Ağustos Ayında Yatırımcısına En Fazla Kazandıran “Külçe Altın”

Ağustos ayında yatırımcısına en yüksek reel getiriyi külçe altın sağladı. Külçe altın, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,17, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,93 kazandırdı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Ağustos 2026 verilerini açıkladı.

Verilere göre ağustosta yatırımcısına en yüksek reel getiriyi külçe altın sağladı. Külçe altın, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 7,17, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 7,93 kazandırdı.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre, ağustos ayında Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yatırım araçları arasında DİBS yüzde 0,66, Euro yüzde 0,61 ve mevduat faizi yüzde 0,33 oranında reel getiri sağladı. Aynı dönemde Amerikan Doları yüzde 0,86, BIST 100 endeksi ise yüzde 1,83 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 1,38, Euro yüzde 1,34 ve mevduat faizi yüzde 1,05 oranında reel getiri sağladı. Amerikan Doları yüzde 0,15, BIST 100 endeksi ise yüzde 1,13 oranında kaybettirdi.

Üç aylık değerlendirmede yatırımcısına en yüksek reel getiriyi DİBS sağladı. DİBS’in reel getirisi Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 3,46, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 4,77 olarak gerçekleşti.

Bu dönemde yatırımcısına en fazla kaybettiren yatırım aracı ise BIST 100 endeksi oldu. BIST 100’ün reel kaybı Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 7,15, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,98 olarak hesaplandı.

Altı aylık değerlendirmede en yüksek reel getiri mevduat faizinde gerçekleşti. Mevduat faizi, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 1,19, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 2,87 oranında reel getiri sağladı.

Aynı dönemde külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,35, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 18,01 oranında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçlarının yıllık performansına bakıldığında ise en yüksek reel getiri külçe altında gerçekleşti. Külçe altın, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 19,73, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 16,49 oranında reel getiri sağladı.

Yıllık değerlendirmede Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde DİBS yüzde 4,21, mevduat faizi ise yüzde 3,35 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. Buna karşılık BIST 100 endeksi yüzde 0,20, Amerikan Doları yüzde 8,36 ve Euro yüzde 8,68 oranında kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise DİBS yüzde 1,39, mevduat faizi yüzde 0,56 oranında reel getiri sağladı. Aynı dönemde BIST 100 endeksindeki reel kayıp yüzde 2,90 olurken, Amerikan Doları yüzde 10,84, Euro ise yüzde 11,16 oranında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 28

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Enflasyon Raporu 2026-III toplantısında yaptığı açıklamada, 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 28’e yükseltildiğini açıkladı.

Karahan, 2027 için yüzde 15, 2028 için yüzde 9 enflasyon öngörüsünü korurken, orta vadede yüzde 5 hedefinin sürdürüldüğünü belirtti.

Karahan, jeopolitik gelişmelerin mayıs ayındaki Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı bir görünüm sergilediğini belirterek, Merkez Bankası’nın gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip ettiğini söyledi. Sıkı ve temkinli para politikası duruşunun sürdürüldüğünü ifade eden Karahan, arz şoklarının dezenflasyon sürecini olumsuz etkilediğini ancak sıkı para politikasının iç talep üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin belirginleştiğini kaydetti.

Karahan, son aylarda dezenflasyon sürecinin yavaşladığını, ancak temel mal enflasyonunun düşük seviyesini koruduğunu ve bazı hizmet gruplarında ataletin zayıfladığını belirtti.

Temmuz ayında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleştiğini aktaran Karahan, çekirdek enflasyon göstergelerinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi. Enerji ve gıda dışı fiyatları kapsayan C endeksinin yıllık artışının yüzde 30’un biraz altında kaldığını belirtti.

Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde gerileme görüldüğünü ifade eden Karahan, özellikle dağılım tabanlı göstergelerde düşüş yaşandığını söyledi. Altı farklı göstergenin yıllıklandırılmış üç aylık ortalamasının yüzde 27’ler seviyesinde bulunduğunu belirten Karahan, ana eğilimin genel olarak yatay bir görünüm sergilediğini kaydetti.

Temel mal enflasyonunun yıllık yaklaşık yüzde 17 ile manşet enflasyonun oldukça altında olduğunu belirten Karahan, sıkı para politikasının iç talebi sınırlamasının fiyat artışlarını baskıladığını ifade etti.

