Türkiye’de 14,8 Milyon Kişi Yeterli Beslenemiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın (WFP) gerçek zamanlı veri paylaştığı “Açlık Haritası”na göre, bugün (6 Haziran) itibariyle 92 ülkede toplam 866 milyon kişi yeterli gıda tüketmiyor.

WFP verileri, 36 ülkede 333 milyon kişinin halihazırda yetersiz beslendiğini, 56 ülkede 533 milyon kişinin ise yetersiz beslendiğinin tahmin edildiğini gösteriyor. Buna göre, toplam nüfusa oranla yetersiz gıda tüketimi oranın en yüksek olduğu 10 ülke şu şekilde:

  • Afganistan (40,4 milyonluk nüfusun 37,4 milyonu)
  • Somali (12,3 milyonluk nüfusun 11,3 milyonu)
  • Nijer (22,4 milyonluk nüfusun 16,4 milyonu)
  • Mali (19,1 milyonluk nüfusun 11,5 milyonu)
  • Güney Sudan (11 milyonluk nüfusun 6,3 milyonu)
  • Moritanya (4,4 milyonluk nüfusun 2,5 milyonu)
  • Timor-Leste (1,3 milyonun 700 bini)
  • Burkina Faso (19,8 milyonun 10,9 milyonu)
  • Suriye (18 milyonun 9,3 milyonu)
  • Yemen (15,1 milyonun 15,1 milyonu)
  • Kongo (105,9 milyonun 48,8 milyonu)
  • Lesotho (2,1 milyonun 1 milyonu)

Türkiye verileri ne söylüyor?

WFP’nin Türkiye ile ilgili verilerine göre, 82,3 milyon nüfuslu ülkenin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor.

Bu, üç ay öncesi ile karşılaştırıldığında 410 bin kişinin daha yetersiz beslenme yaşadığını, bir ay öncesi ile karşılaştırıldığında ise 50 bin kişinin yeterli gıda tüketememeye başladığı anlamına geliyor.

Aynı veriler, 5 yaş altı çocukların yüzde 1,7’sinin akut yetersiz beslenme, yüzde 6’sının ise kronik yetersiz beslenme yaşadığını ortaya koyuyor. Yetersiz beslenme oranının en yüksek olduğu il ilse yüzde 20,25 ile Şırnak.

Paylaşın

Ekonomistlerden ‘Yanlış Politikaları Düzeltmek Kolay Olmayacak’ Yorumu

Geçen hafta Türkiye ekonomisi için bazı önemli veriler açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayınladığı enflasyon istatistiklerine göre Mayıs ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 73.50 ile 1998 yılı Ekim ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Üretici enflasyonu ise yüzde 132,16 ile 1995’ten bu yana en yüksek seviyeyi gördü.

TÜİK’in açıkladığı büyüme verilerine göre de Türkiye’nin ilk çeyrekteki yıllık büyüme performansı yüzde 7,3 oldu. Maaşlı çalışanların büyümeden aldığı pay geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35,5’ten yüzde 31,5’e geriledi.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan İSO 500 istatistiklerinde ise Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının 2021 dönem kârları yaklaşık yüzde 140 artış gösterirken işçilere ödenen ücretlerde bu dönemlerde yapılan artışlar yüzde 33,4’e kaldı.

Bu üç veri bize özellikle sabit ücretle çalışan kesimin yakın geçmişte yaşadığı alım gücündeki kaybı net olarak gösteriyor.

Bu anlamda dış ticaret istatistikleri de önemli bir sonucu ortaya koyuyor. Mayıs ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 157 artışla 10,7 milyar oldu. Oysa sonbahar aylarından sonra yapılan açıklamalarda yeni ekonomi modeli ile cari açığın kapatılarak kurun dizginleneceği belirtiliyordu. Bu noktada hedeflerden uzaklaşılırken aynı zamanda Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değer kaybı da devam ediyor.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan ekonomistler ise bu noktaya ciddi politika hataları ile gelindiğini söylüyor ve tek çarenin doğru ve sürdürülebilir para politikalarına dönülmesi olduğunu vurguluyor.

Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasının doların Türk Lirası karşısındaki yükselişini bir müddet durdurabildiğine değinen ekonomistler bu ve yürürlüğe konması beklenen benzer uygulamaların da Türkiye ekonomisi için uzun vadede ciddi tahribatlar yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Ekonomistlere göre önümüzdeki dönemde uygulanacak yeni yöntemler bütçenin üzerindeki baskıyı artırabilir. İyileşme süreci ise ciddi bir zaman dilimine yayılabilir.

“Yapısal bir soruna dönüşüyor”

2021 krizi öncesinde Türkiye ekonomisinin yaşadığı hastalıkların şu anda yavaş yavaş yeniden sirayet ettiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Birdal, “Karşılaştığımız durum basit bir krizden çıkıyor ve yapısal bir soruna dönüşüyor. Biz yıllarca bütçe açığı ile mücadele ettik. Özellikle kamu kesiminin açığı çok önemli. Çünkü bu sorun kronikleştiği taktirde daha sonra bunu yenmek için çok daha büyük mali disiplin politikalarına ihtiyacınız oluyor” diyor.

Yakın dönemde açıklanan ekonomik hedeflerle sonuçların ciddi anlamda birbiri ile çeliştiğini anlatan ekonomist Arda Tunca ise artık hükümet kanadından ekonomi ile ilgili gelen açıklamaların toplumda bir karşılığının olmadığını söylüyor.

“Ne olacağını bilmek çok zor”

Şu anda diğer ülkelerin merkez bankalarının ne yapacağını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ne yapacağından çok daha iyi bildiklerini belirten Tunca şöyle konuşuyor:

“Bir seçim sürecine giriyoruz. Bu tempo ile önümüzdeki bir yıl nasıl geçecek? Biz bilmiyoruz. Ekonomi ile ilgili atılacak adımlar konusunda kimse fikir sahibi olamıyor. Ödemeler dengesinde nereden geldiğini göremediğimiz kaynağı belli olmayan net hata noksan kalemi var. Bunu geçmişte de görüyorduk. Belki de bu kalem önümüzdeki dönemde biraz güçlenerek çalışacak ve nereden geldiğini bilemediğimiz kaynaklar yaratılacak. Ama bunun da cevabı yok. Seçim havasındaki bir ülkede kurun düşmesi ve bununla birlikte enflasyonun da tempo kaybetmesi gerekiyor. Ancak ne olacağını bilmek çok zor. Bu alanlarda kısa süreli piyasa sakinlikleri görebiliriz.”

Genel olarak yaşanan büyük bir refah kaybı olduğunu ve bunun bedelinin toplum tarafından ödendiğini hatırlatan Tunca, önümüzdeki dönemde ücretlerde bir artış yapılması gerektiğini dile getiriyor.

“Bazı acı reçeteler gerekebilir”

“Dengeli ve doğru bir politika uygulansaydı bugün bu sonuçlarla karşılaşmazdık diyen” İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ege Yazgan, “Gelir dağılımı çok bozuldu. Evet ücretlere yapılan artışlar dönüp enflasyona etki ediyor bu böyle bir sarmal olabilir ama siz bu dönemde her alanda yaşanan ücret artışlarının yanında ücretli kesime artış sağlamalısınız. Bu kadar gelir dağılımının bozulduğu yerde sabit ücretle çalışan kesime artış yapmamak da insafsızlık oluyor. Şu an üreticiler ucuza kredi alıp üretim yapabiliyorlar. Üreticiye böyle bir destek de var ama bir şekilde sabit ücretle çalışanların alım gücündeki kaybın da giderilmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor.

Oluşan tabloyu tersine döndürmek için bazı acı reçetelerin uygulanması gerektiğini anlatan Yazgan’a göre bu acı reçetelerin de gelinen noktada insaflı uygulanması gerekiyor. Ancak Yazgan, ucuz kredilerin, faiz politikasının ve diğer uygulamaların devam etmesinin her geçen gün daha büyük bir yük getirdiğinin altını çiziyor. Politikalardaki güçlü ısrarlar nedeniyle bu maliyetlerin arttığına değinen Yazgan’a göre bu durumdan çıkmak kolay olmayacak.

Hükümet, Türk Lirası’nı daha cazip hale getirmek için Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından sonra enflasyona endeksli yeni bir finans ürünün de üzerinde çıkartılabileceğini açıklamıştı. Prof. Dr. Murat Birdal, “Kur etkisini sınırlandırmak için alınan önlemlerin bütünüyle hazine sırtından kaynak aktarımı sağlanıyor. Ama politika faizini arttırmaktan kaçınıyorlar. Böyle yaptıkça bütçe açığı artarak devam edecek. Hem enflasyon artacak hem de Hazine’nin üzerindeki yük büyüyecek” diyor. Birdal, ekonomideki sorunun çözülmediğini sadece ertelendiğini anlatıyor.

“Seçimden sonrası gözetilmiyor”

Enflasyona endeksli tahvil ile kurdaki hareketin bir miktar sınırlandırılabileceğini ve yaz aylarındaki turizm gelirlerinin katkısı ile bir rahatlama yaratılabileceğini vurgulayan Birdal, “Ancak önümüzdeki dönemlerde maaşlarda bir ücret artışına gidilmesi gerekecek. Bu geçmiş dönemlerdeki fiyat hareketlerine de baktığınızda artık bir sarmala girdiğimizin göstergesi. Geçmiş dönemde olduğu gibi belki enflasyon yazın biraz hız kaybetse de yıl sonuna doğru hedeflerden çok uzaklaşılacağı belli” ifadelerini kullanıyor.

Ekonomi yönetiminin seçimden sonrasını gözetmediğini ve bu şekilde uygulamalarla yola devam ettiğini savunan Birdal, iktidarın bütün imkanları seçime göre dizayn ettiğini ve “benden sonrası tufan” anlayışı ile hareket edildiğini söylüyor. Seçim öncesinde çıkarılacak tüm finansal enstrümanların devletin borçlanma maliyetini yukarı çekeceğini ifade eden Birdal şöyle konuşuyor:

“Vatandaşın üzerine asimetrik bir yük binecek. Seçim ekonomisi uygulamaları da uzun vadede hazinenin yapısal sorunlarını arttıracak. Vatandaş geçtiğimiz aylar içerisinde çok ezildi enflasyon karşısında. Özellikle asgari ücrete düzeltilme yapılmazsa Kasım ayında seçime gitmek mevcut iktidar için intihar olur. Ben açıkçası iktidarın garip bir şekilde kendi söylediklerine ve kendi dile getirdiklerine inandıklarını düşünüyorum. Aralık ayında enflasyonun düşeceğine, yeni yıldan itibaren de farklı bir sürece girileceği yönündeki beklentiyi içtenlikle paylaştıklarını düşünüyorum. Çok garip ve gerçeklikten uzak gözüküyor.”

“Bundan sonrası kemer sıkmadır”

Mevcut ekonomik koşulları muhalefetin iyi değerlendiremediğini dile getiren Arda Tunca da siyasi atmosferin giderek sertleştiğini, bunun önümüzdeki süreçte de devam edebileceğini aktarıyor. Bu dönemde ekonomik adımların da bu yönde gideceğini anlatan Tunca, “Kurdaki artış bir şekilde vatandaşın ödediği vergiler tarafından karşılanıyor. Genel olarak toplumun bu bilince sahip olduğunu göremiyoruz. Devlet bankacılık sisteminin içerisinde bir banka gibi hareket ediyor. Dar gelirli insanların ödediği vergilerin de ödediği bir vergi havuzunun içerisinden finanse ediliyor tüm bunlar” diyor.

Bundan sonra bu alandaki yanlışları düzeltmeye niyetlenen herhangi bir iktidarın işinin hiç de kolay olmayacağına değinen Tunca, “Bundan sonra yaşanacak olan şey bir daralma bir kemer sıkmadır. Halk bu genişlemeci politikaların sonuçlarını eninde sonunda ödeyecek. Bundan kaçış yok. Hangi iktidar bugünkü manzarayı toparlamaya niyetlenirse niyetlensin bunun bedelini de halk ödeyecek” şeklinde konuşuyor.

“Ciddi bir kaynak ihtiyacı var”

Vergi uzmanı Ozan Bingöl de yaptığı değerlendirmede toplanan vergilerin adil bir şekilde kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Bütçenin yaklaşık yüzde 82’sinin toplanan vergilerden oluştuğunu hatırlatan Bingöl, şunları söylüyor:

“TRT payını elektrik faturalarından kaldırıyoruz ama hemen ardından TRT bandrol ücretlerine yüzde 100’e varana artışlar yapıyoruz. O zaman TRT payını kaldırmanın ne anlamı vardı? Bütçeye kaynak sağlamak için ilk başvurulan yöntem vergileri arttırmak. Anladığımız kadarıyla ciddi anlamda bir kaynak ihtiyacı var. Bu zamların devamı gelir mi? Bunun için kâhin olmaya gerek yok. Vergi artışlarının devam etmesi de kaçınılmaz görünüyor. KKM gibi bir sistemi uygulayıp da Mayıs ayı sonuna kadar 25-30 milyar lirayı geçecek ve bütçede yer almayan bir parayı ödüyoruz. Zaten KKM uygulaması bütçe hedefinde yoktu döneme başlarken. Döneme 240 milyar lira faiz ödemesi ve 278 milyar bütçe açığı hedefi ile başladık. Bunda daha KKM ve diğer vazgeçilen vergiler de yok. Umarız önümüzdeki günler daha da kötüye gebe olmaz. En azından vatandaşın alım gücünün korunduğu yoksulluğun ve hayat pahalılığının önüne geçildiği günleri görmek istiyoruz.”

Paylaşın

Milyonlarca Dolar Garanti Ödemelere Gitti!

AK Parti iktidarlarında, “Yandaşa rant aktarma aracı” olarak kullanıldığı gerekçesiyle eleştirilen havalimanları, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) bütçesinde adeta bir karadelik oluşturdu.

2015 yılı itibarıyla havalimanları için şirketlere ödenen garanti ödemesi, DHMİ bütçesinden 2021 yılında aktarılan 172,6 milyon dolar ile 691,6 milyon dolara ulaştı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; DHMİ’nin 2021 yılına yönelik verileri de “Havaalanları özel sektöre rant kaynağı haline getirildi” eleştirilerinin haklılığını ortaya koydu. İdarenin verilerine göre, havacılık sektöründe hayata geçirilen Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri toplamı 2021 itibarıyla 19 oldu. KÖİ kapsamında yapılan projelerden 10’unun yap-işlet-devret modelli projelerden oluştuğu bildirildi.

691,6 milyon dolar şirketlere aktı

Havalimanlarında şirketlere verilen uçuş garantilerine ulaşılamaması nedeniyle DHMİ’nin kasasından 2015’te 42, 2016’da 47,4, 2017’de 60, 2018’de 65, 2019’da 133, 2020 yılında ise 172 milyon dolar çıktı. Verilen uçuş garantileri nedeniyle 2021 yılında da şirketlere yüz milyonlarca liralık ödeme yapıldı. 2021 yılında, “Garanti altı gerçekleşmeler” nedeniyle özel sektöre 161 milyon euro ödeme gerçekleştirildi. Şirketlere aktarılan paranın dolar cinsinden karşılığı ise 172,6 milyon dolar ile ifade edildi.

DHMİ bütçesinden garanti altı gerçekleşmeler nedeniyle yedi yılda şirketlere ödenen paranın toplamı 691,6 milyon dolar olarak kaydedildi.

Yatırım tutarı 13,4 milyar euro

Havacılık sektöründe gerçekleştirilen KÖİ projelerinin toplam yatırım tutarının 9,75 milyar euro olduğu belirtildi. Çukurova Havalimanı üstyapı tesisleri ve Antalya Havalimanı’nın kapasite artırımına yönelik ek yatırımlar ile İstanbul Havalimanı’nın tüm etaplarının tamamlanması ile birlikte bu tutarın 13,4 milyar euroya yükseleceği öğrenildi.

Paylaşın

Dolarizasyon Yüzde 72’ye Ulaştı!

Dolardaki hızlı yükselişin önüne geçmek ve düşük faiz politikası nedeniyle tercih edilmeyen TL mevduatı daha cazip hale getirip döviz talebini azaltmak için devreye alınan kur korumalı TL mevduat hesabı bankacılık sektöründe mevduatta dolarizasyonu arttırdı.

KKM devreye girdiği ilk hafta TL mevduatın KKM hariç toplam mevduat içindeki payı 37,35 seviyesinde iken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 27 Mayıs haftası verisinde KKM hariç TL mevduatın payı yüzde 28,15’e geriledi. KKM dövizdeki değişime duyarlı olduğu ve mevduat getirisi kurdaki değişime göre mudilere sunulduğu için dövize endeksli olarak değerlendiriliyor. Döviz mevduatının payı ise KKM devreye girdiği ilk hafta KKM ile birlikte yüzde 62,05 seviyesinde iken 27 Mayıs itibariyle KKM ile birlikte döviz mevduatının toplam mevduat içindeki payı yüzde 71,84’e çıktı. Yani KKM’nin devreye girdiği ilk haftadan bu yana TL mevduatın payı 9.2 puan azalırken dövize endeksli mevduatın payı 9 2 puan artmış oldu.

KKM ile Rusya Ukrayna savaşının başladığı şubat ayı sonuna kadar döviz kurlarında bir stabilizasyon sağlanmış ve dolar/ TL 13.5-14 lira seviyesinde kalmıştı. Özellikle şirketlere sağlanan vergi avantajı ile dövizden KKM’ye dönüş hızlanmıştı. Ancak son dönemde kurlardaki hızlı yükseliş ve şirketlerin maliyetler nedeniyle artan döviz ihtiyacı KKM’ye geçişlerin ivme kaybetmesine neden oldu.

KKM’nin payı yüzde 13,68’e yükseldi

Dünya’dan Şebnem Turhan’ın haberine göre; KKM her ne kadar TL mevduat olarak adlandırılsa da vade sonu getirisi döviz kurlarındaki değişime göre belirlendiği için analistler dövize endeksli mevduat olarak değerlendirilmesini daha uygun görüyor. KKM ilk olarak 20 Aralık’ta devreye alındı ve ilk veriyi 24 Aralık 2021 haftasında karşıladık. İlk haftasında 29 milyon lira giriş sağlanırken 24 Aralık haftasında KKM’nin toplam mevduattaki payı yüzde 0,6, KKM hariç TL mevduatın toplam bankacılık sektörü mevduatındaki payı yüzde 37,35, döviz mevduatının payı yüzde 62,05, KKM ile beraber dövize endeksli mevduatın payı ise yüzde 62,64 seviyesindeydi. KKM’ye katılım arttıkça KKM hariç TL mevduatın toplam mevduattaki payı düşüş eğilimine girdi. 27 Mayıs haftasında KKM’nin payı toplam mevduatta yüzde 13,68’e çıkarken KKM hariç TL mevduatın payı da yüzde 28,15’e indi. KKM ile birlikte döviz mevduatının payı da yüzde 71,84’e yükseldi. Analistler KKM’nin her ne kadar döviz talebini azaltmayı hedefl ese ve liralaşma stratejisinin bir parçası olsa da dövize endeksli olması nedeniyle yine dolarizasyonu artırıcı yönde etki yaptığına dikkat çekti.

KKM’nin Merkez Bankası’na olan yükü veriler açıklanmadığı için bilinmiyor. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçe sonuçlarında KKM dönüşleri için ne kadar ödediğini açıklıyor. Buna göre mart ve nisan aylarında KKM dönüşleri için 16,3 milyar lira ödendi.

Paylaşın

İlaç Krizi Kapıda

Türkiye’nin ilaç krizine girdiğini söyleyen CHP’li Bulut, “Eczaneler artan giderler karşısında elektrik, doğalgaz, su, kira gibi sabit işletme masraflarını bile karşılamakta yetersiz kalıyor. Eczacılar için artık bıçak kemiğe dayandı. Eczacıların dayanacak gücü kalmadı. Darboğaza giren eczanelerde yaşanan ekonomik sorunlar göz önünde bulundurularak bir an önce İlaç Fiyat Kararnamesi güncellenmeli” dedi.

Birgün’de yer alan habere göre; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin adım adım ilaç krizine girdiğini belirtti. Artan döviz kuru ve ilaç firmalarının zam beklentisi sebebiyle yüzlerce ilacın eczane raflarında bulunmadığını kaydeden Bulut, “İlaç döviz kuru yıl içinde 3-4 kez güncellenmeli, ilaç yokluğunun önüne geçilmeli” dedi.

Bulut, açıklamasında şunları kaydetti: “Firmaları, ürettiği ve ithal ettiği ilaçları ya hiç getirmiyor ya da çok az getiriyor. Yeni ilaçların yüzde 80’i, yılda bir kez güncellenen ilaç döviz kuru nedeniyle Türkiye’de bulunmamaktadır. Zam bekleyen firmalar piyasaya az sayıda ilaç sürüyor. Defalarca Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaptık ama dinlemediler. İlaç krizi her yıl yaşanmasına rağmen Sağlık Bakanlığı, konuya ilişkin kalıcı bir çözüm getiremedi. Eczane eczane gezen hasta ve hasta yakınları ilaç bulamıyor ve mağdur oluyorlar. İlaç-döviz kuru yıl içinde 3-4 kez güncellenerek ilaç yokluğunun önüne geçilebilir.”

“Eczacıların dayanacak gücü kalmadı”

Eczacıların yaşadığı bir diğer sorunun da 13 yıldır güncellenmeyen İlaç Fiyat Kararnamesi olduğunu ifade eden CHP’li Bulut sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülke genelinde 28 bin eczane, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gece gündüz hizmet veriyor. Ekonomik kriz, döviz kurundaki yükseliş, ardı ardına gelen fahiş zamlar, eczanelerin de ekonomik yapısını bozdu. Eczaneler artan giderler karşısında elektrik, doğalgaz, su, kira gibi sabit işletme masraflarını bile karşılamakta yetersiz kalıyor. Eczacılar için artık bıçak kemiğe dayandı. Eczacıların dayanacak gücü kalmadı. Darboğaza giren eczanelerde yaşanan ekonomik sorunlar göz önünde bulundurularak bir an önce İlaç Fiyat Kararnamesi güncellenmeli.”

Paylaşın

Et Ve Süt Kurumu İflasın Eşiğinde!

Kötü yönetim ve liyakati göz ardı eden kadrolaşma, Et ve Süt Kurumu’nu iflasın eşiğine getirdi. Görevinden alınan eski Genel Müdür Osman Uzun’un, “Uzun kuyrukları bitirmek için ete zam yaptık” açıklaması ile gündeme gelen idare 2021 yılında özkaynaklarının tamamını yitirdi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, 2017 yılında 279 milyon 337 bin 270 TL kâr açıklayan Et ve Süt Kurumu, 2018 yılı itibarıyla düzenli olarak zarar etti. İdarenin 2019 ve 2020 yılındaki zararı sırasıyla 34 milyon 664 bin 593 TL ve 222 milyon 991 bin 213 TL oldu.

Zararı giderek derinleşen idarenin, 2021 yılında da açığı giderek büyüdü. Mali verilere göre Et ve Süt Kurumu, 429 milyon 510 bin 757 TL özkaynak ile girdiği 2021 yılında 520 milyon TL açığa imza attı. 2021 yılında kurumun özkaynağı eksiye düşerek eksi 91 milyon 479 bin 728 TL olarak gerçekleşti.

Milyonlar kiraya

Et ve Süt Kurumu’ndaki batağı gözler önüne seren raporda, dikkati çeken değerlendirmeler de yer aldı. Kurum mağazalarının devam ettirilmesinde, “Karlılıktan ziyade kamu yararı ve piyasa fiyatlarına olumlu etkinin” göz önünde bulundurulduğu savunulurken kurumun 14 kentte faaliyet gösteren toplam 18 satış mağazası olduğu bildirildi. Kendisine ait bir genel müdürlük binası bulunmayan ve 10 yıldır aynı binada kiracı olan kurumun 2020 yılı itibarıyla KDV dahil aylık kirası 292 bin 640 TL olarak hesaplandı.

Sayıştay mali duruma dikkat çekti

2020 yılı mali denetimleri kapsamında kurumun mali hesaplarını denetleyen Sayıştay da dikkat çeken bulgulara ulaştı. Sayıştay’ın Et ve Süt Kurumu’na yönelik adeta bugüne ışık tutan raporunda, kurumun mali tablosundaki bozulmaya dikkat çekilerek, “Tablonun negatife dönme riski var” değerlendirmesinde bulunuldu.

Paylaşın

IFM: Uluslararası Yatırımcı İçin Öncelik Hukukun Üstünlüğü

İnşaatı hala devam eden ve bu yıl içerisinde açılması planlanan İstanbul Finans Merkezi (İFM) için bir yandan da yasal hazırlıklar yapılıyor. Bu kapsamda Çarşamba günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na AKP milletvekilleri imzası ile sunulan İstanbul Finans Merkezi Kanun Teklifi ile İFM’nin yönetilmesi, işletilmesi ve burada gerçekleştirilecek faaliyetlere dair teşviki indirim ve muafiyetler de düzenleniyor.

İlgili kanun teklifine göre İstanbul Finans Merkezi’nde katılımcı belgesi alarak finansal faaliyette bulunan kuruluşlar tarafından gerçekleştirilecek finansal hizmet ihracatında kurumlar vergisi indirimi 2031’e kadar yüzde yüz indirim oranı ile uygulanacak. İFM’de finansal faaliyet harçları 5 yıl süreyle alınmayacak.

Burada istihdam edilen personele ödenen aylık ücretin, yurt dışında en az 5 yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde yüzde 60’ı, yurt dışında en az 10 yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerde ise yüzde 80’i gelir vergisinden istisna edilebilecek. Bu istisna, İFM’de çalışmaya başlamadan önceki son 3 yılda Türkiye’de çalışmamış olan personelin ücret gelirlerine uygulanacak.

Katılımcıların tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine de imkân tanınacak. İstanbul Finans Merkezi’nde aşınmazların kiralanması ile ilgili işlemler tüm harçlardan ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna tutulacak.

DW Türkçe’den Emre Eser’e bu kanun teklifi ile değerlendirmelerde bulunan vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl’e göre öngörülen teşvikler İstanbul’un bir finans merkezi olma hedefi doğrultusunda oldukça önem taşıyor.

Yapısal unsurlar teşviklerden önemli

Ancak Ozan Bingöl’e göre bu kapsamda verilen vergi teşvikleri İstanbul Finans Merkezi’ne çekilmesi planlanan uluslararası finans kuruluşları için ilk öncelik değil. Bingöl, teşviklerin diğer ülkelerdeki finans merkezleri ile rekabet edilebilmesi için oldukça önemli olduğunu ancak uluslararası finans kuruluşlarının bu teşviklerden önce gelecekleri ülkelerde hukukun üstünlüğüne, ifade özgürlüğüne, bağımsız yargıya, ekonomideki öngörülebilirliğe, teknolojik altyapıya, finansal ve siyasal istikrara daha fazla dikkat ettiklerini söylüyor.

Bingöl, bu noktada temel ve belirleyici unsurlarda problem olmadığı zaman bu teşviklerin bir rekabet gücü katacağına vurgu yapıyor.

İFM’de istenilen cazibe yaratılabilir mi?

Uluslararası bir finans kuruluşunun ya da yatırımcının Tokyo, New York ya da Londra yerine İstanbul’u tercih etmesi için bu teşviklerin verilmesinin oldukça doğal olduğunu anlatan Ozan Bingöl, “İstanbul Finans Merkezi (İFM) projesi mevcut iktidarın 15 yıllık bir istediği. Burada İstanbul’u finansal bir merkez haline getirme hedefi ile yola çıkıldı. Yani yeni bir durum değil. İnşaatta sona yaklaşılırken kanun teklifi ile cazibeli bir ortam yaratılmak isteniyor. Ancak bu şehirlerde faaliyet gösteren uluslararası kurumlar için teşviklerin önem açısından son sırada geliyor. Bunları sağlamadan cazibeli bir ortam yaratabilir miyiz? Umarım yaratabiliriz” diyor.

“Bazı teşvikler olumlu olabilir”

Kanunla sağlanması planlanan teşviklere ve muafiyetlere de değinen Ozan Bingöl, “Burada bazı şeyleri doğru anlamak lazım. İFM’de finansal hizmet ihracatı kapsamında yapılacak finansal ihracatlarda kurumlar vergisinde yüzde 75 istisna var. Ama bu belli bir dönem yüzde 100 olarak uygulanacak şekilde kurgulanıyor. Burada tüm gelirlerden bahsedilmiyor. Sadece finansal ihracattan bahsediliyor. Bu önemli ve olumlu. Teklifin genelinde sağlanan istisnalar yabancı kuruluşlar için. Yine bu şirketler için kuruluş aşamasındaki finansal faaliyet harçları da 5 yıl süreyle muaf tutuluyor. Bu da doğru bir teşvik aslında. Siz uluslararası finans kuruluşlarını çekmek istiyorsanız bu tarz teşvikleri vermek zorundasınız. Böylece diğer finans merkezleri ile rekabet sağlamayı amaçlıyorsunuz. Bu açıdan önemli ama yeterli değil. Daha öncesinde yapmanız gereken pek çok yapısal düzenleme, politika ve uygulama söz konusu” ifadelerini kullanıyor.

Bu noktada bir parantez açan Bingöl, şunları ekliyor: İstanbul Finans Merkezi’nde alt ve üstyapı işlerinin ve işletmenin 20 yıl boyunca Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) bir şirkete devredildiğini görüyoruz. Burası da gerçekten önemli, buradaki yatırımı, İFM’nin çevresinin oluşturma sürecini bu şirket işletecek. Bu şirket nasıl bir şirket olacak? Yönetiminde kimler olacak? Bunların da bilinmesi gerekir.”

Teklifte ayrıca İFM’nin 15 yılda GSYH’ye 129 milyar lira katkı sunacağı ve 15 yılda istihdama 102 bine yakın ek bir istihdam sağlayacağı öngörüsü de yer alıyor.

“Şeffaf bir süreç yönetilmeli”

Bingöl, tüm bu hedeflerin gerçekleşmesi için önce şeffaflığın sağlanması gerektiğini vurguluyor. Buradaki vergi teşviklerinin aynı zamanda bir vergi harcaması anlamına geldiğini aktaran Ozan Bingöl, “Tüm bunlar yapılırken çok şeffaf bir sürecin yönetilmesi gerekiyor. Ne kadar vergi harcaması yapılacağının etki analizlerinin yapılıp bunun doğru şekilde kamuoyu ile paylaşılması lazım. Çünkü bu bir vergi harcamasıdır. Vazgeçilen verginin de bu anlamda kamuoyu ile paylaşılması şarttır” şeklide konuşuyor.

Türkiye’de vatandaşın doğumdan ölüme iğneden ipliğe kadar her alanda vergi ödemek zorunda olduğunu hatırlatan Ozan Bingöl, vatandaşın vergi yükünün sürekli arttığını ama bu teşviklerden sadece belli sektörlerin ve grupların yararlanabildiğini söylüyor.

“Vergiyi toplamak kadar adil paylaşmak da önemli”

Vergiyi toplamak kadar verginin adil bölüşülmesinin de çok önemli olduğunu ifade eden Bingöl, “Vergi harcaması kısmından belirli bir grup daha fazla yararlanıyor. Yani siz geliri adil dağıtmak istiyorsanız vergiyi de adil toplamak zorundasınız. Biz verginin varlığına itiraz etmiyoruz. Verginin kimlerden, nasıl ve hangi ölçüde toplanıp yine kimlere hangi kriter ver ölçülere göre dağıtıldığına itiraz ediyoruz. İşte meselenin özü budur. Bütçede sadece belirli kalemlere yer açılıp vatandaşın talepleri görmezden geliniyor” diye konuşuyor.

Ozan Bingöl, yaptığı değerlendirmeyi şu sözlerle noktalıyor: “Bu vergi sistemi gerçekten bütçe hakkının yok sayıldığı, temsilsiz vergileme olmaz ilkesinin rafa kaldırıldığı, vergilemede optimal sınırların aşıldığı, iki yılda bir gelen vergi afları ile mükellefin etik dışılığa sevk edildiği bir vergi sistemi. Aslında meşruiyetini bu anlamda yitirmiştir.”

İstanbul Finans Merkezi’nde kimler olacak?

İstanbul Finans Merkezi’nin (İFM) paylaştığı bilgilere göre şu ana kadar burada olması kesinleşen kurumlar arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul, Ziraat Bankası, Halkbank, Vakıfbank, Türkiye Sigorta ve İŞ GYO bulunuyor. Zamanla uluslararası finans kuruluşlarının da burada faaliyet göstermesi amaçlanıyor.

İFM’nin kendi internet sitesinde yer alan bilgilere göre İstanbul Finans Merkezi bünyesinde 1,4 milyon metrekare büyüklüğe sahip ofis alanları, 100 bin metrekarelik alışveriş merkezi, 2 bin 100 kişilik konferans merkezi ve 30 bin metrekarelik 5 yıldızlı otel bulunuyor.

Paylaşılan hedeflere göre İFM’nin kısa vadede bölgesel orta vadede ise küresel bir merkez olma planı var. Bu doğrultuda kamu ve özel sektör bankaları, portföy yönetim şirketleri, aracı kurumlar, sigorta şirketleri ve farklı kategorilerden finansal kuruluşların merkeze çekilmesi öngörülüyor.

Paylaşın

Bankacılık Sektörünün Karı Nisan Ayında Yüzde 707,8 Arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) bankacılık sektörünün nisan ayına ilişkin kârlılık oranlarını açıkladı. Buna göre sektörün kârı nisanda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 707,8 artışla 34,9 milyar TL’ye yükseldi.

Bankacılık sektörünün geçen yılın ilk dört ayında 20,7 milyar lira olan toplam net kârı bu yılın ocak-nisan döneminde 98,2 milyar liraya ulaştı.

BDDK verilerine göre bankacılık sektöründe tahsili gecikmiş alacakların toplam kredilere oranı nisan itibarıyla yüzde 2,75 oldu. Bu oran 2021’in aynı döneminde yüzde 3,74 seviyesindeydi. Çekirdek sermaye yeterlilik oranı Ocak-Nisan döneminde yüzde 16 oldu. Bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 14 olarak kaydedilmişti.

Sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 18’den yüzde 20’ye çıktı.

581 milyon liralık ihtiyaç kredisi

Bankacılık sektörünün kredi hacmi, geçen hafta 139 milyar 150 milyon lira artarak 6 trilyon 35 milyar 266 milyon liraya çıktı.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı da 27 Mayıs itibarıyla 13 milyar 696 milyon lira artışla 867 milyar 349 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 330 milyar 182 milyon lirası konut, 20 milyar 587 milyon lirası taşıt ve 516 milyar 581 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 13 milyar 816 milyon lira artarak 817 milyar 380 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 4 artışla 258 milyar 985 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 104 milyar 172 milyon lirası taksitli, 154 milyar 813 milyon lirası taksitsiz oldu.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Aylık Maliyeti 19 Bin 950 TL

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) 3 aylık periyotlar halinde yayınladığı İstanbul’daki yaşam maliyeti araştırmasının mart-nisan-mayıs sonuçları açıklandı.

Haber Merkezi / Buna göre 4 kişilik bir ailenin İstanbul’da yaşama maliyeti ortalama 19 bin 950 lira oldu. Çayın fiyatı nisan ayından mayıs ayına gelene kadar yüzde 30 arttı.

Araştırmada, İstanbul’da ortalama bir hanenin yaşam maliyetindeki değişiklikler tespit edildi. Yaşam maliyetini etkileyen harcama grupları ve incelenen maddeler paylaşıldı.

Buna göre mayıs ayında İstanbul’da yaşam maliyeti artış oranı yüzde 7,78 olarak gerçekleşti. Mayıs ayı değişim oranlarına göre İstanbul’da yaşam maliyetinin yıllık (son 12 ay) artış oranı ise yüzde 86,02 oldu.

4 kişilik bir ailenin mayıs ayında yaşama maliyeti ortalaması 19 bin 950 lira olarak belirlendi. Maliyet nisan ayına göre 1440 lira arttı. Mart ayı ortalaması 17 bin 77 lira, nisan ayı ortalaması ise 18 bin 510 liraydı.

Raflardaki fiyatlar el yakıyor

Araştırma kapsamında ürün fiyatlarındaki aylık değişimler de incelendi. Buna göre, mayıs ayında nisan ayına göre en çarpıcı fiyat değişimlerinden biri yüzde 30 artışla çayda görüldü.

Yine araştırmaya göre et-kıymanın fiyatı mart ayında yüzde 21, nisan ayında yüzde 2, mayıs ayında ise yüzde 15 arttı. Yoğurdun fiyatı da nisan ayında yüzde 28, mayıs ayında yüzde 19 artarken ağız ve diş bakımı ürünlerinde mayıs ayı fiyat artışının oranı yüzde 22’yi buldu.

TÜİK açıkladı: Enflasyon yüzde 73,50

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, enflasyon mayısta yüzde 2,98 arttı, yıllık bazda ise yüzde 73,50 oldu.

Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, Mayıs 2022’de enflasyon yüzde 5,46 olurken yıllık enflasyon yüzde 160,76’ya yükseldi. ENAG nisan ayı enflasyon rakamlarının yıllık yüzde 156,86 oranında olduğunu duyurdu.

İstanbul’da ise perakende fiyatlar Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87,35 artış kaydedildi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre bu artış 1998’den bu yana görülen en yüksek artış oldu. Aylık bazda artış ise yüzde 5,84 olarak kaydedildi. İTO verilerine göre Mayıs’ta toptan fiyatlarda yıllık yüzde 79,12; aylık olarak ise 5,76 artış oldu.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Enflasyon Yüzde 73,50

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, enflasyon mayısta yüzde 2,98 arttı, yıllık bazda ise yüzde 73,50 oldu.

Haber Merkezi / Ana harcama grupları itibarıyla 2022 yılı mayıs ayında en az artış gösteren ana gruplar yüzde 0,41 ile eğitim, yüzde 1,49 ile haberleşme ve yüzde 1,61 ile sağlık oldu. Buna karşılık, 2022 yılı mayıs ayında artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 6,53 ile alkollü içkiler ve tütün, yüzde 6,15 ile eğlence ve kültür, yüzde 5,47 ile lokanta ve oteller oldu.

Yıllık bazda 8 grup düştü, 4 grup yükseldi

Yıllık en düşük artış yüzde 19,81 ile haberleşme ana grubunda gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla yüzde 27,48 ile eğitim, yüzde 29,80 ile giyim ve ayakkabı ve yüzde 37,74 ile sağlık oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 107,62 ile ulaştırma, yüzde 91,63 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 82,08 ile ev eşyası oldu.

Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, Mayıs 2022’de enflasyon yüzde 5,46 olurken yıllık enflasyon yüzde 160,76’ya yükseldi. ENAG nisan ayı enflasyon rakamlarının yıllık yüzde 156,86 oranında olduğunu duyurmuştu.

Türk-İş ve İTO enflasyon verilerinde artış sürmüştü

Enflasyon açısından öncü göstergeler olarak kabul edilen Türk-İş Ankara gıda enflasyonu ve İTO İstanbul perakende fiyatlar endeksi Mayıs ayında enflasyonda yükselişin sürdüğüne işaret etti. Türk-İş gıda enflasyonu yıllık bazda Mayıs’ta yüzde 107 olarak kaydedildi.

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 13,04 oranında gerçekleşti. Beş aylık değişim oranı yüzde 46,85 oranında oldu.

İstanbul’da ise perakende fiyatlar Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87,35 artış kaydetti.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre bu artış 1998’den bu yana görülen en yüksek artış oldu. Aylık bazda artış ise yüzde 5,84 olarak kaydedildi. İTO verilerine göre Mayıs’ta toptan fiyatlarda yıllık yüzde 79,12; aylık olarak ise 5,76 artış oldu.

Beklentilerin altında geldi

Reuters’ın 14 katılımcıyla gerçekleştirdiği ankette, mayıs ayı için yıllık enflasyonun son 24 yılın zirvesi olan yüzde 76,55’e ulaşması bekleniyor.

Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin düzenlediği enflasyon anketine göre ise, ankete katılan 21 kurumun medyan beklentisi mayıs ayında enflasyonun aylık yüzde 4,6; yıllık yüzde 76,2 seviyesinde gerçekleşeceği yönünde oldu.

TL’de değer kaybı endişesi

Merkez Bankası’nın faiz kararları, hükümet ve TCMB’den TL’deki değer kaybını durduracak bir açıklama gelmemesi, buna ek olarak TCMB’nin döviz piyasasına müdahalede bulunmak için geçtiğimiz yıllara göre çok daha düşük döviz rezervinin bulunması TL’nin daha da değer kaybının sürebileceği endişesini yaratıyor.

Paylaşın