Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Yeni Yönetim Kurulu Listesini Açıkladı

Adaylık toplantısında açıklamalarda bulunan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, 9 Haziran’daki kongre öncesi yeni yönetim kurulu listesini duyurdu. Ali Koç’un listesinde Acun Ilıcalı da yer aldı. Selahattin Baki, İlker Dinçay, Ömer Okan ve Can Gebetaş ise yeni yönetim kurulunda yer almadı.

Ali Koç’un yönetim kurulunda şu isimler yer alıyor: “Erol Bilecik, Burak Çağlan Kızılhan, A. Sertaç Komsuoğlu, Acun Ilıcalı, Ahmet Ketenci, Alper Alpoğlu, Cenk Öztanık, Eren Dişli, Ergun Özen, Esin Güral Argat, Fethi Pekin, Hakan Safi, Hamdi Akın, Hulusi Belgü, Hüseyin Bozkurt, M. Kemal Danabaş, Mehmet S. Dereli, Nedim Keçeli, Özgür Özaktaç, Rıfat Perahya, Selma A. Rodopman.”

Fenerbahçe’de 30-31 Mayıs’ta çoğunluk sağlanamazsa 8-9 Haziran’da yapılacak olağan seçimli genel kurul öncesi Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Faruk Ilgaz Tesisleri’nde açıklamalarda bulundu. Koç’un açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Başarılarımızla da hatalarımızla da tamamıyla yüzleştik. Hedeflerimizin henüz amaçladığımız düzeye gelmediğinin farkındayız. Tüm süreci analiz ettik, karşıdan bir gözle kendimizi kritik ettik. İlk dönemimizde Futbol takımımızda doğru yapmadığımız olmuştur. Transfer tercihlerimizle, hoca tercihlerimizle bizi sorgulayabilirsiniz. Açık yüreklilikle söylüyorum ki geçmişte yaşananlardan çok şey öğrendik, neler yapılması gerektiğini bugün çok çok daha iyi görüyoruz.

Gelir gelmez ekonomik duruma baktık. İyi olmadığını bekliyorduk ama bu kadar kötü olacağını beklemiyorduk. Onlar da bu duruma tam hakim değillerdi. Kimse bir kulübün finansal durumunu bu hale getirmez. UEFA’nın 2018 yayınladığı raporda Avrupa’da batmaya en yakın kulüp olarak Fenerbahçe belirtiliyor.

Biz bırakırken 3.5 milyar küsur borç vardı, şimdi 11’e geldi diyorlar. Bunu bu şekilde ifade etmek, muhasebe ve finans konularına çok uzak olan insanların yapacağı şey. 31 Mayıs 2018’de 3 milyar 180 milyon TL olan borcumuz, 29 Şubat 2024 itibariyle 23 milyar 650 milyon TL’ye geliyor. Hangi kurdan bakarsak bakalım Fenerbahçe’nin borcu yarı yarıya inmiştir.

Finansal olarak batma noktasından aldığımız bu kulübü adeta canla başla çalıştık. Finansal bağımsızlığımızın temellerini atarken sportif anlamda hiçbir branşta rekabetten ödün vermedik… Bankalar Birliği anlaşmasından dolayı gelirlerimizin brütten yüzde 50’si bankalara gittiği için yarattığımız ekonomiden bu sezonu sürdürmeye çalıştık. 6 yıl boşa gitti diyenlere bunu hatırlatmak istedim.

Finansal daha sağlıklı ve yönetilebilir hale getirdik. Yeni gelir kalemleri yaratarak ekonomi büyüttük. Her türlü ekonomik sıkıntıya rağmen takım ve olimpik sporlarda istikrarlı bir başarı yakaladık… İlk dönemimizde muhtelif sebeplerden kaynaklı hatalarımız ve yanlış kararlarımız oldu. Sistem tarafından giyotinden geçirilmeseydik şampiyonluğa ulaşabilme şansımız vardı. Hep engellendik. Son 2 sezonda yapılan hatalardan arınmış, transfer başarısı sağlamış, tüm sistematik engellere rağmen tarihin en iyi kadrolarını kurduk.

Futbolda başarılı bir istikrar sağladığımız aşikardır ve geleceğe ümitle bakmamızı sağlamıştır. Son 10 sene ve 5 senenin toplam puan tablolarına baktığımızda bu söylem net şekilde doğrulanmaktadır. Fenerbahçe bu tablolarda hep zirvede olmuş ve şampiyon olması hep engellenmiştir… Kulübümüzü aldığımız noktadan bugünkü noktaya getirmek için canla başla mücadele ettik. Başkan adayı olmamın ana nedenlerinden biri başladığımız bu dönüşümü tamamlayarak Fenerbahçe’yi hem mali hem de sportif açıdan hedeflediğimiz noktaya getirmektir.

‘Ali Koç varken Fenerbahçe’yi şampiyon yapmazlar’ söyleminin arkasında seçim stratejisi hazırlayanlara iki lafım var. Adaylık kararı alma nedenlerimden biri budur. 2 televizyon programında bu ifadeleri kullandım. Bu kesinlikle umutsuzluk ve teslimiyet ifadesi değildir. Bu sözler tam tersine bir isyanın, bir mücadelenin dışa vurumudur. Türkiye’de futbolu istediği gibi dizayn etmek isteyenlere bir mesajdı. Fenerbahçe sistematik bir şekilde yoğun saldırılara maruz kalmış ve kalmaya devam etmektedir.”

Transfer mesajı

Transfer için mesaj veren Ali Koç, “Normal bir lig olsa büyük bir heyecan içinde olurduk. Malum ortam, dizaynlar… Allah’tan ümit kesilmez. Bu başarı şampiyonlukla taçlanır. En son 90 puan üzerinde bir sezonun bitişi 1988/89’da olmuştur. Son 10 senede 90 puan üzeri alan takım olmamıştır. Tarihte 2 kere olmuştur 90 puan üzer. Futbol yatırımlarımız 2 senedir meyvesini verdi. Bu sezon çok güçlü olan takımıza yapacağımız takviyelerle, şampiyonluk yarışını domine edeceğiz.

Gelecek sezonun çalışmaları uzun süredir devam etmektedir. Şampiyonluk sözü vermedim hiç. Karakter gereği hiçbir zaman hiçbir konuda büyük konuşmadım. Son 2 sezonda yaşadıklarımızdan hareketle ve takviyelerle çok daha kuvvetli bir Fenerbahçe yaratacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Öyle bir takım kuracağız ki şampiyonluk sözü vermeme gerek kalmayacak. Avrupa’da iki senedir yakaladığımız başarıyı istikrarlı hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Konyaspor – Galatasaray maçı açıklaması

Ali Koç, Galatasaray’ın Konyaspor ile oynayacağı maç için UEFA’ya başvurduklarını açıkladı. “Fenerbahçe’nin Konyaspor ile oynayacağı maç öncesi valiler, belediye başkanları, birçok isim gördük. Bugün bu hafta sonu Konyaspor, Galatasaray ile çok önemli bir maça çıkacak. Tesislerde vali, belediye başkanlarını görmememizi neye bağlıyorsunuz?” sorusunu cevaplayan Ali Koç, “Sisteme! Sadece Konya’da değil, birçok yerde oldu bu. Konyaspor’un bizden puan alması lazımdı. Korakor mücadele etmesi lazım. Konyaspor Başkanını severim. Konyaspor camiasını çok bilmem.” dedi.

Açıklamalarına devam eden Ali Koç, “Hepimizin korktuğu bir konu var. Bu konunun UEFA, FIFA nezdinde gözlemci yollanmasını istiyoruz. Buraya verilecek hakemler ve Konyaspor’un rakibinden ötürü istiyoruz. TFF ve UEFA’ya yazı yolladık. Endişemiz var. Buna benzer şeylere çok tanık olduk.” Konyaspor’un bizden puan alması lazımdı. Korakor mücadele etmesi lazım. Konyaspor Başkanını severim. Konyaspor camiasını çok bilmem. Hepimizin korktuğu bir konu var. Bu konunun UEFA, FIFA nezdinde gözlemci yollanmasını istiyoruz. Buraya verilecek hakemler ve Konyaspor’un rakibinden ötürü istiyoruz. TFF ve UEFA’ya yazı yolladık. Endişemiz var. Buna benzer şeylere çok tanık olduk.” ifadelerini kullandı.