Karahan, son dönemde gıda fiyatlarının enflasyon açısından öne çıkan başlıklardan biri olduğunu söyledi. 2026 yılı tarımsal üretim tahminlerinin, 2025’teki kuraklık ve zirai donun ardından özellikle meyve ve tahıl üretiminde toparlanmaya işaret ettiğini belirtti.

Bununla birlikte gıda enflasyonundaki ayrışmanın son dönemde arttığını kaydeden Karahan, bazı yüksek ağırlıklı ürünlerde haziran ve temmuz aylarında arz kaynaklı sıkıntılar ve belirgin fiyat artışları görüldüğünü söyledi. Süt, et ve bunlarla bağlantılı ürünlerin yıllık enflasyonda öne çıktığını, alkolsüz içeceklerde ise fiyat artışlarının hızlandığını ifade etti.

Enerji fiyatlarının jeopolitik gelişmelere bağlı olarak dalgalı seyrini sürdürdüğünü belirten Karahan, temmuz ayında enerji fiyatlarında artış görüldüğünü ve öncü göstergelerin bu etkinin ağustos ayında da sürdüğüne işaret ettiğini söyledi.

Doğal gaz ve elektriğin savaş döneminde en fazla artış gösteren enerji kalemleri arasında bulunduğunu belirten Karahan, akaryakıt fiyatlarında ise eşel mobil sisteminin artışları sınırladığını ifade etti. Ham petrol fiyatları ile motorin rafineri marjlarındaki gelişmelerin akaryakıt fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu kaydetti.

Karahan, arz şoklarına rağmen hizmet enflasyonunda dezenflasyonun devam ettiğini, zayıf talebin de bu sürece katkı sağladığını söyledi. Yıllıklandırılmış üç aylık hizmet enflasyonu eğiliminin yıllık enflasyonun altında bulunduğunu belirtti.

Kira ve eğitim kalemlerinin hizmet enflasyonundaki yavaşlamada önemli rol oynadığını ifade eden Karahan, yılın ilk yedi ayında bu alanlardaki birikimli enflasyonun geçen yılın altında kaldığını söyledi. Yeni kiracı kira endeksinin de kira enflasyonundaki gerilemenin devam edeceğine işaret ettiğini belirtti.

Ulaştırma hizmetlerinde akaryakıt fiyatlarının, iletişim hizmetlerinde ise fiyat artışlarının enflasyon görünümünü sınırladığını belirten Karahan, restoran ve otel gibi talebe duyarlı hizmetlerde dezenflasyonun sürdüğünü kaydetti.

Karahan, piyasa katılımcılarının enflasyon beklentilerinde bir miktar yükseliş görüldüğünü, reel sektör ve hanehalkı beklentilerinde ise gerileme yaşandığını belirtti. Zayıf iç talebin maliyet artışlarının beklentiler üzerindeki etkisini sınırladığını ifade eden Karahan, sıkı para politikasının dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceğini söyledi.

2026 enflasyon tahmini yüzde 28’e yükseltildi

TCMB’nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltildi. 2027 yılı için yüzde 15, 2028 yılı için yüzde 9 olan tahminler korunurken, orta vadede enflasyonun yüzde 5 seviyesine gerilemesi hedefleniyor.

Karahan, 2026 tahminindeki 2 puanlık güncellemede motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia görünümünün yanı sıra gıda fiyatları ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlara ilişkin varsayımlardaki değişikliklerin etkili olduğunu belirtti.

İç talebin sıkı finansal koşullar nedeniyle zayıf kalmasının beklendiğini ifade eden Karahan, hizmet enflasyonundaki ataletin zayıflamasıyla dezenflasyonun daha belirgin hale geleceğini söyledi.

Karahan, jeopolitik belirsizliklerin devam ettiğini ancak dezenflasyon sürecinin sürdüğünü belirterek, arz şoklarının etkisinin azalmasıyla birlikte enflasyondaki düşüşün yeniden hız kazanmasının beklendiğini kaydetti.

TCMB Başkanı, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve refah artışı için temel ön koşul olduğunu vurgulayarak, para politikasındaki sıkı duruşun ara hedeflerle uyumlu fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürüleceğini ifade etti.

Paylaşın

Merkez Bankası, Hizmet Ve Enerji Fiyatlarındaki Yükselişe Dikkat Çekti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ağustos ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’nu açıkladı. Tüketici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,84 oranında artarken, yıllık enflasyon 0,24 puan gerileyerek yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleşti.

Bu dönemde tüketici enflasyonunun seyrinde enerji fiyat gelişmeleri öne çıktı. Jeopolitik gelişmelerin etkisiyle temmuz ayında yeniden yükselişe geçen enerji fiyatları, ağustos ayında akaryakıt fiyatları öncülüğünde yüzde 5,46 oranında arttı.

Hizmet grubunda aylık enflasyon yüksek seyrini korurken, akaryakıt fiyatlarındaki gelişmelerin ulaştırma hizmetlerine yansımaları sürdü. Haberleşme hizmetlerinde yüksek fiyat artış eğilimi devam ederken, eğitim hizmetlerinde vakıf yükseköğretim kurumlarının ücret gelişmelerinin etkisi hissedildi.

Kayıt dönemine bağlı olarak bir önceki yılda eylül ayında tek seferde gerçekleşen üniversite eğitim ücreti artışlarının, bu yıl ağustos-eylül dönemine yayıldığı izleniyor. Diğer taraftan, kira ve lokanta-oteller başta olmak üzere bazı hizmet kalemlerinde yavaşlama eğilimi devam etti.

Temel mal enflasyonu görece düşük seyrini korudu. Gerek giyim gerekse giyim dışı temel mallardaki olumlu görünümün etkisiyle, mevsimsellikten arındırılmış temel mal enflasyonu yüzde 0,58 ile sınırlı düzeyde gerçekleşti.

Gıda grubunda ise temmuz ayında gözlenen yükselişin ardından, taze meyve ve sebze fiyatlarının da katkısıyla yıllık enflasyon geriledi.

Küresel enerji fiyatlarındaki gelişmelerin yansımaları ile yurt içi üretici fiyatları ağustos ayında yüzde 2,57 oranında artarken, yıllık üretici enflasyonu 0,12 puan yükselerek yüzde 27,95 seviyesine ulaştı.

Bu görünüm altında, tüketici enflasyonunun aylık ana eğilimi ağustos ayında bir önceki aya kıyasla bir miktar yükselmekle birlikte, yılın ilk yarısına kıyasla daha ılımlı seviyelerde seyretti.

Paylaşın

Enflasyonda TÜİK Ve ENAG Farkı: Rakamlar Yine Aynı Noktada Buluşmadı

Türkiye’de milyonlarca vatandaşın yakından takip ettiği enflasyon verileri, TÜİK ve ENAG tarafından açıklanan rakamlarla yeniden gündemin merkezine oturdu. Ağustos ayında fiyat artışları devam ederken, iki kurumun hesaplamaları arasındaki fark da dikkat çekti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre tüketici fiyat endeksi (TÜFE), Ağustos 2026’da bir önceki aya göre yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Yılbaşından bu yana tüketici fiyatlarındaki toplam artış yüzde 22,07 seviyesine ulaşırken, on iki aylık ortalamalara göre enflasyon yüzde 31,79 oldu.

ENAG’ın hesapladığı Tüketici Fiyat Endeksi’nde (E-TÜFE) ise tablo daha yüksek bir fiyat artışına işaret etti. ENAG’a göre Ağustos ayında tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 2,24 yükseldi. Son 12 aylık enflasyon ise yüzde 49,03 olarak hesaplandı.

Ağustos verileri, TÜİK ile ENAG arasındaki enflasyon farkının devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu.

TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 31,51 olarak açıklarken, ENAG aynı dönem için yüzde 49,03’lük bir artış hesapladı. Böylece iki kurumun yıllık enflasyon rakamları arasında 17,52 puanlık fark oluştu.

Aylık verilerde de benzer bir ayrışma yaşandı. TÜİK’in yüzde 1,84’lük artışına karşılık ENAG yüzde 2,24’lük yükseliş açıkladı.

En fazla artış konut ve temel harcamalarda

TÜİK verilerine göre Ağustos ayında yıllık fiyat artışlarında özellikle konut, ulaştırma ve gıda grupları öne çıktı.

Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yıllık artış yüzde 39,77 olurken, ulaştırmada yüzde 35,08, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise yüzde 33,79 artış kaydedildi. Bu üç ana harcama grubunun yıllık enflasyona katkısı da yüksek oldu.

Vatandaşın günlük yaşamında doğrudan karşılaştığı kira, gıda, ulaşım ve enerji gibi kalemlerdeki fiyat artışları, enflasyon tartışmalarının önümüzdeki dönemde de gündemde kalacağının işaretini verdi.

Ağustos enflasyonunun açıklanmasının ardından gözler Eylül ayı fiyat hareketlerine çevrildi. Özellikle gıda, enerji, kira ve ulaştırma kalemlerinde yaşanabilecek değişimler, yılın geri kalanındaki enflasyon görünümü açısından önem taşıyor.

Ekonomi yönetiminin dezenflasyon politikası açısından da Ağustos rakamları yakından takip ediliyor. Yıllık TÜFE’nin yüzde 31,51’e gerilemesine rağmen aylık fiyat artışının sürmesi, enflasyonla mücadelenin henüz tamamlanmadığını gösteriyor. Piyasa değerlendirmelerinde ise yıl sonu enflasyon beklentileri açısından Eylül ve sonraki aylarda gerçekleşecek aylık artışların belirleyici olacağı belirtiliyor.

Öte yandan TÜİK ve ENAG arasındaki belirgin fark, Türkiye’de enflasyonun ölçümü ve vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı arasındaki tartışmayı da yeniden gündeme taşıyor.

Paylaşın

Hanehalkının Enflasyon Beklentisi Yüzde 49,51

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı Hanehalkı Beklenti Anketi, vatandaşın enflasyon algısında kısmi bir iyileşme olsa da yüksek fiyat beklentisinin kalıcı şekilde devam ettiğini ortaya koydu.

Buna göre hanehalkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi bir önceki aya göre 2,05 puan düşerek yüzde 49,51 seviyesine geriledi. Ancak oran, hâlâ yüksek enflasyon algısının sürdüğüne işaret ediyor.

Ekonomistler, beklentideki düşüşü olumlu bir sinyal olarak yorumlasa da yüzde 50’ye yakın seviyenin “fiyat istikrarı algısının henüz oluşmadığını” gösterdiğine dikkat çekiyor.

Ankette öne çıkan bir diğer çarpıcı sonuç ise vatandaşın enflasyonu hangi kalemlerde hissettiği oldu. Katılımcılar, son bir yılda fiyatı en çok artan ve önümüzdeki dönemde de en çok artmasını bekledikleri ürün grupları olarak gıda ile yakıt ve enerji kalemlerini işaret etti.

Gıdayı en çok artan kalem olarak görenlerin oranı bir önceki aya göre 0,2 puan artarak yüzde 40,9’a yükseldi. Bu durum, resmi enflasyon verilerindeki gerileme tartışılırken, vatandaşın günlük yaşam maliyetlerinde fiyat baskısını güçlü biçimde hissetmeye devam ettiğini ortaya koyuyor.

Ekonomi çevrelerine göre özellikle gıda fiyatlarındaki algı, enflasyon beklentilerinin aşağı yönlü kırılmasını zorlaştıran en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor.

Ankette konut fiyatlarına ilişkin beklentilerde de sınırlı bir düşüş dikkat çekti. Katılımcıların 12 ay sonrası için konut fiyat artışı beklentisi 1,28 puan azalarak yüzde 33,95 seviyesine geriledi.

Ancak bu oran, konut piyasasında fiyat artış beklentisinin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Özellikle kira ve konut erişimindeki zorlukların, hanehalkı üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği belirtiliyor.

Ankette döviz kuru beklentilerinde ise yukarı yönlü bir hareket dikkat çekti. Katılımcıların 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi 0,41 TL artarak 52,53 seviyesine yükseldi.

Ekonomistler, kur beklentilerindeki yükselişin enflasyon beklentileriyle paralel ilerlediğini ve fiyatlama davranışları üzerinde etkili olmaya devam ettiğini ifade ediyor.

