Paroksismal Soğuk Hemoglobinüri Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Paroksismal soğuk hemoglobinüri (PCH), sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin otoantikorlar tarafından erken tahrip edilmesiyle karakterize edilen nadir bir anemi türüdür. Bu bozukluk, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla sağlıklı kırmızı kan hücrelerine saldırdığı nadir görülen bir hastalık grubu olan otoimmün hemolitik anemi (AIHA) olarak sınıflandırılır.

Haber Merkezi / Otoimmün hastalıklar, vücudun yabancı organizmalara karşı doğal savunmasının, bilinmeyen nedenlerle sağlıklı dokuyu yok etmesiyle ortaya çıkar. Normalde kırmızı kan hücrelerinin dalak tarafından uzaklaştırılmadan önce yaklaşık 120 günlük bir ömrü vardır. PCH’li bireylerde kırmızı kan hücreleri erken ve bazen aniden (paroksismal) yok edilir.

Birçok rapor PCH’nin alışılmadık bir hastalık olduğunu vurgulamaktadır. Ancak son yıllarda PCH’nin küçük çocuklarda akut AIHA’nın en yaygın nedenlerinden biri olduğu kabul edilmiştir. Akut geçici PCH’nin çocukluk çağı AIHA’sının birkaç on yıl öncesine göre daha yaygın bir tür olarak görünmesinin nedeni belirsizdir, ancak muhtemelen bozukluğa ilişkin daha fazla farkındalık ve Donath-Landsteiner testinin daha sık kullanılmasıyla ilgilidir (bkz. Tanı). Bölüm ), özellikle hemoglobinürili akut AIHA’lı çocuklarda.

Tipik görünüm, önceki 1-2 hafta boyunca tanımlanamayan veya “grip benzeri” bir hastalıktan muzdarip olan bir çocuğunkidir. Genellikle hemolizin başlangıcı, ateşin tekrarlaması ve ardından kırmızı-kahverengi idrarın çıkmasıyla belirtilir. Bu idrar, kırmızı kan hücreleri vaktinden önce yok edildiğinde açığa çıkan, hemoglobin adı verilen kanın demir taşıyan, oksijen taşıyan ve protein pigmentini içerir. İdrarda hemoglobin varlığı (hemoglobinüri) idrarın koyu kahverengi rengine neden olur. Hemoglobinüri, hemoglobinemi (plazmadaki hemoglobin), sarılık ve solukluk, akut PCH’de sık görülen klinik bulgulardır ve özellikle önemli olan, çocukluk çağındaki hemen hemen tüm akut vakalarda hemoglobinürinin bulunmasıdır.

Karın ağrısı ve ateş de sık görülen bulgulardır. Vakaların yaklaşık yüzde 25’inde ele gelen karaciğer ve dalak vardır. Hemoglobinüri soğuğa maruz kalmayla indüklenebilmesine rağmen akut PCH’de böyle bir oluşum nadirdir. Akut PCH’de hemoliz tipik olarak yalnızca birkaç gün sürer ve iyileşme genellikle kesintisizdir.

Eski tıp literatürü, kronik sifilitik PCH’yi nadiren ciddi kronik anemiye neden olan, oldukça iyi huylu bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Bununla birlikte, akut hemoliz ve hemoglobinüri atakları iyi biliniyordu ve ani başlayan titreme, ateş, halsizlik, karın ağrısı, sırt veya bacaklarda ağrıyan ağrılar ve mide bulantısı ile karakterize ediliyordu. Genellikle semptomların başlangıcından sonra alınan ilk idrar örneğinde hemoglobin mevcuttu ve üşüme ile semptomların gelişmesi arasındaki süre birkaç dakika ile sekiz saat arasında değişiyordu. Soğuğa maruz kalmanın boyutu şaşırtıcı derecede hafif olabilir ve bazı durumlarda aşırı soğuğa maruz kalma öyküsü ortaya çıkmamıştır.

PCH’li bireylerde sıklıkla, dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin düşük seviyeleri için kullanılan tıbbi terim olan klasik anemi semptomları gelişir. Bu semptomlar yorgunluk, egzersiz sırasında nefes almada zorluk (nefes darlığı) ve cildin anormal veya aşırı solgunluğunu (solukluk) içerebilir. Ek olarak, etkilenen bireylerde üşüme, ateş, karın ağrısı ve bacaklarda veya belde ağrı veya ağrı gelişebilir. PCH ile ilişkili daha az görülen bulgular arasında baş ağrıları, kusma ve ishal yer alır.

Bir bölümün ardından, etkilenen bireylerde genellikle cildin, gözlerin beyazlarının ve mukoza zarlarının sararması (sarılık) dahil olmak üzere hemoliz belirtileri gelişir. Bazı durumlarda, ellerde ve ayaklarda karıncalanma, soğuğa tepki olarak ellerde, burunda ve kulaklarda soğukluk veya uyuşma hissi (Raynaud fenomeni) veya kızarıklık ve kızarıklıkla kendini gösteren bir cilt rahatsızlığı gibi ek belirtiler ortaya çıkabilir. Soğuk sıcaklıklara tepki olarak derinin kaşınması (soğuk ürtiker). Son derece nadir durumlarda böbrek devreye girebilir ve birkaç vakada böbrek (böbrek) yetmezliği rapor edilmiştir.

Etkilenen çocukların çoğunda PCH, bir enfeksiyonun ardından akut hemolitik anemi olarak ortaya çıkar ve enfeksiyon azalınca kendiliğinden düzelir. Genellikle PCH çocuklarda tekrarlamaz (kendi kendini sınırlar), ancak tıbbi literatürde tekrarlayan vakalar rapor edilmiştir. Erişkinlerin çoğunda PCH’nin nedeni bilinmemektedir (idiyopatik) ve genellikle kronik bir hastalıktır. Frengi prevalansındaki dramatik düşüşle birlikte yetişkinlerde PCH de azalmıştır ve hastalığın yetişkin formuna ilişkin mevcut anlayış daha az açıktır.

PCH, vücudun istilacı organizmalara karşı doğal savunmasının, bilinmeyen nedenlerle sağlıklı dokuyu tahrip ettiği bir hastalık olan otoimmün bir hastalıktır. PCH’de antikorlar yanlışlıkla kırmızı kan hücrelerine saldırarak hücrelerin erken parçalanmasına neden olur, bu duruma (hemoliz) denir. Antikorlar sağlıklı dokuya saldırdığında bunlara otoantikorlar denir.

Antikorlar (aynı zamanda immünoglobulinler olarak da bilinir), istilacı organizmalara bağlanan ve onların yok edilmesini sağlayan özel proteinlerdir. Beş ana antikor sınıfı vardır: IgA, IgD, IgE, IgG ve IgM. PCH’de Donath-Landsteiner otoantikoru olarak bilinen spesifik bir otoantikor sıklıkla viral bir enfeksiyona yanıt olarak üretilir. Bu otoantikor, soğuk sıcaklıklara maruz kalma sırasında kırmızı kan hücrelerine bağlanır. Donath-Landsteiner otoantikoru bir tür IgG antikorudur; hedefi neredeyse tüm bireylerin kırmızı hücrelerinde bulunan P kan grubu antijenidir.

Anemisi olan bazı bireylerde PCH tanısından şüphelenilebilir. Özellikle hemoglobinürisi olan herhangi bir akut hasta çocukta tanıdan şüphelenilmelidir. Tanı, kapsamlı bir klinik değerlendirme, ayrıntılı hasta geçmişi, karakteristik semptomların tanımlanması ve kırmızı kan hücrelerine karşı etki eden belirli antikorları tespit etmek için kullanılan doğrudan antiglobülin testi (Coombs) testi gibi çeşitli özel testlere dayanarak konur.

PCH tanısı, PCH’yi diğer hemolitik anemi türlerinden ayırt edebilen Donath-Landsteiner testinin sonuçlarıyla doğrulanır. Test, hastanın serumunun bir örneğinin normal kırmızı kan hücreleri (RBC’ler) ile soğukta 30 dakika boyunca inkübe edilmesini ve ardından karışımın vücut sıcaklığına (37°C) ısıtılmasını içerir. Bu “iki fazlı” testte RBC’lerin hemolizi PCH teşhisini gösterir.

Çoğu PCH vakası tedavi olmaksızın (kendiliğinden) iyileşir ve başlangıçtan sonraki birkaç gün ila haftalar boyunca yalnızca destekleyici tedavi gerektirir. Kırmızı kan hücrelerinin erken parçalanmasına ve hemoglobin kaybına (hemoliz) karşı korunmak için soğuk havalardan kesinlikle kaçınılması önerilir. Bazı durumlarda şiddetli anemi, kırmızı kan hücresi nakli gerektirebilir. Bu gibi durumlarda transfüzyon geciktirilmemelidir. Bazen transfüzyon sırasında kan ısıtıcısının kullanılması tavsiye edilir.

Çoğu durumda çocuklarda hastalığın geçici doğası nedeniyle, etkilenen çocuklar genellikle semptomların ortaya çıktığı dönemde hastalığın iyileşme aşamasındadır. Çocukları içeren ve viral bir enfeksiyonla bağlantılı vakaların çoğu, yalnızca destekleyici tedavi, yatak istirahati ve etkilenen kişinin soğuktan korunmasını gerektirir.

Paylaşın

Paroksismal Gece Hemoglobinürisi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Paroksismal gece hemoglobinürisi (PNH), kırmızı kan hücrelerinin erken parçalandığı nadir bir hastalıktır. Edinilmiş bir hematopoietik kök hücre bozukluğudur. Hematopoietik kök hücreler, vücudun uzun kemiklerinin süngerimsi merkezi olan kemik iliğinde oluşturulur. Bu hücreler büyür ve sonunda kırmızı kan hücrelerine, beyaz kan hücrelerine ve trombositlere dönüşür.

Haber Merkezi / PNH’li bireylerdeki bazı hematopoietik kök hücreler kusurludur ve sonuç olarak kusurlu kan hücreleri üretir. PNH’nin bu kusurlu kırmızı kan hücreleri, kişinin kendi bağışıklık sisteminin kompleman sistemi adı verilen belirli bir kısmı tarafından zamanından önce yok edilmeye son derece duyarlıdır. Kırmızı kan hücrelerinin kompleman tarafından tahrip edilmesi (hemoliz), idrarda hemoglobin ataklarına (hemoglobinüri) yol açar. Hemoglobin, kanın kırmızı, demir açısından zengin, oksijen içeren pigmentidir.

Hemoglobinürisi olan bireylerde koyu renkli veya kan renginde idrar görülebilir. Bu bulgu en çok sabahları, uyku sırasında idrarın gece boyunca yoğunlaşmasından sonra belirgindir. Ancak PNH’li bireylerde hemoliz sürekli bir süreçtir (yani sadece geceleri oluşmaz). İdrarda hemoglobin her zaman görülmeyebilir. Hemolizin yanı sıra, PNH’li kişiler aynı zamanda tekrarlanan, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden kan pıhtılarının (trombozlar) gelişmesine de duyarlıdır.

Etkilenen bireylerde ayrıca bir dereceye kadar altta yatan kemik iliği fonksiyon bozukluğu vardır. Şiddetli kemik iliği fonksiyon bozukluğu, düşük seviyelerde kırmızı ve beyaz kan hücreleri ve trombositlerle (pansitopeni) sonuçlanır. PNH’nin spesifik semptomları kişiden kişiye büyük ölçüde değişiklik gösterir ve etkilenen bireyler genellikle bozuklukla ilişkili tüm semptomları göstermezler.

PNH semptomları, kusurlu kan hücrelerinin üretilmesi ve kemik iliğinin yeterli kan hücresi üretmemesi nedeniyle ortaya çıkar. Bozukluğun spesifik semptomları ve ilerlemesi kişiden kişiye büyük ölçüde değişir. Bazı bireylerde uzun yıllar stabil kalan hafif semptomlar olabilir; diğerlerinde hayatı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilecek ciddi semptomlar olabilir.

Etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan semptomların tümüne sahip olmayabileceğini unutmamak önemlidir. Etkilenen bireyler, doktorları ve sağlık ekibiyle kendilerine özgü vakalar, ilişkili semptomlar ve genel prognoz hakkında konuşmalıdır.

Kırmızı kan hücrelerinin erken yıkımı (hemoliz), PNH ile ilişkili temel klinik bulgudur. Hemolizli birçok kişinin idrarında görünür hemoglobin bulunmamasına rağmen, hemoliz idrarda hemoglobin ile sonuçlanabilir. Hemoliz meydana geldiğinde, kırmızı kan hücresinin dış duvarı (zarı) parçalanır (lizis) ve hemoglobin salınır. Hemoglobin idrarla vücuttan atılır ve bu bozukluğun özelliği olan koyu renkli veya kan renkli idrar (hemoglobinüri) ile sonuçlanır.

Hemoliz devam etmektedir ancak enfeksiyon, travma veya stres dönemlerinde kötüleşebilir (yani kişi hemolitik bir dönem geçirebilir). Kırmızı kan hücrelerinin zamanından önce yok edilmesi, dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin düşük seviyelerine (hemolitik anemi) neden olabilir ve bu, altta yatan kemik iliği fonksiyon bozukluğu nedeniyle daha da kötüleşir.

Kronik hemoliz, PNH ile ilişkili tüm semptomların ve fiziksel bulguların merkezinde yer alır. Hafif hemoliz egzersiz sırasında yorgunluğa, hızlı kalp atışına, baş ağrısına, göğüs ağrısına ve nefes almada zorluğa neden olabilir. Hemoliz şiddetliyse, kişiyi devre dışı bırakan yorgunluk, yutma güçlüğü (yutma güçlüğü) ve karın bölgesini, yemek borusunu etkileyen ağrılı kasılmalar (yemek borusu spazmları) gibi ek belirtiler gelişebilir ve erkeklerde ereksiyon bozukluğuna ve iktidarsızlığa neden olabilir. Kronik hemoliz aynı zamanda kan pıhtılarının oluşmasına da yol açabilir ve etkilenen bazı bireylerde akut ve kronik böbrek (böbrek) hastalığı gelişebilir.

PNH’li bireylerin yaklaşık yüzde 15-30’unda, özellikle damarlarda (venöz tromboz) kan pıhtıları gelişir. PNH’li bireylerin kan pıhtıları geliştirmesinin kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Kırmızı kan hücrelerine ek olarak kusurlu hematopoietik kök hücreler de kusurlu trombositler üretebilir. Bazı araştırmacılar bu kusurlu trombositlerin kan pıhtılaşmasına anormal derecede yatkın olduğuna inanıyor.

Kronik hemoliz de kan pıhtılarının oluşmasına katkıda bulunabilir. Kan pıhtıları kan dolaşımı yoluyla vücudun çeşitli bölgelerine taşınabilir ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir. Kan pıhtıları başta mide, karaciğer ve beyin olmak üzere çeşitli organlara kan akışını azaltabilir veya kesebilir. Venöz trombozla ilişkili spesifik semptomlar vücudun etkilenen spesifik bölgesine bağlıdır.

Örneğin, karaciğeri etkileyen kan pıhtıları sarılığa, karın ağrısına veya potansiyel olarak Budd-Chiari sendromu olarak bilinen bir duruma neden olabilir. Mide ve bağırsakları etkileyen kan pıhtıları, karında keskin bir ağrıya veya şişkinlik veya tokluk hissine neden olabilir.

Serebral damarları etkileyen kan pıhtıları, baş ağrısı veya biliş (düşünme) sorunları gibi semptomlara neden olabilir. Akciğerlerdeki kan pıhtıları nefes darlığına, nefes almada zorluğa ve kalp çarpıntısına neden olabilir. Nadir durumlarda arterlerde kan pıhtıları oluşabilir. Kan pıhtıları hayati organlara kan akışını keserek yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir.

PNH’li tüm hastalarda bir dereceye kadar kemik iliği fonksiyon bozukluğu vardır. Hafif düzeyde kemik iliği fonksiyon bozukluğu olan bireylerde herhangi bir belirti görülmeyebileceği gibi, yalnızca hafif belirtiler de görülebilir. Şiddetli kemik iliği fonksiyon bozukluğu olan kişilerde kırmızı ve beyaz kan hücreleri ile trombosit seviyeleri düşük olabilir (pansitopeni).

Kırmızı kan hücreleri vücuda oksijen sağlar, beyaz kan hücreleri enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olur ve trombositler vücutta kanamayı durdurmak için pıhtı oluşumuna izin verir. Dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin düşük seviyesi anemi olarak bilinir. Düşük seviyedeki beyaz kan hücreleri lökopeni olarak bilinir. Düşük trombosit seviyesi trombositopeni olarak bilinir.

Anemisi olan kişilerde yorgunluk, artan uyku ihtiyacı, halsizlik, baş dönmesi, baş dönmesi, sinirlilik, baş ağrıları, soluk cilt rengi, nefes almada zorluk (nefes darlığı) ve göğüs ağrısı dahil kalp semptomları görülebilir. Lökopenisi olan bireylerin bakteriyel ve fungal enfeksiyonlara yakalanma riski yüksektir. Trombositopenisi olan bireyler, minimal yaralanma ve mukoza zarlarında, özellikle diş eti ve burunda spontan kanama sonrasında aşırı morarmaya daha duyarlıdır. Kadınlarda adet kan kaybında artış (menoraji) gelişebilir.

PNH’li birçok kişi aynı anda edinilmiş aplastik anemi olarak bilinen, yakından ilişkili başka bir bozukluğa da sahip olabilir. Daha az oranda bazı bireylerde miyelodisplazi olabilir. Her ne kadar bu bozukluklar arasındaki kesin ilişki bilinmese de, araştırmacılar artık PNH’nin otoimmün kemik iliği yetmezliğinden kaynaklandığına inanıyor; bu da çoğu edinsel aplastik anemi vakasının ve bazı miyelodisplazi vakalarının nedenidir. Nadir durumlarda PNH sonunda akut lösemiye dönüşebilir. Bu dönüşümün nedeni bilinmiyor.

PNH’nin gelişimi için iki faktör gereklidir: kusurlu “PNH” kan hücreleri oluşturan bir veya daha fazla hematopoietik kök hücreyi etkileyen PIGA geninin kazanılmış somatik mutasyonu ve bu kusurlu kök hücrelerin çoğalmasına ve genişlemesine yol açan bir süreç. . Büyük ihtimalle PNH, edinilmiş aplastik anemi vakalarının çoğunda olduğu gibi, otoimmün kemik iliği yetmezliği ortamında ortaya çıkar.

Araştırmacılar, kusurlu PNH kök hücrelerinin, bağışıklık sisteminin yanlış yönlendirilmiş saldırısından kurtulup çoğalırken, sağlıklı kök hücrelerin yok edildiğine ve bunun PNH’nin gelişmesine yol açtığına inanıyor. Sağlıklı hücreler yok edilirken kusurlu hücrelerin hayatta kalmasının nedeni tam olarak anlaşılamamıştır ancak PNH hücresinin, kemik iliğine immün aracılı saldırı ortamında hayatta kalma avantajı sağlayan özelliklerinden kaynaklandığı görülmektedir.

PIGA genindeki mutasyon somatik bir mutasyondur, yani döllenmeden sonra meydana gelir; kalıtsal değildir ve çocuklara aktarılmaz. Bu mutasyon, görünürde bir neden olmaksızın, rastgele (ara sıra) meydana gelir. PNH’de bu mutasyon tek bir hematopoietik kök hücrede (klonal bozukluk) meydana gelir ve bu kök hücre daha sonra çoğalır ve genişler. PNH hücrelerinin genişleyip çoğalmasının nedeni tam olarak anlaşılamamıştır.

Araştırmacılar, PNH hücrelerinin genişlemesi ve çoğalması için ikincil gen mutasyonları veya bağışıklık faktörleri gibi diğer faktörlerin de gerekli olabileceğine inanıyor. Bu nedenle PIGA mutasyonu PNH gelişimi için gerekli olmasına rağmen varlığı tek başına bozukluğa neden olmak için yeterli değildir. Birkaç vakada bu ek faktörün, mutant hücreye büyüme avantajı sağlayan ikinci bir somatik mutasyon ( PIGA dışında) olduğu gösterilmiştir .

PIGA geni, glikosil fosfatidilinositol (GPI) çapalarının oluşturulması (biyosentezi) için gerekli olan bir protein üretir. Bu çapalar bazı proteinlerin hücre zarına bağlanmasını sağlar. Bu proteinlere GPI bağlantılı proteinler denir. PIGA gen mutasyonuna sahip hücrelerde GPI çapaları oluşmaz ve sonuç olarak GPI bağlantılı proteinler hücre zarlarına bağlanamaz. Bu GPI bağlantılı proteinlerin bazıları hücreleri bağışıklık sisteminden korumaya hizmet eder. Sonuç olarak, bu yüzey proteinlerinin eksikliği, “PNH” kan hücrelerini, bağışıklık sisteminin kompleman sistemi olarak bilinen bir kısmı tarafından yok edilmeye karşı son derece duyarlı hale getirir.

Kompleman sistemi, vücuttaki enfeksiyonla savaşmak için birlikte çalışan karmaşık bir protein grubudur. Bu proteinler vücuttaki bakterilere, virüslere veya diğer yabancı maddelere tepki verir. Vücuttaki yabancı maddeleri yok etmek için beyaz kan hücreleriyle birlikte çalışırlar. PNH’li bireylerde kompleman sistemi, normalde kan hücrelerini kompleman sisteminin aktivitesinden koruyan GPI bağlantılı proteinlerin eksikliği nedeniyle yanlışlıkla “PNH” kan hücrelerini yok eder.

Bilinen bir nedeni olmayan intravasküler hemoliz semptomları (örn. hemoglobinüri, anormal derecede yüksek serum LDH konsantrasyonu) olan kişilerde PNH tanısından şüphelenilebilir. Kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine ve çeşitli özel testlere dayanarak tanı konulabilir. PNH’den şüphelenilen kişiler için ana teşhis testi, PNH hücrelerini (GPI bağlantılı proteinleri eksik olan kan hücreleri) tanımlayabilen bir kan testi olan akış sitometrisidir.

PNH tedavisi, her bireyde mevcut olan spesifik semptomlara yöneliktir ve çeşitli farklı tedavi seçeneklerini içerir.

2007 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), eculizumab’ı (Soliris) PNH tedavisi olarak onayladı. Bu, bu bozukluk için onaylanan ilk ilaçtır. Eculizumab PNH’yi iyileştirmez ancak kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasını durdurur ve tromboz riskini azaltabilir ve genel yaşam kalitesini iyileştirebilir. Eculizumab, yanlışlıkla PNH kırmızı kan hücrelerini yok eden vücudun tamamlayıcı sistemini bloke ederek çalışır.

Vücudun doğal bağışıklık sisteminin bir kısmını bloke ettiği için eculizumab meningokokal enfeksiyon riskini artırır. Bu nedenle hastaların, eculizumab’ın ilk dozunu almadan en az iki hafta önce meningokok aşısı ile aşılanması gerekir. 2009 yılında Kanada’nın ulusal sağlık düzenleme kurumu Health Canada, Kanada’da PNH’li hastaların tedavisi için eculizumab’ı (Soliris) onayladı.

2018 yılında FDA, PNH hemolizinin tedavisi için ravulizumabı (Ultomiris) onayladı. Ravulizumab, eculizumab ile aynı şekilde çalışır ve klinik olarak eculizumab’dan daha aşağı olmadığı gösterilmiştir. Ravulizumab sekiz haftada bir, eculizumab ise iki haftada bir verilir.

2021’de FDA, PNH’li yetişkinleri tedavi etmek için pegcetacoplan’ı (Empaveli) onayladı. Komplemanın beşinci bileşenini (C5) bloke eden eculizumab ve ravulizumab ile karşılaştırıldığında pegcetacoplan, komplemanın üçüncü bileşenini (C3) bloke eder. Sonuç olarak, pegcetacoplan hem ekstravasküler hemolizi hem de intravasküler hemolizi bloke ederken, eculizumab ve ravulizumab intravasküler hemolizi bloke eder ancak ekstravasküler hemolizi engellemez.

Eculizumab veya ravulizumab tedavisine rağmen ekstravasküler hemoliz nedeniyle anemik kalan hastalar (özellikle transfüzyon gerekiyorsa) pegcetacoplan tedavisinden fayda görebilir. Pegcetacoplan haftada iki veya bazı durumlarda üç kez kendi kendine uygulanan subkutan infüzyon olarak verilir.

PNH için ek tedavi semptomatik ve destekleyicidir ve bireyin yaşına, genel sağlık durumuna, ilişkili bozuklukların varlığına, PNH’nin şiddetine ve altta yatan kemik iliği yetmezliğinin derecesine bağlı olarak değişir.

PNH’li bazı bireyler, kemik iliği, kemik iliğinde kırmızı kan hücresi üretimini (eritropoez) artırarak PNH’nin hemolitik anemisini telafi etmeye çalıştığında talep arttıkça folat arzının yeterli olmasını sağlamak için folik asit (folat) takviyeleri alır. Kırmızı kan hücresi tahribatı ve bunun sonucunda idrarda demir kaybı nedeniyle ortaya çıkabilen demir eksikliği olan kişilere ek demir verilmelidir.

Bazı doktorlar, hemoliz belirtileri gösteren bireylerin prednizon gibi steroidlerle tedavi edilmesi gerektiğini öne sürmektedir çünkü bu tedavinin kırmızı kan hücrelerinin yıkım hızını yavaşlattığına inanılmaktadır. Ancak prednizon gibi steroidlerle tedavi tartışmalıdır çünkü steroid tedavisi herkes için faydalı değildir ve özellikle tedaviye uzun süre devam edilirse ciddi yan etki potansiyeli taşır.

Kan pıhtılarının oluşumunu engelleyen ilaçların (antikoagülasyon tedavisi) uygulanması reçete edilebilir. Bazı kişiler uzun süreli antikoagülan tedaviye yerleştirilebilir. Bazı bireylerde düşük trombosit sayısına bağlı aşırı kanama riski nedeniyle kan sulandırıcı ilaç kullanımı sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir.

Budd-Chiari sendromlu bireyler, kan pıhtılarını parçalamak veya eritmek için bazı ilaçların kullanıldığı trombolitik tedavi ile tedavi edilebilir. Bu tür bir tedavi, olumsuz olay riski (özellikle kanama) önemli olduğundan, bu ilaçların potansiyel yan etkilerinin yönetilmesinde deneyim gerektirir.

PNH’li bireyler için tek iyileştirici tedavi kemik iliği naklidir. Ancak morbidite ve mortalite riski nedeniyle ciddi kemik iliği yetmezliği veya tekrarlayan, yaşamı tehdit eden kan pıhtısı oluşumu gibi ciddi komplikasyonları olan kişilere ayrılmıştır. PNH tedavisinde en sık kullanılan kemik iliği transplantasyonunun spesifik formu, allojenik bir kemik iliği naklidir.

Allojeneik kemik iliği nakli sırasında, etkilenen bireyin kemik iliği genellikle kemoterapi, immünoterapi, radyasyon veya bazı kombinasyonlarla yok edilir ve yerine bir donörden alınan sağlıklı kemik iliği konur. Donör iliği vücuda intravenöz olarak nakledilir ve burada kemik iliğine gider ve sonunda yeni kan hücreleri üretmeye başlar. Kemik iliği nakli için en iyi eşleşme, aynı HLA tipine sahip bir kardeştir. Ancak bazı bireylerde ilgisiz, uyumlu bir donör arayışı gerekli olabilir. Kemik iliği nakli, altta yatan kemik iliği fonksiyon bozukluğunu tedavi edebilir ve kusurlu PNH kök hücrelerini ortadan kaldırabilir.

PNH hemolizine yönelik ilaç tedavilerinin, PNH’li birçok insanı etkileyen altta yatan kemik iliği fonksiyon bozukluğu üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Şiddetli kemik iliği yetmezliği olan kişiler immünsüpresif tedavi ile tedavi edilebilir. Edinilmiş aplastik anemisi olan kişiler, bağışıklık sisteminin aktivitesini baskılamak için bazı ilaçların kullanıldığı bu tedavi şekline olumlu yanıt vermiştir.

Bu tedavi şekli, kemik iliği yetmezliğinin hakim olduğu PNH vakalarında faydalı olabilir. İmmünsüpresif tedavi kemik iliği fonksiyonunu eski haline getirebilse de PNH klonunu ortadan kaldırmaz. Tek başına veya kombinasyon halinde verilen en yaygın kullanılan iki immün baskılayıcı ajan antitimosit globulin (ATG), siklosporin ve eltrombopagdır.

Kan hücresi sayımı düşük olan PNH’li bazı kişiler kan transfüzyonu ile tedavi görebilir. Bu tedavi anemiyi düzeltmek için kırmızı kan hücresi nakli, ciddi kanamayı tedavi etmek veya önlemek için trombosit nakli ve enfeksiyonları tedavi etmek veya önlemek için antibiyotik verilmesinden oluşur. Kemik iliği nakli için uygun olan etkilenen bireylere mümkünse kan nakli yapılmamalıdır çünkü kan nakilleri başarılı nakil şansını azaltır.

PNH’li bazı bireyler, insan yapımı (sentetik) büyüme faktörleriyle tedavi görebilir. Büyüme faktörleri normalde vücutta bulunan ve kemik iliğini kan hücreleri üretmesi için uyaran proteinlerdir. Eritropoietin (EPO), böbrekler tarafından üretilen ve kemik iliğini kırmızı kan hücreleri oluşturması için uyaran bir büyüme faktörüdür. Epogen, Procrit ve Aranesp eritropoietin formlarıdır. Kırmızı kan hücresi büyüme faktörleriyle tedavi, kan nakli ihtiyacını azaltabilir.

Düşük düzeyde beyaz kan hücresi olan PNH’li bireyler, kemik iliğini granülositler (bakteriyel enfeksiyonlarla savaşan bir tür beyaz kan hücresi) üretmesi için uyaran granülosit-koloni uyarıcı faktör (G-CSF) gibi büyüme faktörlerini alabilir. PNH’li bazı bireyler, kemik iliğini kırmızı kan hücreleri üretmesi için uyaran erkek hormonları olan androjenlerle tedavi görebilir. Danazol gibi androjen tedavisi anemi semptomlarının iyileşmesine yardımcı olabilir.

Paylaşın

Sırrı Elitaş Kimdir? Hayatı, Filmleri

2 Ağustos 1938 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Sırrı Elitaş, 8 Ekim 2015 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Aslen Adıyaman’lı olan Sırrı Elitaş’ın naaşı Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Sırrı Elitaş, 1950’li yıllarda İstanbul’un Üsküdar ilçesinde taksicilik yaparken keşfedilmesiyle sinema filmlerinde oynamaya başladı. Öztürk Serengil’in özel şoförlüğünü de yapan Sırrı Elitaş, yaklaşık 600’e yakında filmde rol aldı. Sırrı Elitaş, tek senaryo yazarlığı ve yönetmenlik deneyimini 1986 yapımı Yetimlerin Türküsü adlı filmde yaşadı.

Sırrı Elitaş’ın rol aldığı yapımlardan bazıları: Mezarımı Taştan Oyun, Helal Adanalı Celal, Ağaların Savaşı, Hudutların Kanunu, Kanunsuz Dağlar, Karacaoğlan, Kır Atlı Efe, Kovboy Ali, Ana, Eşkiya Celladı, Aslan Bey, Bin Yıllık Yol, Ezo Gelin, Hacı Murat Geliyor,

Ali İle Veli, Aşk Sürgünü, Cehennemde Şenlik Var, Cemo, Fedailer, İmzam Kanla Yazılır, Kan Yağmuru, Kara Peçe, Küçük Hanımefendi, Ölüler Konuşmaz Ki, Onu Allah Affetsin, Yemen’de Bir Avuç Türk, Apo Konuşan Katır, Turhanoğlu, Üç Gelin Altı Damat, Adana Urfa Bankası, Bitmeyen Şarkı, Tosun Paşa, Gülşah Küçük Anne, Hora Geliyor Hora, Kader Torbası, Kan Kardeşler,

Günah Defteri, İnsanlık Uğruna, Toprağın Teri, Uyanık Aptallar, Doktor Civanım, Gülsüm Ana, Islak Güneş, Kaçak,
Kanije Kalesi, Sancı, Soğukoluk, Kılıbık, Şalvar Davası, Aşk Salıncağı, Beyaz Ölüm, Bin Kere Ölmek, Tokatçı, Derman, Fatih Sultan Mehmet,

Kır Çiçekleri, Yanlış Masal, Bahar’la Umut, Bedel, Yılan Hikayesi, Akşam Güneşi, Ferman, Keloğlan, Ölüm Yolu, Red Git, Üvey Baba, Kar Eriyince, Mezar Kurtları, Beni Sevdiğini Söyle,

Talih Kuşu, Karılar Koğuşu, Sahibini Arayan Madalya, Tutunamayanlar, Kanlarıyla Ödediler, Kara Elmas, Kiraz Çiçek Açıyor, Kirli Oyun, Şükür Allahım, Her şey Kocam İçin, Krallığın Bedeli, Dönersen Islık Çal, Gülen Adam, Hicran Yarası, Mailoğlu, Muallim Bey, Pötürgeli Hasan, Zıkkımın Kökü, Ah Gurbet, Amerikalı, Ana Yüreği.

Paylaşın

Sönmez Yıkılmaz Kimdir? Hayatı, Filmleri

12 Aralık 1940 yılında Rize’de dünyaya gelen Sönmez Yıkılmaz, 2 Haziran 2022 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Sönmez Yıkılmaz, 1965’te başladığı oyunculuk kariyerini 2009 yılına kadar sürdürdü.

Yeşilçam’ın Rambosu adıyla bilinen Sönmez Yıkılmaz, Yeşilçam’da aksiyon ve macera türünde kavgalı filmlerde sıklıkla yer aldı. Sönmez Yıkılmaz, kamera arkasından geldiği sinemada yan rollerden, başrole ve yapımcılığa kadar görev almadığı pozisyon neredeyse kalmadı.

Sönmez Yıkılmaz’ın kurucusu olduğu “Anzer Film” adlı prodüksiyon firmasıyla Arzuhalci, Gecelerden Sor Beni, Kırmızı Çizmeli, Dağlı ve Yıllardan Sonra adlı 5 filme imza attı.

Sönmez Yıkılmaz’ın rol aldığı yapımlardan bazıları: Kahreden Kurşun, Bir Çuval Para, Asya’nın Tek Atlısı Baybars, Azrail Peşimizde, Kalleşlere Af Yok, Killing Ölüm Saçıyor, Ölümsüzler, Tarkan: Viking Kanı, Toto Kralı, Üç Arkadaş, Acı Kader, Aşkların En Güzeli, Kara Doğan, Kara Duvak, Ölüme Köprü, Örümcek, Süreyya, Tophaneli Murat, Vahşi Aşk, Vur, Yıldırım Ajan, 3 Dev Adam, Atlıhan,

Yabancı, Yarını Olmayanlar, Yemin, Zaloğlu Rüstem, Anasının Gözü, Avanta Yok, Babalık, Battal Gazi’nin Oğlu, Belalılar, Cafer’in Nargilesi, Ceza, Damgalı Adam, Dayı, Cellat, Cemil, Çukulata Tarlası, Deli Yusuf, Harakiri, İnce Memed Vuruldu, İsyan, Kara Murat Kara Şövalyeye Karşı, Kılıç Aslan, Seferim Var, Şeftali, Soysuzlar, Tolga,

Tornavida Yaşar, Yarınlar Bizim, Yarınlar Kimin, Gırgır Ali, Görgüsüzler, Ölümsüz, Yakılacak Kadın, Yedi Bela Hüsnü, Bir Zamanlar Kardeştiler, Çöl, En Büyük Yumruk, Gecenin Sonu, Gırgıriyede Cümbüş Var, Kahreden Kurşun, Küçük Ağa, Nikah, Son Adam, Kanun Kanundur, Kartal Bey, Üşütük, Altar, Bin Defa Ölürüm, Eroin Hattı, Günsüz Ali, Halime Gülme, İkizler, Kaçış, Kaplanlar, Katiller de Ağlar, Keriz, Acılar Duvarı.

Paylaşın

Süleyman Turan Kimdir? Hayatı, Filmleri

19 Kasım 1936 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Süleyman Turan, 10 Eylül 2019 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Süleyman Turan’ın naaşı Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Sanat hayatına Halkevlerinde resim ve tiyatro ile başlayan Süleyman Turan, bir dönem dergi ressamı olarak çalıştı. Haydarpaşa Lisesinde okurken Göksel Arsoy ve İzzet Günay ile tanışan Süleyman Turan, İstanbul Üniversitesi’nin filoloji bölümüne girdi ancak bölümü bitiremedi.

Filmlerin dışında uzun zaman karikatür ve resim yapan Süleyman Turan, çizimleri uzun zaman “Akbaba dergisinde” yayımlandı. Akşam Gazetesi’nde çizgi roman çizmeye başlayan Süleyman Turan, afişler, kitap kapakları hazırladı.

Senaryolarını da kendisinin yazdığı çizgi roman ressamlığına Sabah Gazetesi’nde devam eden Süleyman Turan, geçimini sağlamak için Veliefendi’de bilet bile sattı. Askerliğini Kore Savaşı’nda gerçekleştiren Süleyman Turan, buradayken Amerikalılar tarafından film şeritleriyle tanıdı.

Süleyman Turan, 1963 yılında Ses dergisinin açtığı yarışmada dereceye girerek sinemada yer aldı. Süleyman Turan, aynı yıl Ses Dergisinin yarışmasında erkeklerde Ediz Hun, kadınlarda ise Ajda Pekkan birinci oldu. Turan, genellikle ‘Esas Oğlan’ın sadık dostu rollerinde, sevecen tiplemesiyle başarılı olup beğeni kazandı. Süleyman Turan, üç film senaryosu yazmış, çeşitli sinema filmleri ve dizilerde rol aldı.

Süleyman Turan’ın rol aldığı yapımlardan bazıları: Sayın Bayan, Bana Derler Külhanlı, Başkent Ankara, Beş Şeker Kız, Gecelerin Kadını, Gençlik Rüzgarı, Günahsız Katiller, Hızır Dede, Kimse Fatma Gibi Öpemez, Koçum Benim, Kral Arkadaşım, Muhteşem Serseri, Artık Düşman Değiliz, Babamız Evleniyor, Bir Gönül Oyunu, Garip Bir İzdivaç,

İntikam Ateşi, Meleklerin İntikamı, Ölüm Yaklaşıyor, Siyahlı Kadın, Vatan Kurtaran Aslan, Aslan Yürekli Reşat, Bitirimsin Abi, Demir Yumruklu Üçler, Erkek Adam Sözünde Durur, Hindistan Cevizi, Karaoğlan Yeşil Ejder, Kardeş Kavgası, Merhamet, Serseri, Dikkat Kan Aranıyor, Gölgedeki Adam, Kaderin Ağları, Kalbimin Efendisi,

Küçük Hanımın Şoförü, Mağrur Kadın, Tatlı Meleğim, Üç Kral Serseri, Yeşil Kurbağalar, Şehmuz, Ben Böyle Doğdum, Büyük Soygun, Düşman, Kaderim Kanla Yazıldı, Kara Pençe, Kara Pençe’nin İntikamı, Katran Bebek, Öksüzler, Siyah Gelinlik, Yabancı, Zalim, Bir Ana Bir Kız, Dayı, Hostes, İstek, Kısmet, Reisin Kızı, Unutulanlar, Yalnız Adam.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 34 Bin 535’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 206. günü geride kalırken, Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 47 artarak 34 bin 535’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 61 artarak 77 bin 704’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Gazze’deki insani kriz, günlük yardımların artmasına ve İsrail’in insani yardım sevkiyatı için kuzey geçişini ve Aşdod Limanı’nı kullanmaya başlamasına rağmen vehametini koruyor. ABD denizden bir insani yardım koridoru oluşturmak için ortaklarıyla işbirliği yapıyor; ancak Gazze nüfusunun tamamı açlık ve yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu için bu çabalar yetersiz kalıyor.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Pazartesi günü Riyad’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu özel toplantısı marjında yaptığı açıklamada, birçok Avrupa Birliği üyesi ülkenin Mayıs ayı sonuna kadar Filistin devletini tanımasının beklendiğini söyledi.

27 AB üyesi ülkeden aralarında İsveç, Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Romanya’nın da bulunduğu dokuz ülke halihazırda Filistin devletini tanıyor. İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya da 22 Mart’ta yaptıkları açıklamada, Filistin devletini tanımaya hazır olduklarını ilan etmişti.

Ancak AB’nin resmi pozisyonu, bölge için uluslararası kabul görmüş barış planı çerçevesinde, “iki devletli çözüm”ün bir parçası olarak kurulması halinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel de, 12 Nisan’da yaptığı açıklamada Filistin devletini tanımaya istekli Avrupa Birliği ülkelerinin, birlikte hareket ederek bölgede barışın sağlanması için önemli bir süreci tetiklemeleri çağrısı yapmıştı. Michel, İspanya, İrlanda, Slovenya ve Malta’nın ortak tutumuna atıfla, AB üyesi olmayan benzer tutuma sahip ülkeleri de bu girişime katılmaya davet etmişti.

ABD: İsrail, Hamas’a “olağanüstü cömert” bir teklifte bulundu

Savaşının başladığı ekim ayından bu yana yedinci Orta Doğu gezisini gerçekleştiren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken, iki taraf arasında bir ateşkes imzalanması konusunda İsrail’in Hamas’a “olağanüstü cömert” bir teklifte bulunduğunu ve Hamas’ın bunu kabul etmesini umduğunu söyledi.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da konuşan Amerikan Dışişleri Bakanı, “Hamas’ın önünde İsrail’in olağanüstü cömert bir teklifi var ve şu anda Gazze halkı ile ateşkes arasında duran tek şey Hamas’tır” dedi. Dünya Ekonomik Forumu toplantısındaki konuşmasında Hamas’ın “hızlı şekilde karar vermek zorunda” olduğunun da altını çizen Blinken, “Doğru kararı vereceklerini ve dinamikte köklü bir değişiklik yapabileceğimizi umuyorum.” dedi.

İsrail’in kuşatması altındaki Gazze Şeridi’ne insani yardım akışını arttırmak için daha fazlasını yapması gerektiğini ve bu ziyaretinde İsrailli liderlere bu konuda baskı yapılacağını ifade eden Bakan Blinken, Gazze’deki insani felaketi hafifletmenin “en iyi yolunun” Hamas’ın elindeki rehineleri serbest bırakacak bir ateşkes anlaşmasının imzalanması olduğunu sözlerine ekledi.

Anlaşma olmasa bile Gazze’deki koşulların iyileştirilmesinin kritik olduğunu da kaydeden Dışişleri Bakanı, “Gazze’deki sivillerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli adımları atmak için ateşkesi de beklemiyoruz” dedi.

“Son birkaç hafta içinde yeni geçiş kapılarının açılması, Gazze’ye ve Gazze içinde yardım ulaştırma hacminin artması ve önümüzdeki haftalarda açılacak olan ABD deniz koridorunun inşası gibi kaydedilen ilerlemelerin yeterli olmadığını söyleyen ABD diplomasi lider, “Hâlâ Gazze’ye ve çevresine daha fazla yardım ulaştırmamız gerekiyor.” dedi.

Blinken sözlerine şöyle devam etti: “İnsani yardım çalışanları arasındaki uyumsuzluğu gidermemiz gerekiyor. Daha fazla verimlilik ve daha fazla güvenlik sağlamalıyız ve çatışmasızlık da bunun merkezinde yer alıyor. Son olarak da sadece girdilere değil, etkiye odaklandığımızdan emin olmalıyız.”

Hamas müzakerecilerinin Pazartesi günü Kahire’de Katarlı ve Mısırlı arabulucularla biraraya gelerek İsrail’in haftasonunda sunduğu aşamalı ateşkes önerisine yanıt vermeleri bekleniyordu.

Reuters haber ajansına görüşmeler hakkında bilgi veren bir kaynak, İsrail’in önerisinin İsrail’de tutuklu bulunan Filistinliler’in bırakılması karşılığında Gazze’de halen tutulduğuna inanılan yaklaşık 130 rehineden 40 kadarının serbest kalmasını içerdiğini söyledi.

Ateşkesin ikinci aşaması, Hamas’ın kalıcı ateşkes talebine İsrail’in uzlaşmacı yanıtı olan “sürekli sükûnet dönemini” kapsıyor.

Pazar günü Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby ABC’de yayınlanan “This Week” programındaki açıklamalarında, ABD’nin Gazze’de İsrail ve Hamas militanları arasında yaklaşık yedi aydır devam eden savaşta altı haftalık bir ateşkes için baskı yapmaya devam ettiğini söyledi.

Ateşkes görüşmeleri aylardır devam ediyor ve bir anlaşmanın yakın olabileceğine dair bazı sinyallere rağmen Kirby görüşmelerde yeni bir ilerleme olduğuna dair bir işaret vermedi.

Kirby, İsrail’in Amerikalı yetkililere, ABD’nin bir saldırının Refah’a sığınan 1 milyondan fazla Filistinli’nin hayatını tehlikeye atacağı yönündeki endişelerini tam olarak dinlemeden, Gazze’nin güneyindeki Refah kentine kara birlikleri göndermeyeceğine dair güvence verdiğini söyledi.

Kirby, Gazze kıyı şeridinde inşa edilmekte olan iskelenin iki ya da üç hafta içinde tamamlanabileceğini, böylece kıtlık çeken Filistinlilere daha fazla insani yardım ulaştırılabileceğini söyledi.

Normalleşme karşılığında Arap devletleri İsrail’in 1967 savaşında ele geçirdiği topraklar üzerinde Filistin devletine giden yolu kabul etmesi için baskı yapıyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, iki devletli çözümü ve Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi yeniden kontrol etmesini reddetti ki, bu talepler uluslararası toplum tarafından geniş çapta destekleniyor.

Suudiler ise ön koşul olarak İsrail’in iki devletli çözüme bağlı kalmasını talep ediyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah da Pazartesi günü yaptığı açıklamada Washington ile Riyad arasında normalleşme konusunda bir anlaşmanın “çok çok yakın” olduğunu söyledi.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı: Sıkı Para Politikası Sürecek

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşunu sıkılaştıracağız.”

Karahan, “Para politikasını enflasyonu önce tek haneli rakamlara, orta vadede ise yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TCMB 92. hesap dönemi olağan genel kurul toplantısında konuştu. Fatih Karahan’ın konuşması şöyle:

“Cumhuriyetimizin 100. yılını gururla kutladığımız 2023 yılı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), toplumsal refaha en büyük katkıyı fiyat istikrarını sağlayarak sunacağının bilinciyle faaliyetlerini yürüttüğü ve bu yönde kararlı adımlar attığı bir yıl olmuştur.

Genel Kurul’da görüşeceğimiz gündem maddelerine geçmeden önce 2023 yılından bu yana makroekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak ve uygulamakta olduğumuz para politikası hakkında bilgi vermek istiyorum. Konuşmamın son bölümünde ise kısaca 2023 yılı faaliyetlerimize değineceğim.

2023 yılı küresel iktisadi faaliyetin zayıf seyrettiği bir yıl olmuştur. Özellikle ihracat yaptığımız ülkelerde kademeli olarak azalan büyüme oranları, 2023 yılında da gerilemesini sürdürmüştür. Küresel enflasyon ise bir önceki yılda ulaştığı yüksek seviyelere kıyasla belirgin şekilde gerilemekle birlikte, merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde kalmayı sürdürmüştür. Bu dönemde enflasyonun hedefin üzerinde seyrettiği ülkelerde parasal sıkılaştırma devam etmiştir.

Ülkemizde ise 2023 yılının ilk yarısında iç talep kaynaklı güçlü seyreden iktisadi faaliyet, yılın ikinci yarısında ivme kaybetse de gücünü korumuştur. Üretim tarafında hizmetler sektörü büyümenin temel sürükleyicisi olarak öne çıkmıştır. Sanayi sektörü deprem kaynaklı etkiler ve dış talepteki zayıf seyir nedeniyle yılın ilk yarısında büyümeye negatif katkı vermiş, ikinci yarıda ise katkısı pozitife dönmüştür.

Harcamalar tarafında nihai yurt içi talebin katkısı yüksek seviyesini korumakla birlikte, özel tüketim büyümesindeki yavaşlamanın da etkisiyle yılın ikinci yarısında gerilemiştir. Net ihracatımız ise küresel iktisadi faaliyetteki zayıf seyir nedeniyle yıl boyunca yıllık büyümeye negatif katkı vermiştir. Ancak sıkı para politikasının da etkisiyle ithalat yılın ikinci yarısında azalırken ihracatımız görece güçlü kalmıştır.

Cari işlemler dengesi 2023 yılında 45,4 milyar ABD doları açık vermiştir. Cari işlemler açığına en yüksek negatif katkı enerji dengesinden gelmiştir. Altın ve enerji hariç dış ticaret dengesi ise güçlü iç talebin de etkisiyle cari dengeye negatif katkı verirken, hizmet kalemlerinin cari dengeye pozitif katkısı artarak sürmüştür.

Yıllık tüketici enflasyonu, 2023 yılında yüzde 64,8 olarak gerçekleşmiştir. Enflasyon yılın ilk yarısında baz etkilerine ek olarak, döviz kurundaki yatay seyir, yabancı para cinsi ithalat fiyatlarındaki düşüş ve enerji sübvansiyonlarının etkisiyle gerilemiştir. Böylece, haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 38,2 olmuştur. Parasal koşulların etkisiyle kredi büyümesinde gözlenen yüksek oranlı artışlar, ücret güncellemeleri ve hane halkına yapılan transferler yılın ilk yarısında enflasyon üzerinde talep yönlü etkileri belirgin hale getirmiştir.

Şubat ayında yaşadığımız depremler nedeniyle oluşan arz-talep dengesizlikleri ile yeniden inşa faaliyetlerinin kamu maliyesi üzerindeki kısa ve orta vadeli etkileri enflasyon üzerindeki baskıları artırmıştır. Bu gelişmeler, fiyatlama davranışlarını olumsuz etkileyerek, yılın ilk yarısında gerileyen enflasyonun ikinci yarıda artmasına zemin oluşturmuştur.

2023 yılının üçüncü çeyreğinde, yurt içi talepte süregelen güçlü seyrin birikimli etkileri, vergi ayarlamaları, döviz kuru gelişmeleri, ücret artışları, hizmet enflasyonundaki katılık ve ham petrol fiyatlarındaki ani yükseliş enflasyon dinamiklerinde etkili olmuştur.

Ayrıca birden fazla sayıda tarihsel olarak yüksek boyutlarda olan şokların bir arada gerçekleşmesi, bu şokların fiyatlara geçişini hızlandırarak üçüncü çeyrekte enflasyonun belirgin şekilde yükselmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler çerçevesinde enflasyon, haziran-eylül ayları arasında 23,3 puan artarak yüzde 61,5 seviyesine ulaşmıştır. Yılın dördüncü çeyreğinde, ana eğilimdeki iyileşme ile tüketici fiyatları yıllık enflasyonu yılı yüzde 64,8 ile tamamlamıştır.

Yılın ilk yarısında yurt içi talepteki güçlü seyrin cari işlemler dengesine ve finansman koşullarına olumsuz yansımalarını özetlemiştim. Bu sürece uluslararası rezervlerdeki azalışın da eşlik etmesi finansal piyasalarda oynaklıkları artırarak fiyatlama davranışlarında belirgin bir bozulmaya yol açmıştı.

Bu gelişmeler karşısında, 2023 yılı haziran ayında, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için güçlü bir parasal sıkılaştırma sürecini başlattık. Bu çerçevede, yüzde 8,5 olan politika faizini, haziran ayında yüzde 15’e, temmuz ayında yüzde 17,5 ve ağustos ayında yüzde 25’e yükselterek parasal sıkılaştırma sürecinin enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar devam edeceği yönünde kamuoyu ile bir iletişim yaptık.

Enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde öngörülerimizin üzerinde gerçekleşmesi, hizmet fiyatlarındaki katılık ve enflasyon beklentilerindeki bozulmanın enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam etmesi nedeniyle, eylül-aralık döneminde parasal sıkılaşmayı sürdürerek politika faizini yüzde 25’ten yüzde 42,5’e çıkardık.

Parasal sıkılaştırmayla eşanlı olarak, makroihtiyati çerçevede, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleşme sürecini yürüttük. Bu süreci ayrıca, seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma adımları ile de destekledik. Özetle, haziran-aralık döneminde politika faizini toplamda 34 puan artırarak yüzde 8,5 düzeyinden yüzde 42,5’e yükselttik.

2024 yılı ocak ayına geldiğimizde enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarında başlayan dengelenmenin devam ettiğini değerlendirerek politika faizini yüzde 45’e yükselttik, şubat ayında ise parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini ve parasal aktarımı destekleyen diğer politika adımlarını da göz önünde bulundurarak sabit tuttuk.

Ancak, şubat ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet enflasyonu öncülüğünde, öngörülenden yüksek gerçekleşti. Enflasyon üzerindeki riskler ve enflasyon görünümündeki bozulmayı dikkate alarak mart ayında politika faizini 5 puan artırarak yüzde 50 düzeyine yükselttik. Ayrıca, operasyonel çerçevede değişikliğe giderek, Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar verdik.

Burada birkez daha vurgulamak isterim ki, bu değişiklik, faiz oranlarının geldiği yüksek seviye göz önünde bulundurularak yapılan teknik bir düzeltmedir. Bir diğer ifade ile, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını temel politika faizi olarak kullanmaya devam edeceğiz.

Mart ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, devam eden zayıflamaya rağmen öngörülerimizden yüksek gerçekleşti. Tüketim malı ve altın ithalatındaki seyir cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte direncin sürdüğüne işaret etti. Diğer taraftan, mart ayındaki politika adımlarımızın etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaştı.

Yaptığımız parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkilerini yakından izliyoruz. Bu doğrultuda, Nisan ayı toplantımızda parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizini sabit tutmakla birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruduğumuzun altını çizmek isterim.

Haziran ayından bu yana uygulamakta olduğumuz parasal sıkılaştırmanın etkileri finansal koşullar üzerinde gözlenmiş, kısmen talep koşullarına da yansımıştır. 2023 yılının ikinci yarısında dış finansman koşullarında belirgin bir iyileşme, rezervlerde artış, cari dengede iyileşme, Türk lirası mevduat payında yükselme ve Türk lirası varlıklara talepte güçlenme görülmüştür. Tüm bu gelişmeler Türk lirasında istikrarlı seyre ve para politikasının etkinliğine katkıda bulunmuştur.

Parasal sıkılaşmanın da desteğiyle 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentilerinde eylül ayı itibarıyla başlayan iyileşmenin devam ettiğini, yıl sonu enflasyon beklentilerinin ise halen Enflasyon Raporlarında paylaştığımız tahminlerimizin üzerinde olduğunu görmekteyiz.

Sadeleşme kapsamında, attığımız kararlı adımların etkilerini, piyasa mekanizmasının işlevselliğinin artması ve parasal aktarım mekanizmasının güçlenmesi şeklinde gözlemlemekteyiz. Bu süreçte, finansal sistemde Türk lirası mevduatın payı artarken kur korumalı ve döviz cinsi mevduatın payının gerilemesi, finansal istikrarın yanında parasal aktarımı da güçlendirmektedir.

Bankacılık sisteminin aracılık fonksiyonunu azami etkinlikte yerine getirebilmesi, dezenflasyon sürecinin başarılı bir şekilde gerçekleşebilmesi için ön koşuldur. Bu çerçevede, bir taraftan sadeleşme adımları uygularken, diğer taraftan kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizmasını destekleyecek adımlar atıyoruz.

Uyguladığımız parasal ve miktarsal sıkılaştırıcı adımların etkisi ile mart ayından bu yana belirgin şekilde yavaşlayan toplam kredi büyümesinin yurt içi talepteki dirençli seyri zayıflatmasını bekliyoruz. Böylece iç talepte dengelenme ile birlikte sağlıklı bir dezenflasyon sürecine gireceğimizi değerlendiriyoruz.

Aylık fiyat gelişmelerini yakından takip ediyoruz. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanıp, enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.

Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşunu sıkılaştıracağız. Para politikasındaki kararlı duruşumuzun; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşüreceği ve dezenflasyonun 2024 yılının ikinci yarısında tesis edileceğini öngörmekteyiz.

Konuşmamın son bölümünde 2023 yılındaki bazı önemli faaliyetlerimizi özetlemek istiyorum. Konuşmamın önceki bölümünde detaylı olarak açıkladığım üzere, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için 2023 yılının ikinci yarısından itibaren güçlü bir parasal sıkılaştırma yaptık.

Ancak, para politikaları uygulamalarımız kadar bu politikaların etkin iletişimi ve diğer paydaşlarla eşgüdümü de büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, fiyat istikrarını sağlama temel amacımız doğrultusunda aldığımız politika kararlarını tüm paydaşlara anlatmak ve etkin bir beklenti yönetimi sağlamak üzere yalın, şeffaf ve çift yönlü bir iletişim politikası yürüttük.

2023 yılında teknolojik ve finansal altyapıyı daha yoğun ve etkin kullanmaya yönelik adımlar attık. Bunlardan bazılarına kısaca değinmek istiyorum. Nakit işlemlerinde bilişim altyapısını güçlendirdik. Yaptığımız teknolojik yatırımlarla günlük banknot işleme kapasitemizi artırdık.

Bilişim teknolojileri alanında, üstün teknolojik altyapı vizyonumuzla uyumlu olarak ihtiyaç duyulan sistemlerin oluşturulmasına ve bu sistemlerin güvenliği ile sürekliliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalarımıza 2023 yılında da devam ettik.

FAST sistemine gösterilen yoğun ilgi ve ödemeler ekosisteminin dinamik gereksinimlerini göz önünde bulundurarak para transferlerinde FAST işlem tutar limitlerini yükselttik. Dijital Türk Lirası Projesi’nin birinci faz çalışmaları kapsamında elde edilen bulguları geniş kapsamlı bir değerlendirme raporu ile paylaştık.

Bir kez daha vurgulamak isterim ki, TCMB’nin temel amacı ve önceliği fiyat istikrarını sağlamaktır. Para politikasını bu amaç doğrultusunda, enflasyonu önce tek haneli rakamlara, orta vadede ise yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den ‘Tasarruf Genelgesi’ Çıkışı

Patisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler, kamuyu tasarruf etmeye ikna edemezler” dedi ve ekledi:

“Fakirin, fukaranın dostunun CHP olduğunu bileceksin. İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar. Biz CHP olarak kendi genelgemize de uyarız, yayınlanacak kamu genelgesine de uyarız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, patisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Gündeminde Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına kapatılması, anayasa tartışmaları ve değiştirilmek istenen müfredat olan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Busenazlar yüzümüzü güldürdü. Aradım tebrik ettim. İzmir’in artık bir temsilcisi var, Göztepe’yi kutluyorum. Türkiye’de bundan sonraki süreçte de futbolun kentlerin dostluğuna, hepimizin kardeşliğine katkı sunmasını ümit ederek Amedspor’u da kutluyorum.

Meral Hanım’a bir kez daha bundan sonraki yaşamında sağlık ve mutluluklar diliyorum. Daha önce birlikte birlikte grup başkanvekilliği yapmış olduğumuz Müsavat Dervişoğlu’na da hayırlı olsun diyor, kendisine ve partisine başarılar diliyoruz.

Bir meydanın 1 Mayıs’a kapalı olması o iktidarın başarılı olmasını değil aslında muktedir olamadığını, iktidarda olduğunu ama o meydanda kutlamaya yasak getirerek aslında lüzumsuz bir tedirginlik içinde olduğunu güvenliği sağlayamayacağını peşinen itiraf ettiğini ve bunun demokrasilerde özgüvensizliğin iktidarlara hiç iyi gelmeyeceğini bu yüzden bizim sorumluluk almaya hazır olduğumuzu ve sendikalarla birlikte görev yaparak kimsenin burnu kanamadan o meydandaki kutlamalara izin verilmesini talep etmiştik.

1 hafta geçti, dün sayın İçişleri Bakanını aradım, bu konudaki talebimi taahhüdümü ve meseleye koyduğumuz kefaleti ifade ettim ve işbirliği teklif ettim. Kendisi bana, görevi gereği bir takım mahsurları bir takım istihbaratları bir takım yasadışı örgütlerin yapmış olduğu çağrıları da gerekçelendirerek buna izin vermeyeceklerini tekrar etti. İletişime açık olumlu bir yaklaşım içindeydi. Ama sonuçta bir yasaklama var ve o ona ‘kısıtlama’ diyordu.

“Baskıyla güçle tesis edilen iktidarlar, önünde sonunda kaybetmeye mahkumdur”

Esasen Taksim Gezi Parkı birileri tarafından kendi egemenlik sancaklarıymış da oraya toplum giderse egemenliklerini, iktidarlarını kaybedeceklerini sanıyorlar. Oysa siz bir yasaklamayla egemenlik korumaya başladıysanız zaten orada artık egemenlikten muktedirlikten iktidardan bahsedilemez. Baskıyla güçle tesis edilen iktidarlar, önünde sonunda kaybetmeye mahkumdur.

Bu sabah sayın İçişleri Bakanıyla bir görüşme daha yaptık. Benim önerimi talebimi yerine getiremeyeceklerini söylediler, biz de kendilerine bunun doğru olmadığını söyledik. Hala geç değildir. Buradan çağrımı tekrar ediyorum.

Bugün bir anayasa tartışması var. Sayın Kurtulmuş, geldiler ziyaret ettiler. Diyorlar ki, ‘Yeni bir anayasa yapma sürecine CHP de dahil olsun.’ Açıklamamda da söyledim, Kurtulmuş’a da söyledim; anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir, anayasalar her doğan için yapılır, Erdoğan için anayasa yapılmaz.

Anayasalar toplumu kuşatırlar, kapsayıcı, çoğulcudur. Anayasa demokrasisinin elbisesiyse, sen ona uymuyorsan, yenisini alsan ne olur. Türkiye’nin bir anayasası var. Hepimizin beğendiği ve beğenmediği maddeleri var. Yenisi yapılana kadar eskisine uymak herkesin görevi.

Anayasa der ki, AYM kararları bağlayıcıdır. O karara uymak herkesin yükümlülüğüdür. AYM yürütmeye ‘Taksim’i yasaklayamazsın’ diyor. Bu karara uymayan birisi yarın, elbette müzakere edeceğiz ama iş anayasaya gelince, mevcut anayasaya uyulmasını beklemek kadar doğal bir şey yoktur. Can Atalay kararı ortada. Gezi tutuklularının her biri için verilen hak ihlali kararı var, onları cezaevinde tutmak anayasa uymamaktır.

Siyasilerin el sıkışmasını hep savundum, savunacağım. Müzakere başka bir şeydir, iletişim başka bir şeydir. Anayasaya yemin etmiş bizlerin, birbirimizin yeminine sadık kalmasını beklemek her birimizin görevidir.

AYM işçiler haklı dediği için, Beşiktaş’tan ve Saraçhane’den toplanarak Taksim’e yürüyorlarsa CHP olarak biz de onlarla birlikte olacağız. Hangi ilde nerede 1 Mayıs kutlaması varsa bu gruptan bir temsilcimiz o kutlamada yer alacak. Hak-İŞ’in yaptığı kutlamaya da TÜRK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz. Hiçbir sendikayı ayırmadan, zaman zaman farklı düşünsek de her sendikanın yaptığı her şehirdeki etkinlikte olacağız.

1 Mayıs’ta cop görmek istemediğimizi, biber gazı görmek istemediğimizi, kelepçe görmek istemediğimizi, güvenlik güçleriyle çatışma görmek istemediğimizi bir kez daha hatırlatarak tüm kamu görevlilerini sorumluluğa, tertip komitelerini de kanunsuz emiri veren anayasa tanımazlarla, evladına ekmek götürmek için bu emirlere uymak zorunda olan emekçileri polis kardeşlerimize karşı hassasiyete bekliyor 1 Mayıs işçi emekçi bayramını şimdiden kutluyorum.

Gazze’de insanlığın yüreklerini sızlatan katliamlara batıdan tepkiler yükseliyor. Şiddetle bastırıldığında utanç verici görüntülerdir, bizler de onlara tepki gösteriyoruz. O eylemleri öven iktidarın dönüp Türkiye’de Boğaziçi’nde yaptığı eylemlere müdahale etmesinin, Boğaziçi öğretim görevlilerinin önceki dekanlarının sokmaya kadar gitmesinin, ODTÜ’de devrim stadında mezuniyet töreni yapılmasına izin vermeyenlerin öğrencilerimizi ODTÜ’de Boğaziçi’nde kriminalize eden gözaltı yapan tutuklu yapan zihniyetin Amerika’daki eylemleri övmesi ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.

“İzah için 31 Mart seçim sonuçlarına bakın”

ODTÜ’deki devrim standına o silinemez devrim yazısını yazan Filistin davasında hepimizin önderi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıdır, aklınızı başınıza alın. Filistin meselesinde ABD’ye demokrat, Boğaziçi’nde despot olmanın izahı yoktur. İzah için 31 Mart seçim sonuçlarına bakın.

MEB 85 bin ücretli öğretmen çalıştırıyor. Diğer taraftan 85 bin öğretmen atama bekliyor, atanmıyor. Mülakat kaldıracak deniliyor, mülakat gibi mülakat gibi yapıyorlar. Bundan 22-23 yıl önce 68 bin atanmayan öğretmen var, atamayacaksan niye okutuyorsun diyen Erdoğan, 1 milyon öğretmeni okutmuş ve atamamıştır. O hesabı şimdi size soruyoruz; madem atamayacaksınız niye okuttunuz?

Eğitimde reform yapılmasına ihtiyaç var. En çok değiştirilen bakan Kültür Bakanından sonra Milli Eğitim Bakanı. Eğitim yazboz tahtasına döndü. Her gelen reform yapıyor. Ya bu reforma milleti muhtaç hale getireni kim atadı? Aynı dolma kalem atadı, aynı mürekkep atadı, aynı kişi atadı. Mesele ‘kindar bir nesil yetiştirelim, değerleri bize bağlı olsun, potansiyel seçmen olsun’ bakış açısı eğitim bakış açısı değildir.

Geçen mayısta seçimi Tayyip Bey’in değil de CHP’nin Kemal Bey’in kazandığını düşünün. CHP’nin hepimizin evlatlarının okuyacağı müfredatın adını, kendi partisinin adını koyduğunu düşünün. Türkiye Yüzyılı, AK Parti’nin bakanlıkları da alet ettiği bir seçim kampanyasının adıdır.

Bu ülke haftalar süren MEB şuralarını biliyor. Ortak akıl olmadan bilimsel eğitim, başarı olmaz, kalkınma olmaz, zenginleşme olmaz. Bu müfredatı çalışacağız, uyaracağız. Ancak oldubittiye getirilerek bir müfredat yapılması son derece tehlikelidir. Çağdaş, laik eğitimden uzaklaşınca eğitim olmaz. Bu konuda bir kez daha yetkilileri uyarıyorum, Milli Eğitim Bakanını uyarmıyorum, çünkü onun en zayıf olduğu konu okuduğunu ve duyduğunu anlama. O dersten zaten başta kalmış zaten.

‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler, kamuyu tasarruf etmeye ikna edemezler. Geçtiğimiz günlerde Denizli’deydim. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımı makamında ziyaret ettim. Kendisi bana belediyede 45 lüzumsuz makam aracı tespit ettiğini, başkanların, daire başkanlarının, özel kalemlerine kadar makam arabası tahsis edildiğini, dışarıda makam araçları olduğunu, il ve ilçe başkanlarına araçların gittiğini, bunların 45’ini tez elden iade ettiğini kendi ekibine de herkes arabasına biner, işine gelir, gün içinde görevi gereği araba lazım olan aşağıdaki havuzdaki araçlardan birini kullanır’ dediğini söyledi.

“İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar”

Ben de ona şunu söyledim hepiniz adına; helal olsun sana dedim. Denizli Belediye’sinin o iade edilen araçlar için birikmiş toplam 11 milyarlık borcunun 70 milyon TL’si lüzumsuz makam araçlarından. Bu sadece Denizli, sadece buzdağının görünen yüzü.

Ekrem İmamoğlu geçen sefer önce 13 bin oy farkıyla büyük haksızlıktan sonra 806 bin farkla kazandığı seçimi bu sefer 1 milyonun üzerinde farkla kazanıyorsa sen ‘ben yanlışı nerede yaptım’ diye bakmayacaksın. Ekrem İmamoğlu’nun binlerce lüzumsuz makam aracını iade edip bu tasarruf ettiği paraları senin görmezden geldiğin yoksulun kursağından geçirmesinde arayacaksın başarıyı.

Mansur Yavaş, senin belediye başkanlarının gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi Ankara’dan talimat beklerken, veresiye defterlerini kapattırıyorsa, dolmuşçuya katkı sağlıyorsa biz nasıl yüzde 30 aldık da bunlar yüzde 60 aldı’ diye düşünmeyeceksin. Fakirin, fukaranın dostunun CHP olduğunu bileceksin. İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar. Biz CHP olarak kendi genelgemize de uyarız, yayınlanacak kamu genelgesine de uyarız.”

Paylaşın

Yeni Eğitim Müfredatına Bir Tepki De TÜSİAD’dan

Yeni eğitim müfredatına ilişkin yazılı bir açıklama yapan TÜSİAD, açıklamasında, “Eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / TÜSİAD, açıklamasının devamında, “Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat hedeflenmelidir.

Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır” ifadelerini kullandı.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), kamuoyunda tepkilere neden olan yeni eğitim müfredatına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Eğitim müfredatının çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikler kazandırması açısından kritik önemde olduğu belirtilen yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Eğitim hepimizin en öncelikli ve ortak meselesidir. Müfredatın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik önemdedir. Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. Yeni nesillerin ve ülkemizin geleceğinde belirleyici önemdeki müfredat çalışmasının hem yöntem hem içerik olarak bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmesi esas olmalıdır.

Dünyada eğitim sistemleri yarış halindeyken ve yüksek katma değerli ekonomi olma hedefimiz varken, ülkemizin en kıymetli varlığı çocuklarımız ve gençlerimizin vasat bir eğitime mahkum edilmeyeceğinden emin olmalıyız. Çağdaş uygarlık seviyesini aşmanın yolu; Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir.

Bu çerçevede, geçtiğimiz Cuma günü açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır. Ülkemiz; eğitim STK’ları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, akademisyen ve uzmanları, eğitim-iş dünyası etkileşimi ile çok geniş bir “eğitim paydaş ekosistemi”ne sahiptir.

Oysa müfredat hazırlık sürecinde yer alan kişi ve kurumlar açıklanmamış, farklı görüşlerden eğitim uzmanı ve STK’lar sürece yeterince dahil edilmemiş, yeni müfredata ilişkin görüşlerin iletilmesi için sadece bir hafta süre verilmiş, yeni müfredatın hemen önümüzdeki öğretim yılında belirli sınıflarda uygulamaya geçeceği kaydedilmiştir.

“Oldu bittiye getirilmemeli”

Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldu bittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir.

Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Alınan geri bildirimlerin neler olduğu ve müfredat revizyonunda nasıl dikkate alındığının açıklanması sürecin şeffaflığına katkı sağlayacaktır.

Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefine hizmet edecektir.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Kürt Sorunu”na Çözüm Önerisi: Kız Alıp Kız Verme

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur, bölücülük ve terör sorunu vardır. Türk – Kürt ayrışmasını çözecek olan bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir” dedi.

Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ABD televizyonuna verdiği bir röportajda Hamas’a terör örgütü dediğini kaydederek, “Bu şahsın ağzından PKK, PYD, YPG’ye karşı tek bir kelamın çıkmadığını acaba sadece biz mi duyamadık… PKK’ya terör örgütü diyemeyen İBB başkanının Hamas’a terör örgütü yaftası vurması akılla, izanla vicdanla hakikatle bağdaşır bir yanı olmadığını sadece biz mi görüyoruz?” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli, partisinin İYİ Parti genel başkanı seçilen Müsavat Dervişoğlu’nu neden tebrik etmedi yönündeki eleştirilere ise, “MHP, herkes tebrik etti siz niye tebrik etmediniz suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Açıkça söylüyorum 104 tane siyasi parti var. Her kongreyi tebrik eden olabilir olmayabilir. Neden tebrik etmediğimi söylüyorum. İhaneti tebrik etmek bizim defterimizde yazmaz” şeklinde cevap verdi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündemin öne çıkan başlıkları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Behçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Milli birlik ve beraberlik hissiyatını saf dışı bırakmak için eylem ve söylem birliği yapmış her fırsatı ganimet sayan bir güruhun varlığı çok açıktı.  Bunların muhalefet çatısı altında toplandıkları malumunuzdur.

İBB Başkanının bir ABD televizyonuna yaptığı açıklamalar bu çerçevede Hamas’a terör örgütü iftirası atması ne hikmetse ‘jet yakıtıcılar’da bir rahatsızlık uyandırmamıştır… Bu şahsın ağzından PKK, PYD, YPG’ye karşı tek bir kelamın çıkmadığını acaba sadece biz mi duyamadık.

PKK’ya terör örgütü diyemeyen İBB başkanının Hamas’a terör örgütü yaftası vurması akılla, izanla vicdanla hakikatle bağdaşır bir yanı olmadığını sadece biz mi görüyoruz? Siyasetin Jetgilleri neredesiniz, neden konuşmuyorsunuz, neden üç maymunu oynuyorsunuz? Yoksa gizli saklı ilişkileriniz deşifre olur diye mi kokuyorsunuz?

Toprağını yuvasını yurdunu ve insanını savunan Hamas’a terör örgütü demek Netanyahu’ya vekalet etmek siyonizmin değirmenine su taşımak cinayetleri onaylamak demektir… Katledilen bebeklere kafese ve kuşatmaya alınan Gazzeyi yalnız bırakmaktır. Ne yazık ki İBB başkanı  küresel emperyalizmin kanlı yüzlerine ‘alın beni tepe tepe kulanın’ demiş ‘her emrinize, her telkininize amadeyim’ çağrısı yapmıştır.

Ankara’ya gelmeden İBB başkanına koşan Almanya cumhurbaşkanının niçin böyle bir programa ihtiyaç duyduğu soru işaretleri ile doludur. Potansiyel mesajları şaibelidir. Yine de Türkiye Almanya arasındaki ilişkilerin hedeflenen seviyelere gelmesi temennimizdir.

DEM’lenmiş belediyelerdeki törenlerde devlete ve millete parmak sallayan iğrenç sahneler hafıza kayıtlarımızdadır. Sadece cumhuriyetin kuruluşunda değil her dönem millet kavramı birleştirici olmuştur.

Partimiz her insanımızı Türk milleti olarak kucaklamaktadır. Soy temelindeki bir üstünlük bizim nazarımızda yok hükmündedir. Kökeni, dili, dini ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes bizim kardeşimizdir. Yabancı düşmanlığı ayaklarımızın yedi kat altındadır.

“Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur”

MHP, milli birlik ve kardeşliğin yılmaz müdafisidir. Bunu da artan bir şevkle devam edecek, etnik bölünmenin önüne set çekecek, provokasyona gelmeyecektir. Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur, bölücülük ve terör sorunu vardır… Türk-Kürt ayrışmasını çözecek olan bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir.

Türkiye’de yerel halk yoktur. Türk milleti vardır. Polemik üretenler boşa heveslenmesin. Hazine ve Maliye Bakanımızın da her zaman arkasındayız… Bir şeyi söylemek istersem doğrudan söylerim. Cumhur İttifakı’nın tasfiyesine umut bağlayanlar size kötü bir haberim var. Cumhur İttifakı sonuna kadar vardır ve var olacaktır.

‘Bahçeli Erdoğan’a savaş açtı, balans ayarı çekti, MHP-AKP savaşı yükleniyor. MHP AKP’ye atanmış bir kayyumdur’ diyen kütük kafalı iddia sahipleri baltayı taşa vurmuştur… Son günlerde bir siyasi partide olağanüstü kongre yapılmış yönetim değişikliği olmuştur. Bu kendilerinin iç işleridir.

MHP, herkes tebrik etti siz niye tebrik etmediniz suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Açıkça söylüyorum 104 tane siyasi parti var. Her kongreyi tebrik eden olabilir olmayabilir. Neden tebrik etmediğimi söylüyorum. İhaneti tebrik etmek bizim defterimizde yazmaz.

Paylaşın