Almanya’daki Türkiye Kökenli Sığınmacı Sayısı Yüzde 51 Arttı

Almanya’ya sığınma başvurusunda bulunan Türkiye vatandaşlarının sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 51’lik artışla 152 bin olurken, 2024 yılında Almanya’dan sınır dışı edilen Türkiye vatandaşlarının sayısı ise 449 oldu.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Almanya’da sığınma başvurusunda bulunan yabancı ülke vatandaşlarının sayısı geçen yıl, bir önceki yıla göre yüzde 3 oranında arttı. Artışta Türkiye, Afganistan ve Suriyeli sığınmacıların sayısındaki artış etkili oldu. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre 2023 yılı sonu itibarı ile Merkezi Yabancılar Siciline kayıtlı olan sığınmacıların sayısı bir önceki yıla göre 95 bin artarak 3 milyon 170 bine çıktı.

Söz konusu sayı, devletler hukukundan doğan veyahut insani ya da siyasi gerekçelerle Almanya’ya sığınma başvurusunda bulunan tüm sığınmacıları kapsıyor. Bu kişiler üç alt gruba ayrılıyor: Koruma statüsü için başvuruda bulunmuş ancak başvurusu henüz sonuçlanmamış olanlar, koruma statüsü talebi kabul edilmiş, sınırlı ya da sınırsız oturum hakkı kazanmış olanlar ve koruma statüsü talebi reddedilmiş ya da oturum hakkını kaybetmiş ve Almanya’yı terk etmesi gerekenler.

Üç milyon 170 bin sığınmacının 977 binini, Rusya’nın başlattığı savaş sonrası ülkelerini terk ederek Almanya’ya sığınan Ukrayna vatandaşları oluşturuyor. Ukraynalıların sayısının bir önceki yıla göre yüzde 3 oranında düşerken Suriyeli sığınmacıların sayısı yüzde 6 artarak 721 bine, Afganların sayısı ise yüzde 12 artışla 323 bine yükseldi. Türkiye vatandaşlarının sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 51’lik artışla 152 bine çıktı. Iraklıların sayısı ise yüzde 5 oranında azalarak 200 bine düştü.

Koruma talebinde bulunanlardan yaklaşık 2 milyon 530 bin kişiye koruma statüsü verildi. Bu yabancıların çoğunun Ukrayna vatandaşı olduğu kaydedildi. Ancak statülerin çoğunun belirli bir süre için verildiği, sadece 340 bin sığınmacıya süresiz koruma statüsü verildiği öğrenildi.

Almanya’da yılın ilk çeyreğinde sınırdışı edilenlerin sayısı da 2023’ün aynı dönemine göre arttı. İçişleri Bakanlığının Sol Parti’nin soru önergesine verdiği yanıta göre 2024 yılında Mart ayı sonuna kadar ikamet izni verilmemiş 4 bin 791 kişi sınırdışı edildi. Ocak-Mart 2023 döneminde sınırdışı edilenlerin sayısı ise 3 bin 566 olarak kayıtlara geçmişti. İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre 2023 yılında sınır dışı edilenlerin toplam sayısı ise 16 bin 430.

Ocak-Mart 2024 döneminde sınırdışı edilen yabancılar arasında Kuzey Makedonya vatandaşları 483 ile başı çekiyor. İkinci sırada ise 449 kişiyle Türkiye vatandaşları geliyor. Türkiye’yi 416 kişiyle Gürcistan, 345 kişiyle Afganistan ve 312 kişiyle Sırbistan takip ediyor.

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Mehmet Şimşek Yorumu: 1 Yıl Geçti Enflasyon Krizi Sürüyor

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin üzerinden bir yıl geçmesi üzerine hazırladığı haberde, Türkiye’deki enflasyon krizinin devam ettiği yorumunda bulundu.

Haberde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times,  “Türkiye’nin enflasyon krizi ekonomik dönüşün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devam ediyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, “Tüketicilerin fiyatların daha da yüksek olacağına dair beklentileri, merkez bankasının fiyat artışını dizginlemesinde temel zorluk teşkil ediyor” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kent lokantasının yemek yiyen vatandaşların görüşlerine yer verilen haberde 67 yaşındaki emeklinin kent lokantası olmasaydı çok zorlanacağını söylediği belirtildi. Emekli Hüseyin FT’ye “Taze meyve ya da et alamıyorum. Pazara her gittiğimde fiyatlar değişiyor” dedi.

Haberde Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Erdoğan’ın programı yatırımcılardan övgü aldı. Ancak yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve son yıllarda fiyat artışının etkisini azaltan teşvik önlemlerinde azalma ile karşı karşıya olan Türkler için henüz temettü ödemedi.”

FT’ye konuşan Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp “Bu acı bir ilaç. Enflasyonla mücadelenin bedelini en çok emekliler ve düşük gelirliler ödeyecek” dedi.

Türkiye’nin yeni ekonomik programının uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ettiği ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durumun henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmadığı belirtilen haberde şunlar kaydedildi:

“Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’nin yeni programı, geçtiğimiz yıl Türk hisse senetlerine ve lira cinsinden devlet borçlarına yaklaşık 10 milyar dolar akıtan uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediyor. S&P Global Ratings ve Fitch Ratings bu yıl Türkiye’nin notunu yükseltirken, yüksek faizler kredi büyümesini soğutuyor.

Ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durum henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmıyor. İstanbul’un işçi sınıfı semti Fatih’te bir kasap kıymanın kilosunu 640 TL’den satıyor; bu rakam bir yıl önceki fiyatın yaklaşık iki katı. Kasap sahibi Ekrem “Müşterilerimiz yok denecek kadar azaldı. Gelenler yarım kilo ya da 250 gram alıyor, eskiden bir kilo alırlardı, sırf çocuklarına biraz protein yedirmek için” dedi.

Bir araştırma grubu olan Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, işçi sendikalarının geçen ay dört kişilik bir aile için aylık 17 bin 725 TL olarak tahmin ettiği açlık sınırının nisan ayında yaklaşık 17 bin TL olan asgari ücretin üzerine çıkmasıyla Türkiye’nin bir “yoksulluk sarmalı” riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Çalışan yoksullar beslenme, barınma, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor” dedi.”

“Vatandaş şüpheli”

Haberde Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana her yıl enflasyon hedefini tutturamadığı ve bu nedenle tüketicilerin enflasyonun düşeceğine yönelik şüpheleri olduğu belirtildi. Ekonomistler ise bu beklentilerin talebin öne çekilmesine neden olduğunu ve bunun da fiyatların yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor. Ekonomistlere göre bu durum, Merkez Bankası’nın fiyat artışlarını kontrol etme çabalarında önemli bir zorluk oluşturuyor.

Haberde ayrıca Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara’nın da görüşlerine yer verdi. Kara, FT’ye yaptığı açıklamalarda şunları kaydetti:

“Finansal piyasalar enflasyondaki düşüş hikayesini kısmen satın almış görünüyor ancak hane halkı ve küçük işletmelerin beklentileri söz konusu olduğunda durum daha da zorlaşıyor. Enflasyonu istenen patikaya getirmek için büyümenin çok daha fazla yavaşlaması gerekiyor. Asıl soru, yetkililerin bu sert dengelenme sürecinin siyasi sonuçlarına dayanacak kadar sabırlı olup olmayacaklarıdır.”

Paylaşın

Morgan Stanley’den Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 43,4

ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley, 2024 yıl sonu dolar/TL kuru tahminini 36 lira seviyesinde, yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 43,4 olarak belirledi.

Morgan Stanley, Merkez Bankası’nın (TCMB) kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağını, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Morgan Stanley ekonomisti Hande Küçük’ün kaleme aldığı notta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bu hafta gerçekleşecek toplantıda politika faizini değiştirmeyerek yüzde 50’de tutacağı öngörüldü.

BloombergHT’nin aktardığına göre, bankanın para politikasının iç talep ve enflasyona gecikmeli etkilerini izlemeye devam edeceğini belirten uzman, şu anki para politikası duruşuyla, dolarizasyonunun azaldığını, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonunda önemli bir iyileşme yaşandığını belirtti.

Notta “Para Politikası Komitesi’nin dezenflasyon patikasındaki risklere karşı daha fazla faiz artışı için kapıyı açık bırakmasını bekliyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca TCMB’den ek likidite adımları beklediğini belirten Küçük, “Politika faizinin bankalar arası faize ve daha geniş finansal koşullara aktarımını desteklemek için zorunlu karşılık oranlarındaki artış gibi ek likidite önlemlerinin alınmasını bekliyoruz” ifadesini kullandı.

Raporda dolar/TL için yıl sonu beklentisinin 36 olduğu belirtildi. Yüksek ve yapışkan hizmet enflasyonu ve iç talebin dirençli seyretmesi gibi faktörlerle yıllık enflasyon tahmininin de yüzde 43,4 olarak korunduğu belirtildi.

TCMB’nin kasım ayına kadar faizi bu seviyede tutacağı, yıl sonunda ise 2 faiz indirimiyle yüzde 45’e düşürüleceği öngörüldü.

Paylaşın

İsrail’den Türkiye’ye Misilleme: Serbest Ticaret Anlaşması Feshediyor

Ankara’nın gelen tepkiler üzerine ticareti kesme kararının ardından Tel Aviv, Türkiye ile olan serbest ticaret anlaşmasını feshedeceklerini ve Türkiye’den ithal edilen mallara yüzde 100 ek gümrük vergisi uygulayacaklarını duyurdu.

Ticaret Bakanlığı, 2 Mayıs’ta, Gazze’ye kesintisiz insani yardım akışı sağlanana kadar Türkiye-İsrail arasında ihracat ve ithalat işlemlerinin tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulduğunu açıklamıştı.

Bakanlık, yaptığı açıklamada, “Devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur” ifadeleri kullanılmıştı.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Türkiye ile İsrail arasındaki serbest ticaret anlaşmasını feshedeceklerini ve Türkiye’den ithal edilen mallara yüzde 100 ek gümrük vergisi uygulayacaklarını duyurdu. İsrailli Bakan, söz konusu planın, kabinenin onayına sunulacağını ifade etti.

Bezalel Smotrich, konuyla ilgili açıklamasında “Erdoğan’ın İsrail’den ithalatı durdurması bir ekonomik boykot ilanı teşkil ediyor ve Türkiye’nin yükümlülüğü olduğu uluslararası ticaret anlaşmalarının ciddi şekilde ihlali anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in bu uygulamalarının Erdoğan iktidarda kaldığı sürece devam ettirileceğini belirten Bezalel Smotrich, “Türkiye vatandaşları, Erdoğan’ın görev süresi dolduğunda aklı başında ve İsrail düşmanı olmayan bir lider seçerse, Türkiye ile ticaret yolunun yeniden açılması da mümkün olur” ifadelerini kullandı.

İsrail Maliye Bakanı Smotrich’in planı, Türkiye’den İsrail’e ihraç edilen mallara serbest ticaret anlaşması uyarınca uygulanan tüm indirimli gümrük vergilerinin kaldırılmasını öngörüyor. Ayrıca Türkiye’den ithal edilen tüm ürünlere, mevcut gümrük vergisi oranına ilaveten, değerinin yüzde 100’ü oranında ek vergi uygulanacak.

Bezalel Smotrich; İsrail Maliye, Ekonomi ve Dışişleri Bakanlıklarının da ticarette Türkiye’ye olan bağımlılığı azaltmak için ithalat kaynaklarını çeşitlendirilmesi sağlayacak adımlar atacağını söyledi.

Smotrich’in Türkiye’ye yönelik planı, İsrail İmalatçılar Birliği tarafından da “uygun bir yanıt” olarak karşılandı. Jerusalem Post’un haberine göre, Birlik’ten yapılan açıklamada, sanayicilere ithalat alternatifleri için Çin, Doğu Avrupa, Yunanistan, Almanya, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Tayvan’a yönelmeleri çağrısında bulunuldu.

Türkiye Ticaret Bakanlığı bu ay başında İsrail ile her türlü ihracat ve ithalat işleminin durdurulduğunu duyurmuştu.

Ancak İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geri adım attığını ve bu ülkeye yönelik ticaret kısıtlamalarının birçoğunu kaldırdığını öne sürmüştü. Bu iddiaya Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan yalanlama gelmişti.

Reuters haber ajansı tarafından ulaşılan bir belgede ise Ticaret Bakanlığının İsrail’e ihracat yapan Türk şirketlerine ellerindeki siparişleri üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirebilmeleri için üç ay süre tanıdığı görülmüştü.

Paylaşın

EBRD, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 2,7’ye Çekti

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), “Bölgesel Ekonomik Görünümler” raporunda, Türkiye ekonomisi için 2024 yılı büyüme tahminini yüzde 3’ten yüzde 2,7’ye indirdi.

EBRD, 1991 yılında kurulmuş olan uluslararası finans kurumudur. Çok taraflı kalkınma bankası olarak, EBRD yatırımı market ekonomileri inşa etmek için alet olarak kullanır.

Başlangıçta eski Doğu Bloku ülkelerine odaklanırken kalkınma desteği merkez Avrupa’da merkez Asya’ya 30 ülkeye genişlemiştir. Avrupa’ya nazaran, EBRD’ye üye olan ülkeler 5 kıtaya yayılmaktadır ve en büyük pay Birleşik Devletler’e aittir. Merkezi Londra’da olan EBRD’nin mülkiyeti 71 ülke ve iki AB kurumuna aittir.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD),faaliyet gösterdiği ekonomileri kapsayan Bölgesel Ekonomik Görünüm raporunu yayımladı. Buna göre, EBRD geçen yıl eylüldeki bölgesel ekonomik büyüme tahminini yüzde 0,2 aşağı yönlü revize ederek, yüzde 3’e çekti. Geçen yıl EBRD ekonomilerinde büyüme yüzde 2,5 olmuştu.

Dünya’da yer alan habere göre banka, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme öngörüsünü de eylüldeki yüzde 3 seviyesine göre aşağı yönlü revize ederek yüzde 2,7 olarak güncelledi. Büyüme beklentisindeki düşüşte, enflasyonla mücadele kapsamında para ve maliye politikasında sıkılaşmanın devam edeceği beklentisi etkili oldu.