Kur beklentisinin yüksek seyretmesi, özellikle ithalata dayalı ürünlerde fiyat artışı beklentisini de besleyen bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Anket sonuçlarına göre hanehalkının yatırım tercihlerinde altın açık ara ilk sırada yer almaya devam etti. “Altın alırım” diyenlerin oranı yüzde 48,3’e gerilese de hâlâ en güçlü yatırım tercihi olma özelliğini koruyor.

İkinci sırada ise gayrimenkul yer aldı. “Ev, dükkan, arsa vb. alırım” diyenlerin oranı yüzde 33,2 olarak ölçüldü.

Uzmanlara göre bu tablo, vatandaşın finansal sistemden ziyade geleneksel ve fiziksel varlıklara yönelme eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Özellikle yüksek enflasyon algısı, tasarrufların bankacılık sistemi yerine altın ve gayrimenkule yönelmesine neden oluyor.

Her ne kadar enflasyon beklentilerinde sınırlı bir gerileme görülse de hanehalkının yüzde 49,51 seviyesinde enflasyon beklemesi, fiyat istikrarına yönelik güven sorununun sürdüğünü ortaya koyuyor.

Ekonomistler, beklentilerde kalıcı düşüş sağlanabilmesi için yalnızca para politikasının değil, aynı zamanda gıda fiyatları, kira artışları ve enerji maliyetleri gibi günlük yaşamı doğrudan etkileyen kalemlerde de hissedilir bir iyileşme gerektiğini vurguluyor.

Aksi halde beklentilerdeki düşüşün sınırlı ve kırılgan kalacağı, vatandaşın yüksek enflasyon algısının uzun süre devam edeceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Bir Aylık Dış Ticaret Açığı 8,5 Milyar Dolar

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan Nisan 2026 dış ticaret verileri, ihracatta güçlü bir artışa işaret etse de dış ticaret dengesindeki yapısal sorunların devam ettiğini ortaya koydu.

Nisan ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 artarak 25 milyar 408 milyon dolara ulaşırken, ithalat yüzde 3,1 yükselerek 33 milyar 909 milyon dolar oldu. Buna rağmen Türkiye, yalnızca bir ayda 8 milyar 500 milyon dolarlık dış ticaret açığı verdi.

Resmî verilere göre dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,8 azalmış görünse de ekonomistler, tek aylık performansın genel tabloyu değiştirmediğine dikkat çekiyor. Çünkü yılın ilk dört ayında dış ticaret açığı yüzde 7,3 artarak 37 milyar 137 milyon dolara yükseldi.

Nisan ayında ihracattaki sert yükseliş ilk bakışta olumlu görünürken, Ocak-Nisan dönemine ilişkin rakamlar dış ticaretteki kırılganlığın sürdüğünü gösteriyor. Yılın ilk dört ayında ihracat yalnızca yüzde 3 artışla 88 milyar 665 milyon dolara yükselirken, ithalat yüzde 4,3 artarak 125 milyar 803 milyar dolara çıktı.

Sonuç olarak Türkiye’nin dış ticaret açığı dört ayda 37 milyar doları aşarken, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 71,3’ten yüzde 70,5’e geriledi. Bu durum, ihracattaki artışın ithalat bağımlılığını azaltmakta yetersiz kaldığı yorumlarına neden oldu.

Verilerin en dikkat çekici noktalarından biri ithalatın yapısı oldu. Nisan ayında toplam ithalatın yüzde 71,1’ini ara malları oluşturdu. Bu durum, Türkiye’de üretimin hâlâ büyük ölçüde dışarıdan temin edilen hammadde ve yarı mamullere bağımlı olduğunu gösteriyor.

Ekonomistler, ihracat rakamlarındaki yükselişin önemli bölümünün ithal girdilerle gerçekleştirilen üretime dayanması nedeniyle dış ticaret açığının kalıcı biçimde azaltılamadığını belirtiyor. İhracat artsa bile üretimde kullanılan birçok girdinin yurt dışından alınması, elde edilen döviz gelirinin önemli kısmının yeniden ithalat için harcanmasına yol açıyor.

Nisan ayında ihracatın yüzde 94,2’si imalat sanayinden geldi. Bu oran sanayinin ihracattaki ağırlığını ortaya koyarken, uzmanlar yüksek teknoloji ürünlerinin toplam ihracat içindeki payının hâlâ sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye uzun yıllardır yüksek katma değerli üretime geçiş hedefini dile getirse de ihracatın önemli bölümünü orta ve düşük teknoloji yoğunluklu ürünler oluşturuyor. Bu nedenle ihracat hacmi büyüse bile elde edilen gelir artışının gelişmiş ülkelerle rekabet edecek seviyeye ulaşamadığı ifade ediliyor.

Çin ve Rusya Bağımlılığı Devam Ediyor

Nisan ayında en fazla ithalat yapılan ülke 4 milyar 476 milyon dolarla Çin olurken, Rusya Federasyonu 4 milyar 425 milyon dolarla ikinci sırada yer aldı.

İlk beş ülkeden yapılan ithalat toplam ithalatın yüzde 42,6’sını oluşturdu. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin enerji, teknoloji ve sanayi girdilerinde dış kaynak bağımlılığının sürdüğünü gösteriyor.

Özellikle Çin kaynaklı ithalatın sürekli yükselmesi, yerli üreticilerin rekabet gücü açısından da tartışma konusu olmaya devam ediyor.

İhracatta Almanya yine ilk sırada yer aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 2 milyar 113 milyon dolar olurken, ABD, Birleşik Krallık, İtalya ve İspanya ilk beşi tamamladı.

Ancak ihracatın yaklaşık üçte birinin yalnızca beş ülkeye yapılması, Türkiye’nin belirli pazarlara yüksek bağımlılığını da gözler önüne seriyor. Küresel ekonomide yaşanabilecek daralma veya Avrupa pazarındaki olası bir yavaşlama, Türk ihracatçıları açısından önemli riskler barındırıyor.

Hükümetin sıklıkla vurguladığı enerji ve altın hariç dış ticaret göstergeleri ise daha olumlu bir tablo çiziyor. Bu kalemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90,5 seviyesine ulaştı.

Ancak bazı ekonomistler, enerji ve altının dış ticaret denkleminden çıkarılmasının gerçek tabloyu tam olarak yansıtmadığı görüşünde. Çünkü enerji ithalatı Türkiye ekonomisinin kaçınılmaz ve kalıcı gider kalemlerinden biri olmaya devam ediyor. Bu nedenle enerji hariç göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın hissettiği ekonomik gerçekliği bütünüyle açıklamadığı savunuluyor.

Nisan ayında dış ticaret açığındaki yüzde 29,8’lik düşüş dikkat çekici olsa da uzmanlar bunun kalıcı bir dönüşüm olarak değerlendirilmesi için erken olduğu görüşünde. Yılın ilk dört ayında açığın büyümeye devam etmesi, üretimde ithal girdiye bağımlılığın sürmesi ve yüksek katma değerli ihracatın istenen seviyeye ulaşamaması temel sorunlar olarak öne çıkıyor.

Veriler, ihracatta kısa vadeli bir ivmelenme yaşandığını gösterirken; dış ticaret açığının kalıcı biçimde azaltılması için üretim yapısının dönüştürülmesi, enerji bağımlılığının azaltılması ve yüksek teknoloji yatırımlarının artırılması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye ekonomisinin önündeki temel soru ise değişmedi: İhracattaki artış, dışa bağımlı üretim modelini değiştirmeden ne kadar sürdürülebilir olacak?

Paylaşın

Hizmet Enflasyonu Yüzde 35,94

Hizmet sektöründe yıllık enflasyon yüzde 35,94’e ulaştı. Veriler, hizmet sektöründeki fiyat artışlarının geniş bir alana yayıldığını ve yukarı yönlü seyrin sürdüğünü ortaya koydu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu, 2026 yılı Mart ayına ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre endeks, yıllık bazda yüzde 35,94, aylık bazda ise yüzde 4,06 oranında artış kaydetti.

Açıklanan verilere göre H-ÜFE, bir önceki yılın Aralık ayına kıyasla yüzde 14,47 yükselirken, on iki aylık ortalamalara göre artış oranı yüzde 35,63 olarak gerçekleşti.

Alt sektörler incelendiğinde, yıllık bazda en yüksek artış yüzde 40,30 ile gayrimenkul hizmetlerinde görüldü. Ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 38,26, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde %36,52, idari ve destek hizmetlerde yüzde 34,36 artış kaydedildi. Konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 32,31, bilgi ve iletişim hizmetleri ise yüzde 32,54 oranında yükseldi.

Aylık bazda ise en dikkat çekici artış yüzde 7,01 ile ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yaşandı. Gayrimenkul hizmetleri yüzde 4,19, idari ve destek hizmetler yüzde 3,96 artış gösterirken; bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 1,86, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 1,78, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler ise yüzde 0,92 oranında yükseldi.

Mart ayı verileri, hizmet sektöründeki fiyat artışlarının geniş bir alana yayıldığını ve yukarı yönlü seyrin sürdüğünü ortaya koydu.

Paylaşın

Ekonomiye Güven Nisan Ayında Geriledi

Ekonomik güven endeksi, mart ayında 97,9 iken nisan ayında 96,4 seviyesine geriledi. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026 dönemine ilişkin Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıkladı. Buna göre ekonomik güven endeksi, Mart ayında 97,9 iken Nisan ayında yüzde 1,5 oranında azalarak 96,4 seviyesine geriledi.

Alt endeksler incelendiğinde farklı yönlü hareketler dikkat çekti. Tüketici güven endeksi Nisan ayında yüzde 0,5 artış göstererek 85,5 değerine yükseldi.

Reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi ise yüzde 1,4 oranında düşüşle 98,6 seviyesine indi. Hizmet sektörü güven endeksi de yüzde 3,1 azalarak 109,7 olarak kaydedildi. Perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 1,8 düşüşle 111,6’ya gerilerken, inşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 3,6 artış göstererek 83,6 seviyesine yükseldi.

Veriler, ekonomik güvende genel bir gerilemeye işaret ederken sektörler arasında farklı yönlü eğilimlerin sürdüğünü ortaya koydu.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

Enflasyon Beklentilerinde Alarm: Reel Sektör Kötümser

Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026 dönemine ilişkin Sektörel Enflasyon Beklentileri’ni yayımladı. Açıklanan veriler, enflasyon beklentilerinde tüm kesimlerde artış yaşandığını ortaya koydu.

TCMB’nin, Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliğiyle yürüttüğü Hanehalkı Beklenti Anketi verileriyle oluşturduğu çalışmaya göre; finansal sektör, reel sektör ve hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon öngörüleri yukarı yönlü güncellendi.

Nisan ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, piyasa katılımcıları için 1,22 puan artarak yüzde 23,39’a yükseldi. Reel sektörün beklentisi 0,80 puanlık artışla yüzde 33,70’e çıkarken, hanehalkında ise artış daha belirgin oldu. Hanehalkının enflasyon beklentisi 1,67 puanlık yükselişle yüzde 51,56 seviyesine ulaştı.

Öte yandan, enflasyonun önümüzdeki 12 ayda düşeceğini bekleyen hanehalkı oranında gerileme dikkat çekti. Bu oran bir önceki aya göre 0,57 puan azalarak yüzde 14,57’ye indi.

Veriler, enflasyona ilişkin beklentilerin toplumun tüm kesimlerinde bozulmaya devam ettiğini ve özellikle hanehalkı tarafında yüksek enflasyon algısının sürdüğünü gösterdi.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Nisan’da Arttı

Mart ayında 85,0 puan olan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 85,5 seviyesine yükseldi. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan 2026 dönemine ilişkin Tüketici Güven Endeksi verilerini açıkladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarına göre hesaplanan endeks, sınırlı da olsa yükseliş gösterdi.

Mart ayında 85,0 seviyesinde bulunan Tüketici Güven Endeksi, Nisan ayında yüzde 0,5 oranında artarak 85,5’e çıktı. Açıklanan veriler, tüketici güveninde temkinli bir toparlanmaya işaret ederken, endeksin hâlen 100 eşik değerinin altında kalması, tüketicilerin genel ekonomik duruma ilişkin ihtiyatlı duruşunu sürdürdüğünü ortaya koydu.

Ekonomistler, endeksteki sınırlı artışın hanehalkının mevcut ekonomik koşullara dair beklentilerinde kısmi bir iyileşmeye işaret ettiğini belirtirken, kalıcı bir güven artışı için daha güçlü ekonomik göstergelere ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini /  beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın