DSÖ’den “Eris” Uyarısı: 51 Ülkede Tespit Edildi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu ana kadar 51 ülkede tespit edilen Kovid alt varyantı Eris’e karşı uyardı. Eris, bulaş oranı yüksek olabileceği için “ilgili varyant”  olarak kategorize edildi. DSÖ ayrıca virüsün geçmişte olduğu gibi mevsimsel olmadığını da bildirdi.

DSÖ’ye danışmanlık yapan bir uzman panelinde yer alan Maria Van Kerkhove, Çin, Kore, Japonya ve Kanada’da da tespit edilen yeni alt varyantla ilgili rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kerkhove, dünyanın sadece yarısında Kovid testleri yapıldığı için, Eris’in yayılımının testlerin gösterdiğinden çok daha yaygın olabileceğini belirtti.

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Asya’da Kovid enfeksiyonları ve hastaneye yatışlar artıyor. Sağlık yetkilileri, ilk olarak Kasım 2021’de ortaya çıkan Omicron varyantının EG.5 “Eris” alt varyantına işaret ediyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), “Eris” olarak da adlandırılan EG.5’in, daha bulaşıcı veya şiddetli olabileceği için diğerlerinden daha yakından izlenmesi gerektiğini açıkladı.

DSÖ, yeni varyant nedeniyle ülkeleri Kovid önlemlerini kaldırmamaları konusunda uyardı.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre, Kovid’den hastaneye yatışlar haziran ayından bu yana yüzde 40’tan fazla arttı ancak Ocak 2022 Omicron salgını sırasında görülen en yüksek seviyelerin hâlâ yüzde 90 altında.

ABD çapında atık sularda tespit edilen virüs miktarı ve Kovid tedavisi Paxlovid için haftalık reçete sayısı da geçtiğimiz ay önemli ölçüde artış gösterdi.

“Rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor”

Yeni alt varyant Omicron ile hemen hemen aynı semptomlara sahip. Eris alt varyantı, şu ana kadar 51 ülkede tespit edildi ancak DSÖ bunun muhtemelen bu ülkelerin Kovid testi konusunda daha aktif olmalarından kaynaklandığını öne sürdü.

DSÖ’ye danışmanlık yapan bir uzman panelinde yer alan Maria Van Kerkhove, Çin, Kore, Japonya ve Kanada’da da tespit edilen yeni alt varyantla ilgili rakamların dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Kerkhove, dünyanın sadece yarısında Kovid testleri yapıldığı için, EG5’in yayılımının testlerin gösterdiğinden çok daha yaygın olabileceğini belirtti.

Kerkhove ayrıca virüs mutasyonunun nerede başladığına dair varsayımlarda bulunulmaması konusunda da uyarıda bulunarak “Bence varyantların bir ülkeden ya da başka bir ülkeden ortaya çıkabileceği düşüncesi yanlış ve tehlikeli çünkü sorunun başka bir yerde olduğunu düşünüyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

“Virüs şu anda o kadar çok dolaşımda ki evrim geçiriyor.” diyen Kerkhove, EG5’in dünya genelinde pozitif testlerin yüzde 17,4’ünü oluşturduğunu da sözlerine ekledi.

EG5, bulaş oranı yüksek olabileceği için “ilgili varyant” olarak kategorize edildi. DSÖ ayrıca virüsün geçmişte olduğu gibi mevsimsel olmadığını da bildiriyor.

Paylaşın

Bir Kez Daha Kur’an Yakıldı: İslam Dini İsveç’te Yasaklansın

İslam dininin İsveç’te yasaklanmasını isteyen Salvan Momika, parlamento binası önünde Kur’an-ı Kerim yaktı. Momika, İslam dini İsveç’te yasaklanana kadar eylemlerine devam edeceğini söyledi.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; İsveç Parlamentosu önüne geniş polis koruması altında gelen Momika, çevreden gelen tepkilere rağmen önce kitabın üzerine bastı, ardından İslam’a hakaret içeren sözler sarf etti ve son olarak kitabı yaktı.

Momika, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Irak’taki Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’ın fotoğraflarının bulunduğu bir kağıtla da ayaklarını sildi. Momika’ya, Salvan Nacim isimli bir Irak vatandaşı da yardım etti.

Bölgede toplanan ve sosyal medya üzerinden örgütlenen “Kur’an’ı yakmayı durdurun” isimli grup ise Momika ve Nacim’e tepki gösterdi. İsveçli aktivistler tarafından kurulan grubun üyeleri, itfaiye erlerinin baretlerinden giyerek “Irkçı eylemi durdurun” sloganları attı.

Bir kişi gözaltına alındı

Göstericilerden biri Momika’yı engellemeye çalıştı ancak İsveç polisi fiziksel müdahaleye engel oldu. Polis memurları fiziksel olarak saldırıda bulunan göstericiyi gözaltına aldı.

Ülke kanunlarına göre başkalarına ve başkalarının mallarına fiziksel zarar verilmediği sürece fikirlerin ifade edilmesi ve her türden protesto eylemi özgürlük alanı içerisinde mümkün. Bu türden protesto eylemleri sivil özgürlük olarak görüldüğü için eylemcilerin zarar görmemesi de yine polisin sorumluluğunda.

Eylem sonrası olay yerinden ayrılan Momika ve Nacim’e, 10’u zırhlı olmak üzere 20 polis aracı ve yaklaşık 150 polis eşlik etti.

Paylaşın

Dilan Yeşilgöz, Hollanda’nın İlk Kadın Başbakanı Olabilir

Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz-Zegerius, Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi’nin yeni genel başkanı ve başbakan adayı oldu. Yeşilgöz, partisinin 22 Kasım’da yapılacak seçimlerden zaferle çıkması halinde Hollanda’nın ilk kadın başbakanı olacak.

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda (DİSK) görevli Tunceli doğumlu sendikacı Yücel Yeşilgöz’ün kızı olan Dilan Yeşilgöz, 1977 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Ailesinin 80 darbesi sonrası Hollanda’ya iltica etmesi nedeniyle 8 yaşında Hollanda’ya yerleşen Kürt kökenli Yeşilgöz, Mart 2017’den beri VVD partisi üyesi olarak görev yapıyor.

Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz-Zegerius, Kasım ayında yapılacak genel seçimlerin ardından aktif siyaseti bırakacağını açıklayan Başbakan Mark Rutte’nin partisi Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi’nin yeni genel başkanı ve başbakan adayı oldu.

46 yaşındaki Türkiye kökenli politikacı Yeşilgöz-Zegerius, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda bu görevin kendisi için “büyük bir onur” olduğunu belirterek kendisine duyulan güvenden ötürü teşekkür etti.

Demokrasi ve Özgürlük İçin Halk Partisi (VVD) Merkez Yönetim Kurulu ve tüm örgütlerin oybirliğiyle genel başkanlığa aday gösterilmişti. Yeşilgöz, partisinin seçimden zaferle çıkması halinde Hollanda’nın ilk kadın başbakanı olacak. Ülkede seçimler 22 Kasım’da yapılacak.

Dilan Yeşilgöz, 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nda (DİSK) görevli ve Tunceli doğumlu sendikacı Yücel Yeşilgöz’ün kızıdır. Babası 12 Eylül darbesinin hemen ardından, 1980 yılında Türkiye’den kaçarak Hollanda’da sığınma talebinde bulundu.

Dilan Yeşilgöz de 1984 yılında annesi ve kız kardeşiyle birlikte kaçak yolla bir tekneyle Yunanistan’ın Kos adasına geçti ve oradan bir mülteci olarak Hollanda’ya sığındı. Dilan Yeşilgöz, 1991-1997 yılları arasında, Amersfoort’taki Vallei Koleji’nde ortaöğretimini tamamladı.

Ardından sosyal ve kültürel bilimler alanında VU Üniversitesi’nde eğitim gördü ve 2003 yılında Kültür, Organizasyon ve Yönetim alanında yüksek lisans derecesi aldı. Yeşilgöz, 25 Mayıs 2021’de Hollanda Hükûmeti’nde Ekonomik İşler ve İklim Politikası Devlet Bakanı olarak atandı. 10 Ocak 2022 tarihinden itibaren Güvenlik ve Adalet bakanı olarak görev yapıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kuzey Kore Lideri Kim’den “Silah Ve Füze Üretimini Artırın” Talimatı

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un, askeri yetkililere silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını verdi. Kim, daha öncede askeri yetkililere “Güney Kore’ye karşı tam teşekküllü savaş hazırlıkları yapma” çağrısında bulunmuştu.

Kuzey Kore’nin düşmanlarını “kesinlikle yok edecek ezici bir askeri güce sahip olması” gerektiğini belirten Kim, “herhangi bir savaşla başa çıkmak için tam olarak hazırlanmaları” gerektiğini savundu.

Güney Kore ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bu ay Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatı yapacak. Tatbikat Kuzey Kore’yi de hareketlendirdi. Kuzey Kore lideri tatbikat öncesi yeni bir karar daha alarak ülkedeki silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını verdi.

Karar Gazetesi’nin Kuzey Kore’nin resmi Kore Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre Kim, hafta sonu ülkenin önemli silah fabrikalarını ziyaret etti.

Ziyaretleri sırasında açıklamalarda bulunan Kim, silah ve füze üretiminin “ciddi ölçüde artırılması” talimatını vererek cephedeki birliklerin ihtiyaçlarının karşılanması için seri üretime geçilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Kuzey Kore’nin düşmanlarını “kesinlikle yok edecek ezici bir askeri güce sahip olması” gerektiğini belirten Kim, “herhangi bir savaşla başa çıkmak için tam olarak hazırlanmaları” gerektiğini savundu. Kim, “Savaş hazırlıklarının niteliksel düzeyi silah sanayisinin gelişimine bağlıdır ve fabrikalar bu hazırlıkları hızlandırmada çok önemli bir sorumluluk taşımaktadır.” dedi.

Güney Kore ve ABD de ortak savunmalarını güçlendirmek amacıyla gelecek hafta ortak askeri tatbikata başlayacaklarını duyurdu. Güney Kore Genelkurmay Başkanlığından (JCS) yapılan açıklamada, “Ulchi Özgürlük Kalkanı” adı verilen tatbikatın 21-31 Ağustos’ta yapılacağı bildirildi.

Açıklamada, tatbikatın son yılların “en büyüğü” olacağı ifade edilerek buna bağlı olarak özellikle Kuzey Kore’nin füze tehditlerine karşı önlem amaçlı hazırlanan senaryolara dayalı tatbikatlar düzenleneceği belirtildi.

Genelkurmay Başkanı görevden alınmıştı

KCNA, Kore İşçi Partisi Merkezi Askeri Komisyonunun Kim Jong Un başkanlığında toplandığını bildirmişti. KCNA’ya göre, Kim toplantıda ayrıca Genelkurmay Başkanı General Pak Su’yu görevden aldığını da açıklamıştı. Genelkurmay Başkanlığına Pak Su Il’in yerine Mareşal Ri Yong Gil getirilmişti.

Haberde, Ri’nin bakanlık görevini de sürdürüp sürdürmeyeceğinin henüz belli olmadığı ifade edilirken, geçen sene göreve getirilen Pak’ın neden pozisyondan alındığına dair bilgi paylaşılmamıştı.

Cheong Seong-chang ise Fransız haber ajansı AFP’ye “askeri operasyonlarda yeterli yetkinlik gösteremediği” gerekçesiyle Pak’ın görevden alınmış olabileceğini söylemişti. Cehong, “Kim Jong-un, genellikle görevlerini yerine getirmekte yetersiz gördüğü yetkilileri hızla değiştirme eğiliminde oluyor” demişti.

71 yaşındaki General Ri, Ağustos 2013 – Ocak 2016 ve 4 Haziran 2018 – 6 Eylül 2019’da da Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmıştı.

Güney Kore Birleşme Bakanlığı’ndan kimliğini açıklamayan bir yetkili AFP’ye “Bence tehditkar bir hareketle Güney Kore’ye mesaj göndermeyi amaçlıyor” yorumunu yapmıştı. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un, geçen hafta da ülkedeki silah fabrikalarını gezerek, savaş hazırlıklarının hızlandırılmasını istemişti.

Paylaşın

Arjantin’deki Ön Seçimlerde En Çok Oyu Aşırı Sağcı Aday Aldı

Eski ABD Başkanı Donald Trump’a hayranlığını sıklıkla dile getiren aşırı sağcı popülist aday Javier Milei, Arjantin’de Ekim’de düzenlenecek genel seçimler öncesi yapılan ön seçimlerde en çok oyu alan aday oldu.

Milei toplam oyların yaklaşık yüzde 30’unu alırken, ana muhalefet koalisyonu Değişim için Birlik’in adayları yüzde 28, mevcut iktidar koalisyonu Vatan için Birlik’in adayları ise yüzde 27 oranında oy aldı.

Seçim sonuçlarına ilişkin konuşan Javier Milei, “Bu ülkede var olan asalak, yozlaşmış ve işe yaramaz siyasi kastın sonunu getireceğiz. Bugün Arjantin’in yeniden inşası için ilk adımı attık. Her zaman olduğu gibi aynı insanlarla farklı bir Arjantin mümkün değildir.” ifadelerini kullandı.

Aşırı sağcı ve popülist görüşleriyle bilinen Milei, Arjantin Merkez Bankasının kapatılmasını savunuyor. Ayrıca Milei, iklim değişikliğinin yalan olduğunu, insan organlarının satışının legal olması gerektiğini ve silahların serbestleştirilmesi gerektiğini dile getiriyor.

Seçim öncesinde analistler, 52 yaşındaki Milei’nin beklenenden daha iyi bir performans göstermesinin mali piyasaları altüst edeceği ve başkan olması halinde uygulayacağı ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlik nedeniyle Arjantin pesosunun değerinde keskin bir düşüşe yol açacağı uyarısında bulunmuşlardı.

İlk sonuçlara göre Arjantin, seçmenlerin geleneksel siyasetçilere karşı öfkelerini ifade etmek için dışarıdan bir adaya yöneldiği, bölgedeki son ülke oldu.

Yıllık yüzde 100’ün üzerinde enflasyon, artan yoksulluk ve hızla değer kaybeden para birimi ile mücadele eden Arjantin’de hoşnutsuzluk yaygın. Milei Arjantin pesosunu ABD doları ile değiştirmesi çağrısında bulunarak destek topladı.

Arjantin’de genel seçimler 22 Ekim’de düzenlenecek. Ülkede düzenlenen ön seçimlerin sonuçları ise genellikle genel seçimlerin sonuçlarıyla benzer oluyor.

Üç ayrı etaptan oluşan Arjantin tipi seçim sisteminde ilk önce halk aday adaylarını seçiyor. Yani Türkiye’den farklı olarak parti içi aday adaylarını parti üyeleri değil direkt olarak halk seçiyor. 2009’de kurulan PASO (Birincil, Açık, Eş zamanlı, Zorunlu) adını verdikleri bu sistem bir ön seçim.

Seçimin ilk ayağını oluşturmakta ve her partinin başta devlet başkanı adayı olmak üzere, senatör, milletvekili aday listelerini belirlemesini ve asıl seçime bu listelerin gitmesini sağlar.

Kamuoyunun bir kısmı, olumlu karşılanan bu ön seçimli sistemi ülkeye daha demokratik bir atmosfer sağladığını, partilerin adaylarını da halk seçtiği için parti içi tekelciliği engellediği tezini savunuyor.

Ülkenin diğer bir kısmı ise seçim döneminin ikinci tura kalma durumunda toplamda 3 seçim yapılmasına ve dolayısıyla bu uzayan seçim döneminin ülkeye daha fazla maddi külfet getirdiği kanaatindeler.

Arjantin’in siyasi görünümü

Arjantin, idari olarak 23 eyalet ve özerk Buenos Aires kentinden oluşan federal bir cumhuriyet. Başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Kuvvetler ayrılığı prensibi hâkim. Yürütme ağırlıklı olarak Cumhurbaşkanına aittir. Yasama erki Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan iki kamaralı Kongre’nin, yargı ise Yüksek Mahkeme’nin yetkisi altında.

Cumhurbaşkanlık süresi 1994’te yapılan anayasa reformuna kadar 6 yıl iken, bir kez yinelenebilir olmak üzere 4 yıla indirildi. 1994 Reformlarıyla, eyaletlerin ve özerk Buenos Aires şehrinin Senatör sayısı üçe çıkarıldı. Senato 72, Temsilciler Meclisi 257 üyeden oluşuyor.

Arjantin’de 27 Ekim 2019’da düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini “Herkesin Cephesi (Frente de Todos)” ittifakının adayı Alberto Fernandez ilk turda kazandı ve görevi 10 Aralık 2019’da devralmadı. İktidarda Herkesin Cephesi Koalisyon Hükümeti bulunuyor.

Paylaşın

Katolik Kilisesi Lideri Papa: Göçmen Ölümleri İnsanlığın Açık Yarası

Vatikan’daki Pazar duası sonrası konuşan Katolik Kilisesi Ruhani Lideri Papa Francesco, “Birkaç gün önce Akdeniz’de trajik bir tekne kazası daha meydana geldi: 41 kişi hayatını kaybetti. Onlar için dua ettim” dedi ve ekledi:

“Acı ve utançla söylemek zorundayız: bu yılın başından beri neredeyse 2 bin erkek, kadın ve çocuk Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken bu denizde öldü. Bu insanlığımızın açık yarasıdır.”

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın aktardığına göre, “Dayanışma ve kardeşlik duygularıyla, bu yarayı sarmaya yönelik siyasi ve diplomatik çaba” gösterilmesi çağrısı yapan Papa, ayrıca göçmenleri kurtarmak için çalışanların kararlılığını desteklediğini de vurguladı.

İtalya’da Ekim 2022’de iktidara gelen aşırı sağ liderliğindeki koalisyon hükümeti, Akdeniz’de göçmenleri kurtarmak için çalışan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini zorlaştırmaya çalışmakla suçlanıyor. Hükümetin, STK’ların kurtarma gemilerine en yakın limanları açmak yerine bu gemileri daha uzak limanlara yönlendirme gibi uygulamaları eleştiriliyor.

İtalya hükümetinin girişimleri üzerine Avrupa Birliği bu yaz, düzensiz göçü önlemek amacıyla Tunus ile bir anlaşmaya varmıştı. Bu yıla kadar Orta Akdeniz hattından İtalya’ya ulaşan göçmenler ağırlıkla Libya’dan denize açılıyordu. Bu yıl ise Tunus, göçmenlerin en sık kullandığı kalkış limanı haline geldi.

İtalya’ya bu yıl deniz yoluyla ulaşan göçmen sayısı, geçen yıla kıyasla iki katın üzerine çıkarak 94 bine yaklaştı. Orta Akdeniz hattını kullanarak Avrupa’ya ulaşmaya çalışan yaklaşık 2 bin göçmen de hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Göç Örgütü, Orta Akdeniz’i “dünyanın bilinen en ölümcül göç rotası” olarak tanımlıyor. Denizde hayatını kaybedenlerin yanı sıra, bu göç rotasının önceki ayağı olan Kuzey Afrika’da göçmenlerin sıklıkla kötü muameleye tabi tutulduğuna dair haberler de gündemde.

Papa Francesco da geçen hafta yaptığı bir açıklamada bu unsura da dikkat çekmiş ve göçmenlerin Kuzey Afrika’daki “lager’lerde” (toplama kampı) suiistimal edildiklerini söylemişti. Geçen Pazar günü Portekiz seyahatinden dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Papa, “Göçmenlerin sömürülmesi suçtur… Kuzey Afrika’daki lager’lerdeki göçmenlerin yaşadıkları korkunç” demişti.

Daha önce Akdeniz’in gittikçe bir mezarlığa dönüştüğü uyarısı yapan, “Mare nostrum’un (bizim denizimiz) kasvetli bir ‘mare mortuum’a (ölü deniz) dönüşmesine izin vermeyelim” diyen Papa, bu kez bu konuda şunları söyledi: Akdeniz bir mezarlık, ama en büyük mezarlık değil. En büyük mezarlık Kuzey Afrika.

Paylaşın

Ukraynalılar Askere Alınmamak İçin “Rüşvet” Veriyor

Ukrayna’da askere alınmak istemeyen kişilerin ortalama 6 bin dolar rüşvet karşılığında tıbbi muafiyet belgesi aldığı ve bunun askerden kaçmak için en popüler yöntem olduğu ifade edildi.

Ukraynalı yetkilinin askere gitmek istemeyen kişilerden topladığı rüşvetlerle, aralıkta İspanya’da 4,2 milyon euro değerinde bir villa satın aldığı öne sürüldü.

Binlerce Ukraynalının ise cephe hattına gitmemek için yasa dışı yollarla ülkeyi terk etmeye çalıştı. Savaş sürecinde 13 bin 600 kişi sınırda yakalanırken, yaklaşık 6 bin 100 kişi ise sahte evraklarla sınır noktalarını geçmeye çalıştı.

Independent Türkçe’nin Londra merkezli Financial Times (FT) gazetesinden aktardığına göre, binlerce Ukraynalının askere alınmamak için yetkililere yüksek miktarlarda rüşvet verdiği.

Haber, Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’nin yolsuzluk iddiaları nedeniyle ülkedeki askere almaktan sorumlu tüm yöneticileri görevden almaya karar vermesinin ardından geldi. Kiev yönetimi yeni isimleri, cephe hattında savaşmış kişilerden oluşturmayı planlıyor.

FT’nin haberinde Ukrayna yönetiminin Şubat 2022’de seferberlik ilan ederek 18 ila 60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesini yasakladığı hatırlatıldı ve bu kararın yolsuz uygulamaları körüklediği belirtildi.

Askere alınmak istemeyen kişilerin ortalama 6 bin dolar rüşvet karşılığında tıbbi muafiyet belgesi aldığı ve bunun askerden kaçmak için en popüler yöntem olduğu ifade edildi.

Binlerce Ukraynalı ise cephe hattına gitmemek için yasa dışı yollarla ülkeyi terk etmeye çalıştı. Savaş sürecinde 13 bin 600 kişi sınırda yakalanırken, yaklaşık 6 bin 100 kişi ise sahte evraklarla sınır noktalarını geçmeye çalıştı.

Bu konudaki en dikkat çeken davalardan biriyse, Odessa askere alma merkezi başkanı Evgeni Borisov hakkında açılan rüşvet davası oldu. Geçen ay tutuklanan Borisov’un, kişi başı 2 bin ila 10 bin dolar arası rüşvet istediği ve savaşın başından bu yana toplam 5 milyon dolar rüşvet topladığı iddia ediliyor.

Ukraynalı yetkilinin askere gitmek istemeyen kişilerden topladığı rüşvetlerle, aralıkta İspanya’da 4,2 milyon euro değerinde bir villa satın aldığı öne sürülüyor.

“Kremlin artık Wagner’i fonlamayabilir”

Savaşın Moskova ayağındaysa paralı asker grubu Wagner’le ilgili tartışmalar devam ediyor.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nın savaşın başından bu yana yayımladığı istihbarat raporlarının 13 Ağustos tarihli olanında, Wagner grubunun küçülme sürecine girdiğine dikkat çekildi.

Raporda mali baskı altında olan grubun maaş bütçesini küçülttüğü ve asker sayısını azalttığı belirtilirken, Kremlin’in artık Wagner’i fonlamıyor olma ihtimalinin bulunduğu vurgulandı.

Günlük raporda, Kremlin yönetiminin Wagner lideri Yevgeni Prigojin’in diğer şirketlerine yönelik el koyma gibi bazı adımlar attığı da hatırlatıldı.

Paylaşın

Ay Madenciliği: Yarış Yeniden Başladı, Kim Kazanacak?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya, Çin ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu büyük güçler, Dünya’nın tek doğal uydusu Ay’ın kaynakları için yeniden harekete geçtiler.

Uzay madenciliği, Ay’da, diğer gezegenlerde ve Dünya’ya yakın asteroitlerde (Near-Earth Asteroid- NEA’s) bulunan doğal kaynakların keşfedilmesi, işletilmesi ve kullanılması olarak tanımlanmaktadır.

Büyük güçler dünyanın tek doğal uydusu Ay’da bulunan elementler hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalışırken cuma günü Rusya ise 47 yıl sonra Ay’a iniş yapan ilk uzay aracını fırlattı.

Rusya, Ay’a yönelik daha fazla misyon başlatacağını, ardından ise Çin ile ortak bir misyon gönderme, hatta orada bir üs kurma olasılığını araştıracağını bildirdi. Ay’daki altın potansiyelinden bahseden NASA, Ay madenciliğini gündeme getirdi.

Gezegenimizden 384 bin 400 kilometre uzaklıkta olan Ay, dünyanın kendi eksenindeki dönüşünü hafifletiyor. Ayrıca dünya okyanuslarında gelgitlere neden oluyor. Ay’ın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce devasa çarpışma neticesinde enkazın bir araya gelmesiyle oluştuğu düşünülüyor.

Ay’daki sıcaklıklar değişiklik gösteriyor. Günde altı saatten fazla güneş ışığına maruz kaldığında sıcaklık 127 santigrat dereceye yükselirken karanlıkta ise yaklaşık eksi 173 dereceye düşebiliyor. Ay’ın egzosferi güneşten gelen radyasyona karşı koruma sağlamıyor.

Su

NASA’nın bildirdiğine göre, Ay’da suya ilişkin ilk kesin keşif 2008 yılında Hindistan’ın Chandrayaan-1 misyonu tarafından yapıldı.

Tespit edilen hidroksil molekülleri ay yüzeyine yayılmış ve kutuplarda yoğunlaşmış haldeydi. İnsan hayatı için elzem olan su, aynı zamanda roketleri harekete geçirmek için kullanılan hidrojen ve oksijen kaynağı da olabilir.

Helyum-3

Helyum-3 dünyada nadir bulunan bir helyum izotopudur. Ancak NASA, bu maddenin Ay’da 1 milyon ton kadar bulunduğunun tahmin edildiğini söylüyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) bildirdiğine göre bu izotop bir füzyon reaktöründe nükleer enerji sağlayabilir, ancak radyoaktif olmadığı için tehlikeli atık üretmeyecektir.

Nadir toprak elementleri

Boeing tarafından yapılan araştırmaya göre, akıllı telefonlarda, bilgisayarlarda ve ileri teknolojilerde kullanılan nadir toprak elementleri olan skandiyum, itriyum ve diğer 15 lantanit Ay’da mevcut halde.

Ay madenciliği nasıl işliyor?

Net bir yöntemi bulunmuyor.
Bunun için ayda bir tür altyapı kurulması gerekecek.
Ay’ın koşulları, zor işlerin çoğunu robotların yapması gerektiği anlamına gelse de, Ay’daki su insanların uzun süreli varlığına imkan sağlayabilir.

Yasalar nedir?

Bu yöndeki yasalar belirsizlikler ve boşluklarla dolu. Birleşmiş Milletler Dış Uzay Anlaşması (1966), hiçbir ülkenin Ay ya da diğer gök cisimleri üzerinde egemenlik iddiasında bulunamayacağını, uzayın keşfinin tüm ülkelerin yararına gerçekleştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Ancak hukukçular, özel bir kuruluşun Ay’ın bir bölümü üzerinde egemenlik iddia edip edemeyeceğinin belirsiz olduğunu söylüyor.

RAND Corporation geçen yıl yayınladığı bir yazıda, “Bu potansiyel yüksek risklere rağmen uzay madenciliği nispeten az sayıda mevcut politika veya yönetişime tabidir” ifadeleri yer almıştı.

Devletlerin Ay’da ve Diğer Gök Cisimlerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Ay Anlaşması’nda (1979), Ay’ın hiçbir parçasının herhangi bir devletin, uluslararası hükümetler arası veya hükümet dışı kuruluşun, ulusal kuruluşun veya hükümet dışı kuruluşun ya da herhangi bir kişinin mülkü olmayacağı belirtiliyor.

Bu madde hiçbir büyük uzay gücü tarafından onaylanmadı. ABD, 2020 yılında, adını NASA’nın Artemis programından alan Artemis Anlaşmalarını ilan ederek, Ay’da güvenli bölgeler oluşturulmasıyla mevcut uluslararası uzay hukukunu geliştirmeyi amaçladı. Rusya ve Çin ise bu anlaşmaya katılmadı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Hawaii’deki Yangında Can Kaybı 89’a Yükseldi

Hawaii’nin Maui adasında çıkan yangınlarda yaşamını yitirenlerin sayısı 80’e yükseldi. Yangın 1960 yılında bölgede 61 kişinin öldüğü yangın felaketinden bu yana görülen en büyük yangın olarak kayıtlara geçti.

Bilim insanları, Hawaii’deki orman yangınlarının temel sebebinin iklim değişikliği olduğuna inanıyor. Bilim insanlarına göre, azalan yağışlar, yükselen sıcaklıklar ve istilacı türlerin adaları orman yangınlarına karşı daha duyarlı hale getirdi.

Hawaii Üniversitesi ve Colorado Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından 2015’te yayımlanan araştırmaya göre, 1990’dan bu yana, seçilen izleme alanlarındaki yağış, yağışlı mevsimde yüzde 31 ve kurak mevsimde yüzde 6 daha düşük oldu.

Maui Polis Şefi John Pelletier, köpekli arama-kurtarma ekiplerinin yangından etkilenen alanın sadece yüzde üçünü tamamladığını söyledi.

“Kontrol altına almamız gereken en az 5 mil karelik bir alan var ve bu alan sevdiklerimizle dolu. Şimdiye kadar 89 kişi bulduk. Bugün iki tanesini tespit ettik,” diyerek ölü sayısının artmasının muhtemel olduğunu ve “henüz hiçkimsenin bunun boyutunu bilmediğini” belirtti.

Ekipler, ilk aramayı tamamladıkları evlere parlak turuncu renkle X, insan kalıntıları tespit ettikleri yerlere ise İK işareti bırakıyor.

Ölülerin kimliklerini tespit etmenin son derece zor olduğunu söyleyen Pelletier “kalıntıları elimize alıyoruz ve dağılıyorlar…bulduğumuz kalıntılar metali eriten bir yangından geriye kalanlar oluyor,” ifadelerini kullandı.

Küle dönen Front Street’i gezen Vali Josh Green “Bu kesinlikle Hawaii’nin karşılaştığı en kötü doğal afet,”  diyerek “Sadece yaşayanlara destek olabiliriz. Şu anda odak noktamız insanları mümkün olduğunca yeniden bir araya getirmek, onlara barınma ve sağlık hizmetleri sağlamak ve ardından yeniden inşaya yönelmek,” ifadelerini kullandı

Green, Batı Maui’de en az 2 bin 200 binanın hasar gördüğünü ya da yıkıldığını ve bunların yüzde 86’sının konut olduğunu söyledi. Ada genelinde hasarın 6 milyar dolara yakın olduğunun tahmin edildiğini de sözlerine ekledi. Vali yaraları sarmanın çok uzun bir zaman alacağını söyledi.

Paylaşın

Hawaii Yanmaya Devam Ediyor: Can Kaybı 80’e Ulaştı

Hawaii’nin Maui adasında devam eden yangınlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 80’e yükseldi. Yangın 1960 yılında bölgede 61 kişinin öldüğü yangın felaketinden bu yana görülen en büyük yangın olarak kayda geçti.

Haber Merkezi / Yangınlara ilişkin soruşturma başlatıldığını duyuran Hawaii Başsavcısı Anne Lopez’in ofisinden yapılan açıklamada, “yetkililer tarafından yangından önce, yangın esnasında ve yangından sonra alınan kararların kapsamlı bir şekilde inceleneceği” belirtildi.

Lopez, konuya ilişkin “Yangınlardan önce ve yangınlar sırasında alınan kararları anlamak ve bu incelemenin sonuçlarını halkla paylaşma taahhüdünde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Adanın Lahaina şehrinde yangının hemen hemen tamamen kontrol altına alındığı açıklanırken diğer iki alanda devam eden yangınlardan birinin yüzde 50 diğerinin de yüzde 80 oranında kontrol altına alındığı belirtildi.

Öte yandan yangınla birlikte devam eden bir tartışmada halkın yaklaşan yangınla ilgili uyarılıp uyarılmadığı. Adada doğal afetlerle ilgili bir uyarı sistemi olduğu ancak bunun yangın yerleşim yerine yaklaşırken kullanılmadığı iddia ediliyor.

Hawaii Valisi Josh Green konuyla ilgili olarak medyaya yaptığı değerlendirmede konunun detaylı olarak araştırılması talimatını verdiğini söyledi.

Maui Adası İtfaiye Şefi Bradford Ventura, yangının çok büyük hızla yayıldığını ve iletişim hatlarına da zarar verdiğini bu nedenle çalışanlar acil durum yönetimiyle iletişim kurmak konusunda sıkıntı yaşadıklarını söyledi.

Yangın Lahaina şehrinin yaklaşık 56 km uzağındaki Kula kasabasında Salı gecesi başladı ve güçlü rüzgarın da etkisiyle hızla yayıldı. Lahaina sakinleri de yangının başlamasından yaklaşık 5 saat sonra elektriklerin kesildiğini söylüyorlar.

FEMA Yöneticisi Deanne Criswell, yangınların binlerce insanı yerinden ettiğini söyledi. Barınaklarda kalanlar derin bir belirsizlik duygusu yaşadıklarını ifade ederken, vali, yerinden edilmiş sakinleri ev ve otellerdeki boş odalarla buluşturmak için bir yardım hattı kurulacağını söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden, Maui Adası’nı yangın dolayısıyla “felaket bölgesi” ilan etmişti. Biden, yangınlardan etkilenenlerin zararlarının tazmin edileceğini belirtmişti.

Hawaii Valisi Josh Green, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ilk belirlemelerden sonra yanan binalarda yapılacak incelemenin ardından can kaybının “ciddi ölçüde” artacağını kaydetmişti.

Sebep iklim değişikliği

New York Times’ta yer alan analize göre, bilim insanları, Hawaii’deki orman yangınlarının temel sebebinin iklim değişikliği olduğuna inanıyor. Bilim insanlarına göre, azalan yağışlar, yükselen sıcaklıklar ve istilacı türlerin adaları orman yangınlarına karşı daha duyarlı hale getirdi.

Hawaii Üniversitesi ve Colorado Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından 2015’te yayımlanan araştırmaya göre, 1990’dan bu yana, seçilen izleme alanlarındaki yağış, yağışlı mevsimde yüzde 31 ve kurak mevsimde yüzde 6 daha düşük oldu.

Paylaşın