Uluslararası Af Örgütü’nden ‘Osman Kavala’ Çağrısı: Serbest Bırakın

Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulunan Uluslararası Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dün yapılan oylamada, Türkiye’nin AİHM kararına rağmen insan hakları savunucusu Osman Kavala’yı serbest bırakmaması nedeniyle Türkiye aleyhine Aralık ayında başlattığı ihlal prosedürünü oy çokluğuyla kabul etti.

Konu hakkında bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Kavala’nın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Alınan bu önemli karar neticesinde Türkiye artık yalnızca önde gelen bir insan hakları savunucusunun keyfi tutukluluğuna son vermeyi reddettiği için değil, adalet sisteminin Kavala davasıyla simgeleşen ciddi işlevsizliği nedeniyle de topun ağzında. Cezaevinde geçen dört yıldan uzun bir sürenin ardından yetkililerin artık doğru olanı yapıp Osman Kavala’yı serbest bırakmasını umuyoruz.

Oylama, Türkiye’nin adalet sisteminin Osman Kavala’ya kanıt olmaksızın saçma sapan suçlamalar yüklemeye devam ederek her ne pahasına olursa olsun onu kilit altında tutmaya çalıştığını ve Türkiye’nin kurucu üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi’nin bu duruma kayıtsız kalmayacağını açıkça göstermiş oldu. Avrupa Konseyi’nin bu mesajı nettir: Türkiye Osman Kavala’yı serbest bırakmalı ve Kavala’ya yönelik siyasi saiklere dayalı zulme son vermelidir.”

Avrupa Birliği’nden sert tepki

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye yönelik başlattığı ihlal süreciyle ilgili sert mesajlar içeren bir açıklama yayımladı.

Borrell’in sözcüsü Peter Stano’nun yayımladığı metinde, ihlal sürecinin, Bakanlar Komitesi’nin ender kullandığı araçlardan olduğuna ve Kavala davasıyla ilgili ciddi endişeleri yansıttığına vurgu yapıldı. Kavala’nın hakkında bir hüküm bulunmadan yıllardır cezaevinde tutulduğuna da işaret edildi.

“Kaygı verici bir emsal”

Türk makamlarının ilgili AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesinin üzücü olduğu belirtilen açıklamada “Bu tutum kaygı verici bir emsal oluşturmakta ve AB’nin Türk yargısının uluslararası standartlar ile Avrupa standartlarına bağlılığı konusundaki endişelerini güçlendirmektedir. Bu tutum aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi ve AB üye adayı olarak üstlendiği yükümlülüklerle de tezat oluşturmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan’dan açıklama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ukrayna ziyareti öncesinde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’ye karşı başlatılan ihlal süreciyle ilgili bir soruyu, “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Çok net söylüyorum. Bizim mahkemelerimizin bu konuda vermiş olduğu bir karar var. AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlara da kusura bakmasınlar bizim saygımız olmayacaktır” diye yanıtlamıştı.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye’ye ‘Erkek Şiddetine Karşı Sıfır Tolerans’ Çağrısı

Uluslararası Af Örgütü bugün “Türkiye Sözleri Eyleme Geçir” başlıklı bir rapor yayımlayarak Türkiye’de kadın haklarını mercek altına aldı. Raporda, şiddetin ve cezasızlığın önlenmesine yönelik Türkiye’de bağlayıcı ulusal, bölgesel ve uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına işaret ediliyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı sonrası mevcut yasal çerçeveleri, yasalardaki boşlukları ve yetkililerin uymakla yükümlü olduğu yasa, sözleşme ve standartları inceleyen örgüt, raporda vaatler ve uygulamalar arasındaki boşluklara işaret etti, acil gerçekleştirilmesi gereken tavsiyelerini paylaştı.

“Siyasi irade yok”

Raporda dikkat çekici şu tespite yer verildi:

“Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir siyasi irade yok. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Mart 2021’de paylaştığı, “Kadına yönelik şiddette sıfır tolerans anlayışıyla ihtiyacınız olan her an, yanınızdayız” tweetiyle başlayan rapor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İnsan Hakları Eylem Planı tanıtım toplantısındaki, “Tek bir kadının dahi şiddet mağduru olmadığı güne kavuşana kadar kurumların, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve toplumun tüm kesimlerinin işbirliğiyle bu mücadeleyi sürdüreceğiz” sözlerine değiniyor ve vaatlerden bu yana neler yapıldığını ve yapılmadığını ele alıyor.

