Bahçeli’den “Milli Birlik” Mesajı: Her Türlü Provokasyona Karşıyız

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) grup toplantısında yaptığı konuşmada, gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında milli birlik ve dış politika öncelikli temalara ağırlık veren Bahçeli, Türkiye’nin ve bölgede kardeş ülke Azerbaycan’ın güvenliğine gölge düşürebilecek her türlü provokasyona karşı olduklarını vurguladı.

Bahçeli, özellikle son dönemde Türkiye ile Azerbaycan hava sahasında yaşanan gerilimlere değinerek, bu tür provokasyonların bir daha tekrarlanmaması gerektiğini belirtti. “Türkiye, kimsenin istediği gibi hareket edebileceği bir ülke değildir” diyen Bahçeli, İran’a yönelik uyarıda bulunarak provokatif davranışlardan kaçınılması çağrısı yaptı.

Konuşmasının başında milli birliğe dikkat çeken Bahçeli, yaklaşan İstiklal Marşı’nın kabul yıldönümüne atıfla aziz şehitler ve Mehmet Akif Ersoy’a duyduğu saygıyı dile getirdi, milli şuurun önemine vurgu yaptı.

Dış politika gündeminde bölgedeki son gelişmeleri de değerlendiren Bahçeli, Orta Doğu’daki çatışmaların Türkiye ve bölge halkları için ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. ABD ve İsrail koalisyonunun İran’a yönelik askeri operasyonlarının bölgede “yangını daha da körüklediğini” söyleyen lider, sivillerin zarar görmesinin kabul edilemez olduğuna dikkat çekti.

Toplantıda Bahçeli’nin, “Kürt kardeşlerimizin başka SDG/YPG başkadır” gibi bölgesel terör örgütlerine ilişkin değerlendirmeleri de grup üyelerinin dikkatini çekti.

Bahçeli’nin konuşması, MHP’nin hem iç güvenlik hem de dış politika alanında net duruşunu bir kez daha ortaya koydu. Konuşmasında millî değerlere vurgu yaparken, Türkiye’nin egemenlik haklarını korumaya ve komşularla olan ilişkilerde istikrarı esas almaya devam edeceğini belirtti.

Paylaşın

Borçla Geçim Dönemi: Kredi Kartı Harcamaları Patladı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından yayımlanan haftalık veriler, yılın ilk aylarında hanehalkı borçluluğunun hızla arttığını ortaya koydu.

Ocak ve Şubat aylarını kapsayan iki aylık dönemde tüketici kredileri ile bireysel kredi kartı borçlarının toplamı, enflasyonun üzerinde bir artış göstererek 5 trilyon 941 milyar liraya ulaştı. Veriler, özellikle kredi kartlarının hanehalkı finansmanında giderek daha kritik bir rol üstlendiğini gösteriyor.

BDDK verilerine göre yılın ilk iki ayında vatandaşların borçlanma tercihlerinde belirgin bir değişim yaşandı. Nakit krediler yerine kredi kartı kullanımının öne çıktığı görülüyor.

Bireysel kredi kartı borçları iki aylık dönemde yüzde 7,97 artarak 2,2 trilyon lirayı aştı. Bu artış oranı aynı dönemde açıklanan yüzde 7,95’lik enflasyonun üzerinde gerçekleşerek reel bazda da bir büyümeye işaret etti.

Artışın en belirgin olduğu alan ise taksitli kredi kartı borçları oldu. Taksitli kart borçları yüzde 10,57 ile en hızlı büyüyen kalem olarak öne çıktı. Bu tablo, yüksek tutarlı harcamalarını erteleyemeyen birçok vatandaşın ödemelerini taksitlendirerek bütçesini dengelemeye çalıştığını gösteriyor. Uzmanlara göre kredi kartları giderek “imdat freni” niteliği kazanıyor.

