“Ekonomi Yönetimi”nden Maaşlara Tırpan Hazırlığı

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “Öncelikle OVP’de 2024 tüketici enflasyonu tahmini yüzde 33 idi. Bunun tutmayacağını, TCMB’nin 3. çeyrek aylık enflasyon yüzde 2.5, 4. çeyrek yüzde 1,5 tahminine göre bile 9 puan şaşacağını biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bunun üzerine bir de 4 puan yıllık büyümeden refah payını koyunca bir kere asgari ücretliler 2025’e 13 puan alacakla başlıyor.2025 için öngörülen  yüzde 14 yerine gerçekleşme şansı bulunan diyelim  yüzde 25 gibi bir oran geçerse, ikisinin bileşik sonucu yüzde 42.5 olur. Böyle bir oran kabul görebilir. Ama hatırlayalım kamu çalışanları ve emeklileri için 2025 toplu sözleşme zammı 6 aylık dönemler için yüzde 6 ve yüzde 5. Yani bu program emekçiyi ezmeyi bu yolla enflasyonu aşağı çekmeyi amaçlıyor.”

Enflasyonun rekorlar kırdığı Türkiye’de uygulamaya konulan yeni ekonomi programıyla hataların faturası emekçiye çıkarılıyor.

Ara zam alamayan milyonlarca asgari ücretlinin gözü şimdiden ocak ayında yapılacak zamma çevrildi. Ancak yeni bir tartışma gündemde. Ekonomi çevrelerinde gerçekleşen değil beklenen enflasyona göre zam iddiaları yoğunlaştı. Böyle bir uygulama ise çalışanların maaşında yeni bir tırpan anlamına geliyor.

Konu ilk kez Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, maaşlara yapılacak zammın beklenen enflasyona göre yapılması açıklamaları ile gündeme gelmişti. Türkiye’nin kredi notunu artıran Moody’s dei yayınladığı bilgi notunda maaş artışlarının beklenen enflasyona göre yapılması gereğinden söz etti. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2024 yılında emekli maaşlarında yüzde 78-86 arasında zam yaptık. Yaptığımız bu artış enflasyon beklentisinin oldukça üstündedir” dedi.

2025 yılı için Merkez Bankası’nın beklenen enflasyonu yüzde 14. Ocak ayında yapılacak zamda ekonomistlere göre sistem değişirse artış en fazla yüzde 20 olacak. Bu da asgari ücretin 20 bin 402 TL olacağı anlamına geliyor. Gerçekleşen enflasyon oranında veya bunun üstünde bir zam uygulaması devam edecek olursa ise bu oranın yüzde 43-50 arasında olması bekleniyor.

Cumhuriyet’ten Ali Can Polat’ın haberine göre; Çalışma ekonomi uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, Şimşek’in programında böyle bir hedef olduğunu belirtti. Aralık ayında bu tartışmanın açılabileceğini söyleyen Çelik, “Memur maaş artışında bunun için yasa değişmesi gerekir. Asgari ücrette ise yasal bir engel yok” dedi.

Beklenen enflasyona göre zam uygulamasının teknik olarak doğru olabileceğini aktaran Prof. Dr. Selva Demiralp ise Türkiye’de enflasyon beklentilerinin gerçekleşmediğini bu nedenle beklentiye göre zam yapılmasını doğru bulmadığını belirterek şunları söyledi:

“2025 yılı için TCMB’nin yılsonu enflasyon beklentisi %14. Bu rakam gerçekleştirilmesi oldukça zor bir hedef. Bizim Koç Üniversitesi’nden Cem Çakmaklı ve Sevcan Yeşiltaş ile yaptığımız tahminler yüzde 30 civarında bir rakama işaret ediyor. Kalkı ki TCMB tarihçesine baktığımızda konulan 12 ay sonrası enflasyon hedeflerinin hep yukarı yönlü revize edilmiş olduğunu görüyoruz. 2025 hedefinin de bu tür bir revizyona uğraması kuvvetle muhtemel. Bu durumda maaş ayarlamaları hangi beklentiye göre ayarlanırsa gerçekleşecek enflsayona karşı alım gücü korunabilir?

TCMB’nin verdiği rakama göre mi, bunun kabaca iki katı olan piyasa beklentilerine göre mi, yoksa bizim Koç Üniversitesi’nden bir ekiple Konda işbirliği ile yaptığımız hanehalkı 12 ay ileriye yönelik enflsayon beklentisi olan yüzde 100’e göre mi? Hanehalkı tipik olarak geçmişe bakarak ve kötümser bir izlenimle hareket eder. Yine de piyasalardan bu kadar ayrışmış, yüksek olan bir beklenti gerçekleşecek enflasyona dair önemli ipuçları sunduğu için gözardı edilmemesi gereken bir bilgi.

Netice olarak Türkiye gibi fiyat istikrarına henüz ulaşamamış, gelecek seneye dair ciddi bir dezenflasyon hedefi olan, fakat enflasyona dair belirsizliklerin çok yüksek olduğu bir ülkede revizyon ihtimalini oldukça yüksek gördüğüm TCMB enflasyon beklentisine göre ücret ayarlaması yapılmasını doğru bulmuyorum. Eğer piyasa, reel sektor ve hanehalkı beklentilerinden çıkarılacak bir ortalama rakam kullanılırsa o zaman düşünülebilir.”

Önümüzdeki dönem işsizliğin daha da artacağını hatırlatan Prof. Dr. Ali Çufadar da böyle bir ortamda hükümet ve işveren kesiminin masaya ‘beklenen enflasyon oranında zam’ talebiyle oturacağını söyleyenlerden. Yüzde 20 civarı bir zam beklediğini aktaran Çufadar, “İşçi tarafı da bunu kabul edecektir. En fazla büyümesen pay isteyebilirler ama o da zaten yüzde 2 civarında olur” dedi.

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise şunları söyledi: “Öncelikle OVP’de 2024 tüketici enflasyonu tahmini yüzde 33 idi. Bunun tutmayacağını, TCMB’nin 3. çeyrek aylık enflasyon yüzde 2.5, 4. çeyrek yüzde 1,5 tahminine göre bile 9 puan şaşacağını biliyoruz. Bunun üzerine bir de 4 puan yıllık büyümeden refah payını koyunca bir kere asgari ücretliler 2025’e 13 puan alacakla başlıyor.

2025 için öngörülen yüzde 14 yerine gerçekleşme şansı bulunan diyelim yüzde 25 gibi bir oran geçerse, ikisinin bileşik sonucu yüzde 42.5 olur. Böyle bir oran kabul görebilir. Ama hatırlayalım kamu çalışanları ve emeklileri için 2025 toplu sözleşme zammı 6 aylık dönemler için yüzde 6 ve yüzde 5. Yani bu program emekçiyi ezmeyi bu yolla enflasyonu aşağı çekmeyi amaçlıyor.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “Rusya” Uyarısı

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, ABD’nin Türkiye’den Rusya’ya giden askeri malzemeden hala endişe duyduğunu belirterek, Ankara’yı bu ihracatı önlemek için işbirliğini arttırmaya çağırdı.

Jeff Flake, “Bu bizim için bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor ve bunu sık sık ve tutarlı bir şekilde dile getiriyoruz. Buradaki muhataplarımızla konuştuğumuzda, amacımızın Rusya’nın savaş yürütme kabiliyetinin engellenmesini sağlamak olduğunu vurgulayacağız” dedi ve ekledi:

“Hala Türkiye üzerinden gelen önemli kalemler görüyoruz. Dolayısıyla orada daha iyi bir işbirliği arıyoruz ve pek çok açıdan bunu elde ediyoruz. Rusya’nın şikayetçi olduğunu biliyorum, bu da iyi bir işaret.”

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, Türkiye’deki görevinin sonuna yaklaşırken İstanbul’da gazetecilere açıklamalarda bulundu. Flake, “İran ile herhangi bir ilişkisi bulunan tüm müttefiklerimizden gerilimin yatışması için çaba göstermelerini istiyoruz. Bu ülkelere Türkiye de dahil” dedi.

“Türk muhataplarımız tansiyonun yükselmemesini sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar” diyen Flake, “Gerilimin tırmanmayacağı konusunda bizden daha emin görünüyorlar” diye ekledi.

Türkiye – ABD ilişkilerinin şu an önceki döneme göre daha iyi durumda olduğunu belirten ABD Büyükelçisi, bu ay başında ABD ile Rusya arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen tutuklu takasına işaret etti. Flake, Türk tarafının müzakerelerde değil, lojistik alanında yer aldığını ve önemli bir rol oynadığını söyledi.

Gazze’ye de değinen Jeff Flake, Gazze’de durumun “çok zor” olduğunu, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın İsrail’e yönelik söyleminin, Türkiye’nin bu konuda muhatap rolü oynamasını zorlaştırdığını ifade etti.

Büyükelçi, Ankara ile Washington arasında Gazze konusundaki görüş ayrılıklarının, ABD yönetiminin aktif bir şekilde ateşkes çağrısı yapmaya başlamasıyla azaldığını, ancak hala devam ettiğini kaydetti.

Jeff Flake, ABD’nin Türkiye’den Rusya’ya giden askeri malzemeden hala endişe duyduğunu belirterek, Ankara’yı bu ihracatı önlemek için işbirliğini arttırmaya çağırdı.

Jeff Flake, “Bu bizim için bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor ve bunu sık sık ve tutarlı bir şekilde dile getiriyoruz. Buradaki muhataplarımızla konuştuğumuzda, amacımızın Rusya’nın savaş yürütme kabiliyetinin engellenmesini sağlamak olduğunu vurgulayacağız” dedi ve ekledi:

“Hala Türkiye üzerinden gelen önemli kalemler görüyoruz. Dolayısıyla orada daha iyi bir işbirliği arıyoruz ve pek çok açıdan bunu elde ediyoruz. Rusya’nın şikayetçi olduğunu biliyorum, bu da iyi bir işaret.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Türkiye’nin Çekilme Koşulları Belli Oldu

Reuters’ın sorularını yazılı olarak yanıtlayan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Türkiye ancak yeni bir anayasanın kabulü, seçimlerin yapılması ve sınır güvenliğinin sağlanması halinde Suriye’den koordineli çekilmeyi tartışır” dedi.

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’ın sorularını yazılı olarak yanıtladı. Güler,  Türkiye ve Suriye arasında normalleşme çabaları kapsamında bakanlar düzeyinde bir görüşme gerçekleştirilebileceğini söyledi. Güler, bunun için “uygun koşulların” yaratılması gerektiğini kaydetti.

Geçen ay Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Bu dargınlığı, kırgınlığı aşmak suretiyle yeni bir süreci başlatalım istiyoruz” sözleriyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme isteğini dile getirmişti. Türkiye’den gelen görüşme taleplerine Şam rejimi şu ana kadar olumlu bir yanıt vermedi. Esad rejimi görüşme için Türk askerinin Suriye topraklarından çekilmesini şart koşuyor. Türkiye Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı “güvenli koridor” oluşturma hedefiyle kontrolü altında tutuyor.

Bakan Güler, verdiği mülakatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu bölgeden çekilmeyi hangi şartta gündeme alabileceğini de açıkladı. Güler, “Türkiye ancak yeni bir anayasanın kabulü, seçimlerin yapılması ve sınır güvenliğinin sağlanması halinde Suriye’den koordineli çekilmeyi tartışır” dedi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Paris 2024: Türkiye, Olimpiyatlarda 40 Yıl Sonra Altın Madalya Kazanamadı

Paris Olimpiyatları’nı üç gümüş ve beş bronz madalya kazanan Türkiye, madalya kazanan 90 ülke ve Mülteci Olimpiyat Takımı’nın yer aldığı sıralamada 64’üncü oldu.

Madalya tablosunda liderlik Çin’de. Çin, şu ana kadar 40 altın, 27 gümüş, 24 bronz madalya kazandı. ABD’nin 38 altın, 44 gümüş ve 43 bronz madalyası bulunuyor. Paris Olimpiyatları’nda 20 altın, 12 gümüş ve 13 bronz madalya kazanan Japonya ise tabloda üçüncü sırada.

Paris 2024 Olimpiyat Oyunları bugün kapanış törenin ardından sona eriyor. Türkiye, Paris Olimpiyatları’nı üç gümüş ve beş bronz madalya kazanarak tamamladı. Türkiye, 1984 Los Angeles Olimpiyatları’ndan sonra ilk kez bir Yaz Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanamadı.

Türkiye, madalya kazanan 90 ülke ve Mülteci Olimpiyat Takımı’nın yer aldığı sıralamada 64’üncü oldu.

Madalya tablosunda liderlik Çin’de. Çin, şu ana kadar 40 altın, 27 gümüş, 24 bronz madalya kazandı. ABD’nin 38 altın, 44 gümüş ve 43 bronz madalyası bulunuyor. ABD’nin toplamda 125, Çin’inse 91 madalyası var. Ancak ABD altın madalya sayısında Çin’in gerisinde olduğu için madalya tablosunda ikinci sırada yer alıyor.

Paris Olimpiyatları’nda 20 altın, 12 gümüş ve 13 bronz madalya kazanan Japonya ise tabloda üçüncü sırada. Bu ülkeyi 18 altın, 19 gümüş ve 16 bronzla Avustralya; 16 altın, 25 gümüş ve 22 bronzla da Fransa takip ediyor.

Türkiye’ye en fazla madalyayı kadın boksörler getirdi

Türkiye, Paris Olimpiyatları’nda en fazla madalyayı kadınlar boks kategorisinde kazandı. Hatice Akbaş ve Buse Naz Çakıroğlu final maçlarında kaybederek gümüş madalya, Esra Yıldız Kahraman ise üçüncülük maçını kazanarak bronz madalya aldı.

Atıcılık branşında Şevval İlayda Tarhan ve Yusuf Dikeç’ten oluşan karma 10 metre havalı tabanca takımı yarı finalde Sırbistan’a yenilerek gümüş madalya kazandı.

2020 Tokyo Olimpiyatları’nın şampiyonu Mete Gazoz, Paris Olimpiyatları’nda takım yarışlarında bronz madalya kazandı. Gazoz, Ulaş Berkim Tümer ve Abdullah Yıldırmış’tan oluşan erkekler okçuluk takımı bronz madalya aldı.

Türkiye, Olimpiyat Oyunları tarihinde en başarılı olduğu spor branşı güreşte bu yıl iki bronz kazandı. Kadınlar 68 kilogramda Buse Tosun Çavuşoğlu, erkekler 125 kilogramda Taha Akgül bronz madalya aldı. Taekwondo branşında Nafia Kuş Aydın kadınlar 67 kilogramda bronz madalya kazandı.

Filenin Sultanları tarihinde ilk defa yarı finale kaldığı Olimpiyatlar’da İtalya’ya yenilerek final şansını kaybetti ve üçüncülük maçında Brezilya’ya yenilerek dördüncü oldu. Yüzme branşında Türkiye’yi Olimpiyat Oyunları tarihinde ilk kez finalde temsil eden 16 yaşındaki atlet Kuzey Tunçelli, 14.41.22’lik derecesiyle beşinci oldu ve kendisine ait olan dünya gençler rekorunu geliştirdi.

Türkiye, Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda iki altın, iki gümüş ve dokuz bronz madalya kazanmıştı. Türkiye, pandemi nedeniyle 2021’de düzenlenen Tokyo Olimpiyatlar’ında madalya sıralamasında 20’inci olmuştu.

İlk kez Londra 1908’de temsil edilen Türkiye, Paris Olimpiyatları’na kadar 41 altın, 27 gümüş ve 36 bronz madalya toplamıştı. Türkiye bu Olimpiyatlar’da aldığı sekiz madalyayla Olimpiyat tarihinde kazandığı madalya sayısını 112’ye çıkardı.

Paris Olimpiyatları’nda atıcılık 10 metre havalı tabanca karma kategorisinde mücadele veren Şevval İlayda Tarhan ve Yusuf Dikeç, Türkiye’nin Olimpiyat tarihinde atıcılık branşındaki ilk madalyasını kazandı. Atıcılık, Türkiye’nin Yaz Olimpiyatları tarihi boyunca madalya kazandığı 10’uncu spor dalı oldu.

Milli atıcı Yusuf Dikeç, final müsabakasında ekipman kullanmadan ve tek eli cebinde atış yapması nedeniyle Olimpiyatlar’ın simgelerinden biri hâline geldi. Dünya çapında sosyal medyanın gündemine oturan Dikeç’in atış stilini, Olimpiyatlar’ın geri kalanında sporcular sevinç gösterisi olarak kullandı.

Dünya rekoru kıran sırıkla atlamacı Armand Duplantis, kadınlar sırıkla atlamada Nina Kennedy ve erkekler disk atmada Roje Stona sevincini Yusuf Dikeç’in duruşunu taklit ederek yaşayan isimler arasındaydı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Olası Erdoğan – Esad Görüşmesine İlişkin Açıklama

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, olası Erdoğan – Esad görüşmesine ilişkin, “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” dedi.

Bogdanov, Erdoğan ile Esad arasındaki olası görüşmenin organizasyonu için ciddi hazırlık yapılması gerektiğini ve Moskova’nın bu tür müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda, Türkiye – Suriye ilişkilerine değindi.

Bogdanov, konuya ilişkin, “Liderler buluşsaydı çok iyi olurdu, ancak böyle bir görüşme için ciddi hazırlığa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Moskova’da bu tür görüşmeleri, üçlü görüşmeleri, yani doğrudan ilgili tarafların, Şam ve Ankara’nın resmi temsilcilerinin yer aldığı görüşmeleri gerçekleştirmeye her zaman hazırız” dedi.

Rusya’nın Şam ve Ankara arasındaki ilişkilerin normalleşmesi konusunda İran ve Irak’la da temas halinde olduğunu anlatan Bogdanov, zira bu ülkelerin de Suriye’deki ve Suriye çevresindeki genel duruma olumlu yansıyacak bu normalleşmenin gerçekleşmesine ilgi duyduklarını aktardı.

Bogdanov, Rusya’nın olası Erdoğan – Esad görüşmesi için ev sahipliği önerisinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine de, bu konuda bilgisi olmadığını söyleyerek “Biz, Türkiye ve Suriye arasındaki resmi ilişkilerin iki ülkenin toprak bütünlüğünün, birliğinin ve egemenliğinin karşılıklı olarak tanınması temelinde normalleşmesinden yanayız” diye ekledi.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Çocuktan Biri Yeterli Beslenemiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre, maddi durumu kötü ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı.

Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı. 2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamalarına göre çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ülkelerden biri. Türkiye’de beslenme ve gıda krizinden doğrudan etkilenen şiddetli yoksulluk içinde 6.5 milyon çocuk var; her beş çocuktan biri yeterli ve besleyici gıdaya erişemiyor, her dört çocuktan biri ise okula aç gidiyor.

Çocuklar için 3 öğün dengeli beslenme öneren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verileri ise açlık ve yoksulluğun tırmandığını ortaya koydu. Bakanlığın Sosyal ve Ekonomik Destek programının raporuna göre yaşamını sürdürmekte dahi güçlük çeken ailelere yapılan yardımdan yararlanan çocuk sayısı 172 bine dayandı. Yardım 2012’de 37 bin 295 çocuk ile başlamıştı.

2020’de 129 bin olan yardımdan yararlanan çocukların sayısı, 2023 yılı sonu itibarıyla 164 bin 995’e ulaştı. 2024’ün ilk 6 ayı itibarıyla ise 171 bin 895’e yükseldi. Çocuklar için yapılan ödemeler de ihtiyaç sahipleri arttıkça katlandı. Özellikle 2022 ve 2023’te olağanüstü miktarlarda arttı.

2018 yılında bakanlık 1 milyar 96 milyon lira, 2019’da 1 milyar 389 milyon lira, 2020’de 1 milyar 639 milyon lira, 2021’de 1 milyar 959 milyon lira, 2022’de 3 milyar 497 milyon lira, 2023’te 6 milyar 835 milyon lira yardım ödemesi yapıldı. Bu yılın sadece ilk altı ayında 5 milyar 287 milyon 894 bin 961 lira yardım dağıtıldı. Yıl sonunda rakam yine katlanacak.

Yıllara göre yardım alan çocuk sayısı şöyle oldu:

2018: 122 bin 489
2019: 129 bin 422
2020: 129 bin 422
2021: 140 bin 275
2022: 157 bin 248
2023: 164 bin 995
2024: 171 bin 895 (İlk 7 ay).

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Net “Rusya” Uyarısı

ABD, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı.

ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğu belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times, Washington yönetiminin Türkiye’nin Rusya’ya askeri ekipman ve parça ihracatı dolayısıyla Ankara’yı uyardığını duyurdu.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

Gazete, Washington yönetiminin, Türkiye’den Rusya’ya askeri ticaretini engellemek için daha fazla adım atmasını belirttiğini aktarırken, “Washington, Türkiye’yi Rusya için hayati önem taşıyan ABD askeri bağlantılı donanımın Rusya’ya ihracatını azaltmaması halinde bunun sonuçları olacağı konusunda uyardı” ifadesine yer verdi.

ABD Ticaret Bakanı Yardımcısı Matthew Axelrod’un bu ticareti durdurmak için kısa bir süre önce Ankara ve İstanbul’da Türk yetkililerle ve yöneticilerle bir araya geldiğine dikkat çeken gazete, Axelrod’un söylediklerine de yer verdi. Gazeteye konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili Axelrod’un mesajının Türkiye’nin Amerikan menşeili çiplerin ve diğer parçaların ticaretini engellemek için daha fazla çalışması gerektiği yönünde olduğunu söyledi.

Axelrod Financial Times’a yaptığı açıklamada “ABD teknolojisinin Rusya’ya yasadışı akışını durdurmak için Türkiye’nin yardımına ihtiyacımız var” dedi. Axelrod, “Türk makamları ve endüstrisinin hızlı bir şekilde ilerleme kaydettiğini görmemiz gerekiyor, aksi takdirde ihracat kontrollerimizden kaçanlara yaptırım uygulamaktan başka çaremiz kalmayacak” diye ekledi.

Financial Times, Washington’ın uyarısının Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiyi Rusya ile olan  ticaretin bozduğuna dikkat çekerken, Türkiye’nin ABD, AB ve diğer batılı müttefikler gibi Rusya’ya yönelik yaptırımlarda bulunmadığını hatırlattı.

İngiliz medyası, ABD’nin özellikle Türkiye’nin, işlemciler, hafıza kartları ve amplifikatörler de dahil olmak üzere batı yapımı elektronik cihazların Rusya’ya gönderilmesinden endişe duyduğuna dikkat çekti.

Gazeteye konuşan bir yetkili, Axelrod’un Türk hükümetine bu ticaretin “acil bir sorun” olduğunu söylediğini ve Ankara’ya “ABD kontrolündeki ürünlerin Rusya’ya aktarılmasına yasak getirmesi ve uygulaması” çağrısında bulunduğunu söyledi. Yetkili, Moskova’nın ABD parçalarına erişmek için “Türkiye’nin ticaret politikasını istismar etmeye çalıştığını” da sözlerine ekledi.

ABD’nin bazı Türk şirketlere yaptırım uyguladığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelere yaptığı ihracatın bu ülkelerin kayıtlarında gözükmediğini yazan Financial Times, Türkiye’nin son dönemde Rusya’ya ihracatının azaldığı belirtilirken yetkili, “Son dönemde bazı iyileşmeler var fakat bu yeterli değil, halen çok yüksek” dedi.

(Kaynak: Sözcü)

Paylaşın

Türkiye İle İsrail Arasında “Bayrak” Krizi

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğu’ndaki bayrağın, İsmail Haniye için ilan edilen milli yas nedeniyle yarıya indirilmesi İsrail ile Türkiye arasında yeni bir krizi tetikledi.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen Erdoğan’ın yanında yas tutmalı” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli ise, Israel Katz’ın açıklamalarına, “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” şeklinde yanıt verdi.

Türkiye’nin, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’da suikasta uğraması üzerine ilan ettiği 1 günlük milli yas nedeniyle Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğunda bayrağın yarıya indirilmesi İsrail’le yeni bir kriz yarattı.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın tepki olarak İsrail’deki Türk maslahatgüzarı bakanlığa çağırdığını bildirdi.

Israel Katz, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığı yetkililerine, terör örgütü Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin ortadan kaldırılmasına yanıt olarak Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde Türk bayrağının yarıya indirilmesinin ardından, Türkiye’nin Büyükelçi vekilini ağır bir kınama için çağırmaları talimatını verdim” dedi.

Israel Katz, açıklamasına şöyle devam etti: “İsrail Devleti, 7 Ekim’de Hamas’ın zulmüne öncülük eden ve televizyondaki korkunç görüntüleri izlerken arkadaşlarıyla birlikte dua ederek, katillere başarılar dileyen İsmail Haniye gibi bir katil için yas ifadelerine tolerans göstermeyecektir. Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorlarsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen efendileri Erdoğan’ın yanında yas tutmalılar.”

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın açıklamalarına yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Her Beş Kızdan Biri 18 Yaşına Girmeden Evlendiriliyor

Dünya genelinde her beş kızdan biri 18 yaşına girmeden önce evlendirilirken, her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmadan çıkan sonuca göre dünya genelinde ergenlik dönemi ile 20 yaş arasındaki her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkek tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

DSÖ tarafından küresel ölçekte gerçekleştirilen ve sonuçları The Lancet Child & Adolescent Health adlı uzmanlık dergisinde yayınlanan araştırma göre 15-19 yaşları arasındaki yaklaşık 19 milyon genç kadın bu durumdan muzdarip. Bu sonuca göre dünya genelinde şiddete maruz kalan genç kadınların ortalaması yüzde 24.

Bölgesel olarak ele alındığında ise aynı yaş grubundaki kadınların şiddete uğrama oranları farklılık gösteriyor. Orta Avrupa’da bu oran yüzde 10 iken, Okyanusya bölgesindeki genç kadınların yüzde 47’si bu tür deneyimler yaşadı. Okyanusya bölgesi Avustralya ve Yeni Zelanda’nın yanı sıra daha küçük Pasifik ada devletlerini de kapsıyor. Sahra altı Afrika’da ise bu rakam yüzde 40 olarak kayıtlara geçti.

DSÖ, ilişkilerde partnerler tarafından uygulanan şiddetin sağlık, akademik ve mesleki performans ile gelecekteki ilişkiler açısından yıkıcı sonuçları olduğuna dikkat çekti. Hazırlanan raporda, bu tür şiddetin genç kadınlarda depresyon, anksiyete bozuklukları, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve ruh sağlığı sorunları riskini arttığı vurgulandı.

Araştırma ayrıca yoksul ülkelerde ve bölgelerdeki genç kadınların eğitim haklarının kısıtlandığını ortaya koyarken, söz konusu bölgelerdeki kızları ilk eğitimden sonra okula göndermeme ve 18 yaşından önce evlendirme eğilimlerinin arttığına dikkat çekti. Ayrıca söz konusu bölgelerde genç kızların kendilerinden daha yaşlı erkeklerle evlendirilmeleri nedeniyle çiftler arasında bir güç dengesizliği oluştuğu ve kızların izole edildiği sonucuna varıldı.

DSÖ tarafından yapılan açıklamada dünya genelinde her beş kızdan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğine vurgu yapıldı. DSÖ genç kadınların durumlarının iyileştirilmesi için kız ve erkek çocuklarına okullarda sağlıklı ilişkiler ve kadın hakları konusunda eğitim verilmesi çağrısında bulundu.

DSÖ uzmanları araştırma çerçevesinde 161 ülkedeki kadına yönelik şiddetle ilgili 2000-2018 yılları arasındaki verileri mercek altına alırken, 15-19 yaş aralığındaki kadınların deneyimlerini inceleyip raporlaştırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Financial Times’tan Çarpıcı “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Birleşik Krallık merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’ta Türkiye ekonomisine ilişkin yayınlanan analizde, “Türkiye, Erdoğan’ın alışılmadık ekonomi politikalarından radikal bir şekilde dönüşün sıkıntısını hissediyor” ifadelerine yer verildi.

Adam Samson tarafından kaleme alınan analizde, bir zamanlar yüksek faiz oranlarını “tüm kötülüklerin anası” olarak nitelendiren Erdoğan’ın Mayıs 2023’te yeniden seçilmesinin ardından, birçok Türkiye gözlemcisine göre, neredeyse hayal bile edilemeyecek türden bir geri dönüş yaptığını ifade edildi.

Samson, “Erdoğan işe, saygın bir eski başbakan yardımcısı ve City of London tahvil stratejisti olan Mehmet Şimşek’i Bakan olarak atayarak başladı. Şimşek, uçurumun kenarındaki 1 trilyon dolarlık bir ekonomiyi devraldı. Yıllarca süren aşırı düşük faiz oranları enflasyonu körüklerken, seçim öncesi yapılan teşvikler, hanelere bir ay bedava gaz ve asgari ücret artışları da dahil olmak üzere, ithalat talebini ateşlemişti. Ekonomistler, Şimşek’in Haziran 2023’te göreve gelmeden önce Türkiye’nin bir ödemeler dengesi krizine çok yakın olduğundan endişe ediyorlardı” dedi.

Samson’un analizinin tamamı şu şekilde: “Şimşek, “rasyonel” ekonomi politikası oluşturma ve Türkiye’nin merkez bankasının yönetimini yeniden düzenleme sözü vermek için az zaman harcadı. Erdoğan, “sıkı para politikasının” enflasyonla mücadelede bir araç olacağını söylerken, bu durum, düşük faizlerin hızlı fiyat artışına neden olmak yerine tedavi ettiği yönündeki yıllardır süregelen ısrarından olağanüstü bir geri dönüştü.

Eski Fed ekonomisti Fatih Karahan tarafından yönetilen Merkez Bankası, geçen haziran ayında yüzde 8,5 olan faiz oranını mart ayında yüzde 50’ye yükseltti. Daha önceki alışılmışın dışındaki önlemlerle kesintiye uğrayan para politikasının ekonomiye aktarım mekanizması şimdi daha işlevsel görünüyor, yani bir zamanlar kolay olan finansal koşullar sıkılaşıyor.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TURKONFED) Başkanı Süleyman Sönmez, “İş dünyası, bol nakit ve düşük faizli ancak krediye erişimin sınırlı olduğu bir dönemden, kıt nakit ve yüksek kredi faizli ve krediye erişimin daha da sınırlı olduğu bir döneme geçiş yaptı” dedi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, yakın zamanda düzenlenen bir basın toplantısında, “İhracatçılar da geçen yıl reel efektif döviz kurundaki yüzde 20’lik artış karşısında giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor. Türkiye, dolar bazlı fiyatlandırma açısından rakiplerinden en az yüzde 40 daha pahalı. Sonuç olarak, Türkiye rekabet gücünü kaybediyor,” dedi.

Üst düzey bir Türk bankacıya göre, kredi verenler de koşullar sıkılaştıkça sorunlu bireysel kredilerde potansiyel bir artışa hazırlanıyor. Karahan enflasyonla mücadele için “ne gerekiyorsa” yapacağına dair defalarca söz verdi. Fiyat artışları yavaşlamaya başlamazsa, işletmelerin sonunda talebi azaltan uzun süreli bir sıkı politika dönemine hazırlanmaları gerekebilir.

Tüketici talebi, geçen yılki seçim öncesi ‘hediyelerin’ devam eden etkileri ve hanehalkı borç seviyelerinin diğer gelişmekte olan piyasalara kıyasla düşük kalması nedeniyle güçlü kalmaya devam etti. Bu talep, birçok işletmenin 2022’nin sonlarında yüzde 85’in üzerine çıkan ve geçen ay yüzde 72’ye gerileyen enflasyon oranı konusunda şaşırtıcı derecede iyimser olmasının bir nedeniydi. İhracatçılar ayrıca, Türk mallarının rekabet gücünün bir ölçütü olan reel döviz kurunda 2018’in başından Mayıs 2023’e kadar yüzde 33’lük bir düşüşle desteklendi.

Yine de tüketimdeki hızlı büyüme soğuyor ve ekonomistler, politika yapıcıların yıl ortasında asgari ücret artışından kaçınmasının ardından daha fazla yavaşlama bekliyor. FactSet’in anketine katılan ekonomistler, enflasyona göre düzeltilmiş üretimin bu yıl yüzde 3 büyümesini, 2023’e kadarki on yılda ise ortalama yüzde 5,2 büyümesini bekliyor. Bu mütevazı yavaşlama yine de bazı şirketler için sismik bir değişimi temsil ediyor.

“Şirketler genel olarak Şimşek’i destekledi”

TURKONFED Başkanı Sönmez, “Büyümedeki yavaşlamanın enflasyonla mücadele sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunun farkındayız” dedi.

Ancak perde arkasında, iş dünyasında artan bir hoşnutsuzluk duygusu var. Eski bir üst düzey ekonomi yetkilisi, politika değişikliğinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen enflasyonun hala istikrarlı olmaktan uzak olduğunu ve birçok şirketin “bekle ve gör” modunda sıkışıp kaldığını, bunun da uzun vadeli kararlar almayı zorlaştırdığını belirtiyor.

Eski yetkili, iş dünyasında Şimşek’in mesajlarının, yıllardır uzak durdukları Türk lirasına ve iç borç piyasasına geri dönen uluslararası yatırımcıları cezbetmeye çok fazla odaklandığına dair bir his olduğunu da söyledi. Birçok işletmenin, koşulların bu yazdan itibaren gevşemeye başlamasını beklediğini ve sabırlarının tükenmeye başladığını da sözlerine ekledi.

(Kaynak: Gazete Pencere)

Paylaşın