Kartal’dan Şampiyonluk Açıklaması: Galatasaray Konya’da Kaybedebilir

Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Konya deplasmanında kendilerinin puan kaybettiğini ve bunu Galatasaray’ın yaşayabileceğini vurgulayarak, “Galatasaray, Konya deplasmanında oynadığı son 3 maçı kaybetti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birinde ben vardım. Biz nasıl Konya’da puan kaybettiysek, onlar da aynısını yaşayabilir. Biz Konya maçında büyük hasar aldık. 11 pozisyona girdik, bunların 8 tanesi yüzde yüz gol pozisyonu. Bazen olmayınca olmuyor. İlk maç onlara karşı yakaladığımız pozisyonları değerlendirmiştik ve 7-1 kazanmıştık. Bu maçta ise değerlendiremedik.”

Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Samandıra Can Bartu Tesisleri’nde basın mensuplarıyla sohbet toplantısında bir araya geldi.

Süper Lig’in son haftasında İstanbulspor ile karşılaşacaklarını ve şampiyonluk inançlarını koruduklarını belirten İsmail Kartal, “Son maçımıza çıkacağız. Takım olarak kazanmak istiyoruz. Hiçbir zaman inancımı kaybetmedim, Allah’ın izniyle pazar günü şampiyon olacağımıza inanıyorum. Maçımıza tüm taraftarlarımızı bekliyorum. Onlara her zaman ‘bu takıma, bu oyunculara güvenin’ dedim. Şu ana kadar taraftarlarımızı, camiamızı mahcup etmediğimizi düşünüyorum. Dış etkenler yüzünden gerideyiz. Hafta sonu her şey lehimize dönebilir. Ben şampiyonluk ümidiyle yaşıyorum.” ifadelerini kullandı.

Konya deplasmanında kendilerinin puan kaybettiğini ve bunu Galatasaray’ın da yaşayabileceğini vurgulayan deneyimli çalıştırıcı, “Galatasaray, Konya deplasmanında oynadığı son 3 maçı kaybetti. Birinde ben vardım. Biz nasıl Konya’da puan kaybettiysek, onlar da aynısını yaşayabilir. Biz Konya maçında büyük hasar aldık. 11 pozisyona girdik, bunların 8 tanesi yüzde yüz gol pozisyonu. Bazen olmayınca olmuyor. İlk maç onlara karşı yakaladığımız pozisyonları değerlendirmiştik ve 7-1 kazanmıştık. Bu maçta ise değerlendiremedik.” diye konuştu.

Yapıcı eleştirilerin olması gerektiğini ancak yalan, yanlış ve hakarete varacak ifadelerin kendisini üzdüğünü anlatan Kartal, şöyle devam etti: “Bir senedir beraberiz. Objektif bir insanım. Beni, ekibimi ve oyuncularımı itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Doğruları öğrenmeden birilerinin kendi adına kariyerleri için daha farklı yerlerde daha farklı iş alabilme adına yalan konuşmaları oldu. İftira attılar, emeğimize saygısızlık yaptılar. Sosyal ve görsel medyada sürekli bir saldırı var. Ben bunu kabul etmiyorum. Eleştiri olacak ama yapıcı eleştiri olursa futbol da gelişir. Bu eleştiri değil, bel artı vurma var. Bunları anlamış değilim. Bu kulübe her geldiğimde oynattığım futbolla bütün istatistikleri paramparça etmişim.”

Fenerbahçe’de üçüncü dönemini yaşadığını hatırlatan Kartal, her dönemde önemli hakem hatalarına maruz kaldıklarını ifade etti. İsmail Kartal, an itibarıyla Avrupa’da en fazla gol atan 3 takım arasında olduklarını da dile getirerek, “Sürekli olumsuz eleştiri yapıyorlar. Değişiklikler yanlış diyorlar. Bana göre yüzde 90’ı doğru. Rize’de 1-0 mağlubuz o 3 değişikliği yaptığım anda o 3 adam maçı aldı, kimse bahsetmedi. Trabzon’da yaşananlar ortada ama kimse bahsetmiyor. Bu takımı buraya futbolcular getirmiş diyenler var. Geçen sene çok farklı sistemde oynayan takım, 12-13 oyuncu geliyor. Onları çalıştıracaksın, kendi sistemine inandıracaksın ve böyle güçlü bir oyun ortaya çıkacak. Ayrıca buna sadık kalarak oynayacaklar, bunlar kolay değil.” değerlendirmesinde bulundu.

Oyuncularının büyük emeği olduğunu ve başarının ekiple yakalandığını aktaran Kartal, şöyle konuştu: “Sezon başından beri nasıl çalışıyoruz, neler yapıyoruz hepsinin kayıtları var. Futbolcuların da tüm ekibin de büyük emeği var. O zaman bütçelere bakarsak. Bana bu söylendi, hala söylüyorlar. Galatasaray maçında devre arasında gördünüz soyunma odasını. Sonuçta hepimiz insanız. Elbette hatalarımız var. Futbol öyle bir şey ki Guardiola ya da Klopp onlar da dört dörtlük değil. İşin içinde teknik taktik var. Futbol dipsiz bir kuyu.

Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra 7 kulüpten teklif aldım, bir tanesi İran milli takımı Dünya Kupası’na gidiyordum işim olmadı. Ben kendi reklamımı yapacak biri değilim. Burada bir emek var. Ekibimizle çok çalıştık. 5 sayfa istatistik var. Kulüp tarihi, rekorları. Türk futbol tarihi, rekorları. Bu kadar eleştiri saldırı insanın hoşuna gitmiyor. Ben de ara ara boştayken televizyon kanalları beni davet ettiler, bir gün bir tanesine ağzımdan kötü bir laf çıkmış mı? Ben buradan gideyim, benim yerime gelsinler bana yapılanları kendileri ister mi? Bu art niyet mi kıskançlık mı anlayamıyorum.”

“En büyük gücü taraftarlarımızdan alıyorum”

İsmail Kartal, kendisine ilişkin tüm olumsuzlukların karşısında sarı-lacivertli taraftarlardan aldığı güçle durabildiğini dile getirdi. Zor zamanlarında desteklerinden dolayı ailesine teşekkür eden Kartal, “Ailem, camia içinden bazı dostlarım beni her zaman motive etti. Beni bırakmadılar, hep destek verdiler. En büyük konsantrasyonum, dik durmamı en çok sağlayan Fenerbahçe taraftarıdır. Benim gerçek anketim burasıdır. Sezon başından bugüne ne oyuncularıma ne bana tek kelime edilmedi. Eğer burada bana karşı bir mırıldanma olursa onu zaten hissederim, böyle bir şey olsa zaten izin ister ayrılırdım. Onlar beni ayakta tutuyor, bana güveniyorlar, inanıyorlar. Taraftarların bana olan inancıyla hep dik durdum. Ben en büyük gücü taraftarlarımızdan alıyorum.” şeklinde görüş belirtti.

Sezon başında Fred ve Szymanski’yi olmazsa olmaz transferler olarak başkana sunduğunu aktaran Kartal, Tadic ve Fred gibi oyuncularla oyun sistemi hakkında konuştuklarını da kaydetti. Süper Lig’de rakiplerinin kendilerine karşı oyunu soğutmayı taktik haline getirdiğini belirten tecrübeli teknik adam, sezon başında istedikleri birkaç kanat oyuncusunu da kadroya katamadıkları bilgisini verdi.

UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde Olympiakos’a karşı oynadıkları maçta İrfan Can’ı sakatlık nedeniyle oyundan çıkardığını da anlatan Kartal, “Elenince moral bozukluğu yaşadık ve o durumda Sivas’a gittik. 120 dakika futbol oynayan bir takım bu kadar yapabilir. Fred, İrfan ve İsmail orada ayakta kaldı. Diğerleriyle rotasyon yapamadık, 120 dakika oynadılar. Herkes sağlıklıyken biz zaten yapabileceklerimizi yaptık. Sivas’ta da puan kaybettik, tamam beni eleştirin ama nedene bir bakın. Her şeye rağmen 2-1 öndeydik ama hakem faciasıyla 2-2 bitti. Her şey çok normal gibi konuşuyorlar, her şeyin sorumlusu benmişim gibi ama ben bunu kabul etmiyorum.” diye konuştu.

Geçtiğimiz sezon Portekizli teknik adam Jorge Jesus’un da hakem hatalarından çok canının yandığını aktaran Kartal, “96 puan topladık. Bir takım şampiyon olacak. Biz başarısız olmamış olacağız bana göre.” dedi. Kayserispor maçı öncesinde saha içinde konuşma yaptığı sırada Fred’in gülmesine ilişkin soruya ise Kartal, “Orada yaptığımız Fred’in hoşuna gidiyor. Niyet kötü olunca her şey kötü. Fred ‘ne kadar güzel bir şey yapıyoruz, mutluyuz hadi’ diyor aslında. Sen kötüyü göstermek istersen her şeyi kötü gösterebilirsin.” yanıtını verdi.

Yabancı kontenjanı dolayısıyla Ryan Kent’i listeye alamama tercihine de değinen Kartal, “Elimizde 15 kişi vardı ve 1 kişi kadrodan çıkacaktı. Kent’e Avrupa’dan ciddi teklifler geldi, Lazio da vardı. Biz King’i tutmak istiyorduk kadroda. Kent, ‘ben gitmek istemiyorum’ dedi. Tercihimizi böyle yaptık. Sağlam bir King’i her zaman tercih ederim. Kent’in sonuçlandırmada sıkıntısı var. King sağlıklıysa sana tek başına çıkar maç alır. Şanssızlıktı listeyi açıkladıktan 4 gün sonra sakatlandı.” şeklinde görüş belirtti.

İsmail Kartal, devre arasındaki transfer sürecine ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı: “Lincoln Henrique 1 sene futbol oynamamıştı, bu bir risk. O saatten sonra onu dene bunu dene olmaz. Hazır oyuncularla, biz şampiyonluğa oynuyoruz. Lincoln’ü verelim görelim dedik. Crespo mu Krunic mi desek gelmeden önce hepimiz Krunic deriz. Geldi ikinci maç burada yuhalandı. İyi futbolcu, özgüven eksikliği var. Şu an aldığımızın üzerine satarız. Adamın Avrupa’da her yerde piyasası var. Lyon bizden 1 milyon fazla verdi ama ‘Fenerbahçe’ye sözüm var diyerek’ geldi. Şu an taraftarla elektriği tutmadı. 1-2 maç iyi oynasın her maç üzerine koyacağını düşünüyorum. Krunic’in gelmesi İsmail’i 2 adım daha ileri taşıdı.”

Paylaşın

Ömer Çelik Açıkladı: Erdoğan’dan Parti İçinde Tartışma Olmaması Talimatı

Partisinin MKYK toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Erdoğan’ın parti içinde tartışma olmaması talimatı verdiğini söyledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanımız MKYK’nın girişinde iç ve dış politikayla ilgili olarak gündemi değerlendirdiler. Önümüzdeki 4 yılı değerlendirirken, birlik ve beraberliğin sağlanması, parti içinde tartışma olmaması, hep birlikte aynı hedefe odaklanılması konusunda açıklamalar yaptılar. Her bir arkadaşımızın kendi görev alanlarındaki hazırlıklarının tam olması gerektiğini belirttiler.

Son gelişmeler ışığında savunma sanayii alanında geldiğimiz nokta hakkında da değerlendirmeler oldu. Bu alanda daha fazla yatırım yapılacağı vurgulandı… İran’ın talebi doğrultusunda Akıncı İHA’nın merhum şahsiyetlerin yerini tespit etmesi, Türkiye’nin bu konudaki imkan ve kabiliyetlerinin ne kadar arttığını göstermesi fevkalade önemlidir.

Adı üstünde taslak. Bununla ilgili toplumda birbirine zıt talepler var. Üzerinde çalışılıyor. Önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta Meclis’e gelmesi planlanıyor. Çalışma devam ediyor, henüz tamamlanmış değil.

Partideki istifalar

‘Bir değişim sürecinin başlangıcı’ vs diye yorumları gördüm bu konuda. AK Parti’de değişim, olağanüstü bir durum değildir. Biz, hem geleneklerimizi hem de şimdiye kadarki tecrübelerimizi koruyarak, sürekli değişim içinde olan bir partiyiz. Teşkilat başkanımızın olağan gündemi var.

Bu gündem de şu; bazı yerlerde görev değişimleri ya da pekiştirme olacak. Bazı yerler vekaletle devam ediyor, o vekaletlerin asalete çevrilmesi söz konusu olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığının olağan gündemiyle gerçekleşecek. Bugün, yarın başka yerlerde de tasarruflar olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığımızın olağan gündeminde işleyen olağan işler.

Seferberlik yetkisi

Esasında bu da olağan bir gündem. Biliyorsunuz daha önceki seferberlik tüzüğü 1990 yılında hayata geçmişti. 2011 yılından itibaren değişen savaş teknolojileri, savaş koşulları, etrafta değişen jeopolitik gelişmeler etrafında bu tip belgelerin güncellenmesi gerekiyor.

Burada stratejik esas şudur; herhangi bir savaş durumunda bütün milli güç unsurlarının TSK’ya destek verecek, onun emrine verilecek şekilde koordine edilmesi esastır. Yani Allah göstermesin, bir savaş durumu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik ve güvenliğinin sağlanması noktasında, bütün milli güç unsurları nasıl koordine edilecektir? Esasen 2011 yılından itibaren bütün bakanlıklar, bütün kurum ve kuruluşlardan, yani milli güç unsuru diyebileceğimiz herkesin görüşleri alındı.

Esasında daha önce bu değerlendirilecekti ama araya deprem gündemi girdi. Bu arada dünyada da çok büyük değişiklikler oluyor ülkelerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili. İHA’ların, SİHA’ların artık savaş teknolojisinde başat bir rol almış olması var ki, Türkiye buna çok önemli bir yatırım yapıyor.

Aynı şekilde kuzeyimizde Rusya-Ukrayna gerilimi, güneyimizde Gazze ile ilgili durum, Balkanlardaki gelişmeler; bütün bunları değerlendirdiğimizde, her zaman için milli güvenlikle ilgili belgelerin güncellenmesi söz konusudur. Ama bu belge, daha önce çalışılmıştı, araya deprem de girdi.

Şimdi, bütün milli güç unsurları bir savaş durumunda ülkeyi savunmada TSK’ya destek nasıl verilecek, nasıl emrine girecek, bu görüşler alındı. Yeni jeopolitik ve teknolojik gelişmeler ışığında, Türkiye’nin milli güvenliği için yapılması gerekenlerin koordinasyonu nedir, buna karar verildi ve olağan şekilde, olağan olarak güncellenmiştir. Herhangi özel bir konuya yönelik bu adım atılmamıştır.”

Paylaşın

Bilim İnsanlarından İnsanlık Tarihini Baştan Yazdıracak Keşif

Yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntıları bulundu. Alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor.

Arkeolog Larry Barham, keşfe ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…” ifadelerini kullandı.

Londra merkezli haftalık bilimsel dergi Nature’da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, bilim insanları Zambiya’daki Kalambo Şelalelerinde yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntılarını buldu. Bölgeye özel toprak yapısı ve seller sonucu toprak altında kalan ahşap aletin çürümediği ve zamanına göre son derece gelişmiş olan formunu günümüze kadar taşıdığı belirtildi.

Nature’da yayınlanan çalışmaya göre bu alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki, günümüzde baskın insan türü olan Homo Sapiens’in yayılmasından çok daha önceleri, tarih öncesi insanlar olan erken hominin türlerinin ahşap aletler kullandığı, bu keşif ile ortaya çıktı.

Araştırmada, Kızılötesi Uyarılmış Lüminesans (IRSL) adı verilen tarihleme tekniği kullanıldı. Bu teknik, uzmanların arka plandaki radyasyondan etkilenen nesnelerin içindeki minerallerin zamanını analiz etmelerine olanak tanıyor. Bu şekilde, güneş ışığına maruz kaldıktan sonra sıfırlanan eserlerin içinde hapsolmuş enerji miktarı, yaşı ölçmek için kullanılabiliyor.

Araştırmacılar bu şekilde, aletin 476 bin yaşında olduğunu ve Orta Pleistosen dönemine ait olduğunu tespit edebildi. Aletin Homo sapiens ortaya çıkmadan çok önce kullanıldığı göz önüne alındığında, homininlerin daha önce düşünülenden çok daha gelişmiş olduklarını gösteriyor.

Nature dergisine göre bu bulgu, “taş devri” tanımına ilişkin anlayışımızı bile değiştirebilir. Zira aletin yapımındaki karmaşıklık düzeyi, normalde mevcut çağ anlayışımızla ilişkilendirilenin ötesine geçiyor.

Çalışmanın baş arkeoloğu Larry Barham, bu çarpıcı keşif ile ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Mehmet Şimşek Yorumu: 1 Yıl Geçti Enflasyon Krizi Sürüyor

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin üzerinden bir yıl geçmesi üzerine hazırladığı haberde, Türkiye’deki enflasyon krizinin devam ettiği yorumunda bulundu.

Haberde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times,  “Türkiye’nin enflasyon krizi ekonomik dönüşün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devam ediyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, “Tüketicilerin fiyatların daha da yüksek olacağına dair beklentileri, merkez bankasının fiyat artışını dizginlemesinde temel zorluk teşkil ediyor” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kent lokantasının yemek yiyen vatandaşların görüşlerine yer verilen haberde 67 yaşındaki emeklinin kent lokantası olmasaydı çok zorlanacağını söylediği belirtildi. Emekli Hüseyin FT’ye “Taze meyve ya da et alamıyorum. Pazara her gittiğimde fiyatlar değişiyor” dedi.

Haberde Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Erdoğan’ın programı yatırımcılardan övgü aldı. Ancak yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve son yıllarda fiyat artışının etkisini azaltan teşvik önlemlerinde azalma ile karşı karşıya olan Türkler için henüz temettü ödemedi.”

FT’ye konuşan Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp “Bu acı bir ilaç. Enflasyonla mücadelenin bedelini en çok emekliler ve düşük gelirliler ödeyecek” dedi.

Türkiye’nin yeni ekonomik programının uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ettiği ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durumun henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmadığı belirtilen haberde şunlar kaydedildi:

“Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’nin yeni programı, geçtiğimiz yıl Türk hisse senetlerine ve lira cinsinden devlet borçlarına yaklaşık 10 milyar dolar akıtan uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediyor. S&P Global Ratings ve Fitch Ratings bu yıl Türkiye’nin notunu yükseltirken, yüksek faizler kredi büyümesini soğutuyor.

Ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durum henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmıyor. İstanbul’un işçi sınıfı semti Fatih’te bir kasap kıymanın kilosunu 640 TL’den satıyor; bu rakam bir yıl önceki fiyatın yaklaşık iki katı. Kasap sahibi Ekrem “Müşterilerimiz yok denecek kadar azaldı. Gelenler yarım kilo ya da 250 gram alıyor, eskiden bir kilo alırlardı, sırf çocuklarına biraz protein yedirmek için” dedi.

Bir araştırma grubu olan Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, işçi sendikalarının geçen ay dört kişilik bir aile için aylık 17 bin 725 TL olarak tahmin ettiği açlık sınırının nisan ayında yaklaşık 17 bin TL olan asgari ücretin üzerine çıkmasıyla Türkiye’nin bir “yoksulluk sarmalı” riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Çalışan yoksullar beslenme, barınma, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor” dedi.”

“Vatandaş şüpheli”

Haberde Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana her yıl enflasyon hedefini tutturamadığı ve bu nedenle tüketicilerin enflasyonun düşeceğine yönelik şüpheleri olduğu belirtildi. Ekonomistler ise bu beklentilerin talebin öne çekilmesine neden olduğunu ve bunun da fiyatların yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor. Ekonomistlere göre bu durum, Merkez Bankası’nın fiyat artışlarını kontrol etme çabalarında önemli bir zorluk oluşturuyor.

Haberde ayrıca Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara’nın da görüşlerine yer verdi. Kara, FT’ye yaptığı açıklamalarda şunları kaydetti:

“Finansal piyasalar enflasyondaki düşüş hikayesini kısmen satın almış görünüyor ancak hane halkı ve küçük işletmelerin beklentileri söz konusu olduğunda durum daha da zorlaşıyor. Enflasyonu istenen patikaya getirmek için büyümenin çok daha fazla yavaşlaması gerekiyor. Asıl soru, yetkililerin bu sert dengelenme sürecinin siyasi sonuçlarına dayanacak kadar sabırlı olup olmayacaklarıdır.”

Paylaşın

İstanbul, Avrupa Ligi Ve Konferans Ligi Finaline Ev Sahipliği Yapacak

Organizasyon gücü, modern stadyumları, ulaşım imkanları, konaklama kalitesi ve kapasitesi ile önemli futbol organizasyonlarına ev sahipliği yapma hakkı kazanan Türkiye, bu kez de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne Beşiktaş Park ev sahipliği yapacak.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için UEFA’ya önerilen Beşiktaş Park, Dublin’de yapılan UEFA Yönetim Kurulu Toplantısı’nın sonucunda bu iki final müsabakasına da ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Karar sonrası açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.” ifadelerini kullandı.

UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) İcra Kurulu toplantısı, İrlanda’nın başkenti Dublin’de gerçekleştirildi. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için önerilen Beşiktaş Park, bu iki final müsabakasına ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ilgili paydaşlarla yapılan istişareler neticesinde, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) sonrasında UEFA’ya, 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapması için inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili başvuru yapılması kararı alındı. UEFA’nın onay vermesi durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali, Yeni Ankara Stadyumu’nda yapılacak. Böylece süreçlerin tamamlanması halinde başkent Ankara ilk kez bir UEFA final organizasyonuna ev sahipliği yapacak.

Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili süreçlerin tamamlanmaması durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali de planlandığı gibi yine Beşiktaş Park’ta oynanacak.

TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’den açıklama

Toplantının ardından açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.

UEFA, 17 Mayıs 2023 tarihinde bu finaller için adaylık sürecini başlatmıştı. 17 Temmuz 2023 tarihine kadarda başvurular için süre vermişti. Biz de TFF olarak Beşiktaş Park ile iki finale de aday olmuştuk. 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali için Almanya, Romanya ve İskoçya Futbol Federasyonları da aday olmuştu. Ancak yoğun çalışmamızla Türkiye kazandı.

2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali için de Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya aday olmuştu ancak yine yoğun çalışmamızla onu da biz kazandık. Ayrıca inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu’nun işlemleri yetişirse 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni tarihimizde ilk kez başkentimize alabiliriz. Bütün bu süreçleri UEFA yönetimiyle, TFF yönetimiyle ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü yönetimiyle istişare ederek geliştirdik.

Bu muhteşem stadyumları yaptığı, ulaşım ve konaklama imkanlarımızın dünya standartlarının üstüne getirdiği için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve devletimize teşekkür ederim. Biz de çok çalışarak üzerimize düşeni yaptık ve 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliğinden sonra bugün de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni Türkiye’ye getirdik.

Türkiye, Avrupa ve dünya futbolunun yükselen yıldızı olacak. Milli takımımız FIFA dünya sıralamasında üst sıralara yükselmeye devam edecek. Ev sahibi olacağımız 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avrupa şampiyonu olacağız. İnşallah 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de Türk kulüpleri oynar ve ülkemizde oynanacak finallerde Avrupa kupaları Türkiye’de kalır.”

Adaylık başvuru sürecinin detayları

2026 ve 2027 UEFA kulüp müsabakaları finallerine ev sahipliği yapılması için ilgili adaylık süreci UEFA tarafından 17 Mayıs 2023 tarihinde duyuruldu. Üye federasyonlara ilgi mektuplarını göndermeleri ve aday stadyumlarını belirlemeleri için 17 Temmuz 2023 tarihine kadar süre verildi. Türkiye Futbol Federasyonu, aday stadyum olarak Beşiktaş Park’ı belirleyerek hem 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali hem de 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmak için ilgi mektubu gönderdi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile birlikte UEFA Avrupa Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için Almanya, Romanya ve İskoçya; UEFA Avrupa Konferans Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için ise Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya olmak üzere toplamda altı farklı üye federasyon başvuruda bulundu. İlgili finallerin ev sahipliği adaylık ön dosyaları 15 Kasım 2023 tarihinde, final dosyaları ise 21 Şubat 2024 tarihinde UEFA’ya teslim edildi.

2005 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi Finali, 2009 yılında UEFA Kupası Finali, 2013 yılında U20 Dünya Kupası ve 2019 yılında UEFA Süper Kupa’nın ardından Türkiye, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne de başarıyla ev sahipliği yaptıktan sonra Türkiye Futbol Federasyonu’nun yoğun çalışmaları sonucu 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na (EURO 2032) da İtalya ile birlikte ev sahipliği yapma hakkı kazanmıştı.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Kobani Davası’ Sorusu: İmralı’dan Mektup Gelseydi Bu Cezalar Verilecek Miydi?

Kobani Davası’nda verilen hapis cezalarına ilişkin açıklamalarda bulunan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor” hatırlatması yaparak, “Peki 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Filistinli Yusuf Barakat, ‘4 savaş gördüm dedi’ bana. Gazzeli çocukları gördüm, o çocukların cansız bedenlerinin ne halde olduğunu biliyorum. Lanet olsun o soykırımcılarla o çocukların annelerini babalarını aynı noktada değerlendiriyorlar.

O toprakları birlikte tekrar kurmak için sizlerle birlikte olacağız. Her bir Türkiye vatandaşının yüreğinde Filistin denildiğinde yanar. Biz zalimlerin karşısındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Kim ne derse desin.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin Netahyahu hakkında aldığı kararı değerlendirmek istiyorum. İlk defa böyle bir karar alınıyor. Daha önce Amerika tehdit etmiş ve mahkeme geri adım atmıştı. Birinci suçlu Gazze öyle mi? Bu yaklaşımı şiddetle reddediyorum. Bu mesele 7 Ekim’de başlamadı. Soykırım ifadesinin kullanılmamasını protesto ediyorum.

Suçların eşitlenmesi adalet değildir. Ürkekçe alınmış bir kararı doğru bulmuyoruz. Şartlar ne olursa olsun biz her zaman Gazze’nin yanında olmaya devam edeceğiz… Geçen hafta Bahçeli’ye ‘İmalı konuşmayın. Darbe teşebbüsü varsa gerekenleri delilleriyle söyleyin’ dedim. Tutuklanan polisler, şüpheliler var. Tutuklanma gerekçelerinde yine darbe teşebbüsü yok. Bir gecede milleti ayağa kaldırmanın anlamı neydi?

Etki ajanlığı yasasına karşıyım. İlk incelenmesi gereken geçen hafta darbe yaygarası yapanların ülkeye verdiği zarardır. Türkiye’yi bu duruma düşürmeye ne hakkınız var. Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır Sayın Erdoğan… Hukuk müzakere ve pazarlık haline geldi. Rahip Brunson olayını hatırlarsınız. Al papazı ver papazı. Kim saygı duyar şimdi size? Suçlu ise göndermeyeceksiniz. Müzakere ediyorsunuz.

28 Şubatçılar serbest bırakıldı. Aynı gün Kobani davası sonuçları açıklandı. Bir senden bir benden derdi 12 Eylül generalleri. Adalet sanki pinpon topu. Bir senden bir benden… Kobani olaylarında kamu düzenlerine karşı mücadele etmek benim görevimdi. Ama 10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…

31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor hatırlatması yaparak, 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?

“Beştepe vesayeti var”

Bugün Kavala’nın serbest kalması için Bahçeli’nin olur verdiğini yazdı. Öcalan’ın idamdan kurtarılmasına da onay vermişti. Hukuk pazarlıklar haline gelmiş. Kayıt dışı bir siyaset var. Beştepe vesayeti var. Çeteleşmeler var. AK Partili vekillere sesleniyorum. Kararı Beştepe’deki bürokratlar veriyor. Bir de siyasi vesayet var. Normalleşme ne oldu. Erdoğan Özel’i ziyaret etmedi değil mi? Bahçeli’nin demokrasi üzerinde kılıcı vardır. Ne kadar normalleşeceği ile ilgili. Bu vesayetten kurtulun. Özgür siyasetçiler olamayacaksınız.

Kayıt dışı ekonomi var. Bankada parası olana yüksek faiz gönderiliyor. Nasıl kayıt dışı ekonomi olur biliyor musunuz, ihale yolsuzlukları. Geçmedikleri yollara para veriyor insanlar. Seferberlik ve savaş hali yönetmeliği. Neden şimdi değiştirdiniz? Mesele büyük ekonomik kriz geliyor. Haklın sesi çıkmasın ise. Yapmayın, etmeyin. Ön yargılı davranmak istemiyorum. Zamanlama ve 7 yıl beklenmiş olması haklı soruları getiriyor.”

Paylaşın

Şimşek’ten Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: 30’lu Rakamı Görür

Finansal Okuryazarlık Platformu Lansmanı’nda konuşan Mehmet Şimşek, “Enflasyonu tek haneye indirme programımız başarılı bir şekilde devam ediyor. Mayıs ayında yıllık enflasyon yükselmeye devam edecek. Sürpriz olmasın Enflasyon yıllık bazda mayıs ayında zirveye ulaşacak. Enflasyon sene sonunda 30’lu rakama inecek” dedi.

Şimşek, borsa konusunda da uyarılarda bulunarak, “Burası bir oyun alanı değil” dedi ve ekledi: “Burası yatırım yapılan bir alan. Hisse senedi aldığınız zaman şirketi satın almış oluyorsunuz tamamını değil tabii. Burası bir oyun alanı değil. O nedenle bilgiye dayalı, analize dayalı değerlendirmeler üzerinden kararlar vermemiz lazım. Borsada hesabınız yoksa, kriptoya bulaşmadıysanız da verdiğiniz kararlar alternatifi olan kararlardır.”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “Finansal Okuryazarlık Platformu Lansmanı”nda konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Şimşek’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Finansal okuryazarlık bizim temel eğitimin bir parçası olmak zorunda. OVP’ye bakarsanız kalkınma planımıza bakarsanız burada milli eğitim müfredatına, temel eğitimde finansal okuryazarlığın önemli bileşen olması hususunu vurguluyoruz. Önemli reform alanlarından bir tanesi bu… Önümüzdeki dönemde SPK ile MEB arasında protokoller, bunun müfredata temel bir beceri olarak konulması hususunu çalışıyoruz.

SPK Başkanı 8.6 milyon borsa yatırımcısı var dedi. Bunlar önemli rakamlar. Belki Batı’daki kadar değilse de büyük rakamlar. Borsadaki yatırımcı sayısı 2020 yılında 1.9 milyon kişiymiş, şu anda 4 kattan fazla ciddi bir artış var… SPK sertifikalandırıyor. Ücretsiz herkese açık bir platform. Biz vatandaşlarımızın portföy tercihlerine saygı duyuyoruz. Kripto paralar bir algoritmadır. Borsalar üzerinden işlem yapılıyor. Biz vatandaşın yatırım tercihlerine tabi ki saygılıyız. Vatandaşların kaynaklarını heba etmesini istemeyiz. Ekonomimize katkı verecek şekilde kaynakların yönlendirilmesini tercih ederiz.

ABD’de firmalar finansman ihtiyaçlarının neredeyse 3’te 2’sini sermaye piyasalarından karşılıyorlar. Avrupa o boyutta değil. Avrupa tam tersi, finansman ihtiyacının 3’te 2’sini bankalardan buluyorlar. Bizde durum daha sorunlu. Finansman ihtiyacının yüzde 88’i bankacılık sektöründen temin ediliyor.

Bankacılık sektörü bizim gibi ülkelerde kaynak yapısı uzun vadeli değil. Sizler mevduatınızı kaç günlük tutuyorsunuz? 90 günden fazla tutan var mı? Genelde 30 günlük, 90 günlük. Bunun üzerinden 10 yıllık proje kredisi vermek için bayağı bir mühendislik gerekiyor. Yatırıma, uzun vadeli projelere kaynakta Türkiye zorlanıyor. ABD’yi bu kadar başarılı kılan faktörlerden bir tanesi sermaye piyasalarının derinliğidir.

Önce bizim enflasyon düşük tek haneye indirmemiz lazım. İndirdiğinizde sermaye piyasaları güçlü bir şekilde ön plana çıkacak… Bizim enflasyonu tek haneye indirme programımız başarılı bir şekilde uygulanıyor. Aylık enflasyon rakamları ile bizim hedeflerimiz örtüşmeye başladı. Mayıs ayında yıllık enflasyon yükselmeye devam edecek. Geçen sene mayıs ayın aylık enflasyon 0’a yakın. Bu yıl yüzde 3 çıksa yıllık bazda artışı işaret ediyor.

Merkez Banka’mızın enflasyon raporunda ortaya koyduğu şekilde mayıs ayında zirveye ulaşacak. Yaz aylarında baz etkisiyle hem son 1 yıldır para politikasında attığımız adımlar, maliye politikasında attığımız ve atacağımız adımlar, gelirler politikasının desteği ile enflasyon çok hızlı bir şekilde bu sene sonunda 30’lu rakamı görür… Gelecek sene de 10’lu rakam, bir sonraki sene de tek hane. Daha sonra da bunu düşük tek haneye çekip orada tutmak. Biz buna fiyat istikrarı diyoruz.

Şimşek’ten borsa uyarısı

“Vatandaşımız ‘Borsada oynuyorum.’ diyor, burası bir oyun alanı değil aslında.” ifadesini kullanan Bakan Şimşek şöyle devam etti: “Burası yatırım yapılan bir alan. Hisse senedi aldığınız zaman şirketi satın almış oluyorsunuz tamamını değil tabii. Burası bir oyun alanı değil. O nedenle bilgiye dayalı, analize dayalı değerlendirmeler üzerinden kararlar vermemiz lazım. Borsada hesabınız yoksa, kriptoya bulaşmadıysanız da verdiğiniz kararlar alternatifi olan kararlardır.”

Sektörün karı şuradan şuraya çıktı diyorlar. O dönem enflasyon kaç? Acaba gerçekten değer yaratmışlar mı? Bütün her seviyede sadece gençler için değil her seviyede finansal okuryazarlık değerlidir. Üniversitelerimize, MEB, bütün kurumlarımıza büyük iş düşüyor. Her seviyede finansal okuryazar olmamız lazım… Geçen sene enflasyon yüzde 65, sizin şirketiniz karını 100’den 150’ye çıkarmış, aslında reel kar yok. Bunu bilmiyorsanız o kara binaen yeni yatırım kararları verebilirsiniz.

Bugünkü toplantımızın ben hayırlara vesile olmasını diliyorum. Buradan vatandaşlarımıza tekrar seslenmek istiyorum. Kolaycı para kazanma yolları tehlikelidir… Tüyolar, duyumlarla hareket etmeyelim. Gelin SPK’nın finansal okuryazarlık platformuna uğrayın.”

Paylaşın

Dervişoğlu, İktidara ‘Emekli Maaşları’ Üzerinden Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Emeklilerin feryatlarını duymayıp, ‘KYK yurtlarında 1 ay tatil’ teklif edenlerden. Herkesi emekli ederken ekmeğe muhtaç etmekten hicap duymuyorlar ama kendileri ne emekliliği ne de emeklinin yaşadıklarını elbette düşünmüyorlar” dedi ve ekledi:

“Ülkemizde şu anda yaklaşık 16 milyon emekli vatandaşımız vardır. Çaresizliğinizden milyonlarca emeklinin en düşük maaşını ancak 10 bin lira yapabildiniz. Bakan Işıkhan ise düşünmüş, taşınmış, bu konuya bir çare bulmuş: ‘Emekli Kart’ Ne sağlıyormuş bu kart? Kamuya ait misafirhane, öğretmenevi, sosyal tesis ve konuk evlerinde yüzde 15 indirim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Öncelikle bilinen haliyle talihsiz bir helikopter kazasında hayatlarını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’ye ve refakatindeki devlet ricaline, Yüce Allah’tan rahmet, İran halkına da sabır ve başsağlığı dilerim. Bu olay herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşansaydı hiç şüphe yok ki, olduğu gibi kabullenilir, spekülasyonların konusu olmazdı. Ama takdir edersiniz ki; yaşadığımız coğrafyanın jeopolitiğinden kaynaklı riskler ve emperyalist güçlerin bölgemizde sahneye koymak istediği oyunların çeşitliliği münasebetiyle rivayetler pek tabiidir ki muhtelif olacaktır.

Türlü türlü senaryolar anlatılacak, suikast veya saldırı ihtimalinden bahsedilecek, bölge devletlerinin stratejileriyle ilişkilendirilecek, İran’ın iç dengeleri bahse konu edilecek, emperyal güçlerin plan ve hesapları tartışılacak, tamamı kabul ya da ret edilemeyen komplo teorileri üretilecektir. İşin ilginç yanı ortaya atılan bu iddialar, geliştirilen teoriler, bölgemize yakışacak ve yabancı düşmeyecektir. Çünkü bu bereketli coğrafya, asırlardır büyük oyunların oynandığı ve üzerinde yaşayan milletlerin bir türlü huzur bulamadığı bir satranç tahtasına dönüştürülmüştür. Emperyalist devletlerin kıymetli taş, vatanlarını kader belleyenlerin ise piyon sayılacağı bir büyük oyun planlanmıştır.

Ancak yaşanan her olay göstermiştir ki; bölgenin yegane sigortası Büyük Türk Milleti ve onun kurduğu Büyük Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye, kendi güvenliği ve bekası münasebetiyle, ilgi alanına giren coğrafya üzerindeki tüm gelişmelere özenle yaklaşmalı, sorunları toptancı bir tarih şuuruyla kavramalı, kendisine yakışan bir devlet aklıyla hareket etmelidir. Üzerimizde gözü olanların bu topraklarda güçlü bir Türkiye’ye tahammül gösteremeyeceklerini biliyoruz. Ancak, onlar ne yaparlarsa yapsınlar ve hangi melun planları devreye sokarlarsa soksunlar, Türk milleti tarihin kendisine yüklediği misyona sırtını dönmeyecek, şah olması icap eden coğrafyada, piyon olmaya asla rıza göstermeyecektir. Aksi hayaller kuranlara tavsiyem, tarihimizin altın sayfalarını gözden geçirmeleridir.

“105 yıl sonra, geldiğimiz noktada vatan da, beka da artık adalettir”

Aslına bakarsanız, parlamenter sistemdeki ısrarımız, Mustafa Kemal Atatürk’ün ısrarıdır. Milli Devletteki inadımız da, Mustafa Kemal Atatürk’ün inadıdır. İşte biz o yüzden, Milli Hakimiyet, Milli Meclis, Milli Devlet diyoruz. Mustafa Kemal Atatürk, devletin vatandaşa karşı mecburi vazifelerini sıralarken, “Memleket içinde asayişi ve adaleti tesis ve idame ederek… vatandaşların her nevi hürriyetini korumuş bulundurmak” demiştir. Biz de bugün devlet adaletle kaimdir diyoruz. Çünkü 105 yıl sonra, geldiğimiz noktada vatan da, beka da artık adalettir.

Şimdi dönüp bir bakalım; adalet sistemini, adalet duygumuzla hak ve hürriyetlerimizi, hakkaniyet duygusuyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızı, o kimliğe sahip olmanın verdiği gurur ve mutlulukla birlikte adım adım erozyona uğrattıktan sonra bu tek adam sistemini getirdiler. İşte bu sistemdir, adaleti mülkün temeli olmaktan çıkartan. İşte bu sistemdir, devleti milletten koparıp mülk sahiplerinin malı yapan. Ve biz, o günden beridir her işte adaletten yoksunuz, her işte hakkaniyetten, hukuktan yoksunuz.

Can, mal, namus güvenliğinden yoksunuz. Tanzimattan bugüne, 150 yıllık medeniyet kavgamızdan geriye düşmek bu iktidara nasip olmuştur. Dilde, fikirde ve işte birlik diyen bizler için hukukta birlik olmak da amaçtı. Bugün hiçbir yargı kararı yok ki, bir haksızlığı giderebilsin birinin yüreğine su serpebilsin. Hiçbir mahkeme salonu yok ki, gerçek suçlular gerçek suçlarından cezalandırılsın. Hiçbir hukuk yok ki, kanuna karşı gelene kanunla karşı konulsun.

Artık iş öyle bir yere vardı ki bu kara düzenden kendileri bile şikayet ediyorlar. Evet, iktidardan bahsediyorum. Olanlara darbe diyor, operasyon diyorlar. İktidar, adeta kendini yemeye çalışan bir yılan misali kuyruğuyla savaşıyor. Kendi geçmişini unutan bir meczup gibi, aynada gördüğü suretine terörist diyor. Albümde gördüğü fotoğrafına darbeci, FETÖ’cü diyor. Vesayet vesvesine sığınarak millete operasyon çekiyor. Unutmadık elbet.

“Tek adam vesayeti çöktü üzerimize”

Her darbe bir vesayet kattı hayatımıza. 60’ta, 70’de 80’de ve 28 Şubat’ta… Sonra ne oldu? 2005 yılında vesayetten doğanlar, FETÖ vesayetini armağan ettiler Türkiye’ye. Çıkarları çatışınca,  17/25 Aralık’tan sonra; FETÖ ile sözde mücadele edenlerin vesayeti başladı. 15 Temmuz’da, hain darbe girişimi sonrası ise Olağanüstü Hal vesayetiyle tanıştık. Son olarak, 24 Haziran 2018’de, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yarattığı tek adam vesayeti çöktü tüm kasvetiyle üzerimize.

Daha kötüsü ise, her vesayet döneminin muktedirlerine göre karar veren Türk yargısının durumu idi. 1960’ta, oy sandığını idam sehpasına çeviren aynı yargıydı. Bir başbakan ve iki bakan asmanın tarihi kara lekesini hiç umursamadı. 1980’de her renkten kalemi, eşitlik ilkesi gereğince umarsızca kıran, yine yargıydı. Ve duymadı hücrelerde ve zindanlarda yapılan işkencelerin çığlıklarını. 28 Şubat zulmünde, muktedirleri memnun, milleti mağdur eden ve o haklı mağduriyetten insafsızca nemalananları abat eden yine o yargıydı.

Şerefli Türk ordusuna kurulan şerefsiz kumpaslarda yalanları, doğruların üzerine boca ettiren yine aynı yargı idi. Ve Türk devletinin harem-i ismetine giren düşman askerinden bile düşmanca devlet sırlarını yağmalayan da yine o idi. FETÖ ile sözde mücadele edenlerin, senin FETÖcün, benim FETÖcüm borsasında yatırımı muktedirlere yapan yine yargı idi.  OHAL’de ise önce yaşları kurutup, sonra hepsini ateşe verdi.

Tek adam sisteminde; Sinan Ateş’in kanıyla iddianame yerine hatır senedi yazan da o senedi cirolayan da yine yargı idi. Türk milleti adına diye başlayan kararlar, çok uzun zamandır muktedirlerin takdirlerine, cemaat ve tarikatların dualarına hasredilir oldu. Kolluk kuvvetini saran şimdilik isimlendirilmemiş örgütler ve hukuk sistemini kuşatan, Sevr misali bölüşmüş ideolojik gruplar derken mahkemelere, yargıya, adalete, artık kim güvenebiliyor ki? Kendisine yapılan haksızlığa karşı güvenle ve inançla ‘Ankara’da hakimleri var diyerek’ kim kendini teskin edebiliyor?

Hangimiz karakoldan aranınca, adliyeden tebligat gelince, gönül rahatlığıyla, yaptığından ve yapmadığından emin olarak oralara gidebiliyor ki? Çok yakın zamandan bir örnek olarak, Ankara Organize Suçlar Müdürü Savcılığa gidip ifade vermek istiyor, savcı, ifade vermeye gelene gözaltı kararı çıkartıyor. Emniyete güvenmeyip Jandarmaya aldırıyor, Jandarma alıp İstihbarat Teşkilatına götürüyor. İl Emniyet Müdür Yardımcısı ve beraberindekiler tutuklanıyor. Hiçbir şey olmasa bile belli ki bir şeyler oluyor.

6-7-8 Ekim’de, 2 polisimizin şehit olduğu, 35 vatandaşımız hayatını kaybettiği, 326’sı güvenlik güçlerimiz olmak üzere 761 kişinin yaralandığı, 197 okul, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı, 1230 aracın zarar gördüğü olaylar, 2014’te yaşandı iddianamesi, 6 yıl sonra yazıldı. Davası ise 7 yıl sonra açıldı. Gecikmenin sebebi ayrıntıda gizlidir

. Zira, açılım sürecinin tarafları hatırlatılmasını sevmezler ama ben unutturmayacağım, o ağalar Dolmabahçe’de, 6-7-8 Ekim’den 4 ay sonra 28 Şubat 2015’te buluşup sonrasında da Barış bildirisi okudular. Yani sanıklar ve iktidarın siyasi temsilcileri, önce uzlaşmaya oturdular, sonra bozuştular. Mahkemenin gerekçeli kararını merakla bekliyoruz. Ülkemizi ateşe çevirmek isteyenlere verilen cezaları ayrıca değerlendireceğiz. Ama onlarla Dolmabahçe’de pazarlık edenleri de, asla unutmayacağız.

Bir yandan mafya operasyonları derken, bir yandan 6-7-8 Ekim davası sonuçlandı. Bir yandan gezi davaları derken bir yandan 28 Şubat afları gerçekleşti. Yasamanın fonksiyonlarını, yürütmenin hafızasını, yargının geleneklerini, adaletin akıl ve ahlakını, hunharca ve taammüden yok eden bu sistem ve sahipleri, aynı haber bültenlerinde, aynı haber manşetlerinde poz verdiler. Birileri takke alırken birilerinin külah verdiği bu simsar sahnesinde hikaye hep üstünlerin hukukunu anlatır. Yönetmense hep muktedirlerin koltuğundadır. Bu hikayede, ‘laiklik elden gidiyor’ diye laiklik tarumar edilir. ‘Sorunları çözeceğiz’ diye milletin birliği çözülebilir. ‘Yeter artık’ diyenlerin sözü, ‘Yetmez ama evet’ manşetiyle görülebilir. Ama hakkı istiklal olan bu millete, hiçbir zaman o hak reva görülmez.

Başka bir sorumlu aramaya hiç gerek yok. Yeni bir şey lazımsa Türkiye’ye, eğer değişecek bir şey varsa, o da bu hilkat garibesi sistemdir. Bu yüzden önerimizi ortaya koyduk. Gelin, erkleri birbirine karıştıran, ülkeyi tek adamın hırslarına ve hevesleri terk eden bu ucube sistemden kurtulmanın yollarını arayalım. Kuvvetler ayrılığı tam olarak sağlandığı, hukuk devletinin gereklerinin tamamlandığı, demokratik devlet olma şartlarının taşındığı, sosyal devletin vatandaşına gerçekten göz kulak olduğu, insan hak ve hürriyetlerine dayanan bir devleti ortaya çıkartmak için el ele verelim.

Önce yumuşama ve normalleşme, sonra, içeriği belli olmayan ‘Yeni Anayasa’, daha sonra da etki ajanı tartışmaları ve ekonomik felaketleri konuşulmaz kılma tiyatroları. Adalet terazisini hurda demir fiyatıyla görenler, Türk milletine pul kadar bile değer biçmiyor. Nereden mi biliyoruz? Emeklilerin feryatlarını duymayıp, ‘KYK yurtlarında 1 ay tatil’ teklif edenlerden. Herkesi emekli ederken ekmeğe muhtaç etmekten hicap duymuyorlar ama kendileri ne emekliliği ne de emeklinin yaşadıklarını elbette düşünmüyorlar.

Ülkemizde şu anda yaklaşık 16 milyon emekli vatandaşımız vardır. Çaresizliğinizden milyonlarca emeklinin en düşük maaşını ancak 10 bin lira yapabildiniz. Bakan Işıkhan ise düşünmüş, taşınmış, bu konuya bir çare bulmuş: ‘Emekli Kart’ Ne sağlıyormuş bu kart? Kamuya ait misafirhane, öğretmenevi, sosyal tesis ve konuk evlerinde yüzde 15 indirim. PTT’de özel emekli paketi ve indirimler. Ama bir şey daha varmış, KYK yurtlarından uygun zamanlarda, 1 ay ücretsiz yararlanma hakkı. O yurtları depremzedelere açmak için 40 takla attıkları zaman hatırlamışlardı, ki o zaman bile nazlanmışlardı.

“Sağ olsunlar, yine büyük bir vizyon”

O yurtları bugün ise emeklilere bedava tatil planı ile hatırladılar. Sağ olsunlar, yine büyük bir vizyon. Yaz tatillerinde, 1 aylığına emeklilerimize açacaklarını söyledikleri yurtlardan Antalya’da 7, Aydın’da 8 ve Muğla’da 4 tane var. Yaklaşık 3800 kişilik de kapasitesi var. 16 milyon emekli olduğuna göre, 1403 emekliden 1 tanesi o yurtlarda 1 gün kalabilir. Emekli vatandaşlarımızın dertlerini bir nebze olsun çözecekseniz en düşük emekli maaşını 21 sene önceki haline getirin ve asgari ücretin üstüne çıkarın.

Sanılmasın ki sadece organize suç var. Sanılmasın ki sadece mafya-devlet ilişkisi var. Dillerine pelesenk ettikleri ‘Türkiye Yüzyılı’nda; market kuyrukları Sovyetler Birliği, sokaklar Ortadoğu, yollar Latin Amerika. İşte Tayyip Erdoğan Türkiye’si. Gazetelerde koskoca bir üçüncü sayfa haberi. Sınır güvenliği ile ilgisi olmayan iktidarın sokak güvenliğiyle de ilgisi yok. Artık büyükşehirlerin bazı yerlerinde suç gettoları oluşmuş haldedir. Yargıda reform nidaları atanlar güvenlik birimlerimize yardımcı olmanızın bir yolu da infaz düzenlemelerini gözden geçirmektir. Katili, caniyi, gözü dönmüş, ıslah olmamışları sokaklara salmamaktır.

Bu memleket, siyasileşmiş cemaatlerin, mafyalaşmış siyasetçilerin ve siyasallaşmış mafyaların devlet içindeki güç mücadelesinden bıkmıştır. Bu millet artık, iktidarın zaaflarından beslenen karanlık güç odaklarından yorulmuştur.”

Paylaşın

Norveç, İspanya Ve İrlanda’dan Filistin’i Tanıma Kararı: İsrail’den Tepki

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılıyor. Norveç, İspanya ve İrlanda Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı geldi.

Haber Merkezi / Norveç, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararını resmen açıklarken, İspanya ve İrlanda’nın da kararını açıklaması bekleniyor. Öte yandan Slovenya ve Malta’nın da buna benzer bir adım atacağı ifade ediliyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 85 artarak 35 bin 647’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 200 artarak 79 bin 852’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail 229 gündür Gazze’de saldırılarını sürdürürken Norveç, İrlanda ve İspanya’dan Filistin devletini tanıma kararı geldi. Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Norveç hükümeti, Norveç’in Filistin’i bir devlet olarak tanımasına karar verdi” dedi.

On binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı bir savaşın ortasında hem İsraillilere hem de Filistinlilere siyasi çözüm sunan tek alternatifi canlı tutmaları gerektiğini belirten Store, bunun, “yan yana, barış ve güvenlik içinde yaşayan iki devlet” olduğunun altını çizdi.

Hükümetten yapılan açıklamada, Norveç’in iki devletli çözümü desteklediği ve ilerletmeye çalıştığı vurgulanarak Filistin’in bir devlet olarak tanınmasının, Norveç’in, Orta Doğu’daki çatışmaya kalıcı bir çözümün sadece iki devletli bir çözüm yoluyla sağlanabileceği yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu vurguladığı bildirildi.

Açıklamada, Filistin’in, Avrupa’daki benzer görüşe sahip ülkelerle eş zamanlı olarak, uluslararası hukuka ve ilgili BMGK kararlarına uygun şekilde 1967 sınırlarıyla 28 Mayıs’ta tanınacağı belirtildi. Avrupa Birliği üyesi olmayan Norveç, İsrail’in en büyük destekçisi ABD’nin çok yakın müttefiki.

İrlanda basını, benzer bir duyurunun İrlanda Dışişleri Bakanı’nın katıldığı bir basın açıklamasında yapılacağını aktardı. İspanya’da ise Başbakan Pedro Sanchez’in meclise hitap ederek resmi tanıma için bir tarih belirlenmesini istemesi bekleniyor.

Üç Avrupalı ülke, Filistin’in bağımsızlığını tanıma kararını, İsrail’in yoğun sivil nüfuslu Refah kentine karadan operasyon başlatması üzerine aldı. Uluslararası kamuoyu, Gazze’de yerinden olan yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin çadırlarda yaşam mücadelesi verdiği Mısır sınırındaki kente bir operasyon düzenlenmesine karşı çıkıyor.

İlerleyen süreçte Slovenya ve Malta’nın da benzer yönde adım atması beklenirken bölgede barışın ancak iki devletli çözümle mümkün olacağı görüşü Avrupa genelinde hakim.

İsrail’den ise Avrupa’ya tepki var. Sosyal medyadan bir video mesaj yayınlayarak İrlanda hükümetine seslenen İsrail Dışişleri Bakanı, “Filistin’i tanımak sizi İran ve Hamas’ın pençesine düşürme riski taşıyor” dedi. İsrail ayrıca, Filistin’i tanımanın “terörü ödüllendirmek” olacağını da öne sürdü.

İsrail, Filistin devletini tanıyacağını duyuran İrlanda ve Norveç’teki büyükelçilerini geri çağırma kararı aldı. İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, Dışişleri Bakanı Yisrael Katz’ın Dublin ve Oslo’daki İsrail büyükelçilerini istişare için “derhal” ülkeye çağırdığı belirtildi.

Büyükelçililerin, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini tanıyacağını duyurması nedeniyle geri çağırıldığı ifade edildi. Dışişleri Bakanı Katz, İspanya’nın da Filistin devletini tanıma kararı alması durumunda benzer adımı atarak İsrail’in Madrid Büyükelçisinin de geri çağrılacağını kaydetti.

Gazze savaşından önce ABD ve birçok Avrupalı devlet, Filistin’i tanımak için İsrail’le bir barış anlaşmasını şart koşuyordu. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer Birlik üyeleri.

Paylaşın

Pnömosistis Pnömonisi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Pnömosistis pnömonisi, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde akciğerlerin (zatürre) bir tür enfeksiyonudur. Pneumocystis jirovecii (PJP) adı verilen maya benzeri bir mantardan kaynaklanır. Sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip kişiler genellikle PCP ile enfekte olmaz.

Haber Merkezi / Sadece mantarın enfeksiyona neden olmasına izin veren zayıf bağışıklık sistemine sahip kişiler için bir sorun haline gelir. Bağışıklık sistemi kanser, HIV enfeksiyonu veya AIDS, yüksek doz kortikosteroidler veya kemik iliği veya organ nakli sonrası alınan ilaçlar nedeniyle zayıflayabilir. HIV ile enfekte kişilerde görülen en yaygın fırsatçı enfeksiyondur ve hafif semptomlara neden olabilir.

Bununla birlikte, HIV enfeksiyonu olmayan bireylerde, çoğu pnömonide olduğu gibi tipik olarak ateş ve kuru öksürüğün eşlik ettiği ciddi solunum yetmezliği ile karakterizedir. PJP’li neredeyse tüm bireylerin istirahatte veya efor sırasında kanlarında düşük oksijen seviyeleri (hipoksemi) veya alveolar-arteriyel oksijen gerilim gradyanında bireyin nefes almasını zorlaştıran bir artış olacaktır.

Pnömosistis pnömonisi, nefes darlığı ve/veya nefes almada zorlukla birlikte kademeli bir başlangıçla karakterizedir. Bu rahatsızlığa ateş, gece terlemesi, kilo kaybı ve kuru öksürük eşlik edebilir. Kuru öksürük tipik pnömoniden bir farktır çünkü tükürük (balgam) üretken olamayacak kadar kalındır, bu nedenle üretken öksürük PJP’de o kadar yaygın değildir. Nadiren de olsa hastalık ilerledikçe PJP mantarı karaciğer, böbrek ve dalak gibi diğer vücut organlarına da yayılabilir.

Pnömosistis pnömonisi, çoğunlukla HIV ile enfekte hastalarda fırsatçı bir enfeksiyon olarak ortaya çıkan, ancak bağışıklık sistemi zayıf olan çeşitli kişilerde de ortaya çıkabilen maya benzeri mantar Pneumocystis jirovecii neden olur. Enfekte olan kişilerin çoğu, başvuru sırasında HIV enfeksiyonunun farkında değildir ve bu nedenle PJP profilaksisi almamaktadır ve PJP’ye yakalanma olasılığı daha yüksektir.

Pnömosistis pnömonisinin tanısı, PJP’yi diğer pnömoni nedenlerinden ayırmak için göğüs röntgeni ve bronkoalveolar lavaj adı verilen bir prosedürle toplanan balgam örneği gibi çok sayıda test gerektirir. PJP’yi daha da doğrulamak için eser miktarda DNA’yı amplifiye etmeye yönelik bir test (polimeraz zincir reaksiyonu veya PCR) kullanılır ve β-D-glukanı tespit etmek için bir kan testi kullanılır.

PJP enfeksiyonu ciddi olabilir, ancak birçok kişi Bactrim (trimetoprim ve sülfametoksazol) gibi antibiyotiklerle evde tedavi edilebilir. Atovakuon, dapson, klindamisinli primakin ve pentamidin gibi farklı alternatif tedaviler de mevcuttur. Akciğerlerinize ve kan dolaşımınıza daha fazla oksijen girmesine yardımcı olmak için oksijen tedavisine ihtiyaç duyulabilir.

Paylaşın