Rusya’dan Ukrayna’ya Füze Saldırısı: 7 Ölü, 117 Yaralı

Rusya Ukrayna’nın başkenti Kiev’e 45 km mesafede yer alan Çernihiv kentini füzelerle vurdu. Saldırıda biri çocuk yedi kişi öldü, en az 117 kişi yaralandı. Yaralılardan 12’sinin çocuk 10’unun da polis memuru olduğu belirtildi.

Ukrayna İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, saldırının olduğu sırada bölge halkının kiliseden çıkıp dini bir bayramı kutlamak için toplanmaya başladığı vurgulandı. İçişleri Bakanlığı, füze saldırısı esnasında şehrin merkezindeki tiyatro binasının çatısının da çöktüğünü açıkladı.

İsveç’te bulunan Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodomir Zelenski Telegram hesabından yaptığı açıklamada “Çernigiv şehrinde üniversite ve tiyatronun da bulunduğu şehrin merkezindeki bir meydan bir Rus füzesi tarafından vuruldu” ifadelerini kullandı.

Rusya geçen yıl Şubat ayında başlattığı Ukrayna saldırıları kapsamında zaman zaman sivil hedefleri de vurdu. Uluslararası kamuoyunun tepkilerine rağmen Moskova yönetimi sivil hedefleri vurduğunu sürekli reddetti.

Çernihiv Ukrayna’nın kuzeyinde, Belarus sınırına yaklaşık 45 km mesafede bulunuyor. Çernihiv bölgesi, Şubat 2022’de başlayan Rus işgalinin ilk döneminde, yaklaşık iki ay kuşatma altında kalmıştı.

Birleşmiş Milletler de sivilleri hedef almanın savaş suçu olduğunu hatırlatarak saldırıyı kınadı.

Öte yandan New York Times gazetesinin, ABD hükümet çevrelerine dayandırdığı haberinde, geçen yıl Şubat ayında Rusya’nın saldırısı ile başlayan savaşta, yaklaşık 300 bin Rus askerinin öldüğü ya da yaralandığı öne sürülerek, Moskova’nın asker kaybının Ukrayna’ya göre daha yüksek olduğu ifade edildi.

Haberde yaklaşık 120 bin Rus askerinin çatışmalarda yaşamını yitirdiği, 170 ila 180 bin askerin de yaralandığı iddia edildi. Ukrayna tarafında ise 70 bine yakın askerin öldüğü, 100 ila 120 bin askerin de yaralandığı aktarıldı.

Paylaşın

Rusya – Ukrayna Savaşı: Yaklaşık 500 Bin Zayiat

Rusya’nın saldırısı ile başlayan Ukrayna – Rusya savaşında, yaklaşık 300 bin Rus askerinin öldüğü ya da yaralandığı öne sürülürken, Moskova’nın asker kaybının Ukrayna’ya göre daha yüksek olduğu iddia edildi.

Yaklaşık 120 bin Rus askerinin çatışmalarda yaşamını yitirdiği, 170 ila 180 bin askerin de yaralandığı iddia edilirken, Ukrayna tarafında ise 70 bine yakın askerin öldüğü, 100 ila 120 bin askerin de yaralandığı öne sürüldü.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) medyasında yer alan haberlerde, Ukrayna Savaşı’nda bugüne dek, iki tarafta yaklaşık 500 bin askerin öldüğü ya da yaralandığı belirtildi.

New York Times gazetesinin, ABD hükümet çevrelerine dayandırdığı haberinde, geçen yıl Şubat ayında Rusya’nın saldırısı ile başlayan savaşta, yaklaşık 300 bin Rus askerinin öldüğü ya da yaralandığı öne sürülerek, Moskova’nın asker kaybının Ukrayna’ya göre daha yüksek olduğu ifade edildi.

DW Türkçe’nin aktardığı haberde yaklaşık 120 bin Rus askerinin çatışmalarda yaşamını yitirdiği, 170 ila 180 bin askerin de yaralandığı iddia edildi. Ukrayna tarafında ise 70 bine yakın askerin öldüğü, 100 ila 120 bin askerin de yaralandığı aktarıldı.

Bu arada Ukrayna Genelkurmayı’ndan yapılan açıklamada, ülkenin güneydoğusundaki cephede bir köyün Rus işgalinden kurtarıldığı öne sürüldü ve bunun 27 Temmuz’dan bu yana elde edilen ilk başarı olduğu bildirildi.

Söz konusu bölgenin Ruslar tarafından yoğun bir biçimde mayınlandığını ve Rus ordusunun buradaki savunma hatlarını güçlü bir biçimde tahkim ettiğini aktaran Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı, hava desteği olmadan böyle bir alanda ilerlemenin büyük bir başarı olduğunu dile getirdi.

Geçen yıl Şubat ayında Rusya, batı komşusu Ukrayna’ya karşı geniş çaplı bir işgal başlattı. Kremlin, hızlı bir “özel askeri operasyon” olmasını umuyordu, ancak çatışmalar hala devam ediyor ve görünürde bir son yok.

Putin, 24 Şubat 2022’de sabahın erken saatlerinde televizyondan “Ukrayna’da özel askeri operasyon” başlattıklarını açıkladı.

“Özel askeri operasyonun” gerekçesini anlatan Putin, sözde ayrılıkçı yönetimlerin Rusya’dan askeri yardım talebinde bulunduğunu bildirdi. Putin, “Operasyonun amacı 8 yıldır Kiev rejimi tarafından istismara, soykırıma maruz kalan insanları korumaktır ” ifadelerini kullandı.

Rus ordusu, Ukrayna’daki stratejik hedeflere yönelik sık sık uzun menzilli, yüksek hassasiyetli füzeler kullandı. ABD ve Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya silah desteğini artırdı. Rus ve Ukrayna ordusunun karşılıklı saldırılarında sivil kayıplar yaşandı.

22 Temmuz 2022’de Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Birleşmiş Milletler (BM) arasında dünyadaki olası bir gıda krizini önleyecek “Tahıl ve Yiyecek Maddelerinin Ukrayna Limanlarından Emniyetli Sevki Girişimi Belgesi” imzalandı.

Rusya, “Kırım Köprüsü ve Sivastopol deniz üssüne Ukrayna’nın saldırısını” gerekçe göstererek tahıl anlaşmasını askıya almak istedi ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da girişimiyle anlaşmalar 120 günlük periyotlarla yinelendi.17 Mayıs’tan itibaren 60 gün uzatılan anlaşmanın tekrar uzatılması için çabalar sürüyor.

Anlaşma sayesinde 33 milyon tona yakın tahıl ihtiyaç sahiplerine ulaştı. Ayrıca Erdoğan ve Putin, yoksul ülkelere gübre ve tahıl gönderilmesi konusunda anlaştı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya meydan okuyan Wagner’in kurucusu Yevgeniy Prigojin’in idaresindeki paralı savaşçılar, Rostov-na-Donu şehrini kontrolü altına alarak Rus Güney Askeri Bölge Karargah binasını ele geçirdi. Bir grup Wagner savaşçısı da askeri araçlarla Moskova’ya yöneldi.

Devreye Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko’nun girmesiyle isyan sona erdi. Prigojin ve savaşçılarının eylemlerine son verip Belarus’a gitmesine izin verildi ve kriz çözüldü.

BM’ye göre Ukrayna’da 11 milyondan fazla kişi yerinden edildi

BM verilerine göre, Ukrayna’dan yaklaşık 11,6 milyon kişi yerinden edildi. Bunlardan 5,9 milyonu ülke içerisinde yerinden olurken 5,7 milyonu ise komşu ülkelere gitmek zorunda kaldı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine göre ise savaşta 24 Şubat 2022’den bu yana en az 8 bin sivil yaşamını yitirdi, 13 binden fazla sivil yaralandı.

Savaş devam ederken Rusya ve Ukrayna heyetleri, ateşkes sağlanması için 3’ü Belarus, biri Türkiye’de olmak üzere 4 defa yüz yüze müzakere yaptı.

Savaşın siyasi ve sosyal etkileriyle ekonomik alanda alınan Rusya’ya yönelik yaptırım kararları, tüm dünyada doğrudan veya dolaylı olarak etkisini gösterdi.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, ABD ve diğer Batılı ülkeler, Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunan Rusya’ya karşı finans, enerji, ulaşım, ihracatın kontrolü ve finansmanı ile vize politikası gibi çeşitli alanlarda yeni yaptırımlar belirledi.

AB, savaş boyunca Rusya’ya karşı 11 yaptırım paketi kabul ederek 1000’in üzerinde kişi ve 200’den fazla kuruluşa yaptırım kararı aldı. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısıyla pek çok sektörde dünyada önde gelen 1000’in üzerindeki uluslararası şirket, boykot amacıyla Rusya’yı terk etti veya faaliyetlerini kısıtladı.

AB, Rus petrol ve doğal gazına yönelik tavan fiyat uygulaması kararı aldı, karara bazı diğer Batı ülkeleri de katıldı. Rusya da bu kararlara karşı yaptırımlarla cevap verdi.

Paylaşın

İsveç’te Bu Kez İran Büyükelçiliği Önünde Kur’an-ı Kerim Yakıldı

İsveç’te yaşayan Iraklı Hristiyan Salwan Momika, İran’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim yaktı. Momika, eylemlerini Müslüman bireyleri değil, İslam dinini hedef aldığını söylüyor.

Kuran’ın yakılması, Müslüman ülkelerde ateşli protestolara, İsveç diplomatik misyonlarına yönelik saldırılara ve aşırı İslamcıların tehditlerine yol açmıştı.

Aşırı sağcı Danimarka- İsveç yurttaşı Rasmus Paludan, Ocak sonunda İsveç’te Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakmıştı. Bu olay İsveç’in Türkiye hükümetiyle NATO üyeliği konusundaki müzakerelerinin askıya alınmasına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkesinin İsveç’in üyeliğini desteklemeyeceğini söylemesine yol açmıştı.

Önceki haftalarda Türkiyelilerin devam ettiği cami önünde Kuran yakarak Türkiye ve İsveç yönetimleri arasında gerilime yol açan Salwan Momika, Cuma öğlen saatlerinde gösteri özgürlüğünü korumaya alan polisler eşliğinde İran’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde benzer bir eylemde bulundu.

Kur’an-ı Kerim’i, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin fotoğrafını ve İran bayrağını ayağının altına alan Momika, daha sonra bunları ateşe verirken kendisine bir başka Iraklı Salwan Najem eşlik etti.

Momika, ateşe verdiği simgelerle gösterisini sürdürürken izleyenler arasından bir kadın Momika’nın ateşe verdiği Kuran’ı yangın söndürme tüpüyle söndürmeye çalıştı. Ancak polis tarafından göz altına alındı.

Polis sözcüsü Towe Hägg, o sırada kimliği belirlenemeyen kadının, kamu düzenini bozma ve bir polis memuruna karşı şiddet uygulamaktan şüpheli olarak gözaltına alındığını söyledi.

Gösteriden sonra Momika ve Najem olay yerinden zırhlı polis aracıyla ayrılırlarken çok sayıda polis aracı ve zırhlı araç eskort verdi. İsveç polisi, Momika’ya yönelik olarak önceki gösterilerinden sonra nefret söylemi gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmakla birlikte, soruşturma sonuçlanana kadar ifade özgürlüğü kapsamında gösterilerine koruma veriyor.

Savcılar, İsveç’in ırk, din veya cinsel yönelime dayalı olarak gruplar ya da bireylere yönelik nefret kışkırtmayı yasaklayan “nefret söylemi yasası” uyarınca Momika’nın eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığını soruşturuyor.

Momika, eylemlerini Müslüman bireyleri değil, İslam dinini hedef aldığını söyleyerek savunuyor. Kuran’ın yakılması, Müslüman ülkelerde ateşli protestolara, İsveç diplomatik misyonlarına yönelik saldırılara ve aşırı İslamcıların tehditlerine yol açtı.

İsveç Ulusal Güvenlik Servisi (SAPO) Perşembe günü ülkenin öncelikli hedef haline gelmesini gerekçe göstererek beş düzeyli güvenlik sisteminde alarmı dördüncü düzeye çıkardı. SAPO başkanı Charlotte von Essen, “Bu kararı almamızın nedeni saldırı tehditlerini değerlendirdiğimizde durumun kötüleştiğini ve tehditlerin daha uzun bir süre devam edeceğini saptamamız oldu.” dedi.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da kendi basın toplantısında “planlanmış bazı terör eylemlerinin önlendiğini” söyledi. Hem İsveç’te hem de yurt dışında gözaltına alınanlar olduğunu belirten Kristersson, ayrıntıya girmedi.

İsveç’te Kuran yakma eylemleri

Aşırı sağcı Danimarka- İsveç yurttaşı Rasmus Paludan, Ocak sonunda İsveç’te Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakmıştı. Bu olay İsveç’in Türkiye hükümetiyle NATO üyeliği konusundaki müzakerelerinin askıya alınmasına ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ülkesinin İsveç’in üyeliğini desteklemeyeceğini söylemesine yol açmıştı.

Olayın ardından İsveç polisi iki kez güvenlik gerekçesiyle aşırı sağcı grupların Kuran yakma eylemlerini engellemişti.

Şubat’ta Iraklı bir Hristiyan Arap olan Salwan Momika, Irak’ın Stockholm Büyükelçiliği’nin önünde ve Afrika kökenli Chris Makoundout, Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği’nin önünde Kuran yakmak istemiş; polis güvenlik gerekçesiyle bu girişimlere izin vermemişti. Momika ve Makoundout, polisin kararını mahkemeye taşımıştı.

İsveç İdare Mahkemesi ise “güvenlik riski endişelerinin” gösteri yapma hakkını sınırlamak için yeterli olmadığını savunarak, polisin kararını 4 Nisan’da iptal etmişti. Bunun üzerine Stockholm polisi kararı Yüksek Mahkemeye taşımıştı.

Yüksek Mahkeme, İdare Mahkemesinin bu kararını onaylayarak polisin Kuran yakma yasağını 12 Haziran’da kaldırmıştı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD’den Kritik “Ukrayna” Kararı: F-16 Gönderilmesini Onayladı

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ukrayna’ya Rusya’ya karşı savunmada kullanılmak üzere F-16 jetleri gönderilmesini onayladığı açıklandı. Danimarka ve Hollanda üzerinden gerçekleşecek sevkiyat için bu iki ülkede yürütülen pilot eğitimlerinin tamamlanmasının beklendiği belirtildi.

ABD Başkanı Joe Biden Mayıs ayında Ukraynalı pilotların F-16’larla eğitim programlarını onaylamıştı. Danimarka’daki eğitimin yanı sıra Romanya’da da bir eğitim merkezi kurulması öngörülüyor.

Reuters’in haberine göre, ABD Başkanı Anthony Blinken Hollandalı ve Danimarkalı taraflara mektubunda, “ABD’nin hemF-16 savaş uçaklarınınUkrayna’ya transferi hem de Ukraynalı pilotların nitelikli F-16 eğitmenleri tarafından eğitilmesine verdiği desteği dile getirmek için yazıyorum” ifadelerini kullandı.

Blinken, mektupta “Ukrayna’nın devam eden Rus saldırganlığına ve egemenlik haklarının ihlaline karşı kendini tek başına savunabilmesi kritik durumda olmayı sürdürüyor” dedi. Blinken, “üçüncü tarafların taleplerine” verilen onayın, Ukrayna’ya pilotların eğitimi tamamlanır tamamlanmaz yeni kazanılan yeteneklerden yararlanma fırsatı vereceğini belirtti.

F-16’lar ne kadar işlevsel olacak?

Ukrayna hava kuvvetleri sözcüsü Yuriy İhnat bir Ukrayna televizyonuna yaptığı açıklamada Kiev’in F-16 savaş uçaklarını bu sonbahar ve kış kullanamayacağını belirtmişti.

Amerikalı yetkililer de özel yorumlarında, Rusların hava savunma sistemleri ve Ukrayna üzerindeki tartışmalı hava sahaları dikkate alındığında, F-16’ların Ukrayna’nın mevcut karşı savunmasına çok az katkı vereceği ve savaşın seyrini değiştirmesinin beklenmediğini bildirmişti.

Ukrayna, Rus güçlerinin hava üstünlüğüne karşı Amerikan yapımı F-16’ları talep ediyor; Danimarka ve Hollanda da ABD’den resmi onay bekliyordu. Amerikan yapımı savaş uçaklarının müttefiklerinden Ukrayna’ya transferi için ABD’nin onayı gerekiyor.

Öte yandan Rusya, Moskova şehir merkezine saldırı düzenleyen Ukrayna’ya ait bir İHA’nın düşürüldüğünü açıkladı. Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, Telegram’dan yaptığı açıklamada İHA’nın düşürülmesi sonrası enkazının Expo merkezi yakınlarına düştüğünü ancak ciddi hasar vermediğini belirtti.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da “Siyasi Partiler” Yasaklandı

Afganistan’da Taliban yönetiminin Adalet Bakanı Abdül Hekim Şerii, siyasi partilerin yasaklandığını, “Bu ülkede siyasi partilerin faaliyet göstermesini sağlayacak bir şeriat kanunu yok. Onlar ne ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet ediyor ne de halk onları takdir ediyor” ifadeleriyle duyurdu.

Afganistan’da iki yıl önce Taliban yönetime gelene kadar olan sürede ülke genelinde irili ufaklı 70’den fazla siyasi parti bulunuyordu.

Taliban’ın siyasi partileri olmayan diğer Körfez ülkelerini örnek aldığını söyleyen Afgan siyasi yorumcu Torek Farhadi, “İhtiyaç duyulan şey kadınların ve toplumun her kesiminden insanların, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmalara katılmasıdır. Her ne kadar kulağa siyaseten yanlış gelse de, siyasi partiler bugün Afganistan’da gereksiz bölünmeler yaratabilir ve bu ülkenin ihtiyaç duyduğu son şeydir” değerlendirmesini yaptı.

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban, ülkedeki tüm siyasi partileri yasakladığını açıkladı. Taliban kararına gerekçe olarak şeriat kurallarını gösterdi. Sözkonusu karar Batılı ülke askerleri ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi üzerine Taliban’ın ülkede yönetimi ele geçirmesinin ikinci yıldönümden bir gün sonra açıklandı.

Siyasi partilere yasak kararını, Taliban yönetiminin Adalet Bakanı Abdül Hekim Şerii başkent Kabil’de düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Şerii yaptığı açıklamada, “Bu ülkede siyasi partilerin faaliyet göstermesini sağlayacak bir şeriat kanunu yok. Onlar ne ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet ediyor ne de halk onları takdir ediyor” dedi.

Afganistan’da iki yıl önce Taliban yönetime gelene kadar olan sürede ülke genelinde irili ufaklı 70’den fazla siyasi parti bulunuyordu. Taliban idaresinde ülkede iki senedir ifade özgürlüğü, protesto ve benzeri her tür faaliyet de yasaklanmış durumda.

Taliban yönetimde bulunduğu iki yıllık süreçte, katı şeriat kuralları uygulayarak kızların okula gitmesini ve kadınların çalışmasını ve sosyal hayata karışmasını da yasakladı. Benzer şekilde Afganistan’da medya üzerinde de kurulan yoğun baskı nedeniyle ülke genelinde çok sayıda medya kuruluşu kapanırken gazeteciler de ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar ülkede insan haklarının giderek kötüleşmesini kınıyor ve Taliban’dan sözkonusu uygulamaları kaldırmasını istiyorlar. Taliban 15 Ağustos 2021’de, ABD ve NATO’nun 20 yıl süren Afgan savaşının ardından tüm askerlerini geri çekmesiyle iktidarı ele geçirdi.

İsyancıların yönetimi ele geçirmesi, önde gelen Afgan siyasi parti liderlerinin ve politikacıların, ABD destekli eski hükümetle olan ilişkileri nedeniyle cezalandırılmaktan korkarak ülkeyi terk etmelerine yol açtı. Sürgündeki pek çok Afgan siyasetçi bugüne dek Taliban’a karşı silahlı direniş çağrılarında da bulundular ancak bu çağrılar uluslararası alanda destek bulmadı.

Yabancı ülkeler Taliban’ı, Afgan kadınlarına yönelik muameleleri ve diğer etnik ve siyasi grupları ülke yönetimine dahil etmemeleri nedeniyle ülkenin meşru yöneticileri olarak tanımayı reddediyor.

VOA Türkçe’den Ayaz Gül‘ün haberine göre; Afgan siyasi yorumcu Torek Farhadi, Taleban’ın siyasi partileri olmayan diğer Körfez ülkelerini örnek aldığını söyledi. Farhadi, “İhtiyaç duyulan şey kadınların ve toplumun her kesiminden insanların, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmalara katılmasıdır. Her ne kadar kulağa siyaseten yanlış gelse de, siyasi partiler bugün Afganistan’da gereksiz bölünmeler yaratabilir ve bu ülkenin ihtiyaç duyduğu son şeydir” değerlendirmesini yaptı.

Öte yandan BM, yıllardır süren savaş ve uzun süreli kuraklığın, nüfusun üçte ikisinin yardıma ihtiyaç duyduğu ülkedeki insani krizi daha da kötüleştirdiğini belirtiyor.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Taliban’a Baskı Yapın” Çağrısı: Hiçbir Özgürlük Bırakmadı

Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulunan BM Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, “Taliban, 50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, Taliban’ın Afganistan’ın yönetimini ele geçirmesinin üzerinden iki yıl geçmesi vesilesiyle açıklamada bulundu.

UN Newse göre, Bahous, uluslararası toplumu Afganistan’da değişim için baskı yapmaya devam etmeye çağırarak Taliban’ı ülke genelinde “kadınların ve kızların haklarına yönelik en kapsamlı, sistematik ve benzersiz saldırıyı” uygulamakla suçladı.

Taliban’ın kadınlara yönelik kitlesel baskı üzerine kurulu bir sistem yarattığına dikkat çeken Bahous, “50’den fazla ferman, emir ve kısıtlama yoluyla kadınların hayatlarının dokunulmamış hiçbir yönünü bırakmadı, hiçbir özgürlük bırakmadı” dedi.

Birimlerinin Afganistanlı kadınlarla temas halinde olduğunu belirten Bahous, “Bu zorluklara rağmen Afgan kadınları da bana pes etmeyeceklerini veya boyun eğmeyeceklerini söylüyor. Baskılarına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam edecekler” ifadelerini kullandı:

“En düşmanca koşullar karşısında ihlallere karşı seslerini yükseltiyorlar, hayat kurtaran hizmetler sunuyorlar, işletme sahibi oluyorlar ve işletiyorlar ve kadın örgütlerini yönetiyorlar. Cesaretleri bize daha büyük eylemler için ilham vermeli.”

Afganistanlı kadınlara daha fazla destek çağrısında bulunan Bahous, “Uluslararası toplumu, insani yardım camiasının çağrısına cevap vermek ve Afganistan’a yönelik insani çağrıyı tamamen finanse etmek de dahil olmak üzere, değişim için baskı yapmak için ellerindeki her yolu kullanmaya ve her türlü baskıyı uygulamaya devam etmeye çağırıyorum” dedi.

Taliban kadınları kamusal alanlardan uzaklaştırıyor

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan ve onları kamusal alanlardan uzaklaştıran uygulamaları hayata geçiriyor. Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini engellemiş, güzellik salonları ve kuaförleri kapatmıştı.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmış, devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı. Öte yandan BM İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Libya Şiddetli Çatışmalarla Sarsıldı: 27 Ölü, 100’den Fazla Yaralı

Libya’nın başkenti Trablus, rakip iki grup arasında çıkan çatışmalarla sarsıldı. Çatışmalardaki ölü sayısı belirsizliğini korurken, en az 27 kişinin öldüğü, 100’den fazla kişinin de yaralandı bildirildi.

2011’de NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) destekli bir ayaklanma sonrası Libya’da güvenlik ve barış sağlanamadı. 2014’te ülke birbiriyle savaşan doğu ve batı bölgeleri arasında bölündü.

Doğu güçlerinin batıdaki Trablus’a yaptığı saldırı 2020’de sona ererken, savaşın çoğunu durduran bir ateşkese yol açtı. Trablus hükümetini destekleyen Türkiye, Libya’da askeri varlığını sürdürdü.

Ancak, savaşın kalıcı bir siyasi çözümü için çok az ilerleme kaydedildi. Ülkede resmi statü ve finansman kazanmış silahlı gruplar gücü ellerinde tutmaya devam ediyor.

Çatışmalar, Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı “444 Tugayı” Komutanı Albay Mahmud Hamza’nın pazartesi günü Libya Başkanlık Konseyine bağlı Suç ve Terörle Mücadele Birimi “Rada” tarafından tutuklanmasının ardından başladı. Özel Caydırıcılık Gücü ve 444 Tugayı, Trablus’taki en güçlü askeri güçlerden ikisi.

Her iki grup da geçen yıl kısa süren çatışmalarda geçici Ulusal Birlik Hükümeti’ni (GNU) desteklemişti. İki grubun aniden çatışması, Trablus’ta aylardır süren görece sakinliği bozarak, çözümsüz kalan bir çatışma riskini doğurdu.

