OECD, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 4.5’a Yükseltti

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye için 2023 yılı büyüme tahminini yüzde 4.3’ten yüzde 4.5’e, 2024 yılı büyüme tahminini ise yüzde 2.6’dan yüzde 2.9’a yükseltti.

OECD, 2023 yılı küresel ekonomik büyüme tahminini yüzde 3’ten yüzde 2.9 seviyesine düşürürken, 2024 yılı küresel ekonomi büyüme tahminini ise yüzde 2.7’de sabit tuttu.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 2023 yılı için Türkiye’nin ekonomik büyüme tahminini eylül ayındaki tahmini olan yüzde 4.3’ten yüzde 4.5’e yükseltirken, küresel ekonomik büyüme tahminini ise yüzde 3’ten yüzde 2.9 seviyesine düşürdü.

OECD bugün yayımladığı Ekonomik Görünüm raporunda Türkiye ekonomisi için 2024’teki büyüme tahminini 2.6’dan yüzde 2.9’a yükseltirken, küresel ekonomi için 2024 büyüme tahminini de yüzde 2.7’de sabit tuttu.

OECD Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 3.2 büyümesini beklerken, küresel ekonominin 2025’te yüzde 3 büyümesini öngörüyor.

OECD, Türkiye Cumhuriyet Merkez bankası’nın (TCMB) enflasyon görünümünde önemli bir iyileşme sağlanana kadar para politikasını gerektiği kadar sıkılaştırmaya kararlı olması nedeniyle faizlerin daha da artmasını bekliyor.

OECD, küresel ekonomideki büyümenin önümüzdeki yıl hafif ivme kaybedeceğini ancak yüksek borç seviyeleri ve faizlere yönelik belirsizliğe rağmen sert iniş riskinin azaldığını açıkladı.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Yeniden İstanbul’ Sözlerine İmamoğlu’ndan Yanıt: O Başlık 2019’da Atıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup toplantısına yaptığı konuşmada söylediği “Unutmayın bugün bir başlık atıyorum, yeniden İstanbul” sözlerine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “5 yıl geriden geliyor. O yeniden İstanbul başlığı 2019’da atıldı” şeklinde yanıt verdi.

Bakan Mehmet Özhaseki’nin, “İmamoğlu işine baksın, kentsel dönüşümü nasıl yürüteceğimi onlara mı soracağım” sözlerine de yanıt veren Ekrem İmamoğlu, “Vallahi biz işimize bakıyoruz. Halkımızdan aldığımız bilgileri ve elde ettiğimiz değerleri, size taşırız ve yüzünüze bu ifadeleri çatır çatır söyleriz. O bakımdan biz işimize bakıyoruz ama siz işinize bakamıyorsunuz. Onun altını çizeyim” dedi.

Beyloğlu’nda Zafer Toprak Kütüphanesi Cumhuriyet Tarihi Araştırma Merkezi tanıtım toplantısına katılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, toplantının ardından basın mensuplarının gündeme dair sorularını yanıtladı.

Birgün’ün aktardığına göre; Ekrem İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü grup toplantısında yaptığı “Unutmayın bugün bir başlık atıyorum, yeniden İstanbul” açıklamasının sorulması üzerine “5 yıl geriden geliyor. O yeniden İstanbul, İstanbul’un yenilenmesi, güçlenmesi, iyileşmesi, güzelleşmesi başlığı 2019’un 31 Mart’ında atıldı. O yolculuk devam ediyor, bizi izlemeye devam etsinler” yanıtını verdi.

Erdoğan, partisinin bugünkü grup toplantısında 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlere ilişkin konuşmuştu. Erdoğan, muhalefeti de hedef alarak, “Yeniden İstanbul” mesajı vermişti. Erdoğan, açıklamasında şöyle konuşmuştu: “Bizdeki muhalefetten ne köy olur ne kasaba. Bunların ufku ancak buna yetiyor. Biz bunlara bakarak rehavete kapılmayacağız. 31 Mart seçimleriyle ilgili hazırlıklarımızı, yürüteceğiz.

Rakiplerimizin karşımızdakiler değil, onları kontrol edenler olduğunu unutmayacağız. Gençler, bugün bir başlık atıyorum: Yeniden İstanbul. Programımız işliyor. Cumhur İttifakı olarak en güçlü şekilde yolumuza devam edeceğiz. MHP ile görüşmelerimiz karşılıklı anlayış temelinde ilerliyor. Cumhur İttifakı’nın 31 Mart seçimlerinden de alnının akıyla çıkacağına inanıyorum.”

‘İhaleye fesat karıştırma’ iddiasıyla açılan dava hakkında sorulan soruya da cevap veren İmamoğlu, “O süreçleri hukukçularımız takip ediyorlar. Bugüne kadar çokça dava girişimi, araştırma, soruşturma girişimi yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 10 binlerce çalışanına terörist yakıştırmaları neler görmedik ki yani. Hala böyle işler devam ediyor.

Bu bahsettiğiniz dosyalar bile birkaç kez karıştırılıp karıştırılıp soruşturmaya gerek olmadığı diye raporların çıktığı bir şeyde tekrar tekrar şu anda görevde olmayan bir bakanın döneminde zorla ilçeye yönlendirilip açılmak için ellerinden gelen gayretle bir davaya dönüştürme çabasının sonucu. Umuyorum hak yerini bulacaktır. Adalete güveniyoruz” diye konuştu.

İmamoğlu ayrıca, bugün İstanbul Sanayici ve İş İnsanı Dernekleri Federasyonu (İSİFED) tarafından düzenlenen Ekonomi Zirvesi’ne de katıldı. Burada konuşan İmamoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin, kendisi hakkında sarf ettiği, “İmamoğlu işine baksın, kentsel dönüşümü nasıl yürüteceğimi onlara mı soracağım” sözlerine de yanıt verdi.

İmamoğlu, “Vallahi biz işimize bakıyoruz. Halkımızdan aldığımız bilgileri ve elde ettiğimiz değerleri, size taşırız ve yüzünüze bu ifadeleri çatır çatır söyleriz. O bakımdan biz işimize bakıyoruz ama siz işinize bakamıyorsunuz. Onun altını çizeyim” dedi.

İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle: “Sonrasında da bizimle yapılan 3-4 müzakerenin ardından sadece bir yasa çıktı. Şimdi bu tür işler şöyle olur. Yasa, Meclis’e yollanmadan önce masa kurduğunuz insanların önerilerini ve eleştirilerini açarsınız. Yani fikir, o zaman anlamlı olabilir. Siz orada fikrinizi savunursunuz ya da eleştirinizi ortaya koyarsınız ama siz, birkaç kez topla, yasayı yap, Meclis’e yolla… Bu aslında kademe kademe o bütün katmanları yok saymak anlamına gelir.

Ülke üretimi böyle olmaz. Ülke, böyle yönetilmez. Bu bağlamda eleştirilerimizi getirdik ve bir ‘Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’ kuruldu, TOKİ gibi. Sayın bakan da dün, ‘İmamoğlu işine baksın’ demiş. Ben zaten işime baktığım için sizinle sürekli bu anlamda müzakere içerisinde ya da tartışma içerisinde oluyorum ama siz, işinize bu yönüyle bu anlamda bakmadığınız için ne yazık ki doğru adımlar atamıyorsunuz ve yanlış adımlar atıyorsunuz.

Bakın; bugüne kadar depremle ilgili yoğun bir çaba var mıdır İstanbul’da? Vardır. Peki, ne olmuştur? İstanbul’da yapılan kentsel dönüşüm gayreti; büyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, hükümet ayrı gayrı herkes kendi kulvarında… Yanlış yöntemler, bir kısım alanların imara açılması, lüks konutların yapılması, rezerv alanların, askeri alanların…

“Ne faydası var İstanbul’a?”

Bakın; 2016’da askeri alanlar, milyonlarca metrekarelik askeri alanlar için ‘Şehir dışına taşınacak ve buralar sosyal amaçlı, kentin doğasına, dokusuna uyumlu sosyal amaçlı kullanılacak’ diye tarif yapıldı. Şimdi ne oluyor? Konuta açılıyor. Peki, sosyal konut mu yapılıyor ya da kentsel dönüşüm için mi yapılıyor? Oranı söylüyorum size. Yüzde 90’a yakını lüks konut olarak imal ediliyor. Ne faydası var İstanbul’a?

Puanı düşük olan arkadaşlar ancak bu şekilde, işte ‘İmamoğlu işine baksın’… Vallahi biz işimize bakıyoruz ama işimize kulağından tutarak bakmıyoruz, göbeğine dalarak bakıyoruz. Yanlış yaparsanız bu ülkenin bakanısınız diye size konuşmayacak değiliz. 16 milyon insan adına en üst perdeden konuşuruz ve iyi biliyoruz ki, Cumhuriyet tarihi yüzüncü yılına gelmiştir.

Cumhuriyetin temel ilkesi nedir, biliyor musunuz? İyi yönetici, haddini bilen yöneticidir; halkına hizmet eden ve haddini bilen yöneticidir. Biz, haddimizi biliyoruz. Halkımızdan aldığımız bilgileri ve elde ettiğimiz değerleri, size taşırız ve yüzünüze bu ifadeleri çatır çatır söyleriz. O bakımdan biz işimize bakıyoruz ama siz işinize bakamıyorsunuz. Onun altını çizeyim.”

Paylaşın

Erkan Baş, Erdoğan’a Seslendi: Oğlunun Gemileri İsrail’le Ticaret Yapıyor

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Gazze bombalanırken, çocuklar katledilirken, hastaneler vurulurken orada ticaret devam ediyor. Şimdi hemen açıklama yapmış şirketlerden bir tanesi, diyor ki ‘O anlaşma savaştan önce yapılmıştı’. Ne zaman gitti, savaşta gitti, bizim de şirket olarak yapacak bir şeyimiz yoktu. Niye? Çünkü para Gazze’den daha önemli sizin için. Babası burada Filistin’e dua eder, oy toplar; oğulları İsrail’e gemi gönderir, kasaları doldurur. Siyasal İslamcılık budur” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki haftalık basın toplantılarının sonuncusunu bugün düzenledi. Erkan Baş, Tahir Elçi Davası’ndan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna, “dolandırılan futbolcular” davasından Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın İsrail’le ticari ilişkilerine, Şahintepe Barınma Meclisi ve “Ekokırım Yasası” mücadelesinden deprem bölgesindeki atanamayan öğretmenlere, gündeme ilişkin birçok konu hakkında açıklamalarda bulundu.

İleri Haber’in aktardığına göre; TİP Genel Başkanı Baş’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “Tahir Elçi, kayıtlara faili meçhul diye geçen bir cinayete kurban gitti. Bugün duruşması yapılıyor. Herkesin gözleri önünde işlenen bu cinayetin üzerinden 8 yıl geçmiş olmasına rağmen etkin bir soruşturma, etkin bir yargılama yürütülmediğini hep beraber görüyoruz.

Cinayet işlendikten 5 yıl sonra davası açılıyor, 3 yıldır da ağır aksak ilerliyor. Biz benzer durumları bir emekçinin hak davasında, işe iade davasında görüyoruz. Kıdem davalarının aylarca, yıllarca sürdüğünü görüyoruz. Burada da bir dava görülüyormuş gibi yapılıyor. Üzeri örtülmek isteneceğinden eminiz ama bir kez daha bugünkü duruşma vesilesiyle ifade edelim: Tahir Elçi davasının sonuna kadar takipçisi olacağız. Güpegündüz bir sokak ortasında Tahir Elçi’yi katletmeye cesaret edenler, o katilleri cezalandırmamak için de uğraşacaklar ama elinde sonunda hak ettikleri cezayı mutlaka alacaklar. Hep birlikte takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Bir diğer hukukçu, bugün bu toplantıyı gerçekleştirdiğimiz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçilmiş bir üyesi, sevgili Can Atalay. Sevgili Can Atalay’ın yarın itibariyle milletvekilliği seçildiği günden bugüne tamı tamına 200 gün geride kalmış olacak. 200 gündür Can Atalay esir tutuluyor ve bu esaret Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiş durumda, Anayasa Mahkemesi Can Atalay’ın tahliye edilmesi gerektiğini söylemiş durumda. Ama bütün bunlara rağmen hala Can Atalay esir tutuluyor. Bugüne kadar süren hukuksuzluklara rağmen Can Atalay’ın, Gezi Davası tutuklarının tümünün halkın vicdanındaki yerinin ne olduğunu biliyoruz, görüyoruz. Can’ın milletvekili seçilmesi bu sürecin önemli göstergelerinden bir tanesidir.

Şu anda bu bir yargı darbesiyle, sözde ‘yargı kurumları arasındaki ihtilaf’ diye anlatılmak isteniyor ama açık, net, Anayasa’yı ayaklar altına alan bir yargı darbesiyle devam eden bu haksız, hukuksuz tutukluluğun bitene kadar bizim gündemimizden hiç düşmeyeceğini, halkın kendisine verdiği görevleri yerine getirmesinin koşullarını yaratmak üzere sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha ifade etmek isterim.

Son olarak unutmadan hatırlatalım: Gezi kaldı, Gezi Parkı kaldı, Gezi’de ağaçlar kaldı ve Gezi’nin vekili de vekil olarak kalacak. Biz hepimiz burada olacağız ama Gezi’den darbe çıkartmaya kalkanlar, bunu başaramayınca hukuku ayaklar altına alanlar, yasaları, Anayasa’yı ayaklar altına alanlar, güçlerine güvenerek her şeyi yapabileceklerine inananlar bunlar mutlaka gidecekler ve giderken bu halka karşı işledikleri tüm suçların hesabını da verecekler. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Peki Türkiye’de hukukun durumuna ilişkin olarak bunlar olurken, Türkiye’de hukuk nelerle ilgileniyor? Tahir Elçi davasıyla ilgilenmiyorlar, o cinayeti açığa çıkartmaya çalışmıyorlar. Can Atalay’ın uğradığı haksızlık, hukuksuzluk; Hatay halkının, hepimizin uğradığı haksızlık, hukuksuzluk devam ediyor. Ama bakıyorsunuz, örneğin günlerce fenomenlerin görgüsüzlüğünü tartışıyoruz, kara para aklamalarını tartışıyoruz, milyonlarca liralık lüks arabaları konuşuyoruz, hala da bu paraların gerçek sahiplerinin kim olduğu belli değil. Ama Maliye’nin, MASAK’ın yıllarca bunları bulamadığını görüyoruz.

Hatırlayacaksınız, günlerce Dilan Polat’lar gibi çeşitli fenomenlerin sözde hayatlarını, şatafatlı gösterilerini izledik. Belki bu ülkede yüz binlerce genç bu insanlara özendi. ‘Kapitalizmin insanları bir gün zengin edebileceği hülyası’ bunun üzerinden pazarlandı. Şimdi tam o kapanırken, bu sefer ‘futbolcuların kaptırdıkları paralar’ skandalı ortaya çıktı, elden milyonlarca doları gidip bankacıya vermiş bu futbolcular. Altını çizerek şunu paylaşmak istiyorum, dolandırıldıklarını anlayınca savcılıktan önce Tayyip Erdoğan’ı arıyorlar, ‘Bizim paralarımızı kurtar’ ricasını iletiyorlar. Memleketin geldiği hali daha iyi ne anlatabilir?

Şimdi mesele hukuki olarak bir dosyaya dönüştürülmüş durumda, bakalım mağdur edildiği söyleyen futbolcuların davaları ne kadar sürede sonuçlanacak? Yani katillere, mafya babalarına, uyuşturucu ticareti yapanlara, dolandırıcılara karşı çok ağır aksak ilerleyen hukuk, bakalım mağdur edildiğini iddia eden milyon dolarlık futbolcular olduğunda koşmaya başlayacak mı? Biz bunu ilgiyle takip edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bu futbolcular aynı zamanda ‘faiz haramdır’ diye beyanat veren, iktidara yakın, iktidarın topluma ‘örnek kişilikler’ diye pazarladığı, gösterdiği kişiler ve şimdi neyle karşı karşıyayız? Aç gözlülükle karşı karşıyayız. Bankanın teftiş raporunda bir bölüm var. 46 günde vadeli olarak dolar bazında yüzde 253 getiri vaadine inanılmış olsa bile, dokümanlardan şüphelenilmemesi, yani kendilerine herhangi bir resim evrak verilmemesinden şüphe duyulmaması, elden ve üçüncü kişi üzerinden para verilmesi ortalama zekaya sahip herhangi bir kişiden beklenmeyecek bir davranıştır.

Ben söylemiyorum, banka raporu söylüyor. Belki banka kendini kurtarmak için söylüyor, onunla ilgilenmiyorum, ama ‘ortalama zekaya sahip herhangi bir kişiden beklenmeyecek bir davranış’ diye haklarında rapor yazılıyor. Doğal olarak, benim gibi çocukluğunda Atatürk’ün ‘Ben sporcunun zeki, çevik, ahlaklısını severim’ sözüyle büyümüş insanların aklına bu ‘ortalama zekâ’ hemen bir tartışma konusu olarak düşüyor.

Çok net söylüyorum, ben bu arkadaşların çevikliğine ilişkin laf edemem, ona futbol dünyası karar verir. Ama zeki olmadıklarını banka söylüyor. Ahlaklı olmadıklarını da ben söylüyorum. Alın teri dökmeden, çalışmadan, emek vermeden, paradan para kazanmak… İşte yarattıkları insan tipi, topluma örnek diye sundukları bunlar. Esas tartışılması gereken, esas konuşulması gereken şey bu.

Ben Türkiye’yi bu tartışmada ikiye ayırıyorum: Orada dönen dolapları, paraları, rakamları söyleyebilenler ve söyleyemeyenler. Ben söyleyemiyorum. Kaç milyon dolar ne ifade eder, o para çantayla mı taşınır bavulla mı taşınır, gerçekten bunları bilen kaç kişi var bu ülkede? Ayıp değil mi, yazık değil mi, günah değil mi? Utanmıyor musunuz? Bir de çıkmışlar ‘Benim servetimin onda biridir, beşte biridir, aslında o kadar da büyük dolandırılmadım’ diye anlatıyorlar.

Sizin bu dolandırıldığınız paralarla Türkiye’de aç çocuk kalmaz, ölümle, hastalıkla pençeleşen insanların tedavisi gerçekleşir. Hep söylüyorum, işte bir örneğiyle daha karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bütün varlık sebebi, bu ülkede bir avuç insanı daha zengin edip sizin, benim emeğimizden, alın terimizden gasbettikleriyle bunların servetini büyütmek. Kurdukları sistemin özü ve özeti budur. Bunlar zengini daha zengin etmek için bizi daha fazla çalıştıran, daha fazla ezen, daha fazla sömüren, daha fazla yoksullaştıran, açlığa mahkum eden bir sistemin kurucuları.

Ve buradan da emekçi çocuklarına, milyonlarca insana sahte kahramanlar, sahte umutlar çıkartıp ‘Bir gün siz de zengin olabilirsiniz’, ‘Çok çalışırsanız siz de zengin olursunuz’ gibi bir dünya kurmak istiyorlar. Bunları burada söylemeyi görev biliyorum. Hangi ülkede yaşıyoruz ya? Bir tarafta milyonlarca dolar para çaldıranlar var, buna da ‘kazıklandıkları için’ üzülüyorlar, yoksa hayatları bitmiyor.

Bu ülkede açlık sınırı 14 bin lira olmuş. Evine açlık sınırı kadar para girmeyen milyonlarca insan var. Dört kişilik bir ailede herkes çalışsa yoksulluk sınırı kadar para girmiyor eve. Milyonlarca insan bu halde yaşıyor, diğer tarafta beyefendiler milyonlarına milyonlar katmak için filmler çeviriyorlar, birbirlerini kazıklıyorlar. Bu da ahlaksızlıklarının başka bir göstergesi. İşin üzücü tarafı, bu futbolcuları izlemek için stada gelen insanların tamamı, toplamda bir futbolcunun dolandırıldığı parayla bir ay yaşamaya çalışıyor. Memleketin geldiği noktaya bakın…

Bu sabah Tayyip Erdoğan çıktı, grup toplantısı yapıyor. Klasik, önüne koymuşlar prompter’ı. Yine oradan Filistin’e ne kadar önem verdiğini, sahip çıktığını söylüyor, İsrail’i lanetleyen nutuklar atıyor. Tam o anda yandaş basın başta, sonra diğer gazeteler de girdi, Tayyip Erdoğan bir gazeteci hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Tayyip Erdoğan’ın bir gazeteciyi dava etmesi haber falan değildir, zaten Tayyip Erdoğan 20 yıldır kendisini kim eleştirse, kim beğenmese, kim ona boyun eğmese, kim ona teslim olmasa, herkes hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Milyonlarca insan hakkında suç duyurusunda bulundu bugüne kadar.

Bu bir haber değeri taşımıyor, haber değeri taşıyan şey şu: Tayyip Erdoğan, Metin Cihan isimli gazeteci arkadaşımızdan neden şikayetçi oldu, neden suç duyurusunda bulundu? Çünkü Metin Cihan bir iddia attı ortaya. Belgeleriyle, kanıtlarıyla hepimizin ulaşabileceği açık kaynakları çalışarak tarayarak diyor ki Gazze’de çocuklar, kadınlar, hastaneler bombalanırken, Tayyip Erdoğan’ın oğlunun gemileri İsrail Limanı’nda yükleme yapıyor. Erdoğan kürsüde prompter’dan Filistin’e sahip çıkarken, Filistin için dua ederken, İsrail’i lanetlerken oğlunun gemileri İsrail Limanı’nda ticaret yapıyor! Defalarca söyledim, bir kez daha söylüyorum: AKP dini, imanı, ahlakı sadece ve sadece para olan bir çeteden ibarettir.

Şimdi sokaktaki hamburgercide, kahvecide oturup yemek yiyen yurttaşlara güya ‘İsrail mallarını boykot ediyoruz’ diye, ‘Oturmayın burada’ diye kendi çocuklarını oralara gönderiyorlar. Öbür tarafta milyonlarca liralık ticaret anlaşmaları devam ediyor. Siyasal İslamcılığın ikiyüzlülüğü… Haber budur arkadaşlar, hadi bunu yazsanıza, ‘Tayyip Erdoğan’ın oğlu İsrail limanlarında gemilerini gönderiyor’. Buradan ‘Tayyip Erdoğan şikayetçi oldu’ başlığını atan tüm gazetecilere sesleniyorum.

Metin Cihan diyor ki, döndük kaynaklarına baktık, Burak Erdoğan ve Mert Çetinkaya, aynı adrese kayıtlı 2 tane şirket var. Burak Erdoğan bu şirketlerden bir tanesinde Mert Çetinkaya’nın ortağı. MB Mert Burak şirketin adı. Kendi isimlerini birleştirmişler, şirketin adı yapmışlar. Şimdi İsrail’le ticaret Çetinkayaların sahip olduğu o paravan şirket aracılığıyla yapılıyor. Peki kim bu Mert Çetinkaya? Tayyip Erdoğan’ın Kasımpaşa’dan arkadaşı Mecit Çetinkaya’nın oğlu, Tayyip Erdoğan’ın 40-50 yıllık dostunun oğlu. Çetinkayaların kızının hepimize sinkaflı küfürler eden meşhur müteahhit Mehmet Cengiz’le evli olduğunu da bir kenara yazın. Alın size bir saadet zinciri daha…

Biraz önce futbolculardan, Dilan Polatlardan bahsediyorduk, aynısını bunlar kuruyor. Tırnak içinde söyleyeyim, ülkenin tepesindekiler de aynı şeyi yapıyor. Üstelik ne zaman yapıyorlar? Gazze bombalanırken, çocuklar katledilirken, hastaneler vurulurken orada ticaret devam ediyor. Şimdi hemen açıklama yapmış şirketlerden bir tanesi, diyor ki ‘O anlaşma savaştan önce yapılmıştı’. Ne zaman gitti, savaşta gitti, bizim de şirket olarak yapacak bir şeyimiz yoktu. Niye? Çünkü para Gazze’den daha önemli sizin için.

“Babası burada Filistin’e dua eder, oy toplar; oğulları İsrail’e gemi gönderir, kasaları doldurur”

Babası burada Filistin’e dua eder, oy toplar; oğulları İsrail’e gemi gönderir, kasaları doldurur. Siyasal İslamcılık budur. Bakın, yine bir örnek. Deprem oluyor, sel oluyor, bunların iktidar kaynaklı felakete dönüşmesini şimdilik bir kenara bırakalım. Evladınızı, annenizi, babanızı, sevdiğinizi, evinizi, işyerinizi kaybediyorsunuz, acı çekiyorsunuz. İktidar üç gün sizinle timsah gözyaşı döküyor, dördüncü gün sizin acınızdan nasıl para kazanacağının hesabını yapın. Şimdi yine öyle bir kurtarıcı edasıyla yeni rant alanları, rezerv alanları tespit ediyor. Nerede? Hatay’da.

Depremde en büyük yıkımı yaşayan Hatay’da 8 mahalleyi rezerv alanı ilan ettiler ve SMS’le bunu haber ediyorlar. Hatay yıkıldı, günlerce bu halk kaderine mahkum edildi. Bu ülkenin onurlu insanları danışmasıyla, el birliğiyle bu halkın yaralarını sarmaya, onarmaya çalıştı. Ama Saray Rejimi sadece ve sadece buradan nasıl daha fazla para kazanırız derdinde. Hani Hababam Sınıfı’nda bir sahne vardı, ‘Utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürürdüm’ diye, gerçekten utanacağınızı bilsem yüzünüze tüküreceğim, başka yapacak hiçbir şey kalmadı, ama ondan da utanmazsınız.

Dün buraya Şahintepe’den yurttaşlar geldi. AKP’li belediyenin yine rant odaklı sözde kentsel dönüşüm planıyla mücadele ediyorlar, Barınma Hakkı Meclisi’nden arkadaşlarımız. İnsanlar tabii ki huzurlu, sağlıklı, güvenli evlerde yaşamak istiyorlar. Bir dönüşüm yapılacaksa da mahallenin gerçekliğiyle uyumlu, bölge halkının sözünü dinleyen, halkın karar verici olduğu, hukukçuları, mimarları, şehir plancılarının, rantı değil de halkı merkeze koyan insanların yan yana geldiği sağlıklı dönüşümlere kim karşı çıkabilir?

Dün 28 bin ıslak imzalı Ekokırım Yasa Teklifi’ni yurttaşlarımız getirdiler. O kadar önemli bir şey ki yaşam hakkını savunmak, doğayı korumak… Bu iktidarın doğa katliamcısı uygulamalarına karşı ekokırımın bir suç olduğunu yasal düzeyde tanımlamak istiyor. Yurttaş harekete geçiyor artık, yasa teklifini hazırlıyor, getiriyor, veriyor.

Buradan hem Şahintepe Barınma Hakkı Meclisi’ne, hem Ekokırım Yasası için mücadele eden yurttaşlarıma ziyaretlerinden dolayı yürekten teşekkür ediyoruz. Halkın insanca yaşayabileceği, doğayla uyumlu, hep birlikte kardeşçe yaşayacağımız bir ülke kurma sözünde ısrarcı olacağız ve bu mücadeleyi hep beraber büyüteceğiz.

Öğretmenler günü kutlandı, 24 Kasım’da herkes öğretmenleri övüyor. Peki bu öğretmenlerin durumu ne? Yani ders anlatırken ‘Akşam eve nasıl gideceğimi’, ‘Kiramı nasıl ödeyeceğim’ diye düşünen öğretmenin, ‘Elektrik, su, doğal gaz faturamı nasıl ödeyeceğim’ diye düşünen öğretmenin günlerini kutlasanız, o gün onları el üstünde tutsanız ne, tutmasanız ne?

Özel okullardaki öğretmenler, asgari ücrete, asgari ücretin altına çalıştırılan öğretmen arkadaşlarımız, sandalyesi sınıfta çok görülen öğretmen arkadaşlarımız somut adım bekliyorlar. Bu ülkede ‘ataması yapılmayan öğretmenler’ diye bir kavram var. Yani okumuş, yıllarca okumuş, öğretmen olmayı hak etmiş. Bu ülkeye, bu ülkenin çocuklarına, gençlerine hizmet etmek istiyor, iktidar atamasını yapmıyor. Neden? Kadro vermek istemiyor, ‘Gitsin ucuza çalışsın’ diyor.

Torba yasayla ilgili görüşlerimizi önümüzdeki günlerde paylaşırız. Deprem bölgesindeki öğretmenlerin, özellikle deprem bölgesinde özel okullarda çalışırken örneğin okulları yıkılan öğretmenlerin, işsiz kalan, evini kaybeden, işini kaybeden öğretmenlerin atamasını yapmak bu kadar mı zor? İnsanların çaresizliğini, yalnızlığını, zor durumda olduğunu anladığınızı gösteren ufacık bir adım atın.

Bütün öğretmenlerin atamasının yapılması lazım. Çocuklarımızın yarınlara güvenle bakabilen öğretmenler tarafından eğitilmesini, derslere de onların girmesini, öğretmenin derste çocuklarımız dışında hiçbir şey düşünmeyecek halde olmasını arzuluyoruz, bekliyoruz, istiyoruz. Ama en azından deprem bölgesindeki öğretmenlerin yaşadıkları zorlukları bir nebze olsun hafifletin, öğretmenlerin atamasını gerçekleştirin. Bu konuyla ilgili partili arkadaşlarımız bir kanun teklifi hazırlıyorlar, önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Gündemi Yine CHP: Figüranlar Dışında Hiçbir Şey Değişmedi

Partisinin grup toplantısında konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim gündemimizde sadece ülkeye, millete, insanlığa hizmet var. Muhalefetin gündemimde ise bolca ayak oyunu var. Kimin kimi hançerlediği muamması, her gün bir yenisi patlak veren skandallar var. Muhalefet cephesinde yaşananları sadece yüzümüz kızararak değil üzülerek izliyoruz” dedi ve ekledi:

“Milletimiz artık hançer siyasetinden bıktı. Adlarını duymak yüzlerini dahi görmek istemiyor. Seçim sonuçlarından sonra biraz umutlanmıştık. Belki hatalarını anlarlar dedik ama değişen hiçbir şey olmadı. 28 Mayıs seçimlerinde ağır yenilginin tüm faturasını cumhurbaşkanı adaylarına kestiler. Aynı tas, aynı hamam. Yollarına pişkince devam ettiler. Şimdi de devletin bakanlıklarını teneke malı gibi ona buna dağıttıkları gizli mutabakat gibi aynı taktiği uyguluyorlar. Utanmasalar seçim gecesi 10 dakikada bir ‘Kazanıyor’ yalanını da inkar edecekler.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “CHP’de genel başkan değişti ama CHP’de siyaset yapış tarzında zerre değişiklik olmadı. Dün de milletin aklı ile alay ediyorlardı bugün de halkı hafife alıyorlar. Tüm umutlarını masa başı senaryolara bağlamış durumdalar. Figüranlar dışında hiçbir şey değişmedi. Sahne önündekiler yenilendi ama sahne gerisindeki akıl daneleri aynı kaldı. Figüranlar dışında hiçbir şey değişmedi. Kendilerince güya bazı atamalar yapmışlar. Seçimlerde de erken gaza gelip kendilerini komik duruma düşürdüler. Kolpa da olsa içlerinden birilerini görevlendirmelerini olumlu karşıladık. Bakan arkadaşlarımızı izleyerek ülkeye nasıl hizmet edileceğini öğrenirler diye düşündük” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Yedi Güzel Adam’dan biri merhum Erdem Beyazıt, duygularımıza ne güzel tercüman oluyor. Yine sizlerin vasıtasıyla alınlarındaki her kırışık zalimlerden sorulacak bir hesabı anlatan Filistinli kardeşlerimi en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum. Gazzeli kardeşlerimiz 7 Ekim’den beri insanlık tarihinin en kalleş, en menfur saldırılarına maruz kaldılar. Camiler bombalandı, okulları harabeye çevrildi, hastaneleri yerle yeksan edildi. Sığındıkları mülteci kampları bilinçli şekilde hedef alındı. Göç edilen sivillerin üzerine bombalar yağdırıldı. Analarının öpüp koklamaya kıyamadığı sabiler hunharca katledildi. Babalara gözü gibi sakındıkları yavrularının parçalarını toplattılar.

Adeta soykırım uyguladılar. Tüm dünyanın gözü önünde 50 gün boyunca Gazze’yi yaktılar, yıktılar. İnsanlık tarihine kara birer leke olarak geçen her türlü zulmü yaptılar. 7 Ekim’den beri yaşadıkları tam bir cehennemdi. Yaklaşık 16 bin kardeşimiz İsrail’in saldırıları sonucunda şehit oldu. Şehitlerin her birini rahmetle yad ediyorum. Gazze’deki binaların 3/2’si yıkıldı. Gazze’deki sağlık ve eğitim altyapısı tamamen çökmüş durumda. Gazze’de son asrın en büyük zalimlerinden birini yapan Netanyahu, adını tarihe şimdiden ‘Gazze kasabı’ olarak yazdırmıştır. Bu utanç lekesi hiçbir zaman temizlenmeyecektir.

Türkiye olarak tarih boyunca olduğu gibi bugünde tüm imkanlarımızla Gazzeli kardeşlerimizin yanındayız. Uluslararası temaslarımızın ilk ve en önemli konusu Gazze’deki savaştır. Cezayir seyahatimizde bu meseleyi tüm yönleriyle konuştuk. Yarın Birleşik Arap Emirlikleri’ne gidiyoruz. Gazze için neler yapabileceğimizi değerlendireceğiz. Gazze için temas trafiğimizi sürdüreceğiz. Cuma günü başlayan esir takaslarını ve akan kanı bir nebze olsun durdurması açısında müspet bir gelişme olarak görüyoruz. Mutabakatın tesisine katkı veren tüm kardeş ülkelere teşekkür ediyoruz.

İsrail, iyice köşeye sıkışan Netanyahu’nun siyasi ömrünü uzatmak için daha çok kan dökmesinin önüne mutlaka geçilmelidir. Netanyahu, işlediği cinayetlerle antisemitizm körükleyerek İsrail halkıyla birlikte tüm Yahudilerin güvenliğini tehlikeye atıyor. Dünyada islam düşmanlığı da yükseliyor. Batılı ülkelerin sorumsuz söylemlerinin bedelini bu ülkelerde yaşayan göçmenler ödüyor. Kuranı kerimi yakanlara gösterilen müsamakar tavır iyi niyetli değil. Bugün de bir Müslüman sorunu icat edilmeye çalışılmakta. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Tek bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasına izin vermeyeceğiz.

