma planları, orta vadeli programları, Bakanlık stratejik planları ve kuraklık yönetim planlarını dikkate alarak, sulama durumu, arz ve talep dengesi, yeterlilik oranı, ekim veya dikim alanı, üretim, fiyat, ihracat, ithalat ve tüketim değişkenleri için geçmiş dönemleri kapsayan istatistiki verilerin değerlendirilmesi suretiyle yapılır.

Yönetmelik taslağının 12.Maddesine göre bitkisel üretim yapmak isteyen çiftçiler üretim izni almaları gerekiyor. İzin ile ilgili kriterler şöyle:

Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen tarım havzaları ve bu havzalarda ki ürün deseni dikkate alınarak, tarım havzası veya işletme bazında üretim izinleri verilir.

Üretimine izin verilen ürün ve ürün gruplarının azami ve asgari ürün miktarları Tarımsal Üretimin Planlanması Kurul’u tarafından belirlenir ve üretim yılı öncesinde Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından Tarım ve Orman İl Müdürlüklerine bildirilir. Ayrıca kurumsal internet siteleri ve mahalli iletişim araçlarını kullanmak sureti ile il müdürlükleri tarafından ilan edilir.

Bakanlıkça belirlenen ürün veya ürün gruplarının üretimine başlanmadan önce İl/ilçe müdürlüklerinden izin alınır.

Meyve üretimine sınırlama gelecek

Ormandan tahsis edilen ağaçlandırma alanları hariç olmak üzere eğimi yüzde 6’nın altında olan arazilerde yeni meyve bahçesi tesisine izin verilmez.

Yeni bahçe tesisi kurma koşullarına haiz olması halinde, Türkiye İstatistik Kurumu kayıtlarında yeterlilik oranı yüzde 150 ve üzeri olan ürünler için Kurul’un aksine bir kararı olmadığı müddetçe bahçe tesisine izin verilmez.

Mevcut bağ ve bahçenin sökülerek yenilenmesi, çeşit değiştirilmesi veya ekonomik ömrünün tamamlanması halinde aynı türe ait farklı çeşitlerin tesis edilmesine yönelik başvurular, tarım ve Orman İl Müdürlüğünün gerekçeli raporu değerlendirilerek Kurul tarafından karara bağlanır.

Özel kanunlarla belirlenmiş ruhsata veya izne tabi ürünler ile tahkim komisyonları tarafından miktarı belirlenen zati ihtiyaçlar için yapılan üretimler ve bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce tesis edildiği tespit edilen dikili alanlardaki çok yıllık bitkiler için bu madde hükümleri uygulanmaz.

Damızlık parseller dâhil olmak üzere sertifikalı tohumluk üretimi yapılan alanlarda bu Yönetmelik hükümleri saklı kalmak kaydıyla tohumculuk mevzuatı çerçevesinde izinlendirme yapılır.

Sulu tarım yapılan araziler için ihtiyaç halinde üretimde kullanılan suyun tahsisinde yetkili kurum veya kuruluşlardan bilgi, belge veya onay istenebilir.

Kamu kurum ve kuruluşları ile ortakları, belediyeler, il özel idareleri vb. kamu tüzel kişilikleri, bitkisel üretime yönelik proje veya uygulamalarında bu Yönetmelik hükümlerine tabidir.

Bitkisel üretim izninde öncelikler:

Sözleşmeli üretim, organik tarım ve iyi tarım uygulamaları yapılan alanlar,
Hayvancılık işletmelerinin kendi ihtiyaçlarına yönelik yem üretimleri,
Tarla içi modern sulama sistemleri kullanılarak yapılan üretimler,
Özel mevzuatı çerçevesinde münavebe zorunluluğu olan ürünler,
Çiftçi örgütleri tarafından ortak üretim alanlarında yapılan üretimler.

İzinsiz üretime ceza kesilecek

Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 422 Sayılı Kanun”a göre, Bakanlığın belirlediği ürün ve ürün gruplarında izin almadan ekim yapanlara tarımsal desteklemelerden 5 yıl men cezası ve ayrıca idari para cezası verilecek.

Paylaşın