Çelik Üreticileri, İthalatı Artıran Politikalardan Şikayetçi

1980 yılından itibaren yürürlüğe giren ithal ikamesi sistemi sayesinde Türkiye, özellikle İran, Irak ve Kuzey Afrika ülkeleri gibi komşu ülkelere gerçekleştirdiği çelik ihracatını artırdı. Sonraki 20 yılda da Türkiye’nin üretim ve ihracatında büyük bir artış yaşandı. 

2001 yılında dünyanın en büyük 10’uncu çelik üreticisi olan Türkiye, 2019 yılına gelindiğinde dünyanın 8’inci, Avrupa’nın 2’inci büyük üreticisi konumuna yükseldi. 2001 ile 2011 yılları arasında, Çin ve Hindistan’ın ardından dünyanın en hızlı büyüyen üçüncü çelik üreticisi olan Türkiye’nin çelik üretimi 2001 yılındaki 15 milyon ton seviyesinden 2021 yılında 40,4 milyon tona kadar çıktı.

Türkiye, 2021 yılında Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’nın en büyük ve dünyanın yedinci büyük üreticisi konumuna ulaşmıştı. Ancak bu konumunu 2022’de kaybederek Avrupa’da ikinciliğe, dünyada sekizinciliğe gerileyen Türkiye’de çelik endüstrisindeki büyüme, bugüne kadar büyük oranda güçlü yerel tüketim sayesinde gerçekleşti.

Türkiye 2020 ve 2021’de Almanya’yı geride bırakarak Avrupa’da ilk sıraya yerleştiği çelik üretiminde, hükümetin ekonomi politikaları nedeniyle liderliği kaybetti. Çelik üreticileri, hükümetin stratejik öneme sahip sektörü yeteri kadar desteklemediğinden şikayetçi. Son dönemde ise Rusya, Çin, İran ve Hindistan gibi ülkelerin iç piyasada ağırlığının artması, Türkiye’nin çelik üretiminde daha da gerilere düşebileceği endişesi yaratıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, küresel resesyon, yükselen enflasyon gibi etkenler, Türkiye’nin önemli pazarlarından olan Avrupa ve Amerika’nın çelik talebinde yavaşlamaya neden oldu. Bu durum üretim ve kapasite kullanım oranlarında da düşüşü beraberinde getirdi.

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği verilerine göre, 2022 yılında Türkiye’nin çelik üretimi yüzde 12,9 gerileyerek 35,1 milyon tona indi. Talepteki yavaşlama ihracat rakamlarına da yansıdı. TÜİK’in son açıkladığı Ocak-Kasım 2022 verilerine göre, çelik sektörü miktarda yüzde 17,7 düşüşle 19,6 milyon ton, değerde ise yüzde 5,3 düşüşle 21,1 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi.

“Dampingli ithalat engellenmeli”

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Aslan, bu dönemde Rus çelik ürünlerine yönelik uygulanan ambargolar nedeni ile Rusya’dan Türkiye’ye ürün girişlerinde ciddi artışlar yaşandığına vurgulayarak, Rusya’nın uyguladığı agresif fiyat politikasından Türkiyeli üreticilerin olumsuz etkilendiğini kaydediyor.

Bu durumun rekabet ve maliyet farklılıkları ortaya çıkardığını ve iç piyasada yeni dinamikler oluşturmaya başladığını belirten Aslan; Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin iç piyasada ağırlıklarını artırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Aslan, şöyle konuşuyor:

“Rusya, Çin, Hindistan, İran gibi ülkeler dampingli fiyatlarla ülkemize satış yapmaya devam ediyor. İthalat elbette ki olacak; yeter ki dengeli ve adil yapılsın. Yerli üreticimizin rekabet edebilme şansı elinden alınmasın. Bu noktada Türk çelik sektörünün temsilcileri olarak dampingli ithalatın engellenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyoruz.”

“Hükümetten teşvik bekliyoruz”

2023 yılında da korumacılık önlemlerinin sektörün üzerinde baskı unsuru olmaya devam etmesi bekleniyor. ABD ile AB’nin uyguladığı vergi ve kotaların devam ettiğine işaret eden Adnan Aslan, “Bizim de Türkiye olarak ciddi bir strateji belirleyip gerekli düzenlemeleri bir an önce hayata geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz” diyor.

Demir-çelik sektörünün enerji maliyetleri en yüksek sektörlerden biri olduğuna işaret eden Aslan; İngiltere, Avrupa Birliği gibi birçok ülkede üreticilerin çelik üretiminde kullandıkları enerji için devletten destek aldıklarına işaret ediyor.

Hükümete seslenerek “Biz de teşvik paketleriyle destek bekliyoruz” diyen Aslan, tüm bunların yanı sıra hammaddede dışarıya bağımlı olunmasının sektöre getirdiği olumsuzluklara dikkat çekiyor. Aslan, “Bunun için de farklı yatırımlar gerçekleştirilmesi adına devletimizin desteğiyle sağlayacağımız açılımların takipçisi olunması gerektiğine inanıyoruz” diye konuşuyor.

“Zamlarla rekabet gücümüzü kaybettik”

Sektörde azalan üretim, kapasite kullanım oranlarına da olumsuz yansıyor. Üreticiler artan maliyetler ve hedef pazarlardaki talep daralması nedeniyle üretim kapasitelerini düşürmeye başladılar. Bu durum bazı şirketlerde işçi çıkarmaya kadar giden önlemler alınmasına neden oluyor.

Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, 2021’de yüzde 74,5 olan sektörün kapasite kullanım oranının 2022 sonu itibariyle yüzde 62,7’ye gerilediğine dikkat çekiyor. Ağustos 2022’de doğalgaz ve elektrik fiyatlarına bir gecede yapılan yüzde 50’lik zammın sektörde büyük bir şaşkınlık yarattığını anlatan Veysel Yayan, “Bu zam, ileriye dönük siparişlerimizi son derece olumsuz etkiledi. Bize gelen zamları biz satışlarımıza yansıtamadık. Bu nedenle dünya pazarlarında rekabet gücümüzü kaybettik” diyor.

“Sektöre destek için kaynak ayrılmadı”

Bu noktada Türkiye’nin 2022’de üretimde liderliği kaptırdığı Almanya’yı örnek gösteren Yayan, şunları söylüyor:

“Bizden farklı olarak, Almanya’da hükümet Alman çelik şirketlerinin elektrik enerjisi konusunda karşılaştıkları sıkıntıları gidermek için 92 milyar euro tutarında bir kaynak ayırdı. Bizde ise sektörümüze kaynak tahsisi yapmak yerine, doğal gaz ve elektrikte AVM’lere uygulanan indirimler bile uygulanmadı. Avrupa’da hane halklarına ucuz enerji vermenin faturasını devlet yüklenirken, Türkiye’de bunu biz yüklendik.”

Ortaya çıkan bu durumun üstüne son dönemde bir de ithalatta yaşanan artışın gündeme geldiğine işaret eden Yayan, özellikle Çin ve Hindistan’dan ithalatın yaklaşık üç kat arttığını kaydediyor. Yayan, “Elini kolunu sallayarak Avrupa’ya ABD’ye gidemeyen ülkeler, bizim pazarımıza çok rahat girebiliyorlar” diyor.

“Özel enerji tarifesi olmalı”

Çelik sektörü ile birlikte demir ve demir dışı metaller sektörü de üretim ve ihracatta geri düşmemek için hükümetten ‘acil’ adımlar talep ediyor.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, ihracatçılar olarak rekabetçi bir kura ihtiyaç duyduklarını ve enerji konusunda sektörlere özel enerji tarifeleri talep ettiklerini söylüyor.

Ayrıca finansmana erişimde sorun yaşayan üreticiler, potansiyeli yüksek olan ABD, Latin Amerika bölgesi ve Cezayir gibi ülkelerle hızlı bir şekilde Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalanmasını talep ediyor.

Tecdelioğlu, bu adımların atılması halinde 2022’yi 14,4 milyar dolarlık ihracatla kapatan sektörün 20 milyar dolar seviyelerine çıkabileceğini kaydediyor.

BM’den Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 42,4

Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentiler 2023 raporunu açıklayan Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye için yıl sonu enflasyonu tahminini de yüzde 42,4 olarak açıkladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da, yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tutmuştu.

İleri Haber’in aktardığı rapora göre, dünya ekonomisi 2022’de Kovid 19 salgınının devam eden etkileri ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tetiklediği enerji ve gıda krizi gibi bir dizi şokla karşı karşıya kaldı.

Yükselen faiz oranları ve azalan satın alma gücü, tüketici güvenini ve yatırımcı duyarlılığını zayıflatarak dünya ekonomisi için yakın vadeli büyüme beklentilerini daha da belirsiz hale getirdi.

Tüketim mallarına olan talebin azalması, Ukrayna’da uzayan savaş ve devam eden tedarik zinciri sorunları nedeniyle küresel ticaret yumuşadı.

Son yılların en düşük tahmini

Rapora göre, bu kapsamda, BM’nin 2022’de yüzde 3 olan küresel ekonomik büyüme tahmini, 2023 için yüzde 1,9 olarak belirlendi. Bu oran, son yılların en düşük büyüme tahmini olarak kayıtlara geçti.

Raporda, bazı makroekonomik olumsuzluklar azalmaya başlarsa, küresel ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,7’ye yükseleceği öngörüldü.

Rapora göre, mevcut küresel ekonomik yavaşlama, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri etkiliyor ve birçoğu 2023’te resesyon riskiyle karşı karşıya. ABD, Avrupa Birliği (AB) ve diğer gelişmiş ekonomilerde büyüme ivmesi zayıflayarak dünya ekonomisinin geri kalanını olumsuz etkiliyor.

BM raporunda Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 5,4 genişledikten sonra, bu yıl yüzde 3,7 ve 2024‘teyse yüzde 3,5 büyüyeceği tahmininde bulunuldu. Ayrıca Türkiye’de enflasyon oranının bu yıl sonunda ortalama yüzde 42,4’e ineceği ve gelecek yıldaysa düşüşünü hızlandırarak yüzde 13,5’e gerileyeceği tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon aralıkta yıllık yüzde 64,27 artmıştı. Enflasyonun baz etkisiyle düşmesi bekleniyordu. Uzmanlar, seçimlere yaklaştıkça enflasyonda baz etkisiyle oluşacak düşüşün, iktidar tarafından sanki fiyatlar gerilemiş gibi lanse edileceğini düşünüyor.

Merkez Bankası enflasyon tahminini sabit tuttu

Öte yandan 2023 yılının ilk enflasyon raporuyla yıl sonu enflasyon tahminlerini açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tuttu. Merkez Bankası, 2024 yılı yıl sonu enflasyon tahminin de yüzde 8,8 olarak açıkladı.

Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Şahap Kavcıoğlu, “Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında, “İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık. Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.”

Kavcıoğlu önümüzdeki dönemde Liralaşma stratejisine öncelik vermeye devam edeceklerini söyledi:

“Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.”

Merkez Bankası, Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yüzde 22,3’te Sabit Tuttu

2023 yılının ilk enflasyon raporuyla yıl sonu enflasyon tahminlerini açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tuttu. Merkez Bankası, 2024 yılı yıl sonu enflasyon tahminin de yüzde 8,8 olarak açıkladı.

Haber Merkezi / Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Şahap Kavcıoğlu, “Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında, “İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık. Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.”

Kavcıoğlu önümüzdeki dönemde Liralaşma stratejisine öncelik vermeye devam edeceklerini söyledi:

“Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun konuşmasının tam metni şöyle:

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını büyük bir gururla kutlayacağımız 2023 yılının ilk Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz. Toplantıyı, gerek bu salondan gerek ekranları başından takip eden tüm katılımcıları saygılarımla selamlıyorum. Merkez Bankası adına 2023 yılının ve toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Konuşmamda, geçtiğimiz üç ay içerisinde açıklanan veriler ışığında, küresel ve yurt içi makroekonomik gelişmelere dair analizlerimizi ve para politikası uygulamalarımızı sizlerle paylaşacağım. Bunu takiben, orta vadeli enflasyon tahminlerimizi açıklayarak, önümüzdeki döneme ilişkin genel bir değerlendirmede bulunacağım.

2022 yılında yaşadığımız Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte, enerji ve emtia fiyatları olağanüstü yüksek düzeylere ulaşmıştır. Bunun sonucunda, OECD üyesi ülkelerde enerji harcamalarının milli gelire olan oranı, tarihi ortalama olan yüzde 11,5 seviyesinden, OPEC krizinden bu yana kaydedilen en yüksek seviye olan yüzde 18’e çıkmıştır. Enerji fiyatlarındaki bu olumsuz gelişmenin yansımaları, en büyük ticari ortağımız olan Avrupa Birliği’nde enerji ve dış ticaret dengesinde gerçekleşen rekor düzeydeki açıktan da izlenmiştir.

Enerji fiyatları üzerindeki bu büyük şok, 2022 yılında, başta enflasyon olmak üzere, tüm ekonomik göstergeleri etkileyen bir boyut kazanmıştır.

Bununla birlikte, son dönemde başta Avrupa doğal gaz fiyatları olmak üzere enerji fiyatlarında önemli gerilemelerle birlikte normalleşme eğilimi görülmeye başlanmıştır.

2022 yılında, küresel enflasyon enerji maliyetlerindeki büyük artış kaynaklı olarak yükselmiş olmakla birlikte, son dönemde, enerji ve emtia fiyatlarında gerçekleşen azalış, Çin’in pandemi politikasındaki değişiklikle birlikte, tedarik süresinde gözlenen iyileşmeler ve enerji fiyatlarında uygulanan destekler, tüketici fiyatları enflasyonunu olumlu yönde etkilemiştir. Enflasyonun yükselişinde önemli rol oynayan unsurların hafiflemesi sonucunda, 2023 yılına ilişkin enflasyon beklentileri, ülkemizde de olduğu gibi, birçok ülkede aşağı yönlü güncellenmeye başlanmıştır.

Küresel ekonomik görünümde, ikinci çeyrekte başlayan yavaşlama eğilimi, yılın son çeyreğinde daha da belirginleşmiştir. Öte yandan, büyüme oranları öncü göstergelere göre toparlanma eğilimi göstermektedir. 2022 yılında iktisadi faaliyete ilişkin açıklanan veriler, öngörülenden daha olumlu yönde gerçekleşmektedir. Küresel finansal koşullar ve jeopolitik risklerin etkisiyle 2023 yılına ilişkin büyüme tahminleri, önceki Rapor dönemine göre küresel ölçekte bir miktar aşağı yönlü güncellenmekle birlikte, kasım ayından bu yana bir çok ülkede yukarı yönlü güncellenmektedir. Bu görünüm çerçevesinde, derin bir resesyon ihtimalinin oldukça azaldığı değerlendirilmektedir.

Küresel görünüme ilişkin değerlendirmelerimizin ardından, Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmelerden bahsedeceğim.

Küresel arz şoklarına ve Rusya-Ukrayna Savaşı’na rağmen, Türkiye ekonomisi sürdürülebilir düzeyde ve kesintisiz olarak büyümeye devam etmiştir. Türkiye ekonomisi, 2019 yılının son çeyreğinden bu yana gösterdiği büyüme performansıyla G20 ülkeleri arasında birinci, OECD ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer almıştır.

Türkiye’nin küresel ekonomi içerisindeki payı, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir bazında, yıllar itibarıyla ikiye katlanarak yüzde 2’ye ulaşmıştır. Buna ek olarak, söz konusu artış, 2000 yılında dünya sıralamasında on sekizinci sırada bulunan ülkemizin, 2022 yılı itibarıyla on birinci sıraya çıkmasını sağlamıştır. Aynı dönemde, ihracat payımızın da yüzde 0,43’ten yüzde 1,02’ye çıkarak, iki katından fazla artmış olması, büyümenin sağlam temeller üzerinde gerçekleştiğini göstermektedir.

Pandemi sonrasında hızla normalleşen Türkiye ekonomisi, 2022 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde sırasıyla, yüzde 7,5 ve 7,7 oranında büyüyerek güçlü bir performans sergilemiştir. Yılın üçüncü çeyreğinde zayıflayan dış talep görünümünün etkisiyle, sınırlı olarak ivme kaybetmiş olmakla birlikte, Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre, yüzde 6,2 oranında büyümüştür.

2022 yılı boyunca büyüme sürdürülebilirlik açısından sağlıklı bir yapı sergilemiştir. Ekonomimizin üretim kapasitesi, ihracat öncülüğünde artarken, yatırımlar, tüm küresel olumsuz koşullara rağmen, kesintisiz olarak devam etmiştir. Bu çerçevede, net ihracat yıllık büyümeye, son yedi çeyrek boyunca aralıksız katkı sağlamış ve makine-teçhizat yatırımları ise üçüncü çeyrekte yıllık bazda, yüzde 14,3 oranında yükselerek yıllık büyümeye olan katkısını on ikinci çeyreğe taşımıştır. Yılın ilk üç çeyreğinde, net ihracat ve makine-teçhizat yatırımlarındaki artışın katkıları, ortalama yıllık büyüme oranının üçte ikisini oluşturmuştur.

Küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinin arttığı, finansal koşulların sıkılaştığı ve risk iştahının azaldığı bir ortamda, söz konusu yatırımların gerçekleşmesinde, yurt içi finansal koşullar kritik bir rol oynamıştır. Konuşmamın ilerleyen kısımlarında da değineceğim gibi ticari kredilerin üretim ve yatırımlara yönelik olarak kullandırılması desteklenmiştir.

Yılın ilk yarısındaki artıştan sonra üçüncü çeyrekte, sanayi üretiminde dış talepteki yavaşlamanın etkileri, sınırlı oranda da olsa hissedilmiştir. Öte yandan, dördüncü çeyrekte sanayi üretimi toparlanma kaydetmiş ve özellikle ihracat yoğunluğu yüksek sektörlerde rekor düzeylere çıkmıştır.

2022 yılında, sanayi üretiminin yapısında, teknolojik üretim kapasitesi açısından da önemli bir gelişme yaşanmıştır. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayi üretimi, kasım ayı itibarıyla yıllık bazda yüzde 49,7 oranında artmıştır.

Teknoloji yoğun sektörlerdeki bu eğilimin, hedefli kredi ve sanayi politikalarımız ile devam edeceğini öngörüyoruz. Verimlilik artışlarına hız kazandıracak bu gelişmeler, cari fazla kapasitemizi iki kanaldan güçlendirecektir. Birincisi, teknoloji sektörlerindeki ivmelenme ihracat birim değerini artırarak, cari fazla kapasitesini doğrudan büyütecektir. İkincisi, ihracatımızın küresel talep döngülerinden daha az etkilenmesini ve dolayısıyla dış satış performansının sürekliliğini sağlayacaktır.

Küresel talepteki yavaşlamanın etkileri, imalat sanayi kapasite kullanım oranlarında da gözlenmiştir. Bazı firmalar için kapasite kullanımının yüksekliği, yatırım iştahının da yüksek seviyelerde kalmasına katkıda bulunmaktadır.

İktisadi faaliyette dış talep kaynaklı ivme kaybına rağmen öngörülü şekilde aldığımız tedbirlerin de etkisiyle, işgücü piyasası sağlıklı gelişimini sürdürmektedir. Kasım ayında mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak, işgücü 35,2 milyon kişiye ulaşırken, işsizlik oranı yüzde 10,2 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Kasım ayı itibarıyla istihdam bir önceki Rapor dönemine göre yaklaşık 500 bin, 2022 yılının ilk 11 ayında ise 1,6 milyon kişi artarak 31,6 milyon kişi olmuştur. Aynı dönemde, işgücüne katılım oranı da yükselmiş ve yüzde 54,1’e ulaşarak, pandemi öncesi dönemde gözlenen tarihi yüksek seviyeleri aşmıştır. Sektörler itibarıyla incelendiğinde, 2022 yılının üçüncü çeyreğinde istihdam edilen kişi sayısı, pandemi dönemine kıyasla hizmetler sektöründe, yüzde 21,4 oranında büyümeyle, 3,1 milyon ve sanayi sektöründe yüzde 25 oranında büyümeyle 1,3 milyon olmak üzere toplamda 4,9 milyon kişi artmıştır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında pandemi öncesinden bu yana istihdamını, hem kişi sayısı hem de büyüme oranı açısından, en fazla artıran ülkelerden biri olmuştur.

2022 yılında hizmet sektörü büyümesi ve istihdamını güçlü şekilde destekleyen turizm sektörü cari dengeye de güçlü bir katkı sağlamıştır. Yıl boyunca yukarı yönlü eğilim izleyen seyahat gelirleri, özellikle yaz aylarına doğru hızlanarak, pandemi öncesine göre yüzde 22 artışla kasım ayı itibarıyla 39,9 milyar dolara ulaşmıştır. Ziyaretçi başına harcama tutarlarında gözlenen artış ve turizm faaliyetlerinin yıl geneline yayılması turizm katma değerinin gelişimi için önemli bir eşiğin aşılmakta olduğuna işaret etmektedir.

2022 yılında büyümenin temel sürükleyicilerinden olan ihracatımız, yılın ilk yarısında savaş ve ikinci yarısında ise küresel iktisadi faaliyetteki yavaşlamaya ve euro-dolar paritesinin olumsuz etkisine rağmen sağlam ekonomik temeller üzerindeki güçlü seyrine devam etmiştir. 2021 yılında 225 milyar dolar seviyesine çıkan ihracatımız, 2022 yılının ilk 11 ayında 231 milyar doları aşarken, geçici verilere göre yıl genelinde 254,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece, ihracatımız geçtiğimiz yıl gösterilen başarılı performansın ardından, bu yıl daha da büyük bir ivmeyle, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

2022 yılında, küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki olağanüstü yükselişle birlikte enerji ithalatımızın milli gelir içerisindeki payı yüzde 3,8’den, tarihi rekor niteliğindeki, yüzde 11 düzeyine çıkmıştır. Yılın ikinci yarısında altın ithalatı da önemli oranda artmış ve altın dış ticareti 2022 yılı cari dengesine, kasım ayı itibarıyla 16,8 milyar dolar negatif katkı yapmıştır. Bu gelişmelerle 2022 yılında cari açığımız yükselmiştir. Öte yandan, son dönemde enerji fiyatları ve paritedeki gelişmelerin cari açığı olumlu yönde etkilemesi beklenmektedir.

Enerji ithalatı fiyatlarında 2021’e kıyasla, yüzde 100’ün üzerinde bir artış gerçekleşirken, ithalat miktarı doğal gaz kaynaklı olarak gerilemiştir. Dolayısıyla, enerji ithalatımızda 50 milyar dolara yaklaşan artışın tamamı uluslararası fiyatlardan kaynaklanmakta ve bu etki cari açığımızdan daha yüksek bir rakama işaret etmektedir. Başka bir deyişle, enerji fiyat gelişmeleri dışlandığında ekonomimiz 2022 yılında cari fazla vermiştir.

Bu doğrultuda, uluslararası fiyatlardaki çevrimsel etkiler dışlanarak hesaplanan yapısal cari fazlada, yıl genelinde artış gözlenmiştir. Bu durum, ihracatın cari fazla kapasitesine kalıcı katkı vermekte olduğuna işaret etmektedir. Yapısal cari denge kazanımlarının sürdürülebilirliği, sıkça vurguladığımız gibi, kalıcı fiyat istikrarı için kritik önem taşımaktadır.

İktisadi faaliyete ilişkin bu değerlendirmelerimizin ardından, konuşmamın bu bölümünde enflasyon görünümüne değinmek istiyorum.

2022 yılının ilk yarısında, jeopolitik gelişmelere bağlı olarak yükselen tüketici fiyatları enflasyonu, takip eden aylarda küresel arz şoklarının etkilerini büyük ölçüde yitirmesiyle yavaşlamış ve kasım-aralık döneminde belirgin olarak ivme kaybetmiştir. Yılın son çeyreğinde, yıllık enflasyon 19,2 puan azalarak aralık ayında yüzde 64,3’e gerilemiş ve Ekim ayı Enflasyon Raporu’nda öngördüğümüz patikada seyrederek, tahminimizin orta noktasının yaklaşık bir puan altında gerçekleşmiştir.

Enflasyondaki yavaşlama, çekirdek enflasyon göstergeleriyle de desteklenmektedir. B ve C endeksi enflasyon oranları da manşet enflasyonla uyumlu olarak son aylarda önemli ölçüde gerilemiştir.

Enflasyonun ana eğilimine yönelik göstergelerimiz enflasyondaki belirgin yavaşlamayı teyit etmektedir. Fiyatı artan kalemlerin fiyatı azalan kalemlere oranına ilişkin bilgi sunan yayılım endeksi, özellikle üçüncü çeyrekten itibaren enflasyonda gerçekleşen hız kaybını doğrulamaktadır. Aylık enflasyon oranları da öngörülerimizle uyumlu olarak kademeli bir şekilde tarihsel ortalamalarına yakınsamaktadır.

Enflasyondaki yavaşlama beklentilere de yansımıştır. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri eylül ayından bu yana gerileyerek sırasıyla 11,6 ve 7,2 puan azalmıştır.

2021 yılının son çeyreğinden itibaren yükselen ve jeopolitik gelişmelerle ivmelenen Türk lirası cinsinden ithalat birim değer endeksi, 2022 yılının son çeyreğinde gerilemiştir. Bu gelişmede uluslararası fiyatlarda süregelen normalleşme eğilimi ve politikalarımızın etkinliğiyle döviz kurlarının istikrar kazanması önemli rol oynamıştır.

Yıl boyunca toparlanma eğiliminde olan yurt içi tedarik süresi eylül ayından itibaren belirgin olarak iyileşmiştir. Özellikle ekim ayından itibaren tarihsel açıdan iyi olarak kabul edilebilecek bir düzeye ulaşmıştır.

Üretici fiyat artışları 2022 yılı boyunca kademeli olarak azalmıştır. Bu olumlu görünüm yıllık bazdaki artış oranlarına da yansımış ve ekim ayından itibaren üretici fiyatları yıllık artış oranı sert bir düşüş göstermiştir. Aralık ayında ise üretici fiyatları genel seviyesinde 37 aydan sonra ilk defa azalış gerçekleşmiştir. Buna ek olarak, 12 aylık üretici fiyatları enflasyonu beklentisi de Ocak ayında 14,2 puanlık düşüş kaydetmiştir.

Dış şokların etkilerini yitirdiği, maliyet şoklarının tamamen yansıtıldığı, döviz kurlarında tüm dünyada oynaklık artarken öngörülebilirliğin arttığı, şirketlerimizin finansman maliyeti açısından da desteklendiği bir ortamda yüksek fiyat artışlarının devamı için bir zemin kalmamıştır. Önümüzdeki dönemde, enflasyondaki düşüş ile birlikte fiyatlama davranışlarının da ekonomik temellerle uyumlu hale geldiğini göreceğiz. 2023 yılında enflasyonun tahminlerimizle uyumlu seviyelerde gerçekleşmesi için tüm politikalarımızı kararlılıkla uygulayacağız.

Para Politikası

Enflasyona ilişkin değerlendirmelerimizin ardından para politikası uygulamalarımızdan ve yansımalarından bahsedeceğim.

Geçtiğimiz aylarda, küresel büyümeye yönelik belirsizliklerin arttığı ve jeopolitik risklerin sürekli tırmandığı bir dönemde sanayi üretiminde yakaladığımız ivmenin ve istihdamdaki artışın sürdürülmesi için finansal koşulların destekleyici olması gerektiğini değerlendirdik. Politika çerçevemizde, özellikle finansman maliyeti kanalıyla, ticari kredi faizlerinin arz ve cari fazla kapasitesini güçlendirici rolü önemlidir. Bu nedenle, ağustos-kasım döneminde politika faizini toplamda 500 baz puan indirerek yüzde 9 seviyesine getirdik.

Parasal aktarımın güçlenmesi için bütüncül bir anlayışla uyguladığımız politikalarımız etkili olmaya devam etmektedir. TL ticari kredi faizleri temmuz ayından itibaren politika faizimizle uyumlu olarak 18,5 puan civarında gerilemiştir. Türk lirası cinsi menkul kıymet faizleri de haziran ayından bu yana tüm vadelerde politika faizine yakınsayarak yaklaşık 16 puan azalmıştır.

2022 yılında TL ticari kredi kullanımı güçlü bir gelişim göstermiş ve 2021 yılı kullanım tutarının yaklaşık 5,5 katı düzeyinde gerçekleşmiştir. Ayrıca, 2022 yılında ticari kredilerde, önceki yılların aksine, KOBİ’lerin ağırlığı artmış ve KOBİ’lere 2021 yılı tutarının 7 katına yakın miktarda kredi kullanımı sağlanmıştır.

Kalıcı cari fazla verebilmemiz için uluslararası fiyatlarda normalleşmenin sürmesi ve gerileyen dış talebe rağmen ihracat kapasitemizi geliştirmemiz gerekiyor. Ülkemiz, dış dengesini sürekli bir fazlayla sağladıktan sonra döviz piyasalarındaki arz-talep dengesi kalıcı bir istikrara kavuşacaktır. Bunu fiyat istikrarının sağlanması için bir ön koşul olarak görüyoruz.

Bu kritik dönüşüm sürecinde, bir taraftan finansman maliyeti kanalıyla, Bankamızın hedefli kredi politikalarıyla ve finansal sektörün tüm unsurlarıyla yatırım ortamını desteklemeye devam ediyoruz. Diğer taraftan da uygulamalarımız sağlanan kaynakların aşırı ithalat ve doğrudan döviz talebine dönüşmemesini hedeflemektedir.

Kalıcı fiyat istikrarı açısından kredilerin arz ve talep arasındaki dengeye katkı sunması gerekmektedir. Finansal koşullar destekleyici olmazsa üretim kapasitemizi kalıcı cari fazlaya ulaştırmamız, mevcut küresel koşullarda mümkün değildir. Öte yandan, kaynakların verimli dağılımı enflasyondaki düşüş sürecinin ve öngörülebilirliğin desteklenmesi açısından önemlidir. Dolayısıyla, hedefli ve selektif kredi anlayışını titizlikle takip etmemiz, uyguladığımız politikaların sürdürülebilirliği için elzemdir.

2022 yılında bankacılık sektörünün mevduat yapısındaki liralaşma alınan önlemlerle güçlenerek devam etmektedir. Türk lirası mevduat oranı yükselerek ocak ayındaki yüzde 35,6 seviyesinden, 2022 yıl sonu itibarıyla yüzde 55,1 seviyesine ulaşmıştır. Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi metninde de belirttiğimiz gibi, 2023 yılı için mevduatta liralaşma hedefimiz yılın ilk yarısı için yüzde 60’tır.

Rezerv kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik etkin politikalarımızla 2022 yılında önemli kazanımlar sağlanmıştır. Uluslararası rezervlerimiz 2021 yılı sonuna göre 17,7 milyar dolar artarak, 2022 yıl sonu itibarıyla 128,8 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Öte yandan, 2022 yılında merkez bankalarının uluslararası rezervleri, küresel ölçekte yüzde 6 oranında azalmış, aralarında gelişmiş ülkelerin de bulunduğu pek çok ülkede, yüzde 10’u geçen oranlarda rezerv kaybı yaşanmıştır. Uluslararası rezervlerimiz ise aynı dönemde yüzde 16 oranında artmıştır.

Orta Vadeli Tahminler

Para politikamızın yansımalarına ilişkin değerlendirmemizin ardından şimdi sizlerle orta vadeli tahminlerimizi paylaşacağım.

Orta vadeli tahminlerimizi üretirken, başlangıç noktası olarak şimdiye kadar özetlediğim iktisadi görünümü esas aldık. İthalat fiyatları, gıda fiyatları ve küresel büyüme gibi dışsal unsurlar için varsayımlarımızı gözden geçirdik.

Küresel ekonomiye yönelik açıklanan veriler son dönemde iyileşme gösterse de küresel büyüme tahminleri, bir önceki Rapor dönemine göre aşağı yönlü güncellenmiştir.

Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz.

İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.

Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık.

Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.

Şimdi, sizlerle, anlattığım bu çerçeve dâhilinde ürettiğimiz enflasyon tahminlerimizi paylaşacağım. Enflasyon tahmin aralığımızın orta noktaları, önceki Rapor’da açıkladığımız tahminlerimizle uyumlu olarak 2023 yılı sonunda yüzde 22,3; 2024 yılı sonunda, yüzde 8,8 seviyelerine tekabül etmektedir.

Gerek enflasyon gerekse tahminlerimize ilişkin varsayımlarımız bir önceki Rapor’da sunulan öngörülerimizle uyumlu olarak gerçekleşmiştir. Enflasyon, bir önceki tahmin orta noktasının yaklaşık bir puan altında gerçekleşirken, dışsal değişkenlere yönelik tahminlerimizde de çok önemli bir farklılaşma olmamıştır. Dolayısıyla, tahminlerimizde herhangi bir değişikliğe gitmeyerek 2023 yıl sonu tahminimizi yüzde 22,3; 2024 yıl sonu tahminimizi de yüzde 8,8’de sabit tuttuk.

2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi metninde ifade ettiğimiz gibi, enflasyon tahminlerimizi bir ara hedef olarak değerlendiriyoruz. Liralaşma Stratejimizin tüm araçlarını tahminlerimizle uyumlu bir enflasyon patikasını desteklemek için kullanmaya devam edeceğiz. Fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde gözlenen iyileşmenin, politikalarımız çerçevesinde aldığımız kararların belirginleşen katkısıyla birlikte, önceki enflasyon tahminlerimizle uyumlu olarak önümüzdeki dönemde de devam edeceğini öngörüyoruz.

Enflasyonun ana eğilimi ile beklentilerde gözlenen ve devam edeceği öngörülen iyileşmenin 2023 yılı tahminleri üzerinde 1,4 puan aşağı yönlü etkisi oldu.

Türk lirası cinsinden ithalat fiyatları ve birim iş gücü maliyetleri varsayımlarındaki güncellemeler, 2023 yılı enflasyon tahminlerini sırasıyla 0,1 puan ve 1,5 puan yükseltti.

Yönetilen-yönlendirilen fiyatlardaki doğalgaz ve elektrik fiyatları kaynaklı güncellemeler, 2023 yıl sonu enflasyon tahminini 0,2 puan kadar aşağı çekti.

Konuşmamın sonuna gelirken, sizlere para politikası uygulamalarımız çerçevesinde 2023 yılına ilişkin genel değerlendirmemizi sunmak istiyorum.

Ülkemiz sürdürülebilir büyümenin devamı için yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı bir gelişimi öngören Türkiye Ekonomi Modelini uygulamaktadır. 2022 yılı içerisinde tüm politika araçlarımızı gözden geçirerek ülkemizin ihtiyaç ve koşullarına en uygun para politikası çerçevesini, kademeli olarak oluşturduk. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz, Liralaşma Stratejisi kapsamında, politika faizimizle birlikte, likidite, teminat, zorunlu karşılık ve uluslararası rezervlerin yönetimine ilişkin araçlarımızı, bütüncül bir anlayışla en etkin şekilde kullandık.

Enflasyonu düşürmek ve fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmek amacıyla, üretimi ve yatırımları destekleyici, cari fazla kapasitemizi artırıcı politikalar uygulamaktayız. Buna ek olarak, para politikası uygulamalarımızı liralaşma odaklı bir şekilde tasarlayarak, fiyat istikrarını bozan ve ekonomiyi dışsal şoklara açık hale getiren yapısal unsurlarla da mücadele ediyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını hedefleyen Liralaşma Stratejimizin başarıya ulaşması için, güçlü ve kararlı adımlar atıyoruz.

Uygulamakta olduğumuz para politikamızın önemli bir ayağını oluşturan hedefli kredi anlayışı, finansman maliyetlerinin kalıcı olarak azaltılması ve kredilerin ekonominin üretim potansiyelini en verimli yönde artıracak şekilde kullanılmasını esas almaktadır. Bu kapsamda, TL kredilerde, firma ve özellikle KOBİ’ler lehine giderek artan bir kredi hacmi oluşmasını sağladık.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde hanehalkı, firma ve bankacılık kesiminin varlık ve yükümlülüklerinde Türk lirası cinsinden kalemlerin payının kademeli bir şekilde artırılmasını ve finansal sistemin Türk lirası ağırlıklı bir yapıya kavuşmasını destekliyoruz. Uyguladığımız politikaların etkinliği sayesinde kısa sürede önemli bir eşiği aşarak TL varlıklara ve Türk lirasına olan talebi artırdık.

Küresel gündemde önemli bir yer tutan iklim değişikliği konularını da ekonomi ve finansal sisteme olan yansımalarından dolayı yakından takip ediyoruz. Merkez Bankası olarak, ülkemizin “2053 Net Sıfır Emisyon” hedefi ve “Yeşil Kalkınma” vizyonuna kendi görev ve sorumluluklarımız çerçevesinde katkıda bulunmak amacıyla iklim değişikliğine yönelik ulusal ve uluslararası çalışmalara aktif olarak katılım sağlıyoruz.

Önümüzdeki dönemde de iklim değişikliğinin ekonomi ve finansal sisteme etkilerinin takibine ve bu konuda ulusal ve uluslararası paydaşlarla işbirliğine devam edeceğiz.

Geleceğin merkez bankacılığı ve ödeme sistemlerine yönelik olarak da önemli teknolojik yatırımlar yaptık. Bu çerçevede, yenilikçi adımlar atarak, Bankamız öncülüğünde ilgili kurumlarla gerçekleştirdiğimiz mutabakatla Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu oluşturduk. Birinci faz pilot uygulama çalışmaları kapsamında tesis ettiğimiz Dijital Türk Lirası Ağı’nda ilk ödemelerimizi başarı ile gerçekleştirdik.

Ayrıca, Liralaşma Stratejimizde dijital ekonomi yol haritasının önemli bir bileşeni olan, ödemeler alanı açık bankacılık hizmetlerini kullanıma açarak, bankalarımızın GEÇİT altyapısı üzerinden hizmet vermelerine olanak tanıdık.

Fonların Anlık ve Sürekli Transferi uygulamamız FAST için önemli bir katman servis olan ve yasadışı kullanımların tespitini çok hızlı, bilgi ve belge aktarımı sağlayarak kolaylaştıran SİPER servisini geliştirerek hizmete sunduk.

Ödeme sistemleri ve finansal teknolojiler alanındaki yenilikçi girişimlerimizi ileriye taşıyacağız ve Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu büyüterek, geniş katılımlı pilot testleri gerçekleştireceğimiz ileri safhalara geçeceğiz.

Liralaşma Stratejimizi inşa ettiğimiz ve para politikası uygulamalarımızın olumlu sonuçlarını almaya başladığımız 2022 yılını geride bıraktık. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını gururla kutlayacağımız 2023 yılında, temel amacımız olan fiyat istikrarını sağlama ve sürdürmeye yönelik olarak, sahip olduğumuz tüm araçları en etkin şekilde kullanmaya devam edeceğiz. Kalıcı fiyat istikrarını destekleyici bir unsur olarak finansal istikrarı gözetmeyi sürdüreceğiz. Bütünleşik politika çerçevemizin temelini oluşturan Liralaşma Stratejimizi daha da güçlendirerek kararlılıkla uygulayacağız.

Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.

Rezerv yönetiminde oluşturduğumuz kaynak çeşitliliğini devam ettirerek, uluslararası rezervlerimizdeki artışı sürdüreceğiz ve Türk lirasının istikrarını destekleyeceğiz.

Kalıcı fiyat istikrarı için cari fazla verdiğimiz ve liralaşmayı sağladığımız bir dengeyi tesis etmemiz gerekiyor. Bunu, ancak, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat ile gerçekleştirebiliriz. Finansal koşulların bu amaçlar için yeterince destekleyici olmasını önemli görüyoruz. Hedefli kredi ve likidite adımlarımız, liralaşma adımlarımız, çeşitlendirilmiş rezerv kaynağı yönetimi uygulamalarımız, ifade ettiğim bu hedefe giden yolda sürdürülebilirliği sağlıyor.

Tekrar vurgulamak isterim ki, küresel enerji fiyatlarının gerilediği, maliyet şoklarının tamamen yansıtıldığı, döviz kurlarında öngörülebilirliğin arttığı, şirketlerimizin karlılık performanslarının geliştiği ve finansman koşulları açısından da desteklendiği bir ortamda, yüksek fiyat artışlarının devamı için bir zemin kalmamıştır. Tüm ekonomi politikalarının ve paydaşlarımızın koordinasyonuyla enflasyondaki düşüşün, öngörülerimizle uyumlu şekilde devamını sağlayacağız.

Sürekli geliştirerek güçlü bir politika çerçevesi haline getirdiğimiz Liralaşma Stratejimizin uygulanması konusunda kararlıyız. Enflasyonun, tahminlerimiz doğrultusunda, 2023 yılı sonunda yüzde 20 seviyelerine ve 2024 yılı sonunda ise yüzde 10’un altına inmesiyle fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etme hedefimizi gerçekleştireceğiz.”

Bitcoin 22.700 Doların Altında; Ethereum Yüzde 5’in Üzerinde Değer Kaybetti

Kripto para piyasasında hareketlilik sürüyor. En değerli krpto para olan Bitcoin (BTC) yüzde 1,89 düşüşle 22.700 dolar seviyesinin altına gerilerken, BTC’nin hacmi ise yüzde 2,24 artarak yaklaşık 27,4 milyar dolara ulaştı.

Haber Merkezi / Yüzde 5’in üzerinde değer kaybeden Ethereum (ETH) 1.600 dolar seviyesinin altına geriledi.

Küresel kripto para piyasa değeri, son 24 saatte yüzde 3,23 düşerek 1,02 trilyon dolar civarında işlem görüyor.

CoinMarketCap’e göre dünyanın en değerli kripto para birimi olan Bitcoin’in fiyatı, gün bazında yüzde 0,59 artışla yaklaşık yüzde 42,62’lik bir hakimiyetle 436,29 milyar dolar civarında.

DeFi’deki toplam hacim ise şu anda 5,23 milyar dolar, yani toplam kripto pazarının yüzde 9,21’i. Tüm stabilcoinlerin hacmi şu anda 50.25 milyar dolar ve bu, toplam kripto piyasası hacminin yüzde 88.55’i.

Önümüzdeki ay yapılacak kritik Fed toplantısı, para politikalarının gidişatını belirleyeceği ve faiz artırımı olacağı için yakından izleniyor.

Fed, şahin duruşuna son verebileceğine dair işaretler verse de,  toplantının sonucu önümüzdeki haftalarda kripto para piyasanın havasını belirleyecek.

  • Bitcoin 22,626 dolar, değer kaybı yüzde 1.83
  • Ethereum 1,547 dolar, değer kaybı yüzde 5.46
  • Tether 1 dolar, değer kaybı yüzde 0.01
  • USD Coin 0.999 dolar, değer kaybı yüzde 0.01
  • BNB 301.74 dolar, değer kaybı yüzde 6.31
  • XRP 0.4065 dolar, değer kaybı yüzde 3.25
  • Dogecoin 0.08417 dolar, değer kaybı yüzde 6.23
  • Cardano 0.3535 dolar, değer kaybı yüzde 6.46
  • Polygon 0.9595 dolar, değer kaybı yüzde 4.69
  • Polkadot 6.18 dolar, değer kaybı yüzde 6.78
  • Tron 0.06046 dolar, değer kaybı yüzde -4
  • Litecoin 87.63 dolar, değer kaybı yüzde 3.31
  • Shiba Inu 0.00001124 dolar, değer kaybı yüzde 7.23
  • Solana 22.92 dolar, değer kaybı yüzde 7.21

Türkiye Genelinde Yağışlar Yüzde 38 Azaldı; Kuraklık Gıda Fiyatlarını Artıracak

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı resmi verilere göre Türkiye’de gıda enflasyonu Aralık 2022 itibariyle yüzde 77,87 seviyesinde bulunuyor. Türkiye, bu oranla Dünya Bankası’nın 17 Ocak’ta açıkladığı Gıda Güvenliği Raporu’na göre gıda enflasyonunda Zimbabve, Lübnan, Venezüella ve Arjantin’den sonra dünyada beşinci sırada bulunuyor.

Dünya Bankası’na göre tarımsal fiyatların pandemi öncesi seviyelerin üzerinde kalması beklenirken bu da gıda güvenliği ile ilgili zorlukları artırıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından Aralık 2022’de yayınlanan rapora göre de küresel gıda fiyatlarının merkez bankalarının uyguladığı faiz artışlarına rağmen savaş, enerji maliyetleri ve hava olayları nedeniyle yüksek kalmaya devam etmesi bekleniyor.

Küresel iklim değişikliğinin özellikle Akdeniz havzasında beklenen etkilerinden bir tanesi, hava sıcaklıklarının artması. Yazların kurak geçtiği ve yağışların ise değişken olduğu Akdeniz iklim bölgesinde bulunan Türkiye de iklim değişikliğinin etkilerini şiddetli şekilde hissediyor. Sıcaklıklar yükselirken yağış buharlaşma rejimi değişiyor.

Sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmesi nedeniyle 2022 yılının Aralık ayı, son 52 yılın “en sıcak aralık ayı” olarak kaydedildi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün (MGM) 1 Ekim 2022-31 Aralık 2022 dönemini kapsayan üç aylık alansal kümülatif yağış raporuna göre Türkiye geneline yağışlarda normaline göre yüzde 38, geçen yıl aynı dönem yağışlarına göre yüzde 29 azalma gerçekleşti. Yağışlar normaline göre Marmara’da yüzde 53, Ege ve Akdeniz’de yüzde 42, İç Anadolu’da yüzde 45, Karadeniz’de yüzde 25, Doğu Anadolu’da yüzde 40, Güneydoğu Anadolu’da yüzde 26 azaldı.

Ocak ayında da birçok ilde sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu durum beklenen yağışların oluşmasını engelleyerek kuraklığa neden oluyor.

Yağışların mevsim normallerinin çok altında, sıcaklığın ise mevsim normallerinin çok üstünde olması nedeniyle yaşanan kuraklık en çok tarım sektörünü etkileyecek.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) özellikle kışlık ekimleri yapılan buğday ve arpa gibi hububat ve mercimek gibi bakliyat ürünlerinde verim kaybı ve rekolte azalmasına işaret ediyor. Oda’ya göre kış aylarında yaşanabilecek don ya da seller de üretimi olumsuz etkileyebilir.

Toprak Mahsulleri Ofisi’ne göre İç Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin buğday ekilişinin yüzde 37’sini, Marmara Bölgesi yüzde 11, Karadeniz yüzde 10, Akdeniz ve Doğu Anadolu yüzde 9, Ege Bölgesi yüzde 8’ini karşılarken, Güneydoğu Anadolu buğday ekilişinin yüzde 15’ini, kırmızı mercimek ekilişinin yüzde 90’ını karşılıyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan ZMO Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, bu yılın başında kuru tarım yapılan alanlarda bazı bölgelerde bitki çıkışlarında düzensizlik görüldüğüne dikkat çekiyor. Suiçmez, “Ya tohum çimlenmedi ya da çimlenen alanların bir bölümünde sıcaklık nedeniyle filizlenen buğday ve arpanın bir kısmı yandı. Sulama olanağı olan yerlerde ocak ayında buğdayda sulama yapılması, sulama maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yaşanan sorunun çözümü için yetersiz kalıyor” diyor.

Gıda ithalatı gündeme gelebilir

Suiçmez’e göre, ilkbahar yağışlarının normale dönmemesi halinde sadece kuru tarım alanlarında değil sulu tarım alanlarında sulama yapılacak mısır, şeker pancarı, yonca, sebzeler de dahil birçok üründe verim düşüklüğü ve rekolte azlığı yaşanabilir.

ZMO Başkanı, kış ve ilkbahar aylarında kar ve yağmur olarak yeterli ve dengeli yağışların olmaması durumunda ürünlerde oluşacak ciddi verim düşüklüğü ve üretim miktarı azalmasını, çiftçinin üretimden çekilmesinin takip edeceğini vurguluyor. Gıda arz açığını kapatmak üzere daha yüksek fiyatlarla dışalım yapılmasının söz konusu olabileceğine işaret eden Suiçmez, “Dışalım bağımlılığının artması, tüketicilerin daha yüksek fiyata gıdaya erişimi yani yüksek gıda enflasyonu bizleri yakın dönemde bekleyen sorun alanları” uyarısı yapıyor.

Türkiye gıda enflasyonunda dünya beşincisi

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı resmi verilere göre Türkiye’de gıda enflasyonu Aralık 2022 itibariyle yüzde 77,87 seviyesinde bulunuyor. Türkiye, bu oranla Dünya Bankası’nın 17 Ocak’ta açıkladığı Gıda Güvenliği Raporu’na göre gıda enflasyonunda Zimbabve, Lübnan, Venezüella ve Arjantin’den sonra dünyada beşinci sırada bulunuyor.

Dünya Bankası’na göre tarımsal fiyatların pandemi öncesi seviyelerin üzerinde kalması beklenirken bu da gıda güvenliği ile ilgili zorlukları artırıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından Aralık 2022’de yayınlanan rapora göre de küresel gıda fiyatlarının merkez bankalarının uyguladığı faiz artışlarına rağmen savaş, enerji maliyetleri ve hava olayları nedeniyle yüksek kalmaya devam etmesi bekleniyor.

Türkiye’de de arzdan kaynaklı nedenlerin yanı sıra mazot, gübre, ilaç, tohum, yem gibi tarımsal girdilerin ithalatla sağlanması, dövizdeki artışa bağlı olarak fiyatların sürekli yükselmesine neden oluyor. Aynı zamanda elektrik ve sulama maliyetleri de artıyor.

“Gıda enflasyonu yüksekliğini sadece kuraklığa bağlamak kolaycılıktır ve asıl sorunların çözümünü ötelemektir” diyen Baki Remzi Suiçmez, tarımsal girdi fiyat endeksinin Kasım 2022’de yüzde 121, tarım ürünleri üretici fiyat endeksinin de yüzde 151 olduğuna işaret ediyor.

“Üretim maliyetleri düşürülmeli”

Suiçmez, “Böyle bir ortamda girdilerde somut indirim yaparak üretim maliyetlerini düşürmek, toplam destek bütçesini artırmak, destekleri önceden vermek, ürün maliyeti üzerinden alım fiyatı açıklamak ve yeterli miktarda alım yapmak gibi ekonomik çözümler öncelikle atılması gereken adımlardır” diye konuşuyor.

Tarımın, doğa koşullarına bağlı, mutlaka korunması gereken ve uzun vadeli planlanması gereken bir sektör olduğunu vurgulayan Suiçmez, iklim değişikliğinin kısa ve uzun vadeli senaryoları dikkate alınarak su kaynaklarına yönelik uzun vadeli planlamalar yapılması ve “Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı”nın somut adımlarla hedefleri gerçekleşecek şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Yeraltı suları tarıma çekiliyor”

İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı Dr. Baran Bozoğlu da iklim değişikliğine uyum için su havzalarının korunması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’de suyun yüzde 75 kadarının tarımsal sulamada kullanıldığına, yeraltı su kaynaklarının da özellikle bu alanlara çekildiğine işaret eden Bozoğlu, “Kaçak kuyu miktarı çok fazla. Özellikle Konya bölgesinde 500 bine yakın kaçak kuyu, izinsiz kuyu olduğu biliniyor yıllardır. Ama bu konuda da bunları engelleyen adımlar atılmadığını görüyoruz” diye konuşuyor.

Bozoğlu, Tuz Gölü gibi suyun çok az olduğu bir bölgede bile damla sulamadan ziyade vahşi sulama yöntemlerinin uygulandığını, Tarım Bakanlığı’na bağlı ekiplerin, ilçe tarım müdürlüklerinin ve il tarım müdürlüklerinin sahada bunların denetimini yapmadıklarını ifade ediyor.

Tarımsal sulamanın kontrol altına alınmasının yanı sıra tarımda arıtılmış suların tekrar kullanımı konusuna da odaklanılması gerektiğine vurgu yapan Bozoğlu, “Mevzuat değişikleri yapıldı ama uygulamaya geldiğimizde Türkiye’deki arıtılmış suların yüzde 5 ila 7 arasında tekrar kullanıldığını biliyoruz. Bu oranların bir an önce artırılması gerekiyor. Özellikle sulamada, peyzaj sulaması ve sanayide arıtım suyunun tekrar kullanımının sağlanmasına ihtiyacımız var. Bu da bizi iklim krizine karşı dirençli hale getirip uyumu sağlamamızın önünü açacaktır” diye konuşuyor.

“Bütüncül olarak değerlendirmeli”

Sulama yatırımlarının artırılması, su havzaları ve su kaynaklarının korunarak yasal olmayan yeraltı suyu kullanımının engellenmesi gerektiğine işaret eden Suiçmez’e göre de Türkiye’nin su ve toprak kaynakları bütüncül olarak değerlendirilmeli. Toprakta su muhafazasını sağlayan arazi kullanım yönetimine yönelik araştırma geliştirme ve eğitim çalışmaları da önem taşıyor.

Bilinçsiz su tüketiminin önüne geçilmesi ve atık suların arıtılarak yeniden kullanılabilir hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Suiçmez, doğal yaşamı tehdit eden HES’lerin ise durdurulması gerektiğine vurgu yapıyor.

Suiçmez, “Su tahsisinde en fazla payı olan tarım sektöründe, mevcut salma sulama yerine su tasarrufu sağlayan basınçlı/kontrollü sulama yöntemleri uygulanmalı, suyun kıtlığında kısıtlı sulama yapılmalı ve su ölçülü olarak üreticilere verilmeli, su iletim ve dağıtım sistemlerinde su kayıplarını en aza indiren önlemler ivedilikle uygulanmalı” diye konuşuyor.

Salma sulama yönteminde kaynağından tarla başına kadar getirilen su, serbest bir şekilde araziye salınıyor. Bu da suyun daha fazla kullanımına neden oluyor.

“Havzalarda denetimler artırılmalı”

Baran Bozoğlu da Türkiye’de su havzalarının korunması için yapılan su havzaları özel hüküm belirleme çalışmalarına dikkat çekerek bu çalışmaların artırılarak devam etmesi, su havzalarına kısa ve orta mesafede olan alanlarda bu çalışmalarda tanımlanan kriterlere uygun şekilde yapılanma olması gerektiğini vurguluyor.

Bozoğlu, “Örneğin kısa mesafe alanlarda tarım uygulamalarından vazgeçilmesi gibi, sanayi yatırımlarının yapılmaması, buraların imara açılmaması gibi kararlar verilmesi lazım ve bunların mutlaka büyükşehir belediyeleri ve devletin kurumları tarafından denetlenmesi gerekiyor. Denetimin artırılması lazım. İkinci konu ise kirlenmesini engellemek. Üçüncü mesele ki bence oldukça kritik bir konu bu. Su kayıp kaçağını önlemek” diyor.

Ülke düzeyinde kuraklık erken uyarı ve izleme altyapısı ve yönetim sistemi kurulmasının önemine işaret eden Suiçmez de “şu an işlevsiz ve dağınık olan” kamu yönetimi yerine tarım, toprak ve su yönetiminde etkin bir kamu yönetimi kurulmasının önemine işaret ediyor. Suiçmez’e göre Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü güçlendirilerek sulama bütçesi artırılmalı, en ücra noktalara hizmet verecek şekilde Toprak Su Genel Müdürlüğü yeniden kurulmalı.

Açlık Sınırı 9 Bin 796, Yoksulluk Sınırı 26 Bin 994 Liraya Yükseldi

Temel gıda fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı artışlar dört kişilik bir ailenin açlık sınırını ocak ayında 9 bin 796 liraya kadar çıkarırken, yoksulluk sınırı da 26 bin 994 lirayı buldu. Açlık sınırı ocakta bir önceki aya göre 737 lira artarken, yoksulluk sınırı da 870 lira arttı.

Bir yıl öncesine göre ise açlık sınırı 4 bin 872 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 7 bin 109 lira arttı. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı son bir yılda toplam 11 bin 981 liralık artış gösterdi.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, ocak ayı Açlık-Yoksulluk Araştırması sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, açlık sınırı ocakta bir önceki aya göre 737 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 133 lira artarak 17 bin 198 liraya yükseldi. Ocakta yoksulluk sınırı önceki aya göre da 870 lira arttı. Bir yıl öncesine göre ise açlık sınırı 4 bin 872 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 7 bin 109 lira arttı. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı son bir yılda toplam 11 bin 981 liralık artış gösterdi.

Açlık sınırı

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 268 lira, 2022 yılının aynı ayına göre ise 975 lira artarak 2bin 381 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre 6 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 78 liralık artışla 234 liraya yükseldi.

Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama ocakta bir önceki aya göre 217 lira artarak 2 bin 672 liraya yükseldi. Son bir yıllık dönemde ise 1.515 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para ocakta 24 lira artarken, geçen yılın aynı ayına göre ise 338 lira artarak 680 lira oldu. Sebze harcaması da önceki aya göre 110 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 755 lira artarak 1.267 lira oldu.

Ocakta, 2 lira artarak 937 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama son bir yılda 182 lira arttı.  Pirinç ve bulgur harcamaları ocakta önceki aya göre 37 lira artarken son bir yılda ise 317 lira zamlanarak 445 lira oldu. Yağ için yapılması gereken harcama ise 10 lira daha artarak 265 lira oldu.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da ocakta 37 lira artarak 692 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise önceki aya göre 28 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 121 lira artarak 224 liraya çıktı.

Yetişkin erkek için 2.800, yetişkin kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ocakta açlık sınırı yetişkin erkek için 2 bin 860 lira, yetişkin kadın için 2 bin 245 lira, çocuk için 1.630 lira ve genç için de 3 bin 60 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da ocakta 133 liralık artışla 17 bin 198 liraya yükseldi.

Ocakta dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 1.011 liraya inerken, barınma (kira dahil) harcamaları 4 bin liraya, ev eşyası harcamaları 2 bin 440 liraya, sağlık harcamaları 716 liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 4 bin 622 liraya inerken, haberleşme harcamaları 730 lira, eğlence ve kültür harcamaları 620 lira, eğitim harcamaları 380 lira, tatil-otel harcamaları bin 593 lira ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 1.086 lira oldu.

Yoksulluk sınırı

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise ocakta 870 lira daha artarak 26 bin 994 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 11 bin 982 lira olarak gerçekleşti.

TÜİK Açıkladı: Tüketici Güveni Son 16 Ayın Zirvesinde

2022 aralık ayında 75,6 olan Tüketici Güven Endeksi, ocak ayında 79,1 olarak kayıtlara geçti. Böylece endeks, son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi geçen ay 57,4 iken ocakta yüzde 7,4 artışla 61,6’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Güven Endeksi Ocak 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen “Tüketici Eğilim Anketi” sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, ocakta Aralık 2022’ye göre yüzde 4,6 arttı.

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülüyor.

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Gıda Fiyatları 12 Ayda Yüzde 152,6 Arttı

“Yanlış ekonomik politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, açlık riskini giderek daha da büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor. Uzmanlar bu durumun, özellikle çocuklarda önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor.

Eylül 2021’den bu yana kamu çalışanları ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıkları enflasyon farkları da dahil yüzde 141 oranında arttı. Asgari ücretteki artış yüzde 200 oldu, işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıkları ise yüzde 132,2 oranında arttı. Faiz indirimleriyle Türkiye’nin, yıllarca sürecek bugünkü enflasyon sarmalına sürüklendiği eylül ayından bu yana gıda fiyatları ise yüzde 361 oranında arttı.

Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepetini satın almak için yıl ocak ayında 361 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin Eylül 2021’deki 100 liralık geliri bugün 241 lira, asgari ücretlininki 300 lira, işçi ve bağımsız çalışan emeklisininki ise 232 lira oldu.”

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu Ocak Ayı Halkın Enflasyonu Araştırması sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre; ortalama fiyatlar esas alındığında gıda fiyatlarında son 12 ayda 152,6 oranında artış yaşandı.

Araştırmada, “Bu yıl ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 113,5, et-balık fiyatlarında 94, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 104 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 40,7 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 240, sebze fiyatları ise yüzde 343 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 51,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 105,4 oranında zamlandı” denildi.

Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlenen temel gıda maddesi ve asgari ölçüde bir insanın yaşayabilmesi için yapması gereken gıda dışı harcamaları dikkate alarak hesaplanan fiyat endeksinin Ocak 2022 sonuçları şöyle:

Eylül 2021’de 100 lira Ocak ayında 300 lira

Yanlış ekonomik politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, açlık riskini giderek daha da büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor. Uzmanlar bu durumun, özellikle çocuklarda önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor. Eylül 2021’den bu yana kamu çalışanları ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıkları enflasyon farkları da dahil yüzde 141 oranında arttı. Asgari ücretteki artış yüzde 200 oldu, işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıkları ise yüzde 132,2 oranında arttı. Faiz indirimleriyle Türkiye’nin, yıllarca sürecek bugünkü enflasyon sarmalına sürüklendiği eylül ayından bu yana gıda fiyatları ise yüzde 361 oranında arttı.

Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepetini satın almak için yıl ocak ayında 361 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin Eylül 2021’deki 100 liralık geliri bugün 241 lira, asgari ücretlininki 300 lira, işçi ve bağımsız çalışan emeklisininki ise 232 lira oldu.

“Ocakta, bir önceki aya göre yüzde 8,1 oranında daha fazla para ödendi”

Ocakta, gıda fiyatlarındaki artışta yağ dışındaki bütün harcama gruplarında yaşanan yüksek oranlı zamlar belirleyici oldu. Aylık fiyat artışına en büyük katkıyı ise et, sebze ve süt ve süt ürünleri yaptı.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, ocakta bir önceki aya göre yüzde 0,8 oranında artış kaydetti. Et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 16,3 oranında artış yaşanan ocak ayında süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 6,6 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 1,8 oranında düşüş oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 5,8 oranında arttığı ocakta sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 15,3 oranında artış yaşandı. Kuru bakliyat fiyatlarının yüzde 2,3 arttığı ocakta, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise yüzde 3,6 oranında artış kaydedildi. Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için ocakta, bir önceki aya göre yüzde 8,1 oranında daha fazla para ödedi.

“Gıda fiyatlarındaki son 12 aylık ortalamada 152.6 oranında artış yaşandı”

Bu yıl ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 113,5, et-balık fiyatlarında 94, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 104 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 40,7 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 240, sebze fiyatları ise yüzde 343 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 51,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 105,4 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceğine işaret ediyor. Gıda fiyatlarındaki son 12 aylık ortalama fiyatlar esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ise 152,6 oranında artış yaşandı.

TUSİAD Başkanı Orhan Turan’dan “Büyüme Modeli’ne Eleştiri

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, refah ve istihdam yaratmakta zorlanan bir büyüme modeli, düşük teknolojili ürünlere sıkışmış, katma değeri düşük, ithalata bağımlılığı yüksek, bölgeler itibariyle dağılımı dengesiz bir üretim yapısı, kalite ve itibar sorunu yaşayan kurumsal yapılar ülkemizin uluslararası arenada rekabet gücünü destekleyici mahiyette değildir.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Üstelik, küresel gelişmeleri dikkate aldığımızda, bunlara ilaveten yeni alanlarda da dönüşümü sağlayacak bir dizi önlemi zaman kaybetmeden hayata geçirmeliyiz.”

Yaklaşan seçimler öncesi ekonomiye ilişkinde Turan, “Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ile öncesi arasındaki ekonomik koşulların ve politikaların farklılaşması olası. Seçimler öncesinde küresel ekonomi zayıfken ve özellikle birçok AB ülkesinde resesyon dinamikleri gündemde iken Türkiye ekonomisinde iç talebe bağlı büyüme sürecinin desteklendiği bir dönem yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) tarafından bugün düzenlenen “2023 Yılında Türkiye Ekonomisi” başlıklı panelin açılışında konuştu. Turan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yeni bir yıla başlarken tüm ekonomi dünyası o yılın ekonomik trendlerini ve öngörülerini merakla bekler. 2023 bu açıdan daha da dikkat çekici bir yıl. Küresel ekonomiye ilişkin riskler ve belirsizlikler çok yüksek; Türkiye ekonomisi açısından da 2023’e düşmekte olsa da hala çok yüksek olan bir enflasyon oranı, büyümede yavaşlama, dış açık ve kamu açığında artış ile giriyoruz.

2023’ün ilk yarısında sıkı para politikasının etkisiyle Avrupa ve birçok gelişmiş ülkede resesyon tahmin edilirken ABD’de de büyümenin çok zayıf olması bekleniyor. Yılın ikinci yarısından itibaren ise izlenen sıkı para politikasının enflasyonu düşürmekte etkili olmasına paralel olarak dünya ekonomisinde zayıf da olsa yeniden bir büyüme süreci başlayacak.

2023’ün birinci ve ikinci yarısında ekonomik koşulların ve politikanın farklı olması Türkiye için de olası. Her şeyden önce küresel dinamikler ülkemizde de etkisini gösterecek. Finansal koşullarda yıl boyunca bir gevşeme olmasa da yılın ikinci yarısında dünya ekonomisinde büyümenin bir miktar hızlanacak olması ihracat talebinde bir canlanmayı muhtemel kılıyor.

Ancak Türkiye ekonomisi açısından 2023’e iki alt dönemde bakma ihtiyacının bir nedeni de milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, seçim sonrası ile öncesi arasındaki ekonomik koşulların ve politikaların farklılaşması olası. Seçimler öncesinde küresel ekonomi zayıfken ve özellikle birçok AB ülkesinde resesyon dinamikleri gündemde iken Türkiye ekonomisinde iç talebe bağlı büyüme sürecinin desteklendiği bir dönem yaşayacağız.

Yılın ikinci yarısında ise küresel ekonomide görülecek nispi olumlu gelişme, Türkiye ekonomisinde  makroekonomik istikrarı ve yapısal reformu önceleyen politikaların uygulanması açısından nispeten olumlu bir ortam yaratacak.

2023’ün ikinci yarısında dünya gibi Türkiye’nin de normalleşme sürecine girmesi gerekecek. Bunun en önemli koşulu da enflasyonun düşürülmesi ve ekonomik istikrarın tesis edilmesi. Enflasyonun çıkmış olduğu çok yüksek seviyelerden baz etkisiyle beraber düşme sürecine girmiş olmasını bir fırsat olarak değerlendirmek mümkün. Ancak enflasyonu düşürmede makro ihtiyati tedbirlerin para politikasının ikamesi olamayacağı noktasından hareketle para politikasını enflasyonla mücadele çerçevesinde formüle etmek, maliye politikasını enflasyonla mücadeleyi destekleyici mahiyette kurgulamak gerekiyor.

2023 yılını Türkiye açısından önemli kılan bir başka boyut da bu sene cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yılı olması. Bu durum, neredeyse ilk yüzyılın geneline damga vurmuş olan bir dizi yapısal sorunumuzu, çözme iradesiyle ele almak için bir fırsat veriyor. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, refah ve istihdam yaratmakta zorlanan bir büyüme modeli, düşük teknolojili ürünlere sıkışmış, katma değeri düşük, ithalata bağımlılığı yüksek, bölgeler itibariyle dağılımı dengesiz bir üretim yapısı, kalite ve itibar sorunu yaşayan kurumsal yapılar ülkemizin uluslararası arenada rekabet gücünü destekleyici mahiyette değildir. Üstelik, küresel  gelişmeleri dikkate aldığımızda, bunlara ilaveten yeni alanlarda da dönüşümü sağlayacak bir dizi önlemi zaman kaybetmeden hayata geçirmeliyiz.

Uyum sağlamamız gereken alanların başında iklim değişimi ile mücadele geliyor. Bu çerçevede sıfır karbon hedefi doğrultusunda bir dizi adımı atmak, döngüsel ekonomiden ve yeşil üretim tekniklerinden daha fazla yararlanmak, fosil enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak ve enerji tasarrufu ve enerji verimliliğini artırmak önümüzdeki dönemin ekonomi politikası öncelikleri arasında yer almalı.

Ekonomik ve toplumsal hayatta dijital dönüşüme uyum sağlamak için de altyapıdan becerilere, bilim ve teknoloji politikalarından yatırım ortamına bir dizi alanda hızlı ve kapsamlı adımlar atmalıyız.

Kısacası çok konuştuğumuz ama şimdiye kadar ertelediğimiz yapısal reformları bir an önce tamamlamamız gerekiyor. Bu reformlar hem istikrarsızlığın adeta yeni normal haline geldiği küresel düzende rekabetçiliğimizi korumak açısından hem de özlemini çektiğimiz refah seviyesine ikinci yüzyılımızda ulaşmak açısından belirleyici önemde.”

2022 Yılında 24 Bin 303 Şirket Kapandı

 

2022 aralık ayında 4 bin 891 şirket daha kapanırken, yılın genelinde ise 24 bin 303 şirket kapanmış oldu. Aralık ayında bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı ise yüzde 177,3 artarken, yılın genelinde ise yüzde 20,1 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), aralık ayına ilişkin kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre, 2022 yılında kurulan şirket sayısı, geçen yıla göre yüzde 27,8 arttı.

Aynı dönemde kurulan şirket sayısı yüzde 27,8 kurulan kooperatif sayısı yüzde 38,8 artmış olup kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 1,7 azaldı.

2022 yılında, bir önceki yıla göre kapanan şirket sayısında yüzde 42,8 kapanan kooperatif sayısında yüzde 17,8 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 9,3 artış oldu.

Aralık 2022’de, bir önceki yılın aynı dönemine göre kurulan şirket sayısı yüzde 53,8 kurulan kooperatif sayısı yüzde 75,6 kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 12,7 arttı.

Aralık 2022’de, kapanan şirket sayısı ise 2021 yılının aynı ayına göre yüzde 20,1 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 12,3 kapanan kooperatif sayısında yüzde 26,8 artış oldu.

Aralık ayında bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 14,2 kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 50,2 kurulan kooperatif sayısı yüzde 12,8 arttı.

Aralık ayında bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı ise yüzde 177,3 kapanan kooperatif sayısı yüzde 218,8 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 41,3 artış gerçekleşti.

Aralık 2022’de kurulan toplam 15.264 şirket ve kooperatifin yüzde 84,9’u limited şirket, yüzde 13,6’sı anonim şirket, yüzde 1,5’i ise kooperatif oldu. Şirket ve kooperatiflerin yüzde 35,9’u İstanbul, yüzde 9,9’u Ankara, yüzde 6,2’si Antalya’da kuruldu.

Aynı dönemde kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, bir önceki aya göre yüzde 36,0 oranında arttı.

2022 yılında toplam 142.214 şirket ve kooperatif kuruldu. Bu dönemde kurulan toplam 122.409 limited şirket, toplam sermayenin yüzde 70,9’unu, 17.798 anonim şirket ise yüzde 28,9’unu oluşturdu. Aralık ayında kurulan şirketlerin sermayelerinin toplamı, bir önceki aya göre yüzde 36,0 oranında arttı.

Aralık 2022’de şirket ve kooperatiflerin 4.990’ı ticaret, 2.286’sı imalat ve 2.014’ü inşaat sektöründe, 1.318 gerçek kişi ticari işletmesi ise ticaret sektöründe kuruldu.

Aynı dönemde şirket ve kooperatiflerin 4.990’ı ticaret, 2.286’sı imalat ve 2.014’ü inşaat sektöründe kuruldu. Aralık’ta kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin; 1.318’i toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 833’ü inşaat, 408’i imalat sektöründe oldu.

Aralık ayında kapanan şirket ve kooperatiflerin; 1.559’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 713’ü inşaat, 631’i imalat sektöründe gerçekleşti.

Aynı dönemde kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin 1.381’i toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 518’i inşaat, 370’i imalat sektöründe oldu.

Aralık 2022’de şirket ve kooperatiflerin 4.990’ı ticaret, 2.286’sı imalat ve 2.014’ü inşaat sektöründe, 1.318 gerçek kişi ticari işletmesi ise ticaret sektöründe kuruldu.

Aynı dönemde şirket ve kooperatiflerin 4.990’ı ticaret, 2.286’sı imalat ve 2.014’ü inşaat sektöründe kurulurken, kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin; 1.318’i toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 833’ü inşaat, 408’i imalat sektöründe oldu.

Aralık’ta kapanan şirket ve kooperatiflerin; 1.559’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 713’ü inşaat, 631’i imalat sektöründe gerçekleşti.

Aynı dönemde kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin 1.381’i toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 518’i inşaat, 370’i imalat sektöründe oldu.