Gazzeli kardeşlerimize yönelik yardımlarımız devam ediyor. 1500 ton insani yardım malzemesi taşıyan ikinci gemimiz bugün yola çıkıyor. Kanser hastaları ve çocuklar başta olmak üzere Türkiye’ye getirerek tedavileri ile ilgileniyoruz. İnşallah bundan sonra da girişimlerimiz çok boyutlu olarak sürecek. Ateşkesin kalıcı olması için temaslarımıza hız vereceğiz.

Son grup toplantımızın ardından gerçekleştirdiğimiz Almanya ve Cezayir ziyaretlerinde muhataplarımızla ikili ticari, beşeri, siyasi ve savunma konularını ele aldık. Almanya ile 50 milyar dolar seviyesinde olan ikili ticaretimizi kısa sürede 60 milyar dolara çıkarmak istiyoruz. Cezayir ile bu sene 6 milyar doları bulacak ticaret hacmimizi ise 10 milyar dolar seviyesine taşımayı hedefliyoruz. Önceki gün Maldivler Cumhurbaşkanı’nın ziyareti vesilesiyle Ankara’da ağırladık. Maldivlerle de turizm, savunma ve ekonomik işbirliğimizi geliştireceğiz. Dış politikada dostlarımızın sayısı arttırma, hasımlarımızın sayısını azaltma stratejimizi başarıyla uyguluyoruz. Buradaki çizgimiz gayet açıktır.

Komşularımızla aşılamayacak hiçbir sorunumuz olmadığı inancındayız. 7 Aralık’ta yapmayı planladığımız Yunanistan ziyaretine yaklaşımımız bu yöndedir. Yunanistan ile itilaflarımız dünde vardı yarın da olacak. Aynı şekilde bu itilaflardan çıkar sağlama peşinde olanlar da olacak. İşbirliğimizi geliştirebileceğimiz çok sayıda başlık vardır. Yunanistan seyahatimizin şimdiden ülkelerimiz adına yeni sayfalar açılmasına vesile olmasını diliyorum.

Muhalefetin kara propagandalarına rağmen firmalarımız dünya çapında başarılara imza atıyor. Diğer firmalarımıza da ilham kaynağı oluyor. Dünyadaki krizlere rağmen bu ivmeyi değerli buluyoruz. Bu iklimin güçlenmesi için iş dünyamıza her türlü desteği sağlıyoruz. Her girişimcimizin yanındayız. Merkez Bankamız bu amaçla yeni yatırım taahhütlü kredi programına 100 milyar dolarlık limit tahsil edildi. 3 yıl boyunca toplam 300 milyar lira limit ayrılacak. İhracatçılarımız için günlük reeskont limitlerini 10 kat artırıp 3 milyar seviyesine çıkardık. Her iki kararın özel sektörümüze hayırlı olsun. İhracatımızın da Eylül 2014’ten bu yana 134 milyar dolara çıktığının müjdesini veriyorum.

“Ekonomik hayattaki deprem fırsatçılarına göz açtırmıyoruz”

Deprem bölgemizde fahiş fiyat uygulayanlara yönelik meseleyi konuşmaktan bile hicap duyuyoruz. Ülkemizde maalesef depremi siyaseten fırsata çevirmek isteyenler olduğu gibi ekonomik kazanca dönüştürmek isteyen tamahkarlar da var. Milletin acısını istismar eden deprem turistleri son seçimlerde sandıkta derslerini aldılar, milli iradenin şamarını yediler. Ekonomik hayattaki deprem fırsatçılarına ise biz göz açtırmıyoruz. Tamamen aç gözlülükten kaynaklanan bu vicdansızlığın üzerine gitmekte kararlıyız. Fırsatçılarla mücadele ederken deprem konutlarını tamamlamak için bölgede çalışan firmalarımıza destek vereceğiz. Önümüzdeki aydan itibaren yapımı tamamlanan deprem konutlarının teslimine başlıyoruz.

24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle, öğretmenlerimizle bir araya geldik. Ulvi bir mesleği azimle, gayretle, başarıyla icra eden tüm öğretmenlerimize kalpten teşekkür ediyorum. Şehit öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın hayat hikayesini, mücadelesini ve umutlarını beyaz perdeye aktaran filmi gençlerimizin mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum. Emekliler ile ilgili müjdemizi de paylaştık. Çalışan emeklilerimize de 5 bin lira ödemeyi teşmil ediyoruz. Meclis onayını da aldıktan sonra çalışan emeklilerimize ödemesini yapacağız. Teklif yasalaşınca ilk düzenlemeden faydalanamaya 4 milyon emeklilerimizin hesabına 5 bin lira yatıracağız. 76 milyar lira ilave kullanarak 15 milyon emeklimize 5 bin lira ödemiş olacağız

İstanbul Sözleşmesi’nden ülkemizin çekilmesine dair marjinal çevrelerce yürütülen kampanyaların hiçbir temeli yoktur. Şiddet meselesini bu sözleşmeyle irtibatlandıranların amacının kadına yönelik şiddet olmadığını çok iyi biliyoruz. Bunlar kadına şiddetten rahatsız olsalardı bölücü terör örgütünün kuyruğa takılmazlardı. Bölücü örgüte sempatiyle bakanlarla opera dinlemeyi, kahvaltı yapmayı, seçim ittifakı kurmayı maharet saydılar. Şimdi el, etek öptükleri için onur duyduklarını ifade ediyorlar.

Varsın onlar bu şekilde devam etsinler biz şehit analarıyla yol arkadaşlığı yapmaya devam edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ni dillerine dolayanların aile kurumunu güçlendirmeye yönelik adımlarımızdan rahatsız olmaları da tesadüf değildir. Sapkın ve sapık akımların en büyük destekçisi olan bu kesimlerin temel hedefi toplumsal yapımızı çökertmektir. Her halde ne demek istediğimi anlıyorsunuz; LGBT… Sapkın kesimlerin hedefi toplumsal kurumlarımızı çökertmek amacı. Bu sapkın akım karşısında tek dik duran Cumhur İttifakı’dır.

Bunlara meydanı bırakmayacağız. Aile kurmak isteyen gençlerimize finans desteğine başlıyoruz. Kanın bugün resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Fonu ilk etapta deprem bölgesinde hayata geçireceğiz. Gençlerimize 150 milyar liralık evlilik kredisi sunacağız. 2 yıl boyunca aile danışmanlık hizmetinden de faydalanacaklar. Seçim vaatlerimizden olan bu fonun hayırlı olmasını diliyorum.

Ücretsiz doğal gaz desteğimiz sürüyor. Vatandaşlarımızın doğal gaz faturasını biz ödemiştik. Şimdiye kadar toplam 87 milyar liralık doğrudan destek sağlamış olduk. Bu uygulamayı Nisan 2024’e kadar devam ettireceğiz. Katkılar sadece doğal gaz ile sınırlı değil. Farklı adlar altında elektrik ve gaz abonelerine destek verdik. Bu sadece enerji alanındaki destekler. Çok farklı desteklerimiz de var. Büyüyen Türkiye’nin her vatandaşımızın istifade etmesi için gayret ediyoruz. Bundan sonra da devletin kaynaklarını milletin emrine vereceğiz.

“Milletimiz artık hançer siyasetinden bıktı”

Bizim gündemimizde sadece ülkeye, millete, insanlığa hizmet var. Muhalefetin gündemimde ise bolca ayak oyunu var. Kimin kimi hançerlediği muamması, her gün bir yenisi patlak veren skandallar var. Muhalefet cephesinde yaşananları sadece yüzümüz kızararak değil üzülerek izliyoruz. Milletimiz artık hançer siyasetinden bıktı. Adlarını duymak yüzlerini dahi görmek istemiyor. Seçim sonuçlarından sonra biraz umutlanmıştık. Belki hatalarını anlarlar dedik ama değişen hiçbir şey olmadı.

28 Mayıs seçimlerinde ağır yenilginin tüm faturasını cumhurbaşkanı adaylarına kestiler. Aynı tas, aynı hamam. Yollarına pişkince devam ettiler. Şimdi de devletin bakanlıklarını teneke malı gibi ona buna dağıttıkları gizli mutabakat gibi aynı taktiği uyguluyorlar. Utanmasalar seçim gecesi 10 dakikada bir ‘Kazanıyor’ yalanını da inkar edecekler. CHP’de genel başkan değişti ama CHP’de siyaset yapış tarzında zerre değişiklik olmadı. Dün de milletin aklı ile alay ediyorlardı bugün de halkı hafife alıyorlar.

Tüm umutlarını masa başı senaryolara bağlamış durumdalar. Figüranlar dışında hiçbir şey değişmedi. Sahne önündekiler yenilendi ama sahne gerisindeki akıl daneleri aynı kaldı. Figüranlar dışında hiçbir şey değişmedi. Kendilerince güya bazı atamalar yapmışlar. Seçimlerde de erken gaza gelip kendilerini komik duruma düşürdüler. Kolpa da olsa içlerinden birilerini görevlendirmelerini olumlu karşıladık. Bakan arkadaşlarımızı izleyerek ülkeye nasıl hizmet edileceğini öğrenirler diye düşündük.

Belediye başkan adaylıkları için başvurular sona erdi. Elektronik ortamda illerimizin temayül yoklamalarını yaptık. Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız MHP ile görüşmelerimiz karşılıklı anlayış temelinde ilerliyor. 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğumuz ve bugüne kadar çeşitli fitne girişimlerine rağmen güçlendirerek devam ettiğimiz Cumhur İttifakı’nın 31 Mart seçimlerinden de alnının akıyla çıkacağına inanıyorum.”

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı’ndan Enflasyonla Mücadelede Kararlılık Mesajı

İSO Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan, “Enflasyon patikamıza dair ‘algı, kabul ve itibar’ üçlüsü, enflasyonun bu patikaya oturabilmesi için çok önemli bir araç ve kolaylaştırıcı faktördür. enflasyon patikamıza dair ‘algı, kabul ve itibar’ üçlüsü, enflasyonun bu patikaya oturabilmesi için çok önemli bir araç ve kolaylaştırıcı faktördür” dedi ve ekledi:

“Biz üzerimize düşeni yaptığımız ve yaptıklarımız üzerinden bizi değerlendirip bu patikaya olan inancınızı pekiştirirseniz, enflasyonu bu patika üzerinde oturtup dezenflasyonu minimum maliyetle gerçekleştirmemiz mümkün olabilecektir. Biz üzerimize düşeni yaparken şu ya da bu sebeple ‘algı, kabul ve itibar’ üçlüsü devreye girmiyorsa, enflasyonu daha yüksek bir maliyetle de olsa bu patikaya oturtmaya azimli ve kararlıyız.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, İstanbul Sanayi Odası Meslek Komiteleri Toplantısı’na katıldı. BloomberHT’nin aktardığına göre; Hafize Gaye Erkan, toplantıda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Ülke ekonomisinin can damarı olan reel sektör temsilcileriyle bir araya gelmekten memnuniyetimi belirtmek isterim. Finansal istikrarın sağlanmasının nihai çıktısı oynaklığı düşük, sürdürülebilir büyümedir. Sürdürülebilir büyümenin önündeki en büyük risk varlık fiyatlarındaki oynaklıktır, yüksek enflasyondan kaynaklanıyor olması enflasyon ile mücadeleyi her zamankinden önemli hale getirmiş durumdadır.

Enflasyonla mücadelenin ön koşulu kararlılıktır. Önceliğin dezenflasyon olması son derece önemlidir. Sürdürülebilir büyüme için Türkiye’nin düşük enflasyon istikrarından taviz verme lüksü yok. Enflasyon beklentilerinde iyileşme işaretleri belirlemeye başlamıştır. Fiyatlama davranışlarında da olumlu bazı gelişmeler yaşanıyor.

Attığımız adımlarla büyükşehirlerdeki kiralarda yavaşlama eğilimi görüyoruz. Enflasyonun ana eğiliminde gerileme başladı. Kasım ayı öncü göstergeleri enflasyondaki gerilemenin devam ettiğini göstermektedir. Enflasyon tepe noktasına ulaştıktan sonra 2024 yılının ikinci yarısında gerileyecek.

Döviz kurundaki istikrarın da katkısıyla aylık enflasyon üzerindeki şoklar azalarak maliyetlere ilişkin öngörülebilir artacaktır. Otomotiv ve beyaz eşyada talebi canlandırmak için yeniden fiyat indirimleri görmekteyiz.

Başlangıç koşullarının oluşmaya başladığını gördüğümüz emlak fiyatlarının enflasyonun gerisinde kalmaya başlayan artışları ve yeni kiralık fiyatlarında yatay seyir de döviz kuruyla birlikte enflasyon beklentilerinin daha da iyileşmesine yol açacak.

Sonuç olarak, farklı sektörlerde farklı hızlarda gelişen enflasyondaki yavaşlamanın yılın ikinci çeyreğinde daha genel bir hal alarak hem üretici hem de tüketici fiyatlarında hissedileceğini öngörüyoruz. Dezenflasyon öngörülebilirliği artırarak sanayimizin potansiyelinin gerektirdiği uzun vadeli kaynakların oluşmasını sağlayacaktır. Böylelikle, reel sektör yatırımlarının ve teknolojik adaptasyonun ekonomik büyümeye olan katkısının kalıcı olarak artmasını hedefliyoruz.

Enflasyonun yüksek büyümenin maliyeti olduğu konusundaki yanlış algı, özellikle belli enflasyon eşik düzeyleri üzerinde büyümenin sürdürülebilirliğine çok ciddi engel teşkil etmektedir. Dolayısıyla, fiyat istikrarı ve bununla pekişecek olan finansal istikrar, sürdürülebilir büyümenin olmazsa olmazıdır.

Dezenflasyonun her koşul ve durumda kaçınılmaz olarak büyümeden feragat yoluyla gerçekleşeceği yönündeki yanlış algı ve kaygılar kamuoyunda zaman zaman ifade edilmektedir.

Oysa, enflasyonun yüksek ve oynak olduğu durumlarda, enflasyon belli eşik değerlere gerileyene kadar, “doğru” politika tasarımlarıyla, büyümeden asgari düzeyde ödün vererek dezenflasyon süreci başlatılabilir. Büyüme-enflasyon ödünleşimi ise, ancak; enflasyondaki “aşırılık” devre dışı bırakıldıktan sonra gelinen eşik değerlerde devreye girecektir.

Bu noktada amaç, kararlı bir şekilde dezenflasyon sürecini devam ettirmek olmalıdır. Bu aşama daha zorlu bir dezenflasyon sürecine karşılık gelmekle beraber doğru politika tasarımları ve yeterli kredibilite ile çözülmeyecek enflasyon problemi yoktur.

Aldığımız seçici kredi tedbirleri sonucunda, temmuz ayından itibaren bireysel kredilerde normalleşme başlamıştır. Gerek tüketim gerekse borçlanma aracı olarak kullanılan bireysel kredi kartı ise yüzde 4 ile görece yüksek bir hızda seyretmekle birlikte, daha ılımlı bir patikaya doğru ilerlemektedir.

Böyle olması ekonominin gelişim seyri içinde doğaldır. Politika adımlarımızın kredilerde yeterli finansal sıkılığı sağladığını değerlendiriyoruz. Bu noktada, aldığımız son karar sonrasında bireysel kredi kartı azami faiz oranlarında ve üye işyeri azami komisyon oranlarında bir değişiklik olmayacağını sizlerle paylaşmak isterim.

Bireysel kredilerde israf ve enflasyona yol açan aşırılık giderilirken, ticari krediler ise süreklilik göstererek üretim kapasitesine katkıda bulunmaktadır. Reel sektöre Türk lirası cinsinden kredi akışının toparlanmasıyla ticari kredi büyümesi dengeli ve sürekli bir yapıya kavuşmuştur.

Kredi piyasası mekanizmasının işlevselliğindeki iyileşme, özel ve kamu bankaları ayrımında da kendini göstermiştir. Özel bankalar da ticari kredi büyümesinde etkin bir rol üstlenir hale gelmiştir.

Haziran ayı öncesinde ticari krediler ağırlıklı olarak KOBİ segmenti firmalara tahsis edilirken son aylarda bu dağılımda da bir normalleşme gözlemliyoruz. Kurumsal firmaların finansmana erişimi iyileşirken, ticari kredi kullanımlarındaki payı artmaktadır.

21 Temmuz ve 12 Eylül’de ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredisi günlük kullanım limitinde yapılan güncellemelerle günlük limitler önceki düzeyine göre toplamda 10 kat artırılarak 3 milyar TL seviyesine yükseltilmiştir.

Ayrıca, reeskont kredisi kullanımında yüzde 30 ilave ihracat bedeli satış koşulu kaldırılmış ve reeskont kredi vadesi boyunca verilen döviz almama taahhüdünden, ithalat ödemeleri kapsamındaki döviz alımları istisna tutulmuştu.

Reeskont kredilerinin yüzde 75’inin firmalara ilave teminat maliyeti oluşturmadan verilmesini hedefliyoruz. Bu konuda önemli bir mesafe kaydedildi. Eximbank’ın sermayelendirilmesi ve teminat niteliğinin çeşitlendirilmesi üzerinde ilgili taraflarla çalışıyoruz. Ayrıca, ticari bankalarımızın reeskont kredilerindeki payının artırılması üzerinde de duruyoruz.

Buna ek olarak, yatırım taahhütlü avans kredisi uygulama çerçevesini yeniden yapılandırarak 3 yıl boyunca toplam 300 milyar Türk lirası limit tahsis ettik. Yatırımlara ilişkin süreci ilgili kurumlarla birlikte stratejik bir çerçevede yürütmekteyiz. Yeni çerçevesiyle güçlendirilmiş YTAK programıyla cari dengeye katkı verecek ve dolaylı etkileri döviz kuru ve fiyat istikrarı üzerinde hissedilecek alanlarda üretim kapasitesinin artışını hedefliyoruz.

Türk lirasına geçiş zamanının geldiğine inanıyoruz. Bunun en doğrudan yansımalarını mevduat gelişmelerinde görüyoruz. Türk lirası tasarruf araçlarına ve özellikle vadeli mevduata olan talep artmıştır. 17 Kasım itibarıyla, 12 hafta içerisinde, Türk lirası mevduat 1,7 trilyon Türk lirası artarken, kur korumalı mevduat 601 milyar Türk lirası ve döviz cinsi mevduat da yaklaşık 3 milyar ABD doları gerilemiştir.

Türk lirası mevduat güçlenirken ve kur korumalı ile döviz cinsi mevduat gerilerken, rezervlerimiz de çok güçlü bir artış eğilimindedir. Türkiye’ye olan yatırımcı güveni finansman koşullarında belirgin bir iyileşmeye yol açmakta, bu da döviz kurundaki istikrara önemli bir katkı sunmaktadır.

Beklentilerin iyileşmesi sürecinin bir parçası olarak, döviz kuru oynaklığında kayda değer bir düşüş gerçekleşmiştir. Bir ay vadeli ABD doları/Türk lirası opsiyonların ima ettiği oynaklık, mayıs ayında kaydedilen yüzde 60 civarından, keskin bir düşüşle yüzde 10 seviyesinin altına gerilemiştir.

Türk lirasına geçiş zamanının geldiğine uluslararası yatırımcıların da inanmaya başladığını rapor, beklenti, ilgi ve girişler üzerinden izlemekteyiz. Ülkemiz varlıklarına olan talebin artmasıyla fiilen girişlerin de artmaya başladığını görüyoruz. Girişlerin makro finansal istikrarı güçlendirerek, zamana yayılarak gerçekleşmesini öngörüyoruz.

Önümüzdeki dönemde de rezervlerimizdeki artışı kalıcı kılarak Türk lirası varlıklara olan dış talebin gelişimini ülkemiz için en iyi şartlarda tesis eden bir anlayışla destekleyeceğiz. Enflasyondaki düşüşün sürdürülebilir bir şekilde başlamasını sağlayacak zemini özenle hazırlıyoruz.

Para politikasının enflasyon üzerindeki etkisi, talebin yanı sıra, beklentiler, varlık fiyatları, finansal koşullar ve krediler gibi çeşitli kanallar tarafından belirlenmektedir. Bu çerçevede, parasal aktarım, birkaç çeyreğe yayılan etkilerle gerçekleşmektedir.

Öncü sinyallerini yavaş yavaş almaya başlamakla birlikte, parasal sıkılaştırma sürecimizin etkilerini, büyük ölçüde, dezenflasyonu tesis edeceğimiz 2024 yılında göreceğiz. Dezenflasyon döneminde, ana eğilime ek olarak manşet enflasyon da gerilemeye başlarken, döviz kuru istikrarı, cari işlemler dengesinde iyileşme, sermaye akımlarında kalıcı güçlenme ve rezervlerde artış devam edecektir.

Dezenflasyon döneminde, ana eğilime ek olarak manşet enflasyon da gerilemeye başlarken, döviz kuru istikrarı, cari işlemler dengesinde iyileşme, sermaye akımlarında kalıcı güçlenme ve rezervlerde artış devam edecektir. Dezenflasyon dönemini, öngörülebilirliğin artacağı, enflasyonun tek haneli rakamlara ulaşacağı ve kaliteli büyümenin yanı sıra, enflasyondaki düşüşün kalıcı olarak sağlanacağı istikrar dönemi takip edecektir.

Politikamız, mümkün olan en kısa sürede enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmeyi hedefliyor. Aynı zamanda, bu süreçte toplumsal maliyetleri de dikkate alıyor ve uygulanan politikanın maliyet kısmını en düşük düzeyde tutmayı hedefliyoruz.

Reel sektör firmalarımız, likit bilanço yapıları, yüksek kârlılıkları ve azalan borçluluk oranları sayesinde finansman maliyetlerindeki artış kaynaklı riskleri yönetebilecek kapasitededir. Firmalarımızın finansal göstergelerindeki güçlü görünümün uzun süre korunacağını düşünüyoruz.

Bankacılık sektörünün aktif kalitesi göstergeleri tarihin en düşük seviyesindedir sermayeleri oldukça güçlüdür. Bilançolar faiz riskini yönetebilecek kapasitededir. Ülke risk primindeki gerileme ile birlikte bankacılık ve reel sektörün dış finansman koşulları da iyileşmektedir.

Hem reel sektörün hem de finans kesiminin güçlü bilanço yapısı ve dayanıklılığı para politikamızın etkinliğini destekleyen en önemli faktörlerden biridir. Finansal istikrar açısından elde ettiğimiz bu kazanımları fiyat istikrarı ile taçlandırarak toplumsal refaha en büyük katkımızı sunmuş olacağız.

Dezenflasyonun tesisi için gerekli parasal sıkılık düzeyine önemli ölçüde yaklaştığımızı değerlendiriyoruz. Bu çerçevede, parasal sıkılaştırma hızı yavaşlatacağımızı ve sıkılaştırma adımlarının kısa bir zaman diliminde tamamlanacağını öngörüyoruz. Fiyat istikrarının kalıcı tesisi için gerekli parasal sıkılığı ise gerektiği müddetçe sürdüreceğiz.

Parasal sıkılaştırmada belirli bir noktaya ulaştığımız ve politika adımlarımızın birikimli etkilerini gözlemleyeceğimiz bir döneme giriyoruz. Bu aşamada, meslek kuruluşlarına, sivil toplumun tüm kesimlerine ve özellikle de sanayicimize çok önemli bir rol düşmektedir.

Enflasyonu düşürmek için kısa vadede bazı maliyetler söz konusu olabilir. Ancak, orta ve uzun vadede katlanılan maliyetlere karşı elde edilecek olan fayda çok daha yüksek olacaktır.

Enflasyon patikamıza dair “algı, kabul ve itibar” üçlüsü, enflasyonun bu patikaya oturabilmesi için çok önemli bir araç ve kolaylaştırıcı faktördür. enflasyon patikamıza dair “algı, kabul ve itibar” üçlüsü, enflasyonun bu patikaya oturabilmesi için çok önemli bir araç ve kolaylaştırıcı faktördür.

“Patikaya oturtmaya azimli ve kararlıyız”

Şu noktayı sizlerle bütün açıklığıyla paylaşma ihtiyacı ve sorumluluğu hissediyorum: biz üzerimize düşeni yaptığımız ve yaptıklarımız üzerinden bizi değerlendirip bu patikaya olan inancınızı pekiştirirseniz, enflasyonu bu patika üzerinde oturtup dezenflasyonu minimum maliyetle gerçekleştirmemiz mümkün olabilecektir. Biz üzerimize düşeni yaparken şu ya da bu sebeple “algı, kabul, itibar” üçlüsü devreye girmiyorsa, enflasyonu daha yüksek bir maliyetle de olsa bu patikaya oturtmaya azimli ve kararlıyız.

Ekonomik gelişmeler gerçekleştikten sonra, ortaya çıkan durumun tasviri konusunda paydaşların ortak zeminde buluşabildiğini gözlemliyoruz. Ancak, çözüm konusunda görüş birliği sağlanamadığı ölçüde çözüme gidiş de zorlaşabiliyor.

Ekonomik gelişmeler gerçekleştikten sonra, ortaya çıkan durumun tasviri konusunda paydaşların ortak zeminde buluşabildiğini gözlemliyoruz. Ancak, çözüm konusunda görüş birliği sağlanamadığı ölçüde çözüme gidiş de zorlaşabiliyor.

Bu nedenle tüm paydaşların, meslek ve iş kolları guruplarının, sivil toplum kuruluşlarının kendine hem içeriden hem dışarıdan bakabilmesi ve ortak çıkar kümesini maksimize etmeye odaklanması , içinde yaşadığımıza benzer dönüm noktalarında hayati önem taşıyor.”

Paylaşın

10 Aylık Dış Ticaret Açığı Yaklaşık 94 Milyar Dolar

İhracat 2023 yılının ilk on aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 artarak 209 milyar 904 milyon dolar, ithalat ise yüzde 1,1 artarak 303 milyar 821 milyon dolar oldu. Başka bir ifadeyle, dış ticaret açığı 10 ayda 93.917 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Öte yandan ekim ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,5 azalarak 7 milyar 902 milyon dolardan, 6 milyar 519 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ekim ayında yüzde 72,9 iken, 2023 Ekim ayında yüzde 77,8’e yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Ekim 2023 verilerini açıkladı. Buna göre; İhracat 2023 yılı Ekim ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,4 artarak 22 milyar 871 milyon dolar, ithalat yüzde 0,6 artarak 29 milyar 390 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2023 yılı Ocak-Ekim döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 artarak 209 milyar 904 milyon dolar, ithalat yüzde 1,1 artarak 303 milyar 821 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2023 Ekim ayında yüzde 4,6 artarak 19 milyar 721 milyon dolardan, 20 milyar 627 milyon dolara yükseldi. Ekim ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 18,8 artarak 18 milyar 637 milyon dolardan, 22 milyar 135 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Ekim ayında 1 milyar 508 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 11,5 artarak 42 milyar 761 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 93,2 oldu.

Ekim ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre %17,5 azalarak 7 milyar 902 milyon dolardan, 6 milyar 519 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ekim ayında yüzde 72,9 iken, 2023 Ekim ayında yüzde 77,8’e yükseldi.

Ocak-Ekim döneminde dış ticaret açığı yüzde 3,2 artarak 91 milyar 44 milyon dolardan, 93 milyar 917 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ocak-Ekim döneminde yüzde 69,7 iken, 2023 yılının aynı döneminde yüzde 69,1’e geriledi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2023 Ekim ayında imalat sanayinin payı yüzde 93,5, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.

Ocak-Ekim döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,5, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,6, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2023 Ekim ayında ara mallarının payı yüzde 68,2, sermaye mallarının payı yüzde 15,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,1 oldu. İthalatta, 2023 Ocak-Ekim döneminde ara mallarının payı %73,0, sermaye yüzde arının payı yüzde 14,1 ve tüketim mallarının payı yüzde 12,8 oldu.

İhracatta Almanya İthalatta Çin ilk sırada

Ekim ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 763 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 322 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 254 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 115 milyon dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri, 1 milyar 110 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,7’sini oluşturdu.

Ocak-Ekim döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 17 milyar 666 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 12 milyar 261 milyon dolar ile ABD, 10 milyar 269 milyon dolar ile İtalya, 10 milyar 253 milyon dolar ile Irak ve 10 milyar 178 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,9’unu oluşturdu.

İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Ekim ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 761 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 233 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 606 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 344 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 247 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,5’ini oluşturdu.

Ocak-Ekim döneminde ithalatta ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 38 milyar 156 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 37 milyar 937 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 23 milyar 796 milyon dolar ile Almanya, 17 milyar 707 milyon dolar ile İsviçre, 13 milyar 87 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,0’ını oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2023 Ekim ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 0,2 azalırken, ithalat yüzde 6,6 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2023 yılı Ekim ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 4,7 artarken, ithalat yüzde 1,9 azaldı.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Ekim ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,5’tir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,1’dir. Ocak-Ekim döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,5’tir. Ocak-Ekim döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,7’dir.

Ekim ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 82,6’dır. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,1’dir. Ocak-Ekim döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 80,9’dur. Ocak-Ekim döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 10,3’tür.

Özel ticaret sistemine göre, 2023 yılı Ekim ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,3 artarak 20 milyar 730 milyon dolar, ithalat yüzde 0,2 artarak 27 milyar 550 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ekim ayında dış ticaret açığı yüzde 14,8 azalarak 8 milyar 2 milyon dolardan, 6 milyar 819 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ekim ayında yüzde 70,9 iken, 2023 Ekim ayında yüzde 75,2’ye yükseldi.

Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2023 yılı Ocak-Ekim döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1,9 azalarak 190 milyar 730 milyon dolar, ithalat yüzde 0,4 artarak 284 milyar 265 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Ocak-Ekim döneminde dış ticaret açığı yüzde 5,4 artarak 88 milyar 723 milyon dolardan, 93 milyar 535 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ocak-Ekim döneminde yüzde 68,7 iken, 2023 yılının aynı döneminde yüzde 67,1’e geriledi.

Paylaşın

Akşener: İYİ Parti’yi, Şer Odaklarını Mutlu Etmek İçin Kurmadık

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “İYİ Parti’nin kurulması; iktidarından muhalefetine, siyasetinden, medyasına; milleti, 5 yılda bir oy veren, marabalar olarak gören; son 20 yılda, kutuplaşmanın konforuna, iyice alışan; siyasi rant şımarığı, ne kadar şer odağı varsa; hepsinin rahatını bozdu” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de siyaseti, kendince dizayn etmeye çalışan; kutup siyasetinden nemalanan, kim varsa; hedefinde her zaman, İYİ Parti oldu. Kurulduğumuz günden beri; İYİ Parti’nin, sağından solundan çekiştirip; bize istikamet çizmeye çalışanlar, hep oldu. İYİ Parti’nin sırtından, kurban kesmek isteyenler, hep oldu. Bugün geldiğimiz noktada, görüyoruz ki; Olmaya da devam edecek…”

Akşener, konuşmasının devamında, “Varsın, olsun…Biz, İYİ Parti’yi; muhtelif şer odaklarını, mutlu etmek için kurmadık. Biz, İYİ Parti’yi; Milletimizi mutlu etmek için kurduk. Onun için de; İlk günkü gibi, milletin emrinde çalışmaya devam edeceğiz! Ülkemizde siyasetin yaşadığı tıkanıklığa karşı; yeni, hür ve müstakil bir zemin inşa etmek için; tüm gücümüzle mücadele etmeye, devam edeceğiz! Kutup siyasetine sıkıştırılıp; birbirinin, karşısına dikilen milletimiz için; bir çıkış yolu olmaya devam edeceğiz!” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında konuştu. Meral Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“25 Kasım, Kadına Şiddete Karşı, Uluslararası Mücadele Günü’ydü…Ülkemizdeki birçok mesele gibi; kadın ve kadına yönelik şiddet meselesi de; ne yazık ki, sadece böyle özel günlerde hatırlanıyor.

Ancak maalesef; Türkiye’de, son 10 ayda, 364 kadın öldürüldü…Her gün, ülkemizin dört bir yanından;artık, sokak ortalarına kadar taşan; kadına yönelik şiddet görüntüleri geliyor… Çocuklarımız bile; şiddetin, tacizin, tecavüzün, mağduru oluyor… Boşanmalar çığ gibi artıyor, aile yapımız sarsılıyor… Ve şiddetin, bundaki payı da maalesef büyük…

Çok değil; daha bu haftanın başında; Ankara’da bir kadın; eşi tarafından, vurularak öldürüldü. İstanbul’da bir başka kadın ise; çocuklarının gözleri önünde katledildi. Adana’dan, Çankırı’dan, Kocaeli’nden, Muğla’dan; Memleketin dört bir yanından; her gün, yeni bir kadın cinayeti haberi alıyoruz…

Ülkemizde kadınlar artık; “şiddet, ne zaman kapımı çalacak?” bekleyişiyle yaşıyor… Evde, işte, sokakta, her yerde; “ya sıradaki ben olursam” tedirginliğiyle yaşıyor… Akşam saatlerinde, tek başına kaldığı zaman; can güvenliğinin korkusuyla yaşıyor…

Tüm bu acılar yaşanırken; Tablo, bu derece vahimken; Sayın Erdoğan ise, çıkıp; “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizin; kadın hakları ve şiddetle mücadeleye, en küçük olumsuz bir etkisi olmamıştır.” diyerek açıklama yapıyor. Gerçekten inanılır gibi değil…

Bu sorumsuz açıklama karşısında; ben de buradan, kendisine seslenmek istiyorum: Madem öyle; O zaman; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizin; kadınlar üzerinde, nasıl olumlu bir etkisi oldu, çık, onu da açıkla.

Her gün, yeni bir kadın, cinayete kurban giderken; Ak Parti iktidarı olarak, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek; cinayetleri durdurabildiniz mi; onu da açıkla. Her gün yeni bir kadın, şiddete maruz kalırken; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, bu şiddete mani olabildiniz mi; onu da açıkla.

Her gün, yeni bir aile içi vahşete şahit olurken; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, aile içi huzuru sağlayabildiniz mi; onu da açıkla. Kadınlar, her gün bir yenisi eklenen, korkularla yaşarken; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, kadınları koruyabildiniz mi; onu da açıkla.

Değerli dava arkadaşlarım; Bu soruların hepsinin cevabı, “Hayır”. En ufak bir adım bile atmadılar. Peki sonuç ne oldu? Sonuç; 2022 yılında, 334 kadın, şiddet yüzünden, hayatını kaybederken; 2023’ün bitmesine, 1 ay kala, bu sayı 364’e çıktı! Üstelik; Daha kaç kadını, kaybedeceğimizi bilmiyoruz! Daha kaç kadının, şiddet altında yaşamaya çalıştığını bilmiyoruz! Daha kaç kadının, çaresizce ölümü beklediğini bilmiyoruz! Daha kaç kadının, baskı ve tehditlerle, mücadele ettiğini bilmiyoruz!

Ama bildiğimiz bir şey var ki, o da; Kadın düşmanı bir azınlığı tatmin etmek için; Kadın haklarından taviz veren, kirli bir anlayışla; hiçbir şeyi değiştiremezsiniz! Ahlakı, kadın bedeni üzerinden tanımlayan; bu çürük zihniyete, yol verdiğiniz müddetçe; hiçbir şeyi değiştiremezsiniz!

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta, Merkez Bankası, faiz oranını, yüzde 40 seviyesine çıkardı. Hatırlayın; bundan 2 buçuk yıl önce, dönemin Merkez Bankası Başkanı; faizleri yüzde 19’a çıkardığı için, görevden alınmıştı. Dün; yüzde 19 faiz, kabul edilemez bulunuyordu; Bugün; yüzde 40 faiz, adeta alkışlanıyor… “Neredeen nereyee” değil mi?

Ülkemiz, bu akıl tutulması sürecinde, hem zaman, hem de para kaybetti. Ve işin acısı, kaybetmeye de devam ediyor. Ne zaman ki, tüm yetkileri, tek kişinin keyfine devreden, bu ucube sisteme geçtik; İşte, o gün bugündür; Ekonomimiz, dikiş tutmuyor.

Enflasyonda, rekordan rekora koşuyoruz. Pula dönen, Türk lirasının değeri, her gün biraz daha düşüyor. Gıdadan, temel ihtiyaçlara kadar, tüm ürünlerin fiyatı, her gün katlanıyor. Kiralar, 10 katına çıkarken; artık emekli maaşıyla kiralanabilecek, ev bile bulunmuyor.

Bunun lamı cimi yok. Hakikat, tüm çıplaklığıyla önümüzde duruyor: Eğer bugün, ülkemizde, geçim sıkıntısı varsa; bu, Ak Parti’nin eseridir. Eğer bugün, insanlarımız; en temel ihtiyaçlarını almak için, 40 kere düşünmek zorunda kalıyorsa; bu, Ak Parti’nin eseridir. Eğer bugün; kiracılar, ev sahipleriyle, davalık oluyorsa; her gün, bir adli vaka haberi alıryorsak; bu, Ak Parti’nin eseridir!

İşte, 85 milyonun rızkını çalıp; lüks içinde yüzen, küçük bir azınlığa veren; ve hukukta cezası olmayan, bu soygunun adı; enflasyondur!

Enflasyon oranında zam alınca; enflasyona karşı korunduğunu zannedersin; ama aslında yoksullaşırsın. Çünkü; Devlet her ay, vergi gelirini artırır. Zam üstüne zam yapanlar, her ay kârını artırır Ama dönüp size derler ki; “Sen 6 ay boyunca artan fiyatlar altında ezil; sonra sana zam yapacağız.”

Hatta; belli ki, bu zulüm bile, iktidara yetmemiş olacak; geçen hafta, yeni bir rezalete daha imza attılar. Çalışma Bakanı çıktı; ve asgari ücretin, artık yılda bir defa belirleneceğini söyledi. Üstelik bunu, “Çalışanlarımızı enflasyona, ezdirmemek için yapmalıyız.” dedi. Şu utanmazlığa bakar mısınız?

Türk-İş verilerine göre, Kasım’da açlık sınırı 14 bin 25 liraya, bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 18 bin 239 lira olmuş. Dört kişilik bir aile için 45 bin 686 liraya ulaşan yoksulluk sınırı, 11 bin 402 liralık asgari ücretin dört katını aşmış.

Temmuz ayındaki asgari ücret bugün 4 ay sonra açlık sınırının %20 altına inmiş, asgari ücret ailenin yoksulluk sınırının 3,3 katı iken bugün 4 katını aşmış. Asgari ücretli açlığa mahkum, ailesi de yoksulluğa mecbur hale getirilmiş. Böyle bir tablo karşısında çıkmışlar asgari ücreti yılda bir defa belirleyeceklerini söyleyebiliyorlar. İşte utanmazlık budur…

Yüksek enflasyon dönemlerinde; ücret ve maaş ayarlamaları, ne kadar sık yapılırsa; çalışanlar ve emekliler, enflasyona karşı, o kadar korunmuş olur.

Ama biz, tam olarak bu nedenle; “Böylesine yüksek bir enflasyonda; asgari ücreti, memur maaşlarını, emekli aylıklarını; yılda 2 defa, güncellemek yetmez; bu sayı, dörde çıkartılmalı.” derken; Sayın Bakan, bunun, bir de “asgari ücretliler için”, yılda bir defaya düşürüleceğini söylüyor. Böyle bir insafsızlık olabilir mi?

Enflasyonun karşısında, ne kadar zam alırsa alsın; daha 1 aya kalmadan, maaşlar erirken; şimdi, 1 yıl boyunca, milletimiz ne yapacak? Her şeye, her ay zam gelirken; 12 ay boyunca, aynı maaşla, nasıl idare edecek? Böyle bir vicdansızlık olabilir mi?

Madem, bir yerlerden kısmanız gerekiyor; O zaman, bir zahmet, kendinizden kısın! Biraz da, siz tasarruf edin! Biraz da, siz kemer sıkın! Artık biraz da, siz sorumluluk alın! Artık biraz da, siz bedel ödeyin! Bu milletin boğazından da, artık elinizi çekin!

Depremin üzerinden, 9 ay geçti… Bugün; deprem riskine, dikkat çekmek için çırpınan, birkaç bilim insanı dışında; depremi konuşan, hemen hiç kimse kalmadı. Hatta, iktidarın bütçe planında: Her an olabilecek, Marmara Depremine karşı bir hazırlık yok. Her an olabilecek, İzmir depremine karşı bir hazırlık yok. Her an olabilecek, Bingöl depremine karşı da bir hazırlık yok.

Olası Marmara depreminde; sadece İstanbul’da; yıkılması öngörülen, on binlerce bina var; ama insanlarımız, bu betondan tabutlarda, oturmaya devam ediyor. Allah korusun, yeni bir felaket yaşamamız, an meselesi; ama hiçbir hazırlık yok…

Bir yanda, bomboş arazilerimiz var. Bir yanda, övündüğümüz inşaat sektörümüz var. Bir yanda, demir çelik sektörümüz var. Bir yanda, çimento fabrikalarımız var. Mimarımız var, mühendisimiz var. Yani; insanlarımızı, geliyorum diyen felaketten korumak için her şeyimiz var; Ama; gerekeni yapacak ciddiyette; Gerekeni yapacak liyakatte; Gerekeni yapacak basirette, bir iktidar yok…

21 yıllık iktidarı boyunca, Ak Parti; ülkemizin her yanını, depreme hazır hâle getirebilirdi. Ellerinde, böyle bir imkân vardı. Ama hazırlık bir yana, deprem gerçeğini ciddiye alan, ne bir bakan, ne de bir belediye başkanı göremedik. Aksine rant meraklısı bir zihniyetle; kural tanımaz bir şekilde; ellerini attıkları her yeri, imara açtılar. 21 yılda, rant için kesmedikleri ağaç, çökmedikleri arazi kalmadı.

Kahramanmaraş, Hatay ve Malatya; AK Parti döneminde, büyükşehir yapıldı. Ve bu bölgelerde, deprem olabileceği; bilim insanlarımız tarafından, defalarca söylenmişti. Yani; depremin geleceği biliniyordu. Ama Malatya’da, tarım arazilerine; kayısı bahçelerinin olduğu alanlara; yüksek katlı konutlar inşa edildi. Nurdağı gibi, nüfusu sadece 50 bin olan, bir ilçemize, 10 katlık imar izinleri verildi. Böyle bir aymazlık, böyle bir şuursuzluk olabilir mi?

Kuralsızlığı, kanunsuzluğu, artık bir alışkanlık hâline getiren bir iktidarla; imar mevzuatlarını tartışmayı, elbette gereksiz buluyorum. İşi verenin, yapanın ve denetleyenin, aynı dereden sulandığı bir ortamda, yapılacak iş; mevzuat tartışmak değil; rant şebekelerini, belediyelerin dışına itmektir. Ve önümüzdeki yerel seçimler de; şehirlerimizi, bu yolsuzluk sarmalından kurtarmak için, büyük bir fırsattır.

İşte biz, İYİ Parti olarak; bu kutlu göreve talibiz! İYİ Belediyecilik vizyonumuzla, milletimize; her şeyden önce, yaşayan ve yaşatan, şehirler inşa edeceğiz. Can ve mal güvenliğini esas alan, şehircilik anlayışımızla; deprem risklerini, proaktif olarak yönetebilen; sağlık, gıda, ulaşım ve barınma imkanlarına sahip; afetlere dirençli kentler inşa edeceğiz.

“Felaket değil, tedbirsizlik öldürür.” düşüncesiyle; deprem, su baskını, sel ve orman yangınları gibi tüm afetlerde; milletimizin sağlık ve refahını güvence altına alacağız.

Depremin, ulusal boyuttaki olumsuz ekonomik etkilerini; ancak, yerel ekonomileri güçlendirerek azaltabiliriz. Bu nedenle; Yetkiyi devraldığımız, her şehrimizde; ulusal ve uluslararası kaynaklardan da yararlanıp; yerele özgü özellikleri de, dikkate alarak; “risk, afet, fırsat, dayanıklılık” anlayışımızla; depreme dirençli, sürdürülebilir, kent ekonomileri oluşturacağız.

Yöneteceğimiz şehirlerde, kaçak ve çürük yapılara, kesinlikle izin vermeyeceğiz. Yapılan plan değişiklikleri üzerinden; birilerinin haksız kazanç elde etmesine, engel olacağız.

Buradan, tüm belediye başkan adaylarımıza sesleniyorum: Öncelikle hepiniz; İYİ belediyecilik vizyonumuzla, işinizi en iyi şekilde yapacaksınız. Kimsenin baskısına, boyun eğmeyeceksiniz. Ranta, yolsuzluğa prim vermeyeceksiniz. İşe alım yaparken, liyakat dışında hiçbir kritere bakmayacaksınız.

“İYİ Parti’yi; Milletimizi mutlu etmek için kurduk”

İYİ Parti’nin kurulması; iktidarından muhalefetine, siyasetinden, medyasına; milleti, 5 yılda bir oy veren, marabalar olarak gören; son 20 yılda, kutuplaşmanın konforuna, iyice alışan; siyasi rant şımarığı, ne kadar şer odağı varsa; hepsinin rahatını bozdu. Türkiye’de siyaseti, kendince dizayn etmeye çalışan; kutup siyasetinden nemalanan, kim varsa; hedefinde her zaman, İYİ Parti oldu.

Kurulduğumuz günden beri; İYİ Parti’nin, sağından solundan çekiştirip; bize istikamet çizmeye çalışanlar, hep oldu. İYİ Parti’nin sırtından, kurban kesmek isteyenler, hep oldu. Bugün geldiğimiz noktada, görüyoruz ki; Olmaya da devam edecek…

Varsın, olsun…Biz, İYİ Parti’yi; muhtelif şer odaklarını, mutlu etmek için kurmadık. Biz, İYİ Parti’yi; Milletimizi mutlu etmek için kurduk. Onun için de; İlk günkü gibi, milletin emrinde çalışmaya devam edeceğiz! Ülkemizde siyasetin yaşadığı tıkanıklığa karşı; yeni, hür ve müstakil bir zemin inşa etmek için; tüm gücümüzle mücadele etmeye, devam edeceğiz! Kutup siyasetine sıkıştırılıp; birbirinin, karşısına dikilen milletimiz için; bir çıkış yolu olmaya devam edeceğiz!

Kimse kusura bakmasın; Birilerinin keyfini kaçırmaya, rahatını bozmaya, heveslerini kursaklarında bırakmaya, aynen devam edeceğiz! Dün; bu iktidara karşı, hiçbir başarı gösterememiş olanlar; Bugün; kendi sebep oldukları başarısızlığın faturasını, İYİ Parti’ye kesmeye çalışıyorlar.

Kurdukları, “Al gülüm, ver gülüm” çarkına, çomak sokulsun istemiyorlar. İşte bu yüzden de; Dün, yüzde 60 borazanlığı yapanlar; bugün çıkıp utanmadan, İYİ Parti analizleri kasıyorlar. Ancak şunu unutuyorlar ki; Onların attığı çamur, bize yapışmaz. Onların sürdüğü balçık, İYİ Parti güneşini sıvayamaz. Onların estirdikleri fırtınalar, bizden, toz dışında bir şey alamaz!

Bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da; Kendi günahlarını, saklamak isteyenlerin; İYİ Parti’yi özne yapmasına izin vermeyeceğiz! Türkiye’nin geleceğini; Marjinal akımlara; Şer odaklarına; Rant şebekelerine; Cumhuriyet’le, Atatürk’le, Türk milletiyle problemi olanlara; teslim etmeyeceğiz! Tüm engellere, iftiralara, dedikodulara rağmen; İYİ Parti olarak; Türkiye’yi, Demokratik Millî Yükselişine, mutlaka kavuşturacağız!”

Paylaşın

10 İsrailli, 2 Taylandlı Ve 30 Filistinli Tutuklu Daha Serbest Bırakıldı

İsrail ile Hamas arasında varılan rehine takası anlaşması kapsamında, Hamas, 10 İsrailli ve iki Taylandlı rehineyi, İsrail ise hapishanelerdeki 30 Filistinliyi serbest bıraktı.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanlığı, 10 İsrailli ve 2 Taylandlı rehinenin İsrail topraklarında olduğunu açıklarken, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, son serbest bırakılan Filistinli mahkumlardan 15’inin çocuk, 15’inin de kadın olduğunu açıkladı.

Serbest bırakılması beklenen altıncı rehine grubunun listesi İsrail hükümetine verildi. Bu, ateşkesin uzatılmasından sonraki ikinci tahliye olacak.

Ateşkesin 5. günündeki takaslarla birlikte, Hamas’ın bıraktığı toplam rehine sayısı 81’e, İsrail’in bıraktığı Filistinli mahkum sayısı 180’e çıktı.

Öte yandan son 24 saatte Gazze’de en az 160 Filistinli sivilin daha cansız bedenleri enkaz altından çıkarıldı. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de 6.150’si çocuk ve 4.000’i kadın olmak üzere 15.000’den fazla Filistinli öldürüldü.

Birleşmiş Milletler (BM) Gazze Şeridi’nde ateşkes çağrısını yeniledi. BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü, sosyal medya hesabından, “UNICEF, Gazze’deki çatışmalara verilen aranın uzatılmasını memnuniyetle karşılıyor” dedi.

Filistin Kızılayı da İsrail’in yakıt kamyonlarının Gazze Şeridi’nin kuzeyine girişini engellediğini açıkladı.

Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail’in askeri operasyonunun Gazze “İsrail için artık bir tehdit olmaktan çıkana kadar” devam edeceğini söyledi. Netanyahu, Hamas tarafından alınan tüm rehinelerin “istisnasız” serbest bırakılacağını ifade etti.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, daha öncede yaptığı açıklamada ateşkes sona erdiğinde İsrail’in “tüm gücüyle” saldırılarına devam edeceğini söylemişti.

İsrail hükümet sözcüsü Eylon Levy, “İsrail’deki Filistinli mahkumlar ile Gazze’de tutulan İsrailli rehineler arasındaki üçe bir takas temelinde mevcut rehine salıverme süresi beş gün daha uzatılabilir” dedi ve ekledi:

“Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaya devam etmek istemesi halinde 50 Filistinli tutuklunun daha serbest bırakılmasına izin verdik. Hamas rehineleri bırakmayı durdurduğunda, daha fazla rehineyi serbest bırakana kadar üzerindeki askeri baskıyı sürdüreceğiz.”

Paylaşın

NATO’dan Türkiye’ye ‘İsveç’ Baskısı

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesi açıklamalarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Fransa ve Finlandiya dışişleri bakanları, Ankara’nın, İsveç’in NATO üyeliğini bir an önce onaylamasını talep etti.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonrasında, daha önce hiçbir askeri ittifaka dahil olmayan İsveç ile komşusu Finlandiya geçen yıl Mayıs ayında NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu. Finlandiya, NATO’ya üye 31 ülkenin onayıyla Nisan ayında kabul edilirken, Türkiye ve Macaristan İsveç’in başvurusuna henüz olumlu yanıt vermedi. Ankara, İsveç’in PKK’ya karşı yeterli önlem almadığını öne sürüyor.

Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliği konusundaki tavrı nedeniyle müttefik ülkelerin Ankara’ya yönelik baskısı artıyor. Salı günü Brüksel’de başlayan iki günlük NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde açıklamalarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya, Fransa ve Finlandiya dışişleri bakanları, Ankara’nın, İsveç’in NATO üyeliğini bir an önce onaylamasını talep etti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, toplantı öncesinde bir araya geldiği Türk mevkidaşı Hakan Fidan’a, İsveç’in katılım sözleşmesinin “mümkün olan en kısa sürede” onaylanması gerektiğini söyledi. Blinken’in sözcüsü ikili görüşmede Ankara’nın ABD’den F-16 savaş uçağı talebinin de gündeme gelip gelmediği konusunda ise bir açıklama yapmadı.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da İsveç’in NATO’ya kabulünü, “gecikmiş bir durum” olarak nitelendirdi ve Türkiye’yi bu tıkanıklığın önünü açmaya davet etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO zirvesinde müttefiklere İsveç’in üyeliği konusunda söz verdiğini hatırlatan Baerbock, “Vilnius’ta İsveç’in ittifakımızın bir üyesi olacağı açıkça ifade edildi ve bunun zamanı çoktan geldi ve geçiyor” dedi.

Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Catherine Colonna ise Ankara’yı “ittifakın güvenilirliğinin tehlikeye düşeceği” konusunda uyardı. Halihazırda NATO üyesi 29 ülkenin İsveç’in katılım başvurusunu onayladığını hatırlatan Colonna, son iki ülke olan Macaristan ve Türkiye’yi de onay vermeye çağırdı. Fransız Bakan, “Söz konusu olan ittifakımızın gücü ve güvenilirliği, bu konuda bir gün bile kaybetmemeliyiz” ifadelerini kullandı.

NATO’ya geçtiğimiz Nisan ayında dahil olan Finlandiya’nın dışişleri bakanı Elina Valtonen, “İsveç’in katılımının hala engelleniyor olmasından dolayı büyük hayal kırıklığı yaşadığını” dile getirdi. Finlandiyalı Bakan, Türk mevkidaşı Fidan’a, İsveç’in Noel’den önce ittifakta katılmasını beklediğini açıkça ifade edeceğini de sözlerine ekledi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de, Pazartesi günü yaptığı açıklamada Ankara’yı İsveç’in NATO üyeliği önündeki engeli kaldırması konusunda uyarmış, “İsveç verdiği sözleri yerine getirdi, şimdi Türkiye’nin katılım sürecini tamamlama zamanı” ifadelerini kullanmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonrasında, daha önce hiçbir askeri ittifaka dahil olmayan İsveç ile komşusu Finlandiya geçen yıl Mayıs ayında NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu. Finlandiya, NATO’ya üye 31 ülkenin onayıyla Nisan ayında kabul edilirken, Türkiye ve Macaristan İsveç’in başvurusuna henüz olumlu yanıt vermedi. Ankara İsveç’in PKK’ya karşı yeterli önlem almadığını öne sürüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsrail Hükümeti: Ateşkes Beş Gün Daha Uzatılabilir

İsrail hükümet sözcüsü Eylon Levy, “İsrail’deki Filistinli mahkumlar ile Gazze’de tutulan İsrailli rehineler arasındaki üçe bir takas temelinde mevcut rehine salıverme süresi beş gün daha uzatılabilir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaya devam etmek istemesi halinde 50 Filistinli tutuklunun daha serbest bırakılmasına izin verdik. Hamas rehineleri bırakmayı durdurduğunda, daha fazla rehineyi serbest bırakana kadar üzerindeki askeri baskıyı sürdüreceğiz.”

Öte yandan İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkeste bugün 10 İsrailli ile 30 Filistinlinin serbest bırakılacağı açıklandı. Bu arada ateşkesin tekrar uzatılabilmesi için tarafların Katar’da yaptığı görüşmeler sürüyor.

İsrail ve Hamas arasında rehine takasları devam ederken Gazze’deki geçici ateşkesin çarşamba günü bitmesinden sonra Tel Aviv’in nasıl bir politika izleyeceği tartışılıyor.

Üst düzey ABD’li yetkililere göre, Biden yönetimi, İsraillilere ateşkesin ardından “Gazze’nin güneyinde kuzeyde olduğundan çok daha hassas hareket etmeleri gerektiğini” bildirdi.

Yönetim, Tel Aviv’e, Gazze’nin güneyindeki Filistinli sivillerin “önemli ölçüde daha fazla yerinden edilmesini” önlemek için çalışması gerektiğini söyledi.

Bir yetkili, Beyaz Saray’ın İsrail’e, yaklaşan harekatın şeklinin “dikkatlice düşünülmesi” gerektiği konusunda daha fazla baskı yapmaya başladığını kaydetti. Yetkili, bu endişeler dile getirildiğinde “İsraillilerin anlayışlı davrandığını” belirtti.

Biden yönetimi, çatışmalara geçici olarak ara verilmesinden önce olduğu gibi daha büyük çaplı sivil kayıplardan ya da kitlesel yerinden edilmelerden kaçınılması gerektiğini bildiriyor.

Son olarak Gazze’de 11 İsrailli rehinenin Kızılhaç yetkililerine teslim edilmesinin ardından İsrail hapishanelerinden 30’u çocuk ve 3’ü kadın 33 Filistinli serbest bırakıldı. Cuma gününden bu yana serbest bırakılan toplam Filistinli sayısı 150’ye çıktı.

Ateşkes kapsamında şu ana kadar 51 İsrailli ve diğer milletlerden 19 rehine serbest bırakıldı.

İsrail Merkez Bankası: Savaşın maliyeti 53 milyar dolar

Ayrıca İsrail Merkez Bankası’na göre, Hamas’la mevcut çatışmanın Tel Aviv’e maliyeti yaklaşık 197 milyar şekel (yaklaşık 53 milyar dolar): 107 milyar şekeli savunma harcamaları, 22 milyar şekeli hasar tazminatı ve 25 milyar şekeli diğer sivil harcamalar.

İsrail Merkez Bankası, devlet borç faizlerinin 8 milyar şekele ulaşmasını beklerken, çatışma nedeniyle vergi geliri kaybının da 35 milyar şekel olacağını tahmin etti.

Banka, İsrail’in GSYH’sinin 2023 ve 2024 yıllarında yüzde 2 oranında büyümesini bekliyor. Bu, geçen ay yapılan tahminlerde yer alan 2023 için yüzde 2,3 ve 2024 için yüzde 2,8’lik büyüme tahminlerinin altında kaldı.

Banka, hükümetin borcunun 2022 yılında GSYİH’nın yüzde 60,5’inden 2023 yılında ise yüzde 63’e ve 2024 yılı sonunda da yüzde 66’ya çıkacağını öngördü.

Paylaşın