Kredi kartlarındaki hızlı artışa karşın, ihtiyaç, konut ve taşıt kredilerini kapsayan tüketici kredileri cephesinde farklı bir tablo ortaya çıktı. Nominal olarak sınırlı artış görülse de, enflasyondan arındırıldığında tüketici kredileri reel bazda geriledi.

Özellikle taşıt kredilerinde sert bir düşüş dikkat çekti. Taşıt kredisi hacmi hem nominal hem de reel olarak gerileyerek 47,6 milyar liraya kadar indi. Bu durum, yüksek faiz oranlarının ve artan araç fiyatlarının tüketiciyi bu kredi türünden uzaklaştırdığını gösteriyor.

Şirketlere kullandırılan ticari kredilerde de benzer bir tablo görülüyor. Ticari kredi hacmi nominal olarak yüzde 5,34 artış gösterse de, enflasyon etkisi hesaba katıldığında reel olarak yüzde 2,42 daraldı.

Ekonomistler, bu gelişmenin iki ihtimale işaret ettiğini belirtiyor: Reel sektör ya finansmana erişimde zorlanıyor ya da belirsizlikler nedeniyle yeni yatırım kararlarını ertelemeyi tercih ediyor.

Gözler 12 Mart’ta Merkez Bankası’nda

Piyasalarda şimdi gözler 12 Mart’ta yapılacak olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi.

Merkez Bankası, Ocak ayında politika faizini yüzde 37 seviyesine indirmişti. Ancak Şubat ayı enflasyon verileri ve uluslararası gelişmeler faiz beklentilerini değiştirdi. Özellikle ABD ile İran arasında patlak veren gerilim ve artan jeopolitik riskler, piyasalarda belirsizliği artırdı.

Enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş ve küresel risklerin artması, faiz indirimi beklentilerini zayıflatırken, politika faizinin sabit tutulacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi. Uzmanlara göre bankaların kredi faizlerinde indirim yerine yukarı yönlü bir düzeltme ihtimali de giderek daha fazla konuşuluyor.

Ekonomistler, kredi kartı borçlarındaki hızlı artış ile kredi piyasasındaki daralmanın birlikte okunması gerektiğini belirterek, bu tablonun hanehalkının geçim baskısının arttığına ve ekonomide temkinli bir döneme girildiğine işaret ettiğini vurguluyor.

Paylaşın

“İmamoğlu Davası” Dünya Basınında Geniş Yankı Buldu

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında süren dava süreci, yalnızca Avrupa ve ABD’de değil, dünyanın farklı bölgelerindeki medya kuruluşlarında da geniş yankı uyandırdı.

Uluslararası basın kuruluşları, davayı Türkiye’de siyaset ve yargı ilişkisi bağlamında değerlendirirken gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor.

İngiliz gazetesi The Guardian, davanın Türkiye’de yaklaşan siyasi süreçler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Gazete, İmamoğlu’nun Türkiye’de muhalefetin öne çıkan figürlerinden biri olduğunu vurgulayarak, dava sürecinin siyasi dengeler üzerinde etkili olabileceğini yazdı.

ABD merkezli The New York Times ise haberinde davanın, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve siyasi rekabet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdığını belirtti. Gazete, muhalefet temsilcilerine yönelik yargı süreçlerinin uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip edildiğini aktardı.

İngiltere merkezli BBC News de analizinde, İmamoğlu’nun 2019’da İstanbul’da kazandığı seçimlerin Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası olduğunu hatırlatarak, dava sürecinin hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından dikkatle izlendiğini yazdı.

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise davanın Türkiye’de muhalefetin geleceği açısından kritik bir gelişme olarak değerlendirildiğini ifade etti. Gazete, Avrupa’daki birçok siyasi çevrenin de süreci yakından izlediğini aktardı.

Uluslararası haber ajansı Reuters da gelişmeleri aktarırken, davanın Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokratik standartlar tartışmasını yeniden gündeme getirdiğini belirtti.

Japonya merkezli The Japan Times, İmamoğlu’nun Türkiye siyasetinde yükselen bir lider olarak görüldüğünü ve davanın ülkenin siyasi rekabet ortamına ilişkin tartışmaları artırdığını yazdı. Çin’in uluslararası yayın yapan gazetelerinden Global Times ise gelişmeleri Türkiye’deki iç siyasi dengeler çerçevesinde ele alarak davanın bölgesel ve diplomatik yansımalarına dikkat çekti.

Brezilya’nın önde gelen gazetelerinden Folha de S.Paulo, davayı Türkiye’de muhalefet ve iktidar arasındaki siyasi rekabetin önemli bir başlığı olarak değerlendirdi. Arjantin merkezli Clarín ise haberinde, davanın uluslararası kamuoyunda Türkiye’deki demokratik süreçlere ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdığını ifade etti.

Uzmanlara göre İmamoğlu davası, yalnızca Türkiye iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin demokrasi ve hukuk devleti algısını da etkileyebilecek bir gelişme olarak dünya basınının gündeminde kalmaya devam edecek.

Paylaşın

Erdoğan: Bölge Yeni Bir Savaşı Kaldıramaz

Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan çatışmaya ilişkin yaptığı açıklamalarda Orta Doğu’da savaşın büyümesinin tüm bölge için ağır sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.

Ankara’da düzenlenen Büyükelçiler İftar Programı’nda konuşan Erdoğan, çatışmaların hızla sona erdirilmesi gerektiğini vurgulayarak Türkiye’nin diplomasi trafiğini yoğunlaştıracağını söyledi.

Erdoğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının bölgesel istikrara ciddi zarar verdiğini belirterek, “Orta Doğu’nun yeniden dış müdahalelerin sahası haline getirilmesini kabul etmiyoruz” dedi.Erdoğan, devam eden çatışmaların kontrol altına alınmaması halinde bunun yalnızca bölgeyi değil, Avrupa ve Asya’yı da etkileyecek geniş çaplı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin temel önceliğinin savaşın daha fazla yayılmasını önlemek olduğunu vurgulayan Erdoğan, tarafların yeniden müzakere masasına dönmesi gerektiğini dile getirdi. Ankara’nın bu doğrultuda diplomatik temaslarını hızlandıracağını belirten Erdoğan, bölgede kalıcı istikrarın ancak diyalog ve diplomasi yoluyla sağlanabileceğini söyledi.

Öte yandan Erdoğan, İran’ın bazı bölge ülkelerine yönelik saldırılarını da kabul edilemez olarak nitelendirerek, çatışmanın tüm taraflarının itidalli davranması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin sınır güvenliği konusunda gerekli tüm tedbirleri aldığını belirten Erdoğan, bölgedeki gerilimin daha da tırmanmaması için uluslararası toplumun sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

Erdoğan, savaşın uzamasının Orta Doğu’da yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabileceğini belirterek, “Her sorunun onurlu bir çözümü vardır. Önemli olan silahların susması ve diplomasi kapısının yeniden açılmasıdır” mesajını verdi.

Paylaşın

İnşaat Maliyetleri Yüzde 25,38 Arttı

İnşaat maliyetleri ocak ayında önceki aya göre yüzde 9,8, önceki yılın aynı ayına göre yüzde 25,38 arttı. Sektör temsilcileri artan maliyetlerin konut fiyatları üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İnşaat Maliyet Endeksi Ocak 2026 verilerini açıkladı.

İnşaat maliyetleri ocak ayında hem aylık hem de yıllık bazda güçlü bir artış kaydetti. Verilere göre inşaat maliyet endeksi ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 9,87, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 25,38 yükseldi.

Aylık bazda maliyet artışında özellikle işçilik kalemindeki yükseliş dikkat çekti. Ocak ayında malzeme endeksi bir önceki aya göre yüzde 3,52 artarken, işçilik endeksi yüzde 21,84 oranında yükseldi. Yıllık bazda ise malzeme maliyetleri yüzde 23,32, işçilik maliyetleri yüzde 28,83 artış gösterdi.

Bina inşaatı maliyet endeksi de benzer bir tablo ortaya koydu. Ocak ayında bina inşaatı maliyet endeksi aylık yüzde 10,29, yıllık ise yüzde 25,57 arttı. Bu dönemde malzeme endeksi aylık yüzde 3,63, işçilik endeksi ise yüzde 22,55 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında malzeme maliyetleri yüzde 23,75, işçilik maliyetleri ise yüzde 28,49 artış kaydetti.

Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi de artış eğilimini sürdürdü. Bu kategoride maliyet endeksi Ocak ayında aylık yüzde 8,48, yıllık ise yüzde 24,78 yükseldi. Aynı dönemde malzeme endeksi aylık yüzde 3,17, işçilik endeksi yüzde 19,35 arttı. Yıllık bazda ise malzeme maliyetleri yüzde 21,96, işçilik maliyetleri yüzde 30,08 artış gösterdi.

Veriler, inşaat sektöründe maliyet baskısının özellikle işçilik tarafında hızlandığını ortaya koyarken, sektör temsilcileri artan maliyetlerin konut fiyatları ve yeni projeler üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Sanayi Üretimi Yüzde 1,8 Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre; Sanayi üretimi, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 2,, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,8 azaldı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sanayi Üretim Endeksi Ocak 2026 verilerini yayımladı. Verilere göre, ocak ayında sanayi üretim endeksi, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,8 oranında azaldı.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, yıllık bazda en belirgin düşüş imalat sanayinde görüldü. Ocak ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,8 gerilerken, imalat sanayi endeksi yüzde 2,5 azaldı. Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise yüzde 5,6 artış göstererek sanayi üretimindeki düşüşü sınırlayan tek sektör oldu.

Sanayi üretiminde aylık bazda da gerileme dikkat çekti. Ocak ayında sanayi üretim endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,8 oranında azaldı. Alt sektörlere bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi aylık bazda yüzde 2,1 artış kaydetti. Buna karşın imalat sanayi endeksi yüzde 3,4 düşerken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,8 artış gösterdi.

Veriler, özellikle imalat sanayindeki zayıflamanın genel sanayi üretimi üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyarken, enerji üretimindeki artışın düşüşü sınırlı ölçüde dengelediğini gösterdi. Ekonomistler, önümüzdeki aylarda iç talep, ihracat siparişleri ve enerji üretimindeki gelişmelerin sanayi üretiminin seyrinde belirleyici olacağını ifade ediyor.

Paylaşın

Süper Lig: Trabzonspor Üç Puanı Üç Golle Aldı

Süper Lig’in 25. hafta maçında Kayserispor ile Trabzonspor, Kayseri Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Ali Şansalan’ın yönettiği karşılaşmadan Trabzonspor 3 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Trabzonspor’a galibiyeti getiren golleri, 45+2 ve 45+7. dakikalarda Paul Onuachu ve 53. dakika Oleksandr Zubkov, Kayserispor’un tek golünü ise 83. dakikada German Onugha kaydetti.

Bu skorun ardından, Trabzonspor puanını 54’e yükseltirken, Kayserispor 20 puanda kaldı.

Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, maç sonrası yaptığı açıklamasında, “Kazanmamız gereken bir maçı kazandık. Oyunun bazı bölümlerinde iyi işler yaptık” dedi.

Fatih Tekke, açıklamasının devamında, takımın daha da gelişmesi gerektiğini vurgulayarak, “Daha iyi olmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Kayserispor tarafında maç sonrası yapılan değerlendirmelerde özellikle ilk yarının son bölümünde gelen gollerin kırılma noktası olduğu ifade edildi ve bazı kararlar için hakem eleştirileri dile getirildi.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Kürtler Hiçbir Gücün Silahlı Gücü Değildir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hemen yanı başımızda savaşlar, katliamlar, çatışmalar devam ediyor. Tam da çatışmanın göbeğinde Kürtler bulunuyor, Kürt coğrafyası bulunuyor” dedi ve ekledi:

“Dün Irak’ta çatışma olurken Kürtler gündemdi, Suriye’de çatışma olurken Kürtler gündemdi, bugün İran’da da Kürtler gündem. Ama bu sefer Kürtleri yalan yanlış tartışıyorlar. Kürtler hiçbir gücün silahlı gücü değildir. Kürtler bugüne kadar hakları, hukukları ret ve inkar edildiği için mücadele ediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır’da düzenlenen 2026 Newroz Deklarasyonu açıklamasına katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Hemen yanı başımızda savaşlar, katliamlar, çatışmalar devam ediyor. Tam da çatışmanın göbeğinde Kürtler bulunuyor, Kürt coğrafyası bulunuyor. Dün Irak’ta çatışma olurken Kürtler gündemdi, Suriye’de çatışma olurken Kürtler gündemdi, bugün İran’da da Kürtler gündem. Ama bu sefer Kürtleri yalan yanlış tartışıyorlar. Kürtler hiçbir gücün silahlı gücü değildir. Kürtler bugüne kadar hakları, hukukları ret ve inkar edildiği için mücadele ediyor. Bugün sahada bulunan hegemonik ve emperyal güçler yokken de Kürtler sahadaydı.

İran’da Qasimlolardan günümüze kadar Kürtler dilinin, kültürünün ve statüsünün mücadelesini yürütüyordu. Bugün de Kürtler, özellikle Newroz günlerinde bulunduğumuz bu süreçte, kendi ulusal birliklerini sağlayarak bulundukları her ülkede demokratik hak ve özgürlüklerini almanın mücadelesini yürütüyorlar, yürütecekler de. Herkes çok iyi bilsin ki Kirmanşah neyse Hewler odur, Süleymaniye neyse Qamişlo ve Kobanî odur; Kobanî neyse Amed, Kars, Siirt odur.

Kürtler ve dostları olarak bizler hiçbir dönem olmadığımız kadar uyanık olmalıyız. Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından takip etmeliyiz. Bugün Ortadoğu’da kaderimizin belirlendiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte ne masa başlarında kandırılacağız ne de hegemonik ve emperyal güçlerin kalkanı olup daha sonra bir kenara atılıp unutulacağız.

Bu sefer emekçisiyle, kadınıyla, “Jin, Jiyan, Azadî” diyen Kürtlerle, Beluçlarla, Azerilerle ve Molla Rejimi tarafından ezilen laik-seküler Farslarla birlikte İran’da halkların demokratik haklarını kazandıkları ve statülerine ulaştıkları bir zemini inşallah hep birlikte yaratacağız. Bu Newroz’un Ortadoğu’da yaşayan Kürtlerin barışına, demokrasisine, özgürlüğüne ve statüsüne kavuştuğu bir Newroz olmasını diliyorum. Newroz, ezilen bütün emekçilere, bütün halklara en başta da Kürtlere şimdiden hayırlı olsun.”

Daha sonra açıklanan Newruz Deklarasyonunda ise şu ifadeler kullanıldı:

“Sistemsel kaosun derinleştiği bir dönemde hegemonik güçler Ortadoğu’da yeni dizayn planları yapmakta ve halkımızın inkarına, ülkemizin parçalanmasına dayalı yüz yıllık ulus devletçi statükoyu devam ettirmek istemektedir. Kürt halkının büyük bedellerle edindiği kazanımlara karşı Rojava Kürdistan’ın da olduğu gibi yeni inkâr politika ve imha planlarını devreye konulmaktadır.

Bu politikalara karşı Kürt halkı Rojava ve Kürdistani kazanımları etrafında kenetlenmiş, dostlarıyla dünyanın dört bir yanında sürdürdüğü mücadeleyle direniş geleneğini küreselleştirmiş; tarihsel haklarını savunma iradesini ortaya koymuştur. Bu mücadelenin kalıcı başarıya ulaşması, kazanımların korunması ulusal birliğin güçlenmesiyle sağlamlaşmakta; ortak siyasal tutum, ortak savunma bilinci ve ortak gelecek perspektifi ulusal birliğin örgütlü ifadesi olarak gelişmektedir. Ulusal birlik güçlendikçe halkın demokratik kazanımları daha güçlü bir zemine yerleşmektedir.

Bölgesel ve küresel gelişmelerin yoğunlaştığı böylesi bir süreçte 2026 Newrozu’nu ‘Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk’ şiarıyla karşılıyoruz. Newroz, Kürt halkı için zulme karşı tarihsel bir isyan, inkâra karşı varoluş iradesi, baskıya karşı direniş ve köleliğe karşı özgürlük ateşidir. Kimliği yok sayılan, dili yasaklanan ve iradesi gasp edilmek istenen Kürt halkı, kültürel ve toplumsal mirasıyla donandığı Newroz ateşi etrafında örgütlenerek tarihsel hafızasını korumuş, direnişini büyütmüş ve özgürlük yürüyüşünü daim kılmıştır. Newroz geçmişin direniş birikimini bugünün mücadelesiyle buluşturan ve geleceğin özgür yaşamını kurma iradesini büyüten siyasal bilinç haline gelmiştir. Newroz alanlarında yakılan her ateş direngen halkımızın iradesini büyütecek, birliğimizi güçlendirerek ortak geleceğimizi savunma kararlılığının nişanesi olacaktır.

Newroz alanları halkımızın özgürlük taleplerini yükselttiği, iradesini örgütlediği ve demokratik geleceğini inşa etmenin kararlılığına tekrar tanıklık edecektir. Newroz’un tarihsel mirası mücadelemizi aydınlatacak, yüzyıllar boyunca oluşan direniş kültürü halkımızın varlığını koruyan en temel güç olarak yeniden yaşam bulacaktır. Bu tarihsel yürüyüş ulusal birliğin güçlenmesiyle sağlamlaşacak; kazanımlar ulusal birliğin örgütlü iradesiyle korunarak geleceğe daha güçlü taşınacaktır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde başlatılan tarihi Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir yılını geride bırakmıştır. Abdullah Öcalan ve hareketi, sürecin ilerlemesi için üzerine düşen siyasal adımları yerine getirmiştir.

Kürt halkı bu süreçte siyasi iradesinin arkasında durarak demokratik dönüşümün gelişmesine destek vermiştir. Sayın Öcalan’ın tarihsel çağrısı üzerine hareketinin attığı adımlar halkların eşit ve ortak yaşamını kurma iradesini güçlendirmiş ve halkın örgütlü gücüyle meydanlarda büyüyerek, siyasal sonuçlar üretme potansiyelini açığa çıkarmıştır. Bu süreçte devlet tarafından Meclis bünyesinde Komisyonun kurulması önemli olmakla birlikte; açıklanan nihai rapor Kürt halkı, ezilenlerin ve demokratik kamuoyunun beklentileri ve çözümün asgari şartlarını karşılamaktan uzak bir içerikte olmuştur.

Kürt sorununun isminin dahi konulmamış olması sorunların çözüm mercii olan Meclis ve siyasetin, Kürt sorunun çözümü için gerekli cesareti gösterememesi ve sorumluluk almaktan kaçınması talihsiz olmuştur. Tüm eksikliklerine rağmen Meclis Komisyonu raporunda demokratikleşmeye dair önerilerin bir an önce hayata geçirilmesi ve sürecin ikinci aşamasına uygun gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması elzem hale gelmiştir.

Demokratik çözümün gelişmesi ve barışın kalıcılaşması için baş müzakereci olan Sayın Öcalan’ın umut ilkesi kapsamında fiziki özgürlüğünün ve özgür çalışma koşullarının sağlanmasını tarihsel ve siyasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu temelde Newrozu karşılarken Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde özgürlük mücadelesini büyütme sorumluluğunu daha güçlü üstlenecek, demokratik toplum hedefini daha kararlı biçimde ileriye taşıyacağız.

Halkların, inançların, emekçilerin ve gençlerin eşit ve adil yaşam talebi örgütlü mücadeleyle büyümekte; bu yürüyüşün en ön safında kadınlar yer almaktadır. Rahşanların, Ronahilerin, Zekiyelerin ve Bêrivanların direnişinde vücut bulan kadın özgürlük iradesi bugün ‘jin, jiyan, azadî’ felsefesiyle dünya kadınlarının özgürlük şiarı olmakta; bir saç örgüsünde evrenselleşerek insanlığa yeni bir yaşamı müjdelemektedir. Erkek egemenliğine, savaş politikalarına ve kadın düşmanı düzene karşı yükselen bu mücadele, demokratik toplumun inşa ve kurucu gücünü büyütmektedir.

Demokratik ulus inşanın bir diğer öncü gücü olan özgür gençlik, direniş geleneğini omuzlayan, ‘genç kalma ruhunu’ kuşaktan kuşağa taşıyan ve özgürlük yürüyüşünün enerjisini büyüten tarihsel bir mücadele iradesi olarak sahnedeki yerini güçlendirmektedir. İnkâra, asimilasyona ve kimliksizleştirme politikalarına karşı mücadelenin dinamik gücü olan gençlik, düşüncede, örgütlenmede ve eylemde açtığı yeni hatlarla komünal yaşamın değerlerini savunmakta, özgür yaşam idealini geliştirmekte ve demokratik toplum inşasına öncülük etmektedir.

Böylesi bir dönemde 2026 Newrozu direnişin büyüdüğü, özgürlük talebinin genişlediği ve demokratik toplum mücadelesinin yeni bir aşamaya taşındığı tarihsel bir süreçte karşılanmaktadır. Newroz ateşi ulusal birlik iradesiyle, özgürlük kararlılığıyla ve örgütlü mücadele gücüyle daha da harlanmaktadır. Gençleri, kadınları, emekçileri ve özgürlüğe sevdalı tüm halkımızı Newroz alanlarında buluşmaya; birlik, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

İran’dan Ateşlenen Füze Türkiye Hava Sahasında İmha Edildi

İran’dan ateşlenen ve Türkiye hava sahasına giren bir balistik füze, Doğu Akdeniz’de konuşlu ATO  savunma unsurları tarafından Gaziantep semalarında etkisiz hale getirildi.

Füze parçaları boş arazilere düşerken olayda can kaybı yaşanmadı. Ankara, hava sahasına yönelik tehditlere karşı gerekli adımların kararlılıkla atılacağını vurguladı.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), İran’dan ateşlenen ve Türkiye’nin hava sahasına giren bir balistik füzenin, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO savunma unsurları tarafından imha edildiğini açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, füzenin parçalarının Gaziantep’teki boş arazilere düştüğü ve olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı bildirildi.

Açıklamada Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkilerine ve bölgesel istikrara büyük önem verdiği vurgulanırken, “Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağı bir kez daha vurgulanmaktadır” denildi.

NATO da İran’dan ateşlenerek Türkiye yönüne gelen bir füzenin savunma sistemleri tarafından önlendiğini doğruladı. NATO Sözcüsü Allison Hart, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “NATO tüm müttefiklerini her türlü tehdide karşı savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Yetkililer, 4 Mart’ta da İran’dan ateşlenen bir füzenin Türkiye hava sahasına girdiğini ve NATO sistemleri tarafından etkisiz hale getirildiğini hatırlattı. NATO, ilk olayda füzenin Türkiye’ye kasıtlı olarak yönlendirilmiş olabileceğini değerlendirdiğini açıklamıştı.

İran Genelkurmay Başkanlığı ise bu iddiaları reddederek Türkiye’nin hedef alınmadığını savundu.

Öte yandan ABD merkezli The New York Times gazetesi, ABD’li askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde söz konusu füzenin İncirlik Hava Üssü’nü hedef almış olabileceğini yazdı.

NATO, ilk füzenin Türkiye hava sahasına girmesinin ardından balistik füze savunma sistemlerinde alarm ve hazırlık seviyelerini yükseltti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Başkanı Burhanettin Duran, füzenin Gaziantep Şahinbey semalarında NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Duran, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadığını belirterek, gerekli savunma ve güvenlik önlemlerinin hızla devreye alındığını ifade etti.

Duran ayrıca İran ve çatışmanın taraflarına çağrıda bulunarak, “Bölgedeki gerilimin daha da tırmanmaması ve çatışmaların daha geniş bir alana yayılmaması büyük önem taşımaktadır. İran başta olmak üzere tüm tarafları, bölgesel güvenliği riske atan ve sivilleri tehlikeye sokabilecek eylemlerden uzak durmaya davet ediyoruz” dedi.

Paylaşın

Almanya’da Tarihi Seçim: Cem Özdemir Eyalet Başkanı Oldu

Almanya’nın önemli sanayi merkezlerinden biri olan ve ülkenin güneybatısında yer alan Baden‑Württemberg eyaletinde yapılan parlamento seçimlerini Cem Özdemir liderliğindeki Yeşiller kazandı.

Seçim sonuçlarına göre Yeşiller yaklaşık yüzde 30 oy alarak sandıktan birinci parti çıktı ve Özdemir eyalet başbakanlığı görevine gelmeye hak kazandı.

Uluslararası basında geniş yer bulan sonuçlar, Almanya siyasetinde tarihi bir dönüm noktası olarak yorumlandı. Özdemir, göçmen kökenli bir siyasetçi olarak Almanya’nın en güçlü eyaletlerinden birinin yönetimini üstlenen ilk isimlerden biri oldu.

Seçimlerde Özdemir’in en güçlü rakibi Manuel Hagel liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) oldu. CDU yaklaşık yüzde 29,7 oy alarak ikinci sırada yer aldı. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise oylarını önemli ölçüde artırarak üçüncü parti konumuna yükseldi.

Seçim sonucunun ardından eyalette daha önce de var olan Yeşiller-CDU koalisyonunun devam edebileceği belirtiliyor.

Baden-Württemberg, Mercedes-Benz, Porsche ve Bosch gibi küresel şirketlere ev sahipliği yapan Almanya’nın otomotiv ve yüksek teknoloji merkezi olarak biliniyor. Bu nedenle eyaletteki seçimler yalnızca bölgesel değil, ülke ekonomisi açısından da yakından takip edildi.

Analistler, Özdemir’in özellikle elektrikli araç dönüşümü, iklim politikaları ve sanayinin dönüşümü konularındaki mesajlarının seçmen üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.

Cem Özdemir kimdir?

1965 yılında Almanya’nın Bad Urach kentinde Türk işçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Özdemir, uzun yıllardır Alman siyasetinin en tanınmış isimlerinden biri.

1994 yılında Alman Federal Meclisi (Bundestag)’a girerek Almanya’da federal parlamentoya seçilen ilk Türk kökenli milletvekillerinden biri oldu. Daha sonra Avrupa Parlamentosu üyeliği, Yeşiller Partisi eş başkanlığı ve Almanya Federal Gıda ve Tarım Bakanlığı görevlerini üstlendi.

Siyasi kariyerinde göç, demokrasi, çevre politikaları ve Avrupa entegrasyonu konularında öne çıkan Özdemir, pragmatik ve merkezde konumlanan bir Yeşiller siyasetçisi olarak tanınıyor.

Özdemir’in Baden-Württemberg’in başına geçmesi, Almanya’da göçmen kökenli siyasetçilerin yükselişinin en güçlü sembollerinden biri olarak görülüyor. Analistler, bu sonucun hem Almanya’daki çok kültürlü toplum yapısının siyasete yansıması hem de Yeşiller Partisi’nin ülke siyasetindeki etkisinin artması açısından önemli olduğunu vurguluyor.

Paylaşın