ABD Merkez Bankası’ndan Faiz Oranlarını Sabit Tutma Kararı

ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed Başkanı Jerome Powell, mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi.

ABD Merkez Bankası (FED), Federal Açık Piyasa Komitesi politika toplantısının sonunda, piyasa beklentilerine paralel olarak, politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed böylece 5 toplantı üst üste faizlerde değişikliğe gitmedi.

Faiz kararı 2’ye karşı 9 oyla alındı. Fed üyelerinden Michelle Bowman ve Christopher Waller 25 baz puan indirimden yana oy kullandı. Böylece 1993 yılından beri ilk kez 2 Fed üyesi karara karşı oy kullandı.

Karar metninde, “Net ihracattaki dalgalanmalar verileri etkilemeye devam etse de, son göstergeler yılın ilk yarısında ekonomik aktivitede büyümenin ılımlılaştığını gösteriyor” ifadesi yer aldı. Fed daha önce büyümeyi “sağlam bir hızda” büyüme olarak nitelendirmişti.

Çoğu politika yapıcı, Fed’in tarifelerin enflasyon üzerindeki etkisini ölçmek için faiz indirimlerinden uzak durması gerektiğini savundu. Bazı yetkililer ise güçlü işgücü piyasasının sabırlı kalmalarına olanak sağladığını vurguladı.

Açıklamada işsizlik oranının düşük seyretmeye devam ettiği, işgücü piyasasının sağlam olduğu ve enflasyonun “bir miktar yüksek kalmaya devam ettiği” ifade edildi.

Haziran toplantısında Fed yetkilileri, yıl sonuna kadar 2 indirim öngörmüştü. Yatırımcıların bu toplantıda faiz indirimi beklentisi çok düşüktü, ancak piyasalarda Eylül ayında faiz indirimi ihtimali yaklaşık yüzde 60 olarak fiyatlanıyor.

Sıkça Fed Başkanı Powell’ı faiz konusunda eleştiren ABD Başkanı Donald Trump karardan hemen önce açıklama yaparak Fed’den bugün indirim beklemediğini söyledi. Trump “Fed’in Eylül’de faiz indireceğini duydum. Bugün faiz indirse bile Powell her zaman fazla geç kalıyor” dedi.

Karar sonrası konuşan Fed Başkanı Jerome Powell mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi. Powell Eylül ayına dair henüz bir karar almadıklarını, verileri göz önünde bulundurarak karar vereceklerini belirtti.

Powell’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle;

Artan belirsizliğe rağmen ekonomi iyi konumda.
İşsizlik düşük ve dar bir bantta hareket etmeye devam ediyor.
Para politikamız ılımlı şekilde sıkılaştırıcı.
Enflasyon 2022’ye göre geriledi ancak hala yüksek.
Tarife müzakerelerinde gelişmeler var ama biz hala beklemek istiyoruz. Hala çok belirsizlik var.
Tüketici fiyatlarında bir miktar yukarı hareket görmeye başlıyoruz.
Şu anda gördüğümüz şey, gümrük vergileri kaynaklı enflasyonun başlangıç aşaması.

ABD’de Haziran ayında enflasyon, beşinci ay üst üste tahminlerin altında kaldı; ancak oyuncaklar, giyim eşyaları ve elektronik eşyalar gibi gümrük vergilerine doğrudan maruz kalan bazı malların fiyatları arttı. İşsizlik oranı ise yüzde 4,1’e geriledi.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Ekonomiye Güven Azaldı

Ekonomik güven endeksi haziran ayında 96,7 iken, temmuz ayında yüzde 0,4 oranında azalarak 96,3 değerini aldı. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekonomik Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı. Buna göre; Ekonomik güven endeksi haziran ayında 96,7 iken, temmuz ayında yüzde 0,4 oranında azalarak 96,3 değerini aldı.

Bir önceki aya göre Temmuz ayında tüketici güven endeksi yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,5 oranında artarak 98,9 değerini, hizmet sektörü güven endeksi yüzde 0,8 oranında azalarak 110,0 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 0,5 oranında azalarak 107,9 değerini, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 2,2 oranında artarak 88,8 değerini aldı.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

Çaya Bir Zam Daha!

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Artan yaş çay ürün fiyatı, işçi ve işletme maliyetleri gerekçe gösterilerek yapılan zamların önümüzdeki aylarda da devam etmesi bekleniyor.

Sektör temsilcileri, Ağustos ve sonrasında da aylık bazda benzer oranlarda çaya zam yapılmasının beklendiğini söyledi.

Sektör temsilcileri, söz konusu aylık bazda zamların yıl sonuna kadar devam edebileceğini dile getirdi.

Paylaşın

Tekstil Ve Hazır Giyim Sektöründe 300 Firma Konkordato İstedi

Bu yılın ilk yedi ayında, tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu: “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor.”

Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan ekonomik sıkıntılar derinleşiyor. Bu yılın ilk yedi ayında yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz, sadece iflas riski taşıyan şirketlerin değil, tedarik zincirinin tamamının bu durumdan olumsuz etkilendiğini belirtti. Öksüz, “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor” dedi.

Öksüz, bankaların alacaklarını güvence altına alırken piyasanın diğer paydaşlarının yeterince korunmadığını vurgulayarak, sistemdeki dengesizliğin sektördeki sorunları büyüttüğünü söyledi. Ayrıca, finansal krizle mücadelede acil yapısal reformların şart olduğunu belirtti.

Reuters’a konuşan Öksüz, konkordato kapsamının yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Konkordato sadece banka ve kamu borçlarını kapsamalı; piyasaya olan borçlar bu kapsam dışında tutulmalı. Aksi halde ticaretin devamlılığı riske girer” diye ekledi. Mevcut uygulamaların piyasalarda kırılganlığa yol açtığını belirten Öksüz, bu konuda değişiklik çağrısında bulundu.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Kişiden Biri İcralık

2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verilirken, icra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor. Başka bir ifadeyle, nüfusa oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.

Türkiye’de her geçen gün bireysel borçlu sayısı artıyor. Artık her dört kişiden birinin icralık olduğu bilgisini veren CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, mahalle muhtarlıklarının bile icra tebligatlarıyla dolup taştığını kaydetti. İktidarın “Büyüyoruz” propagandasına tepki gösteren Kış, “İktidar ‘Büyüyoruz’ diyor. Evet, büyüyor ama halkın borcu, bankanın kârı büyüyor” ifadelerini kullandı.

Gülcan Kış’ın paylaştığı veriler ekonomik tabloyu da ortaya koydu:

İcra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor.
Türkiye nüfusuna oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.
2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verildi.
Toplam bireysel kredi ve kredi kartı borcu 4,8 trilyon liraya dayandı.
Varlık yönetim şirketleri ve TOKİ dahil toplam borç neredeyse 5 trilyon liraya ulaştı.

Türkiye’de artık insanların borcunu çevirmeye çalıştığını belirten Kış, muhtarlıkların bile icra tebligatıyla dolduğu bilgisini verdi. “Sokakta artık geçim değil, icra konuşuluyor” diyen Kış, Türkiye’nin borç sarmalına sürüklenmesinin baş mimarının da iktidarın ekonomi politikaları ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olduğunu ifade etti. Kış, “Şimşek’in uyguladığı ekonomi programı halkı borçlandırıp bankalara kazandırma düzenidir. Faizi artır, kredi kartı faizlerini artır, vatandaşı icraya sürükle. Bankalar 660 milyar lira net kâr açıklıyor. Bu kâr, vatandaşın alın terinden, borcundan geliyor” dedi.

“Bu düzen bankaları yaşatıyor”

Gülcan Kış’ın paylaştığı verilere göre;

Bankaların batık kredi miktarı 432 milyar TL’ye çıktı.
Bireysel borçlar altı ayda yüzde 22 arttı.
Beş ayda 1 milyon kişi icraya verildi.
Cari açık ilk beş ayda 21 milyar doları geçti.
Yalnızca beş ayda faiz ödemesi 10,5 milyar dolara çıktı.
Son 1 yılda faiz ödemesi 24 milyar dolara dayandı.
Kur korumalı mevduat ve döviz hesaplarıyla birlikte dolarizasyon oranı yüzde 41’e ulaştı.

“Bu iktidar halkı değil, bankaları yaşatıyor” diyen Kış, emeklilerin kart faiziyle, esnafın borçla, işçinin icra tehdidiyle yaşadığını söyledi. “Ama bankalar rekor kâr açıklıyor. Bunun adı ekonomi değil, açıkça servet transferidir. Fakirin cebinden alıp faizcilere veriyorlar” diyen Kış, “Türkiye bir avuç sermaye grubunun, faiz çevrelerinin kâr düzenine teslim edilmiştir. Her dört kişiden birini icralık hale getiren bu iktidar, halktan hesap verecek. Bu düzen sandıkta değişecek. Halk borçla susturulamaz, halk bu adaletsizliğe teslim olmaz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye, Milli Gelirin Yalnızca Yüzde 6,3’ünü Eğitim Ve Sağlığa Ayırıyor

Türkiye, GSYH’nin (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu, sağlık  ve eğitim hizmetlerinde yaşanan yapısal sorunlara da ışık tutuyor.

NATO üyesi ülkelerin savunma, sağlık ve eğitim harcamalarına ilişkin güncel veriler, Türkiye’nin sağlık ve eğitim hizmetlerine ayırdığı kaynağın çarpıcı bir biçimde yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. Karar’dan Berfu Kargı‘nın aktardığı Visual Capitalist tarafından yayınlanan grafiklere göre Türkiye, NATO üyeleri arasında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranla sağlık ve eğitime en az kamu kaynağı ayıran ülke durumunda.

2022-2023 verilerine göre Türkiye, GSYH’sinin yalnızca yüzde 3,7’sini sağlık hizmetlerine, yüzde 2,6’sını ise eğitim hizmetlerine ayırıyor. Bu oranlar, NATO ortalamasının belirgin şekilde altında. Karşılaştırmak gerekirse, aynı ittifaka mensup çoğu ülke sağlığa yüzde 7 ila yüzde 12, eğitime ise yüzde 4 ila yüzde 6 aralığında pay ayırıyor. En yakın komşular arasında yer alan Yunanistan sağlığa yüzde 8,5, eğitime yüzde 4,4 oranında kaynak aktarırken; Almanya sağlığa yüzde 11,8, eğitime yüzde 4,7 harcama yapıyor.

Benzer bir durum eğitim alanında da kendini gösteriyor. Eğitime ayrılan kamu kaynağının düşüklüğü, velileri çocuklarını özel okullara yöneltmeye zorluyor. Devlet okullarında artan sınıf mevcutları, öğretmen eksiklikleri ve altyapı sorunları, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştiriyor. Okulların temel temizlik hizmetlerinin bile yapılamaması durumu gözler önüne seriyor. Uluslararası öğrenci başarı sıralamalarından biri olan PISA testlerinde Türkiye’nin son yıllardaki sıralaması da bu durumu teyit ediyor. 2022 PISA sonuçlarında Türkiye, 37 OECD üyesi arasında matematikte 32’nci, fen bilimlerinde 29’uncu, okuma becerilerinde ise 30’uncu sırada yer aldı.

Paylaşın

FT’den Çarpıcı Türkiye Ekonomisi Analizi: Siyasi Baskılar Yatırımcıyı Endişelendiriyor

Financial Times’da Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı bir analizde, Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Özgür Özel hakkında başlatılan soruşturmanın, yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programı tehdit ettiğini belirtti.

Birleşik Krallık’ın önde gelen finans yayınlarından Financial Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel hakkında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla başlatılan soruşturmayı ve bunun piyasalarda yarattığı olumsuz etkiyi değerlendirdi.

Gazete, bu sürecin Türkiye’de muhalefete yönelik baskının yeni bir evresi olduğunu ve yatırımcı güvenini zedeleyerek ekonomik programın istikrarını tehdit ettiğini yazdı.

FT’ye göre, soruşturma, Özgür Özel’in milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasına kadar gidebilir. Soruşturma kararının, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Mart ayında tutuklanmasının ardından geldiğine dikkat çeken gazete, muhalefet üzerindeki baskıların kademeli olarak arttığını ve bu sürecin yatırımcılar açısından siyasi istikrarsızlık sinyali verdiğini vurguladı.

Haberde, savcılığın pazar gecesi başlattığı soruşturmanın ardından pazartesi sabahı Borsa İstanbul 100 endeksinin yüzde 1,2 değer kaybettiği, Türk Lirası’nın ise kısa süreliğine dolar karşısında 40 seviyesinin üzerine çıktığı aktarıldı. Türkiye’nin risk priminin yükseldiği ve borç temerrüdüne karşı sigorta maliyetlerinin arttığı da FT’nin analizinde yer aldı.

Geçen hafta faiz indirimi beklentisiyle yüzde 10’a yakın değer kazanan borsanın, soruşturma haberiyle bu kazanımlarını kısmen geri verdiği belirtildi.

Financial Times, Özgür Özel’in, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ülke genelinde kitlesel mitinglerle Erdoğan’a yönelik eleştirilerini artırdığına dikkat çekti. Hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “kamu görevlilerine hakaret” suçlamaları yöneltilen Özel için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya da yer verildi. Altun, “Özel, siyasi nezaket sınırlarını aşan tehditkâr ve kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştur” dedi.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel ise soruşturmayı, “ifade özgürlüğü ve meşru demokratik siyaseti bastırmaya yönelik bir girişim” olarak tanımladı.

FT’nin analizine göre, Özgür Özel’e yönelik soruşturma, muhalefeti zayıflatmaya ve kamuoyundaki eleştirileri bastırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçası. Geçtiğimiz hafta İzmir merkezli yolsuzluk soruşturması kapsamında 120’den fazla kişinin gözaltına alındığını, ardından üç CHP’li belediye başkanının tutuklandığını hatırlatan gazete, bu adımların CHP’nin son yerel seçimlerde elde ettiği kazanımları hedef aldığını belirtti.

Ayrıca LeMan dergisi çalışanlarının, Hz. Muhammed’e atıf yapıldığı iddia edilen bir karikatür nedeniyle tutuklandığı ve bu durumun basın özgürlüğü açısından kaygı uyandırdığına da değinildi.

Hükümet, yargı süreçlerinin bağımsız şekilde yürütüldüğünü savunsa da, Financial Times, muhalefet ve uluslararası gözlemcilerin bu süreci bir “yıpratma ve sindirme kampanyası” olarak gördüğünü belirtiyor. Gazeteye konuşan Middle East Institute uzmanı Gönül Tol, “CHP 2024 yerel seçimlerinde tarihi bir zafer kazandı. Şimdi Erdoğan, bu belediyeleri mahkeme kararları ve tutuklamalar yoluyla geri alıyor” dedi.

Ekonomik dengeler tehlikede

FT’ye göre, bu siyasi baskı ortamı, Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan ekonomik toparlanma süreci üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Aberdeen Investments’tan Kieran Curtis, hükümetin piyasaların tepkisini yakından izlediğini belirterek, “Yatırımcıların güveni zedelenirse, Merkez Bankası’nın faiz indirmesi zorlaşır ve bu da yaşam maliyeti krizini uzatabilir” dedi.

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen ise hükümetin süreci anlık tepkilerle yönettiğini belirterek, “Bazı adımlar geri tepebilir. Zaten bunun etkilerini görüyoruz. Faizlerin hâlâ yüksek tutulmasının bir nedeni de bu” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı dönemde yaşanan finansal panik sonrası Merkez Bankası’nın yaklaşık 50 milyar dolarlık rezerv müdahalesi yaptığı, ancak buna rağmen brüt döviz rezervlerinin yılın zirvesinden hâlâ yaklaşık 25 milyar dolar aşağıda olduğu vurgulandı. Öte yandan, enflasyonun yüzde 35 seviyesinde seyrettiği, politika faizinin ise yüzde 46’ya çıkarılmasının reel sektör üzerinde baskı yarattığı belirtildi.

Paylaşın

Haziran Ayında En Çok “DİBS” Kazandırdı

Haziran ayında, aylık en yüksek reel getiri tüketici fiyat endeksi ile indirgendiğinde yüzde 2,82 ile DİBS’te gerçekleşti. Aynı dönemde, borsa 1,10 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Haziran 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,73 , tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 2,82 oranlarıyla DİBS’te gerçekleşti.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından euro yüzde 1,50, mevduat faizi (brüt) yüzde 0,98 ve külçe altın yüzde 0,62 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,70 ve BIST 100 endeksi %2,16 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise; Euro yüzde 2,59, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,06, külçe altın yüzde 1,71 ve Amerikan Doları yüzde 0,36 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; BIST 100 endeksi yüzde 1,10 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Külçe altın, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,35, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,33 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 14,03, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,49 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 22,37, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 21,37 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde BIST 100 endeksi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 18,29, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 18,96 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde külçe altın; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 40,31, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 29,29 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından mevduat faizi (brüt) yüzde 14,41, euro yüzde 4,31 ve DİBS yüzde 0,16 oranlarında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 2,62 ve BIST 100 endeksi yüzde 27,81 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise mevduat faizi (brüt) yüzde 5,43 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Euro yüzde 3,87, DİBS yüzde 7,70, Dolar yüzde 10,26 ve BIST 100 endeksi yüzde 33,48 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

TL’nin Reel Değeri Tarihin En Düşük Seviyesinde

Sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Hakan Kara, 200 TL’lik banknotun dolar karşısındaki değerinin tarihsel olarak en düşük seviyeye gerilediğini belirtti.

Yüksek enflasyon ve Türk lirasındaki sert değer kaybının etkileri, banknot kullanımında da belirgin şekilde hissedilirken, eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu.

“En büyük banknotumuz 200 TL = 5 $. Tarihin en düşük seviyesi. Bu bir tercih.” ifadelerini kullanan Kara, bu durumun geçmişte yalnızca 2001 ekonomik krizinde yaşandığını hatırlatarak, “Bundan önceki en yakın dip değer 2001 krizinde yaşanmıştı (6,6 $).” dedi. Paylaşımında, doların kendi içindeki enflasyonu hesaba katmadığını da not düşen Kara, bu bağlamda mevcut değersizleşmenin daha da çarpıcı olduğunu ima etti.

Kara’nın yorumunda öne çıkan bir başka başlık ise, devletin para politikası tercihine dair olası bir niyet okumasıydı. “Bu bir tercih. Nakit kullanımı azaltılarak kayıt dışılığın önlenmesi amaçlanıyor.” diyen Kara, banknotların alım gücündeki düşüşün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yapısal ve yönetsel bir tercihin sonucu olabileceğini vurguladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre Haziran 2025 itibarıyla 200 TL’lik banknotlar tedavüldeki toplam paranın yüzde 85’ini oluşturuyor. Ancak bu yüksek oran, TL’nin alım gücündeki erime nedeniyle artık günlük harcamalarda yetersiz kalabiliyor. 2015 yılında tek bir 200 TL’lik banknotla alınabilen bir ihtiyaç sepeti için bugün en az 2.400 TL’ye, yani 12 adet 200 TL’lik banknota ihtiyaç duyuluyor.

Kara’nın paylaşımına eşlik eden grafik, 200 TL’lik banknotun yıllara göre dolar karşısındaki değerini gözler önüne seriyor. Grafik, 200 TL’nin nominal değil reel olarak da ciddi oranda değer kaybettiğini ortaya koyuyor. Kara’nın bu değerlendirmesi, enflasyonla mücadele sürecinde izlenen para politikası tercihlerinin toplumun günlük yaşantısına etkileri açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Paylaşın