Tüketicinin Ekonomiye Güveni Nisan’da Arttı

Mart ayında 85,0 puan olan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 85,5 seviyesine yükseldi. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026 dönemine ilişkin Tüketici Güven Endeksi verilerini açıkladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarına göre hesaplanan endeks, sınırlı da olsa yükseliş gösterdi.

Mart ayında 85,0 seviyesinde bulunan Tüketici Güven Endeksi, Nisan ayında yüzde 0,5 oranında artarak 85,5’e çıktı. Açıklanan veriler, tüketici güveninde temkinli bir toparlanmaya işaret ederken, endeksin hâlen 100 eşik değerinin altında kalması, tüketicilerin genel ekonomik duruma ilişkin ihtiyatlı duruşunu sürdürdüğünü ortaya koydu.

Ekonomistler, endeksteki sınırlı artışın hanehalkının mevcut ekonomik koşullara dair beklentilerinde kısmi bir iyileşmeye işaret ettiğini belirtirken, kalıcı bir güven artışı için daha güçlü ekonomik göstergelere ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini /  beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Yurt Dışı Üretici Enflasyonu Yüzde 35,40

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart 2026 verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi’nde (YD-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 3,94 artarken, yıllık bazda artış yüzde 35,40 olarak kaydedildi.

Endeks, yılın ilk üç ayında yüzde 10,73 yükselirken, on iki aylık ortalamalara göre artış oranı yüzde 30,23 oldu. Veriler, özellikle küresel maliyet baskılarının ihracat fiyatlarına yansımaya devam ettiğini gösterdi.

Sanayinin alt sektörlerinde ise dikkat çekici farklılaşmalar görüldü. Yıllık bazda madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe fiyat artışı yüzde 53,25’e ulaşırken, imalat sanayindeki artış yüzde 35,10 seviyesinde gerçekleşti.

Ana sanayi grupları incelendiğinde, en yüksek yıllık artışın yüzde 88,91 ile enerji grubunda yaşanması öne çıktı. Dayanıklı tüketim mallarında yüzde 39,86, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 39,45, ara mallarında yüzde 29,85 ve sermaye mallarında yüzde 27,93 oranında artış kaydedildi.

Aylık bazda da enerji fiyatlarındaki sert yükseliş dikkat çekti. Mart ayında enerji grubu yüzde 58,87 artış gösterirken, imalat sanayi yüzde 3,98, madencilik ve taş ocakçılığı ise yüzde 1,97 artış kaydetti. Ana sanayi gruplarında ise ara malları yüzde 1,91, dayanıklı tüketim malları yüzde 0,90 ve dayanıksız tüketim malları yüzde 0,99 artarken, sermaye mallarında yüzde 0,07’lik sınırlı bir düşüş yaşandı.

Açıklanan veriler, özellikle enerji maliyetlerindeki keskin artışın YD-ÜFE üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyarken, uzmanlar bu eğilimin ihracat fiyatları ve rekabet gücü üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Tarımda Fiyat Baskısı Sürüyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Şubat 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verileri, sektördeki maliyet baskısının sürdüğünü ortaya koydu.

Buna göre Tarım-GFE, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 3,10 artarken, geçen yılın aynı ayına göre artış oranı yüzde 31,55’e ulaştı. Endeks, yıl başına göre yüzde 7,08 yükselirken, on iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 32,64 olarak kaydedildi.

Alt kalemler incelendiğinde, çiftçinin üretim sürecinde kullandığı mal ve hizmetlerdeki fiyat artışları dikkat çekti. Aylık bazda tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksi yüzde 2,96 artarken, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerdeki artış yüzde 3,94 oldu. Yıllık bazda ise bu kalemlerdeki artış sırasıyla yüzde 32,81 ve yüzde 24,31 olarak gerçekleşti.

Girdi kalemleri arasında en yüksek yıllık artış yüzde 41,37 ile veteriner harcamalarında görülürken, aylık bazda en hızlı yükseliş yüzde 4,31 ile malzemeler grubunda kaydedildi.

Açıklanan veriler, özellikle yem, bakım ve ekipman gibi temel girdilerdeki fiyat artışlarının üretici üzerindeki maliyet baskısını artırdığını gösteriyor. Uzmanlar, tarımsal girdi enflasyonundaki yüksek seyrin, önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaya devam edebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Yükümlülükleri 786,8 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan Şubat 2026 verilerine göre, Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu -347,6 milyar dolar olarak kaydedildi.

Şubat ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları bir önceki aya göre yüzde 1,7 azalarak 439,1 milyar dolara gerilerken, yükümlülükleri yüzde 0,5 düşüşle 786,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Böylece varlıklardaki daha hızlı gerileme, net pozisyon açığının büyümesinde belirleyici oldu.

Varlık kalemleri incelendiğinde en dikkat çekici düşüş rezervlerde yaşandı. Rezerv varlıklar 7,9 milyar dolar azalarak 210,3 milyar dolara geriledi. Buna karşılık doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 1,2 artışla 76,8 milyar dolara yükselirken, diğer yatırımlar kalemi sınırlı bir düşüşle 145,6 milyar dolar oldu. Bankaların yabancı para cinsinden efektif ve mevduat varlıkları ise yüzde 2 azalarak 42,5 milyar dolara indi.

Yükümlülük tarafında ise farklı bir görünüm öne çıktı. Doğrudan yatırımlar, BIST 100 endeksindeki gerilemenin etkisiyle yüzde 2,2 azalarak 226,2 milyar dolara düştü. Buna karşın portföy yatırımları yüzde 0,8 artışla 153,4 milyar dolara yükselirken, diğer yatırımlar kalemi yüzde 0,1’lik sınırlı düşüşle 407,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Genel hükümetin devlet iç borçlanma senetleri yükümlülükleri ise yüzde 1,2 azalarak 22,1 milyar dolara geriledi.

Veriler, Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonunda açığın büyümeye devam ettiğini ve özellikle rezervlerdeki gerilemenin bu görünüm üzerinde etkili olduğunu ortaya koydu. Ekonomistler, küresel finansal koşullar ve sermaye hareketlerinin önümüzdeki dönemde bu dengede belirleyici olmaya devam edeceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Kapanan Şirket Sayısı Azaldı, Temkinli Seyir Sürüyor

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından açıklanan Mart 2026 kurulan-kapanan şirket istatistikleri, iş dünyasında kapanışların azaldığı ancak genel görünümün temkinli seyrettiği bir döneme işaret etti.

Verilere göre Mart ayında kapanan şirket sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 6,4 oranında azaldı. Aynı dönemde kapanan kooperatif sayısı yüzde 38,4 düşerken, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 45,6 artış gösterdi.

Yılın ilk üç ayına bakıldığında da benzer bir eğilim öne çıktı. 2026’nın ilk çeyreğinde kapanan şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,2 azalırken, kapanan kooperatif sayısı yüzde 25,2 geriledi. Buna karşılık kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 13 artış kaydedildi.

Kuruluş tarafında ise daha sınırlı bir hareketlilik görüldü. İlk üç ayda kurulan şirket sayısı yüzde 1,3 artarken, kooperatiflerde yüzde 28,3, gerçek kişi ticari işletmelerde ise yüzde 1,2 düşüş yaşandı. Mart ayında ise kurulan şirket sayısında önemli bir değişim gözlenmedi.

Aylık bazda bakıldığında ise kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 11,2 azaldı. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 11,6 artış gösterdi. Bu durum, kısa vadede girişimcilik tarafında dalgalı bir seyir yaşandığını ortaya koydu.

Mart ayında kurulan 8 bin 379 şirketin büyük bölümü limited şirketlerden oluşurken, şirketlerin yüzde 36,1’i İstanbul, yüzde 9,8’i Ankara ve yüzde 5,9’u İzmir’de kuruldu. Tüm illerde şirket kuruluşunun gerçekleşmesi dikkat çekti.

Sektörel dağılım incelendiğinde, en fazla kuruluşun toptan ve perakende ticaret, inşaat ve imalat sektörlerinde gerçekleştiği görüldü. Kapanışlarda da benzer sektörlerin öne çıkması, ekonomik faaliyetlerdeki yoğunlaşmanın sürdüğünü ortaya koydu.

Öte yandan Mart ayında kurulan şirketlerin toplam sermayesi bir önceki aya göre yüzde 1,7 azaldı. Yabancı ortaklı şirket sayısı ise 827 olarak kaydedilirken, bu şirketlerde yabancı sermaye payı yüzde 95,3 seviyesinde gerçekleşti.

Genel tablo, kapanan şirket sayısındaki düşüşe rağmen, girişimcilik ve yatırım iştahının henüz güçlü bir ivme kazanmadığını, ekonomik aktörlerin temkinli hareket ettiğini gösterdi.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 27,53

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan Nisan 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi, enflasyon beklentilerinde yukarı yönlü hareketin sürdüğünü ortaya koydu.

Ankete göre katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki dönemde yüzde 25,38 seviyesindeyken, bu dönemde yüzde 27,53’e yükseldi. Enflasyondaki yukarı yönlü revizyon sadece yıl sonuyla sınırlı kalmadı. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 22,17’den yüzde 23,39’a, 24 ay sonrası beklenti ise yüzde 17,30’dan yüzde 18,02’ye çıktı.

Faiz beklentilerinde ise sınırlı bir değişim gözlendi. Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi yüzde 40,00 seviyesinde sabit kalırken, Nisan ayı Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin politika faizi beklentisi yüzde 37,75 olarak kaydedildi.

Döviz kuru beklentilerinde de yukarı yönlü güncelleme dikkat çekti. Yıl sonu dolar/TL beklentisi 50,97 TL’den 51,23 TL’ye yükselirken, 12 ay sonrası beklenti 52,70 TL’den 53,62 TL’ye çıktı.

Öte yandan büyüme tarafında daha temkinli bir tablo ortaya çıktı. Katılımcıların 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,8’den yüzde 3,5’e gerilerken, 2027 yılına ilişkin büyüme beklentisi de yüzde 4,3’ten yüzde 4,1’e indi.

Genel görünüm, enflasyon ve kur beklentilerinde yukarı yönlü eğilimin sürdüğüne, buna karşılık ekonomik büyüme beklentilerinde sınırlı da olsa aşağı yönlü bir revizyon yapıldığına işaret etti.

Paylaşın

Konut Satışlarında İvme Kaybı

Konut satışları mart ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,6 oranında geriledi. İkinci el piyasasındaki daralma ve yabancı talebindeki düşüş, sektördeki yavaşlamanın daha belirgin hale geldiğini ortaya koydu.

Türkiye genelinde konut piyasası Mart ayında zayıf bir görünüm sergiledi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri’ne göre, toplam konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,6 oranında azaldı.

Detaylara bakıldığında ilk el konut satışları yüzde 1,3 artarak 35 bin 725’e yükselirken, ikinci el konut satışları yüzde 3,6 düşüşle 77 bin 642’ye geriledi. Toplam satışlar içinde ilk el konutların payı yüzde 31,5, ikinci el konutların payı ise yüzde 68,5 oldu.

Kredi kullanımındaki artış dikkat çekti. İpotekli konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,9 artarak 25 bin 978’e ulaştı. Buna karşın diğer satış türleri yüzde 9,6 azalarak 87 bin 389 olarak kaydedildi.

Takvim etkilerinden arındırılmış veriler ise piyasadaki zayıflamanın daha derin olduğunu gösterdi. Bu kapsamda ilk el satışlar yıllık bazda yüzde 1,8, ikinci el satışlar ise yüzde 6,2 geriledi. Aylık bazda ise her iki segmentte de düşüş yaşandı.

Yabancılara yapılan konut satışları da düşüş trendini sürdürdü. Mart ayında yabancılara satışlar yüzde 20 azalarak bin 353’e indi. En fazla satış 229 konutla Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapılırken, İran ve Almanya vatandaşları sıralamada öne çıktı.

İş yeri satışlarında da benzer bir tablo görüldü. İlk el iş yeri satışları yüzde 5,4, ikinci el satışlar ise yüzde 12,3 oranında azaldı. Buna karşılık ipotekli iş yeri satışlarında yüzde 60,1 artış yaşandı.

Genel görünüm, finansman destekli satışların artmasına rağmen, özellikle ikinci el piyasasında ve yabancı talebinde zayıflamanın sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

İstihdamda Sınırlı Artış

TÜİK’in Şubat 2026 verileri, ücretli çalışan sayısında yıllık bazda sınırlı bir artışa işaret ederken sektörler arasındaki ayrışmayı da ortaya koydu. Sanayide düşüş dikkat çekerken, inşaat ve hizmet sektörlerindeki yükseliş istihdamın yönünü belirledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Şubat 2026 verilerine göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,3 artarak 15 milyon 501 bin 511 kişiye ulaştı. Söz konusu rakam, Şubat 2025’te 15 milyon 297 bin 723 kişi olarak kaydedilmişti.

Alt sektörler incelendiğinde ise tablo dikkat çekici bir ayrışmaya işaret etti. Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 3,2 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 4,5 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 oranında artış görüldü. Bu durum, istihdamın ağırlıklı olarak hizmet ve inşaat odaklı büyüdüğünü ortaya koydu.

Aylık bazda ise daha ılımlı bir artış dikkat çekti. Şubat ayında toplam ücretli çalışan sayısı bir önceki aya göre yüzde 0,4 yükseldi. Aynı dönemde sanayi sektöründe yüzde 0,1, inşaatta yüzde 0,9 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,5 oranında artış gerçekleşti.

Veriler, Türkiye’de istihdam artışının sürdüğünü ancak sektörler arasında dengesiz bir dağılımın devam ettiğini gösteriyor. Özellikle sanayi sektöründeki gerileme, üretim tarafındaki zayıflamaya işaret ederken, hizmet ve inşaat sektörleri istihdamın lokomotifi olmayı sürdürüyor.

Paylaşın

Tarımda Fiyat Artışı Hız Kesmiyor: Martta Üretici Enflasyonu Yüzde 36’yı Aştı

Tarımda üretici enflasyonu, mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,88, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 36,09 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 39,25 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) verilerini açıkladı. Veriler, tarım sektöründe fiyat artışlarının hız kesmeden devam ettiğini ortaya koydu.

Tarım-ÜFE (2020=100), Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85 artarken, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 12,88, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 36,09 yükseldi. On iki aylık ortalamalara göre artış oranı da yüzde 39,25 olarak gerçekleşti.

Aylık bazda sektörler incelendiğinde, tarım ve avcılık ürünleri ile ilgili hizmetlerde yüzde 4,06, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,79 artış kaydedildi. Buna karşılık balıkçılık ve su ürünleri grubunda yüzde 0,10’luk sınırlı bir düşüş görüldü.

Ana gruplar itibarıyla bakıldığında ise tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,21 ile dikkat çekici bir artış yaşanırken, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 7,34 düşüş kaydedildi. Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünler grubunda ise yüzde 3,30’luk artış gerçekleşti.

Alt gruplar bazında yıllık değişimde en yüksek artış yüzde 56,36 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyvelerde görülürken, aylık bazda en yüksek artış yüzde 20,37 ile sebze, kavun-karpuz ile kök ve yumrular grubunda gerçekleşti.

Açıklanan veriler, tarım üretici fiyatlarında yukarı yönlü baskının sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

Kemer Sıkma Politikaları: Borçlandırma Yoluyla Terbiye

Küresel ekonomi, son on yılda art arda yaşanan krizler, yükselen kamu borçları ve finansal kırılganlıklarla birlikte yeniden “kemer sıkma” tartışmalarının merkezine yerleşti.

Haber Merkezi / Uluslararası finans kuruluşlarının ve borç veren mekanizmaların dayattığı mali disiplin politikaları, birçok ülkede yalnızca ekonomik bir dengeleme aracı olarak değil, aynı zamanda toplumsal yaşamı yeniden şekillendiren bir “yapısal kontrol mekanizması” olarak eleştiriliyor.

Ekonomi literatüründe kemer sıkma politikaları; kamu harcamalarının kısılması, vergilerin artırılması ve sosyal devletin daraltılması üzerinden borç sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlayan uygulamalar olarak tanımlanıyor. Ancak akademik çalışmalar, bu politikaların kısa vadede mali disiplin sağlasa bile uzun vadede büyümeyi zayıflattığını, işsizliği artırdığını ve gelir eşitsizliğini derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

“Borçla disiplin” modeli ve küresel deneyimler

Özellikle Uluslararası Para Fonu (IMF) programları üzerinden uygulanan kemer sıkma reçeteleri, birçok ülkede borç krizlerinin ardından devreye sokuldu. Vergi artışları ve kamu harcamalarında sert kesintiler, borçların azaltılması için temel koşul haline gelirken, bu süreç sosyal harcamaların daralmasına yol açtı.

Latin Amerika’dan Güney Avrupa’ya, Asya krizinden Afrika ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uygulanan bu politikalar, ekonomik istikrar hedefiyle başlatılsa da sıklıkla derin toplumsal kırılmalarla sonuçlandı. Arjantin, Yunanistan ve Endonezya gibi örneklerde kamu borcunu azaltma hedefi, uzun süreli resesyonlar, işsizlik artışı ve sosyal huzursuzlukla birlikte anıldı.

Eşitsizlik ve sosyal daralma eleştirisi

Eleştirel ekonomik yaklaşımlar, kemer sıkma politikalarının yalnızca mali bir tercih değil, aynı zamanda gelir dağılımını yeniden şekillendiren politik bir tercih olduğunu vurguluyor. Kamu harcamalarının kısılması, eğitim ve sağlık gibi temel alanlarda devletin geri çekilmesine neden olurken, bu boşluğun piyasa mekanizmaları tarafından doldurulması sosyal eşitsizlikleri artırıyor.

Bu çerçevede bazı araştırmalar, kemer sıkmanın yalnızca bütçe dengesi değil, aynı zamanda “toplumsal disiplin” üretme işlevi gördüğünü savunuyor. Özellikle kriz dönemlerinde devreye sokulan bu politikaların, borçlu toplumları finansal piyasalara daha bağımlı hale getirdiği ve ekonomik karar alma alanını daralttığı ileri sürülüyor.

“Reçete” mi, “bağımlılık döngüsü” mü?

Kemer sıkma politikalarının savunucuları, bu uygulamaların devletleri aşırı borçlanmadan koruduğunu ve kredi güvenilirliğini artırdığını belirtirken, eleştirmenler tam tersine bir borç döngüsü yarattığını savunuyor. Buna göre kamu harcamalarındaki kesintiler ekonomik büyümeyi yavaşlatarak vergi gelirlerini düşürüyor, bu da yeni borçlanma ihtiyacını yeniden doğuruyor.

Bu kısır döngü, bazı akademik çalışmalarda “mali tuzak” olarak tanımlanıyor ve borçlandırma mekanizmasının ekonomik olmaktan çok siyasal bir araç haline geldiği ileri sürülüyor.

Ekonomiden toplumsal mühendisliğe

Eleştirel perspektife göre kemer sıkma politikaları, yalnızca bütçe dengeleme aracı değil; aynı zamanda devletlerin sosyal harcamalar üzerinden yeniden yapılandırıldığı, toplumların tüketim ve yaşam biçimlerinin dönüştürüldüğü bir yönetim modeli olarak işliyor.

Bu çerçevede borç, yalnızca finansal bir yük değil; aynı zamanda ülkelerin ekonomik tercihlerini sınırlayan ve siyasal alanı daraltan bir “disiplin aracı” haline geliyor. Tartışmalar ise temel bir soruda yoğunlaşıyor: Kemer sıkma, gerçekten bir ekonomik zorunluluk mu, yoksa borç üzerinden kurulan yeni bir küresel düzenin yönetim teknolojisi mi?

Paylaşın