Banka, Türkiye ekonomisinin 2025’te ise yüzde 3 büyüyeceğini öngördü. Rapora göre, Türkiye ekonomi politikası, vergi artışları ve daha güçlü makro ihtiyati politika tedbirleriyle sıkılaşırken, geçen yıl ekonomik büyüme deprem sonrası yeniden yapılandırma çabalarının etkisiyle hizmet sektörü tarafından yönlendirildi.

Haziran 2023’ten bu yana daha ortodoks politikalara geri dönüş, yerli ve uluslararası yatırımcılar arasında güveni artırdı ve Türkiye kısa süre önce bir büyük derecelendirme kuruluşundan 10 yılı aşkın süre sonra ilk ülke not artışını aldı.

Öte yandan, yüksek enflasyon, Avrupa’da daha yavaş büyüme, bölgede jeopolitik gerginliğin artması ve yüksek kısa vadeli dış finansman ihtiyaçları ışığında daha sıkı küresel finansman koşullarına bağlı olarak, riskler sürüyor. EBRD’nin Türkiye’de 2009’dan bu yana 442 projeye ve ticaret finansmanı girişimlerine yaptığı 19,8 milyar avro yatırımın yüzde 93’ü özel sektöre sağlandı.

Paylaşın

2023 Yılında Afetler, Dünya Genelinde 25,4 Milyon Kişiyi Evinden Etti

2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Dünyada afetler, silahlı çatışmalar ve şiddet nedeniyle evinden olan, yaşadığı yeri terk ederek ülkesi içinde başka bir yere taşınmak zorunda kalan insanların sayısı 75 milyon 900 bin kişiyle yeni bir rekora ulaştı. 2023 Aralık ayı itibarıyla evinden olanların sayısı 4 milyon 800 bin kişi arttı.

Cenevre merkezli Ülke İçi Yerinden Edilme İzleme Merkezinin (IDMC) açıkladığı raporda yer alan rakamlara göre, 2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Bu durumda, 2023 Şubat ayında ağır yıkıma yol açan Kahramanmaraş depremleri rol oynadı. Depremden etkilenen Suriye ile birleştirince Kahramanmaraş depremleri toplam 4 milyon 700 bin kişiyi evsiz bıraktı. IDMC raporunda bu rakamın, 2008’den bu yana bir deprem nedeniyle kaydedilen en yüksek rakam olduğuna işaret edildi.

Çatışmalar ve şiddet olayları da başta Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Gazze Şeridi olmak üzere toplam 20,5 milyon kişiyi evinden etti. Çatışmalar ve şiddet nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı 2022’ye göre yüzde 9 oranında arttı.

Raporda Türkiye’ye ayrılan bölümde 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerin yol açtığı yıkıma yer verildi. Depremden sonra kiralardaki artışa işaret edilen raporda evinden olanların önce çadırlara ve aşamalı olarak konteyner kentlere yerleştiği, konteyner kentlerin en az 3 yıl daha kullanımda kalmasının beklendiği aktarıldı.

Yeniden imar çalışmalarının tam hız devam ettiğine işaret edilen raporda, 31 Aralık 2023 itibarıyla yaklaşık 822 bin kişinin ülke içi göçmen konumunda olduğu belirtildi.

Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan – Miçotakis Ortak Basın Açıklamasında ‘Hamas’ Polemiği

Erdoğan ve Miçotakis, ortak basın toplantısında ‘Hamas’ polemiği yaşandı. Miçotakis, “Türkiye’den değişik bir yaklaşımla Hamas’ı terör örgütü olarak gördüklerini ancak Gazze’deki sivillerin korunması gerektiğinde hemfikir olduklarını” ifade etti.

Erdoğan ise, “Öncelikle teşekkür ediyorum. Mutabık kalmadığımız önemli bir konu var. O da ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Tam aksine Hamas ta 1947’den itibaren toprakları işgal edilmiş ve bu topraklarının işgalinden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye çalışma ziyaretinde bulunan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti.

Erdoğan, Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin ana giriş kapısında karşıladı. Türkiye ve Yunanistan bayrakları önünde tokalaşarak basın mensuplarına poz veren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis, daha sonra baş başa ve heyetler arası görüşmelerini gerçekleştirmek üzere Cumhurbaşkanlığı Külliyesine geçti.

Görüşme sonrası Erdoğan, Miçotakis basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Kendisine bir kez daha sizlerin huzurunuzda Ankaramıza hoşgeldiniz diyorum. Aralık ayında Atina’yı ziyaret etmiştim. Diyalog kanallarını açık tutma, ilişkilerimizde yaşanan ivmeyi geliştirme noktasında karşılıklı mutabakatımızı teyit etmiştik.

Dostane ilişkiler ve iyi komşuluk hakkında Atina Bildirgesiyle kayıt altına almıştık. Kendisine ikili münasebetlerimizi ilerletme konusundaki samimiyeti dolayısıyla teşekkür ediyorum. Türkiye-Yunanistan arasındaki işbirliği ruhunun güçlenmesinin hem her iki ülke hem de bölge için hayırlı olacağı inancındayız.

Son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. İkili gündemimizde yer alan konuları etraflıca gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.

Ortak İş Konseyi kurulmasına ilişkin anlaşma çabalarımıza büyük katkı sağlayacaktır. Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz tabii afetler karşısında komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş, birbirinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Afet ve Acil Durum Yönetimi alanında mutabakat zaptı bu konulardaki ahdi zeminimizi sağlamlaştırmıştır.

Sağlık ve tıp bilimleri alanındaki anlaşmayla işbirliğimizi tahkim etmiş olduk. Türk Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları da ele aldık. Atina Bildirgesi’nde çerçevesi çizildiği şekilde sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk iradesine bağlıyız. FETÖ, PKK, DHKP-C gibi terör örgütleri gündemimizdeydi. Yunanistan’la terör örgütleriyle mücadele anlayışımız giderek güçleniyor.

Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün bir kez daha sayın Başbakan ile paylaştım. İlişkilerimizdeki olumlu atmosferin Yunanistan’daki Türk azınlık ve soydaşlarımızın haklarına katkı sağlamasını bekliyoruz. Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözüme kavuşturulması muhimdir.

Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler konusunda fikir teatisinde bulunduk. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadığı gibi destekçilerine dahi meydan okumaktan geri duymuyor. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı acımasız şekilde hedef almaya devam ediyor.

Masum sivillerin katledilmesi karşısında uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Doğudan batıya bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm insanları buradan bir kez daha selamlıyoruz. BM Genel Kurulu’nun Filistin’in tam üyeliği konusunda aldığı karar, Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne haiz Filistin devletinin tesisi olduğunu görülmüştür.

Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya, Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Komşumuz Yunanistan’ın da katliamın durdurulması amacıyla yürütülen çabalara destek olmasını bekliyoruz. Yunanistan’la aramızda çözülemeyecek büyüklükte bir sorun olmadığına dair inancımı paylaşmıştım. Bu bir süreçtir. Daha fazla netice vermesi için titizlikle ilerletilmesi gerekir. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz.

Türkiye herkesin malumu olduğu üzere kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye Camimizi 2020’de aldığımız karar sonrasında titiz restorasyon sonucu yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasında tüm insanlığın istifadesine sunulmasına önem veriyoruz. Kariye Camii de herkesin ziyaretine açıktır. Sayın Başbakan ve kıymetli heyetine ziyaretleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Daha sonra sözü alan Başbakan Miçotakis, şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanı, sevgili Tayyip Bey, hanımefendiler, beyefendiler ben şundan başlamadan edemeyeceğim. Öncelikle olağanüstü misafirperverliğiniz için size ne kadar müteşekkir olduğumuzu dile getirmek istiyorum.

Bu dördüncü ziyaret oldu ve bu ziyaretlerin sayısı da şunu gösteriyor aramızdaki iki komşu olarak anlayış ve ilişki ortamı devamlı daha olumlu şekilde gelişiyor.

Bu pozitif ilişkiler çok olumlu bir günlük yaşamı gerçekleştirmemize yardımcı oluyor. Tabii ki biz Atina’da gerçekleştirilmiş 5. toplantısından ve imzalanan mutabakat zaptı ardından bu olumlu gelişmeleri devam ettirmeye kararlı olduğumuzu gösterdik. Özellikle güven artırıcı önlemler ve başka pozitif işbirliği ajandası bizim yöremizde istikrarı sağlayacak önemli önlemlerdir.

Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Tabii ki bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Mesela ekonomi, yani yatırımlar artmıştır ve ekonomik anlamda işbirliği, ticaret işbirliği hacmi gün be gün gelişmektedir.

Aynı zamanlarda geçen Mart ayında Türk ve Yunan iş adamları çok önemli konsey gerçekleştirmiş bulundu. Bu konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde ortaya koyduğumuz hedefi gerçekleştirmek konusunda kararlı olduğumuzu tekrar edebilirim.

İki halk benim bağlandığım şekilde çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege adasında vize muafiyetinden faydalanarak serbestçe ziyaret edebiliyorlar.

Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hem hızlı hem kısa bir sürede gerçekleştirilebilen süreçtir. Bunun ekonomik alanda da önemi vardır. İki halkın daha az bürokrasi acısından, ıstırabını yaşamadan birbirleriyle bir araya gelmeleri, tanımaları çok büyük önem arz etmekte.

Aynı zamanda düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. Ümitsiz insanların acısını istismarını yapan insan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok kararlı. Çok pozitif katkıda bulundu. Avrupa kararları ışığında da Türkiye’nin Avrupa fonlarından bu konuda faydalanabilmesi için çalışıyoruz.

Azınlıklar meselesinde de dile getirdiğiniz gibi beşeri bir dostluk köprüsü rolünü üstleneceklerini sanıyorum. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da hristiyan ve müslüman nüfus çok ahenkli bir şekilde bir arada yaşamlarını sürdürmektedir.

Daha önce de altını çizdiğim gibi azınlıkların, dini bir azınlık olduğunu Lozan Antlaşması çerçevesinde görebiliriz. Tabii ki burada eşit vatandaşlık ilkesi ışığında bu müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum.”

Müslüman azınlığın biz Yunanistan’ın sosyal ve kültürel hayatına katkısı çok büyüktür. Ne yazık ki Türkiye’de hristiyan azınlığın sayısı ufalmıştır. Burada da dini özgürlük ve hristiyan eserlerinin UNESCO anlaşmalarında ve şartlarında öngörüldüğü gibi koruma altına alınması gerektiğine inanıyoruz.

Açıklıkla ve samimiyetle dile getirdiğim gibi Kariye Camii’nin tekrar bir ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekânın bütün insanlığın bir eseri olduğunu, bütün insanlığa ait olduğuna inanıyorum.

Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’da gerçekleşen gelişmelerin karşısında bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye’de özellikle Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in bir terörde verdiği kurbandan sonra Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ı Türkiye’nin değişik bir yaklaşımla, değişik bir nitelemeyle gördüğünü biliyoruz. Ancak bölgede akan kanın durdurulması konusunda ikimizi de hemfikiriz. Gazze’deki sivil insanların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

Refah’ta bir kara işgalinin ve hücumunun kabul edilmez olacağı konusunda hemfikir kaldık. Uluslararası camianın üyesi olarak bu konularda mutabık kaldık. Çözümü henüz kavuşmamış Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak çok önemli.

BM Genel Sekreteri Yardımcısı’nın söylediği gibi Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görüşmeler sayesinde iki tarafın bu sorunu çözüme bağlayacağını umduğunu söylemişti. Biz de buna katılıyoruz. Yunanistan var olan zorluklara rağmen Türkiye’nin AB ortaklık sürecine destek vermeye devam etmektedir. AB-Türkiye ilişkilerinin yakın gelecekte olumlu şekilde tekrar hayata geçirileceğine inanıyoruz.

Sayın dostum, görüş ayrılıklarına rağmen biz kazan kazan zemininde bir işbirliğine açık olduğumuzu bu aşamada bile ispat etmiş olduğumuzu söyleyebiliriz. Sivil koruma konularında işbirliğimizi daha da geliştireceğimiz konusunda mutabık kaldık. İklim değişikliği, deprem coğrafyaları içinde yer almamız bizi mutlaka afet ve acil durum yönetimi konusunda işbirliğine götürüyor.

Dışişleri bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde çok olumlu adımlar atmış bulunuyoruz bu son yıl içerisinde. Çok hızlı ve istikrarlı adımlardan sonra tekrar hem Washington’da hem New York’ta NATO’da tekrar görüşme fırsatı elde edeceğimize inanıyorum. Çok teşekkür ederim.

“Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyorum”

Tekrar sözü alan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Öncelikle teşekkür ediyorum. Mutabık kalmadığımız önemli bir konu var. O da ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Tam aksine Hamas, 1947’den itibaren toprakları işgal edilmiş ve bu topraklarının işgalinden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Ve bu direniş örgütü ne yazık ki İsrail’in acımasız 45 bini bulan şu andaki insan kaybına karşı oraları koruma mücadelesini veren bir direniş örgütü durumundadır.

Bunu görmemiz lazım ve şu an itibariyle 40 bini aşmış insanını kaybetmiş olan Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu acımasız bir yaklaşım olur. Dolayısıyla ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum; tam aksine Hamas’ı kendi topraklarını, insanını korumanın mücadelesini veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de nitekim BM’de sizler de olumlu oy vermek suretiyle orada bu acımasızlığa katılmadınız, ortak olmadınız, bundan dolayı sizlere ayrıca teşekkür ediyorum. Orada bir terör örgütünü olmadığını sizler de ortaya koydunuz.

Şimdi burada terör örgütü derseniz buna üzülürüz. Asla Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyorum. Adım adım takip ediyorum. Ülkemde şu an 1000’i aşkın Hamas’ın mensupları hastanelerimizde tedavi altında. Böyle işi sürdürüyoruz. Yanlış yaklaşımınıza asla katılamam, bu haksızlık olur. Bunca Hamaslı öldürülüyor, tüm Batı malum bunlara her türlü silah, mühimmatla saldırıyor. Bütün bunlar karşısında 1947’den bugüne kadar topraklarından sürekli tecrit edilen, toprakları işgal edilen İsrail tarafından, sizler buna terör örgütü derseniz üzülürüm.”

Yunanistan Başbakanı Miçotakis şu cevabı verdi: “İsterseniz bu konuda mutabık kalmadığımız için mutabık olalım. Hemen bir ateşkes anlaşmasının imzalanması konusunda mutabık olduğumuzu söyleyebiliriz. Filistinli halk acımasız politikaların kurbanıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağolun” dedi.

Paylaşın

Çiftçinin Borcu 20 Yılda 122 Kat Arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) verilerine göre, 2004 yılında tarım kesiminin bankalara olan borcu 5,3 milyar liradan 651,6 milyar liraya fırladı.

Bu borcun 222,5 milyar lirasını kısa vadeli krediler oluştururken, çiftçilerin bankalara olan borçları bir yılda yüzde 64,7, son 20 yılda ise 122 kat arttı.

Tarımın sürdürülebilir olmaktan çıktığını söyleyen CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakıroğlu, çiftçinin ürettiğinin karşılığını alamadığını belirtti.

Üretmek için borçlanan çiftçilerin tarlaları ipotek altında. Mazot, gübre, ilaç, yem gibi tarımsal girdilerin fiyatları dövizdeki artışa bağlı olarak sürekli yükseliyor. Tarımsal destekler ise girdi maliyetlerindeki artışın gerisinde kalıyor.

Çiftçiler girdi fiyatlarındaki bu artış nedeniyle maliyetleri karşılayamadıkları için borçlanmak zorunda kalıyor. Borcunu ödeyemeyen çiftçilerin toprakları ise el değiştiriyor.

BirGün’den Havva Gümüşkaya‘nın haberine göre; üreticiler, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler gününü borçlu, ipotek altında ve endişeli karşılıyor. Birçok üründe hasat başlamasına rağmen hala daha alım fiyatı açıklanmadı. Buğdayda üretici bölgelerinde sulu alanlarda kilogram maliyeti 11 lirayı aşarken, kıraç alanlarda 10 lira 87 kuruş olarak hesaplandı.

Üretici bu maliyetler karşısında, kilogram fiyatı olarak 15 liranın üzerinde bir alım fiyatı bekliyor. Ancak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın buğday için ton başına 11 lira fiyat belirlemesi ve ek olarak 2 lira prim desteği sağlayarak toplamda 13 lira olarak uygulanacağı iddia ediliyor.

Üretim maliyetlerinin karşılamayan alım fiyatları konuşulurken maliyetlerini karşılamak için tarlasına ipotek koyduran üretici adeta borç kıskancına alındı. Çiftçilerin yüzde 92,5’nin borcu nedeniyle tarlasında, bağında, bahçesinde ipotek bulunuyor.

Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın verilerine göre tapusu üzerine ipotek konulan tarım arazisi sahibi sayısı Ekim 2023’te 2 milyon 230 bin 758 kişi oldu. İpoteklerin yüzde 72,9’unu bankalar tarafından konuldu. Tapusu üzerine bankalar tarafından ipotek konulan tarım arazisi sahibi 1 milyon 626 bin 289 kişi bulunuyor.

2019 yılında 2,9 milyon olan ipotekli tarım alanı parsel sayısı 300 bin artarak 3,2 milyona ulaştı. İpotekli tarım alanı ise 42 milyon 360 bin 880 dekarı buldu. Bu büyüklük toplam karasal alanı 20 milyon 330 bin dekar olan İsrail’in iki katından daha fazla bir alanı ifade ediyor. İpotekli alan sahibi başına düşen tarım arazisi büyüklüğü ise 18,9 dekarı buluyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 2024 Mart ayı verilerine göre, 2004 yılında tarım kesiminin bankalara olan borcu 5,3 milyar liradan 651,6 milyar liraya fırladı. Bu borcun 222,5 milyar TL’sini kısa vadeli krediler oluşturdu. Çiftçilerin bankalara olan borçları bir yılda yüzde 64,7, son 20 yılda ise 122 kat arttı.

“Tarım sürdürülebilir olmaktan çıktı”

CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakıroğlu, yaptığı açıklamada tarımın sürdürülebilir olmaktan çıktığını söyledi.

Bakıroğlu, çiftçinin ürettiğinin karşılığını alamadığını belirterek “Çiftçinin ürettiğinin karşılığını alamadığını, çiftçinin borç batağında olduğunu ve tarım sektörünün borcunun 700 milyar lirayı aştığını sık sık dile getiriyoruz.

Tarımsal faaliyet geliri az, zor ve meşakkatli bir uğraştır. Para kazanamayan çiftçi üretim yapmak için bankalardan ve tarım kredi kooperatiflerinden kredi çekerek tarımsal faaliyetine devam ediyor.

Borçlar yüzünden tarım ve hayvancılık sürdürebilir olmaktan çıkmıştır. Tarım alanları ipotekli hale gelmiştir. Tüm dünya için tarım stratejik öneme sahiptir. Gıda güvencesi ve güvenliği her vatandaşın temel hakkı olarak önümüze çıkmaktadır. Tarımsal ürünlerin yani gıdanın erişilebilir kaliteli ve ucuz olması için temel kural desteklemedir.

Maalesef tarımsal desteklemelerin bütçe içindeki payı her yıl azalmaktadır. Tabi bu kadar borç olunca ipotekli tarım alanları da ciddi rakamlara ulaştı” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 276 Puana Geriledi

Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 276 seviyesine geriledi. Böylelikle Türkiye’nin kredi risk primi Şubat 2020’den bu yana en düşük seviyeye düştü.

Haber Merkezi / Türkiye’nin risk primi geçen sene yaşanan seçim sürecinin ardından düşüş ivmesi yakalamış, seçim öncesinde 700 baz puanı test eden risk primi aralık ayında 300 baz puanın altına kadar gerilemişti.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.

Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.

Artan maliyetler, daha fazla kaynağın borç ödemesine ayrılması ve daha az harcanabilir gelir (yani refah kaybı) anlamına gelir.

Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Ulaşılabilecek en uç nokta, CDS ile sigortalanan temerrüt riskinin gerçekleşmesi durumudur. Dış borcun çevrilemez hale gelmesi ya da “iflas” durumu, başta enerji olmak üzere ithal ettiğimiz pek çok ürünü alamayacak hale gelmemiz, ithal ara malına dayalı üretim yapımızın durması anlamına gelir.

Merkez Bankası Başkanı Karahan’dan dikkat çeken açıklamalar

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ikinci enflasyon raporunun tanıtımı amacıyla Merkez Bankası İdare Merkezi’ndeki bilgilendirme toplantısında konuşma yaptı.

Fatih Karahan, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız” şeklinde konuştu.

Parasal sıkılaştırmanın iç talebe etkilerini çeşitli göstergeler üzerinden yakından takip ettiklerini belirten Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. 2024 yılının ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz” dedi.

Karahan “Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Enflasyonun ana eğilimi gerilemekle birlikte, yılın ilk Enflasyon Raporu’nda öngördükleri patikanın üzerinde seyrettiğini kaydeden Karahan, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu gördüklerini söyledi.

Karahan, “Enflasyon beklentilerinin tahmin aralığına yakınsaması, dezenflasyon açısından kritik önemdedir. Ekonomik birimlerin beklentilerindeki ayrışma ve olası oynaklıklara karşı, parasal aktarımın etkinliğini artırmak amacıyla, makroihtiyati politikaları uygulamaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türkiye, 2024 Demokrasi Algısı Endeksi’nde Son Sıralarda

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı Vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi’nde Türkiye, bu yıl 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. 

Türkiye’yi sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela takip etti.

Demokrasi Algısı Endeksi’nin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Türkiye dâhil 53 ülkedeki demokrasi algısını ölçen Demokrasi Algısı Endeksi’nin bu yılki sonuçları da kamuoyuyla paylaşıldı. DW Türkçe’nin aktardığına göre; Türkiye bu ankette, “demokrasi açığının” en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldı.

Demokrasi açığı, insanların demokrasiye ne kadar önem verdiği ve ülkelerini ne ölçüde demokratik buldukları arasındaki farkı temsil ediyor.

Türkiye’de ankete katılanlara yöneltilen “Sizin için ülkenizin demokratik olması ne kadar önemli?” ve “Sizce ülkeniz ne kadar demokratik?” sorularına alınan yanıtlar arasındaki fark 44 puan oldu.

Türkiye’den daha yüksek puana sadece dört ülke ulaştı. Listenin son dört sırasında 51 puanla Yunanistan, 50’şer puanla Venezuela ve Macaristan, 48 puanla da Ukrayna yer aldı.

Bu farkın en az olduğu ülkelerse 11’er puan ile İsrail ve İsviçre oldu. Bu ülkeleri 12’şer puanla Hindistan, Tayvan, Norveç, Vietnam, Singapur ve Suudi Arabistan izledi.

Ankete katılanların yüzde 40’ı, ülkelerinde “yeterince demokrasi olmadığını”, yüzde 46’sı “gerektiği kadar” demokratik olduğunu, yüzde 13’üyse “fazla” demokratik olduğunu ifade etti.

Türkiye’de ankete katılan her beş kişiden üçü ülkesinde “yeterince demokrasi olmadığını” belirtti. Türkiye bu oranla 53 ülke arasında 47’nci sırada yer aldı. Türkiye’nin altında kalan ülkeler sırasıyla İran, Endonezya, Macaristan, Yunanistan, Peru ve Venezuela oldu.

Listenin ilk dört sırasında ise Uzakdoğu ülkeleri yer aldı. Ülkesinin demokratik olduğunu düşünenlerin başında Güney Koreliler geldi. Güney Kore’yi sırasıyla Çin, Tayvan ve Vietnam takip etti.

Kopenhag merkezli Demokrasiler İttifakı vakfı tarafından her yıl yayımlanan Demokrasi Algısı Endeksi, kamuoyu araştırma kurumu Latana’nın bu sene 20 Şubat-15 Nisan tarihleri arasında 53 ülkeden yaklaşık 63 bin kişiyle gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde hazırlandı.

Demokrasiler İttifakı, 2017 yılında eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından kuruldu.

Paylaşın