Uluslararası Af Örgütü raporun amacının, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin mevcut durumunu incelemek ve devletin, kadınların şiddete maruz kalmama hakkına saygı gösterme, bu hakkı koruma ve gereğini yerine getirme yükümlülüklerinin bir özetini sunmak olduğunu belirtiyor.

“Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmiyor”

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Göksu Özahıshalı, “Kadına yönelik şiddet büyük bir insan hakları ihlalidir. Bu rapor ile amacımız Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından Türkiye’deki mevzuat, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler, BM organları, Avrupa Konseyi ve ilgili diğer uluslararası kuruluşların tavsiyeleri üzerinde yapılan incelemeler ve Türkiye’deki çeşitli kadın hakları örgütleriyle yapılan istişarelerle, Türkiye’nin kadın haklarını korumak konusunda devam eden yükümlülüklerinin genel bir değerlendirmesini yapmak, yetkililere üzerlerine düşen görevleri hatırlatmaktır.” dedi.

Cinsel şiddetle mücadele merkezleri, çocuk yaşta evlilikler, koruma kararları, cinsel sağlık ve üreme sağlığı gibi başlıkların da incelendiği raporun tavsiye listesinde örgüt şu çağrılarda bulundu: Kadınların korunma ve temel hizmetlere erişim hakkını güvence altına alın, kadınların adalete ve onarıma erişim hakkını güvence altına alın, kadınların ve kız çocukların zorla evlendirmeye maruz bırakılmadan yaşama hakkını koruyun, kadınların ve kız çocukların sağlık hakkını güvence altına alın, kadınların ve kadın hakları gruplarının barışçıl toplanma hakkını güvence altına alın.

Eylem Planları rafta mı kaldı?

Kadınlara yönelik şiddet ve eşitsizliklerin verilerine yer verilen raporda, şiddetin ve cezasızlığın önlenmesine yönelik Türkiye’de bağlayıcı ulusal, bölgesel ve uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına işaret ediliyor. Raporun dördüncü bölümünde bu yasal çerçeveler ışığında, vaatler ile gerçekte olanlar arasında süregelen boşluklar mercek altına alınıyor.

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasına ilişkin, sonuncusu Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığı gün duyurulan dört ayrı ulusal eylem planı açıklandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Ulusal Eylem Planı’nda 2021-2025 yılları arasında yapılacakları ilan etti. Eylem planı ve atılan adımları inceleyen Af Örgütü, raporda dördüncü bölüme şu çarpıcı tespitle başlıyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir siyasi iradenin olmaması, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin sona erdirilmesinin önündeki en önemli engellerden biridir. Hükümet defalarca kadınları toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korumak için sözlü vaatlerde bulundu, ancak sonrasında, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek gibi, bu vaatlerle ters düşen adımlar attı. Yine de Türkiye yetkilileri, kadınlara ve kız çocuklara yönelik sorumluluklar üstlendi ve bu sorumlulukları yerine getirmek için yasalar çıkardı. 4. bölüm, bu sorumluluklarla gerçekte olanlar arasındaki boşlukları incelemektedir.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Af Örgütü’nden Dikkat Çeken Rapor: Pandemi Döneminde Doğru Bilgilenme Engellendi

Uluslararası Af Örgütü, “hükümetlerin, pandemi nedeniyle medya ve sivil toplum üzerinde daha fazla baskı uyguladığı, buna dezenformasyon dalgasının da eklenmesiyle halkın virüs hakkında kesin bilgilere doğrudan erişiminin engellediği” ifadelerinin yer aldığı bir rapor yayınladı.

Amerika’nın Sesi’nden Arzu Çakır‘ın haberine göre örgüt, dünyanın dört bir yanında birçok hükümetin, eleştirileri susturmak için pandeminden faydalandığını ve devletler tarafından alınan olağanüstü önlemlerin, pandeminin sonunda ortadan kalkması gerektiğini belirtti.

Uluslararası Af Örgütü’nün bu sabah yayınladığı “Kovid 19 salgını sırasında ifade özgürlüğü tehdidi: Yalan ve yanlış bilgilendirme” adlı raporda, pandemi döneminde ifade özgürlüğünün önünde benzeri görülmemiş engeller oluşturulduğu belirtildi. Hükümetlerin, pandemi nedeniyle medya ve sivil toplum üzerinde daha fazla baskı uyguladığı, buna dezenformasyon dalgasının da eklenmesiyle halkın virüs hakkında kesin bilgilere doğrudan erişiminin engellediği belirlendi.

“Pandemi döneminde doğru bilgilenme engellendi”

Af Örgütü Politika ve Araştırma Direktörü Rajat Khosla, rapor dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Salgın boyunca hükümetler ifade özgürlüğüne eşi görülmemiş bir saldırı başlattı. İletişim kanalları hedef alındı, sosyal ağlar sansürlendi ve medya kuruluşları kapatıldı. Gazeteciler ve sağlık çalışanları susturuldu ve hapsedildi. Bunun sonucunda yaşanan bilgi eksikliği, pandeminin etkisini kötüleştiren bir faktör oldu” dedi.

Salgın boyunca gazetecilerin ve sağlık çalışanlarının susturulduğu ve hapsedildiği kaydedilen raporda, “Sonuç olarak, insanlar, kendilerini ve toplumu nasıl koruyacakları da dahil olmak üzere, Kovid 19 hakkında yeterli bilgilere erişemedi. Kovid 19 pandemisi nedeniyle tahminen 5 milyon insan hayatını kaybetti. Bilgi eksikliği muhtemelen bu rakama katkıda bulunan bir faktördü” ifadesine yer verildi.

Özellikle pandeminin başlangıç noktası Çin’e gönderme yapılan raporda, dünyanın dört bir yanında uygulanan baskılar yer aldı. Raporda, “Salgının doğası ve kapsamı hakkında yanlış ve zararlı bilgiler üretmek ve kasıtlı olarak yaymakla suçlanan” kişilere karşı, Şubat 2020 itibarıyla 5 bin 500’den fazla cezai soruşturma açıldığı bilgisine yer verildi.

Uluslararası Af Örgütü, Rusya’da Kovid 19’la ilgili yanlış bilgilerin yayılmasını ciddi şekilde cezalandıran bir yasanın pandemi sona erdikten sonra da yürürlükte kalacağı konusunda uyarıda bulundu. Af Örgütü Direktörü Rajat Khosla, “İfade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların yalnızca bir kerelik bir krizle başa çıkmak için, zamana bağlı olağanüstü önlemler olmadığı açıktır. Son yıllarda hükümetler, sivil topluma saldırılarını hızlandırmak için yeni bir bahane buldular” dedi. Raporda, devletler, bağımsız bilgilerin serbest bırakılmasını önlemek için “pandemiyi bahane olarak kullanmayı bırakmaya” davet edildi.

Dijital platformlara eleştiri

Örgüt, hükümetlerin yanı sıra, dezenformasyonla mücadele için yeterince çaba sarf etmeyen dijital platformları da eleştirdi. İnternet devi platformların pandemi dönemindeki rolüne ışık tutan raporda, “kullanıcıların dikkatini çeken içeriği arttırmak için tasarlanan bu platformlar, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılmasını önlemek için gerekli özeni göstermedi. Bu ortam, insanların tam olarak bilgilendirilmiş bir görüş oluşturmalarını ve sağlıkları hakkında bilinçli seçimler yapmalarını giderek daha da zorlaştırdı” ifadesi yer aldı. Dünyada aşı karşıtı eylemlerin çoğalmasında bu faktörün katkısı olduğu vurgulanan raporda, “yanlış bilgilendirmenin neden olduğu aşı konusundaki isteksizliği sınırlamak” için “doğru bilginin verilmesinin önemine” vurgu yapıldı.

“Pandemi baskı için bahane olmamalı”

Raporun öneriler bölümünde, pandemi döneminde getirilen ve ifade özgürlüğünü sınırlayan olağanüstü önlemlerin, pandemi sonrasında devam etmemesi gerektiği vurgulandı. Hükümetlerin, insanların sağlık hakkını korumak için acilen bu kısıtlamaları kaldırması ve serbest bilgi akışını sağlaması gerektiği dile getirildi ve “Devletleri ifade özgürlüğü üzerindeki tüm haksız kısıtlamaları kaldırmaya ve halkları pandemi hakkında tam olarak bilgilendirmeyi amaçlayan güvenilir ve erişilebilir bilgiler sağlamaya çağırıyoruz.

Yanlış bilgilendirmeye karşı sansürle değil, aksine özgür ve bağımsız medya ve güçlü bir sivil toplumla mücadele edilebilir. Aynı zamanda devletler, günümüzde internette yanlış ve dezenformasyonun yayılmasının temel nedenlerinden biri olan teknoloji devlerinin yıkıcı iş modelini değiştirmek için çalışmalıdır. İnsanların doğru bilgilenmesi için, kanıta dayalı bilgilere zamanında ve ücretsiz erişime sahip olmalarını sağlamalıdır. Dijital devler de, devekuşu siyaseti yapmayı bırakmalı ve yanlış bilginin yayılmasını engellemek için harekete geçmelidir. Bu şirketlerin iş modellerinin insan haklarını tehlikeye atmadığından emin olmaları gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın