Şevket Altuğ Kimdir? Hayatı, Filmleri

13 Mart 1943 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen Şevket Altuğ, aslen Trabzon, Sürmenelidir. Şevket Altuğ, Perihan Abla dizisindeki Şakir ve Süper Baba dizisindeki Fikret rolleri ile tanındı.

İlkokuldan itibaren öğrenim gördüğü Galatasaray Lisesi’nden 1960 yılında mezun olan Şevket Altuğ, aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Sinema ve Konservatuvarı’nda dört sene eğitim gördü.

Tiyatro hayatı 1962 yılında başlayan Şevket Altuğ, Dostlar Tiyatrosu ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyunculuk yaptı. Şevket Altuğ, 1971 yılında tiyatrocu Jale Erdoğdu ile evlendi, çiftin, Kezban ve Kerem adında iki çocukları oldu.

1975 yılından itibaren sinema ve televizyon filmlerinde oyunculuk yapan Şevket Altuğ, Atıf Yılmaz’ın yönettiği İşte Hayat, rol aldığı ilk sinema filmi oldu. Aile Şerefi, Gölge Oyunu, Şevket Altuğ’un rol aldığı sinema filmlerindendir.

Perihan Abla dizisinde Şakir ve Süper Baba dizisindeki Fikret rolleri ile tanınan Şevket Altuğ, 2003’ten sonra oyunculuğu bıraktı.

Şevket Altuğ’un rol aldığı tiyatro oyunlarından bazıları: Carmen, Hababam Sınıfı Müzikali, Hava Duruşması, Polisler, Yumurta, Gizli Ordu, Godot’u Beklerken, Mezarsız Ölüler, Ölü Canlar, Rosenbergler Ölmemeli.

Şevket Altuğ’un rol aldığı filmlerden bazıları: İşte Hayat, Aile Şerefi, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Hasip ile Nasip, Kapıcılar Kralı, Mağlup Edilemeyenler, Meraklı Köfteci, Öyle Olsun, Gel Barışalım, Gülen Gözler, Şabanoğlu Şaban, Seyahatname, Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor, Düşman,

Hababam Sınıfı Güle Güle, Dolap Beygiri, Yedi Bela Hüsnü, Şekerpare, Tokatçı, Perihan Abla, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, İmdat ile Zarife, Gölge Oyunu, Süper Baba, Unutma Beni.

Paylaşın

Tanju Gürsu Kimdir? Hayatı, Filmleri

27 Ekim 1938 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Tanju Gürsu, 7 Haziran 2016 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Tanju Gürsu’nun naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Trabzon Lisesini bitiren Tanju Gürsu, 1962 yılında Ses dergisinin açtığı yarışmayı kazandı. Oyuncu olarak sinemaya başlayan Tanju Gürsu, birçok film ve dizide rol aldı. Anıt Film adlı bir şirket kurarak yapımcılık işine de giren Tanju Gürsu, ayrıca üç film senaryosu yazdı ve beş filmde yönetmenlik yaptı.

İlk kez 1988 yılında Kurtar Beni filmiyle Altın Portakal kazanan Gürsu, 1997 yılında tartışmalı biçimde Köpekler Adası filmiyle En İyi Erkek Oyuncu dalında bir kez daha ödüle layık görüldü. Gürsu, ayrıca 1998-99 yılları arasında yaklaşık bir yıl boyunca Trabzonspor’da İdari ve Teknik Konulardan Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

Tanju Gürsu’nun yer aldığı yapımlardan bazıları: Fosforlu Oyuna Gelmez, Hodri Meydan, Lekeli Kadın, Şehvet Uçurumları, Ver Elini İstanbul, Arka Sokaklar, Bütün Suçumuz Sevmek, İki Kocalı Kadın, Ölüm Pazarı, Ölüme Çeyrek Var, Üç Öfkeli Genç, Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere, Ankara’ya Üç Bilet, Bitirim Fatma, Çanakkale Aslanları,

Duvarların Ötesi, Gurbet Kuşları, Hızlı Osman, Kara Dağlı Efe, Lafını Balla Kestim, On Korkusuz Kadın, Sevgili Öğretmenim, Tatlı Yumruk, Yıldıztepe, Arzunun Bedeli, Bu Şehrin Belalısı, Can Yoldaşları, Kadın Avcıları, Mezarını Hazırla, Ölmeyen Aşk, Sarı Gül, Silahlar Patlayınca, Üç Korkusuz Arkadaş, Yemin Ettim Bir Kere, Bir Annenin Gözyaşları,

Bizanslı Zorba, Bırakın Yaşayalım, Kokla Beni Melahat, Soysuzlar, Dağılın Kazımlar Geliyor, Deli Gibi Sevdim, Hedef, Kara Murat Devler Savaşıyor, Vahşi Gelin, Mücevher Hırsızları, Boynu Bükük, Tanrıya Feryat, Gülsüm Ana, Bir Sevgi İstiyorum, Taçsız Kraliçe, Bay Alkolü Takdimimdir, Ölüm Yolu, Gülümse Biraz, Büyük Buluşma, Kırık Kanatlar, Fantastiğin Sineması, Hakkını Helal Et, Hicran Sokağı.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 78,81

Nisan ayında, İstanbul’da yıllık bazda perakende fiyatlar yüzde 78.81, toptan fiyatlar ise yüzde 65.94 arttı. Perakende fiyatlar nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 4.89, toptan fiyatlar ise yüzde 4.87 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2024 Nisan Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 Nisan ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 4.89, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 4.87 oranında arttı.

2023 Nisan ayına göre 2024 Nisan ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İTO 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 78,81, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 65,94 olarak gerçekleşti.

Nisan 2024’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Giyim Harcamaları grubunda yüzde 23,85, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 5,30, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 4,88, Gıda Harcamalarında yüzde 4,84, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 2,22, Konut Harcamalarında yüzde 1,45, Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 0,88, Diğer Harcamalarda yüzde 0,03 artış izlendi.

Nisan 2024’te Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; Mensucat grubunda yüzde 17,93, İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 13,36, Madenler grubunda yüzde 7,27, Kimyevi Maddeler grubunda yüzde 5,40, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 3,03, İşlenmemiş Maddeler grubunda yüzde 1,73 ve Yakacak ve Enerji Maddeleri grubunda ise yüzde 0,27 artış izlendi.

Paylaşın

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü: İstanbul’da Yoğun Güvenlik Önlemleri

İstanbul Valiliği’nin Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlaması izni vermediği için meydana çıkan tüm yollar polis tarafından kapatıldı. Meydana yürümek isteyenlere ise polis plastik mermi ve gazla müdahale ediyor.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), Taksim Meydanı’nın emekçiler için “sembolik” anlamı olduğunu belirterek, burada yapılacak 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanmasının hak ihlali olduğuna hükmetmişti.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü Taksim Meydanı’nda kutlamak isteyen sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri sabah erken saatlerde Saraçhane’de toplandı. İstanbul Valiliği kararıyla yasaklanan Taksim Meydanı’na çıkan tüm yollar polis tarafından kapatılırken, bazı güzergahlarda ise TOMA araçları bekletildi.

İstanbul’da Taksim’e Saraçhane yönünden çıkmaya çalışan gruplarla polis karşı karşıya geldi. Bozdoğan Su Kemeri girişine gelen kortej burada yolun iki yönü boyunca kurulan polis barikatına takıldı. Korteje önce biber gazıyla ardından da plastik mermi ile müdahale edildi.

Geriye çekilen kortej tekrar barikatlara doğru hareket etti. Polis ise gelen kitleyi ablukaya almak için çember kurdu. Ardından polis de önceki pozisyona geri çekildi. Korteje ikinci kez gazla müdahale edilmesinin ardından polis, ‘toplantınız kanunsuz, derhal dağılın’ yönünde anonsu yaptı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği’nden (TDB) oluşan 1 Mayıs Tertip Komitesi Saraçhane’deki 1 Mayıs eylemini sonlandırdığını duyurdu.

Tertip Komitesi adına Saraçhane Meydanı’nda açıklama yapıldı. Arzu Çerkezoğlu tarafından yapılan açıklamada, “Buradaki irade, bu yönetim anlayışına karşı memleketin sigortasıdır. Buradaki irade, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan bu adaletsiz düzene karşı Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin, halkın iradesidir. Buradaki irade, bizi yoksullaştıracak olan politikaları hayata geçirirken bizleri ‘yerli halk’ olarak görenlere karşı Türkiye halkının irade beyanıdır. Bundan sonra attıkları her adımda bu iradeyi görecekler, bu iradeyi tanıyacaklar” dedi.

Açıklamanın ardından Tertip Komitesi, eylemin sonlandırıldığını açıklarken, meydanda bulunan yurttaşlar kararı yuhalayarak tepki gösterdi.

Gözaltılar

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) üyesi bir grup, taşıdıkları çeşitli pankartlar ve flamalarla sloganlar atarak Beşiktaş’ın ara sokaklarından Barbaros Bulvarı’na çıkmak istedi. Çevik kuvvet ekipleri, bulvara çıkışlarına izin vermediği gruba müdahalede bulunarak, yaklaşık 20 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltı otobüslerine bindirilen HKP üyeleri, emniyete götürüldü.

Şişli Darülaceze Caddesi’nde toplanan bir grup, trafiği kapatarak Taksim’e yürümek istedi. Slogan atan gruba müdahale eden polis ekipleri, 11 kişiyi gözaltına aldı. Polis, Kurtuluş’ta slogan atarak Taksim’e yürümek isteyen Umut-Sen üyelerine de müdahale etti. Ekipler, 13 kişiyi gözaltına alarak, emniyete götürdü. Dolapdere’den Taksim’e ilerlemek isteyen bir grubun yürüyüşüne de güvenlik güçleri müsaade etmedi. Polis, uyarıya rağmen dağılmayan gruptaki 5 kişiyi gözaltına aldı.

Çeşitli sendikaların üyelerinden oluşan 6 grup da farklı zamanlarda Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi önünde toplanmaya çalıştı. Bu gruplara müdahale eden polis ekipleri, gözaltına aldığı kişileri otobüslere bindirerek emniyete götürdü. Polis ekipleri, Mecidiyeköy Büyükdere Caddesi’nde de kol kola girerek sloganlar atan 4 kişiyi gözaltına aldı.

Sendikalar ve siyasi partilerden açıklamalar

1 Mayıs Tertip Komitesi’nde Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) yer aldı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Ekrem İmamoğlu ile birlikte medya mensuplarına konuştu. CHP örgütünün Saraçhane’ye çağrıldığını söyleyen Özel, “Hedef Taksim Meydanı’dır” dedi.

1 Mayıs’ın tarihi kutlama merkezinin Taksim olduğunu savunan Özel, Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılındaki kararını bir döviz üzerinde göstererek, engellemenin Anayasal suç olduğunu söyledi. Özgür Özel, günlerdir yapılan müzakereleri anlattı ve İçişleri Bakanı’na “Doğrusunu yapın, bunu (engellemeyi) yapmayın” dediğini aktardı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Son 5 yıldır Saraçhane hak arama noktasına dönüştü. Bugün de ne tesadüftür ve ne yazıktır ki 1 Mayıs ile ilgili bir hak arama buluşmasına dönüştü Saraçhane’deki buluşma. Saraçhane’de hak arama mücadelelerinin sonu her zaman başarıyla sonuçlandı, halkın isteği oldu. Muhtemelen bunun da sonu, eninde sonunda Taksim’de bir buluşmaya dönüşecek.

Ama bugün ama seneye. Bu hak arama mücadelesini umuyorum ki bu sürece karar verenler iyi izlerler ve vicdanlarıyla, hukuka uygun davranmalarıyla bir an önce bu tür sertleşen, şehri kıskaç altına alanlar, böyle bir bayramı yok saymaya gayret eden anlayıştan vazgeçerler. Temennimiz o ama 5 yıldır Saraçhane’de halk ne diyorsa o oluyor. Muhtemelen bundan sonra da böyle bir yolculuk başlar.”

Kortejde CHP’nin dışında DEM Parti, TİP, TKP, Sol Parti, Emek Partisi de yer aldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kutluyoruz, ‘bijî yek gulan’ diyoruz. DEM Parti, tabanımız, kitlemiz, emekçiler, Kürt yoksulları olarak, Taksim’de Türkiye emekçileriyle dayanışmak için bugün buradayız. Çok iyi biliyoruz ki işçilerin mücadelesiyle demokrasi ve özgürlük mücadelesini biraraya getirebilirsek güçlü bir mücadele zemini yaratabiliriz.

Bu ülkedeki yoksulluğu, yolsuzluğu, işçinin, emekçinin çekmiş olduğu zulmü bitirebiliriz. Önümüzdeki günlerde Kürt halkının hak arama mücadelesiyle, Türk emekçilerinin, yoksullarının, işçilerinin mücadelesinin ortak bir zeminde buluşmasının mücadelesini daha fazla vereceğiz. İşçiler, emekçiler, Kürtler, Aleviler, gençler ve kadınlar güçlü bir mücadele zemininde bir araya gelebilirlerse yaşamış olduğumuz yoksulluğu ve zulmü bitirmek bizim ellerimizdedir” dedi.

KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, “Öyle bir şiddet uygulandı ki kitleye ileriye yönlendiremiyoruz. Yöneticiler bu sorumluluğu nasıl alıyor? Polisi çeksinler Taksim’i açsınlar, bu önlemler nedeniyle yürüyemiyoruz. Yürümeye çalışmak başka riskler yaratacak” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, “5 kere görüştük, vali izin vermiyor, İçişleri Bakanı izin vermiyor diyor polis. Sendikaları dinlemiyorlar, kitle örgütlerini dinlemiyorlar, otoriter rejim bu işte. 1 Mayıs dünyanın her yerinde kutlanıyor, bir tek burada kutlanamıyor. Mevcut anayasaya uymayan bir siyasi iktidar, yurttaşlarına yeni sivil anayasa diyor, açın bu Taksim’i…” sözleriyle açıklamasını sürdürdü.

1 Mayıs ve Taksim Meydanı

Türkiye’de 1 Mayıs İşçi Bayramı, ilk defa 1911 yılında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan Selanik’te kutlanırken İstanbul’daki ilk kutlama 1912 yılında gerçekleştirildi. 1923 yılında 1 Mayıs’ın yasal olarak İşçi Bayramı ilan edilmesinden bir yıl sonra hükûmet, kutlamaların kitlesel olarak gerçekleştirilmesini yasakladı. 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile de İşçi Bayramını kutlamaları tamamen yasaklandı.

Cumhuriyet döneminde yükselişe geçen işçi hareketi tarafından uzun yıllar kutlanamayan 1 Mayıs, ilk defa 1976 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) öncülüğünde yüz bini aşkın kişinin katılımı ile Taksim Meydanında gerçekleştirildi. 1977 yılına gelindiğinde ise Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu daha kitlesel bir kutlama için hazırlıklara başladı.

Tertip Komitesi ile İstanbul Valiliği ve İstanbul Emniyeti arasında yapılan görüşmeler sonucu iç güvenliği DİSK’in, dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı dış güvenliği ise emniyet güçlerinin sağlaması konusunda anlaştılar. Ulaşım kolaylığı ve merkezi konumu nedeniyle kutlama yerinin Taksim Meydanı olması konusunda da anlaşma sağlandı.

Bu süreçte, DİSK’in politikalarına karşı çıkan bazı Maoist gruplar da DİSK’in bu 1 Mayıs kutlamalarına katılmak istediklerini belirtmişlerdi. DİSK ise, kendi disiplinlerini bozacağını ve olay çıkaracağını düşündüğü bu grupların kutlamaya katılmalarını istemedi. Buna karşın söz konusu gruplar zorla da olsa Taksim Meydanı’na gireceklerini ilan ettiler. Bu koşullarda, 1 Mayıs öncesi dönemin gazetelerinin bazılarında 1 Mayıs’ta olayların çıkacağı, insanların ölebileceği yönünde köşe yazıları yayınlandı.

1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul’a gelenler ile birlikte yüz binlerce kişi Taksim Meydanı’ndaki kutlamalara katıldı. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürdü, konuşmalar da uzadı.

Saat 19.00 sularında dönemin DİSK genel başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde Saraçhane tarafından Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşün sonunda Sular İdaresi arkasına kadar gelen Maocu gruplar kordon oluşturmuş DİSK güvenlik görevlileriyle çatışmaya girerek ateş açmaya başladılar. Bunun ardından tüm Taksim Meydanı’nı saran silah sesleri duyulmaya başlandı.

Gerek DİSK gerekse kutlamaya katılan çeşitli kuruluşlardan Sular İdaresi binasının üstünden ve Intercontinental Oteli’nin (bugün The Marmara Oteli) üst katlarından ateş açıldığı iddialarında bulunuldu. Taksim Meydanı’nın dolduran kalabalık panik halinde kaçmaya çalışırken polis de ses bombaları ve panzerlerle kalabalığa müdahale etmeye başladı.

Meydandan kaçmak için Kazancı Yokuşu’na yönelen büyük bir kalabalık park edilmiş DİSK üyesi Teknik-İş sendikasına ait bir kamyonun önünde sıkışınca burada birçok kişi ezildi. Sonuç olarak, 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi silahla vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak toplamda 34 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. DİSK’in yayınladığı listede ise 36 kişinin öldüğü belirtildi.

Olay sonrası 470 kişi göz altına alındı fakat hiçbirinin olayla ilgisi kurulamayarak serbest bırakıldılar. Tertip komitesi, bazı sendika ve sol gruplardan 98 kişi hakkındaki yargılamalar 14 yıl boyunca sürdü. Bu yargılamalardan kimse ceza almadı. Emniyet veya devlet yetkililerinden herhangi birinin yargılanmadığı dava zaman aşımına uğrayarak düştü. Bunun üzerine dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Bugüne kadar ateşi kimlerin açtığı tam olarak belirlenememiş ve olay aydınlatılamadı.

1980 askeri darbesinin yasaklarından 1 Mayıs da kurtulamadı. 7 yıl boyunca işçi kutlamalarına izin verilmedi.  1987’de sadece milletvekillerinden oluşan bir grup Taksim anıtına çelenk bırakabildi. 1989 ve 1990’daki kutlama girişimlerinde bir işçi hayatını kaybederken bir üniversite öğrencisi felç oldu.

2010, işçi bayramının yeniden binlerce kişi ile kutlandığı ilk yıldı. Taksim Meydanı’nı 200 bin kişi doldurdu, görkemli bir kutlama gerçekleştirildi. Fakat 2013’te mügelerin yerini yine göz yaşartıcı bombalar ve şiddet aldı. Sendikaların 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Taksim Meydanı’nda kutlama ısrarı göstericilerle güvenlik güçlerini karşı karşıya getirdi.

1 Mayıs İşçi Bayramı

İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesinden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar.

Chicago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlandı.

Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

Zamanla 8 saatlik iş günü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Sosyal Yardım Alıyor

Türkiye’de her beş haneden biri sosyal yardım alıyor. Sosyal yardım alanların nüfusa oranı 2017 yılında yüzde 13,7 iken bu oran 2023 yılında yüzde 18,4’e yükseldi.

2017 yılında 3.2 milyon hane sosyal yardımlardan yararlanırken bu sayı 2023’te 4,99 milyona dayandı. Son 4 senede sosyal yardım alan hane sayısı 1,7 milyon artış gösterdi. Bu da yüzde 52 artış demek.

Euronews Türkçe’nin Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Faaliyet Raporu’ndan derlediği verilere göre son yıllarda sosyal yardım alan hane sayısı kademeli olarak artıyor.

2017 yılında 3,2 milyon hane sosyal yardımlardan yararlandı. COVID-19 salgınından hemen önce 2019 yılında bu sayı 3,28 milyon idi. Salgın dönemine özel sağlanan yardımlarla birlikte 2020 ve 2021 yılında sosyal yardım alan hane sayısı rekor seviyeye yükseldi.

Salgın özelindeki yardımlar hariç tutulduğunda da bu dönemde artış devam etti. 2021 yılında bu sayı 4,33 milyon haneye yükseldi. 2022 yılında 4,42 milyon hane sosyal yardımlardan faydalanırken 2023 yılında bu sayı neredeyse 5 milyona ulaştı (4.99 milyon). Bu ne demek? Son 4 yılda yüzde 52 artış ile 1,7 milyon hanenin daha sosyal yardımlardan yararlanması demek.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı ortalama hane büyüklüğü ve ülke nüfusundan yıllar içindeki değişime bakmak da mümkün. Üstelik hanehalkı büyüklüğü kademeli olarak düşerken nüfus artıyor.

2023 yılında Türkiye nüfusu 85,4 milyon; ortalama hane büyüklüğü ise 3,14 idi. Buna göre Türkiye nüfusunun neredeyse beşte biri (yüzde 18,4) sosyal yardımlardan yararlandı. Aynı oran 2017 yılında yüzde 13,7 idi. COVID-19 döneminde bu oran yüzde 26,2’ye kadar çıkmıştı. Salgına özel yardımlar hariç tutulduğunda son 2017’den bu yana kademeli bir artış oldukça belirgin.

Hane sayısı açısından bakıldığında da doğal olarak benzer sonuç çıkıyor. TÜİK verilerine göre 2023 yılında Türkiye hane sayısı 26,3 milyon idi. Bu da hanelerin yüzde 19’unun sosyal yardımlardan yararlandığını gösteriyor. Öte yandan, AB İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre Türkiye’de yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların oranında son dönemde büyük artış yaşanıyor.

2021 yılında Türkiye’de üç kişiden biri (yüzde 34) yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaydı. Bu oran 2015 yılında yüzde 26,7 idi. 2015-2021 yılları arasında AB ülkelerinin büyük kısmında bu oran düşerken Türkiye en çok artışın yaşandığı ülke oldu.

Peki, yoksulluk riskinde Türkiye Avrupa’da kaçıncı sırada? Eurostat verileri bazı ülkeler için 2022 bazıları için ise 2021 veya daha eski yıllara ait. Türkiye verisi 2021 yılını kapsıyor. Buna göre Türkiye’de 2021 yılı itibariyle halkın yüzde 34’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Bu da halkın üçte biri demek.

Türkiye 36 ülke içinde 4. sırada. İlk sırada yüzde 46,,6 ile Arnavutluk var. Ardından Romanya (yüzde 34,4), Karadağ (yüzde 34,1 ) ve Türkiye (yüzde 34) geliyor. AB ortalaması yüzde 21,9. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin en düşük olduğu ülkeler ise İzlanda (yüzde 11,4) ve Çekya (yüzde 11,8). Bu oran Almanya ve Fransa’da yüzde 21.

Paylaşın

Bakırhan: Bizi Kayyım İle Tehdit Ediyorlar; İrademizi Gasp Ettiremeyeceğiz

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Adaleti sağlamakla görevli olması gerekenler, kayyımlar ile bizi tehdit ediyor. Teyakkuzdalarmış! Vallahi sen teyakkuzdaysan, bizim halkımız çoktan teyakkuzda. Artık o dönemler kapandı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Halkın iradesine, halkın iradesi olarak gördükleri belediyelere kayyım atayacağınızı düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu halk size aslında Van’da çok büyük bir ders verdi. Evet, biz de teyakkuzdayız. Bu sefer irademizi asla gasp ettirmeyeceğimizi bir kez daha sizin huzurunuzda ifade ediyorum. Anamızın ak sütü kadar helal olan, hakkımız ve emeğimizle kazandığımız yerel yönetimlerimizi ne pahasına olursa olsun koruyacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:

“31 Mart seçimlerinden hemen sonra yapmış olduğumuz ilk konuşmada herkesi halkın iradesine saygı göstermeye davet etmiştik. Van’da da bu çağrımızı yinelemiştik. Halkı karşısına alanlar, halkın iradesini yok saydığı için bu seçimleri kaybedenler yine geçmişteki tehdit ve kirli kumpaslarla dolu dillerini konuşmaya devam ediyor. Bizzat Cumhurbaşkanının kendisi sandıktan çıkan sonuçlara saygı göstereceğini söylemişti. Aradan geçen zamana bakılırsa, orada da Kürtler hariç demek istedi sanırım. Çünkü kirli kumpasları, algı operasyonları bizim yerel yönetimler üzerinden devam etmeye çalışıyor.

Tabii ki bu saldırılar yeni değil, biz bunların yabancısı değiliz. Geleneğinden geldiğimiz partilerin tamamı benzer saldırılarla birçok defa karşı karşıya kaldı. Daha geçen günlerde bir katı atık emekçisinin deposundan Milli Güvenlik Kuruluna ait bir belge ortaya çıktı. Bu belgede, 90’lı yıllarda Kürtlere karşı uygulanan kirli politikaların nasıl tezgahlandığını ve nasıl hayata geçirildiğini gördük.

Kürt halkına dönük Psikolojik Harp Dairesinin yürütmüş olduğu planlar aslında o belgenin kendisinde vardı. On binlerce faili meçhul cinayetin nasıl yapıldığını anlatıyordu o belge. Bugün Kürt illerinde hemen hemen ziyaret ettiğimiz bütün ailelerimizin baş köşeye fotoğraflarını koydukları insanlarımızın failleri bu belgelerde saklıdır. Onlar bu belgelerdeki planlarla katledildi. Biz bunları unutmadık, unutmayacağız. Çöpten çıkan o belgenin de takipçisi olacağız.

İnsan-kırımında, katliamlarda zamanaşımının olmadığını belirtmek istiyorum. Bir gün DEM gelir devran dönerse, biz Milli Güvenlik Kurulundaki bu kirli tezgahı, Kürtlere ve muhaliflere dönük katliamcı anlayışı demokratik bir yargı karşısında yargılayacağız. Evet, dün böyleydi ama bugün çok mu farklı?

Söz konusu DEM Parti olunca, söz konusu Kürtler, muhalifler olunca maalesef bu durum değişmiyor, aynı şekilde devam ediyor. Bugün de aynı karanlık çevreler yine oyunlarında ısrar ediyorlar. Adalet desen yok. İşte Kobanî Davası 7-8 yıldır devam ediyor. Bir tweet atıldığı için eş genel başkanlarımız dahil olmak üzere 100’ün üzerinde arkadaşımız yargılanıyor, onlarcası cezaevinde. Özgürlükler yerle bir edilmiş, hukuk can çekişiyor.

En son işte Tahir Elçi davasını hep birlikte gördük. Güpegündüz Diyarbakır’ın caddesinde işlenen bir cinayetin failleri ortada yok. Savcı, tutuklananları da beraat ettirmek istiyor. Karıncayı kuşu dahi kameralarla, MOBESElerle görenler, Amed’in her karışını kontrol edenler Tahir Elçi’nin katillerini bulamadılar ya da bulmak istemiyorlar. Bu yetmiyor, yargılananları da beraat ettirmek istiyorlar. Bu davanın da takipçisi olacağız. Tahir Elçi’nin katillerinin ortaya çıkması için hep birlikte çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Tüm bu olanlara karşı kılını kıpırdatmayanlar, kalkmış bizi tehdit ediyor. Bunların hesabını vermeleri gerekirken, sabah akşam DEM Parti ve kazanmış olduğu yerel yönetimlerden bahsediyorlar. İnsan biraz geriye dönüp bakar. Bu tehditlere, bu kırımlara, bu algı operasyonlarına Kürtler, emekçiler, Türkiye halkları ne zaman taviz verdi, ne zaman eyvallah etti ki şimdi parmak sallamanızdan korkarak barış ve demokrasi mücadelemizden vazgeçmemizi bekliyorsunuz? Ne tehditleriniz ne algı operasyonlarınız bizi bu haklı mücadelemizden asla vazgeçiremeyecektir.

Adaleti sağlamakla görevli olması gerekenler, kayyımlar ile bizi tehdit ediyor. Teyakkuzdalarmış! Vallahi sen teyakkuzdaysan, bizim halkımız çoktan teyakkuzda. Artık o dönemler kapandı. Halkın iradesine, halkın iradesi olarak gördükleri belediyelere kayyım atayacağınızı düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu halk size aslında Van’da çok büyük bir ders verdi. Evet, biz de teyakkuzdayız. Bu sefer irademizi asla gasp ettirmeyeceğimizi bir kez daha sizin huzurunuzda ifade ediyorum. Anamızın ak sütü kadar helal olan, hakkımız ve emeğimizle kazandığımız yerel yönetimlerimizi ne pahasına olursa olsun koruyacağız.

“Bizim hiçbir halkın sembolleri ve değerleriyle sorunumuz yok, olmaz da”

Hiçbir dönem belediyelerde bu kadar büyük borç tablosu çıkarılmamıştı. Belediyelerde yolsuzluk diz boyu, belediyeler borç batağına batırılmış. En küçük belediyenin dahi yüz milyonun üzerinde borcu var. Kimi ilçelerimiz büyükşehirlerle yarışacak borçlara sahip. Kayyımlar talan etmiş, yok etmiş, büyük usulsüzlükler yapmış ama bunların tekine bir soruşturma açılmamış. Bizim için teyakkuzda olanlar, 8 yıldır yerel yönetimleri borç batağına batıran, usulsüzlükleri ve yolsuzlukları aleni bir şekilde ortada olan yönetimler hakkında tek bir soruşturma açmamış.

Ama söz konusu biz olunca semboller ve değerler üzerinden bizi tehdit etmeye çalışıyorlar. Bakın son kez burada söylüyorum: Biz geleneğinden geldiğimiz partilerin bu konuda tavrı çok nettir. Sadece Türkiye halklarının değil, dünyada yaşayan hiçbir halkın sembolleri ve değerleriyle sorunumuz yok, olmaz. Şimdi de yoktur. Basit algı operasyonlarıyla sembollere karşı olduğumuzu kamuoyuna lanse ederek kirli oyunlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Bu yetmiyormuş gibi Ağrı’da il vergi dairesi – artık bakanlığı, üst düzey bürokrasiyi geçtik- İller Bankasından Ağrı Belediyemize giden 7 milyon liraya bloke koymuş. Neymiş, Ağrı İl Vergi Dairesinin belediyeden alacağı varmış. Sen 8-10 yıldır uyuyorsun da belediye DEM Parti’ye geçince mi alacağının farkına varıyorsun? AKP ampullü o bürokratlar da bizi iyi dinlensin. Ağrı Belediyesi talan edilmiş, soyulmuş soğana çevrilmiş.

İşçilerin, emekçilerin ücretini dahi ödeyemeyecek bir noktaya getirilmiş. Ağrı’daki yolsuzlukları bilmeyen yok! Bürokrasi suskun. Ama şimdi vergi dairesindekilerin aklına borçlarını tahsil etmek gelmiş. Bu tarafgir tutumları da unutmayacağız. Çağrımız, belediyeler arasında bir ayrımcılığın uygulanmamasıdır. Bizim olmayan belediyelerde il vergi daireleri ne yapıyorsa, Ağrı İl Vergi Dairesini de onu yapmaya davet ediyoruz.

Bizim alnımız ak, kapımız açık. Zaten biz açmasak da 24 saat belediyelerimizde Sayıştay ve mülkiye müfettişleri kamp kuruyor. İçtiğimiz suyun fiyatına, sayısına dahi bakıyorlar. Bizi diğer belediyelerle kimse karıştırmasın. Sizin huzurunuzda çağrı yapıyorum; Sayıştay ve mülkiye müfettişlerini halklarımızın kazandığı belediyelerimize ben davet ediyorum. Gelip araştırsınlar, soruştursunlar. Keşke bunu yapsalar.

Hem bizden önceki kayyımcı anlayışın hem de AKP’li belediyelerin o belediyeleri nasıl soyduğunu görsünler. Türkiye halkları da görsün. Belediyelerimizde kayyımların ve diğer kimi partilere mensup belediyelerin yapmış oldukları usulsüzlükleri ve yolsuzlukları 40 Haramiler bile yapmaz. Onlara bile rahmet okutacak cinsten yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılmış. Sayıştay ve mülkiye müfettişlerini biz davet ediyoruz. Buyursunlar, belediyenin 8-10 yıllık borç ve harcama haritasını ortaya çıkarsınlar, biz de hep beraber görelim.

Bu gündemi fazla uzatmak istemiyorum, söylenecekler çok ama siz anladınız. Türkiye halkları da anlamış olmalı ki 31 Mart’ta bunlara gereken cevabı verdiler. Ancak belli ki buradan dersler çıkarmamışlar. Yine algı operasyonlarıyla, tehdit ve şantajlarla bizleri pes ettireceklerini düşünüyorlar. Artık öyle bir dünya yok. Bu ülkenin tarihinde ne zaman yoksulluk, sefalet ve ölüm varsa bilin ki iktidarlar barış ve demokrasiden uzaklaştıkları içindir.

1930’larda, 70’lerde, 90’larda bunları yaşadık. Bu kötü ve karanlık günlerin olduğu dönemler demokrasiden uzaklaştığınız, Kürt sorununu yok saydığınız, şiddetle çözmek istediğiniz dönemlerdi. Şimdi de aynı tablonun içindeyiz. İnsanlar açlıkla mücadele ediyor. Emekliler akşama kadar feryat figan ediyorlar, 10 bin lirayla nasıl geçinilir sorusunu soruyorlar. Ama buna çare bulması gerekenler parmak sallıyor, algı operasyonları yapmaya çalışıyor.

İktidar her kaybettiğinde, geçmişteki sonu belli olan diğer iktidarlar gibi, tekçi ve inkarcı devlet kumpaslarına ve kirli tezgahlara sarılmaya devam ediyor. Bir ülkede siyaset kurumu görevini yapmadığında, iktidar halk iradesine saygı duymadığında, seçim sonuçları inkar edildiğinde ortaya çıkan tek şey huzursuzluk, adaletsizlik ve sefalettir. Bu ülkede yaşayan herkesi şunu görmeye davet ediyorum.

Demokrasi, adalet ve barıştan uzaklaşıldıkça; en fazla biz emekçiler ve yoksullar kaybediyoruz, en çok bizim özgürlüklerimiz gasp ediliyor, en çok bizim soframızda ekmeğimiz aşımız küçülüyor. Pusulası savaş olanların yanaşacakları liman açlık, yoksulluk ve sefalet limanıdır. Bu defalarca deneyimlendi ve görüldü. Şu anda yaşadığımız da budur. Defalarca bu uyarıyı yaptık ama savaş peşinde koşa koşa, ki hala Cumhurbaşkanı ülke ülke dolaşarak Kürtlere karşı savaş vizesi almaya çalışıyor- ülkeyi batırdılar bitirdiler, bu savaş zihniyetinden bir türlü uzaklaşamadılar.

“Emekçiler kaybederken ısmarlama ihale alanlar kazanıyor”

Tekrar ediyoruz; Türkiye’nin yaşadığı temel sorunlar savaşla giderilmez, barış siyasetini izleyelim, demokrasi ve özgürlükleri arttıralım o zaman Türkiye’nin nasıl büyüyeceğini hep birlikte görürüz. Bu iktidar anlayışıyla biz emekçiler, kadınlar, gençler kaybediyoruz. Peki, biz kaybediyorsak kim kazanıyor? Milyarlarca lira vergi desteği alanlar kazanıyor. Hem milyarlar kazanıyorlar hem de vergi desteği alıyorlar. Normalde demokratik bir ülkede tam tersi olmaz mı? Ismarlama ihale alan 3-5 müteahhit kazanıyor.

Milyonlarca genç işsizken, ülkeden bir an önce gidip başka bir yerde yaşamını kurmaya çalışırken, çoklu maaş alan bürokratlar kazanıyor. Halka dolarlarınızı, eurolarınızı bozdurun diye çağrı yapıyorlar ama ihaleleri dolarla veriyorlar. İhaleyi dolarlarla alanlar kazanıyor. Savaştan beslenenler ve halk iradesini tanımayanlar, bu sömürü ve adaletsizlik düzeninin devam etsini isteyenlerdir. Lüks devam etsin, şatafat devam etsin, çoklu maaşlar devam etsin de emekçilere ve emeklilere ne olursa olsun yaklaşımı bugün Türkiye’de uygulanıyor.

İnşallah DEM gelecek devran dönecek. Bu gidişatı da tersine çevireceğiz. Biz DEM Parti olarak; her zaman gençlerden, kadınlardan, emekçilerden yana olduk ve onlar kazansın diye mücadele ettik ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Siyasetin normalleşmesi, sorunların diyalog zemininde çözülmesi ve devlet içindeki bu yeni paralel yapıların son bulması bu sefalet ortamının bitmesinin tek yoludur. Son üç ayda 425’ten fazla işçi katledilmiştir. Hayatını kaybetmiştir demiyorum. Gerekli olan güvenlik önlemleri ve güvenli çalışma ortamı sağlanmadığı için katledilmişlerdir.

Her gün kadınlar katlediliyor. Her yıl binlerce çocuk istismara maruz kalıyor. İnsanlar artık çöpten yiyecek toplamaya başladı. On binlerce genç evini terk etti. Büyük bir çürüme ile karşı karşıyayız. Buna son vermenin adıdır DEM Parti. Buna son vermenin mücadelesini veriyor DEM Parti. Biz bu büyük çürümeye son verme yolunda ortak, adil ve eşit yaşam inadımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Barış ve demokrasi mücadelesinden tek bir geri adım atmayacağız. Her evi, her sofrayı etkileyen bu ekonomik krize karşı acil alınması gereken önlemler ve atılması gereken adımlar var.

“Meclis’e 10 maddelik çağrımız var”

Bu kriz döneminde de DEM Parti’nin tek parolası krize karşı emekçileri ve halklarımızı korumak olacaktır. Halkı ve emekçileri korumak üzere Meclis’in irade göstermesi için acil yerine getirilmesi gereken hususlara ilişkin 10 maddelik bir çağrı yapmak istiyoruz huzurlarınızda:

1- Asgari ücreti her ay sendikaların belirlemiş olduğu yoksulluk sınırının yarısına eşitleyelim. Gelin, asgari ücreti 3 ayda bir güncelleyelim.

2- En düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkaralım, Kademeli Emeklilik Sistemi ile sosyal adaleti sağlayalım.

3- Esnafa ucuz kredi imkanı sağlayıp sigorta primlerinde kolaylık sağlayalım ki istihdama katkı sunulsun.

4- Küçük esnafın 100 bin liraya kadar olan borçlarını silelim. Milyar dolar kazananlara vergi muafiyeti sağlayanlar ve borçlarını silenler, esnafın 100 bin liraya kadar olan borçlarını gayet rahat silebilir.

5- Vergi adaleti için çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacak düzenlemeler yapalım. Vergi muafiyeti ve istisnalarına artık son verelim.

6- Çiftçilerin temel gider kalemlerinden olan mazot, gübre, elektrik gibi girdilerin ucuza teminini sağlayarak üretimi teşvik edelim. Çiftçiye destek sağlamadığınız zaman dışarıdan ithal bir ekonomik anlayışa mahkum kalıyorsunuz. Gelin, küçük çiftçilerin 10 bine kadar olan borçlarını silelim.

7- Bireysel borçlanma sorununu ortadan kaldırmak için, hane geliri 50 bin liranın altında olan vatandaşların ihtiyaç ve bireysel borçlarının faizlerini silip borçlarını yeniden yapılandıralım.

8- KPSS kapsamında hemen engelli 20 bin kişinin işe alımını gerçekleştirelim. Kamuda engelli istihdam kotasını yüzde 6’ya yükseltelim.

9- Gençlere temel gelir desteği sağlayalım. Öğrencilerin burslarını insani şartlarda eğitim görebilecekleri bir seviyeye yükseltelim. Geçim sıkıntısı çekmeyecekleri olanakları gençlerimiz için yaratalım.

10- Barınamayan öğrenciler için bir atılım başlatarak öğrencilerin barınma sorununu tarihe gömelim.

Şimdi size soruyorum; bu 10 maddenin hangisi Meclis’ten geçmez, çok mu zor bunlar? İşte bu 10 maddeyi dahi geçirseler emekliler, emekçiler, öğrenciler, gençler, çiftçiler, küçük esnaf nefes alacak. Ama maalesef bunu bile yapmayanlar, sonra çıkıp emekçilerin, gençlerin, köylülerin dostu olduğunu söylüyor. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte biz bu 10 maddeyi Genel Kurulda da sahada da her yerde dile getirerek Meclis’in adım atması için de kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Yarın 1 Mayıs. Yüzlerce yıllık emeğimizle ve çabamızla 1 Mayıs’ı hem devletlere hem sermayeye kabul ettirdik. İşçilerin bayramıdır 1 Mayıs. İşçilerin ve emekçilerin bayramını bu vesileyle kutluyorum. Biz 8 Mart ruhunu nasıl Newroz coşkusuyla birleştirdiysek, Newroz’da sahaya çıkan milyonların gücünü nasıl 31 Mart’ta başarıya dönüştürdüysek, şimdi de 31 Mart’ta elde ettiğimiz başarıyı 1 Mayıs alanlarına taşıyarak işçinin ve emekçinin gücünü göstereceğiz. Baskının, açlık ve sömürünün kol gezdiği bir dönemde 1 Mayıs bizler için 31 Mart’ta aldığımız değişim mesajını zafere ulaştırmanın dönüm noktası olacaktır.

1 Mayıs’ta bir kez daha milyonlarla bir araya gelerek mücadelemizin gücünü gösterme zamanıdır. DEM Parti olarak bizler emeğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için uğraşıyoruz. DEM Parti; emekçilerin partisidir, mültecilerin partisidir, kimliği yok sayılanların partisidir. DEM Parti; maden ocaklarında karın tokluğuna çalışanların, tekstil atölyelerinde hayata tutunmaya çalışanların sesi sözüdür. DEM Parti; Kürt’ün, Türk’ün Arap’ın, Ermeni’nin ve burada adını sayamadığım bütün hakların ve inançların partisidir, güvencesidir. DEM Parti, haksız ve hukuksuz yere içeride olan tutsakların haykırışıdır. DEM Parti, işçi sınıfı ile Kürt halkının hak arama mücadelelerini birleştirdiği bir mevzidir. DEM Parti; 1 Mayıs’tır, 8 Marttır, Newroz’dur.

Bizim için Newroz da 1 Mayıs da aynı mücadeledir, Kürt halkının direnişi ile 1 Mayıs’ın devrimci ruhu kardeştir. Emeği sömürülen ve katledilen işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, ezilenlerin sesi ve umudu olmak için DEM Parti Eş Genel Başkanları olarak biz de yarın Van ve İstanbul’da alanlarda olacağız. Yarın ben İstanbul’daki emekçilerle dayanışmak için, omuz omuza vermek için Taksim’de olacağım. Bu vesileyle tüm işçileri, emekçileri, kamu emekçilerini, kadınları, gençleri, partimize gönül vermiş herkesi 1 Mayıs’ta Taksim’de işçilerle ve emekçilerle dayanışmaya çağırıyorum.

Bugün aramızda KHK’yle işten atılmış Nejla Demirci arkadaşımız var. KHK ile işten atılan emekçilerin de 1 Mayıs bayramını kutluyorum. Onların mücadelesinin takipçisi olduğumuzu, birlikte olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum. Necla Demirci arkadaşımız aynı zamanda “Kanun Hükmü” belgeselinin yönetmenidir. Belki izlediniz, gerçi nereden izleyeceksiniz hep yasaklanıyor. Sizleri Kanun Hükmü’nü izlemeye davet ediyorum. Yarın akşam Ankara’da bütün arkadaşlarımızı izlemeye davet ediyorum. Bijî 1ê Gulanê, Yaşasın 1 Mayıs.

Son olarak da biliyorsunuz Hilvan’da belediyeyi kazanmıştık ama çeşitli oyunlarla oradaki seçimi iptal ettirdiler. 2 Haziran’da seçim yenilecek. Buradan onurlu Hilvan halkına seslenmek istiyorum. Hilvan, hak arama mücadelesinin verildiği ilk topraklardandır. Hilvan halkını 7’den 70’e bu haksız ve hukuksuzluğa karşı DEM Parti çalışmalarına katılmaya, DEM Parti’nin tekrar belediyeyi alması için çalışmaya çağırıyorum. Biz de Hilvan’da olacağız. Merkezimizle, milletvekillerimizle, demokratik kitle örgütleriyle, aydınlarla birlikte bu haksızlığı ve hukuksuzluğu büyük bir farkla Hilvan’da kapatarak belediyeyi halkın evi haline getireceğiz diyoruz.

Amedspor, sadece bizim değil Türkiye emekçilerinin, halklarının, gençlerin takımı. Türkiye’de sanırım son verilere göre taraftarı en fazla olan üçüncü takımmış Amedspor. Yani demek ki köklü takımlara rağmen bu kadar çok taraftarı var, seveni var. Amedspor’un şampiyonluğunu kutluyoruz, hayırlı olsun. İnşallah önümüzdeki yıl bu salonlarda birinci lige çıkmasını hep birlikte kutlarız. Batman Petrolspor’a da başarılar diliyoruz, kutluyoruz. Onlar da çok üstün bir başarı ortaya koydular. Tabii Vanspor da daha bitmedi. Vanspor’un da eleme grubundan çıkarak Van’a yakışır bir sonuçla bir üst lige yükselmesini bekliyoruz. Bu temennilerle hepinizin 1 Mayıs’ı kutlu olsun. Hepimize başarılar.”

Paylaşın

Tek Kişinin Yaşam Maliyeti Aylık 23 Bin Liraya Dayandı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 17 bin 725 lira, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 57 bin 736 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Ayrıca tek kişinin yaşama maliyeti ise aylık 22 bin 991,90 liraya yükseldi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının nisan ayı sonuçlarını açıkladı. Açıklamada öne çıkan bölümler şöyle:

“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 17.725,19 TL’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 57.736,78 TL’ye, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 22.991,90 TL’ye yükseldi.

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 5,55 oranında gerçekleşirken, dört aylık değişim oranı yüzde 22,81 oldu. Son on iki ay itibariyle değişim oranı ise yüzde 74,88 olarak hesaplandı.

Süt, yoğurt, peynir grubunda; peynir fiyatında artış tespit edilirken, süt fiyatında markalar arası birbirini takip eden fiyat ayarlamaları olmasına rağmen ortalamada fiyat değişmedi. Yoğurt fiyatlarının da geçen ay ile aynı seviyede olduğu tespit edildi.

Et fiyatlarındaki artış çalışanların alım gücünü düşürmeye devam ediyor. Dana eti geçen aya göre 52 TL artış göstererek ortalama 523 TL’den, kuzu eti ise ortalama 734 TL’den satılmakta. Mevsimi bitmekte olan balık fiyatları artarken yumurta fiyatında düşüş tespit edildi. Tavuk kilogram fiyatı ortalamada 10 TL arttı.

Kuru baklagiller grubunda nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında artış, kırmızı mercimek ve kuru fasulye fiyatlarında ise kısmi bir düşüş tespit edildi.

Yaş sebze fiyatlarındaki gerileme mutfak harcamasını biraz da olsa rahatlattı. Fakat yaş meyve çeşitliliği tezgâhlarda artarken gözlemlenen fahiş fiyatlar aile bütçesini olumsuz etkilemektedir. Yeri giderek azalan ıspanak, lahana gibi sebzelerin fiyatlarında düşüş gerçekleşirken patates ve soğan fiyatlarında geçen aya göre artış tespit edildi.

Meyve fiyatlarında hesaplamaya dâhil edilmeyen kayısı, nektarin gibi ürünlerin tezgâh etiketleri 200 TL’yi buldu. Çilek, çağla gibi ürünlerin ise geçen aya göre nispeten ucuzladığı tespit edildi. Ortalama sebze kg fiyatı 28,81 TL, ortalama meyve kg fiyatı 46,50 TL oldu. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 32,21 TL olarak tespit edildi.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; Ekmek fiyatı değişmedi. Tahıl ürünlerinin bulunduğu bu grupta market ve marka bazlı fiyat ayarlamaları gözlemlenmiş olup değişen fiyatların ortalamayı değiştirmediği tespit edilmiştir.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta geçen aya göre zeytinyağı ve tereyağının kilogram fiyatında artış tespit edilmiştir. Ayçiçek yağının kilogram fiyatında ciddi bir değişiklik görülmedi. Bu ay siyah zeytin fiyatında artış yeşil zeytinde ise kısmi bir düşüş gözlemlendi. Yağlı tohumların fiyatında ceviz, fındık, fıstık gibi ürünlerin fiyatı değişmezken ay çekirdeğinin fiyatı arttı. Şeker, bal ve pekmez fiyatları da bu ay artış gösterdi.

Bu üç ürün içerisinde en fazla artış geçen ay olduğu gibi bu ayda ortalama fiyatında 11 TL artan pekmez oldu. Baharat ürünlerinde bazı aktarlarda indirim yapılmış olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen ortalama fiyatlar yine artış gösterdi. Tuz fiyatında nispeten bir değişiklik görülmedi. Aynı şekilde çay fiyatında da bir değişiklik tespit edilmedi. Ihlamurun fiyatı düştü. Reçel ve salça fiyatında da kısmi bir düşüş meydana geldi.”

Paylaşın

TBMM’de “Yeni Anayasa” Görüşmesi: Özel’den “Önce Anayasa’ya Uyun” Mesajı

 “Yeni anayasa” görüşmeleri kapsamında CHP Lideri Özgür Özel ile bir araya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Toplumsal mutabakatla yeni anayasanın çıkmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP lideri Özgür Özel ise mevcut Anayasa’ya uyun mesajı vererek, “Vatandaşın söylediği anayasa tartışmaları daha önce de yaşandı siyasetin üstüne sis olup, diğer sorunları görünmez kılınıyorsa bu olmaz. Anayasaya uyulmuyorsa yeni anayasa yapsanız ne olur yapmasanız ne olur” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni Anayasa için siyasi parti ziyaretlerine bugün başladı. Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i Meclis’te ziyaret etti. Ziyaret sonrası Kurtulmuş ve Özel basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kurtulmuş, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Parlamentoda oluşabilecek en yüksek konsensusla, toplumsal mutabakatla yeni anayasanın çıkmasını istiyoruz. Yine bir başka kural ise partilerin anayasaları olmaz anayasa teklifleri olur. Mayıs ayının sonuna kadar bu işin usulüne ilişkin değerlendirme almak isteriz. Belki yaz aylarında görüşlerini olgunlaştırarak, önümüzdeki seni müzakere ortamı başlar ve sonrasında da usulüne uygun bu süreçleri götürdüğümüz sürece sonuç alabileceğimizi düşünüyor.

Çok sayıda partinin var olması Türkiye’nin demokratik zeminin güçlendirmesi açısından önemlidir. Anayasa kararını Meclis verecektir. Bu Meclis kurucu Meclis değildir söylemlerinin demokratik olmadığını ifade etmek istiyorum. Milletvekilli oyları anayasa ya yapılacak ya da yapılamayacak. Meclis’te oluşacak komisyonun yöntemi şeklini partilerle uzlaşıp görüşüleceğiz. Bu süreç içinde yapıcı bir diyaloğu tüm partilerle yürüterek, sonuç almayı hedefliyoruz.”

“Anayasa’ya uyacaksak değiştirelim”

Kurtulmuş’un ardından konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Meclis Başkanımızı bugün ağırladık. Ben kendisini Meclis Başkanlığına aday olduğu günden itibaren, diyaloğa açık tutumundan dolayı her zaman görüşebileceğimizi, her konuyu görüşebileceğimiz söylemiştim. Bugün de bir ziyaret yaparak bizlerle görüşlerini paylaştı” ifadelerini kullandı.

“Kendisi açık bir müzakere ortamı olması gerektiğini söylemişti” diyen Özel, “Biz 31 Mart seçimlerinden Türkiye’nin birinci partisi olarak çıktık. Sorumluluğunun farkında olan bir partiyiz. Siyaset halkın gündemine duyarsız olamaz. Bugün insanların yoksulluk, açlık, işsizlik, güvencesizlik gibi üst düzeyde beklentileri varken yeni bir anayasa beklentisi toplumun taleplerinin neresindedir, onu bir tartmak lazım” şeklinde konuştu. Özel, şunları söyledi:

“Prensip olarak ben partinin Genel Başkanı olsam da partinin yetkili kurullarında bir konuyu değerlendirmeden, doğrudan bir cevap vermeyi CHP’nin olmazsa olmaz parti içi demokrasi anlayışına ve kendimizin yönetim anlayışına uygun görmem. Sayın Başkanın bugün yaptığı değerlendirmeleri, başta MYK olmak üzere partinin yetkili organları ve grubumuzla değerlendireceğiz. Ancak şunu ifade etmek isterim, Sayın Başkana da söyledim.

Bir şeyin yenisini teklif ediyorsak, örneğin yeni bir elbise alalım, giyeceksek alalım. Giymemek üzere yeni elbise alınır mı? Biz anayasaya uyacaksak, anayasayı değiştirelim. En iyisini yapalım, sonra yine uymayalım. Geçen sefer de iyisini yaptınız. Bu sözümün başkana ait olmadığını herkes bilsin. Geçen sefer de iyisi yapıldı ama yapılan o anayasaya uyulmadı. Uyulmuyor. Bir yeni anayasa konuşurken bir kere mevcut anayasaya tam uyum beklemek bizim hakkımızdır. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ilettik.

Vatandaşın sorunları ile ilgili de söyleyeceğim şudur. Anayasa tartışmaları daha önce de yaşandı. Siyasetin üzerine bir sis olarak çöküp de diğer meseleleri görünmez kılıyorsa, burada vatandaşın menfaati olmaz. Bugün sorun yoksulluk, işsizlik ve yüksek enflasyon, artan fiyatlar, insanları yoksullaşmasıyken biz anayasa konuşup, bir sis indirip, bu sorunları görünmez kılıyorsak, biz vatandaşın mesajını alamamış oluruz.

O açıdan Sayın Erdoğan ile yapacağımız görüşme de benim önem atfettiğim görüşmedir. Eğer bir şeyin yenisini alacaksak, kullanacaksak alınır. Anayasa yapacaksak, uyacaksak yapılır. Anayasaya uyulmuyorken yeni anayasa yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur? Bu hassasiyetlerimizi Sayın Başkana ben de açıklıkla ifade ettim. Burası parlamento, konuşulan yerdir. Siyasiler el sıkışmazsa, siyaset düşmanları, demokrasi düşmanları el ovuşturmaya başlar.

O yüzden el sıkışılacak, müzakere edilecek ama sorumlu olduklarımız kitleler için de müzakere edilecek. Bizim anlayışımız bu. O açıdan, bugün Sayın Başkan sizin de önünüzde, içeride de el sıkıştık. Bu el sıkışma demokrasiye inananların yapması gereken bir şey. Biz el sıkışmadıkça demokrasi düşmanları ellerini ovuştururlar, onlara gün doğar. Siyasi tarihimiz bunların bedelleri ile doludur. O açıdan bu diyalog zeminini önemsediğimizi de ifade etmek isterim.”

Paylaşın

Şimşek’ten Dış Ticaret Açığı Yorumu: Programımız Çalışıyor

Mart ayı dış ticaret verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yıllık dış ticaret açığındaki iyileşme eğiliminin sekiz aydır kesintisiz devam ettiğini belirterek “Programımız çalışıyor…” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Mart ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 22 milyar 571 milyon dolar, ithalat yüzde 6,3 azalarak 29 milyar 912 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 63 milyar 603 milyon dolar, ithalat yüzde 12,8 azalarak 83 milyar 945 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Mart ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 azalarak 8 milyar 379 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 73,8 iken, 2024 Mart ayında yüzde 75,5’e yükseldi.

Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 41,5 azalarak 34 milyar 799 milyon dolardan, 20 milyar 343 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 63,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 75,8’e yükseldi.

“Programımız çalışıyor…”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Mart ayı dış ticaret verilerini değerlendirdi. Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yıllık dış ticaret açığındaki iyileşme eğiliminin sekiz aydır kesintisiz devam ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Programımız çalışıyor… Martta yıllık dış ticaret açığı önceki yılın aynı ayına göre 26 milyar dolar iyileşerek 92 milyar dolara geriledi. 2024 yılı ilk çeyreğinde yıllık mal ihracatı 257,6 milyar dolara, turizm gelirleri ise 56,3 milyar dolara ulaştı.

Salgın sonrası yeniden şekillenen tedarik zincirleri, stratejik rekabet ve küresel ticarette parçalanma; dost ve yakın ülkelerden tedarik eğilimini artıyor. Stratejik konumuyla Türkiye bu eğilimlerden en olumlu etkilenen ülkelerdendir. Verimliliği artıracak yapısal reformlarla küresel ticaretteki yerimizi daha da güçlendireceğiz.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Paraneoplastik Nörolojik Sendromlar Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Paraneoplastik nörolojik sendromlar (PNS), kanserli hastalarda sinir sistemini (beyin, omurilik, sinirler ve/veya kaslar) etkileyen bir grup durumdur. “Paraneoplastik” terimi, nörolojik sendromun tümörün kendisinden değil, tümörün ürettiği immünolojik reaksiyonlardan kaynaklandığı anlamına gelir.

Haber Merkezi / Vücudun normal bağışıklık sisteminin tümörü bir istila olarak yorumladığına inanılmaktadır. Bu meydana geldiğinde, bağışıklık sistemi, tümörle savaşmak için antikorları ve lenfositleri kullanarak bir bağışıklık tepkisi oluşturur. Sonuçta hastanın kendi bağışıklık sistemi, sinir sisteminde bazen ciddi olabilen ikincil hasara neden olabilir. Birçok hastada bağışıklık tepkisi, tümöre verilen hasarın çok ötesinde sinir sistemi hasarına neden olabilir. Kalıcı etkiler de olabilmesine rağmen, PNS’nin etkileri tamamen ortadan kalkabilir.

Paraneoplastik nörolojik sendromlar, ensefalit (beyin iltihabı), ataksi (denge kaybı), nöropati (ayak ve ellerde ilerleyici uyuşukluk/zayıflık), miyoklonus/opsoklonus (vücut seğirmesi ve düzensiz hızlı göz hareketleri) gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. ), psikiyatrik bozukluklar veya miyastenia gravis (nefesi kontrol edenler de dahil olmak üzere çeşitli kas gruplarında aşırı zayıflığa neden olan nöromüsküler bir bozukluk). Genellikle paraneoplastik nörolojik sendrom tanısına yol açan spesifik paraneoplastik antikorların varlığıdır.

PNS semptomları birkaç gün veya hafta içinde hızla gelişebileceği gibi yavaş yavaş da gelişebilir. Çoğunlukla geçici bir viral hastalık gibi görünen bir hastalığı takip ediyor gibi görünüyorlar. PNS’li hastaların yaklaşık %60’ında semptomlar kanser tanısı konmadan önce ortaya çıkar. Halihazırda kanser olduğu bilinen hastaların yaklaşık %40’ında, PNS’nin başlangıç ​​semptomları kanserin diğer komplikasyonlarına benzeyebilir. Ayrıca bazı kanser tedavileri de PNS ile karıştırılabilecek nörolojik semptomlara neden olabilir.

PNS sıklıkla sinir sisteminin yalnızca tek bir alanını etkiliyor gibi görünebilir. Bazı PNS vakalarında başlangıçta sinir sisteminin yalnızca bir alanı etkilenir, ancak zamanla diğer alanlar da etkilenebilir. Bu nedenle hastalık sürecinin takibi ve takibi için dikkatli ve tekrarlanan nörolojik muayenelerin yapılması gerekmektedir.

PNS’li hastaların çoğunda tümör, vücudun uzak bölgelerine metastaz yapmadan (yayılmadan) tek bir bölgede lokalizedir. Genellikle bu aşamadaki tümörün boyutu küçüktür. Bu nedenle tümörü bulmak çok zor olabiliyor. Semptomların, laboratuvar çalışmalarının ve kanda ve/veya omurilik sıvısında bulunabilen paraneoplastik antikorların kombinasyonu, paraneoplastik nörolojik sendrom tanısının konulmasına yardımcı olur. Spesifik antikorlar tespit edilirse, tümörün araştırılmasının bir veya birkaç organa odaklanmasına yardımcı olabilir.

Genel anlamda paraneoplastik nörolojik sendromlar (PNS), (1) esas olarak etkilenen sinir sistemi alanı; (2) ortaya çıkan semptomların türü; veya (3) immünolojik yanıtın türü.

Paraneoplastik Limbik Ensefalit: Bu bozukluk beyindeki ve özellikle hipokampus, amigdala, hipotalamus ve diğer birçok ilgili alanı içeren limbik sistemdeki iltihaplanmadan kaynaklanır. Beynin bu kısmı hafıza, duygu ve davranışlarla ilgilidir ve korku ve öfke tepkilerini kontrol eder. Aynı zamanda cinsel davranış duygularını da içerebilir. Hipotalamus, kan basıncı kontrolü, kalp atış hızı, gözbebeği reaktivitesi, endokrin/hormon fonksiyonu, vücut ısısı, yiyecek ve su alımı, uyku ve uyanıklık gibi vücut fonksiyonlarını düzenleyen otonom sinir sisteminin işleyişine katılır. Bu işlevlerin her biri herhangi bir ensefalit tipinde olumsuz etkilenebilir.

Ruh hali değişiklikleri, uyku sorunları ve ciddi, kısa süreli hafıza bozuklukları gibi paraneoplastik limbik ensefalitten çeşitli semptomlar kaynaklanabilir. Ek olarak, limbik ensefalitli birçok hastada nöbetler veya nöbet benzeri nöbetler veya bazen tam bilinç kaybıyla sonuçlanan grand mal nöbetler gelişir.

Klinik semptomlar, kan ve omurilik sıvısı analizi ve beyin MR ve EEG bulgularının kombinasyonu, limbik ensefalit teşhisini önerebilir. Bununla birlikte, genellikle kanda ve/veya omurilik sıvısında paraneoplastik antikorların (özellikle Hu, Ma2 ve CRMP5, NMDA reseptörü, GABA(B) reseptörü, AMPA reseptörü, Caspr2, mGluR5 antikorları) spesifik varlığıdır. paraneoplastik limbik ensefalit tanısı.

Paraneoplastik limbik ensefalit ile daha sık ilişkilendirilen kanserler, akciğer ve testis kanserleri ve timus tümörleridir (timoma), ancak diğer kanserler de dahil olabilir. Paraneoplastik limbik ensefalite benzer semptomlar kanser olmadan da ortaya çıkabilir; bu hastalarda sıklıkla LGI1’e karşı antikorlar bulunur (daha önce voltaj kapılı potasyum kanalı antikorları veya VGKC olarak biliniyordu).

Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon: PNS’nin bu formuna sahip hastalarda kolların, bacakların ve gözleri, konuşmayı ve yutmayı kontrol eden kasların ince motor koordinasyonunda ciddi sorunlar gelişir. Genel olarak tüm hareketler parçalanır ve titreme (ellerin titremesi) gelişebilir. Gözlerin hareketini kontrol eden problemler nedeniyle hastalarda çift görme veya görme alanında “sıçrama” hissi (“opsilopsi”) gelişir. Okumak veya televizyon izlemek gibi sıradan aktiviteler zor veya imkansız hale gelebilir; ayrıca yazı yazmak, yemek yemek veya giyinmek gibi basit işler de imkansız hale gelebilir.

Bu tür PNS’nin başlangıcında beyin MRI normal görünebilir. Bununla birlikte, nörolojik semptomların ortaya çıkmasından birkaç ay sonra, beyin MR’ı genellikle beyincikte atrofi (küçülme) gösterecektir.

Birkaç farklı paraneoplastik antikor, diğerlerinin yanı sıra Yo, Tr veya mGluR1 antikorları dahil olmak üzere paraneoplastik serebellar dejenerasyonla ilişkilendirilmiştir. İlişkili tümörler arasında, bunlarla sınırlı olmamak üzere, jinekolojik kanserler (esas olarak yumurtalık kanseri), meme, akciğer ve Hodgkin lenfoması yer alır.

Paraneoplastik serebellar dejenerasyon, tedavisi en zor PNS’lerden biridir. Primer tümörün tedavisinden sonra hafif bir iyileşme olsa da hastaların çoğunda iyileşme olmaz. Tedavi semptomların stabilleşmesine neden olabilir. Çok nadir durumlarda dramatik iyileşmeler meydana gelebilir.

Paraneoplastik Ensefalomiyelit: Bu bozukluk beynin birçok bölgesini, beyincik, beyin sapı ve omuriliği etkiler. Paraneoplastik ensefalomiyelit hastalarında genellikle hem “limbik ensefalit” hem de “serebellar dejenerasyon”da görülen semptomları veya eksiklikleri birleştiren semptomlar veya eksiklikler gelişir. Ayrıca, beyin sapının tutulumu nedeniyle hastalarda çift veya bulanık görme, geveleyerek konuşma, vertigo ve/veya baş dönmesi gelişebilir. , kalp ritimlerinde değişiklikler, titreme ve yavaş hareketler. Semptomlar başlangıçta Parkinson hastalığına benzeyebilir ve bilinç kaybı ve komaya kadar ilerleyebilir. Ayrıca beyne/kollara/bacaklara bilgi ve sinyal taşıyan sinirlerde de bir arıza olabilir.

Hangi paraneoplastik antikorun mevcut olduğuna bağlı olarak bazı hastalarda dudakları hareket ettirmede zorluk gelişebilir. Konuşmaya çalıştıklarında sesleri, sessiz görünecek kadar zar zor duyulabilir. Ancak diğer insanları anlayabilir ve komutlara başparmak yukarı veya aşağı gibi işaretlerle yanıt verebilirler.

Etkilenen hasta 50 yaşından genç bir erkek olduğunda tümör sıklıkla testislerdedir. Hasta, erkek ya da kadın, 50 yaşın üzerindeyse, ilişkili tümörün akciğerde ya da vücudun başka bir bölümünde olması muhtemeldir. Hu, CRMP5, Ma2 ve amfifizin dahil olmak üzere çeşitli paraneoplastik antikorlar paraneoplastik ensefalomiyelit ile ilişkilidir. Bu tip paraneoplastik ensefalomiyelitin hızlı tanısı önemlidir çünkü bazı hastalar tedaviyle iyileşir.

Anti-NMDAR Antikorlarıyla ilişkili Paraneoplastik Ensefalit: Bu sendrom genellikle başka hastalıklardan veya sorunlardan sıklıkla şüphelenilen gençleri veya genç kadınları etkiler. Bu genç hastaların birçoğunun ilk başta ya akut bir psikiyatrik süreç ya da uyuşturucu bağımlılığı reaksiyonu gösterdiği düşünülecektir. Genel olarak şiddetli semptomların ilerlemesi, uygulayıcıyı hastanın ensefaliti olduğundan şüphelenmeye yönlendirir.

Semptomlar arasında anksiyete, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, tuhaf davranışlar, sanrılar/halüsinasyonlar, neredeyse katatoni epizodları (hareket yokluğu), mırıldanma veya anlamsız konuşma epizotları ve/veya kafa karışıklığı yer alabilir. Zaman içerisinde ince kas seğirmesi ilerleyerek kol ve bacaklarda daha belirgin anormal hareketler ve duruşlar (koreoatetoz) meydana gelebilir. Birçok hastada yüz, ağız veya dilde anormal hareketler (orofasiyal diskinezi) gelişir. Otonom sinir sistemi disfonksiyonu belirgin hale gelir ve yüksek ateş (otonomik disfonksiyonun bir sonucu olarak) ortaya çıkabilir ve bu da bir enfeksiyondan şüphelenmeye yol açabilir.

Bu tip ensefalit paraneoplastik olabilir veya olmayabilir. Paraneoplastik olduğunda en sık görülen tümör teratomdur. Tümörün varlığı hastanın yaşına, cinsiyetine ve etnik kökenine göre değişir. Örneğin, genç kadınların (18 ila 45 yaş arası) yaklaşık %50’sinde yumurtalık teratomu vardır. Yaşlı kadın ve erkeklerde başka türde tümörler veya kanser bulunabilir. Bunun tersine, erkek ya da kız çocukların çoğunda (12 yaşından küçük) tümör yoktur. Tümörün çıkarılması (tanımlandığında) ve immünoterapi, NMDAR antikor seviyelerinin azalmasına ve nörolojik iyileşmeye veya tam iyileşmeye neden olur.

Özetle, anti-NMDAR antikorlarıyla ilişkili ensefalit, en sık tanımlanan otoimmün ensefalitlerden biridir ve paraneoplastik veya paraneoplastik olmayan bir bozukluk olarak ortaya çıkabilir. Her iki ensefalit formu da immünoterapiye ve tümörün çıkarılmasına (varsa) oldukça duyarlıdır.

Paraneoplastik Katı Kişi Sendromu: Bu tip PNS, ağrılı spazmların yanı sıra kas sertliği ve sertliği olarak ortaya çıkar. Semptomlar genellikle alt sırt ve bacak kaslarında görülür, ancak aynı zamanda kolları ve bacakları da etkileyebilir ve daha sonra vücudun diğer kısımlarını da etkileyecek şekilde ilerleyebilir. Spazmlar kaygı, yüksek ses, dokunma veya hareket etmeye çalışmayla artabilir veya tetiklenebilir.

Paraneoplastik katı kişi sendromu, katı kişi sendromunun paraneoplastik olmayan formuyla karıştırılmamalıdır. Bozukluk paraneoplastik tipte olduğunda anti-amfifizin adı verilen spesifik bir antikor genellikle hastanın kanında ve omurilik sıvısında bulunur. Genellikle bu PNS ile ilişkili tümörler meme veya akciğer kanseridir.

Paraneoplastik olmayan sert kişi sendromu olan hastalarda daha sıklıkla GAD veya Glisin reseptörü (GlyR) antikorları gibi başka tipte antikorlar gelişir. Nadir durumlarda bu antikorlar paraneoplastik sert kişi sendromu olan hastalarda da ortaya çıkabilir.

Paraneoplastik Opsoklonus-Miyoklonus veya Opsoklonus-Ataksi: Opsoklonus, hastanın gözlerinin kontrolsüz bir şekilde bir yönden diğerine hızla hareket ettiği nörolojik bir semptomdur. Miyoklonus, yüzü, kolları veya bacakları etkileyebilen kontrolsüz kas vücut sarsıntılarının nörolojik bir belirtisidir. Ataksi, koordinasyonsuz, sapkın bir yürüyüşe yol açan, gövde ve/veya kol veya bacak kaslarını kontrol etme güçlüğünün nörolojik bir belirtisidir. Bu belirtiler çocukları veya yetişkinleri etkileyebilir.

Çocuklarda opsoklonus en sık görülen paraneoplastik sendromdur. Genellikle dört yaşından küçük hastaları etkiler ve ani sendeleme ve düşme (ataksi) gelişmesiyle ortaya çıkar ve bunu sıklıkla vücutta titreme, salya akması, yürümeyi veya oturmayı reddetme, opsoklonus, sinirlilik ve uyku bozuklukları izler. İlişkili tümör nöroblastomdur (benzer semptomları olan çocukların yaklaşık %50’sinde tümör yoktur). Her ne kadar tümör tedavisi ve immünoterapi sonrasında semptomlar düzelse veya iyileşse de, birçok çocukta davranışsal anormallikler ve diğer gelişimsel anormallikler görülür.

Pediatrik paraneoplastik opsoklonus-miyoklonus için spesifik bir antikor tanımlanmamış olsa da, henüz tanımlanamayan antikorların dahil olduğuna dair büyük miktarda kanıt vardır.

Opsoklonus-miyoklonuslu yetişkinlerde genellikle daha az davranışsal anormallik vardır, ancak ataksi sıklıkla belirgindir. Yetişkinlerde bu semptomlarla en sık ilişkilendirilen kanserler genellikle akciğer, meme ve yumurtalıkta bulunur. Bazen bu bozukluğa sahip yetişkinlerin yaklaşık %20’sinde iyi bilinen paraneoplastik antikorlar keşfedilir. Bu antikorlardan en iyi bilinenine “anti-Ri” denir.

Tümörün tedavisi ve immünoterapi genellikle nörolojik semptomların iyileşmesi veya stabilizasyonuyla sonuçlanır.

Duyusal Nöronopati: Bu terim, duyu sinirlerinin kaynaklandığı nöronları ifade eder. Bu nöronlar, omuriliğe yakın duyusal sinir kökleri boyunca yer alan “dorsal kök ganglionlarında” kümelenmiştir. Duyusal nöronopatinin semptomları genellikle asimetrik bir şekilde başlar. Yani, bir taraftan başlayacaklar ve birkaç gün ve hafta içinde diğer tarafı da kapsayacak şekilde ilerleyerek sonunda simetrik hale gelecekler.

Hastalar tarafından en sık tanımlanan semptomlar arasında bıçak gibi saplanan ağrı (kısa süreli, elektrik çarpması tipi ağrı), kumda yürüme hissi, soğukluk, uyuşma veya el ve ayaklarda yanma hissi yer alır. Yüzdeki duyuların yanı sıra tat ve işitme de etkilenebilir. Duyusal nöronopatinin ileri evresinde tüm duyular ciddi şekilde azalabilir veya kaybolabilir. Gözler kapalıyken uzuvların nerede olduğunu bilme yeteneğini azaltan, bir şeye uzanmayı veya yürümeyi zorlaştıran duyusal ataksi meydana gelebilir.

Paraneoplastik duyusal nöronopatiyle en sık ilişkilendirilen antikorlar “anti-Hu” antikorlarıdır. Genellikle küçük hücreli akciğer kanseri ile bir ilişki vardır, ancak diğer kanserler de ilişkilendirilebilir.

Paraneoplastik Nöropatiler: Periferik sinirlerin iki ana türü vardır: motor ve duyu. Motor sinirler kasların hareket etmesini sağlar ve kas kuvveti açısından önemlidir. Duyusal sinirler dokunma, ağrı, sıcaklık, soğukluk ve titreşim gibi farklı duyuların hissedilmesini sağlar. Nöropatilerin çoğu vücudun her iki tarafını da eşit şekilde etkiler; en kötü semptomlar kalça veya omuzlardan ziyade eller ve ayaklarda görülür.

Kanserli hastaların, kanserin diğer komplikasyonları veya kanser tedavilerinin yan etkileri sonucunda periferik nöropati geliştirebileceğini unutmamak önemlidir. Paraneoplastik nöropatilerle en sık ilişkili kanserler akciğer kanseri, miyelom, B hücreli lenfoma ve Waldenstrom makroglobulinemisidir. Sadece az sayıda hastada antikorlarla ilişkili paraneoplastik nöropatiler vardır. Bu PNS ile ilişkili iki antikor “anti-Hu” ve “anti-CV2/CRMP5″tir; bu antikorlara sahip hastalar sıklıkla akciğer kanserine yakalanır.

Sinir ve Kas Vasküliti: Bu, periferik sinirlerin ve kasların küçük kan damarlarının iltihaplanmasından oluşan çok nadir bir hastalıktır. Hastalarda sıklıkla periferik nöropati semptomları gelişir; bu semptomlar başlangıçta her iki kolu da etkilemeden önce yalnızca bir kolu veya bacağını etkileyebilir. Ağrı sıklıkla ortaya çıkar. Akciğer, böbrek, prostat ve lenfoma kanserleri de dahil olmak üzere çeşitli tümör türleri bu tip paraneoplastik nörolojik sendromla ilişkilendirilmiştir. Bu bozuklukla ilişkili spesifik paraneoplastik antikorlar yoktur.

Lambert Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS): Bu bozukluk, nörotransmiter asetilkolinin salınımının bozulmasından kaynaklanır. Bu eksiklik nedeniyle kaslar iyi kasılmaz ve genellikle kalça ve omuzlarda görülen zayıflığa neden olur. Göz kapaklarında geçici bir sarkma (pitoz) ve çift görme (diplopi) meydana gelebilir. Boyun kasları ve bazen nefes almayı kontrol eden solunum kasları etkilenebilir.

LEMS ayrıca ağız kuruluğu, ayağa kalkarken kan basıncında hızlı düşüş (ortostatik hipotansiyon), kabızlık, mesane fonksiyon bozukluğunu kontrol etmede zorluk ve erektil disfonksiyon gibi otonom sinir sistemi fonksiyon bozukluğu semptomlarıyla da ilişkilidir.

LEMS’li hastalarda voltaj kapılı kalsiyum kanalı (VGCC) antikorları adı verilen antikorlar bulunur. Bununla birlikte, VGCC antikorlarının, LEMS’in spesifik nedeninin paraneoplastik olduğunu göstermediği, çünkü bozukluğun kanser yokluğunda da ortaya çıkabileceği dikkate alınmalıdır. LEMS’li tüm hastaların yaklaşık %60’ında küçük hücreli akciğer kanseri vardır.

Miyastenia Gravis (MG): Bu, nöromüsküler kavşağın iyi bilinen bir bozukluğudur. MG’nin semptomları LEMS’li hastalarınkine benzeyebilir ancak göz kasları, göz kapakları, yüz, yutma, konuşma ve solunum kasları daha sık ve ciddi şekilde etkilenir.

Birçok hastanın kansere yakalandığı LEMS’in aksine, miyastenia gravisli hastaların yalnızca %10-15’inde tümör vardır, bu durumda tümör timus bezindedir (timoma). Myastenia gravis (AChR antikorları) ile ilişkili bir antikor mevcut olsa da bu bir paraneoplastik antikor değildir.

Polimiyozit/Dermatomiyozit: Bunlar kasın iki farklı bozukluğudur. “Miyozit” terimi kastaki iltihaplanma anlamına gelir. “Polimiyozit” birden fazla kasın iltihaptan etkilenmesi anlamına gelir. “Dermatomiyozit” kasların yanı sıra deri tutulumunun da olması anlamına gelir.

Her iki bozukluk da zayıflığın yanı sıra omuzlarda ve uyluklarda ağrı veya ağrı gibi benzer kas semptomlarına neden olur. Zayıflık ağırlıklı olarak kalçaları ve omuzları etkiler ve aynı zamanda boynu da etkileyerek başı dik tutmayı zorlaştırır ve boğaz ve yemek borusu kasları yutkunma güçlüğüne neden olur. Kalpte (miyokardit), eklemlerde (artralji) ve akciğerlerde (interstisyel akciğer hastalığı) iltihaplanma meydana gelebilir.

Dermatomiyozitli hastalarda genellikle göz kapaklarında şişlikle birlikte morumsu bir renk değişikliği (heliotrop döküntü) ile karakterize cilt değişiklikleri gelişir. Ayrıca eklemlerin üzerinde kabuklu, kırmızı bir döküntü oluşabilir. Bazı hastalarda ciltte kaşıntı ve ülserasyonlar gelişir.

Polimiyozitli hastaların çoğunda ilişkili bir kanser yoktur, dolayısıyla bu bozukluk nadiren paraneoplastiktir. Ancak dermatomiyozitin malign bir tümörle ilişkili olma olasılığı daha yüksektir. Akciğer, meme, yumurtalık ve gastrointestinal sistem tümörleri dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere, dahil olabilecek çeşitli tümörler vardır. Anti-transkripsiyonel aracı faktör 1-gamma veya anti-nükleer matris proteini 2 antikorları açısından pozitif dermatomiyozitli hastaların kansere yakalanma riskinin arttığı gösterilmiştir.

Nekrotizan Otoimmün Miyopati: Bu, omuz ve kalça seviyesinde belirgin kas zayıflığıyla ilişkili bir hastalıktır. Kas tahribatı (nekroz) inflamasyonun varlığından daha belirgindir. Bu hastalığa sahip hastalarda anti-3-hidroksi-3-metilglutaril-koenzim A redüktaz (HMGCR) ve anti-sinyal tanıma partikülü (SRP) dahil olmak üzere rapor edilmiş çeşitli antikorlar vardır. Çalışmalar, antikorları olmayan veya HMGCR’ye karşı antikorları olan hastaların, SRP’ye karşı antikorları olan hastalara göre ilişkili bir kansere sahip olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Baskın olan spesifik bir kanser türü bulunamadı.

PNS’nin spesifik nedeni bilinmemektedir. Spesifik malign tümörlere karşı antikorların (onkonöral antikorlar) serum veya beyin omurilik sıvısındaki (BOS) bulguları, bazı PNS’lerin nedeninin, sinir sistemine karşı yanlış yönlendirilen tümöre karşı bağışıklık tepkisi olduğunu göstermektedir.

Paraneoplastik sendrom şüphesi olan hastalara kan, idrar ve BOS’u da içeren tam bir laboratuvar çalışması paneli yapılmalıdır. Ek olarak, MRI, EEG (elektroensefalogram) ve EMG (elektromiyogram) kullanımı, PNS tanısına yardımcı olan anormallikleri daha da görüntüleyebilir.

PNS’li hastaların çoğunun (ancak hepsinin değil) kanında ve/veya BOS’unda paraneoplastik antikorlar bulunur. Bu antikorlardan herhangi birinin tanımlanması durumunda PNS tanısı kuvvetle desteklenir veya kesin olur (antikorun türüne bağlı olarak).

Nörolojik sendromlarla ilişkili üç tip antikorun olduğu anlaşılmalıdır. Spesifik nörolojik sendromlarla ilişkili olan ancak kanserle ilişkili olmayan bir tür vardır. Başka bir tür, neredeyse her zaman kanserin varlığıyla ilişkilendirilen antikorları içerir. Üçüncü tip antikorlar kanserle birlikte veya kanser olmadan ortaya çıkabilen antikorları içerir. Bu nedenle nörolojik sendromun paraneoplastik olup olmadığını öne sürmede her bir antikor kategorisinin göreceli değerini anlamak önemlidir.

Paraneoplastik sendrom tanısı veya şüphesi ortaya çıktığında tümörün yerini ve tipini belirlemek için başka testler kullanılır. Bunlar arasında CT taraması (genellikle göğüs, karın ve pelvis), mamografi, ultrason, PET taraması ve spesifik tümör belirteçleri (yumurtalık kanseri için CA125 gibi) için kan testleri yer alır. Paraneoplastik antikorun türü çoğu zaman tümörün araştırılmasını belirli bir organa yönlendirmeye yardımcı olur (örneğin, Hu antikorları olan hastaların çoğunda akciğer kanseri vardır).

Periferik sinirlerin ve nöromüsküler kavşağın birkaç PNS’si dışında, bu sendromların çoğunun tedavisi için henüz genel bir fikir birliği yoktur. Ancak çoğu araştırmacının üzerinde mutabakata vardığı birkaç prensip vardır: Tümör, tüm PNS’lerin ana tetikleyicisidir. Bu nedenle genel olarak tümörün hızlı bir şekilde tanımlanması ve tedavisi önemlidir. Bu nedenle ilk tedavi seçeneği genellikle cerrahi, radyasyon veya kemoterapidir (tek başına veya kombinasyon halinde).

Birçok PNS immün aracılı olduğundan, ilgili antikorun tipine göre immünoterapi düşünülmelidir. Antikorun nöronların hücre yüzeyine saldırdığı PNS, immünoterapilere, antikorların nöronların içindeki proteinlerle (veya hücre içi antijenlerle) reaksiyona girdiği PNS’den daha iyi yanıt verir. İmmünoterapinin kullanımı, zamanlaması ve türü, spesifik PNS tipine ve/veya tümörün aynı anda tedavi edilip edilmediğine bağlı olarak değişecektir.

Önceki beş yıl içinde tedavi edilen bir kanserin gerilemesinde olan bir hastada, PNS gibi görünen semptomlar, tümörün tekrarlama olasılığının yüksek olduğunu gösterir. Tekrarlanan kanser taraması yapılmalıdır. Benzer şekilde, PNS’si olduğu bilinen ancak kanserinin remisyonda olduğu düşünülen bir hastada nörolojik semptomların nüksetmesi veya aniden kötüleşmesi, kanserin nüksetmesi konusunda yüksek bir şüphe indeksi oluşturmalıdır.

Paylaşın