Yurt Dışı Üretici Enflasyonu Yüzde 35,40

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Mart 2026 verilerine göre, Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi’nde (YD-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 3,94 artarken, yıllık bazda artış yüzde 35,40 olarak kaydedildi.

Endeks, yılın ilk üç ayında yüzde 10,73 yükselirken, on iki aylık ortalamalara göre artış oranı yüzde 30,23 oldu. Veriler, özellikle küresel maliyet baskılarının ihracat fiyatlarına yansımaya devam ettiğini gösterdi.

Sanayinin alt sektörlerinde ise dikkat çekici farklılaşmalar görüldü. Yıllık bazda madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe fiyat artışı yüzde 53,25’e ulaşırken, imalat sanayindeki artış yüzde 35,10 seviyesinde gerçekleşti.

Ana sanayi grupları incelendiğinde, en yüksek yıllık artışın yüzde 88,91 ile enerji grubunda yaşanması öne çıktı. Dayanıklı tüketim mallarında yüzde 39,86, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 39,45, ara mallarında yüzde 29,85 ve sermaye mallarında yüzde 27,93 oranında artış kaydedildi.

Aylık bazda da enerji fiyatlarındaki sert yükseliş dikkat çekti. Mart ayında enerji grubu yüzde 58,87 artış gösterirken, imalat sanayi yüzde 3,98, madencilik ve taş ocakçılığı ise yüzde 1,97 artış kaydetti. Ana sanayi gruplarında ise ara malları yüzde 1,91, dayanıklı tüketim malları yüzde 0,90 ve dayanıksız tüketim malları yüzde 0,99 artarken, sermaye mallarında yüzde 0,07’lik sınırlı bir düşüş yaşandı.

Açıklanan veriler, özellikle enerji maliyetlerindeki keskin artışın YD-ÜFE üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koyarken, uzmanlar bu eğilimin ihracat fiyatları ve rekabet gücü üzerinde etkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Tarımda Fiyat Baskısı Sürüyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Şubat 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verileri, sektördeki maliyet baskısının sürdüğünü ortaya koydu.

Buna göre Tarım-GFE, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 3,10 artarken, geçen yılın aynı ayına göre artış oranı yüzde 31,55’e ulaştı. Endeks, yıl başına göre yüzde 7,08 yükselirken, on iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 32,64 olarak kaydedildi.

Alt kalemler incelendiğinde, çiftçinin üretim sürecinde kullandığı mal ve hizmetlerdeki fiyat artışları dikkat çekti. Aylık bazda tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksi yüzde 2,96 artarken, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerdeki artış yüzde 3,94 oldu. Yıllık bazda ise bu kalemlerdeki artış sırasıyla yüzde 32,81 ve yüzde 24,31 olarak gerçekleşti.

Girdi kalemleri arasında en yüksek yıllık artış yüzde 41,37 ile veteriner harcamalarında görülürken, aylık bazda en hızlı yükseliş yüzde 4,31 ile malzemeler grubunda kaydedildi.

Açıklanan veriler, özellikle yem, bakım ve ekipman gibi temel girdilerdeki fiyat artışlarının üretici üzerindeki maliyet baskısını artırdığını gösteriyor. Uzmanlar, tarımsal girdi enflasyonundaki yüksek seyrin, önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaya devam edebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

Kapanan Şirket Sayısı Azaldı, Temkinli Seyir Sürüyor

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından açıklanan Mart 2026 kurulan-kapanan şirket istatistikleri, iş dünyasında kapanışların azaldığı ancak genel görünümün temkinli seyrettiği bir döneme işaret etti.

Verilere göre Mart ayında kapanan şirket sayısı, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 6,4 oranında azaldı. Aynı dönemde kapanan kooperatif sayısı yüzde 38,4 düşerken, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 45,6 artış gösterdi.

Yılın ilk üç ayına bakıldığında da benzer bir eğilim öne çıktı. 2026’nın ilk çeyreğinde kapanan şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,2 azalırken, kapanan kooperatif sayısı yüzde 25,2 geriledi. Buna karşılık kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 13 artış kaydedildi.

Kuruluş tarafında ise daha sınırlı bir hareketlilik görüldü. İlk üç ayda kurulan şirket sayısı yüzde 1,3 artarken, kooperatiflerde yüzde 28,3, gerçek kişi ticari işletmelerde ise yüzde 1,2 düşüş yaşandı. Mart ayında ise kurulan şirket sayısında önemli bir değişim gözlenmedi.

Aylık bazda bakıldığında ise kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 11,2 azaldı. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 11,6 artış gösterdi. Bu durum, kısa vadede girişimcilik tarafında dalgalı bir seyir yaşandığını ortaya koydu.

Mart ayında kurulan 8 bin 379 şirketin büyük bölümü limited şirketlerden oluşurken, şirketlerin yüzde 36,1’i İstanbul, yüzde 9,8’i Ankara ve yüzde 5,9’u İzmir’de kuruldu. Tüm illerde şirket kuruluşunun gerçekleşmesi dikkat çekti.

Sektörel dağılım incelendiğinde, en fazla kuruluşun toptan ve perakende ticaret, inşaat ve imalat sektörlerinde gerçekleştiği görüldü. Kapanışlarda da benzer sektörlerin öne çıkması, ekonomik faaliyetlerdeki yoğunlaşmanın sürdüğünü ortaya koydu.

Öte yandan Mart ayında kurulan şirketlerin toplam sermayesi bir önceki aya göre yüzde 1,7 azaldı. Yabancı ortaklı şirket sayısı ise 827 olarak kaydedilirken, bu şirketlerde yabancı sermaye payı yüzde 95,3 seviyesinde gerçekleşti.

Genel tablo, kapanan şirket sayısındaki düşüşe rağmen, girişimcilik ve yatırım iştahının henüz güçlü bir ivme kazanmadığını, ekonomik aktörlerin temkinli hareket ettiğini gösterdi.

Paylaşın

İstihdamda Sınırlı Artış

TÜİK’in Şubat 2026 verileri, ücretli çalışan sayısında yıllık bazda sınırlı bir artışa işaret ederken sektörler arasındaki ayrışmayı da ortaya koydu. Sanayide düşüş dikkat çekerken, inşaat ve hizmet sektörlerindeki yükseliş istihdamın yönünü belirledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Şubat 2026 verilerine göre, sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,3 artarak 15 milyon 501 bin 511 kişiye ulaştı. Söz konusu rakam, Şubat 2025’te 15 milyon 297 bin 723 kişi olarak kaydedilmişti.

Alt sektörler incelendiğinde ise tablo dikkat çekici bir ayrışmaya işaret etti. Sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 3,2 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 4,5 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 3,3 oranında artış görüldü. Bu durum, istihdamın ağırlıklı olarak hizmet ve inşaat odaklı büyüdüğünü ortaya koydu.

Aylık bazda ise daha ılımlı bir artış dikkat çekti. Şubat ayında toplam ücretli çalışan sayısı bir önceki aya göre yüzde 0,4 yükseldi. Aynı dönemde sanayi sektöründe yüzde 0,1, inşaatta yüzde 0,9 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,5 oranında artış gerçekleşti.

Veriler, Türkiye’de istihdam artışının sürdüğünü ancak sektörler arasında dengesiz bir dağılımın devam ettiğini gösteriyor. Özellikle sanayi sektöründeki gerileme, üretim tarafındaki zayıflamaya işaret ederken, hizmet ve inşaat sektörleri istihdamın lokomotifi olmayı sürdürüyor.

Paylaşın

Tarımda Fiyat Artışı Hız Kesmiyor: Martta Üretici Enflasyonu Yüzde 36’yı Aştı

Tarımda üretici enflasyonu, mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,88, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 36,09 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 39,25 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) verilerini açıkladı. Veriler, tarım sektöründe fiyat artışlarının hız kesmeden devam ettiğini ortaya koydu.

Tarım-ÜFE (2020=100), Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,85 artarken, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 12,88, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 36,09 yükseldi. On iki aylık ortalamalara göre artış oranı da yüzde 39,25 olarak gerçekleşti.

Aylık bazda sektörler incelendiğinde, tarım ve avcılık ürünleri ile ilgili hizmetlerde yüzde 4,06, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,79 artış kaydedildi. Buna karşılık balıkçılık ve su ürünleri grubunda yüzde 0,10’luk sınırlı bir düşüş görüldü.

Ana gruplar itibarıyla bakıldığında ise tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 12,21 ile dikkat çekici bir artış yaşanırken, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 7,34 düşüş kaydedildi. Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünler grubunda ise yüzde 3,30’luk artış gerçekleşti.

Alt gruplar bazında yıllık değişimde en yüksek artış yüzde 56,36 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyvelerde görülürken, aylık bazda en yüksek artış yüzde 20,37 ile sebze, kavun-karpuz ile kök ve yumrular grubunda gerçekleşti.

Açıklanan veriler, tarım üretici fiyatlarında yukarı yönlü baskının sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

Kemer Sıkma Politikaları: Borçlandırma Yoluyla Terbiye

Küresel ekonomi, son on yılda art arda yaşanan krizler, yükselen kamu borçları ve finansal kırılganlıklarla birlikte yeniden “kemer sıkma” tartışmalarının merkezine yerleşti.

Haber Merkezi / Uluslararası finans kuruluşlarının ve borç veren mekanizmaların dayattığı mali disiplin politikaları, birçok ülkede yalnızca ekonomik bir dengeleme aracı olarak değil, aynı zamanda toplumsal yaşamı yeniden şekillendiren bir “yapısal kontrol mekanizması” olarak eleştiriliyor.

Ekonomi literatüründe kemer sıkma politikaları; kamu harcamalarının kısılması, vergilerin artırılması ve sosyal devletin daraltılması üzerinden borç sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlayan uygulamalar olarak tanımlanıyor. Ancak akademik çalışmalar, bu politikaların kısa vadede mali disiplin sağlasa bile uzun vadede büyümeyi zayıflattığını, işsizliği artırdığını ve gelir eşitsizliğini derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

“Borçla disiplin” modeli ve küresel deneyimler

Özellikle Uluslararası Para Fonu (IMF) programları üzerinden uygulanan kemer sıkma reçeteleri, birçok ülkede borç krizlerinin ardından devreye sokuldu. Vergi artışları ve kamu harcamalarında sert kesintiler, borçların azaltılması için temel koşul haline gelirken, bu süreç sosyal harcamaların daralmasına yol açtı.

Latin Amerika’dan Güney Avrupa’ya, Asya krizinden Afrika ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uygulanan bu politikalar, ekonomik istikrar hedefiyle başlatılsa da sıklıkla derin toplumsal kırılmalarla sonuçlandı. Arjantin, Yunanistan ve Endonezya gibi örneklerde kamu borcunu azaltma hedefi, uzun süreli resesyonlar, işsizlik artışı ve sosyal huzursuzlukla birlikte anıldı.

Eşitsizlik ve sosyal daralma eleştirisi

Eleştirel ekonomik yaklaşımlar, kemer sıkma politikalarının yalnızca mali bir tercih değil, aynı zamanda gelir dağılımını yeniden şekillendiren politik bir tercih olduğunu vurguluyor. Kamu harcamalarının kısılması, eğitim ve sağlık gibi temel alanlarda devletin geri çekilmesine neden olurken, bu boşluğun piyasa mekanizmaları tarafından doldurulması sosyal eşitsizlikleri artırıyor.

Bu çerçevede bazı araştırmalar, kemer sıkmanın yalnızca bütçe dengesi değil, aynı zamanda “toplumsal disiplin” üretme işlevi gördüğünü savunuyor. Özellikle kriz dönemlerinde devreye sokulan bu politikaların, borçlu toplumları finansal piyasalara daha bağımlı hale getirdiği ve ekonomik karar alma alanını daralttığı ileri sürülüyor.

“Reçete” mi, “bağımlılık döngüsü” mü?

Kemer sıkma politikalarının savunucuları, bu uygulamaların devletleri aşırı borçlanmadan koruduğunu ve kredi güvenilirliğini artırdığını belirtirken, eleştirmenler tam tersine bir borç döngüsü yarattığını savunuyor. Buna göre kamu harcamalarındaki kesintiler ekonomik büyümeyi yavaşlatarak vergi gelirlerini düşürüyor, bu da yeni borçlanma ihtiyacını yeniden doğuruyor.

Bu kısır döngü, bazı akademik çalışmalarda “mali tuzak” olarak tanımlanıyor ve borçlandırma mekanizmasının ekonomik olmaktan çok siyasal bir araç haline geldiği ileri sürülüyor.

Ekonomiden toplumsal mühendisliğe

Eleştirel perspektife göre kemer sıkma politikaları, yalnızca bütçe dengeleme aracı değil; aynı zamanda devletlerin sosyal harcamalar üzerinden yeniden yapılandırıldığı, toplumların tüketim ve yaşam biçimlerinin dönüştürüldüğü bir yönetim modeli olarak işliyor.

Bu çerçevede borç, yalnızca finansal bir yük değil; aynı zamanda ülkelerin ekonomik tercihlerini sınırlayan ve siyasal alanı daraltan bir “disiplin aracı” haline geliyor. Tartışmalar ise temel bir soruda yoğunlaşıyor: Kemer sıkma, gerçekten bir ekonomik zorunluluk mu, yoksa borç üzerinden kurulan yeni bir küresel düzenin yönetim teknolojisi mi?

Paylaşın

Enflasyon Mutfağı Vurdu; Sağlıklı Beslenmek Lüks Oldu

Sağlıklı beslenme maliyetinin sadece üç ayda yüzde 14 ila 20 arttı; gıda fiyatlarındaki yükselişin artık doğrudan hanelerin sağlıklı yaşama erişimini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

Türkiye’de yüksek ve yapışkan enflasyonun hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskısı sürerken, Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) gıda enflasyonunun “sağlıklı yaşam” üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla yeni bir çalışma yayımladı. “İdeal Beslenme Endeksi (TÇE-İDE)” adı verilen rapor, sağlıklı beslenmenin maliyetindeki artışı gözler önüne serdi.

14 Nisan 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, fiili tüketim alışkanlıkları yerine Sağlık Bakanlığı’nın “Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2022” verilerinde yer alan örnek menüler esas alındı. Bu menülerin maliyeti ise WEB-TÜFE fiyatları üzerinden hesaplanarak, sağlıklı beslenmenin güncel ekonomik karşılığı ortaya konuldu.

Raporda Türkiye’deki gelir dağılımı eşitsizliğine de dikkat çekildi. TÜİK 2024 verilerine atıf yapılan çalışmada, en yoksul yüzde 20’lik kesimin toplam harcamalarının yüzde 30,4’ünü gıda ve alkolsüz içeceklere ayırmak zorunda kaldığı belirtildi. Buna karşılık en zengin yüzde 20’lik grupta bu oranın yüzde 12,8 seviyesinde kaldığı vurgulandı.

TÇE, bu farkın gıda fiyatlarındaki artışın alt gelir gruplarında yarattığı refah kaybını daha görünür hale getirdiğini ifade etti.

Üç farklı aile üzerinden maliyet hesabı

Çalışmada sağlıklı beslenme maliyeti üç farklı hane tipi üzerinden hesaplandı. 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin veriler, tüm aile gruplarında dikkat çekici artışlara işaret etti.

Aile 1 (30 ve 36 yaş ebeveyn, 4 yaş çocuk ve 3 aylık bebek): 1 Ocak 2026’da 1.171,45 TL olan günlük ideal beslenme maliyeti, 31 Mart itibarıyla 1.345,71 TL’ye yükseldi. Bu dönemde üç aylık kümülatif artış yüzde 14,0 olarak hesaplandı.

Aile 2 (42 yaşlarında ebeveyn, 10 ve 16 yaşlarında iki çocuk): Büyüme çağındaki çocukların bulunduğu bu hanede günlük maliyet 1.411,94 TL’den 1.706,99 TL’ye çıktı. Üç aylık artış yüzde 20,2 olarak kaydedildi.

Aile 3 (Genç ebeveynler, iki çocuk ve 68 yaşında bir yetişkin): Beş kişilik geniş ailede günlük beslenme maliyeti 1.522,85 TL’den 1.809,38 TL’ye yükseldi. Bu grupta üç aylık artış oranı yüzde 18,0 oldu.

TÇE raporunda önemli bir metodolojik uyarıya da yer verildi. Endeksin yalnızca referans menülerdeki “çiğ gıda” ürünlerinin piyasa fiyatlarını kapsadığı, buna yemek hazırlama sürecindeki elektrik, doğalgaz, su ve emek maliyetlerinin dahil edilmediği belirtildi.

Ayrıca restoran, paket servis ve dışarıda yeme-içme harcamalarının da hesaplamalara dahil edilmediği vurgulandı. Bu nedenle, Türkiye’deki gerçek “mutfak enflasyonu” ve sağlıklı beslenme maliyetinin açıklanan rakamların da üzerinde olabileceği ifade edildi.

Aylık düzenli takip yapılacak

TÇE, “İdeal Beslenme Endeksi”ni bundan sonra her ayın ilk yarısında düzenli olarak yayımlayacağını duyurdu. Çalışmanın, özellikle gıda enflasyonunun toplumsal refah ve sağlık üzerindeki etkilerini daha görünür kılmayı amaçladığı belirtildi.

Paylaşın

Sanayi Üretimi Şubat’ta Yükselişini Sürdürdü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre; Sanayi üretimi, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 2.6, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılı Şubat ayına ilişkin Sanayi Üretim Endeksi verilerini açıkladı. Verilere göre sanayi üretimi, hem yıllık hem de aylık bazda artış kaydederek ekonomideki toparlanma eğilimini sürdürdü.

Şubat ayında sanayi üretimi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,2 oranında arttı. Alt sektörler incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü yıllık bazda yüzde 4,1’lik artışla dikkat çekerken, imalat sanayi sektörü yüzde 2,4 oranında yükseldi. Buna karşılık, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 2,2 geriledi.

Aylık verilere bakıldığında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Sanayi üretimi bir önceki aya göre yüzde 2,6 artış gösterdi. Bu dönemde imalat sanayi yüzde 3,3 ile en güçlü artışı kaydederken, madencilik ve taş ocakçılığı sektörü yüzde 0,4 oranında yükseldi. Öte yandan enerji sektöründe düşüş eğilimi sürdü ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü yüzde 3,6 oranında azaldı.

Genel görünüm, sanayi üretimindeki artışta özellikle imalat sektörünün belirleyici olduğunu ortaya koyarken, enerji sektöründeki daralma dikkat çekici bir unsur olarak öne çıktı.

Paylaşın

Kredi Bağımlılığı Çağı

Modern yaşam, kredi ve borçla şekillenen bir tüketim çılgınlığına dönüştü. Bireyler harcamalarını gelirleriyle değil, borçlanarak finanse ediyor ve finansal bağımlılığın içinde kayboluyor.

Haber Merkezi / Dünya genelinde kredi kartı kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte tüketim alışkanlıkları da dramatik biçimde değişiyor. Tüketim çılgınlığı artık sadece ekonomik bir olgu değil, sosyal bir problem hâline gelmiş durumda.

Gelişmiş ekonomilerde kredi artık sıradan bir ödeme aracı değil, yaşam tarzının bir parçası olarak kabul ediliyor. Haneler, alışverişlerini sadece gelirleriyle değil, kredi olanaklarıyla finanse ediyor. Kredi kartları ve tüketici kredileri, modern yaşamın “zorunlu ihtiyaçları” gibi sunuluyor ve bireyler borçla harcama yapmayı normal karşılamaya başlıyor.

Sosyolojik araştırmalar, kredi kullanımının bazı durumlarda bir bağımlılık nesnesi hâline geldiğini gösteriyor. Reklamlar ve pazarlama stratejileri, krediyi sadece satın alma gücü değil, bir “yaşam standardı aracı” olarak konumlandırıyor. Bu da tüketicilerin daha fazla harcama yapmasına ve borç sarmalına girmesine yol açıyor.

Kompulsif satın alma davranışları ve kredi bağımlılığı, bireylerde stres ve kaygıyı artırıyor. Borç yükü, yalnızca finansal geleceği değil, psikolojik sağlığı da tehdit ediyor. İnsanlar, krediyle yaşamı bir norm hâline getirirken, uzun vadede hem ekonomik hem de ruhsal kırılganlık yaşıyor.

Özellikle gençler, kredi kullanımını yetişkinliğe geçişin bir parçası olarak görüyor. Ancak erken yaşta borçlanma, uzun vadede bireyleri riskli finansal davranışlara itiyor ve gelecekte ekonomik kırılganlığı artırıyor.

Tüketim çılgınlığı ve kredi bağımlılığı, yalnızca bireysel tercihlerin değil, modern toplumun kültürel bir yansıması. Finansal okuryazarlığın artırılması ve borçlanmaya dayalı yaşam biçimlerinin sorgulanması, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 37,68

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026 Mart Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü. Böylece İstanbul’da enflasyonun yüksek seyrini koruduğu dikkat çekti.

Verilere göre, 2026 yılının başından itibaren fiyatlardaki toplam artış yüzde 11,81 olarak hesaplandı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 40,44 seviyesinde gerçekleşti.

Mart ayında en yüksek fiyat artışı yüzde 5,14 ile ulaştırma grubunda yaşandı. Ulaştırmayı;

Sağlık (Yüzde 4,72)
Alkollü içecekler ve tütün (Yüzde 4,59)
Ev eşyası (Yüzde 2,94)
Haberleşme (Yüzde 2,92)
Gıda ve alkolsüz içecekler ile eğlence-kültür (Yüzde 2,89)

izledi.

Diğer harcama gruplarında ise artışlar daha sınırlı kaldı. Konut harcamaları yüzde 2,16, lokanta ve oteller yüzde 1,42, giyim ve ayakkabı yüzde 1,26 ve eğitim yüzde 0,70 oranında yükseldi.

Fiyatlardaki yükselişte özellikle ulaştırma grubunda akaryakıt fiyatlarındaki artış etkili oldu. Gıda fiyatlarında mevsimsel koşullar, sağlıkta kamu kaynaklı düzenlemeler ve diğer kalemlerde piyasa dinamikleri belirleyici rol oynadı.

Yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 67,30 ile eğitim grubunda kaydedildi.

Konut: Yüzde 60,38
Sağlık: Yüzde 39,53
Gıda ve alkolsüz içecekler: Yüzde 37,86

oranında artış gösterdi.

Paylaşın