Aziz Yıldırım’a çağrı

Rakibi Aziz Yıldırım’a canlı yayına çıkma çağrısında bulunan Ali Koç, şu ifadeleri kullandı: “Önceki başkanımız, 6 sene boyunca kurullara gelmeyip, dışarıdan bize ağır salvolar yaparken, genel kuruldan 1 gün önce garip, ilginç, karakterine uygun basın toplantıları yaparken hep rica ettik, gelin TV’ye çıkalım, kendimizi anlatalım. Camia bizi tanısın, anlasın dedik. Ona pek rağbet etmemişti. Şu an hiç tereddüt etmeyecektir. Tekrar aday oldu. Öz güveni tavan yapmış, yelkenleri dolmuş hızla ilerliyor. Aday olduğu için kongre üyelerine saygı duyduğu için, iki aday olarak TV’ye çıkıp sizleri çok daha iyi aydınlatacağımızdan zerre şüphem yok. Bu sefer de kabul etmezse belki de Dursun Özbek ile televizyona çıkar.”

Paylaşın

‘Kur Korumalı Mevduat’ Hesaplarında Gerileme Devam Ediyor

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 17 mayıs ile biten haftada 20,4 milyar lira düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,18 trilyon liranın altına gelmiş oldu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri eksi 14,8 milyar dolara geriledi. Bankanın toplam rezervleri ise 139,1 milyar dolara yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 17 mayıs ile biten haftada 20,4 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,18 trilyon TL’nin altına gelmiş oldu.

Merkez Bankası’nın (TCMB) verilerine göre döviz mevduatları da aynı haftada parite etkisinden arındırıldığında 1,2 milyar dolar azaldı. Pariteden arındırılmış olarak bakıldığında gerçek kişilerin döviz mevduatlarının 1,1 milyar dolar düştüğü izlendi.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 17 mayıs ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı.

Buna göre; Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri 139 milyar 100 milyon dolara yükseldi. Aynı haftada bankanın net rezervler 33,84 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezervleri ise eksi 14,8 milyar dolar olarak kaydedildi.

Ayrıca Merkez Bankası’ndan (TCMB) yapılan açıklamaya göre kısa vadeli TL mevduat için zorunlu karşılık oranı yüzde 8’den yüzde 12’ye, uzun vadeli mevduat için ise sıfırdan yüzde 8’e çıkarıldı.

Kısa vadeli KKM’de zorunlu karşılık oranı yüzde 25’ten yüzde 33’e, uzun vadeli KKM’de ise yüzde 10’dan yüzde 22’ye yükseldi. Yeni oranlarda tesis tarihi 24 Mayıs olarak açıklandı.

Paylaşın

Özgür Özel İle Mustafa Destici Görüştü: Türkiye Normalleşemez

BBP Lideri Mustafa Destici ile görüşme sonrası açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından cumhurbaşkanı ve siyasi parti liderleriyle görüşmelerin yarattığı siyasette “normalleşme” iklimi için eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş cinayetini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

Haber Merkezi / “Ankara’nın ortasında iki kız babası bir siyasetçi bir ülkü ocaklarının da önceki genel başkanlarından birisi bir siyasi cinayete kurban gidecek, onu uyuşturucu torbacıları öldürecek, kamu görevlileri kaçmalarına yardım edecek ve o kan yerde kalacak. Neden? Bir partideki birilerinin yapmış olduğu temaslar ortaya çıkmasın parti zarar görmesin! O kan orada durdukça Türkiye’de siyaset normalleşemez! Cumhur İttifakı’nın bu yüksen kurtulması lazım.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici ile CHP Genel Merkezi’ndeki makamında bir araya geldi. CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları İlhan Uzel ve Sevgi Kılıç eşlik etti. Özel ve Destici görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu.

Özel konuşmasında şunları söyledi: “31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye siyasetinde çeşitli şekillerde nitelendirilen bir normalleşme süreci yaşanıyor. Ama bizim bugünkü görüşmemiz bir normalleşme sürecine işaret etmiyor. Çünkü biz zaten Meclis’te görev yaptığı sırada da Sayın Destici ile iki siyasi partinin yürütmesi gereken hem nezaket kuralları, hem protokol kuralları çerçevesinde hep birlikte olmuş ve temaslarımızı sürdürmüş iki partiydik. Bayramlaşmalarda heyetlerinin birbirini ziyaret ettiği, bayramlarda Genel Başkanlarının birbirini aradığı bir siyasi parti olarak bugünkü ziyareti bir hayırlı olsun ziyareti olarak son derece önemli buluyoruz.

Gündemimizde pek çok konu vardı ama Türkiye’de, Avrupa ve Dünya’nın çok gerisinde bir Siyasi Partiler Kanunu ile karşı karşıyayız. Siyasetin finansmanının şeffaf olması, denetim altında olması, bazı siyasi partilere Hazine ve seçim yardımı yapılıyorken sadece beş partiye bugünkü uygulama ile yapılabiliyor. Bazı siyasi partilerin bundan mahrum olmasının kabul edilemez olduğu noktasında bir kez daha karşılıklı fikir birliği içinde olduğumuzu gördük. 2018 seçimlerinden hemen önce ben CHP’nin heyet başkanı olarak ziyaret etmiştim genel merkezlerini. Orada Hazine yardımının hiç değilse yüzde 1’in üzerinde oy almış bütün partilerin almasını savunmuştuk.

Öyle bir taslağımız vardı. Ama gelen baskın seçim bu tartışmaları olanaklı kılmadı ve ardından da bambaşka bir gündeme savruldu Türkiye. Bugün yine bir kez daha ifade etmek isterim ki fikirlerin tümünün kolayca ifade edilebilmesi, toplum tarafından duyulmasının sağlanması ancak ve ancak siyasi parti kurulmasının kolaylaştırılması, siyasi parti faaliyetlerinin devlet tarafından desteklenmesi ve özellikle belli bir mali gücün altındaki siyasi partilerin bugünkünün aksine pozitif ayrımcılıkla seslerini duyurmaları, örgütlenmelerini sağlamaları noktasında mutlaka gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Biz Sayın Destici’yle, BBP ile ayrı ittifaklardayız. Ayrı siyasi yelpazenin farklı kanatlarındayız. Bu konudaki müşterek duygumuzu her ikimiz ifade ettik. Bundan sonraki süreçte bir düzenleme yapılması noktasında biz buna son seçimlerin en çok oy almış birinci partisi olma sıfatıyla da AKP’nin 22 yıllık pratiğinden farklı olarak gönülden destek vereceğimizi ve oy vereceğimizi ifade etmek istiyorum. Bir kez daha kendisine nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum.

İçeride tekrar ettiğim bir tebriği burada ifade etmem gerekir. BBP başta Sivas il belediyesi olmak üzere bu dönemde çok sayıda ilçe ve belde belediyesini kazandılar. Neredeyse iki katına çıkardılar. Onu seçim akşamı özellikle Sivas’ın BBP tarafından alınmasına ben ‘BBP amiral gemisini, sancak gemisini kazandı’ diye ifade etmiştim. Ben de kendilerini tebrik ediyor. Belediye başkanlarına ve belediye meclis üyelerine başarılı çalışmalar diliyorum.”

Özel, gazetecilerin soruları üzerine, “Yarın Saadet Partisi’ni ziyaret edeceğim. Önümüzdeki hafta yine önce Meclis’te grubu bulunan siyasi partiler, milletvekili bulunan siyasi partiler ve mümkün olan, siyasette aktif olarak bir sıklet merkezini temsil eden tüm siyasi partilerin liderleri ile görüşmek istiyorum” dedi. Özel, sokak hayvanları ile ilgili düzenleme hazırlığına ilişkin soruya, şu yanıtı verdi:

“Ülkemizde sahipsiz sokak hayvanları sorunu olduğu bir gerçektir. Bu konuda 31 Mart tarihinden sonra hem yerel yönetimlerimize ışık tutmak, hem yapılacak olası çalışmalara yasal zemin hazırlamak üzere Türkiye Veteriner Hekimler Birliği ile bir araya geldiğimiz toplantıda kendilerine bu soruna hem insan sağılığını ve güvenliğini önceleyen, hem de hayvan haklarına saygılı doğru bir çözümün önerilmesiyle ilgili taleplerimizi iletmiştik. Kendileri de bu konuda kendilerinden görüş alınmasının mesleklerine verilen değer açısından ve konunun gerçek uzmanlarına danışılması açısından bu yaklaşımımızı kıymetlendirdikleri ifade etmişlerdi.

Kendilerinin hazırlık süreci tamamlandıktan sonra böyle bir görüşmeyi yapmayı ümit ediyorduk. Son günlerde bizim de basından takip edebildiğimiz kadarıyla bu konuda bir hareketlenme var. Bir hazırlık var. Sayın Genel Başkan’ın ifade ettiği gibi bir taslak görmüş değiliz henüz. Taslak üzerinden elbette hep birlikte çalışacağız. Ancak TBMM insan kaynağı ile verilen emek ile harcanan en kıymetlisi zaman, Meclis imkânları ile Ocak 2020’de tüm grubu bulunan siyasi partilerin katılımıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kurdu. Bu komisyon hayvan haklarının korunmasına yönelik olarak raporunu verdi. Bu raporda bu soruna da etraflıca yer verildi.

Bu rapor hazırlanırken uzmanlar, akademisyenler dinlendi. Bu konuda uzun bir çalışma sonucunda çok iyi bir rapor ortaya çıktı. Bu raporda uyutma meselesi hasta ve tedavi edilemez hayvanlar ve kontrolü mümkün olmayan bir takım hayvanlarla sınırlı, sokak hayvanlarının çoğalmasını engelleme ile ilgili bir uyutma tedbiri kesinlikle burada yok. Ama burada soruna bir müdahale var. Diyor ki rapor: Bir hayvan hakları fonu kurulmalıdır. Bu hayvan hakları fonunun gelirleri belediyelerin aldıkları emlak, çevre, temizlik vergilerinden aktarılacak paylar. At yarışından, Milli Piyango gibi şans oyunlarından aktarılacak paylar ve idari cezalardan aktarılacak paylarla bağışlardan oluşmalıdır.

Bu fon barınakların yapılması, kısırlaştırmaların yapılması ile ilgili harcamaları bu fondan karşılanabilir ve yeterli kaynak sağlanır. Bunu tüm siyasi partiler böyle söyledi. Meclis bunu bu şekliyle karara bağladı. Şimdi bugün tasarruf tedbirleri söz konusu olunca ‘Efendim biz parayı seçim ekonomisine harcadık, bu köpekleri uyutalım’ derseniz, bunun tutar bir tarafı yok. O yüzden bu fon kurulmalıdır. Başta kısırlaştırma olmak üzere barınaklar için bu paralar olmalıdır. Uyutma, hastalar, tedavi edilemeyen hayvanlar, saldırganlığı önlemeyen hayvanlar üzerinde son tedbir olarak zaten bilim insanları tarafından da ifade edilmektedir.

Bizim yaklaşımımız Meclis’in kendi raporuna sahip çıkması ve bu fonun mutlaka kurulması yönündedir. Bu fonun önemli gelir kalemlerinden bir tanesi de bağışlardır. Türkiye’de bu sorun iki başlıdır. Bir yandan biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği gibi okula giden çocuklar, sabah erken vakitte ibadete giden yaşlılar, aracı olmayan toplu taşımaya erken vakitte ulaşmaya çalışan, belli bir gelirden yoksunlar açısından bir güvenlik sorunudur.

Bu sorun görülmezse ve meseleye bu sorun görülmeden bakılırsa çözüm olmaz. Diğer yandan da bu hayvanların yaşam hakkı vardır. Hayvan hakları vardır. Hayvan severlerin hassasiyeti vardır. O yüzden kurulacak böyle bir fona çok ciddi bağış ve katkıların yapılabileceği, bu konuda hiçbir sıkıntının olmayacağı da aşikârdır. Ama tasarruf tedbirleri konusunda binlerce, on binlerce, yüz binlerce candan tasarruf edemezsiniz. Bu konuda çok istikrarlı, dengeli ve bilimsel işler yapmak gerekiyor. Koronavirüs meselesi kısırlaştırma konusunda engel olmuş ve inanılmaz derecede bir popülasyon artışı olmuştur.

Burada etkin kısırlaştırma ve biraz önce Sayın Genel Başkan’ın da ifade ettiği, Sivas Belediyesi’nin bir önceki yerel iktidarları döneminde bin tane sokak hayvanının tamamen kısırlaştırıldığı, barınağa alındığı örnek gibi yapıldığında çok kısa sürede bu sorunda hızlı bir düşüş yaşanacaktır. Biz bu meselenin maalesef bir sınıfsal sorun haline dönüşüp, yoksulların tehdit altında olduğu, zenginlerin de hayvan haklarını savunduğu bir ikilemden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. Böyle bir ikileme düşürülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Sorun Türkiye’nin sorunudur. Hep beraber çözeceğiz.

Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin belediyelerdeki personel alımı konusundaki açıklamalarına ilişkin soruya, “Dört başı mamur bir özeleştiri olmuş. CHP bu kadar belediyeyi aldı da kimden aldı. Bunları DSP’den almadı. BBP’den almadı. Tamamına yakınını AKP’den, bir kısmını da MHP’den aldık bu belediyelerin. Seçim zamanında dünya kadar eleman alıyorlar dediği kendi seçim kaybetmiş belediye başkanlarına ilişkin eleştiridir. Partisine dair bir özeleştiridir. Gelmiş belediye başkanımız, görev yapacak. Ama bir bakıyor. Seçimi kaybetme telaşıyla, belki kaybedeceğini bilerek ya da kazanabilmek umuduyla AKP’li belediye başkanı son iki ayda 600-700 kişi almış.

Bunları işten çıkarsanız ki mecburen işten çıkarılıyor. Son dönemde yapılan bu yığma alımlar. Bu bazen CHP tarafından aday gösterilmeyip başka aday tercih edilen, o günkü CHP’li sonradan başka partiden ya da bağımsız aday olmuş birkaç arkadaşımız da yaptı. Onlar da çıkarılıyor. Onlar belki CHP’ye yakın isimler almışlar ama bu yığma. 600-800 kişiye maaş ödemeye kalktığınızda Özhaseki’nin dediği gibi ‘Belediyenin bütçesi buna müsait değil’ diyor. Bu kişilerin tamamına yakınını AKP’li belediye başkanları aldı. Şimdi devlet bu yükü niye çeksin, CHP’li belediye bu yükü çekerken niye hizmet edemesin? Ben Sayın Özhaseki’ye soruyorum. Belediye başkanlarımızın ifadeleri şu, hiç olmazsa beş tane, 10 tane elim ayağım olacak, hizmeti birlikte yapacağım elemana ihtiyacım var diyor.

Seninki 600 tane doldurmuş, bırak 10 tane de yeni eleman alalım diyor. Tasarruf tedbirleri var. Öyle olmasın, böyle olmasın. Hem ekmekle oynanmasın, hem CHP’li belediye eleman alamasın. Nasıl kendi icraatını yapacak? Bu milli iradeye topyekûn bir saygısızlık. Kendisini şu anlamda tebrik ediyorum. AKP belediyeciliğinin son günlerini çok iyi özetlemiş. Kaybedeceğini anlayınca yüzlerce elemanı doldur. Ne kadar varsa doldur. Seçimi kaybedince de CHP’nin kucağına bunu bırak. Bugün Türkiye gazetesinin manşetine baktım. Devlet bu yükü niye çeksin? Niye yaptınız bunu?” yanıtını verdi.

“Türkiye normalleşemez”

Özel, MHP Genel Başkan Yardımcıları İzzet Ulvi Yönter ve Semih Yalçın’ın açıklamalarına ilişkin olarak şunları kaydetti: “Cumhur İttifakı’nın iki bileşeni Rabia’da birleşmişlerdi, hep dört yapıyordu. Bir kere de biz Rabia yaptık. Arkadaşların baya canları sıkılmış görünüyor. Oradaki tespitim şu olacak. Oradaki sorduğum sorular ve söylediklerim üzerine tespitim şu. Memnun olduğum husus şudur ki ben isim vermedim. Ama beyefendiler konuyu kendi üzerlerine almışlar.

Memnun olduğum konu şudur ki o iki kişiyi koskoca MHP camiasında, sadece o ikisi savundu. Kendilerini savundular. Bize hakaret etmeyi tercih ettiler. Bir üçüncü isim çıkıp da ne onları savunmaya kalktı. Ne de başka bir şey söyledi. Mesele bu kadar hassas. Mesele bu kadar ciddi ve mesele bu kadar gerçek zaten. Ben bunun üstüne daha fazla ne söyleyeyim? Cümle âlemin bildiğini sadece ima ettik. İki tane hakaret dolu tweet. İki tane benim o bana söylüyor diyen kişi. Üçüncü bir kişi yok ki bunları savunsun ve arkalarında dursun. Vicdanlar yaralıdır.

Normalleşme sorunuza da cevabım şu. Ankara’nın ortasında iki kız babası bir siyasetçi, bir Ülkü Ocakları’nın da önceki Genel Başkanlarından birisi, bir siyasi cinayete kurban gidecek, onu uyuşturucu torbacıları öldürecek, kamu görevlileri kaçmalarına yardım edecek. Cenaze ve kan yerde kalacak. Neden? Bir partideki birilerinin yapmış olduğu temaslar, görüşmeler, iletişim ortaya çıkmasın. Parti zarar görmesin. İttifakımız zarar görmesin. O cenaze, o kan orada durdukça Türkiye’de siyaset normalleşemez. İlk önce MHP’nin, ucu kime gidiyorsa gitsin deyip bu yükten kurtulması, sonra Cumhur İttifakı’nın bu yükten kurtulması, Türkiye siyasetinin bu yükten kurtulması lazım. Normalleşme diyorsanız, normal siyasi partiler bir cinayet işlendiğinde ona karşı bir sis indirmeye çalışmazlar. Biz inen sisin farkındayız. O sis kalkmadan Türkiye normalleşemez.”

“Sokak hayvanlarını uyutmayı kapsayan tasarıyı destekleyeceğiz”

Destici ise konuşmasında şunları kaydetti: “Bir hayırlı olsun ziyaretinde bulunduk. Aslında daha önce planlamıştık ama araya seçim girdi. Girdikleri ilk seçimde de başarıyla çıktılar. Başarılarından dolayı kendilerini tebrik ediyorum. BBP olarak biz de belediye sayısını yüzde yüzün üzerinde artırarak çıktık. Büyükşehirlerin neredeyse yarısına yakını CHP’de geri kalanı da Cumhur İttifakımızda. Biz hem AKP‘nin olduğu hem de CHP’nin olduğu yerlerde uyum içerisinde çalışma yürütüyoruz.

Farklı bir ittifakı içerisindeyiz tabi bu hassasiyeti de gözeterek siyasetimize devam ediyoruz. Neticede Türkiye partisiyiz. Önceliğimiz milletimizin birliği refahı huzuru. Bunun için elbette birlik olmaya ve birlikte hareket etme zorunluluğu olan noktalarda millete ve devlete karşı olan bir borcumuz var. Bugün de görüşmemizde yeni anayasayı konuşma fırsatı bulduk. Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğine inanıyoruz. Konuşmalarımızda şunu gördük ki CHP de Türkiye’nin yeni, demokratik ve sivil bir anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda hem fikiriz.

Ben Kemal Beye ifade ettiklerimi Özgür Beye de ifade ettim. Herkes teklifini kamuoyu önünde paylaşsın ben uzlaşamayacağımız noktaları bir kenara bırakarak en azından azami müştereklerimizde buluşarak bir anayasa yapma konusunda gayret göstermemiz gerektiğini söyledim. Bizim için kırmızı çizgi terör ve şiddettir. Terör örgütleriyle arasına mesafe koyduğu sürece her siyasi parti her sivil toplum örgütü hatta her fert kendi fikrini özgürce söyleyebilir, inancını yaşayabilir. Kırmızı çizgimiz terör ve şiddettir. Bunda da aynı fikirde olduğumuzu gördük. Bu görüşme çok faydalı oldu.”

Destici, sokak köpeklerinin uyutulması hazırlığına ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Neticede biz BBP olarak bize teslime dilen belediyelerde bir ay içinde bu çalışmaları başlatacağımızı ve sokaklarımızı hastalıklı ve saldırgan sokak köpeklerinden temizleyeceğimizi ifade ettiler. Belediyelerimiz bu çalışmalarını tamamladılar. Şu anda köpekler toplanıyor. Tedavi görecekler tedavi görecekleri yerlere, barınak imkanı olanlar barınaklara, hastalıklı ve terbiye edilemeyecek şekilde saldırgan olanların da uyutulması konusunda biz çalışmalarımızı yürütüyoruz. Bu konuda devletimizin yasa hazırlığı içinde olduğunu duymaktan da büyük bir memnuniyet duyduk. Bu yasa teklifini de desteklediğimizi ifade ediyorum. Şu ana kadar bildiğimiz haliyle bizim seçim öncesi söylediğimiz her şeyin o yasa içerisinde birebir olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Almanya Ve Fransa: Filistin’i Tanımak İçin Erken

İrlanda, Norveç ve İspanya’nın Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almalarının ardından Almanya ve Fransa, bu yönde bir karar almayacaklarını açıkladı.

Aralarında Rusya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 144’ü Filistin’in bağımsızlığını tanıyor. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer birlik üyeleri.

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılırken, Almanya ile Fransa’dan aksi yönde açıklamalar geldi. Almanya Dışişleri Bakanlığı, şu aşamada Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımayacaklarını açıklayarak bu yönde adım atan ülkelerle arasına mesafe koydu.

Almanya Dışişleri’nden yapılan açıklamada, “Almanya’nın bağımsız bir Filistin devletinin varlığını desteklediği, ancak buraya varılması için atılması gereken adımlar olduğu” vurgulandı. Açıklamada, Almanya’nın bu hedefe ulaşılabilmesi için Filistinli kurumların reform ve gelişme çabalarını desteklemeye devam edeceği kaydedildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) diğer lokomotif ülkesi Fransa da, Almanya gibi şu an için Filistin’i resmen tanımak istemiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, böyle bir kararın sembolik olmaktan öte anlam ifade etmesi gerektiğini belirterek, henüz tanıma için uygun ortamın oluşmadığını ifade etti. Paris’te İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ile görüşen Sejourne, “Fransa böyle bir karar için koşulların karşılandığını henüz düşünmüyor” dedi.

Ülkesinin İrlanda, Norveç ve İspanya büyükelçilerini tepki olarak geri çağırdıklarını açıklayan Katz, Filistin’i tanıma kararının “İran ve Hamas’ı ödüllendirmek” anlamına geldiğini öne sürdü.

Fransa hükümetinden daha önce yapılan açıklamalarda, “Filistin’i tanıma meselesinin bir tabu olmadığı, fakat bunun, ancak iki devletli çözüme ulaşmak kapsamında geniş bir çaba içinde ele alınacağı” kaydedilmişti.

Sejourne, tam bir müzakere süreci olmaksızın, tanıma yönünde atılan adımların şu aşamada sahadaki gerçeklik üzerinde çok az etkisi olacağını dile getirerek, Filistin’i tanımanın sembolik bir eylem değil, aksine diplomatik bir araç olması gerektiğini belirtti.

Üç Avrupa devletinin 28 Mayıs’ta resmen hayata geçecek Filistin’i tanıma kararlarını, “Uluslararası hukuk ve insan hakları için bir zafer” olarak nitelendiren Filistin Özerk Yönetimi’nin Almanya Büyükelçisi Leyit Arafah, Berlin’e çağrıda bulunarak, Almanya’nın da bu yönde bir karar almasını talep etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Tüketici Güven Endeksi 80,51’e Yükseldi

Nisan ayında 80,46 olan tüketici güven endeksi mayıs ayında yüzde 0,1 oranında artarak 80,51 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Mart 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 80,46 iken Mayıs ayında yüzde 0,1 oranında artarak 80,51 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde 0,4 artışla 65,3 yükselirken, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -0,01 azalışla 82,8’e geriledi. Gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde 0,2 artışla 78,3’e yükselirken, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -1,2 azalışla 95,8 seviyesine geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Poliarteritis Nodosa Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Poliarteritis nodosa, yaygın iltihaplanma, zayıflama ve küçük ve orta büyüklükteki arterlerde hasar ile karakterize, nadir görülen bir çoklu sistem hastalığıdır. Böbrekleri, kalbi, bağırsakları, sinir sistemini ve/veya iskelet kaslarını besleyenler de dahil olmak üzere herhangi bir organ veya organ sistemindeki kan damarları etkilenebilir.

Haber Merkezi / Etkilenen arterlerin hasar görmesi, kan basıncının anormal derecede artmasına (hipertansiyon), arter duvarının “balonlaşmasına” (anevrizma), kan pıhtılarının oluşmasına (tromboz), belirli dokulara kan akışının tıkanmasına ve/veya doku hasarı ve kaybına neden olabilir. (nekroz) belirli etkilenen bölgelerde. Bozukluk erkekler arasında daha yaygındır ve orta yaşın başlarında, yani 40 ila 50 yaşları arasında ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir.

Poliarteritis nodosa’nın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bir saldırının çeşitli ilaç veya aşılardan herhangi biri tarafından veya strep veya stafilokok enfeksiyonları veya hepatit B virüsü gibi enfeksiyonlara (bakteriyel veya viral) verilen bir reaksiyonla tetiklenebileceği açıktır. Birçok araştırmacı, bozukluğun vücudun bağışıklık sistemindeki rahatsızlıklardan kaynaklandığından şüpheleniyor. Teşhisin doğrulanması, darlık (daralma veya blokaj) ve genişlemenin dönüşümlü olduğu küçük veya orta büyüklükteki arterleri gösteren bir biyopsiyi gerektiriyordu.

Poliarteritis nodosa esas olarak küçük ve orta büyüklükteki arterleri etkiler. Böbrekleri, kalbi, bağırsakları, sinir sistemini ve/veya iskelet kaslarını besleyen arterler de dahil olmak üzere herhangi bir organ veya organ sistemindeki kan damarları etkilenebilir. Etkilenen arterlerin hasar görmesi, kan basıncının anormal derecede artmasına (hipertansiyon), arter duvarının “balonlaşmasına” (anevrizma), kan pıhtılarının oluşmasına (tromboz), belirli dokulara kan akışının tıkanmasına ve/veya doku hasarı ve kaybına neden olabilir. Bazı etkilenen bölgelerde (nekroz). Eklem, kas, karın ve testis ağrıları ortaya çıkabilir. En sık böbreklerin küçük ve orta büyüklükteki arterleri etkilenir. Akciğerler çok daha az etkilenir.

Poliarteritis nodosa’nın kesin nedeni bilinmemektedir. Hastaların çoğunda predispozan bir neden bulunamamıştır. Tanımlanamayan bakteriyel ve/veya viral enfeksiyonlar bir neden olabilir. Uyuşturucu bağımlılarında, özellikle amfetamin kullananlarda ve hepatit B (karaciğer enfeksiyonu) hastalarında poliarteritis nodosa gözlemlenmiştir. Bu bozukluk aynı zamanda bazı ilaçlara ve aşılara karşı alerjik reaksiyonla da ilişkilendirilmiştir.

Çoğu bilim adamı poliarteritis nodosa’nın otoimmün bir hastalık olduğuna inanmaktadır. Otoimmün bozukluklar, vücudun “yabancı” veya istilacı organizmalara (örneğin antikorlar) karşı doğal savunmasının, bilinmeyen nedenlerle sağlıklı dokuya saldırmaya başlamasıyla ortaya çıkar. Son araştırmalar, bakteriyel bir enfeksiyonun başlangıçta poliarteritis nodosa’nın başlangıcını tetikleyebileceğini ve enfeksiyona karşı anormal bir bağışıklık tepkisine neden olabileceğini düşündürmektedir. Poliarteritis nodosa tedavisi genellikle bağışıklık sistemini değiştiren ilaçları içerir.

Bu bozukluğun varlığını gösterecek kan veya başka kimyasal testler bulunmadığından tanı, fizik muayeneye ve tanı için diğer olası adayların dışlanmasına dayanır. Şüpheli durumlarda, tipik lezyonların varlığını doğrulamak için kan damarı duvarının (lümen) biyopsisi gereklidir. Böbrek veya karaciğer biyopsileri de gerekli olabilir.

Poliarteritis nodosa tedavisi genellikle bağışıklık sistemini baskılamak ve iltihabı hafifletmek için prednizon gibi kortikosteroid ilaçların kullanılmasından oluşur. Siklofosfamid de bu amaçla kullanılmıştır. Hipertansiyonun kontrolüne yönelik tedavi de endike olabilir. Gastrointestinal tutulum vakalarında bazen cerrahi müdahale gerekebilir. Diğer tedaviler semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın Yönetim Kurulu Listesi Belli Oldu

Fenerbahçe’de Ali Koç’un ardından başkan adayı Aziz Yıldırım’da yönetim kurulu listesini duyurdu. Fenerbahçe’de Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı, 9 Haziran’da gerçekleşecek.

Fenerbahçe Kulübü’nde 30-31 Mayıs’ta çoğunluk sağlanamazsa 8-9 Haziran’da yapılacak olağan seçimli genel kurul öncesi Fenerbahçe Başkan Adayı Aziz Yıldırım’ın yönetim kurulu listesi belli oldu. Yıldırım’ın Yönetim Kurulu asil listesinde şu isimler yer alıyor:

“Mithat Yenigün, Mahmut Nedim Uslu, Cengiz Erdem, Nihat Özbağı, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Mehmet İman, Ahmet Önder Fırat, Fatih Öztürk, Murat Salar, Mehmet Selim Kosif, Batuhan Özdemir, Ömer Onan, Hande Tibuk, Ahmet Özokur, Emin Selim Akgül, Mustafa Aydın Acun, Emrah Tünay, Mehmet Engin Özturan, Kemal Fatih Aslan, Berkay Erdim, Tuna Akın.”

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’ta gün içerisinde yeni yönetim kurulu listesini duyurmuştu. Ali Koç’un yönetim kurulunda şu isimler yer alıyor:

“Erol Bilecik, Burak Çağlan Kızılhan, A. Sertaç Komsuoğlu, Acun Ilıcalı, Ahmet Ketenci, Alper Alpoğlu, Cenk Öztanık, Eren Dişli, Ergun Özen, Esin Güral Argat, Fethi Pekin, Hakan Safi, Hamdi Akın, Hulusi Belgü, Hüseyin Bozkurt, M. Kemal Danabaş, Mehmet S. Dereli, Nedim Keçeli, Özgür Özaktaç, Rıfat Perahya, Selma A. Rodopman.”

Paylaşın

Polikistik Karaciğer Hastalığı Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Otozomal dominant polikistik karaciğer hastalığı (ADPLD) olarak da adlandırılan polikistik karaciğer hastalığı, 10.000 kişiden 1’inden azını etkilediği tahmin edilen kalıtsal bir hastalıktır. Karaciğer boyunca dağılmış çeşitli boyutlardaki kistlerin ilerleyici büyümesi ile karakterizedir.

Haber Merkezi / Bu durumdan etkilenen kişiler yaşlandıkça daha fazla ve daha büyük kistlere sahip olma eğilimindedir ve genellikle 30 yaş gibi erken bir zamanda semptomlar göstermeye başlar. Ancak etkilenen birçok kişide semptom görülmez. Karaciğerin büyümesi (hepatomegali), karın ağrısı ve rahatsızlığına, nefes darlığına (nefes darlığı), erken doymaya ve gastroözofageal reflüye neden olabilir.

Nadir görülen komplikasyonlar ise hepatik kist kanaması, enfeksiyon veya rüptürdür. Semptomları yönetmek için cerrahi ve tıbbi tedavi mevcuttur, ancak bu durumun tek kesin tedavisi karaciğer naklidir. Vakaların çoğu otozomal dominant kalıtsal olarak kalıtsaldır, ancak bazıları ailede bu durumla ilgili geçmişi olmayan ailelerde ortaya çıkar. Bazen karaciğerde ODPKD ile ilişkili kistler bulunur. Aslında ODPKD’li kişilerin çoğunda karaciğer kistleri vardır.

Polikistik karaciğer hastalığı, karaciğerde boyutları birkaç milimetreden 15 cm’ye kadar değişen 10’dan fazla kistin büyümesiyle karakterize edilir. Kistler büyüdükçe ve yaşla birlikte sayıları arttıkça semptomlar genellikle üçüncü on yılda ortaya çıkmaya başlar. Bazı insanlar erken yetişkinlik döneminde semptomlar göstermeye başlar, ancak etkilenen birçok bireyde semptom görülmez.

Kistlerin büyümesi ve birikmesi karaciğerin büyümesine (hepatomegali) ve bitişik anatomik yapıların sıkışmasına neden olabilir, bu da karın ağrısı ve rahatsızlığına, nefes darlığına (nefes darlığı), hazımsızlığa (dispepsi), gastro-özofageal reflüye ve sınırlı hareket kabiliyetine yol açabilir. Daha nadiren karaciğer kistleri safra kanalını da sıkıştırabilir ve cildin sararmasına (sarılık) yol açabilir. Karaciğerdeki kan damarlarının kistlerle sıkışması, karın içinde sıvı birikmesine (asit), kanamaya ve bağırsaklardan karaciğere giden kan akışında yüksek tansiyona (portal hipertansiyon) neden olabilir.

Nadir durumlarda, hastalarda kist kanaması (karaciğer kisti kanaması) veya kistin bakteriler tarafından enfekte olması (karaciğer kisti enfeksiyonu), ağrı ve ateşe neden olabilir. Nadiren büyük karaciğer kistleri yırtılarak şiddetli karın ağrısına neden olabilir. Çok sayıda kistin varlığına rağmen polikistik karaciğer hastalığı olan bireylerin karaciğeri normal şekilde çalışır.

Birçok farklı gendeki değişiklikler (mutasyonlar veya patojenik varyantlar) ADPLD’ye neden olabilir. PRKCSH’deki mutasyonlar vakaların yaklaşık %20’sine, SEC6’daki mutasyonlar ise vakaların yaklaşık %15’ine neden olur. ADPLD ile ilişkili diğer genler arasında ALG8, GANAB, LRP5, PKHD ve SEC61B3 bulunur . Ancak polikistik karaciğer hastalığı olan bireylerin %50’sinden azında bu genlerden birinde mutasyon vardır, dolayısıyla bu duruma başka genler de dahil olabilir.

SEC63  ve  PRKCSH’deki patojenik varyantlar,   yeni sentezlenen glikoproteinlerin işlenmesinde, katlanmasında ve translokasyonunda kusurlara yol açar. Bu, karaciğerde sıvı dolu kistlerin oluşumuna katkıda bulunan embriyolojik malformasyonlarla ilişkilidir.

Çoğu polikistik karaciğer hastalığı vakası otozomal dominant bir şekilde kalıtsaldır. Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için anormal bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Anormal gen, ebeveynlerden herhangi birinden miras alınabilir veya etkilenen bireydeki mutasyona uğramış (değişmiş) bir genin sonucu olabilir. Anormal genin etkilenen ebeveynden çocuğuna geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Kistlerin mevcut olup olmadığını görmek için karaciğerin fotoğraflarını çekmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI), bilgisayarlı tomografi (BT) taraması ve ultrason (US) kullanılır. Görüntüler kist büyümesinin teşhisi ve izlenmesi için kullanılır. SEC63, LRP5  ve  PRKCSH genlerindeki mutasyonları aramak için moleküler genetik testler mevcuttur   ve hastalığı ebeveynlerinden birinden miras alan bireylerde özellikle yararlı olabilir. Karaciğer ve safra kanalı hastalığının iki belirtecinin kan seviyelerini test etmek de mümkündür: gama-glutamiltransferaz (GGT) ve alkalin fosfataz (ALP). Şiddetli polikistik karaciğer hastalığı olan hastalarda bu iki belirteç yükselebilir.

Birçok polikistik karaciğer hastalığı vakasında tedavi gerekli olmayabilir ve yalnızca ciddi şekilde etkilenen veya semptomatik hastalarda endikedir. Büyük kistler (>5 cm), kistin delinmesini, sıvının alınmasını ve kist duvarının etanol gibi dokuların sertleşmesini sağlayan bir kimyasalla (sklerozan ajan) tedavi edilmesini içeren aspirasyon skleroterapisi ile tedavi edilebilir.

Birden fazla büyük kist semptomlara neden olduğunda anahtar deliği ameliyatı bir tedavi seçeneği olabilir. Cerrah kistlerin ‘tavanını’ delerek çıkarır. Bu işleme laparoskopik fenestrasyon denir. Hepatomegali ile ilgili semptomları azaltmak için karaciğerin bazı kısımlarının çıkarılması (hepatik rezeksiyon) da mümkündür. PLD’nin yalnızca en ağır vakalarda kullanılan tek kesin tedavisi karaciğer naklidir.

Karaciğerdeki kist büyümesini ve sıvı salgısını yavaşlatmaya yönelik ilaçlar (somatostatin analogları, yani oktreotid ve lanreotid) karaciğer hacminin azaltılmasında da faydalıdır. Çok pahalı oldukları için bu ilaçlar genellikle orta ila şiddetli hastalığı olan ve yaşam kalitesi düşük olan hastalar için ayrılmıştır. Uzman bir merkeze sevk edilmesi tavsiye edilir. Östrojen kistlerin büyümesini teşvik ettiğinden, polikistik karaciğer hastalığı tanısı alan kadınların hormonal kontraseptifleri veya östrojen replasman tedavisini bırakması önerilir.

Paylaşın

Polisitemi Vera Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Polisitemi vera, kemik iliğinde kan hücrelerinin aşırı üretimini (miyeloproliferasyon) içeren nadir, kronik bir hastalıktır. Kırmızı kan hücrelerinin aşırı üretimi en dramatik durumdur ancak çoğu hastada beyaz kan hücrelerinin ve trombositlerin üretimi de yüksektir.

Haber Merkezi / Kemik iliğinde kırmızı kan hücreleri aşırı üretildiğinden, bu durum kanda anormal derecede yüksek sayıda kırmızı kan hücresinin (kırmızı kan kütlesi) dolaşmasına yol açar. Sonuç olarak, hiperviskozite adı verilen bir durum olan kan kalınlaşır ve hacmi artar. Kalınlaşmış kan, daha küçük kan damarlarından düzgün şekilde akmayabilir.

Polisitemi veralı bireylerde baş ağrıları, yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi veya ciltte kaşıntı gibi spesifik olmayan semptomlar dahil olmak üzere çeşitli semptomlar ortaya çıkabilir; genişlemiş bir dalak (splenomegali); çeşitli gastrointestinal sorunlar; ve hayati organlara kan akışını engelleyebilecek kan pıhtısı oluşumu riski. Polisitemi veralı bireylerin yüzde 90’ından fazlasında JAK2 geninde bir varyant (mutasyon) bulunur. Bu varyantların polisitemi vera gelişiminde oynadığı kesin rol henüz bilinmemektedir.

Polisitemi veranın semptomları genellikle yıllar içinde yavaş yavaş gelişir. Çoğu zaman bu bozukluk, gözle görülür semptomlar ortaya çıkmadan önce rutin muayenenin bir parçası olarak yapılan bir kan testinde tesadüfen bulunur. Bazen etkilenen bireyler, sonunda bozukluğun tanısına yol açacak belirsiz, spesifik olmayan semptomlar bildirebilirler.

Polisitemi veralı pek çok kişide yavaş yavaş, baş ağrıları, yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, özellikle geceleri aşırı terleme ve ciddi vakalarda ilaç aldıktan sonra daha da kötüleşebilen ciltte kaşıntı gibi birçok bozuklukta ortak olan çeşitli genel, spesifik olmayan semptomlar gelişir. duş veya sıcak bir banyo. Etkilenen bazı bireylerde bulanık görme, kulaklarda çınlama (kulak çınlaması) ve ciltte özellikle yüzde anormal kızarıklık gibi ek belirtiler ortaya çıkabilir.

Sonunda dalak devreye girer. Dalak, karnın sol üst kısmında yer alan ve yıpranmış kan hücrelerini filtreleyen bir organdır. Splenomegali adı verilen bir durum olan, normalden daha fazla sayıda kan hücresini temizlemeye çalıştığı için polisitemi veralı bireylerde sıklıkla anormal şekilde büyür. Splenomegali, etkilenen bireyin karnında şişkinlik veya dolgunluk hissine neden olabilir.

Polisitemi vera ile ilişkili daha az görülen semptomlar arasında kolayca morarma eğilimi, sık burun kanaması veya diş eti kanaması, karaciğerin büyümesi (hepatomegali) ve el ve ayak derisinin kızarık veya morumsu görünümü ile karakterize edilen bir durum olan eritromelalji yer alır. Cilt dokunulduğunda sıcak olabilir. Eritromelalji ayrıca etkilenen bölgelerde ağrılı, yanma hissine veya şişmeye neden olabilir.

Polisitemi veralı bazı bireylerde kan akışının azalmasına (kanın kalınlaşmasına bağlı olarak) ve trombositleri etkileyen anormalliklere bağlı olarak semptomlar gelişebilir ve bu da kişinin kan pıhtılaşması riskini artırabilir. Kan pıhtılarına bağlı olarak ortaya çıkan komplikasyonlar trombotik olaylar olarak adlandırılabilir ve nadir durumlarda polisitemi veranın ilk belirgin belirtisi olabilir. Spesifik semptomlar kan pıhtısının nerede oluştuğuna bağlıdır.

Bir kan pıhtısı felce, göğüs ağrısına (anjina), kalp krizine, derin ven trombozuna (DVT) veya pulmoner emboliye neden olabilir. DVT, bacaklarda kan pıhtısı oluştuğunda bacakların ağrımasına ve şişmesine neden olabilir. Akciğerlerde bir pıhtı oluştuğunda veya DVT’nin bir parçası kopup kan dolaşımında dolaşıp sonunda pulmoner arterde sıkıştığında pulmoner emboli meydana gelir. Pulmoner emboli nefes darlığına, göğüste ani ağrıya, yorgunluğa veya pulmoner arterde yüksek tansiyon gibi yaşamı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilir.

Polisitemi veralı bazı bireylerde, karaciğere giden ana kan damarında kan pıhtısının oluştuğu bir durum olan Budd-Chiari sendromu (hepatik ven trombozu) gelişmiştir. Budd-Chiari sendromunun belirtileri arasında karnın sağ üst kısmında ağrı, karaciğerin anormal derecede büyümesi (hepatomegali), derinin ve göz aklarının sararması (sarılık) ve/veya boşlukta sıvı birikmesi (periton boşluğu) yer alır. ) mideyi kaplayan zarın iki tabakası arasında (asit).

Kırmızı kan hücrelerinin anormal çoğalması aynı zamanda peptik ülser, gut ve böbrek taşlarına da neden olabilir. Peptik ülserler, mide-bağırsak kanalının astarında bulunan ve mide-bağırsak sisteminde kanamaya (kanama) neden olabilen açık yaralardır. Gut, ürik asit birikiminin neden olduğu eklem iltihabıdır. Anormal derecede yüksek ürik asit seviyeleri de böbrek taşlarına neden olabilir. Polisitemi vera ile ilişkili gut ve böbrek taşı, kırmızı kan hücrelerinin yüksek oranda yenilenmesi nedeniyle oluşur ve bu da normalden daha yüksek ürik asit üretimiyle sonuçlanır.

Polisitemi vera sonunda “yanabilir”, böylece kemik iliğinin yerini skar dokusu alır ve bozukluk idiyopatik miyelofibrozise benzer. Bu aynı zamanda polisitemi veranın “harcanan aşaması” olarak da adlandırılabilir. Bu meydana geldiğinde kemik iliği artık kan hücreleri üretemez ve bu da sağlıklı, işlevsel kırmızı kan hücrelerinin (anemi), trombositlerin (trombositopeni) ve beyaz kan hücrelerinin (lökopeni) düşük seviyelerine neden olur. Nadir durumlarda, polisitemi vera sonunda akut miyeloid lösemi olarak bilinen bir lösemi formuna dönüşebilir.

Polisitemi vera, kemik iliğinin tek bir hücresindeki genetik materyaldeki (DNA) kötü huylu bir değişiklikten (klonal bozukluk) kaynaklanır. Kemik iliği, çoğu kan hücresi üretiminin gerçekleştiği kemiğin içinde bulunan yumuşak, süngerimsi malzemedir. Bu kötü huylu değişikliğin ortaya çıkmasının altında yatan neden bilinmemektedir.

Bu değişiklik, döllenmeden sonra meydana geldiği ve kalıtsal olmadığı anlamına gelen edinilmiş bir değişikliktir. Araştırmacılar, polisitemi veralı bireylerin yaklaşık yüzde 90’ının JAK2 geninde bir varyantın bulunduğunu tespit etti. Genler, vücudun birçok fonksiyonunda kritik rol oynayan proteinlerin oluşturulması için talimatlar sağlar. Bir gende bir varyant oluştuğunda protein ürünü hatalı, verimsiz, eksik veya aşırı üretilebilir. Proteinin işlevlerine bağlı olarak bu durum vücudun birçok organ sistemini etkileyebilir.

JAK2 geni , kinaz adı verilen bir proteini, özellikle de Janus kinaz 2’yi üretir. Kinazlar, hücre büyümesinin çok güçlü itici güçleridir. Polisitemi veralı kişilerde altta yatan genetik değişiklik nedeniyle JAK2 geni aşırı aktiftir.

Polisitemi veralı bireylerin kemik iliğindeki orijinal kusurlu hücre, hematopoietik bir kök hücredir; büyüyen ve sonunda üç ana kan hücresi türünden birine dönüşen özel bir hücredir: kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri veya trombositler. Tek bir hematopoietik kök hücrenin DNA’sındaki bir değişiklik, anormal hücrenin sürekli olarak kendini çoğaltmasına ve sonunda kemik iliğinde baskın hematopoetik kök hücre haline gelmesine neden olur.

Normalde böbrekler eritropoietin adı verilen bir hormon üretir. Bu hormon hematopoietik kök hücrelerde bulunan reseptörlere bağlanır. JAK2 geni aşırı aktif olduğundan , orijinal kusurlu hematopoietik kök hücreden türetilen bu hücreler, eritropoietin yokluğunda bile büyümeye ve bölünmeye devam eder. Hızla büyüyen bu hücreler kemik iliğini tıkar ve parçalanıp öldüklerinde yara dokusunun oluşmasına neden olur.

Polisitemi vera ve bazı benzer bozuklukların nadir durumlarda aynı ailenin birden fazla üyesini etkilemiş olması, JAK2 gen varyantına ek olarak genetik faktörlerin de bozukluğun gelişiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Ancak araştırmacılar polisitemi vera ile ilişkili güçlü bir ailesel yatkınlık tespit edemediler.

Polisitemi veranın semptomları, kan hücrelerinin oluşumunu etkileyen, kırmızı kan hücrelerinin aşırı üretimine ve daha az ölçüde beyaz kan hücrelerinin ve trombositlerin aşırı üretimine yol açan anormallikler nedeniyle ortaya çıkar.

Polisitemi vera tanısı kapsamlı bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı hasta geçmişine ve çeşitli özel testlere dayanarak yapılabilir. Birçok kişide bu bozukluk, rutin muayene sırasında yapılan kan testleriyle tespit edilebilir. Tam kan sayımı (CBC), yüksek sayıda kırmızı kan hücresi ve bazen trombosit ve beyaz kan hücresi gösterebilir.

Kan testleri ayrıca hemoglobin ve hematokriti de ölçebilir. Hemoglobin, kırmızı kan hücrelerinin içinde oksijen taşıyan proteindir. Hematokrit, toplam kan hacmindeki kırmızı kan hücrelerinin yüzdesidir. Bu ölçümler yükselirse polisitemi veraya işaret edebilir.

Doktorlar ayrıca kemik iliğinin kırmızı kan hücreleri üretmesine neden olan bir hormon olan eritropoietin (EPO) düzeylerini de ölçebilir. Polisitemi veralı bireylerde EPO seviyeleri anormal derecede düşüktür. Bu test genellikle polisitemi verayı, EPO seviyelerinin etkilenmediği sekonder polisitemiden ayırmak için yapılır.

Bazı hastalarda polisitemi veranın teşhisi için kemik iliği dokusunun cerrahi olarak çıkarılması ve mikroskobik incelenmesi (biyopsi) de kullanılabilir. Örnek doku, iliğin düzgün çalışıp çalışmadığını belirlemek için test edilir. Kan hücrelerindeki JAK2 gen varyantlarını tanımlamak için çeşitli özel testler kullanılabilir ; bu aynı zamanda polisitemi veranın da tanısıdır.

Polisitemi veranın tedavisi, kırmızı kan hücrelerinin seviyelerini düşürmeyi ve bozukluğun özellikle kan pıhtısı (tromboz) oluşumunun komplikasyonlarını önlemeyi amaçlamaktadır. Tedavi seçenekleri arasında flebotomi ve ilaç tedavisi yer alır.

Polisitemi veralı bireylerin çoğunda, genellikle birkaç ay boyunca düzenli aralıklarla kan alınır (flebotomi). Bu, kanın düzgün şekilde akabilmesi ve çalışabilmesi için dolaşımdaki kırmızı kan hücrelerinin hacmini azaltmak için yapılır. Flebotomi, kanın kalınlaşması ve kırmızı kan hücresi üretiminin artmasıyla ilişkili semptomları çözebilir. Bazı insanlar için uzun yıllar boyunca gerekli olan tek tedavi flebotomi olabilir. Ancak bu prosedür, yüksek trombosit seviyelerini (trombositemi), yüksek beyaz kan hücresi seviyelerini (lökositoz), kaşıntılı deriyi veya gutu tedavi etmez. Bazı hastalarda flebotomi yüksek trombosit düzeylerine katkıda bulunabilir.

Polisitemi veralı birçok kişi aynı zamanda kemik iliğinde kan hücrelerinin oluşumunu baskılayan bazı ilaçlarla da (miyelosupresif ilaçlar) tedavi görecektir. Hidroksiüre olarak bilinen bir kemoterapi ilacı en sık kullanılır. Kullanılan bir diğer kemoterapi ilacı ise busulfandır. Geçmişte klorambusil ve radyoaktif fosfor gibi diğer ilaçlar kullanılmıştı ancak bu ilaçlar, özellikle uzun süreli tedavi gerektiren bireylerde lösemi gelişme riskinin artmasıyla ilişkilendirilmişti.

Anagrelid, trombosit sayısını düşürmek ve kan pıhtılaşması riskini azaltmak için kullanılan bir ilaçtır. İnterferon alfa adı verilen başka bir ilaç, bağışıklık sistemini kan hücresi üretimini baskılayacak şekilde uyarır. Polisitemi vera için kullanılan ek tedaviler arasında kan pıhtı oluşumu riskini azaltmak için düşük dozda aspirin, yüksek ürik asit düzeylerini tedavi etmek için allopurinol adı verilen bir ilaç ve şiddetli, kalıcı kaşıntıyı tedavi etmek için antihistaminikler veya ultraviyole ışık tedavisi yer alır.

Kemik iliğinin artık sağlıklı, işleyen kan hücreleri üretmediği polisitemi veranın “harcanmış aşamasına” giren kişiler, yeterli düzeyde kan hücresi sağlamak için periyodik kan nakline ihtiyaç duyabilir. Harcanan faz sırasında dalak önemli ölçüde büyüyebilir ve ağrılı hale gelebilir, bu da potansiyel olarak ameliyatla (splenektomi) çıkarılmasını gerektirebilir.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Güney Afrika İçin 400 Milyon Dolar Arıyor

Birleşmiş Milletler (BM), güney Afrika’yı etkileyen El Nino kaynaklı kuraklık nedeniyle 400 milyon dolara ihtiyaç olduğu açıkladı. Sıcaklığı artıran bir hava olayı olan El Nino, yağmur seviyelerini düşürerek mahsul verimini etkiliyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Afrika’nın güneyinde yaşanan kuraklığın ardından milyonlarca insanı besleyebilmek için 400 milyon dolara ihtiyaç olduğunu duyurdu.

Açıklamada, 4.8 milyon insanı etkileyen El Nino kaynaklı kuraklık nedeniyle hasatların düşmesinin ardından Zimbabve, Zambiya ve Malavi’deki yardımı desteklemek için altı ay boyunca acil finansmana ihtiyaç olduğu belirtilldi.

WFP sözcüsü Tomson Phiri Reuters’e, “Bunun muhtemelen güney Afrika’da şimdiye kadar yaptığımız en büyük El Nino müdahalesi olacağını söyleyebiliriz.” dedi. Phiri, yağmurla beslenen tarıma dayanan güney Afrika nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin hasatlarının yağmur yağmaması nedeniyle “yok olduğunu” kaydetti.

WFP’nin dış pazarlardan tahıl satın almak istediğini söyleyen Phiri, geçen yıl Ağustos ayında WFP’nin Lesotho, Madagaskar, Mozambik ve Zimbabve’deki toplulukları desteklemek için 14 milyon dolar harcadığını belirtti.

Bölgede art arda yaşanan kuraklıklar tahıl stoklarının azalmasına yol açarak Zimbabve gibi etkilenen ülkeleri yurtdışından tahıl temin etmeye zorladı. Zimbabve’deki bir grup özel değirmenci, açlıkla mücadeleye yardımcı olmak için Brezilya, Arjantin ve diğer ülkelerden 1.4 milyon ton mısır ithal etmeyi planlıyor.

Zimbabve Maliye Bakanı Mthuli Ncube, hükümetin Afrika Birliği İklim Ajansı’ndan kuraklık yardımı için 32 milyon dolarlık bir sigorta ödemesi alacağını bildirdi.

Rüzgar düzenini bozan ve Pasifik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde sıcaklığı artıran bir hava olayı olan El Nino, yağmur seviyelerini düşürerek mahsul verimini etkiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın