İBB Davası’nda 23. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

402 sanığın yargılandığı İBB davası 23. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, 23. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Paylaşın

İstihdamda Sınırlı Artış

TÜİK’in Şubat 2026 verileri, ücretli çalışan sayısında yıllık bazda sınırlı bir artışa işaret ederken sektörler arasındaki ayrışmayı da ortaya koydu. Sanayide düşüş dikkat çekerken, inşaat ve hizmet sektörlerindeki yükseliş istihdamın yönünü belirledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Şubat 2026 verilerine göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,3 artarak 15 milyon 501 bin 511 kişiye ulaştı. Söz konusu rakam, Şubat 2025’te 15 milyon 297 bin 723 kişi olarak kaydedilmişti.

Alt sektörler incelendiğinde ise tablo dikkat çekici bir ayrışmaya işaret etti. Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 3,2 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 4,5 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 oranında artış görüldü. Bu durum, istihdamın ağırlıklı olarak hizmet ve inşaat odaklı büyüdüğünü ortaya koydu.

Aylık bazda ise daha ılımlı bir artış dikkat çekti. Şubat ayında toplam ücretli çalışan sayısı bir önceki aya göre yüzde 0,4 yükseldi. Aynı dönemde sanayi sektöründe yüzde 0,1, inşaatta yüzde 0,9 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,5 oranında artış gerçekleşti.

Veriler, Türkiye’de istihdam artışının sürdüğünü ancak sektörler arasında dengesiz bir dağılımın devam ettiğini gösteriyor. Özellikle sanayi sektöründeki gerileme, üretim tarafındaki zayıflamaya işaret ederken, hizmet ve inşaat sektörleri istihdamın lokomotifi olmayı sürdürüyor.

Paylaşın

MHP’de Teşkilat Operasyonu: Kütahya Ve Eskişehir İl Yönetimleri Feshedildi

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi, teşkilat yapılanmasına yönelik kritik bir karara imza atarak Kütahya ve Eskişehir il teşkilatlarının faaliyetlerine son verdi.

Haber Merkezi / Parti tüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca alınan bu karar, siyaset kulislerinde geniş yankı uyandırdı.

MHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, Kütahya ve Eskişehir il teşkilatları, parti tüzüğünün verdiği yetki doğrultusunda feshedildi. Kararın, Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı E. Semih Yalçın’ın teklifi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin onayıyla hayata geçirildiği öğrenildi.

Kararın gerekçesine dair henüz resmi ve detaylı bir açıklama yapılmazken, feshin MHP Tüzüğü’nün 52. ve 54. maddeleri uyarınca gerçekleştirildiği belirtildi. Söz konusu maddeler, “teşkilatın uyumlu çalışmadığı veya disiplin sorunlarının yaşandığı” durumlarda Genel Merkez’e fesih yetkisi tanıyor.

Fesih kararının tebliğ edilmesinin ardından, her iki il başkanlığındaki tabelalar indirilirken, mevcut yönetim kurullarının tüm yetkileri de düşmüş oldu.

Siyasi kaynaklar, bu hamlenin bir “tasfiye” değil, yerel ve genel politikalarla daha uyumlu çalışacak kadroların oluşturulması amacıyla yapılan bir “kan değişimi” olduğunu vurguluyor. MHP Genel Merkezi’nin kısa süre içerisinde her iki il için de “Kurucu İl Yönetim Kurulu” ataması yapması bekleniyor.

Kütahya ve Eskişehir’de Sessizlik Hakim

Kararın ardından Eskişehir ve Kütahya’daki partililer arasında büyük bir şaşkınlık yaşanırken, görevden alınan il başkanlarından henüz resmi bir açıklama gelmedi. Eskişehir ve Kütahya, MHP’nin hem yerel hem de genel seçimlerde stratejik önem atfettiği şehirler arasında yer alıyor.

Parti kaynakları, yeni atanacak yönetimlerin, yaklaşan siyasi takvime hazırlık sürecini hızlandıracağını ve teşkilat disiplinini yeniden tesis edeceğini ifade ediyor.

Paylaşın

Konut Fiyatları Yüzde 26,4 Arttı

TCMB’nin Mart 2026 verileri, konut fiyatlarının artmaya devam ettiğini ancak enflasyon etkisiyle reel bazda gerilemenin sürdüğünü ortaya koydu. Büyük şehirlerde yükseliş hız kesmezken bazı bölgelerde artış oranları zirve yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın açıkladığı Mart 2026 Konut Fiyat Endeksi (KFE) verilerine göre, Türkiye genelinde konut fiyatları aylık bazda yüzde 2,0 artarak 219,7 seviyesine yükseldi. Endeks, yıllık bazda ise yüzde 26,4 artış gösterdi. Ancak aynı dönemde fiyatların reel olarak yüzde 3,4 oranında gerilemesi, enflasyonun konut piyasasındaki etkisini bir kez daha gözler önüne serdi.

Üç büyük ilde fiyat artışları hız kesmeden devam etti. Mart ayında konut fiyatları İstanbul’da yüzde 2,2, Ankara’da yüzde 2,5 ve İzmir’de yüzde 2,8 oranında arttı. Yıllık bazda bakıldığında ise artış oranları İstanbul’da yüzde 27,8, Ankara’da yüzde 30,4 ve İzmir’de yüzde 24,3 olarak gerçekleşti.

Bölgesel veriler incelendiğinde, en yüksek yıllık artış yüzde 31,5 ile Nevşehir, Niğde, Aksaray, Kırıkkale, Kırşehir, Kayseri, Sivas ve Yozgat’ı kapsayan bölgede kaydedildi. En düşük artış ise yüzde 21,1 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde görüldü.

Yeni konut fiyatlarını izleyen YKKE verileri de dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Mart ayında aylık yüzde 2,0 artan endeks, yıllık bazda nominal olarak yüzde 34,4, reel olarak ise yüzde 2,7 yükseldi. Yeni konut fiyatlarında İstanbul’da yıllık artış yüzde 39,4, Ankara’da yüzde 37,7 ve İzmir’de yüzde 35,0 olarak kaydedildi.

Veriler, konut piyasasında fiyat artışlarının sürdüğünü ancak reel getirinin sınırlı kaldığını gösterirken, özellikle büyük şehirlerde ve bazı Anadolu bölgelerinde talep kaynaklı yükselişin devam ettiğine işaret ediyor.

Paylaşın

Tarımda Fiyat Artışı Hız Kesmiyor: Martta Üretici Enflasyonu Yüzde 36’yı Aştı

Tarımda üretici enflasyonu, mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,88, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 36,09 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 39,25 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) verilerini açıkladı. Veriler, tarım sektöründe fiyat artışlarının hız kesmeden devam ettiğini ortaya koydu.

Tarım-ÜFE (2020=100), Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85 artarken, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 12,88, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 36,09 yükseldi. On iki aylık ortalamalara göre artış oranı da yüzde 39,25 olarak gerçekleşti.

Aylık bazda sektörler incelendiğinde, tarım ve avcılık ürünleri ile ilgili hizmetlerde yüzde 4,06, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,79 artış kaydedildi. Buna karşılık balıkçılık ve su ürünleri grubunda yüzde 0,10’luk sınırlı bir düşüş görüldü.

Ana gruplar itibarıyla bakıldığında ise tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,21 ile dikkat çekici bir artış yaşanırken, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 7,34 düşüş kaydedildi. Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünler grubunda ise yüzde 3,30’luk artış gerçekleşti.

Alt gruplar bazında yıllık değişimde en yüksek artış yüzde 56,36 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyvelerde görülürken, aylık bazda en yüksek artış yüzde 20,37 ile sebze, kavun-karpuz ile kök ve yumrular grubunda gerçekleşti.

Açıklanan veriler, tarım üretici fiyatlarında yukarı yönlü baskının sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

Özel’den İktidara “Sandıktan Kaçamazsınız” Mesajı

CHP lideri Özgür Özel, derinleşen ekonomik kriz ve demokratik gerilemeye dikkat çekerek ara seçimin zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Özel, iktidarın seçimden kaçtığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada özellikle ara seçim çağrısını güçlü şekilde gündeme taşıdı.

Özel, Türkiye’de yaşanan çoklu kriz ortamının artık sürdürülemez olduğunu belirterek, halkın iradesinin yeniden sandığa yansıması gerektiğini vurguladı. Mevcut yönetimin hem ekonomik hem de demokratik açıdan ciddi bir tıkanma yarattığını ifade eden Özel, bu çıkmazdan tek çıkış yolunun seçim olduğunu söyledi.

Konuşmasının önemli bölümünü ara seçim konusuna ayıran Özel, Anayasa’nın ilgili maddesini hatırlatarak Meclis’te oluşan boşluklar nedeniyle ara seçimin bir zorunluluk haline geldiğini dile getirdi. Halkın sesini duyurmak istediğini ancak iktidarın seçimden kaçtığını savunan Özel, “Millet konuşmak istiyor, sandık gelmeli” mesajı verdi.

Siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmelere de değinen Özel, birçok partiyle ara seçim konusunda ortak bir anlayış oluştuğunu belirtti. Görüşmelerde en önemli gündem maddesinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve bu krizden çıkış yolu olarak seçim olduğu ifade edildi.

Özel, iktidarın seçimden kaçınmasının nedeninin geçmişte verilen sözlerin tutulmaması olduğunu öne sürerek, “Seçime gelemiyorlar çünkü ne dedilerse tersini yaptılar” dedi. Bu durumun demokratik meşruiyet açısından ciddi bir sorun yarattığını vurguladı.

Ekonomik krize de değinen Özel, yüksek enflasyon, yoksulluk ve borçluluk gibi sorunların halkın günlük yaşamını doğrudan etkilediğini belirtti. Ancak bu sorunların çözümünün de yine sandıktan geçtiğini ifade ederek, ara seçimin sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Konuşmasının sonunda ara seçim çağrısını yineleyen Özel, partilerinin bu süreçte kararlı olduğunu vurgulayarak, halkın iradesinin önünde hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkış için sandığın kaçınılmaz olduğunu belirten Özel, “Milletin sözünü söylemesi için ara seçim şart” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokrasi Ve Seçim Güvencesi En Temel Talep

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem Türkiye’deki siyasi gündemi hem de bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında özellikle demokrasi, seçim güvenliği ve seçilmişlerin durumu öne çıktı.

Hatimoğulları, Türkiye’de yurttaşların en temel taleplerinden birinin demokratik hakların korunması ve seçimle göreve gelenlerin görevlerini sürdürebilmesi olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösteren Hatimoğulları, “Yurttaş seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini talep ediyor” dedi.

Toplumun geniş kesimlerinde demokrasiye yönelik güçlü bir talep olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Ülkenin tamamına yakını Türkiye’de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Yargının bağımsız olmadığına, kararların siyasi saiklerle verildiğine dair güçlü bir kanaat var” diye konuştu.

Seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalara da değinen Hatimoğulları, Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay gibi isimlerin durumuna dikkat çekerek bu isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, iktidarın meşruiyetinin yalnızca güvenlik aygıtlarıyla değil, halkın rızası ve demokratik katılımıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargı gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin demokratikleşme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Demokrasi herkes içindir diyerek yola çıktık. Bu odaktan asla ayrılmayacağız” dedi.

Bölgesel gelişmeler ve 1 Mayıs mesajı

Konuşmasında Orta Doğu’daki çatışmalara da değinen Hatimoğulları, savaşların sivil halklar üzerinde ağır yıkımlara yol açtığını belirterek “Savaşa hayır demeyi sürdüreceğiz” mesajını yineledi.

Yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti. “1 Mayıs, emekçilerin adalet ve eşitlik çağrısıdır” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak tüm kadrolarıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Hatimoğulları ayrıca iktidara çağrıda bulunarak Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

Bahçeli’den Net Mesaj: Ara Seçim Yok, Seçim Zamanında

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında hem dış politika hem ekonomi hem de iç siyasete ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Bahçeli, gündemdeki “ara seçim” tartışmalarına da net bir yanıt vererek, “Ara seçim yok, seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesidir, o iradeye de şimdiden saygı duymak lazımdır” dedi.

Konuşmasında küresel gelişmelere geniş yer ayıran Bahçeli, enerji güvenliği, sınır emniyeti ve uluslararası hukuk arasındaki gerilimin “çok katmanlı bir hesaplaşma ağı” oluşturduğunu söyledi.

İran ile ilgili çatışmalara değinen Bahçeli, ABD ve İsrail’in 2026 başında gerçekleştirdiği saldırılar sonrası sağlanan geçici ateşkesin kalıcı bir barış anlamına gelmediğini savundu. Ateşkesin “tarafların pozisyonlarını gözden geçirdiği bir ara safha” olduğunu ifade eden Bahçeli, krizin sürdüğünü belirtti.

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına da değinen MHP lideri, “Siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyeti yok” ifadelerini kullanarak, bölgedeki saldırıların artarak devam ettiğini söyledi. Bahçeli, Gazze’deki insani krizin Lübnan’a da yansıdığını belirterek uluslararası toplumun daha aktif olması gerektiğini vurguladı.

Terörle mücadele ve “Terörsüz Türkiye” hedefi üzerinden partisinin politikalarını savunan Bahçeli, MHP’ye yönelik eleştirileri de sert bir dille yanıtladı.

“Çapları MHP’yi tartışmaya yetmez” diyen Bahçeli, Türk milliyetçiliğini sorgulama girişimlerinin “siyasi acziyet” göstergesi olduğunu ifade etti.

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde tarım ve gıda güvenliğini ön plana çıkaran Bahçeli, savaşların artık yalnızca silahla değil, gıda ve üretim üzerinden de yürütüldüğünü söyledi.

Tarımı “milli mukavemetin temeli” olarak tanımlayan Bahçeli, çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. “Toprağı küstürmemek, çiftçiyi yalnız bırakmamak” gerektiğini belirten MHP lideri, gıda güvenliğini “milli egemenlik ve milli beka meselesi” olarak nitelendirdi.

Bahçeli, dışa bağımlı gıda sistemlerinin ülkeleri kırılgan hale getirdiğini ifade ederek, üretimin stratejik önemine dikkat çekti.

Konuşmasında güvenlik güçlerine de geniş yer ayıran Bahçeli, polis teşkilatının ağır çalışma koşulları altında görev yaptığını söyledi.

Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümüne de değinen Bahçeli, uzun mesai saatleri, yoğun nöbet sistemi ve psikolojik baskının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. Polis intiharlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek çalışma koşullarının iyileştirilmesi çağrısında bulundu.

“Ara seçim yok” mesajı

Toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, ara seçim tartışmalarını bir kez daha reddederek, “Seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesi esastır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Mansur Yavaş Hakkında “Soruşturma İzni”

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş hakkında, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşandığı iddia edilen bir olayla ilgili önemli bir gelişme yaşandı.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından, ABB’ye ait araçların seçim mitinginde kullanıldığı iddiası kapsamında soruşturma izni verildi.

Soruşturma iznine konu olayın, 2023 seçim döneminde Karabük’te düzenlenen bir cumhurbaşkanlığı mitingi sırasında yaşandığı öne sürülüyor. Dosyada yer alan iddialara göre, ABB’ye ait altı minibüsün miting için Karabük’e gönderildiği belirtildi.

Söz konusu seçimde muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştu.

Çiftçi imzalı soruşturma izni yazısında, Mansur Yavaş’ın araçların Karabük’e gönderilmesine ilişkin doğrudan bir talimatının bulunduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı ifade edildi. Ancak aynı yazıda, araçların bu şekilde sevk edilmesinin Yavaş’ın bilgisi dışında gerçekleşmiş olamayacağı yönünde bir değerlendirmeye yer verildi.

Bu ifade, kararın hukuki dayanağına ilişkin tartışmaları beraberinde getirirken, ABB cephesinin “varsayıma dayalı sorumluluk yükleme” eleştirilerinin de temelini oluşturdu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, soruşturma iznine yazılı açıklamayla tepki gösterdi. Açıklamada, kararın somut bir delile dayanmadığı ve yalnızca varsayım üzerinden kurulduğu savunuldu.

Belediye ayrıca, 2023 seçim kampanyası sürecinde Mansur Yavaş’ın belediye başkanlığı maaşını dahi almadığını vurguladı. Bu durumun, kamu kaynaklarının seçim faaliyetiyle ilişkilendirilmemesi adına gösterilen hassasiyetin bir göstergesi olduğu ifade edildi.

Açıklamada, iddiaların bir televizyon programında gündeme gelmesinin ardından Yavaş’ın konuyu doğrudan teftişe açtığı, yapılan incelemede ise herhangi bir bulguya rastlanmadığı da aktarıldı.

ABB açıklamasında ayrıca, geçmiş döneme ilişkin dikkat çekici bir karşılaştırmaya yer verildi. Eski belediye yönetimi döneminde çalışanların zorla mitinglere götürüldüğü, belediye otobüsleriyle siyasi organizasyonlara katılım sağlandığı iddia edilirken, buna rağmen herhangi bir soruşturma açılmadığı savunuldu.

Bu durumun kamuoyunun takdirine bırakıldığı belirtilirken, mevcut soruşturma izninin “sindirme ve itibarsızlaştırma girişimi” olduğu görüşü tekrarlandı.

Belediye, verilen soruşturma iznine karşı hukuki sürecin başlatılacağını ve kararın Danıştay nezdinde itiraza taşınacağını duyurdu.

Siyasi tartışma büyüyor

Gelişme siyasi cephede de geniş yankı buldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, soruşturmaya ilişkin ilk değerlendirmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmiş seçim süreçlerinde devlet araçlarını ve resmi imkânları kullandığını öne sürerek uygulamayı eleştirdi. Özel, bu tür uygulamalara geçmişte sessiz kalındığını, bugün ise farklı bir hassasiyet gösterilmesinin çelişki oluşturduğunu savundu.

Özel ayrıca, Erdoğan’ın seçim dönemlerinde valilerin eşlik ettiği resmi programlarla mitinglere katıldığını belirterek, bu durumların da kamu kaynakları kullanımına ilişkin tartışma yarattığını ifade etti.

Soruşturmalar gündemde

Öte yandan, son dönemde CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların arttığı da siyasi tartışmaların bir diğer başlığı oldu. Son iki ay içinde Bolu, Uşak ve Bursa belediye başkanlarının tutuklanması, muhalefet tarafından “siyasi operasyon” olarak değerlendirilirken, iktidar cephesi ise soruşturmaların hukuki süreçler kapsamında yürütüldüğünü savunuyor.

Dosyanın ilerleyen süreçte nasıl şekilleneceği ve Danıştay’a yapılacak itirazın sonucu, hem siyasi hem de hukuki açıdan yakından takip ediliyor.

Paylaşın

Enflasyon Mutfağı Vurdu; Sağlıklı Beslenmek Lüks Oldu

Sağlıklı beslenme maliyetinin sadece üç ayda yüzde 14 ila 20 arttı; gıda fiyatlarındaki yükselişin artık doğrudan hanelerin sağlıklı yaşama erişimini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

Türkiye’de yüksek ve yapışkan enflasyonun hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskısı sürerken, Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) gıda enflasyonunun “sağlıklı yaşam” üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla yeni bir çalışma yayımladı. “İdeal Beslenme Endeksi (TÇE-İDE)” adı verilen rapor, sağlıklı beslenmenin maliyetindeki artışı gözler önüne serdi.

14 Nisan 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, fiili tüketim alışkanlıkları yerine Sağlık Bakanlığı’nın “Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2022” verilerinde yer alan örnek menüler esas alındı. Bu menülerin maliyeti ise WEB-TÜFE fiyatları üzerinden hesaplanarak, sağlıklı beslenmenin güncel ekonomik karşılığı ortaya konuldu.

Raporda Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliğine de dikkat çekildi. TÜİK 2024 verilerine atıf yapılan çalışmada, en yoksul yüzde 20’lik kesimin toplam harcamalarının yüzde 30,4’ünü gıda ve alkolsüz içeceklere ayırmak zorunda kaldığı belirtildi. Buna karşılık en zengin yüzde 20’lik grupta bu oranın yüzde 12,8 seviyesinde kaldığı vurgulandı.

TÇE, bu farkın gıda fiyatlarındaki artışın alt gelir gruplarında yarattığı refah kaybını daha görünür hale getirdiğini ifade etti.

Üç farklı aile üzerinden maliyet hesabı

Çalışmada sağlıklı beslenme maliyeti üç farklı hane tipi üzerinden hesaplandı. 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin veriler, tüm aile gruplarında dikkat çekici artışlara işaret etti.

Aile 1 (30 ve 36 yaş ebeveyn, 4 yaş çocuk ve 3 aylık bebek): 1 Ocak 2026’da 1.171,45 TL olan günlük ideal beslenme maliyeti, 31 Mart itibarıyla 1.345,71 TL’ye yükseldi. Bu dönemde üç aylık kümülatif artış yüzde 14,0 olarak hesaplandı.

Aile 2 (42 yaşlarında ebeveyn, 10 ve 16 yaşlarında iki çocuk): Büyüme çağındaki çocukların bulunduğu bu hanede günlük maliyet 1.411,94 TL’den 1.706,99 TL’ye çıktı. Üç aylık artış yüzde 20,2 olarak kaydedildi.

Aile 3 (Genç ebeveynler, iki çocuk ve 68 yaşında bir yetişkin): Beş kişilik geniş ailede günlük beslenme maliyeti 1.522,85 TL’den 1.809,38 TL’ye yükseldi. Bu grupta üç aylık artış oranı yüzde 18,0 oldu.

TÇE raporunda önemli bir metodolojik uyarıya da yer verildi. Endeksin yalnızca referans menülerdeki “çiğ gıda” ürünlerinin piyasa fiyatlarını kapsadığı, buna yemek hazırlama sürecindeki elektrik, doğalgaz, su ve emek maliyetlerinin dahil edilmediği belirtildi.

Ayrıca restoran, paket servis ve dışarıda yeme-içme harcamalarının da hesaplamalara dahil edilmediği vurgulandı. Bu nedenle, Türkiye’deki gerçek “mutfak enflasyonu” ve sağlıklı beslenme maliyetinin açıklanan rakamların da üzerinde olabileceği ifade edildi.

Aylık düzenli takip yapılacak

TÇE, “İdeal Beslenme Endeksi”ni bundan sonra her ayın ilk yarısında düzenli olarak yayımlayacağını duyurdu. Çalışmanın, özellikle gıda enflasyonunun toplumsal refah ve sağlık üzerindeki etkilerini daha görünür kılmayı amaçladığı belirtildi.

Paylaşın