POEMS Sendromu Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

POEMS sendromu oldukça nadir görülen bir paraneoplastik sendromdur. Paraneoplastik sendromlar, vücudun kazara sinir sistemindeki normal hücrelere saldırdığı kanserli bir tümöre (neoplazma) karşı anormal bir bağışıklık tepkisinden kaynaklanır.

Haber Merkezi / POEMS, bozukluğun beş ana belirti ve semptomunu ifade eden bir kısaltmadır; bunlar arasında polinöropati, O rganomegali, Endokrinopati, Monoklonal gamopati ve S kin anormallikleri yer alır.

Yaygın semptomlar arasında kol ve bacaklardaki sinirlerde ilerleyici zayıflık (sensorimotor polinöropati), anormal derecede genişlemiş karaciğer ve/veya dalak (hepatosplenomegali), genişlemiş lenf düğümleri (lenfadenit), derinin koyulaşması (hiperpigmentasyon), derinin kalınlaşması ve aşırı saç büyümesi (hipertrikoz).

POEMS sendromu erkeklerde kadınlara göre 1,5 kat daha sık görülür ve tipik başlangıç ​​yaşı 50’li yaşlardaki yetişkinlerdir. POEMS sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir, ancak araştırmalar VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü) adı verilen bir kimyasalın bu hastalıkta önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

POEMS sendromu kronik bir hastalıktır ve prognoz, hastalığın yaygınlığına ve kişinin tedaviye verdiği cevaba bağlıdır. POEMS sendromunun standart bir tedavisi yoktur. POEMS sendromu tanısı alan hastalar için tedavi seçenekleri arasında radyasyon terapisi, kemoterapi ve/veya hematopoietik hücre nakli yer alır. POEMS sendromu olan hastaların ortalama hayatta kalma süresi 14 yıldan fazladır.

POEMS sendromu nadir görülen, multisistemik bir paraneoplastik sendromdur. POEMS, hastalıkla ilişkili bazı önemli belirti ve semptomları temsil eder. POEMS sendromunun ana kriterleri arasında aşağıda listelenen en az bir küçük kritere ek olarak polinöropati, monoklonal gamopati ve osteosklerotik lezyon, Castleman hastalığı veya yüksek vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) seviyeleri yer alır.

POEMS sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir. POEMS sendromu, hücreden hücreye iletişim (pro-inflamatuar sitokinler) yoluyla inflamasyonu teşvik eden moleküllerin aşırı üretimi ile ilişkilidir. Çalışmalar, POEMS sendromlu bireylerin kanında anormal derecede yüksek düzeyde vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve proinflamatuar sitokinler, interlökin-6, interlökin-1 ve TNF-alfa olduğunu göstermiştir.

Sitokinler, vücudun bağışıklık sistemi tarafından iltihaplanmaya yanıt olarak üretilen proteinlerdir. POEMS sendromunun gelişiminde sitokinlerin ve VEGF’nin oynadığı rolün kesin olarak belirlenmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

POEMS sendromuna sahip olduğundan şüphelenilen hastalar, fizik muayene, tıbbi öykü incelemesi ve laboratuvar testlerini içeren kapsamlı bir klinik değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ayrıntılı fizik muayene, gözlerin, cildin ve nörolojik durumun yanı sıra organların ve vücudun genel fonksiyonunun incelenmesini içerir.

Bazı immünolojik anormalliklerin doğrulanması, POEMS sendromu tanısının konulmasında önemli bir rol oynar. Kan (serum) veya beyin omurilik sıvısı (BOS) üzerinde yapılan laboratuvar testleri, yüksek düzeyde M proteini ortaya çıkarabilir ve kan plazması, yüksek düzeyde vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) gösterebilir.

POEMS sendromuna özgü osteosklerotik lezyonları saptamak için iskelet görüntüleme yapılabilir. Pek çok hastada, osteosklerotik bir lezyondan veya kemik iliği biyopsisinden küçük doku örneklerinin cerrahi olarak çıkarılması (biyopsi) ve mikroskobik incelemesi, monoklonal plazma hücrelerinin anormal varlığını ortaya çıkaracaktır.

POEMS sendromu tanısı konulabilmesi için bir kişinin bir majör kriter ve bir minör kritere ek olarak hem polinöropati hem de monoklonal plazma hücre proliferatif bozukluğunu göstermesi gerekir. POEMS sendromunun diğer önemli kriterleri arasında osteosklerotik lezyon, Castleman hastalığı ve yüksek vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) düzeyleri yer alır.

POEMS sendromunun minör kriterleri arasında organların genişlemesi (organomegali), hücre dışı sıvı birikimi (periferik ödem, asit veya plevral efüzyon), endokrinopati, cilt değişiklikleri, optik diskin şişmesi (papilödem) ve yüksek kan hücresi sayısı (polisitemi veya trombositoz) yer alır.

POEMS sendromuna yönelik mevcut tedaviler semptomların iyileştirilmesine odaklanır ve hastalarda iyi prognoza yol açabilir. İyonlaştırıcı radyasyonun (radyoterapi) kullanılması veya lokalize (vücuda yayılmayan) osteosklerotik lezyonların cerrahi olarak çıkarılması (eksizyon), POEMS sendromuyla ilişkili semptomların geçici veya kalıcı olarak azalmasına yol açabilir.

Yaygın olağandışı kemik sertleşmesi (osteosklerotik lezyonlar) veya yaygın kemik iliği tutulumu olanlar da dahil olmak üzere birçok hastada, belirli antikanser ilaçları (alkilleyici kemoterapi ajanları) ile tedavi, POEMS sendromuyla ilişkili semptomları hafifletebilir.

Yaygın hastalığı olan bazı hastalara ayrıca yüksek dozda kemoterapi ve ardından kendi vücutlarından sağlıklı kan kök hücrelerinin infüzyonu (otolog kök hücre nakli) uygulanabilir. POEMS sendromunu tedavi etmek için kullanılan ek tedaviler arasında hastanın hastalık seyrine bağlı olarak lenalidomid, talidomid ve bortezomib yer alır. Fizik tedavi ve şişliği hafifletmeye yönelik ilaçlar gibi diğer tedaviler, POEMS sendromunun hareketliliğini ve diğer semptomlarını iyileştirmeye yardımcı olabilir.

Paylaşın

Poland Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Poland Sendromu doğumda (doğuştan) belli olan nadir bir durumdur. İlişkili özellikler durumdan duruma son derece değişken olabilir. Bununla birlikte, klasik olarak vücudun bir tarafında (tek taraflı) göğüs duvarı kaslarının yokluğu (aplazi) ve aynı tarafta (ipsilateral) elin anormal derecede kısa, perdeli parmakları (simbrakidaktili) ile karakterize edilir.

Haber Merkezi / Bu duruma sahip olanlarda, tipik olarak pektoralis minör kasının ve pektoralis majör kasının sternal veya göğüs kemiği kısmının tek taraflı yokluğu vardır. Pektoralis minör üst göğüs duvarında yer alan ince, üçgen bir kastır; pektoralis majör, göğsün üst ön kısmının çoğunu kaplayan geniş, yelpaze benzeri bir kastır.

Etkilenen bireyler, bir meme ucunun az gelişmiş olması veya yokluğu (meme ucunun etrafındaki koyu renkli alan [areola] dahil) ve/veya kol altında (aksilla) yama şeklinde kıl yokluğu gibi değişken ilişkili özelliklere sahip olabilir. Kadınlarda bir memenin ve altta yatan (deri altı) dokuların az gelişmiş olması veya yokluğu (aplazi) olabilir.

Bazı durumlarda, üst kaburgaların az gelişmiş olması veya yokluğu gibi ilişkili iskelet anormallikleri de mevcut olabilir; kürek kemiğinin yükselmesi (Sprengel deformitesi); ve/veya ön kol kemiklerinin (yani ulna ve radius) az gelişmesiyle birlikte kolun kısalması. Poland Sendromu erkekleri kadınlardan daha sık etkiler ve en sık vücudun sağ tarafını etkiler. Durumun kesin nedeni bilinmiyor.

İlişkili semptom ve bulgular, birden fazla aile üyesinin etkilendiği nadir vakalar da dahil olmak üzere son derece değişkendir. Örneğin, bildirilen bazı vakalarda, bir kardeşte bu durumun tüm önemli özellikleri görülürken, diğer kardeşte yalnızca pektoral kas veya el tutulumu yoktu.

Bununla birlikte, yukarıda belirtildiği gibi, Poland Sendromu en yaygın olarak vücudun bir tarafında göğüs duvarı kaslarının yokluğu (tek taraflı) ve aynı tarafta elin tutulumu (aynı taraf) ile karakterize edilir. Vakaların yaklaşık yüzde 75’inde bu tür anormallikler vücudun sağ tarafını etkiler.

Etkilenen bireylerin çoğunda, pektoralis majör kasının sternal kısmının yokluğu ve pektoralis minör kasının yokluğu vardır. Üst göğüs duvarının büyük bir kası olan pektoralis major, göğüs kemiğinden (sternum), köprücük kemiğinden (klavikula) ve ikinci ila altıncı kaburgaların kıkırdaklarından kaynaklanır; omuz eklemi üzerinde hareket ederek kolu vücut boyunca hareket ettirme işlevi görür. Pektoralis minör pektoralis majör kasının altında ince, üçgen bir kastır. Bu kas üçüncü ila beşinci kaburgalardan kaynaklanır ve kürek kemiğini (skapula) döndürme ve ileri ve aşağı hareket ettirme işlevi görür.

Poland Sendromlu bazı bireylerde, sırtın bazı büyük kasları (latissimus dorsi) ve/veya kolun altındaki kaburgalardan kürek kemiğine kadar uzanan ince göğüs duvarı kası gibi diğer bölgesel kasların tek taraflı yokluğu da olabilir. (serratus anterior).

Bazı durumlarda, ilişkili anormallikler, meme ucu (areola) ve meme ucu çevresindeki koyu renkli alanın az gelişmiş olması veya yokluğunu ve/veya kol altında (aksilla) anormal düzensiz kıl büyümesini içerebilir. Ayrıca etkilenen kadınlarda meme ve deri altı dokuların az gelişmiş olması veya yokluğu da söz konusu olabilir.

Poland Sendromlu bazı bireylerde ek olarak değişken kemik kusurları da mevcut olabilir. Bunlar, bazı üst kaburgaların ve kaburgaların göğüs kemiğine bağlandığı kıkırdak çubuklarının (kostal kıkırdak) az gelişmiş olması veya yokluğunu içerebilir.

Ayrıca bazı durumlarda kürek kemiğinin (skapula) anormal yükselmesi ve/veya az gelişmesi, etkilenen taraftaki kolun hareketlerinde kısıtlılık ve boynun tabanında yükselmeye bağlı olarak bir şişlik oluşması da söz konusu olabilir. kürek kemiği (Sprengel deformitesi olarak bilinen bir durum). (Daha fazla bilgi için lütfen Nadir Hastalıklar Veritabanındaki arama teriminiz olarak “Sprengel”i seçin.)

Yukarıda belirtildiği gibi, Poland Sendromlu bireylerin çoğunda vücudun etkilenen tarafındaki el de tutulmuştur. Parmakların bazı kemikleri (falanjlar) az gelişmiştir veya yoktur, bu da parmakların anormal derecede kısa olmasına (brakidaktili) neden olur.

Ek olarak, çoğu durumda, özellikle işaret ve orta parmaklar olmak üzere belirli parmaklarda perdeleme (sindaktili) mevcuttur. Ek olarak, bazı vakalarda, etkilenen bireylerde, başparmak ve ön kolun serçe parmağındaki kemiklerin (yani radius ve ulna) az gelişmesiyle birlikte kolda anormal kısalma olabilir.

Tıp literatüründe yer alan raporlara göre, vakaların büyük bir çoğunluğunun aile öyküsünün olmaması ve bilinmeyen nedenlerle rastgele (ara sıra) ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte, bazı çok nadir vakalarda, bu durumun bir ebeveynde, çocukta ve etkilenmemiş ebeveynlerden doğan kardeşlerde ortaya çıkması da dahil olmak üzere ailesel modeller rapor edilmiştir.

Bazı araştırmacılar, görünüşe göre ailesel vakaların, sendroma zemin hazırlayabilen belirli bir olaya veya anomaliye (kan akışının erken kesilmesi gibi) kalıtsal duyarlılıktan kaynaklanabileceğini öne sürmektedir (doğrudan aşağıya bakın).

Poland Sendromu bazen Polonya dizisi olarak da adlandırılır. Bir “dizi” (veya anormallik), tek bir anomaliden türetilen bir malformasyon modelini ifade eder. Bazı araştırmacılara göre, Poland Sendromunda birincil kusur, belirli bir arterin gelişiminin bozulması veya erken embriyonik büyüme sırasında kan akışının azalmasına veya kesintiye uğramasına neden olabilecek diğer mekanik faktörler olabilir.

Altıncı hafta veya civarında belirli arterlerde (yani subklavyen arter, vertebral arter ve/veya bunların dalları) kan akışının bozulması nedeniyle oluşabilecek bir grup durum için “Subklavyen Arter Besleme Bozulması Dizisi” terimi önerilmiştir. Embriyonik gelişimin bu tür durumlar arasında Poland Sendromu, Moebius Sendromu, Klippel – Feil Sendromu ve Sprengel deformitesi yer alır. Ortaya çıkan spesifik kusur modelinin, azalan kan akışının belirli bölgesine ve derecesine bağlı olduğu düşünülmektedir.

Poland Sendromunun tanısı genellikle doğumda karakteristik fiziksel bulgulara, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye ve çeşitli özel testlere dayanarak konur. Bu tür testler, kasların ne ölçüde etkilenebileceğini belirleyebilen BT taraması gibi ileri görüntüleme tekniklerini içerebilir.

CT taraması sırasında, vücuttaki belirli organ veya yapıların kesit görüntülerini gösteren bir film oluşturmak için bir bilgisayar ve X ışınları kullanılır. Ellerde, ön kollarda, kaburgalarda ve/veya kürek kemiklerinde belirli anormalliklerin tanımlanmasına ve karakterize edilmesine yardımcı olmak için röntgen çalışmaları kullanılabilir.

Polonya Sendromunun tedavisi, her bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Göğüs duvarını yeniden inşa etmek ve kaburgaları uygun yerlerine yerleştirmek için plastik cerrahi yapılabilir.

Kadınlarda göğüs tümseği oluşturmak için plastik cerrahi de yapılabilir. Bazı durumlarda, eller gibi vücudun diğer bölgelerini etkileyen iskelet anormalliklerinin düzeltilmesine yardımcı olmak için ameliyat da yapılabilir. Hareket kısıtlamalarının iyileştirilmesine yardımcı olmak için fizik tedavi de reçete edilebilir. Bu bozukluğun diğer tedavisi semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Ankaralı Namık Kimdir? Hayatı, Albümleri

30 Nisan 1976 yılında Çankırı’da dünyaya gelen Ankaralı Namık (Namık Uğurlu), 18 Ekim 2015 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. Namık Uğurlu, memleketi Çankırı’nın Kurşunlu İlçesi’ne bağlı Yeşilöz Köyü’nde toprağa verildi.

Namık Uğurlu, ilk ve orta öğrenimini doğduğu köyde, lise öğrenimini Ankara Emek Cumhuriyet Lisesi’nde tamamladıktan sonra İnönü Üniversitesi Mühendislik fakültesi Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi fakat mesleğini yapmayıp müziğe yöneldi.

2005 yılında “Arabada Beş Evde On Beş” adlı albümü milyonlar satarak birçok megastarı geride bırakarak rekorlar kıran Namık Uğurlu, 2007 yılında “Ah Babam Sağ Olsaydı” adlı albümü, kendisiyle aynı dönemde albüm çıkaran Tarkan’la sıkı bir mücadele içinde olduğunu ve albüm satışlarının yakın olduğunu belirtti.

Son iki albümü 700 bin adetin üzerinde satan Namık Uğurlu, Ankara’dan bağımsız milletvekili adayı olarak siyasete de atılmayı denedi. Namık Uğurlu, Ankara Eczacıspor Kulübü Başkan Yardımcılığı’nı ve Tüm Türkiye Çalışan ve Emekliler Birliği Genel Başkan vekilliğini yürüttü.

Namık Uğurlu’nun albümleri: Kazı Koçum Kazı, Arabada Beş Evde Onbeş, Hadi Çık da Gel, Salla Bidenem Salla, Yapıştır Koçum – Nassı Yani, Hovarda, Vay Aslanım Vay, Ah Babam Sağ Olsaydı, Dar Geldi Sana Ankara, Seviyorsan Bak Yüzüme & Mezar Taşları, Uyuma Dayı Paranı Çalarlar, Oğlumun Tabancası & Tak Tak Eder Amcası, Ananın Hayrına Ver, Utanmadın Mı?, Bayrama Gidiyorum.

Paylaşın

Ankaralı Yasemin Kimdir? Hayatı, Albümleri

4 Eylül 1979 yılında Ankara’da dünyaya gelen Ankaralı Yasemin’in asıl adı Yasemin Aydın’dır. Maddi yetersizlikte sebebiyle eğitimine devam edemeyen Yasemin Aydın, müzik yaşamına 16 yaşındayken başladı.

17 yaşında profesyonel olarak müzik piyasasına atılan Yasemin Aydın, ilk albümü olan Bende İsterem’i 1997 yılında çıkardı. Yasemin Aydın, 1998 yılında Sarışın Bomba, Hop Dedik Abi ve Cepten Ara Beni albümlerini yaptı. Yasemin Aydın’ın Hop Dedik Abi albümü 280 binden fazla sattı.

Yasemin Aydın, 2000 yılında Anlayalım Abi, Tantana Yapma, 2005 yılında Best of Yasemin, 2006 yılında Öpüversin Seni, 2007 yılında Sevmiyorsan Kandırma, 2012 yılında Ankara Klasikleri, 2014 yılında Evlere Şenlik Eğlence ve 2015 yılında Nar Tanem albümlerini çıkardı.

Yasemin Aydın’ın albümleri: Ben de İsterem, Sarışın Bombam, Geliyorlar Gidiyorlar, Hop Dedik Abi, Cepten Ara Beni, Anlayalım Abi, Tantana Yapma, Best of Yasemin, Öpüversin Seni, Sevmiyorsan Kandırma/Şikibop Şekerim, Süper Ankaralılar, Ankara Klasikleri, Evlere Şenlik Eğlence, Nar Tanem.

Paylaşın

Apolas Lermi Kimdir? Hayatı, Albümleri

1986 yılında Trabzon’un Tonya ilçesinde dünyaya gelen Apolas Lermi’nin gerçek adı Abdurrahman Lermi’dir. Arkadaşlarının taktığı Apolas lakabını benimseyen Abdurrahman Lermi, lakabı sahne ismi olarak kullandı.

Genelde Türkçe Karadeniz türküleri seslendiren Apolas Lermi, Karadeniz Bölgesi’nde konuşulan ve unutulmakta olan Romeika ve Türkçe dilinde şarkıların da yer aldığı; geleneksel takvimde yeni yılın ilk ayı anlamına gelen Kalandar albümünü 2011 yılında çıkardı.

Apolas Lermi’nin 2014’te çıkan 2. solo albümü Santa, adını Santa Harabeleri’nin yer aldığı Gümüşhane’nin Dumanlı köyünden alır. Apolas Lermi, 2016’da tamamı Romeika ve Yunanca şarkılardan oluşan Romeika isimli bir albüm çıkardı.

Apolas Lermi, 2018 yılında Momoyer isimli yeni albümünü yayınladı. Momoyer, dünyanın birçok yerinde benzer şekillerde gerçekleşen geleneksel kış eğlencelerinin Trabzon’daki adıdır. Apolas Lermi, yeni şarkılarını single (tekli) olarak dijital platformlarda yayınlamaya devam etmektir. ‘Aşk Denizi, Akşam Oldu Karanlık, Seni de Unuturum, Kalanima Deresi’ bunlardan bazılarıdır.

Apolas Lermi’nin albümleri: Kalandar, Santa, Romeika (Pontic Greek), Momoyer.

Paylaşın

Kiros Silindiri: Kadim İnsan Hakları Bildirisi

Fransız Devrimi’nin İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nden 2 bin yıl önce, en eski insan hakları bildirgesi olarak kabul edilen bir bildiri yayınlandı: Kiros Silindiri.

Haber Merkezi / Günümüzde Londra’daki Britanya Müzesi’nde sergilenmekte olan Kiros Silindiri, 1879 yılında Asur bilgini Hormuzd Rassam tarafından Babil’deki Marduk Tapınağı’nda bulundu.

Silindirin üzerinde, dönemin en büyük imparatorluğunu kuran Ahameniş İmparatorluğu’nun kurucusu Pers kralı Büyük Kiros’un MÖ 539 yılında Babil’i fethini ve Babil’in son kralı Nabonidus’un ele geçirilmesini anlatan bir metin yer alıyor.

Silindirdeki metinde Aynı zamanda, Kiros’un dini, ırksal ve dilsel özgürlüğü desteklediğinden ve Babilliler tarafından yurtlarından edilenlerin anavatanlarına dönmelerine izin verdiğinden söz ediyor.

Kiros Silindiri’nde yer alan metnin bazı bölümleri şöyle: 

“İmparatorluğumdaki ulusların gelenek, görenek ve dinlerine saygı duyacağımı ve ben hayatta olduğum sürece hiçbir valimin ve astımın onları küçümsemesine veya aşağılamasına asla izin vermeyeceğimi duyuruyorum.

Bundan sonra… kimsenin kimseye zulmetmesine izin vermeyeceğim, böyle bir şey olursa onun hakkını geri alacağım ve zalimin cezasını vereceğim.

Kimsenin zorla veya tazminatsız olarak başkalarının taşınır ve taşınmaz mallarına el koymasına asla izin vermeyeceğim. Hayattayken ücretsiz, zorla çalıştırmayı yasaklıyorum.

Bugün herkesin din seçmekte özgür olduğunu duyuruyorum. İnsanlar başkalarının haklarını ihlal etmemek koşuluyla her bölgede yaşamakta ve çalışmakta özgürdürler.”

Kiros’un bildirisi, temel olarak Babilli kölelerin serbest ve özgür olması gerektiğinden bahsettiği için, “ilk insan hakları bildirgesi” olarak da kabul edilmektedir.

Kölelik, Pers toplumunun ayrılmaz parçası olarak kalmaya devam eden bir kurum olmasına rağmen, eski Mezopotamya geleneklerini derinden etkilemiştir. Öyle ki, hükümdarlar tahta geçiş törenlerinde, reform bildirgeleri yayımlamıştır.

Paylaşın

Fenerbahçe’den Galatasaray Maçı Açıklaması: Gerçek Hak Edeni…

Fenerbahçe, Galatasaray maçına ilişkin yaptığı açıklamada, “Fenerbahçemizin galibiyeti ile sonuçlanan bu maç, her bir dakikası ile ‘gerçek hak edeni’ tüm Türkiye’ye göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe, hafta sonu oynanan Galatasaray maçına ilişkin bir açıklama paylaştı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “19 Mayıs Pazar günü oynanan, Takımımızın 1-0 galibiyeti ile sonuçlanan maçın ardından rakip takım bireyleri tarafından oluşturulan gündemi dikkatle takip ediyoruz.

Maçın bitişinin ardından rakibimizin serzenişlerinin artarak garipleştiği bu gündemden hareketle öncelikle şunu söylemek isteriz ki; Derbi zaferimizin ardından gerek mevcut başkan ve muhtelif yöneticiler gerekse başkan adayı nezdinde yapılan sayısız çelişkili açıklamaların ana sebebi, maç sonucunun hazmedilememesi kaynaklıdır.

Her şeyin tam da istedikleri şekilde kendilerine sunulduğu, Takımımızın haksız şekilde henüz maçın başında 10 kişi bırakıldığı ve her şeye rağmen Fenerbahçemizin galibiyeti ile sonuçlanan bu maç, her bir dakikası ile “gerçek hak edeni” tüm Türkiye’ye göstermiştir.

Sezon başından beri haykırdığımız sistematik ve sistemsel sıkıntıların kısa ve net bir özeti niteliğindeki bu maçın, çok büyük beklentiler içindeki rakibimizi bu şekilde sarsmasını anlayışla karşıladığımızı; İki gündür ortaya koydukları yanlış, yanıltıcı ve yalan beyanlar dahil olmak üzere kamuoyu nezdinde yapılan algı manipülasyonuna yönelik adımların takibini her mecrada sonuna kadar yapacağımızı kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Paylaşın

TÜSES: Cumhur İttifakı Eriyor

TÜSES raporuna göre; 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü.

Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES), 31 Mart 2024 İstanbul Seçim Analizi Raporunu yayınladı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçim sonuçları üzerinden yapılan analize göre sandığa gitmeyen seçmenin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçim sonuçlarını değiştirecek bir etkisi olmadı. Buna göre Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy veren seçmenin tamamı sandığa gitmiş olsaydı Ekrem İmamoğlu seçimi kazanacaktı.

TÜSES’in hesaplamaları, İstanbul’da 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde oy kullanan 1 milyon 268 bin kişinin, 31 Mart 2024 yerel seçiminde sandığa gitmediğini ortaya koyuyor. Bu seçmenlerin yaklaşık 850 bini iktidar bloğundaki partilere, yaklaşık 400 bini ise muhalefet bloğundaki partilere oy veren seçmenlerden oluştu. İktidar bloğuna oy veren seçmenin tamamı 31 Mart’ta sandığa gitmiş olsa ve Murat Kurum’a oy vermiş olsaydı da bu, İmamoğlu ile Kurum arasındaki 1 milyon bin 274’lük oy farkını kapatmaya yetmeyecek ve İmamoğlu seçimi yine kazanacaktı.

TÜSES’in analizine göre 14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı ve bu ittifakın iktidarını destekleyen partilere oy veren yaklaşık 200 bin seçmen 31 Mart’ta oyunu İmamoğlu’na verdi. Partiler arası oy geçişkenlikleri bu seçime kadar aynı grup içindeki partiler arasında olurken, 31 Mart 2024’te, İmamoğlu karşı gruptan da oy almayı başardı.

Rapora göre İmamoğlu’na İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösteren muhalif partilerin seçmenlerinden 155 bin 89, aday göstermeyen muhalif partilerin seçmenlerinden ise 112 bin 575 oy geldi. İmamoğlu’nun Cumhur İttifakı (AKP ve MHP) ya da Cumhur ittifakına destek veren (YRP, HÜDA PAR, BBP gibi) partilerden ve Zafer, Memleket, DSP, BTP gibi partilerden aldığı oy ise 194 bin 519 olarak ölçüldü.

TÜSES raporuna göre 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü. Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

“Oylar CHP’de toplanıyor”

“Muhalefet bloğunda, aynı blok içerisinde olup birbirine muhalefet yapan partiler kendi seçmenleri tarafından cezalandırırken, oylar doğal olarak muhalefetin lokomotif partisi olan CHP’de toplanıyor” denilen raporda “CHP’nin hedeflediği ‘tabanda ittifak’, 2024 Yerel Seçimleri’nde İstanbul’da İYİ Parti ve bazı küçük partilerin tabanının CHP’ye kayması ile tutmuş gözüküyor” ifadelerine yer verildi.

“2024 Yerel Seçimleri’nde (…), 2023 Genel Seçimleri sonrası Altılı Masa’nın yani muhalif partiler arası ittifakın dağıldığı bir ortamda yapılmasına rağmen, partilerin yapamadığını toplumsal muhalefet yaptı” tespitinin yapıldığı raporda, “Sandıkta bir araya gelen muhalif seçmen muhalefetin en büyük partisi CHP’de buluştu, CHP seçimlerden birinci parti çıktı, beklenmedik yerellerde ve rekor sayıda belediye kazandı” denildi.

Paylaşın

Morgan Stanley’den Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 43,4

ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley, 2024 yıl sonu dolar/TL kuru tahminini 36 lira seviyesinde, yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 43,4 olarak belirledi.

Morgan Stanley, Merkez Bankası’nın (TCMB) kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağını, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Morgan Stanley ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı notta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bu hafta gerçekleşecek toplantıda politika faizini değiştirmeyerek yüzde 50’de tutacağı öngörüldü.

BloombergHT’nin aktardığına göre, bankanın para politikasının iç talep ve enflasyona gecikmeli etkilerini izlemeye devam edeceğini belirten uzman, şu anki para politikası duruşuyla, dolarizasyonunun azaldığını, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunda önemli bir iyileşme yaşandığını belirtti.

Notta “Para Politikası Komitesi’nin dezenflasyon patikasındaki risklere karşı daha fazla faiz artışı için kapıyı açık bırakmasını bekliyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca TCMB’den ek likidite adımları beklediğini belirten Küçük, “Politika faizinin bankalar arası faize ve daha geniş finansal koşullara aktarımını desteklemek için zorunlu karşılık oranlarındaki artış gibi ek likidite önlemlerinin alınmasını bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Raporda dolar/TL için yıl sonu beklentisinin 36 olduğu belirtildi. Yüksek ve yapışkan hizmet enflasyonu ve iç talebin dirençli seyretmesi gibi faktörlerle yıllık enflasyon tahmininin de yüzde 43,4 olarak korunduğu belirtildi.

TCMB’nin kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağı, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Paylaşın

Özgür Özel: İktidar 31 Mart’tan Mesaj Almamış

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar… Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisine yönelttiği sorulara karşılık veren Özgür Özel, “Bahçeli bana 4 tane soru sormuş okumaya utanırım. Sorular CHP gibi ‘Türkiye İttifakı’ diyen bir partinin genel başkanına sorulacak soru değil. Bu soruların kime sorulacağını biliyorum da o seviyeye inmek istemiyorum. Bu soruları kimin sorduğunu biliyorum” dedi.

Bahçeli, Kobani Davası ile ilgili Özel’e yönelik şu ifadeleri kullanmıştı: “CHP yönetiminin 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili mahkeme kararına siyasi demesi, haksızlık ve hukuksuzluk vurgusu yapması, normalleşme ve yumuşama ortamına aykırı görmesi rezaletin ta kendisidir. Terör örgütü PKK, 1978 yılında, Diyarbakır Lice ilçesi Ziyaret Köyünde Marksist-Leninist ideolojiyi referans alarak kurulmuştu.

Bölücü örgüt 1984 yılından itibaren Eruh-Şemdinli saldırılarıyla birlikte yoğun şiddet eylemlerine yönelmişti. Nisan 2002’de KADEK, Kasım 2003’de KONGRA-GEL, Mayıs 2007’den itibaren de KCK şeklinde yapılanan bölücü terör ihanetinin nihai hedefi de bağımsız Kürdistan’dır.

Türkiye’yi, Cumhurbaşkanımızın değil de başkalarının yönettiğini iddia eden Özgür Bey ve yönetimine soruyorum, mertçe cevap vermelerini bekliyorum:

1- İmralı canisinin ve cezaevindeki terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? 2- Vatan topraklarının bir bölümünde bağımsız Kürdistan’ın kurulmasından yana mısınız? Beraber DEM’lendiklerinize söz verdiniz mi? 3- Hangi dış mihrakların nam ve hesabına siyasi çalışma yürütüyor, Türkiye’nin geleceğini kimlerle konuşuyor, kimin folluğunda yatıyorsunuz? 4- 37 kişinin katiline verilen cezalar hukuksuz ise, size göre hukuk nedir? Adalet nedir? Devlet nedir? Siyasi onur ve millet sevdası sizin meşrebinizde ne manaya gelmektedir?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

“Son haftalarda hakkını teslim etmek lazım sayın Ali Yerlikaya belli sayıda Cumartesi Annesi’nin Galatasaray Meydanı’na ulaşmasına izin veriyor ama etraflarına utanç bariyerleri çekiliyor. Bu hafta 1000’inci hafta. Sayın Ali Yerlikaya’dan talepleri vardı. Sayın Bakan randevu vereceğini söyledi. Ve bu hafta Cumartesi Anneleri’nin 1000’inci haftasında Türkiye’yi utandıracak değil, hep birlikte normalleşmenin, hak aramanın aslında Anayasal bir hakkın kullanımına şahitlik etmek istiyoruz.

CHP yöneticileri her hafta olduğu gibi yine orada olacağız. 12 Eylül darbe döneminde yaşayan kayıpların anaları var orada… 80’lerin, 90’ların karanlık dönemlerinde yaşanan kayıpların anneleri var orada. Bu hak aramaya kapıları kapıyorsanız o bütün hukuksuzluklara sahip çıkıyorsunuz demektir. Buradan çağrımız, Cumartesi Anneleri’nin etrafındaki utanç bariyerlerini kaldırın.

Ülkemizin siyasetini ve yargısını uzun süredir işgal eden bir siyasi davanın karar duruşması vardı. 10 kişiye yakın bir milletvekili heyetimiz Kobani davasının karar duruşmasını takip ettiler. HDP’nin eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı davada hukuki değil, siyasi kararların verildiğine hep birlikte şahitlik ettik.

O olaylarda hayatını kaybeden 16 yaşındaki evladımız Yasin Börü’nün öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlardı. Yargılama yapıldı, bitti. Ne Demirtaş ne de bir başkası Yasin Börü’nün ölümüyle bağlantılı bulunmadı. Hiç birisi o süreçle ilgili ceza almadılar. Attıkları tweetlerden, Attıkları tweetlerden, başka zamanlarda kullandıkları ifadelerden ceza aldılar.

Sayın Demirtaş, Yüksekdağ ve bazılarına çok ağır cezalar verdiler. Bu cezalar aslında Erdoğan’ın siyasi adreslemesiyle uyumlu. Erdoğan’ın ‘yatsın’ dediklerini yatıran, ceza veren ama cezaları konuşmalardan veren yani istinaf, Yargıtay olmadı AYM’nin bal gibi bozacağı bir kararı mahkeme heyeti verdi. Sorumluluğu siyasilerin sırtına bıraktı.

Bugün Sayın Bahçeli, bana 4 tane anormal soru sormuş. 4 tane soruyu okumaya utanırım. Sorular CHP’nin genel başkanına sorulacak sorular değil. Ben bu soruların kime sorulacağını biliyorum da ben bu seviyeye inmek istemiyorum. Sayın Bahçeli, dönmüş prompterdan okumuş. Ben o promptera kimin yazdığını biliyorum. Şu meşhur ikili var ya. Gerçek MH’Plilerin tüylerini diken diken eden ikili.

Gece bir elinde bardak, bir elinde tweetler atan, ‘Meclis’in uzman çavuşuyum’ diyen var ya… O ikisi 4 tane soru yazmış promptera. Ben o 4 soruyu okumam da size bu soruları yazan kişiler önce bu 4 soruyu cevaplasın.

1- Bu 2 kişinin isimleri Sinan Ateş iddianamesinden nasıl ve kimler tarafından ayıklanmıştır? 2- Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış birinin ölümünden sonra kimse tweet atmayacak, taziye bildirmeyecek diyen hangi ikisidir? 3- Tetikçiyi kaçıran aracın fotoğrafları ortaya çıkıp, bu aracın trafikte ceza yemeyecek statüye kavuşturulmasını hangi ikisi sağlamıştır? 4- Sinan Ateş davasının üzerine sis çöktürürken bu ikisinin bu sisteki payı nedir?

Bu 4 soruyu cevaplayın, benim 4 soruya bakarız. Koskoca parti 2 meczuba teslim edildi. Yazıklar olsun.

Şimdi 9. Yargı Paketi geliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkarken yaptıklarını savunmaya başladılar. Şimdi o kanunun en önemli maddelerinden birisi eşine, kadına şiddet uygulayanların uzaklaştırılması, zorlama hapsine itiraz yolunu açıyorlar. 6284’ün içini boşaltacak diye kadın örgütleri uyarıyordu, şimdi tazyik hapsini kaldırmaya yönelik itiraz mekanizmasını getirmeye.

İkinci husus AYM’nin bir kararı var. Kadın isterse kızlık soyadını kullanabilir. Onu düzenleyeceklerine onu yasaklayan kanun maddesi getirmişler. AYM’nin 153’üncü maddesinin arkasından dolanıyorlar. CHP olarak kadının ister evlilik sonrası eşinin soyadını, ister önceki soyadını, ister ikisini birden kullanmasını savunuyoruz. Bu mücadelenin arkasında olacağız.

Ata Emre Akman, motokuryelik yapıyor. Önüne bir araç geçiyor ve 23 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybediyor. Babası Albay Erol Akman’ı aradım. ‘Benim evladım gitti. Lütfen bu konuda bütün siyasetçiler bir şey yapın, ben yandım, başka babalar yanmasın’ diyor. Kurye Hakları Derneği’nin sesine bir kulak vermemiz lazım. Diyorlar ki; mesleki yeterlilik belgesi aranmadığı için motorun üzerine çıkan herkes kurye… Bu konuda mutlaka tedbirler alınmalıdır diyorlar. Her gün trafikte yanımızdan geçen, sipariş verdiğimizde geciktiğinde yüzümüzü asmaya kalktığımız o insanlar aslında hayata pamuk ipliğinde bağlılar.

Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler. Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar.

Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.

Paylaşın