Ulusal Birlik Hükümeti Sözcüsü Muhammed Hammude, Mahmud Hamza’nın “tarafsız bir kesime” teslim edilmesi ve ateşkes sağlanması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. İçişleri Bakanlığı ateşkesi denetlemek üzere bir güvenlik birimi oluşturdu ve şehrin en gergin bölgelerine güçlerini konuşlandırdı.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili dün öğleden sonra yaptığı açıklamada, Trablus’ta “durumun sakinleştiğini” ve Türk birliklerinin güvenliği ile ilgili herhangi bir sorun olmadığını söyledi. Diplomatlar, Mitiga Havaalanı’nda Türk askerinin bulunduğunu söylüyor.

Bir Reuters tanığı, Trablus’taki bir diğer önemli silahlı grup olan İstikrarı Destekleme Birimi’nin kontrol ettiği bölgelerde sokaklarda savaşçıları ve araçları olduğunu, ancak çatışmalara karışmadığını söyledi.

Libya’daki BM misyonu, olayları ve siviller üzerindeki etkilerini endişeyle takip ettiğini belirterek derhal gerilimin düşürülmesi ve diyalog çağrısında bulundu. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, İtalya ve Avrupa Birliği büyükelçilikleri de çatışmaların durdurulmasını istedi.

Paylaşın

Hawaii’deki Yangında Can Kaybı 106’ya Yükseldi

Hawaii’nin Maui Adası’nda büyük yıkım yaratan yangınlarında hayatını kaybedenlerin sayısı 106’ya yükseldi. Öte yandan yangının çıkış nedeni belirsizliğini koruyor. Yetkililer, yangının çok hızlı bir şekilde yayılmasında adanın güneyinde etkili olan kasırganın da rolü olduğuna dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Joe Biden’ın yakın bir tarihte felaket bölgesini ziyaret etmesi bekleniyor. “Eşim ve ben en yakı zamanda Hawaii’ye gideceğiz” diyen Biden yangının ardından başlayan kurtarma çalışmalarına engel olmamak ve rahatsızlık vermemek için seyahati hemen gerçekleştirmediğini ifade etti. Biden, yangın mağdurlarına ihtiyaçları olan “tüm desteğin verileceğini” taahhüt etti.

Hawaii Valisi Josh Green, “Böylesine büyük bir kayıp karşısında acımız çok büyük” açıklaması yaptı. Vali Green, basın mensuplarının soruları üzerine kurbanlar arasında çocukların da bulunduğunu söyledi. Green, ölü sayısının daha da yükselebileceği uyarısında bulundu.

Vali Green, 12 bin kişinin yaşadığı Lahaina’da halkın ya kaçtığını ya da yangında öldüğünü söyledi. Vali Green düzenlediği basın toplantısında henüz yüzde 25’lik bir alanın arandığını aktardı.

Adadaki orman yangınları henüz tam olarak kontrol altına alınamadı. Yangınlar, ABD’de yüzyıldan uzun süredir görülen en ölümcül yangınlar.

Afet bölgesinde metal yığınları ve kül yığınları arasında kalan cesetleri bulabilmek için kente 20 kadavra tespit köpeği getirildi. Ölenler arasında ilk isimler açıklanırken, kömürleşen cesetlerin kimlik tespitinin de uzun sürebileceği kaydediliyor.

Maui Polis Müdürü Jeff Pelletier, 13 kilometrekarelik bir alanda ceset araması yapılacağını söyledi. Hawaii Başsavcısı da yangınlara müdahale konusunda “kapsamlı bir inceleme” başlatıldığını duyurdu.

8 Ağustos’ta başlayan yangınlarda Maui Adası’nın birçok kesimi etkilenirken özellikle 13 bin nüfuslu tarihi Lahaina kenti büyük hasar aldı. Sokakların savaş bölgesini andırdığı kentin merkezi ise yangında tamamen kül oldu. 2 binden fazla bina tamamen veya kısmen yanarken yangında meydana gelen maddi hasarın milyarlarca dolar olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Sudan’ın Yüzde 40’ı Açlıkla Karşı Karşıya

Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna belirten DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, “Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.” dedi.

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Sözcüsü William Spindler, BM Cenevre Ofisinin haftalık basın toplantısında, Sudan ordusu ile hükümetin isyancı ilan ettiği paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan’dan bu yana devam eden iç savaşa ilişkin değerlendirme yaptı.

Spindler, “Sudan’da çatışmaların başlangıcından bu yana 4,3 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bu sayıya komşu ülkelere giden 900 binden fazla mülteci ve sığınmacı ile Güney Sudan’a dönmek zorunda kalan 195 bin Güney Sudanlı dahildir. Sudan’da çatışmaların başından bu yana 3,2 milyondan fazla kişi ise ülke içinde yerinden edildi” dedi.

Sudanlıların bulundukları yerden kaçmaya devam etmesi halinde Sudan içinde ve komşu ülkelerde gittikleri yerlerdeki kalabalığın artacağına dikkati çeken Spindler, ulaşabildikleri her yerde hayat kurtaran desteklerine devam ettiklerini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris de Sudan’daki çatışmaların, insanların yaşamı ve sağlığı üzerinde yıkıcı etkilerinin olduğuna işaret etti:

“Çatışmalardan en çok etkilenen bölgelerdeki hastanelerin yaklaşık yüzde 67’si hizmet dışı kaldı. DSÖ çatışmaların sürdüğü bu 4 ayda sağlık merkezlerine 53 saldırıyı doğruladı. Bu saldırılar 11 ölüm, 38 yaralanma ve 10 binlerce insanın sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesiyle sonuçlandı.”

Sudan’da devam eden kızamık, sıtma, ve dang humması gibi salgınların da bozulan sağlık sistemi nedeniyle kontrol edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Harris, ülkenin yüzde 40’ından fazlasının açlıkla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Ne olmuştu?

Sudan ordusu, bir dönem desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK), 2 yıl içerisinde tamamen orduya entegresini istedi.

HDK’nin ise sivil bir hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında başkent Hartum ve çeşitli şehirlerde silahlı çatışmaya dönüştü.

Ordu ile HDK arasında başkent çevresi ve ülkenin batısında yoğun olmak üzere çatışmalar devam ediyor.

Paylaşın

El Kaide’den İsveç ve Danimarka’ya Saldırı Çağrısı

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğnenirken, El Kaide, bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yaptı.

Saldırı çağrısının yapıldığı bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

1988 yılında kurulan El-Kaide, BMGK (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi), NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

El-Kaide’ye ait olduğu ileri sürülen bir bildiride, İsveç ve Danimarka’daki Kur’an yakma eylemlerine misilleme olarak bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yapıldı.

Kur’an yakma eylemlerine destek verenlerin “en sert cezalara” çarptırılması, dünya genelindeki İsveç ve Danimarka büyükelçiliklerinin ise bombalanması istenen bildiri Pazartesi gecesi terör örgütüne yakın bir internet sitesinde yayınlandı.

El-Kaide imzalı olduğu belirtilen bildirinin devamında, “Tüm Avrupa, Charlie Hebdo olayının mesajını doğru anlayamadı. Bu gün, gereken şekilde caydırıcı olarak cezalandırılmadığı görünüyor” ifadelerine yer verildi.

Temmuz tarihli bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğneniyor. Bu durum birçok Müslüman ülkede öfkeye ve protestolara neden oldu. Danimarka ve İsveç, Kur’an’a yönelik eylemler nedeniyle terör saldırıları düzenlenmesinden endişe ediyor. İki İskandinav ülkesi bu nedenle sınır denetimlerini artırdı.

İslamcılar, Muhammed peygamberin karikatürünü yayınlayan Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’teki merkezini 2015 yılının Ocak ayında basmış, 12 kişiyi öldürmüştü. El-Kaide, saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

El-Kaide

Dünya çapında faaliyet gösteren Radikal İslamcı ve Selefî silahlı örgüt. Kökenleri Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalede bulunduğu döneme dayanan örgüt, 1988 yılında kurulan örgüt, BMGK, NATO, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Aralarında 11 Eylül ve 2002 Bali saldırılarının da bulunduğu, bir kısmı sivilleri hedef alan çeşitli saldırıların sorumluluğunu üstlenmiştir.

Kuruluşundan, 2 Mayıs 2011’de Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilen harekât sonucunda öldürülmesine kadar liderliğini, kurucusu Usame bin Ladin’in yürüttüğü örgütün liderliğini günümüzde Usame bin Ladin’in iki yardımcısından biri olan Eymen ez-Zevahiri sürdürmektedir.

Ez-Zevahiri, yayınladığı ses kaydında Taliban’ın yeni lideri Ahtar Mansur’a bağlılığını açıklamıştır. El-Kaide, Yemen’de birçok yeri ele geçirmiş durumdadır.

Paylaşın