ABD Başkanı Joe Biden: Gazze’de Soykırım Yok

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı’nın Gazze’deki savaşla bağlantılı olarak İsrailli yetkililer için tutuklama emri talebinde bulunmasına tepki gösteren ABD Başkanı Joe Biden, Gazze’de soykırımın olmadığını söyledi.

Haber Merkezi / ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da hem İsrail hem de Hamas yetkilileri için tutuklama emri talebinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ın, İsrail ve Hamas’ı eşdeğer tutmasını reddettiklerinin altını çizdi.

ABD Başkanı Joe Biden, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu hakkında yakalama kararı çıkarmaya hazırlanan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) tepki gösterdi.

Biden, UCM Başsavcısı Karim Khan’ın açıklamalarının aksine İsrail liderinin Gazze’de soykırıma karıştığını düşünmediğini söyledi. Biden, “UCM tarafından İsrail’e yönelik suçlamaların aksine olup biten bir soykırım değil. Bunu reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı, bu açıklamayı Beyaz Saray’da düzenlenen “Yahudi Amerikan Mirası Ayı” etkinliği sırasında yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da hem İsrail hem de Hamas yetkilileri için tutuklama emri talebinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Kerim Han’ın, İsrail ve Hamas’ı eşdeğer tutmasını reddettiklerinin altını çizdi.

Blinken yaptığı yazılı açıklamada kararı “utanç verici” olarak niteledi; “Hamas, Holokost’tan bu yana Yahudiler’e yönelik en kötü katliamı gerçekleştiren gaddar bir terör örgütü ve hala Amerikalılar dahil onlarca masum insanı rehin tutuyor” ifadelerini kullandı.

Blinken, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetkisinin sınırlı olduğunu ve Başsavcı’nın İsrail’in hukuk sistemine fırsat tanımak yerine tutuklama emri talep ederek, bu yetki sınırının temelinde yatan “tamamlayıcılık ilkelerinin” uygulanmadığını belirtti.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı’nın başka durumlarda ülkelerin soruşturma süreçlerini beklediğini ve soruşturma için ilgili ülkelere zaman tanımak amacıyla devletlerle birlikte çalıştığını belirten Blinken, başsavcının aynı fırsatı İsrail’e vermediğini söyledi.

Blinken, “Mahkemenin üyesi olmamasına ragmen İsrail Başsavcı ile işbirliği yapmaya hazırdı. Başsavcı’nın bizzat soruşturmayı görüşmek ve İsrail hükümetini dinlemek üzere önümüzdeki haftadan itibaren İsrail’i ziyaret etmesi bekleniyordu. Başsavcı’nın personeli ziyareti koordine etmek üzere bugün İsrail’e inecekti. Başsavcı televizyona çıkıp suçlamaları açıkladığı saatlerde İsrail başsavcının personelinin uçağa binmediği konusunda bilgilendirildi” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı, bu ve diğer koşulların soruşturmanın meşruiyeti ve güvenilirliği konusunda soru işaretine yol açtığını belirtti. Blinken bu kararın rehinelerin kurtarılmasını, ateşkese varılmasını ve bölgeye insani yardımın artırılmasını sağlayacak anlaşmaya yönelik devam eden çabaları tehlikeye atabileceğini kaydetti.

Pazartesi günü UCM Başsavcısı Khan, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Galant’ın yanı sıra Hamas’ın Gazze sorumlusu Yahya Sinvar ve siyasi lideri İsmail Haniye için de tutuklama emri çıkarılmasını talep etti. Hamas, Avrupa Birliği ve ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alıyor.

Savcılık, İsrail yönetimine “bir savaş yöntemi olarak sivilleri aç bırakmak” ve “sivillere yönelik kasıtlı saldırılar düzenlemek” suçlamalarını yöneltti.

İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üyesi değil. Tutuklama kararı çıksa bile Netanyahu ve Gallant hemen yargılanma riskiyle karşı karşıya değil. Ancak Han’ın açıklaması İsrail’in yalnızlığını derinleştirebilir ve tutuklanma tehdidi İsrailli liderlerin yurtdışına seyahat etmesini zorlaştırabilir.

İsrail’ın yakalamaya çalıştığı Sinvar ve Deif’in Gazze’de saklandıkları düşünülüyor. Ancak Hamas’ın en üst düzey siyasi lideri İsmail Haniye Katar’da bulunuyor ve sık sık bölgeye seyahat ediyor.

Mahkeme geçen yıl, Ukrayna Savaşı ile ilgili olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında da tutuklama talep etmişti. UCM bu kararına gerekçe olarak, Rus işgali altındaki Ukrayna topraklarından çocukların Rusya Federasyonu’na kaçırılmalarına vurgu yapmış ve Putin’in işlenen bu savaş suçunda şahsi sorumluluk taşıdığı öne sürülmüştü.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 70 artarak 35 bin 456’ya yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 110 artarak 79 bin 476’ya yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Tarımsal Girdi Enflasyonu Yüzde 49,93

Tarımsal girdi enflasyonu mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,16, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,67, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,93 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 37,50 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) Mart 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Tarım-GFE mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,16, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 12,67, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 49,93 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 37,50 arttı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 0,81, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,35 arttı. Bir önceki yılın aynı ayına göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 46,74, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 72,55 arttı.

Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 165,31 ile veteriner harcamaları, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 7,04 ile tohum ve dikim materyali oldu.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları’ndan “Normalleşme” Tepkisi

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasette normalleşme tartışmalarına ilişkin, “Normalleşme dediğiniz; Kürtsüz bir normalleşmedir, devrimcilerin, sosyalistlerin, aydınların, demokratların, kadınların, biat etmeyenlerin olmadığı bir yumuşamadır. Bu anormalliği Türkiye’nin önüne normalleşme olarak sunamazsınız. Bu normalleşme değil, darbenin alasıdır” dedi.

DEM Parti Eş Genel Hatimoğulları, grup toplantısında ayrıca, Çerkeslere dönük 160 yıl önce gerçekleşen katliamı kınayarak, “Bizler Çerkeslere yaşatılan soykırımı, sürgünü asla unutmadık, unutmayacağız. Sürgünde ve bu soykırımda yaşamını yitiren bütün Çerkesleri, canlarımızı burada sizlerin huzurunda bir kez daha saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçtiğimiz perşembe günü Kobanê Kumpas Davası’nda 24 arkadaşımıza siyaset yaptıkları için, IŞİD’in katliamlarına karşı çıktıkları için, AKP’ye ‘Kral çıplak’ dedikleri için tam 407 yıl 7 ay hapis cezası verildi… 16 Mayıs’ta yargılanan siyasetçiler değil, toplumsal itiraz hakkıydı. Kürtlere kan kusturulurken; ülkede özgürlükler katledilirken, işçiler, emekçiler, yoksullar ölüme terk edilmişken biz sosyalistler olarak sessiz kalamayız” diyen yoldaşlarımıza düşman hukuku uygulandı.

Hatırlayın geçmiş dönemi Diyarbakır HDP mitinginde IŞİD’in bombaları patladı. Suruç’ta 33 düş yolcusu IŞİD tarafından katledildi. Antep’te düğün katliamı, Reyhanlı’da onlarca yurttaşımızın yaşamını kaybettiği katliam ve Ankara’da barış güvercinlerini hedef alan Gar katliamı. İşte bütün bu katliamlara mevcut olan iktidarın kolluk kuvvetlerinin -dosyalarda da, belgelerde de mevcuttur- sağladıkları destek ortadadır. İşte bizim Kobanê kumpas davasında ceza verilen arkadaşlarımız IŞİD’e hayır, bu katliamlara hayır, onların Türkiye’deki işbirlikçilerine, destek olan kolluk kuvvetlerine destek veren anlayışa hayır dedikleri için yargılandılar. Bunlar IŞİD ve uzantılarının gerçekleştirmiş olduğu tarihi katliamlardır. Bizler bu katliamları asla unutmadık unutmayacağız.

Bu IŞİD katliamlarını gerçekleştirenler şayet yakalandılırsa adliyenin ön kapılarından girip arka kapılarından çıktılar. Oysa ki hakkında bilgi ve belge olduğu halde yakalanmayan onlarca insan var. Ne yaptılar, asıl katilleri yakalamayıp HDP hakkında açılmış olan kumpas davasında tam da katiller yakalansın bu katliamlar dursun dedikleri için arkadaşlarımıza ceza verildi.

Bu kumpas davasıyla HDP’nin Türkiye halklarını birleştiren gücü, sosyalistlerle Kürtlerin ortak mücadelesi, barış, eşitlik, kardeşlik, adalet, özgürlük fikirleri mahkûm edilmek istendi.

“İftira ve kumpas kampanyanız çöktü ve altında kaldınız”

Bu intikamı almak için yıllardır Yasin Börü’yü arkadaşlarımızın öldürdüğünü iddia ettiler. Bir çocuğun ölümünü siyasi intikama malzeme edecek kadar düşkünleştiler. Erdoğan dünkü açıklamasında karara rağmen Yasin Börü’nün öldürülmesinden bahsediyor. Yurttaşı yanıltmaya devam ediyor. Şimdi kararda ne gördük? Yargılanan hiçbir arkadaşımız, bir tek kişinin ölümünden sorumlu değil. Yıllarca arkadaşlarımızı utanmadan cinayetlerle suçlayanlar, meydanlarda hayasızca bu düzmece üzerinden yargıya talimat verenleri tarihin kara sayfalarında yerini çoktan aldı. Şimdi ne oldu ölümlerle yıllarca sorumlu tutulan arkadaşlarımız bu konuda beraat etti. İftira ve kumpas kampanyanız çöktü ve altında kaldınız.

Dün AKP genel Başkanı Erdoğan Kobanê kumpas davası hakkında yorum yapıyor. Verilen karar bu davanın savcısı ve hâkimi olan Erdoğan’ın, Bahçeli’nin yüreğine su serpmiş olabilir. Ama Türkiye’deki demokratik kamuoyunun, Kürtlerin, Türkiye halklarının yüreğinde de büyük bir öfke yarattı. Erdoğan ‘Kobanê siyasi dava değil’ diyor. Evet Erdoğan bu sadece siyasi dava değil, aynı zamanda bir siyasi intikam davasıdır. Bu davanın iddianamesi A’dan Z’ye kadar bir kumpastır. Siyaseten yenemediğini emrindeki yargıyla, hapishanede rehin tutma davasıdır. Davaya atadığınız çete üyesi hakimler, cüppe giymiş siyasiler, Saray eşrafı ve küçük ortağı şunu iyi bilsin ki bu dava Türkiye tarihinin en büyük siyasi ve komplonun olduğu davasıdır.

Normalleşme dediğiniz; Kürtsüz bir normalleşmedir, devrimcilerin, sosyalistlerin, aydınların, demokratların, kadınların, biat etmeyenlerin olmadığı bir yumuşamadır. Bu anormalliği Türkiye’nin önüne normalleşme olarak sunamazsınız. Bu normalleşme değil, darbenin alasıdır.

Sevgili Sebahat’i, Gültan’ı, Ayla’yı, Ayşe’yi, Meryem’i aldık, bir yandan hasret dolu buruk bir kavuşma yaşıyoruz, bir yandan bu davadan 13 arkadaşımız hala tutsak. Kimsenin şüphesi olmasın ki, 13 arkadaşımız da çok yakında bizlerle olacak. Bu büyük insanlık yürüyüşünde, bu büyük özgürlük kervanında içerden değil, dışarda katkılarını verecek.

Savunmalarında savunmadan öte Türkiye ve Ortadoğu siyasetine ders niteliğinde sunumlar yaptılar. Yargılanmadılar. Yargıladılar. Hepsiyle gurur duyuyoruz. Onur duyuyoruz.”

Kobani Davası’nda yargılanan siyasilerin isimleri tek tek okundu 

Hatimoğulları, Kobane Davasında yargılanan siyasetçilerin isimlerini tek tek okudu, fotoğraflarını göstererek konuşmasını sürdürdü: “Günay Kubilay yoldaşımız, siyasi hayatını Türkiye Sosyalist hareketinin mücadele birliğine ve Kürt özgürlük mücadelesiyle dayanışmaya adamıştır. Birleşik süreçlerimizin tümünde her zaman en önde olmuş bir enternasyonallisttir.

Alp Altınörs öğrenciliğinden bugüne sosyalizm mücadelesinden bir gün bile kopmadan, tüm cezalara, hapislere rağmen ne sokaktan ne de yazmaktan, üretmekten vazgeçmiştir. Bülent Parmaksız sosyalist hareketin, Kürt özgürlük mücadelesi ile kesiştiği her yerde olmak, her fırsatta bu ittifak zeminin oluşması için fedakârca çalışarak geçmiştir. Büyük Ortadoğu Projesine karşı Halkların Ortadoğu Projesi perspektifiyle Filistin ve Kürt halkının hakları için mücadele etmiştir.

İsmail Şengül içinden geldiği sosyalist geleneğin Kürt halkıyla buluşmasında emek verdi. Bugün İsmail yoldaşımız şahsında ortak mücadeleden intikam alınmak isteniyor. Nazmi Gür HDP ve öncesinde kurulan siyasi partilerin tüm kademelerinde görev almış, ömrünü barış ve insan hakları mücadelesine adamıştır.

Dilek Yağlı “Bugün nasıl ki Filistin için insanlar çağrı yapıyorsa o gün de Kobanî için çağrılar yapılıyordu” diyerek iktidarın iki yüzlülüğünü mahkeme boyunca yüzlerine vurmuştur. Ali Ürküt HADEP’ten bugüne il başkanlığından, MYK üyeliğine, RTÜK üyeliğine kadar verilen her görevi layıkıyla yapan yoldaşımızdır.

Zeynep Karaman yıllarını Kürt halkının özgürlük mücadelesine ve kadınların özgürleşmesine vermiş, zulmün karşısında bir adım bile geri atmamıştır. Özgürlük mücadelesi ve kadın mücadelesi savunucusu Pervin Oduncu ‘Tecrit kırılırsa barış olur’ diyerek düşman hukukuna rağmen iktidara ve devlet aklına doğru yolu göstermiştir.

Zeynep Ölbeci ‘Şimdiye kadar elde ettiğimiz kazanımlar erkek zihniyetine karşı verdiğimiz mücadelenin sonucudur’ diyerek siyasal mücadelesini kadın özgürleşmesine adadığını ifade etmiştir. Aynur Aşan Mersin il başkanlığı görevini yürütmüş, kadın özgürlüğü, sosyalizm ve Kürt özgürlük mücadelesinin yılmaz bir emekçisi olmuştur.

Sevgili Figen Yüksekdağ’a 32 yıl ceza verdiler. Ömrünü devrimci, sosyalist mücadele içerisinde, Kürt halkının yanında, açlığa ve yoksulluğa karşı mücadeleye, kadınların kurtuluş mücadelesine adamış bir siyasetçidir. ‘Kimsenin yüzü düşmesin. Yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar. Diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direne var olduk. Direne direne kazanacağız…’ sözleriyle karşıladı kararı.

Sevgili Selahattin Demirtaş. 90’lı yıllarda bugünkü iktidarın ortağı karanlık güçlerin uyguladığı insanlığa karşı suçlarla ilgili insan hakları mücadelesi vermiş. Aktif siyasete katılarak ülkenin barışının sembol isimlerinden biri olmuştur. Onun şahsında insan haklarından, barış mücadelesinden, Kürt siyasetinden intikam alınmak istenmiştir.

Ve onun sözleri; ‘Bin ömrüm olsa hepsini halkım için feda ederim. Moralli olun. Dik durun. Direnin. Umudumuzu, hayallerimizi geleceğimizi zorbalara teslim etmeyeceğiz. Biz bir insanlık hareketiyiz. Biz yenilmezler hareketiyiz.’ Evet Selahattin Başkan siz cezaevinde dimdik duruyorsanız emin olun ki biz dışarıdaki arkadaşlarınız olarak mücadelenizde bize devrettiğiniz bayrağı asla düşürmeyecek ve zafere ulaşana dek mücadelemiz devam edecek sizlere ve tüm halklara sözümüz olsun.”

Paylaşın

Pityriasis Rubra Pilaris Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Pityriasis rubra pilaris (PRP), cildin iltihaplanmasına, tırnakların kalınlaşmasına ve zaman zaman saçların dökülmesine neden olan nadir bir cilt hastalığıdır. Adı, pullanma (pityriasis), kızarıklık (rubra) ve kıl köklerinin (pilaris) tutulması anlamına gelir.

Haber Merkezi / Tipik olarak PRP önce yüzün bir yerinde küçük bir nokta olarak belirir, daha sonra sırta ve vücudun geri kalanına yayılır.

Vücudun farklı yerlerini öngörülemeyen süreler boyunca farklı şekillerde etkileyebilir. Enflamasyon tüm vücudu kapsayabileceği gibi sadece dirsek, diz, avuç içi ve ayak tabanı gibi vücudun bazı kısımlarını da kapsayabilir. Hastalık ilerleyebilir ve kaybolabilir. “koruyucu adalar” veya “atlama alanları” olarak adlandırılan, etkilenmemiş derinin farklı alanları.

En yaygın alt kategori olan klasik yetişkin tipinin daha önce üç yıl içinde düzeldiği bildirilmişti. Ancak bugüne kadarki en büyük vaka serisi kursların genellikle bundan çok daha uzun olduğunu gösterdi. Pediatrik tip daha uzun süreli bir seyir eğilimindedir.

PRP’nin en yoğun başlangıç ​​yılları yaşamın birinci, altıncı ve yedinci dekadlarıdır. En sık yetişkinleri etkilese de, önemli oranda pediatrik hasta da etkilenmektedir. Bozukluk hiçbir cinsiyeti kayırmıyor.

Başlangıç ​​yaşına ve etkilenen vücut bölgelerine göre sınıflandırılan beş tip PRP vardır. Altıncı tip PRP veya HIV ile ilişkili, daha yakın zamanda tanımlanmış ancak hala tartışılmaktadır. PRP genellikle rastgele oluşur ancak bazı formları kalıtsal da olabilir.

Kesin prevalans ve insidans bilinmemekle birlikte, ABD’de tahmini 800’den fazla “aktif” hasta ve Avrupa’da 1900’den az hasta bulunmaktadır. PRP çok nadir görülen bir cilt hastalığıdır. Aslında yetim bir hastalık olarak kabul edilir. PRP’nin nadirliğine rağmen, PRP’nin belirti ve semptomları sıklıkla egzama (31,6 milyon hasta) ve sedef hastalığını (8 milyon hasta) taklit eder.

PRP hastaları ve onların bakıcıları, her PRP vakasının benzersiz olduğunu kısa sürede öğrenirler. Ne yazık ki, PRP için spesifik veya sürekli etkili bir tedavi yoktur. 

Bununla birlikte, uzmanlar semptomları kontrol altına almak için topikal ve sistemik tedavileri içeren multimodal bir yaklaşım kullanma eğilimindedir. bozukluğun. Topikal tedaviler cilt (deri) iltihabını azaltabilir ve kaşıntı (kaşıntı) ve kuruluk/pullanma (kserozis) ile yardımcı olabilir. Sistemik tedavi inflamasyonu azaltabilir ve genellikle geniş vücut yüzey alanına sahip hastaların çoğunda gereklidir.

“Belirti” ve “semptom” terimleri gereksiz değildir. İşaret, sağlık çalışanları da dahil olmak üzere başkaları tarafından objektif olarak gözlemlenebilen tıbbi bir durumun göstergesidir. Bunun aksine, bir SEMPTOM subjektiftir, PRP hastasının ağrı, kaşıntı, yorgunluk gibi sağlık uzmanıyla paylaştığı bilgilerdir. Aşağıda PRP’yi tanımlayan belirti ve semptomların bir listesi bulunmaktadır.

PRP’nin altında yatan spesifik neden bilinmemektedir, ancak genetik yatkınlık, çevresel tetikleyici ve diğer bilinmeyen nedenlerin bir kombinasyonunun önemli rol oynadığına inanılmaktadır. Bir zamanlar A vitamini eksikliğinin bu bozuklukla ilişkili olduğuna inanılıyordu, ancak bu teori yeterli kanıta sahip değil ve A Vitamini tedavisi pek etkili olmadı.

Tıbbi tanı, fizik muayeneden elde edilen bulgular, hastayla, ailesiyle veya her ikisiyle yapılan görüşme, hasta ve ailesinin tıbbi geçmişi ve laboratuvar testleri ve radyolojik çalışmalarla bildirilen klinik bulgular gibi kaynaklardan elde edilen bilgilere dayanır.

Ayırıcı tanı, bir hastalığın olasılığını diğer hastalıkların olasılığına göre tartma işlemidir. Hastanın klinik ve patolojik özelliklerine göre alternatif bir tanıyı temsil eder.

Pityriasis rubra pilaris’in tedavisi çoğunlukla vaka raporlarına ve vaka serilerine dayanan anekdotsaldır; bu, nadir olması nedeniyle dermatolojideki birçok hastalığın paylaştığı bir özelliktir. PRP semptomlarının büyük kısmının geçici doğası, aynı zamanda standart, uzun vadeli terapötik çalışmalarda çalışmayı da zorlaştırmaktadır.

Kontrollü çalışmalar bulunmadığından tedavilerin etkinliği ve güvenliği belirsizdir. Bu nedenle PRP’nin tedavi stratejilerini destekleyen düşük kalitede kanıt vardır. Şu anda PRP’de kullanılmak üzere ABD Gıda ve İlaç İdaresi veya Avrupa İlaç Ajansı tarafından onaylanmış herhangi bir tedavi bulunmamaktadır.

PRP, semptomların periyodik olarak kötüleştiği (alevlendiği) veya durduğu (remisyon) dönemler ile doğal bir artış ve azalma seyrini takip etme eğilimindedir. Bu nedenle birçok araştırmacıya göre belirli tedavilerin etkinliğini değerlendirmek zor olabilir.

Farklı PRP türlerinin her biri için klinik seyir çok değişken olduğundan tedavinin değerini değerlendirmek zordur. Örneğin, klasik yetişkin başlangıçlı PRP’li hastalar, tüm cilt yüzeyinde yoğun ve yaygın bir kızarıklık (eritroderma) ile ortaya çıkabilir. Cilt bakımı, sıvı replasmanı ve diğer destekleyici bakım için hastaneye kabul gerekli olabilir.6

Hasta açısından bakıldığında pityriasis rubra pilaris tedavisinde iki ana amaç vardır: Ortaya çıktıkça semptomların hafifletilmesi, mümkünse uzun vadeli iyileşmenin sağlanması. PRP topluluğunda duyulan mantra basit ama sağır edicidir: Birinde işe yarayan herkeste işe yaramaz.

PRP’nin yönetimi sıklıkla sistemik ve topikal tedavilerin birleşimini içerir. Topikal tedaviler semptomlara yardımcı olabilir ve hafif PRP’si olan kişiler için yeterli olabilir. Vücudun büyük bir bölümünü etkileyen PRP tedavisinde topikal tedaviler genellikle sistemik tedavi ile birleştirilir. Çoğu PRP hastasının durumu kontrol altına almak için sistemik tedaviye ihtiyacı vardır.

Tedavi seçenekleri yaşa, coğrafyaya ve hastanın maliyetine göre değişecektir. Ayrıca ilaçların vücuttaki, özellikle de karaciğerdeki etkilerini izlemek ve ilaçların yan etkilerini yönetmek ve izlemek için laboratuvar testleri önemlidir.

PRP tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar gelişmekte olan fetüse zarar verebilir ve hamilelikten hemen önce veya hamilelik sırasında kullanılması önerilmez. Kendileri veya aile üyeleri için spesifik tedavi seçenekleri hakkında bilgi almak isteyen kişiler sağlık uzmanlarıyla konuşmalıdır.

Paylaşın

Plöropulmoner Blastom Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Plöropulmoner blastoma (PPB), göğüste, özellikle akciğerlerde veya akciğerlerin “plevra” adı verilen kaplamalarında meydana gelen nadir bir çocukluk çağı kanseridir. 

Haber Merkezi / PPB’nin dört alt tipi mevcuttur: tip Ir, tip I, tip II ve tip III PPB. Tip I, II ve III PPB genellikle yaklaşık 7-8 yaş altı çocuklarda bulunur; PPB daha büyük çocuklarda veya gençlerde nadiren, hatta yetişkinlerde daha da nadir görülür, ancak tip Ir PPB her yaşta bulunabilir.

Tip I PPB, akciğerlerde bir veya daha fazla kist (hava dolu cepler) şeklini alır ve çok küçük çocuklarda (doğumdan yaklaşık 3 yaşına kadar) bulunabilir. Tip III PPB tamamen katı bir tümördür. Tip II PPB hem kistik hem de katı parçaları içerir. Tip II ve III PPB, 1,5 yaşından sonra daha sık bulunma eğilimindedir. Tip Ir (“r” gerilemiş/gerileyen anlamına gelir), hücrelerin mikroskop altında nasıl göründüğü açısından tip I PPB’ye benzeyen ancak kanserli hücrelerin mevcut olmadığı bir PPB türüdür.

Tip I PPB’li çocuklar, tip II ve III PPB’li çocuklara göre daha iyi bir görünüme (“prognoz”) sahiptir. Tip I PPB’li çocukların çoğu tedavi edilir (%89), ancak tip I PPB bazen tip II veya III PPB olarak tekrarlayabilir (“geri gelebilir”). Tip I tedavisi ameliyattan ve bazen kemoterapiden oluşur. Tip II ve III PPB’nin tedavisi cerrahi, kemoterapi ve muhtemelen radyasyon terapisinden oluşur. Şu anda tip II ve III PPB’li çocukların yaklaşık %50-70’i tedavi edilmektedir.

PPB’li çocuklarda genel olarak çocuğun yaşına ve PPB tipine bağlı olarak iki farklı semptom grubu bulunur:

Solunum zorluğu: Solunum sıkıntısı veya nefes alma zorluğu (nefes darlığı) hafif ila şiddetli olabilir. Göğüsteki büyük hava cepleri normal nefes almayı engelleyebilir. Hava, akciğerde normal akciğeri sıkıştıran büyük ceplerde (kistler) bulunabilir. Hava bazen kistlerden göğüs boşluğuna (pnömotoraks) kaçar. Göğüs röntgeni veya bilgisayarlı tomografi (BT) taraması bu hava ceplerini keşfedecek ve daha ileri araştırmalar bunların çıkarılması için ameliyat yapılmasına yol açacaktır.

Zatürre: Bu semptomlar tip II ve III PPB’li çocuklarda bulunma eğilimindedir. Bu çocuklarda zatürre belirtileri veya öksürük, ateş, nefes almada zorluk, yorgunluk, enerji kaybı ve iştah azalması gibi diğer genel hastalık belirtileri ortaya çıkabilir. Göğüs veya karın ağrısı da oluşabilir. Bazen kilo kaybı olur. Göğüs röntgeni zatürreye (akciğer enfeksiyonu) benzeyebilecek bir sorunu gösterecektir.

PPB nadir olduğundan ve akciğerin diğer rahatsızlıkları daha yaygın olduğundan, bir çocukta bu semptomlar varsa başlangıçta PPB’den şüphelenilmeyebilir. Göğüs BT taraması gibi daha ileri araştırmalar yapıldığında, bu testler göğüste/akciğerde tümör olasılığını artırabilir.

Bazen PPB, bireyde veya ailede başka herhangi bir durum olmadan da ortaya çıkabilir. PPB aynı zamanda DICER1 adı verilen bir gendeki altta yatan bir varyasyonun da göstergesi olabilir.

Bir çocuk PPB semptomları gösterdiğinde, göğüs röntgeni hava dolu bir cep (kist) veya katı bir kitle gösterebilir. Akciğerlere daha detaylı bakmak için göğüs BT yapılabilir. Tümörü teşhis etmek ve sıklıkla çıkarmak için biyopsi veya kist veya kitlenin çıkarılması şeklinde cerrahi yapılır. Numunenin mikroskobik incelemesi gereklidir. Uluslararası PPB / DICER1  Kayıt Defteri patoloji uzmanlarının incelemesi tanının doğrulanmasında yardımcı olabilir. Bu, ailelere veya hastanelere ücretsiz olarak sunulmaktadır.

Tip I PPB’yi çıkarmak için yapılan ameliyattan sonra, bazı doktorlar kalan küçük kötü huylu hücre koleksiyonlarını ortadan kaldırmak için kemoterapiyi önermektedir; bazı doktorlar dikkatli beklemeyi tavsiye ediyor. Kemoterapinin mi yoksa gözlemin mi seçileceği her çocuk için çok spesifik faktörlere bağlıdır. Tip I PPB için radyasyon tedavisi kullanılmaz. Bir çocukta tip I PPB, tip II veya tip III PPB olarak tekrarlıyorsa, tip II ve III hastalığa yönelik tedaviler kullanılmalıdır.

Tip II ve III PPB’nin her ikisi de ciddi (agresif) malignitelerdir. Tedavinin ilk adımı cerrahidir ancak bazen tümörün büyüklüğü ve yerleşim yeri nedeniyle sadece biyopsi yapılabilir. Bu durumlarda, kalan tümörü küçültmek ve ameliyattan sonra geride kalan kötü huylu hücreleri çıkarmak için kemoterapi verilir. Bazen radyasyon terapisi de kullanılır. Tip II veya III PPB’li tüm çocukların, tümörün çıkarılmasından sonra ek tedaviye ihtiyacı vardır.

PPB tedavisinde genellikle kullanılan ilaçlar, daha sık görülen çocukluk çağı kanserleri için kullanılan ilaçlarla aynı veya benzerdir. PPB nadir de olsa pediatrik kanser uzmanlarının bu ilaçları kullanma deneyimi vardır. PPB’li çocuklarda kullanımları diğer çocuklarda kullanımlarına göre yönlendirilir.

PPB hastalarında radyasyon tedavisinin kullanımı oldukça bireyseldir. Genel olarak ameliyatla alınamayacak kadar küçük bir tümör alanı varsa ve kemoterapiyle de kaybolmayacak gibi görünüyorsa radyasyon düşünülebilir. Radyasyon yakındaki dokulara zarar verebilir, bu nedenle radyasyon tedavisinin dozları ve yerleri radyasyon onkolojisi ekibi tarafından sınırlıdır. PPB beyne yayıldığında, genellikle ameliyat ve ardından radyasyon tedavisi önerilir.

PPB için bir başka olası tedavi, yüksek doz kemoterapi ve ardından otolog kök hücre naklidir. Bu genel yaklaşım, PPB’nin daha standart tedavilerle elimine edilemediği durumlarda yararlı olabilir. Standart tedaviler PPB’yi ortadan kaldırmada başarılı olmadığında sıklıkla diğer tedaviler denenir. PPB için daha etkili tedaviler bulmak amacıyla araştırmalar devam etmektedir.

Paylaşın

Pityriasis Rosea Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Pityriasis rosea, somon veya pembe renkli, pullu döküntü ile karakterize, nispeten hafif bir cilt hastalığıdır. Pityriasis rosea en sık çocukları ve genç yetişkinleri etkiler. 

Haber Merkezi / Pityriasis rosea’lı birçok kişide karakteristik döküntü, üst solunum yolu enfeksiyonuyla ilişkili semptomlara benzeyen belirsiz, spesifik olmayan semptomların ardından gelişir.

Döküntü genellikle sırtta, göğüste ve midede bulunur ve bir ila üç ay içinde kendi kendine düzelir. Bazı tedaviler döküntünün süresini azaltabilir. Araştırmacılar pityriasis roseanın bulaşıcı bir patojenden kaynaklandığına inanıyor ancak böyle bir patojeni izole edip tanımlayamadılar.

Pek çok vakada, pityriasis rosea ile ilişkili karakteristik döküntüden önce viral üst solunum yolu enfeksiyonunda görülenlere benzer belirsiz, spesifik olmayan semptomlar görülür. Bu tür belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve yorgunluk sayılabilir. Bazen döküntü ortaya çıkmadan önce herhangi bir hastalık öyküsü yoktur.

Başlangıçta, etkilenen bireylerde genellikle sırtta, göğüste veya midede tek pullu kırmızı bir yama olan haberci bir yama gelişir. Arkada bulunduğunda müjdeci yama, genel döküntü ortaya çıkmadan önce fark edilmeyebilir. Haberci yaması, genellikle 2 ila 4 inç büyüklüğünde, hafifçe yükseltilmiş bir plaktır. Genellikle haberci yamasına halka kurdu (tinea corporis) olarak yanlış teşhis konulur.

Önümüzdeki birkaç gün veya hafta içinde birden fazla küçük pullu, pembe veya kırmızı lekeler gelişecektir. Koyu tenli kişilerde döküntüler gri, koyu kahverengi veya siyah olabilir. En sık sırt, göğüs ve mide etkilenmesine rağmen döküntü kollara, bacaklara ve boyna yayılabilir. Daha az sıklıkla vücudun diğer bölgeleri de dahil olabilir. Nadir durumlarda döküntü vücudun belirli bir bölgesinde izole edilebilir (lokalize edilebilir). Bazı kişilerde döküntü kaşıntı yapmaz; diğer insanlarda döküntü aşırı derecede kaşıntılı (kaşıntılı) olabilir.

Vakaların yaklaşık yüzde 80’inde döküntü genellikle bir ila üç ay sürer. Pityriasis rosea, tedavi olmaksızın bile en sonunda kendi kendine iyileşir ve genellikle herhangi bir yara izi veya kalıcı iz bırakmaz. Bununla birlikte, koyu tenli kişilerde iltihap bölgelerinde, çözülene kadar aylarca sürebilen koyu lekeler kalabilir.

Araştırmacılar pityriasis roseanın viral bir enfeksiyondan kaynaklandığına inanıyor. Bununla birlikte, bu bozukluk tıp literatüründe ilk kez 1860 yılında tanımlanmış olmasına rağmen bugüne kadar herhangi bir bulaşıcı patojen tanımlanmamıştır.

Pityriasis roseanın viral bir enfeksiyondan kaynaklandığı teorisini çeşitli faktörler desteklemektedir; çoğu kişide döküntü ortaya çıkmadan önce belirsiz, spesifik olmayan semptomlar vardır (prodromal hastalık); enfeksiyonun akut evresinden sonra bozukluğun tekrarlamaması, vücudun enfeksiyona karşı bir bağışıklık geliştirdiğini düşündürür; ve pityriasis roseanın kümeler halinde ortaya çıkması, viral bir hastalığın bir topluluğu etkilediğini düşündürmektedir. Pityriasis roseaya bir virüsün neden olduğuna inanılsa da, hastalığın bulaşıcı olduğu düşünülmemektedir.

Bazı araştırmacılar, pityriasis roseanın gelişiminde otoimmün faktörlerin rol oynayabileceğini teorileştirdi. Otoimmünite, vücudun bağışıklık sisteminin bilinmeyen nedenlerle yanlışlıkla sağlıklı dokuya saldırmasıdır.

Pityriasis rosea tanısı, karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı hasta öyküsü ve kapsamlı bir klinik değerlendirmeye dayanarak konur. Hastalığın erken evrelerinde, pityriasis roseayı benzer cilt bozukluklarından ayırt etmek için kan testleri veya biyopsi gibi ek testler gerekli olabilir.

Tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Pek çok kişi tedaviye ihtiyaç duymayabilir ve döküntüler genellikle 1-3 ay içinde kendiliğinden düzelir. Çoğu tedavi kaşıntıyı kontrol etmeye veya azaltmaya yöneliktir. Bu tür tedaviler arasında antihistaminikler, steroid kremler veya merhemler bulunur.

Pityriasis rosea ile ilişkili döküntülerin süresini kısaltmak için çeşitli tedaviler kullanılmıştır. Bu tür tedaviler arasında sistemik kortikosteroidler, asiklovir ve famsiklovir gibi bazı antiviral ilaçlar ve antibiyotik eritromisin yer alır. Bu tedavilerden herhangi birini destekleyen kanıtlar sınırlıdır.

Fototerapi pityriasis rosea gibi inflamatuar cilt bozuklukları olan bireylerde kullanılır. Fototerapi tek başına veya topikal tedavilerle birlikte uygulanabilir. Etkilenen bazı bireyler güneş ışığına daha fazla maruz bırakılarak tedavi edilebilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Kobani Davası Ve 28 Şubat’ Mesajı

28 Şubat’ta ilişkin konuşan Erdoğan, “Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız” dedi.

Kobani davası kararları ilişkinde konuşan Erdoğan, “6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26. Dönem Adli Yargı ve 16. Dönem İdari Yargı Kura Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından önce çıkanlar şöyle:

“Bugün komşumuz ve kardeş ülke İran’dan üzüntü verici bir haber aldı. Sayın İbrahim Reisi ve yanındaki heyetin helikopter kazasında hayatını kaybettiğini öğrendik. Bu elim kazada yaşadığımız derin teessürü buradan ifade etmek istiyorum. Kaza haberini alır almaz tüm imkanlarımızla arama kurtarma çalışmalarına destek olduk. Arama kurtarma ekiplerimiz de hemen yola çıktılar. Ekiplerimiz helikopterin bulunmasının ardından ülkemize geri döndü. Sayın Reisi ile çok yakın diyalog içinde olduk. Bölge barışı için verdiği samimi çabalara bizzat şahitlik ettik. Şahsım, milletim adına İran halkına başsağlığı diliyorum.

Bugün farklı dönem adli ve idari yargı adaylarımızın bir kısmının kurasını çekeceğiz. 1041 adayımıza şimdiden başarılar diliyorum. Bu genç kardeşlerimizin gittikleri yerlerde inşallah adalet sancağını yücelteceklerine inanıyorum. İktidara geldiğimizde 9 bin 349 olan hakim savcı sayısını 2 buçuk kattan fazla artırarak mahkemelerimin yükünü azalttık. Adalet teşkilatımızın personel sayısı 61 bin iken bugün bu rakam 204 bini buldu. Merdiven altı sistemden bugünkü fiziki koşullara ulaştık. Mahkeme kararlarındaki hataları en aza indirmek için istinaf mahkemelerini kurduk.

Adalet kurumlarının modern ve fonksiyonel olmasına hassasiyet gösterdik. Hukuk sistemine sirayet etmiş vesayet araçlarını tek tek ortadan kaldırdık. Tarihi reformlara imza attık. Güven veren adalet hedefiyle bu alandaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.

“Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir”

Mağdur ve masum ile zalim ve mücrimi olması gereken yerlere koymanın adı adalettir. Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir. Hak yerini buldu anlayışı ne kadar güçlenirse toplum da kendini o derece güvende hisseder. Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 Eylül ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 15 Temmuz’da 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız.

6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz.”

Paylaşın

Dursun Özbek’ten Ali Koç’a: Şehir Eşkıyası

Ali Koç hakkında sert sözler sarf eden Dursun Özbek, “Beraber stadyumdan ayrıldık. 2 saat sonra yolda haber aldım, geri döndüm. Ali Koç, 70-80 tane adamıyla, ki içlerinde 4’ü silahlı” dedi ve ekledi:

“Bu ayıptır. Eşkıyalıktır. Şehir eşkıyası diye tabir ettiğimiz şey bu. Öteye götürüyorum, bu terörizmdir. Terörist ne yapıyor, benzer şekilde silahlı adamlarını topluyor, geliyor, bir yeri basıyor, kurşunluyor.”

Dursun Özbek, konuşmasının devamında, “Orada olmamam belki de olayları belli bir seviyede, daha üst boyuta geçmesini engellemiştir. Orada olsaydım, benim cesedimi çiğnemeden oradan içeriye adım atamazdı” ifadelerini kullandı.

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, İstanbul’daki bir otelde bazı kongre üyeleriyle bir araya geldi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Dursun Özbek, “Seçimin artık önemi kalmamıştır. Ya ben seçilirim ya Süheyl Batum seçilir, ikimiz de Galatasaraylıyız. Topyekün mücadele, her şeyin önüne geçmiştir. Bütün camialara, bütün Türkiye’ye şunu göstermeliyiz; Ali Koç’un sadece seçim derdinde olduğunu göstermeliyiz. Kim seçilirse seçilsin Galatasaray sevgisiyle hareket edeceğinden hiç şüphem yok” diye konuştu.

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, sözlerine, “Beraber stadyumdan ayrıldık. 2 saat sonra yolda haber aldım, geri döndüm. Ali Koç, 70-80 tane adamıyla, ki içlerinde 4’ü silahlı. Bu ayıptır. Eşkıyalıktır. Şehir eşkıyası diye tabir ettiğimiz şey bu. Öteye götürüyorum, bu terörizmdir. Terörist ne yapıyor, benzer şekilde silahlı adamlarını topluyor, geliyor, bir yeri basıyor, kurşunluyor” diye devam etti.

Dursun Özbek “Orada olmamam belki de olayları belli bir seviyede, daha üst boyuta geçmesini engellemiştir. Orada olsaydım, benim cesedimi çiğnemeden oradan içeriye adım atamazdı” dedi.

Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, ayrıca saat 17.00’de basın toplantısı düzenledi. Özbek’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Dünkü olaylar, yapılan ahlaksızlıklar tüm spor kamuoyunun gözü önünde cereyan etti. Öncelikle şunu söylemek istiyorum; bu olaylara sebep olan baş ahlaksız ve yancıları ve onlara çanak tutan kamu görevlileri hakkında gerekli suç duyurularını yaptık. Biz bu boş stat kabadayılarıyla geçen sene de mücadele ettik, yine ederiz.

Sezon başından beri Ali Koç’un yaptığı bu şımarıklıklar artarak devam ediyor. Kimse bu şahıstan hesap sormuyor. Dün akşam, maç biteli bir saatten fazla olmuş. Statta olmayan Ali Koç stada trafik durdurularak, polis eşliğinde alınmış ve sahaya çıkartılmış. Güvenliği sağlaması gereken görevliler şehir eşkıyalığı yapanların korumalığını yapmıştır. Hepsi kamera kayıtlarında tek tek var. Sonra yanında silahlı korumalarla, eşkıya gibi sahaya girmeler…

Sahada insanlara kabadayılıklar, ailelerine küfür etmeler… Sonra kameraların karşısına çıkıp yapılan hadsiz konuşmalar Bugün buradan söylüyorum, Ali Koç, tüm bu yaptıklarının hesabını senden teker teker soracağım. Bunu iyi dinle, bu yaptıkların senin yanına kalmayacak.  Seçim kazanmak için yaptığın bu şovun hesabını bugün, yarın, daima vereceksin. Tüm Türkiye senin camiaları karşı karşıya getirmek için bir proje olduğunu öğrenecek.

Son 6 aydaki gelişmelere bakın. Camiaları birbirine kırdırmak için yapılanları hatırlayın. Bu projenin ne anlama geldiğini siz basın mensuplarının ve tüm vatandaşlarımızın dikkatine sunuyorum. Bütün bu yaptıkların bana sökmez. Ben Galatasaray Spor Kulübü Başkanıyım.

Bir mesajım da taraftarlarımıza ve üyelerimize. Bizim için hiçbir seçim bu şampiyonluktan daha değerli değildir. Tek konsantrasyonumuz takımımızla bu hafta sonu ulaşacağımız 24. şampiyonluktur. Bugün itibarıyla seçim için yaptığımız toplantıların hepsini durdurduk. Gördüğünüz gibi hep bir aradayız, 7/24 Florya’dayız, oyuncu kardeşlerimizin ve hocamızın yanında olacağız. Kimse merak etmesin, iyilik yine kazanacak, biz şampiyon olacağız.

Dikkate sunduğumuz hususlar bizim aklımızdan geçen, icat ettiğimiz şeyler değil. Hepsi kameralarda var. Daha önce yapılanların hepsi basında var. Bir tarafta önemli bir maç, yaklaşık 2400 polis buraya memur edilmiş. Şampiyonluğu etkileyecek bir maç. Stadı korumakta görevli olan arkadaşlar, maçtan 1,5 saat sonra eskort yapıyorlar. Stada ve akreditasyon alanlarına giriyor. Kamera kayıtlarında her şey var.

Galatasaray bu şampiyonluğu önceliğine almıştır. 24. şampiyonluk çok değerlidir. İnşallah 25. ve 26. şampiyonluğu önümüzdeki dönemde yapmak istiyoruz.”

Paylaşın

Netanyahu Hakkında ‘Savaş Suçu’ İddiasıyla Tutuklama Talebi

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hamas lideri Yahya Sinwar için, 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırılar ve ardından gelen Gazze’deki savaşla ilgili savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar suçlamasıyla tutuklama emri talep etti.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) başsavcısı Karim Khan, UCM’nin aynı zamanda İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniyeh ve Hamas’ın askeri kanadı El Kasım Tugayları’nın iki üst düzey ismi Muhammed Diab ve İbrahim el-Masri için de tutuklama emri istediğini söyledi.

UCM hakimlerinden oluşan bir kurul başsavcısı Karim Khan’ın tutuklama emri başvurusunu değerlendirecek.

İsrailli siyasetçilere yönelik tutuklama kararı, UCM’nin, Amerika Birleşik Devletleri’nin yakın müttefiklerinden birinin en üst düzey liderini ilk kez hedef alması anlamına geliyor.

Başsavcısı Karim Han, Netanyahu ve Gallant’a yöneltilen suçlamalar arasında “imhaya neden olmak, insani yardım malzemelerinin engellenmesi, bir savaş yöntemi olarak açlığa neden olmak ve çatışmalarda kasıtlı olarak sivilleri hedef almak” gibi başlıkların bulunduğunu söyledi.

Başsavcının tutuklama emri talebi neden önemli?

İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üyesi değil. Tutuklama kararı çıksa bile Netanyahu ve Gallant hemen yargılanma riskiyle karşı karşıya değil. Ancak Han’ın açıklaması İsrail’in yalnızlığını derinleştirebilir ve tutuklanma tehdidi İsrailli liderlerin yurtdışına seyahat etmesini zorlaştırabilir.

İsrail’ın yakalamaya çalıştığı Sinvar ve Deif’in Gazze’de saklandıkları düşünülüyor. Ancak Hamas’ın en üst düzey siyasi lideri İsmail Haniye Katar’da bulunuyor ve sık sık bölgeye seyahat ediyor.

Tutuklama talepleri ile ilgili açıklamanın ardından İsrail’den ilk tepki, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’ten geldi. Kararı, “Riyakarlık şovu” ve “Yahudi nefreti” ithamlarıyla eleştiren aşırı sağcı Smotrich, “Onlar (Netanyahu ve Gallant) hakkındaki tutuklama kararı, hepimize karşı alınmış bir karardır” diyerek, İsrail’e dost ülkeleri Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni ortadan kaldıracak önlemler almaya davet etti.

İsrail Devlet Başkanı Isaac Herzog, başsavcının açıklamasının “uluslararası yargı sisteminin çökme tehlikesi içinde olduğunu gösterdiğini” savundu. Herzog açıklamayı, “teröristleri güçlendirecek tek taraflı siyasi bir adım” olarak niteledi.

Netanyahu ve Gallant ile birlikte İsrail Savaş Kabinesi üyesi olan eski ordu komutanı Benny Gantz, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı’nın açıklamasını sert bir dille eleştirerek İsrail’in “en katı” ahlaki kurallarla savaşı yürüttüğünü ve kendisini soruşturabilecek güçlü bir yargıya sahip olduğunu söyledi.

Benny Gantz, “İsrail Devleti, terörist Hamas’ın 7 Ekim’de gerçekleştirdiği menfur katliamın ardından modern tarihin en adil savaşlarından birini yürütüyor. Savcının tutuklama emri çıkarma yönündeki tutumu nesiller boyu hatırlanacak tarihi bir suçtur” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı Gallant hakkında tutuklama emri çıkarma girişimini “skandal” olarak niteledi. Katz, bu hamlenin 7 Ekim kurbanlarına saldırmakla eşdeğer olduğunu savundu.

Muhalefet lideri Yair Lapid de, Başbakanı Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarılması kararının “bir felaket” olduğunu söyledi.

Mahkeme geçen yıl, Ukrayna Savaşı ile ilgili olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında da tutuklama talep etmişti. UCM bu kararına gerekçe olarak, Rus işgali altındaki Ukrayna topraklarından çocukların Rusya Federasyonu’na kaçırılmalarına vurgu yapmış ve Putin’in işlenen bu savaş suçunda şahsi sorumluluk taşıdığı öne sürülmüştü.

Mahkemenin Netanyahu ve Sinvar ile ilgili aldığı karar, söz konusu isimlerin mahkemeye üye 124 ülkeden herhangi birine adım atmaları halinde tutuklanarak Lahey’e götürülmelerini öngörüyor. İsrail ve ABD’nin yanı sıra Türkiye de mahkemenin kurucu sözleşmesi olan Roma Statüsü’ne taraf değil. Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan UCM, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçu ve saldırı suçlarının faillerini yargılıyor.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 70 artarak 35 bin 456’ya yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 110 artarak 79 bin 476’ya yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Ayrıca, 2024 yılının Mayıs ayı Filistin açısından önemli bir dönüm noktası olarak tarih sayfalarına geçebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Filistinlilere geniş haklar tanıyan karar kabul edildi. Tam üyeliğin önünde tek engel kaldı: Oy verme hakkı.

Avrupa cephesinde de Filistinlilerin uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik gelişmeler yaşanıyor. Beş Avrupa ülkesi, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımanın eşiğinde.

Bu hamle, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkla dayanışmayı sembolize ediyor. Ama aynı zamanda Ortadoğu ihtilafına iki devletli çözümü destekleyen bir pozisyonu temsil ediyor. Mevcut sağcı İsrail hükümeti ise bu çözüm yolunu gittikçe daha güçlü bir şekilde reddediyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’i hedef alan terör saldırılarının ardından Gazze Şeridi’ni yöneten militan İslamcı Hamas’ın yok edilmesini, bir savaş hedefi olarak ilan etmişti. Bu arada İsrail hükümeti Filistinlilerin bu topraklarını daha uzun süreli olarak kontrol etmek istediği yönünde açıklamalar yapıyor.

Paylaşın

AK Parti, Büyük Değişime Hazırlanıyor

31 Mart yerel seçimlerinde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de yeni yol haritası Kızılcahamam kamp toplantısında belirlenecek. Parti kulislerinde hem kabine hem de MYK’da değişiklik yapılması bekleniyor.

AK Parti, oy düşüşlerini 81 ilde yaptırdığı kamuoyu araştırmalarıyla rapor haline getirirken, milletvekilleri ile gruplar halinde gerçekleşen istişare toplantıları da tamamlandı. Son istişare toplantısı Kızılcahamam kampında gerçekleştirilecek.

Ekonomim’den Besti Karalar’ın aktardığına göre kampa; eski ve mevcut kabine üyeleri, parti kurucuları, bugüne kadar AK Parti’nin tüm kadrolarında MKYK, MYK’da görev yapan eski ve yeni üyeler ile milletvekilleri davet edilecek. Kamp da; 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları değerlendirilerek, bundan sonra izlenecek yeni yol haritası belirlenecek.

31 Mayıs ile 2 Haziran da yapılacak Kızılcahamam kampının ardından, gözler parti ve kabinede yapılacak değişime çevrildi.

23 yıllık iktidarında; 7 genel seçim, 4 yerel seçim, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi ve 3 referandumu kazanan AK Parti, 31 Mart yerel seçimlerinde yaşadığı ciddi oy düşüşünün ardından, tarihinin en büyük değişimini hem kadrolarında hem de politikalarında yapmaya hazırlanıyor.

Hükümet ve parti politikalarında, ‘değişim’ mesajı veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 31 Mayıs ile 2 Haziran’da yapılacak Kızılcahamam kamp toplantısından sonra değişimin düğmesine basağı söyleniyor.

AK Partili kaynaklara göre; ‘değişim’ takvimi Kızılcahamam kamp sonrası başlayacak. 22 Mayıs’ta planlanan Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında; sonbaharda yapılması öngörülen 8. Olağan Kongre süreci işletilecek.

Kongre sürecini oluşturulacak yeni bir komisyonun yürütmesini de gündemine alan AK Parti de, ilk değişimin il başkanlarıyla başlatılacağı yorumları yapılıyor. Kongre çalışmalarının da yeni atanan il ve ilçe başkanlarıyla yürütüleceği dile getiriliyor.

AK Partili kurmaylar, seçmenin sadece parti kadro ve parti politikalarında değil, hükümet politikalarında da kadrolarında da değişim mesajı verdiğine dikkat çekiyorlar. AK Parti kulislerinde; il ve ilçe başkanlarının ardından ikinci değişimin kabine üyeleri arasından yapılacağı dillendiriliyor. AK Parti de kabine değişikliği kongre öncesi bekleniyor.

AK Parti’de asıl değişimin ise sonbaharda planlanan 8. Olağan Kongresi’nden sonra gerçekleşeceği yorumları yapılıyor. Bu değişimin genel merkez ile sınırlı kalmayacağı, TBMM Grubuna da yansıyacağı dile getiriliyor.

Paylaşın